30.09.2009

2-0'ın Fotoğrafları

Bizim Suçumuz Ne ?

Öncelikle alkışlarımız Star TV'ye gelsin, Şampiyonlar Ligi'nin resmi yayıncısı olarak 2. haftanın en önemli 2 maçından birini yayınlamayı tercih etmediği için. Bayern Münih-Juventus maçını izleyemeyeceğiz Manchester United ve Beşiktaş maçları olduğu için, bari dün oynanan bu güzel maçı yayınlayın, o da yok. Büyük Kaçış adı altında yayınladıkları Prison Break bir hafta gecikebilirdi değil mi ? Güzelim maçı laptop ekranında p2p tv programlarının başında izlettiniz bize, yazık diyebiliyorum sadece. Geçen sezonki şifreli yayın rezaletinden sonra bu sezon iyice coştular, maçları da yayınlamıyorlar artık. NTV Spor, Serie A'yı alır ama tanıtım yapılırken Fiorentina'nın esamesi okunmaz, lige yeni çıkan takımların bile adı anılır tanıtımlarda ama ligi 2 sezon üst üste 4. bitirip 2 sezon önce de UEFA Kupası'nda yarı final görmüş takımın adı anılmaz. Diğer yanda Şampiyonlar Ligi'nin resmi yayıncısı günün en önemli maçını yayınlamaz, kurban yine Fiorentina olur. Nasıl bir kısmet nasıl bir şans anlamadım gitti ya, iyice gaza gelsem kasıt var diye haykıracağım sağa sola.

Aklıma A.R.O.G. geliyor ister istemez.. Arif 1.000.000 öncesine gönderilip Hacı Bakkal ile konuşmasını tamamladıktan sonra isyan ediyordu ya hani, o sahne işte : İşimizi kuruyoruz uzaylılar kaçırıyor. Aile hayatına geçiyorum başka zaman dilimine gönderiyorlar beni. Hiç bi' fantastik filmde olmayan şeyler benim başımda!

Ekleme, Saat 22.03 : ntvmsnbc.com'daki yayın akışlarına göre bu haftasonu ne NTV de ne de NTV Spor'da İtalya Ligi maç yayını gözükmüyor. Fiorentina ile ne alıp veremediği var NTV'nin ? Çok merak ediyorum, sorunları dertleri nedir bizim takımla ? Roma maçı yayınlanmıyor, Lazio maçı yayınlanmıyor, Fiorentina'nın hangi maçını izleyeceğiz biz ? Şaka mı bu yapılanlar ?Umarım Lazio maçımızın yayınlanmaması diye bir şey söz konusu değildir.

Ha bir de, maç yayını geçe 00.30'da banttan olacaksa hiç yayınlanmasın daha iyi. Maç çoktan bitmiş, Lazio ve Fiorentina'yı tutanlar maç sonucuna ulaşmış, maçın içini dışını çoktan okuyup bitirmiş olacak. Maçı yayınlamanın da anlamı kalmayacak.

29.09.2009

İşte Bu !! : Fiorentina 2-0 Liverpool

Şampiyonlar Ligi'nde günün en önemli maçında Liverpool'u Artemio Franchi'de ağırladık ve Jo-Jo'nun 2 golüyle gruptan çıkma yolunda net bir adım atmış olduk. Lyon'daki haksız yenilginin ardından böyle bir galibiyete ihtiyacımız vardı doğrusu. Şu görüntüde Lyon'u içeride 2 farklı yenersek turu geçermişiz gibi duruyor. Erkenden konuşmamak lazım ama grup o yöne doğru gidiyor. Tabii Liverpool'un da Lyon'dan 3 puan alması lazım içeride. Hatta Fransa'da yenilmezlerse daha iyi olur, gruptan çıkma konusunda daha da kolaylaşır işimiz. Önümüzdeki iki maçta belli olacak bu zaten, Liverpool-Lyon maçları belirleyecek grubun kaderini. Biz de o arada Debrecen'den 6 puanı alırız herhalde, bugünkü skorun ardından ayıp olur puan kaybı yaşarsak.
Gelecekle ilgili teorileri bırakıp günümüze dönelim, maçtan bahsedelim artık. Kadroya geleyim öncelikle, Vargas iyiden iyiye kendine yer edindi sol açıkta ve bundan sonra savunmaya dönüp hücum gücünün kısıtlanması zor gözüküyor. Savunmada Gobbi o bölgede dikiş tutturacakmış gibi duruyor ancak tam anlamıyla güven veremiyor. Gününde bir Pasqual orayı çok rahat domine eder normal şartlarda. Aslında sorun sağ bekte, solda Vargas gibi bir tehdit olunca gerideki isme aşırı yük binmiyor. Comotto ile başladık bugün, yine aksadı tek tük, önceki maçlardaki kadar olmasa da. Sanki ön elemedeki Sporting maçlarından biraz ders almış gibi son zamanlarda. İyi de olmuş haliyle.. Ancak aklı selim herkes bilir ki De Silvestri her zaman Comotto'dan bir adım öndedir forma mücadelesinde. Takıma uyum mu sağlayamadı yoksa bir sorunu mu var bilmiyorum ama De Silvestri bir şekilde oynamalı. Bunun dışında stoperdeki Natali transferi biraz balona doğru ilerliyor, sakat değilse bile giremiyor 18'e, halbuki ümitliydim kendisinden. Dainelli-Gamberini ikilisini kesmek nasip olamadı kimselere. Onu geçtim Natali varken bile yedekte Kroldrup oturabiliyor. Öyle etkisiz bir isim oldu Natali. Bugünkü maçta da standart ikilimiz sahadaydı ve gayet de iyi yok ettiler Torres'i. Gerrard'ı da kısıtlayıp hareket alanını daraltınca rahat bir galibiyet alıverdik "Acaba kazanabilir miyiz ?" diye endişe ederken.
Kadro konusunda söylemek istediklerim bu kadarla kısıtlı sanırım. Orta saha ve forvet konusunda üzerine çok düşünülecek bir şey yok. Jovetic ile birlikte Vargas veya Montolivo formdaysa takım bir şekilde kazanıyor Mutu ve Gilardino'ya golü attırıp. Bugün Mutu vasatı hiç mi hiç aşamadı, Gilardino da cezalı olduğu için yoktu ama Jovetic gününde olup son vuruşlarda başarılı olunca Liverpool'u kolay yendik. İşin güzel yanı ilk yarıda işi erkenden bitirip ikinci yarıda oyunu idare edip kendimizi kasmamış olmamız. Jovetic'in ilk golüne sevinirken, daha onu yeni yeni sindirmişken diğer gol de gelince mutluluk tavan yaptı. İlk gol ofsayt koksa da maçı hak eden taraf olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. O gol gelmese başka bir gol gelirdi, sorun olmazdı pek. Tabii şuna da değinmemiz lazım, maçın ilk 10-15 dakikası çok boş geçti, iki takım birbirini denedi durdu amaçsızca. Daha sonra hareket geldi, yavaş yavaş baskıyı kurup golü de bulduk zaten. İkinci yarıya da skor avantajıyla girdik ve pek baskı kurmayı denemedik. Görüntüde oyunun hakimi Liverpool'du ama ciddi denebilecek atakları olmadı pek, sorun olabilecek bir kaç topu Frey kolay çıkarınca da hiç sorun yaşamadık desek yeridir. 60'tan sonra uyumuşum zaten laptop göbeğimde maçı izlerken, aradaki ufak kaçamaktan sonra baktım ki dakika 78 olmuş. O dakikaların arası öylesine sıkıcıydı yani düşünün. Ben oldukça rahat ve keyifliyim, normalde kazansak bile bir kulp takar olumsuz yön bulurdum ama bugün ciddi anlamda eleştirecek bir şey yoktu. Böyle kendimizden emin ve rahat oynarsak çeyrek final hiç mi hiç uzak değil bizim için.

27.09.2009

İlk Kayıp : Galatasaray 1-1 Eskişehirspor

Maç sonunda kendime tek bir soru sordum : Ayhan ve Elano neden düşünülmedi ? Ayhan'ın orta sahada bir iki adam geçip top eksiltmesine veya son anlardaki en direkt vuruşta Elano'nun topun başında olmasına ihtiyacımız vardı, bunları kulübedekiler de biliyordu muhtemelen ama elleri değişiklik kağıdına gitmedi. Topal ve Sarp ikilisi benim hayalimdeki ikili oldu bu sezon başıyla birlikte ama görünen köy hiç kılavuz istemiyor, bu iki isim olduğu sürece hücum hattını savunmaya bağlamakta zorluk çekiyoruz. Beşiktaş'ı ve Panathinaikos'u 3'er golle yenerken bile bunları yaşadık. Oraya Ayhan veya Arda gibi bir isim lazım. Arda'yı da oraya çekmek pek düşünülmediğine göre Ayhan mecburen oynayacak. Sakatlığı geçti dediler, ben de ikinci yarıda oyuna girer diye bekledim ama boşuna bekledim. Bunun yanında bir ciddi hata da duran top organizasyonlarında yapıldı. 2.05'lik Ivesa'nın koruduğu kaleye hep ön direkten saldırmaya çalıştık, yerden olsa anlarım da uzun ve yüksek paslarla kalecinin ekmeğine yağ sürdük. Arda ve Uğur inatla bunu denediler. Uğur yüksek top atıp kaleciyi de aşmayı ve arka direkteki arkadaşlarını bulmayı denedi ve olmadı. Ivesa'yı aşan top Keita'yı mı bulacaktı ? Arda ise korner ve yanlarda kazanılan serbest vuruşlarla doğan her duran topu inatla ön direğe ortaladı. Ivesa da çıktı rahatça aldı. Bunları teknik kadronun görememesi çok üzücü. Koskoca Galatasaray'ın hiç alternatifi yok mu diyeceğim sezon başından beri türlü türlü organizasyon yapıldı, bu maçta hiç birinin esamesi okunmadı. Hani yerden ortayla gol bulmasak bu inatlı ve ısrarcı tutumu anlarım ama attığımız tek golü de yerden gelen bir kanat ortasıyla bulduk. Buradan yola çıkıp Keita dışında hiç kimse akıl edemedi bunu. Bir de aklıma takılan, teknik ekip niye hafta içi çalışma yaptırmamış bu yönde. Ivesa'nın kalede olacağı da belli bir şey üstelik, bir türlü aklım almıyor duran toplarda skandala varan inatçılığı.

Arda'nın o ortalar dışında bir de ısrarla kaleciden seken top denemeleri vardı ki akıllara zarar. Çok fazla basit şut denedi top kaleciden seker de Nonda/Baros'a pozisyon olur mu diye. Olmadı tabi haliyle.. Kaleciden top sekmesi için çok daha sert vurmak gerekir sonuçta. Arda bugün 90. dakikaya kadar hep çabaladı etti ama yanlış şeylerde ısrar etmesi kendisini kötü oynamaya itti. Keita kötü takımda yine sivrildi yaptığı asistle de Kewell'a neler olduğunu ben pek çözebilmiş değilim. Tam 2-3 maçtır düzeldi keyfini buldu artık yüzü gülüyor derken bugün sahada bir ruh gibiydi. Yine futbol dışı bir sebep yüzünden kafası karışık gibiydi. Gününde bir Kewell'ın gözü kapalı değerlendireceği 3-4 pozisyonu kötü pas tercihleri ve top kontrolleri ile harcadı. Ayrıca Sabri tamam orta yapamıyorsun anladık, deniyorsun ısrar ediyorsun olmuyor, alışkanlık oldu da taç atışlarından ne istiyorsun ? Eliyle bile 1 metre önüne top atamıyor adam, biz çıkmış orta yapmasını bekliyoruz. Biz de de bir problem var bence.. Tekrar ediyorum bakın, iki eliyle 1 metre önüne topu bırakamıyor. Duran toplar Arda, Elano, Kewell ve Keita'nın eline geçince taraftarı kanser etme yolu olarak taç atışlarını hedef aldı. Sağ kanattaki her taçta Sabri koşup geliyor ve pozisyon bile bulduramadan usulca rakibe teslim ediyor topu. Öyle taçtan organizasyon yapıp da rakip için tehlikeli işler yapmaktan bahsetmiyorum bile, Sabri'yle olacak iş değil o. Olsaydı kendisini izleyenlerin ömürlerinden 4-5 yılı çalmazdı zaten.

Sonuç olarak bugün kenar yönetimin ilk kez ciddi boyutlarda hatalar yapıp oyuna neredeyse sıfır etki yaptığı bir maç izledik. Değişikliklerle olsun, ufak taktik oynamalarla olsun bir şekilde maçı çeviriyorduk ama bugün ne maçı koparacak ciddi taktik müdahaleler oldu ne de oyunun şeklini değiştirip hareket getirecek oyuncu değişiklikleri. Yine de telafi edilebilecek bir noktada yaptık bu kaybı. Sezonun ilerleyen bölümlerinde yapsak sonuçları can sıkıcı olurdu ama bugün hataları ve yanlışları sayıp bir daha tekrarlanmayacaklarını umut ederek önümüze bakıyoruz. Graz'a karşı aynı saçmalıkları yapmazsak sorun yok şimdilik. Ayhan da iyileşti, Aydın da rotasyona dahil oldu, Uğur 90 dakika sahada kalıp vasat da oynasa oyundan düşmeyip mücadele ederek takdir topladı... Hepsi birleşince ve bu hatalardan ders çıkarıp tekrarına engel olacak bir teknik kadroya sahip olunca sezonun ilk kötü maçı ve sonucu karamsarlığa sürüklemiyor çoğu kişiyi, sürüklemesin de zaten.

Özet : Livorno 0-1 Fiorentina

26.09.2009

Livorno 0-1 Fiorentina

Bu sezon Fiorentina maçı izlemek kısmet olmadı bir türlü, bugünkü maçı da izleyemedim. Bir yolunu bulmak lazım bir şekilde. Sezon başı Freedocast'ten yayın yapılıyordu, Justin'e alternatif oldu dedik ama bir anda sırra kadem bastı oradaki maç linkleri. Bugün Jovetic takıma bir kez daha 3 puanı kazandıran isim oldu. Geçen sezondan çok daha hayati bir önem taşıyor Jovetic'in takıma olan katkısı. Maçın tek golünü penaltıdan attı 76'da. Bir de 84. dakikada kaptan Dainelli kırmızı kart gördü ikinci sarıyı alıp.

Bunlar da Jovetic'in maç sonu verdiği demeçler :

RAI : "Çok zor bir maçtı, bir çok fırsat bulduk ve maçı da haketmiştik doğrusu. Yönetim sorunu içinse endişe etmiyorum, her şeyin bir çözümü vardır."

SKY : "Daha fazla oynatılmam mı ? Sorun değil, o bölgede önümde Adrian gibi bir lider var. Liverpool'a karşı birlikte oynamayı çok isterim. Bu galibiyeti ise bugün doğum günü olan Andrea Della Valle'ye armağan ediyorum."

Fenerbahce'nin 2. Golu ve Antalyaspor Defansi

Franchi ile nette konusurken bir fikir alayim diyerekten sordum kendisine "Fenerbahce'nin 2. Golu ve Antalyaspor defansi" adli bir kitap cikarsam mi diye ? Ustune de ekledim : Stephen King meslegi birakir "Ben boyle vahset gormedim" diyerekten, kitabim da best seller olur dedim.. Tabii ki yadirgamadi ve bende alirim lan tarzinda bir seyler soyledi..

Mehmet Ozdilek 90. dakikada Dimyat'a pirince gitmeye calisti.. Haliyle elindeki bulguru da, puani da verdi Fenerbahce'ye.. Hayir anlarim butun mac 3 puan icin calisirsin, sayisiz pozisyonlar harcarsin, su futbolumuza 1 puan yakismiyor felsefesiyle gemileri yakip saldirirsin, bir derece anlarim.. Ama mac boyunca silik silik futbol oynadiktan sonra bir de 75-85 arasi yari sahandan bile cikamayip, belki de sene sonunda altin degerine ulasacak 1 puani simariklikla riske atarsan, sifir denen rakam ile odullendirilirsin.. Manisa'nin zaman gecirerek yaptigi hatayi tekrar etmemek istediler belki de ama biraz degil baya bi' abartiya kactilar sanirim.. Sezonun ilk haftalarinda soyledigim derbiye 9'da 9 ile cikma fantezisi gerceklesecek sanirim..

Türkiye Süper Ligi Toplam Gol Rekoru

Dün mail gelmiş Private Sözlük yazarı olan "sen sabittin ben geldim"den. ultras/Movement'ta yayınlanmıştı gerçi yazı ama maille gelen bir istek olunca buradan da yayınlıyorum :

- "şimdi toplam gol sayısının tanımını yapmak lazım. bir sezonda bir takımın rakip ağlara bıraktığı tüm gollerin sayısı desek kimsenin itirazı olmaz herhalde. gol rekorunu da tanımlayalım: tüm sezonlar içinde sezon sonu itibariyle ulaşılmış en yüksek sayı.
...
burada dikkat edeceğimiz nokta yukarıda savunduğum şeyin, yani hem ilk grupta hem de final grubunda atılan gollerin toplamının sezonun tamamında atıldığının resmi olarak da kabul edildiği.
"

Andrea Della Valle'nin Taraftara Mektubu

Başkanın istifasının ardından taraftara yazdığı mektup :

"Sevgili taraftarlar, bugün görevi bırakma kararı aldım. Bir kaç aydır projelerimizi paylaşmak için tutarlı ve profesyonel bir çalışma yürütüyorduk, bu yüzden başkanlığımın uzun yıllar devam etmesini isterdim ama olmadı. Sizlere ve tüm şehre destekleri için teşekkür ederim. Kulübü Florentia Viola adıyla devraldığımızda hava çok farklıydı, Serie C2'de İtalya'nın küçük kasabaların takımlarıyla mücadele ediyorduk. Bir çoklarına göre imkansız gözüken uzun ve zorlu bir işi başarmak için göreve gelmiştik. Ancak bu uzun yolun sonuna geldiğimizde yaptığımız işle övünüyorduk, kararlı, güçlü ve sert bir yönetimle ve taraftarın tutkuyla takımına bağlanmasıyla bu güzel Floransa şehrinin takımını yeniden Avrupa'da uluslararası alanda mücadele eden bir takım haline getirdik. Bu sadece sportif başarıyı getirmedi bizlere, ekonomik anlamda da önemli seviyede geliştik. Şirket, yöneticiler, taraftarlar, şehrin önceki ve şimdiki yönetimi olarak hepimiz birlik olup "Fiorentina Projesi"ni başarıyla bitirebilirdik ve bitirdik. Üzülerek geçmişteki güzel anları hatırlıyorum, gelen teşekkürler, sıcak ve olumlu tepkilerle kulübün başında olmam için her şeyi yaptınız. Eminim ki gelecekte daha da iyi yönetilen, gerektiği yerde kendi finansal kaynağını yaratabilen ve büyük organizasyonlarda kupalar alan bir kulüp olacağız. Bu rüyanın gerçek olması için gereken en önemli şey zaman, bir de finansal kaynaklarımıza yenilerini katacak olmamız. Karşılıklı güven ve bir olursak hepsinin üstesinden geleceğimizi bilmemizin yanında biraz sabır ve azim de gerekiyor, bu konuda bana güvenebilirsiniz. Bunları sağlayabilirsek yeni gelen yöneticiler de bizlerle aynı şeyleri hissedip paylaşır, fikirlerimizi ve projelerimizi sürdürüp amacımıza ulaşmamıza katkı sağlar.

Bu fırsatı elime geçirmişken bugüne dek Fiorentina adına çalışmış herkese teşekkür ediyorum. Yönetim kurulunda birbirine bağlılıkla çalışan, o profesyonel ekibi de sevgiyle kucaklıyorum, onlarla birlikte güzel sonuçlar bizim çok yakınımızda. Sizlere söz vermek isterim ki gerçekten iyi bir Fiorentina isteyen bu insanlardaki mor forma tutkusunda hiç bir değişiklik olmayacak.

Andrea Della Valle"


Genelde aynı şeyleri tekrar edip durmuş, ben olmasam da her şey iyi olacak mesajı vermek istiyor. Bir de bunu üzerinde İtalyanca'dan İngilizce'ye hazır olarak çevirip oradan Türkçe çeviriye uğraşınca arada basit cümleler geliyor, o da işin kusuru olarak kalsın artık ne yapalım.

24.09.2009

Başkan Della Valle İstifa Etti!

Ne yazık ki beklenen oldu ve başkan Andrea Della Valle görevi bıraktı. Sabah toplantıya girdi yönetim kurulu, Türkiye saati ile 13.40 civarında toplantı bitti ve 5-10 dakika içinde istifa duyuruldu. Üstelik Andrea Della Valle Floransa'da bile değildi bu toplantı sırasında, Milano'daydı ve telefondan konfreans görüşme sayesinde toplantıya katıldı. Toplantıdan yeni bir başkan ismi çıkmadı, başkan yardımcısı Mario Cognigni başkanlığa getirildi Andrea Della Valle'nin tüm yetkilerine sahip olarak. Vekaleten mi duracak yoksa yeni bir isim belirlenecek mi o konuda %100 net bir açıklamaya rastlamadım. Sezon ortasında köklü değişiklik yapılmaması adına yeni bir başkan seçilse bile bu sezon sonuna bırakılacak gibi.

Andrea Della Valle'nin kardeşi Diego Della Valle kulübün hisselerini aldığında yeni iflas etmiş bir efsane kulüp olarak alt liglerde sürünmekteydik. Bugün yeniden Şampiyonlar Ligi'nde saygı duyulan bir takım konumuna gelmemizde bu ailenin katkısı her şeyden fazlaydı. Neyse ki bu istifanın ardından büyük bir kaos ortamı oluşmayacak, her şeyin kontrol altında olması sevindirici biraz. Mevcut olan 2 büyük projenin askıda kalmayacağı açıklandı, Floransa Belediye Başkanı Matteo Renzi de bu projeleri destekliyor. Yeni başkanla da uyum içinde olup Fiorentina'ya sınıf atlatacak projeleri tamamlamaya çalışacaklar. Andrea Della Valle de özellikle Fiorentina Köyü projesi için Renzi'ye desteklerinden ötürü teşekkür ediyor.

İlk bilgiler böyle, şimdi gözler Andrea Della Valle'nin detayları belirteceği mektubuna çevrildi. Gözüm haber siteleri ve resmi sitede, yeni bilgiler geldiği anda eklemeler yaparım buraya..

francHits #17

1. Replikas - Zerre
2. Gren - Kul
3. Asfalt Dünya - Sakın
4. Vega - Hafif Müzik
5. Teoman - Mavi Kuş İle Küçük Kız

Türkçe FM 2010

Sinan(extensor) ve Uğur(pc lion) durumdan bahsetmişti, ben de yazayım dedim katkım olur belki diyerekten. Bir kaç kişi bile kazandırsak kardır. %25'e dayanmış durumda verilen sözler. Ben bu satırları yazarken 2433 kişi imzayı atmış, geriye 7567 kişi kalmış durumda. Sağ tarafta menünün tepesine ekliyorum bunu, orada asılı kalsın ki unutulmasın.

Hala imza atmayanlar varsa buraya alalım.

Sinyor @Artemio Franchi

61/62 ve 63/64 sezonlarında Sinyor Can Bartu mor forma ile futbol arenasında boy göstermekteydi. Bu iki sezonun arasında bir Venedik(Venezia) seferi yapıp geliyor. Kendisi Fiorentina'da oynadığı dönemde finalde kaybedilen Kupa Galipleri Kupası'nda görev alarak Avrupa'da kulüp düzeyinde bir kupada ve Kupa Galipleri Kupası'nda final gören ilk Türk oyuncudur. 10 Mayıs 1962'de Artemio Franchi'de oynanan ilk maçta ilk 11'de sahaya çıkmış. O maç 1-1 sonuçlanmış ve o dönemde nasıl bir statü varsa rövanş maçı 5 Eylül 1962'de yapılmış. O maçta Can Bartu sahaya çıkan 11'de değilmiş, çünkü kendisi Venezia'ya gitmişti.

Bu fotoğraf 4-5 gün önce maille gelmişti bana, ekledim-ekliyorum derken bir de baktım ki ben buraya yazarken İyi Orta Gol Olur'dan adaşım Fırat da eklemiş fotoğrafı.

23.09.2009

Lidere Karşı Diriliş : Fiorentina 2-0 Sampdoria

25' Jovetic
66' Gilardino

Lige en hızlı girişi yapan ve 4 hafta sonunda lider olan Sampdoria'yı tahminimce rahat bir oyunla geçtik. Ara sıra yazılarla takip etsem de maç hakkında net fikrim yok. 90. dakikaya kadar izleyecek bir yol aradım ama hep yardımcı programlar üzerinden yayınlar buldum(uustream, tv ants) onlar da göstermedi ne yazık ki. Özetler çıkana kadar bekleyip özetler üzerinden az çok konuşmak lazım.

Ayrıca maçta başkan Andrea Della Valle yokmuş. Tribüne yer almaması pek hoş haber değil ama bekleyelim yine de..

Gilardino'ya 2 Maç

Gün içerisinde ceza belli oldu da evde değildim ben, maçı da internetten takip edeyim derken post gecikti. Lyon maçında Gilardino'nun attığı dirseğe 2 maç ceza geldi UEFA'dan. Neler neler yapılıyor da kart bile verilmiyor, bu harekete anında 2 maç veriliyor. Fransız takımı Lyon'un gruptan çıkma yolundaki en büyük rakibi Fiorentina'ydı. Başkanı Fransız olan UEFA'nın en üst düzey liginde ciddi sayılabilecek bir olayda 3 puanı cebe indiren taraf yine bir Fransız olunca insan düşünüyor ister istemez. İtalyan takımlarının bu sezonki kötü performansı İtalya'yı 4. sıraya itebilir ülke sıralamasında ve ilk darbe Fiorentina'ya vuruldu.

Gilardino önümüzdeki salı günü oynanacak Liverpool maçında ve 20 Ekim günü Macaristan'da oynanacak Debrecen maçında sahada olamayacak. Dönüşü 4 Kasım günü yapacak, Artemio Franchi'deki Debrecen maçı ile.

Hiç Zamanı Değil

Kulüpte karışıklık tavan yapmış durumda. Başkan Andrea Della Valle'nin kulübü bırakacağı konuşuluyor. Della Valle ailesi dipteki takımı bugünlere getirdi ve şimdi daha hedeflere ulaşılamamışken yarı yolda bırakmamalılar ki hisselerini satma niyetinde oldukları kulaktan kulağa yayılıyor bir yandan da. Bu akşam Sampdoria maçından sonra bir şeyler netleşir ve yarın belli olur son durum. Della Valle ailesinin çekilmesi gibi bir olaydan sonra iki olasılık üzerinde duruluyor, başkan yardımcısı Marco Cognigni'nin başkan olarak göreve gelmesi ya da dışarıdan bir ismin başkan olması. Bu dışarıdan geleceği iddia edilen ismin bir gazeteci olduğu söylenmekte ki medya ile ilişkiler ne olur nasıl olur merak etmeye başladım şimdiden. Tabii başkan-yönetim değişikliğinin hiç gerçekleşmemesi en büyük isteğim, en azından sezon sonuna kadar.

22.09.2009

Serbest Düşüş : Lyon 0-1, Roma 1-3

İlk fotoğraf Fransa'daki maçtan, onunla başlayalım. 4 gün arayla iyiye mi gidiyoruz derken bir anda dibe vurduk ve olduğumuz yere saplanıp kalmamızdan korkuyorum. Lyon maçında aslında güzel başlamıştı her şey, bir deplasman takımı olarak ortalamanın üzerinde pozisyon buluyorduk. Gol atıp da şansın yardımıyla 3 puanı kapar mıyız derken kötü bir hakem kararıyla maçın yıldızı forvet oyuncularımızdan biri olabilecekken kalecimiz Frey oldu. Gilardino dirsek attığı gerekçesiyle oyun dışı bırakıldı ve o dakikada takımın ibresi terse döndü. Oynayan ve rahat pozisyona giren takım ağır bir kırmızı kart kararıyla kendi sahasına kapanınca tüm planlar altüst oldu. İkinci devre vasat Mutu'nun yerine Jovetic girecekti ve Gilardino-Jovetic ikilisiyle rakibi vuracaktık ana plana göre. Üstelik o karar önümüzdeki maçı da etkiledi haliyle, Gilardino tribünde olacak. Belki bu maça iyi başlamanın ve güzel oyunun aniden terse dönmesiyle haftasonu oynanan Roma maçında da yokları oynadık.
İlk yarı biterken Roma'da skor 3-0'dı. Bu da demek oluyordu ki formalite icabı bir ikinci yarı oynanacaktı. 4 gün öncenin mimlisi Gilardino eski tabirle "şeref golü" attı ve 3-1 bitirdik o maçı. Roma maçının özetini bile izlemedim henüz, fırsat olamadı, o yüzden pek kesin konuşamıyorum ama bakmak da istemiyorum doğrusu. Çünkü kötü ve vasat oyunla birlikte hatalı goller yendiğini düşünüyorum. Özellikle son sezonda formu Roma taraftarlarınca bile sorgulanan ve çatlak seslerin yükselmesine sebep olan Totti iki gol attı ve Roma'yı galibiyete koşturdu. De Rossi de cilasını attı desek doğru bir deyim kullanmış oluruz.

Yarın bir Sampdoria maçı var, içeride puan vermemeliyiz bu maçta. Yoksa iş daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak. Bu haftaki 4 günde 2 maç içeren seriden 6 puan çıkarmak şart. Yoksa twitter'a düştüğüm nottaki gibi 4. olmamız bile hayal olur bir süre sonra. Şampiyonlar Ligi macerasına hiç gitmiyorum, Fiorentina şimdiki formuyla 4. torba takımından farksız bir performans sergiler.

21.09.2009

Aroma Erkekler 1. Voleybol Ligi : Kasımpaşa 1-3 Galatasaray

1 haftadır evde olmayıp ufak çaplı bir tatilimsi yaptığım için öyle her şeyden haberdar değildim. Hakemi de bilmiyordum maç saatine kadar. Takımlar soyuna odası koridorlarında göründüğünde hakemin İlker Meral olduğunu öğrendim. Görür görmez kafamı yana çevirdim ve babama dedim ki : "Bu akşam sinirlerimiz yıpranır, kafamız balon gibi olur, bol bol da küfür edeceksin şimdiden kendini hazırla."

Merak etti neden böyle konuştuğumu, tanımadığı hakemlerden biriydi İlker Meral ve hakkında duyduğu ilk açıklama böyleydi. Kim olsa şaşırırdı haliyle o da şaşırdı anlam veremeden devam etti izlemeye. 8. dakikada "Sen nerden biliyordun böyle yapacağını?" diye soru sordu. Ben cevap olarak "Daha dur.. Bu hiç bir şey." dedim. Maç sonunda "Sen demiştin, söylemiştin" diye tekrarladı durdu. Bu kadar rahat olurken kendimden de emindim ve maç başlamadan önce bu olacakların farkında olduğum için maç anında babam ve MSN'ime gelen mesajların sahini arkadaşlarım gibi sinirlenmedim haliyle. Demek istediğim bir tezgah olduğu ve oyunlar oynandığı değil. Geçen sezon hakem performanslarıyla az çok ilgilenmiş herkes bilir İlker Meral'in Deniz Çoban ile beraber en yetersiz hakem olduğunu. Deniz Çoban en dipte duran İlker Meral'in açık ara önünde ama onu da belirteyim. İlker Meral gibisi yakın tarihte gelmedi. Kendisi daha önce enteresan gollerin atıldığı ve Galatasaray'ın Bursaspor'u 2-1 yendiği maçı yönetmişti. O maçta kendisinin adının geçmemesinin sebebi Ivankov'un vurduğu topun Aydın'a çarpıp girmesi gibi ilginç bir olayın yaşanmasıydı. Bu kadar yetersiz ve futbol bilgisine uzak hakemler maç yönetiyorsa kısa süreli ve detaylı bir eğitimle herkes Süper Lig hakemi olabilir. Öyle ahım şahım futbol bilmeye gerek yok. Hakem olacak kişi bir futbol adamı olduğunun farkında olmalıdır önce. Öyle haftasonu düdüğümü çalayım hafta içi de normal işimi yapayım denmemesi lazım. Dendiği zaman görüyoruz işte olanları...

Yaptığı hatalara gelince, Ali Güneş'e iki defa çıkmayan kırmızı kartlar kadar ciddi bir hatası daha var ki o da Nonda'ya çıkmayan sarı kart. Golü attıktan sonra formayı çıkartan oyuncuya sarı kartı vermesi gerekirdi ama karambolde onu da es geçti. Ayrıca akıllı ve düzgün bir hakem olsa Keita'nın yediği dirseği de görürdü attığı dirseği de. Keita'nın taç çizgisinden taşıp Sancak'a yaptıkları sarı kartla geçiştirilmez başka hakem tarafından. Sancak da 90 dakikayı tamamlayamaz tabii. Zaten o çıkarmadığı ya da bilgisizlikten/yetersizlikten çıkaramadığı kırmızı kart pozisyonu da ayrı skandal. O pozisyonda sarı kart verilir, verilmez değil. Bu satırları okuyan herkes bilir ki orada sarı kart çıkması için Kewell'ın kendini yere atmış olması gerekir, başka türlü sarı çıkmaz, çıkamaz. Bir hakem Sabri'nin Leo Franco'ya geri pasında düdük elinde yüzü gülerekten seke seke ceylan gibi geliyorsa ve böyle kendinden emin karar verebildiği izlenimini yaratırken tüm Türkiye'nin ağız birliği ettiği, yeryüzündeki her yerde ortak kararın çıkacağı pozisyonlarda aksi yönde karar veriyorsa bir maç yazısı böyle sadece hakemden oluşmayı hakediyor demektir.

20.09.2009

Not Defteri #30

  • Bi' ortalıktan kayboldum anında aksiyon dolmuş ortalık. Blogger bozulur, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde delimsi sonuçlar alınır, Ankaraspor kapının önüne konur... Son 6 günde 2. kez internet yüzü görüyorum. Palamutbükü'ne gitmiştim 13 Eylül günü. Şu an Bodrum'dayım, gündüz 17.30'da Datça Karaköy'den feribota binip Bodrum'a geldim. Yarın(aslında bugün, 20 eylül) Milas'a geçip pazartesi öğleden sonra Marmaris'e dönüşü yapıyorum 8 günlük aradan sonra.
  • Bu sürede kedimi özledim lan, ne yapıyor acaba kaç gündür.. Ben gittim gideli yatağımda uyumuş, dönünce sevinçten deliye dönecek sanırım. Aldığım günden beri ilk kez benden ayrı kaldı çünkü.
  • Bu arada Fiorentina da Şampiyonlar Ligi'nde elemelerden sonra sezonu resmen açtı ama ne açmak... Hakem bir maçın kaderini nasıl etkiler sorusunun cevabı verildi Fransa'da. Kırmızı kartın gelmesi rahat kazanacağımız maçı Frey'in efsanevi performansı ile tarihi farktan kurtularak bitirmemize sebep oldu. Bununla ilgili bir şeyler karalayayım istiyorum. Yazıyı boş vakitte hazırlayabilirsem pazartesi eve dönünce yayınlarım hemen, olmadı evdeyken yazarım. Bunlar hep anlık bir delilikle belli olacak şeyler.
  • Ayrıca Left 4 Dead'e başladık tatil döneminde, multiplayer olarak iyi bir oyun olabilir tamam da single playerdan campaign moduna girip devam edince çok tırt bir oyun bizi bekliyor. Konu yok hikaye yok, önüne gelen zombileri vur öldür. Boomer çıktığı zaman zehrini salarsa o kargaşa anında 50-60 tane zombi gelecek o da kesin. Böyle amaçsızca bir oyun. Tabii tüm bu kötü konuşmalarım single player modu için.
  • Ayrıca son 1 ayda sadece 3 gün bira içmemişim. Ki daha önceki 2 ayda toplasam 10 gün içmemişimdir. 2 bira içince maya yüzünden midesi bozulan adamdım ben. Alkolü seviyorum ama bira mayalı olduğundan dokunuyordu 2 taneden sonra. Bira değil Fayrouz, Ritmix gibi şeyleri bile 2 taneden çok içemiyordum mayalı olduklarından. Son 1 ayda o dediğim 3 gün dışında her gün en az 1 bira içtim. Sanırım mide bu tempoya alıştı artık. Dün 5 tane içtim, bugün de 2 tane Gusta Dark içtim, hiç bir etkisi olmadı. Normalde 2 tane dark biranın benim mideyi kendinden geçirip huzursuzluk yaratması gerekirdi.
  • Gusta Dark demişken, bunu içmeyen büyük hata eder..
Not : Gelen "adsız" yoruma istinaden cevap vereyim. Marmaris'e döndüm sorun yapıyor Blogger. Blogun ana sayfasına giremiyorum sadece kontrol paneline girip yeni yorum varsa görebiliyorum, bu sorunu düzeltme telaşındayım. Neyse konuya geleyim. Öncelikle bu post bir bira reklamı değildir, herhangi bir ücret almışlığım veya bir yerlere çıkar sağlamışlığım yok. Kişisel bir zevktir bu sadece. Dahası, benim Ramazan ayı ile bir problemim yok, son 1 ay diye özellikle vurguluyor olmamın sebebi yaz okulumun 21 Ağustos 2009 günü sona ermiş olması. Yaz okulunda pek alkol almayı istemedim ve okul bitip tatilin başlaması ile birlikte ben de içkimi içmeye başladım. Benim okulumun bittiği gün Ramazan'ın ilk günüyse bunda benim suçum yok. Kaldı ki o ay içerisinde içki içiyorum diye kimseye saygısızlık ettiğim yok. Ben nasıl ki kimseye oruç tutuyor diye laf etmiyorsam bana da içiyorum diye laf edilmemeli. Nereden biliyorsunuz ki insanların Müslüman olup olmadığını ? Ne Efes ile ne de direkt Gusta markası ile bir ilgim alakam yok, reklam yaptı diye neden suçlanıyorum bilmiyorum. Burada Lipton Icetea fotoğrafı altında da yazdım çizdim günde 1.5 litre kesin olarak içiyorum diye. Efes'e reklam diyerekten sallayıp olayı dini konuya bağlayan arkadaş o posta neden reklam diye saldırmadı ? Karşınızdaki müslüman mı değil mi, dinle ilişkisi nedir ne değildir bilmeden böyle çat diye ayar vermeye çalışıp "daha da girmem bu bloga" diye bağırmaya anlam veremiyorum. Bu dinin gereği değil midir karşılıklı hoşgörü ? Ben yakınımda birisi oruç tutuyorsa kendisinden izin alırım içmek için. Rahatsız olan varsa içmem, evime gelirim öyle içerim içeceksem. E ben bunu yapıyorsam aynı saygı ve hoşgörüyü beklerim. Benim tatilimin başlaması ile Ramazan aynı güne denk geliyorsa ve ben tatilim başladığından beri 3 gün içmeyip diğer günlerde en az 1 tane içtiğimi söylüyorsam ve bunu da midemdeki problemle bağlıyorsam din bu yazıya nereden bulaşıyor ? Blogda yazar olan Demir oruç tuttuğu günün gecesinde bir içki muhabbetinde verdiğim tarifi merak edip bir kaç gün içerisinde içebileceğini söylüyor. Orucunu da tutuyor içkisini de içiyor yeri gelince, görüldüğü üzere tamamen kişinin kendisi ile alakalı bir şey bu. Marmaris'te annemin kuzeni olan bir dayım var, 2 kere hacı oldu ama içtiği içkinin haddi hesabı yok. Böyle çeşitli örnekler var önümüzde.. 11 ay içip her şeyi yapıp Ramazan'da dindar ve efendi adam profili çizmektense 12 ay içen ve dinini de Ramazan'ını da kandillerini de yaşayanlara daha fazla saygım vardır. Madem dini konulara girilecek buyrun bu da benim fikrim. İstediğiniz olsun, din ve alkol konuşulsun burada.

Basit ve anlık bir fikirle yazıyorum bu Not Defteri başlıklı yazıları. O an Gusta Dark yerine elimde Coca-Cola da olabilirdi, su da olabilirdi, Nescafe de olabilirdi ve ben de o içtiklerimi yazabilirdim. 15-20 günde bir böyle anlık olarak çıkan ve başka hiç bir amaç gütmeden yazılan yazılardan insanların dini profili ve kişisel zevkleriyle ilgili eleştiri yapılacaksa ve bu eleştiri saygısızlığa varacaksa gelin kapatalım Not Defteri denen seriyi de blogu da. Olur mu ?

18.09.2009

Eurobasket 2009 : Türkiye 74 - 76 Yunanistan

Söylenecek pek bir şey yok aslında... Bir çok defa maçı çevirme şansını yakalamıştık. Oyuncuları tek tek anlatmaya gerek yok. Şu olsaydı, bu olsaydı diye çırpınmamıza gerek yok, Tanjevic'e bile söylenmemize gerek yok... Şans bile bizim yanımızdaydı fakat saçma sapan hücumlarla maçı verdik. Son çeyrek ve uzatmalarda turnuvanın en kötü oyununu oynadık. Maçın o kadar çok kırılma noktası vardı ki, yaz yaz bitmez..

Yazıyı biraz geç yazdım, bu arada Fransa maçını da kaybetmişiz (80-68). Ben izleyemedim. Zaten Dünya Şampiyonasına katılmak için Fransa'nın maça daha çok asılacağı belliydi. İstemdiğimizde neler yapabileceğimizi gösterdik. Final oynarız derken 7. lik maçına çıkmak çok acı. Bu moralle o maçtan da bir beklentim yok. 5'te 5 yaptıktan sonra son 3 maçımızı kaybettik.

Sağlık olsun diyelim artık.

17.09.2009

3'ten Devam | Pana 1-3 Gala


Macta 4 gol olmasina ragmen, macin skoru 3-5 4-4 gibi ucuk bi skorla bitebilirdi desem sanirim abartmis olmam.. Atina gibi bir deplasmanda pek tahmin edilemeyen bir skorla donuyor Galatasaray.. Haydi Basliyoruz postunda yazdigim gibi Besiktas ve Pana maclariyla bu sene ki en ciddi 2 sinavina cikiyordu Galatasaray.. Iki maci 6 gol atip 1 gol yiyerek tamamladi.. bi kere burda ki basariyi ayiralim once.. saniyorum Rijkaard'da ard arda gelen guzel skorlarla beraber iyice zevk almaya basladi bu isten zira karsisinda tum verdiklerini alan bir takim goruyor..

Maca gelince erken gelen gol maci acti bir defa.. Henk Ten Cate mac oncesi ne dusunuyor ise hepsini sil bastan yapmak zorunda kaldi.. Ilk golde Baros'un topu cok guzel donerek onune almasi ve golu hazirlamasi cok onemliydi.. Yerden gelen ortaya defansin hatasini Elano'nuN dogru yerde bulunmasi ve gol sansina veriyorum.. 3. goldede bu faktor one cikti cunku.. Golden sonra Galatasaray 10-15 dakika pana yari sahasinda pek etkili olamasada, Panathinaikos'unda oyle %100 luk bir gol firsatina girmesine izin verilmedi.. Emre Gungor'un erkenden oyuna cikmasi erken bir degisiklik ve 4 stoperin 3unun sakatlanmasi anlamina geliyordu.. Burada Emre Asik'a deginmek lazim cok temiz bir mac cikardi yine.. Sali Emre Tilev laf olsun diye Ibrahim Uzulmez'in onunce ceketimi iliklerim dedi, ben de Emre Asigin onunde iliklerim.. helal olsun tekrar buradan..

Ikinci yariya ilk yaridan farkli olarak orta sahada daha ayaga ve hizli pas yaparak basladik.. Olmasi gereken de buydu zaten oyun bizim istedigimiz skorda ve oyun yapisinda devam ediyordu.. Zaten Galatasaray fazla bekletmeden sahane bir ara pasiyla 2. golu buldu.. Baros'ta milli takimlar dahil son 3 macta 7. golunu atmis oldu.. Kariyeri acisindan son 2 senesi cok parlak geciyor..

2. Golden sonra risk alan Pana mactaki en net pozisyonunu Leto ile buldu.. Leto saga sola artislik yaparken topu alti pastan tikleyemedi kaleye.. Sonrasinda birde direkten donen topu var Pana'nin.. Ardindan Elanonun gol sansiyla buldugumuz frikik goluyle pana'yi nakavt ettik.. Pana taraftari 2 taraftarin olumundenmidir nedir bilinmez pek bi atesli degildi bu macta.. Hep destek tam destek imaji cizdiler.. Kaleciyle ne sorunlari var bilmiyorum ama macin sonuna kadar unutmadan yuhaladilar kalecilerini.. Macin basindan beri defansin arkasina atilan ara toplarla gol arayan pana sonunda tutturdu ve golunu atti.. Daha sonra bir 2. gol ile sahlanma kivilcimi arasalarda izin vermedi buna Galatasaray..

5 Hakemi de ilk defa izleme sansi bulduk.. Hayet yerinde bir karar gibi gozukuyor simdi.. Ceza sahasinda kendini atmak caydirici olacaktir en azindan.. Cizgiyi gecen toplar, hatali kornerler de boylece tartisma konusu olmaktan cikar bir nebze olsun..

Not : 2. Resimde bayragi yirtiyorlarmi, aciyorlarmi anlamadim bir turlu..

15.09.2009

Ne Alaka Hurriyet ?


Ankaraspor az once aciklanan karar gore kume dusuruldu.. Buyuk ihtimalle Turkcell Super Lig yoluna 17 takimla devam edecek.. Tabii bunun itirazi, proseduru bir cok sey var ama Hurriyet'in bu konuya bakis acisi cok ilginc.. ''Lig 17 Takima Dustu Yeni Lider Fener'' diyerek ne Ankarasporla, ne Ankaragucuyle ilgisi olan bir baslikla haberi duyurma geregi goruyor.. Ilginc.. Ligin daha 5. haftasi, nasil basardilar biliyorum ama yeni lider Fenerbahce olsa ne olacak, Galatasaray lider olsa ne olacak.. Genclerbirligi lider olsa ne olacak bi durun yahu.. sakin..

Ankaraspor konusuna gelince bir suru bilinmezlik var su an ortada.. Bana gore Ankaraspor'un gecmis maclari dahil tum maclari 0-3 olarak sayilabilir.. Allah'tan Galatasaray galip ayrilmis diyorum ankara deplasmanindan.. Simdi ortalik karismisti..

Eurobasket 2009 : Türkiye 69-64 Sırbistan


Mükemmele yakın bir basketbol oynadığımız bir maç oldu. Daha önce de belirttiğim gibi şutlar girer/girmez önemli değil, biz basketbolun doğrularını yaptıkça maçlarımızı kazanıp hedefe ulaşacağız. Şu maçta farkın oluşmamasının sadece 2 sebebi var.

1- Ömer Aşık'ın düşük serbest atış yüzdesi :
Serbest atışlardaki yüzdemizin 18/31 ile %58'de kalması. Bunun en büyük nedeni 1/10 ile %10 atan Ömer Aşık. Zaten Ömer'i çıkardığımızda %81 gibi bir yüzdemiz oluyor.

2- Hidayet Türkoğlu'nun sakatlığı:
Direkt olarak Hidayet'i sebep olarak göstermek biraz haksızlık olur. Çok güzel maçlar çıkardı, fakat bu maçta sakatlığı yüzünden vasatın çok altında kaldı. 1/16 saha içi isabetiyle bizleri üzdü.

Bu 2 sebep oyunun kopmamasına neden oldu. Eğer bu maçta da serbest atışları ortalama bir şekilde atsak ve Hidayet vasat oyununu oynasa Sırbistan'ı da bir 20'lik yapabilirdik.

Uzatmada sayı yemediğimizi uzatmaların yarısında farkettim ben. Sadece hücuma odaklanmıştım, yorgunluk belirtileri vardı, eller kalkmıyor, ayaklar gitmiyordu.. Fakat aynı sertlikteki maçı Sırplarda oynamıştı, onlarında elleri kalkmıyor, ayakları gitmiyordu.

Biz basketbolun doğrularını yapınca, basketbol tanrısı da bizim tarafımızda oluyor ve maçlarımızı kazanıyoruz. Her ne kadar uzatmalara gitse de İspanya maçına göre rakipten daha üstün oynadığımız bir maçtı. Ersan İlyasova 22 sayı, 11 ribaund, 2 blok ile maçın yıldızı oldu. Sırbistan'da ise Milos Teodosic 16 sayı, 8 asist, 6 ribaund ile milli takımımıza direnmeye çalıştı.

Murat Murathanoğlu ve İhsan Bayülken bu seferde İtalyan hakeme taktılar. Ben başka maçı mı izledim bilmiyorum ama hakemlerin bahsettikleri kadar yıkıcı/yıpratıcı kararları olmadı. Hakemleri linç etme huyundan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. Sert oyunumuza izin veren hakem trioları sayesinde bu yerlerdeyiz. Hakemler bizi kolluyor demiyorum, sert basketbola izin veriliyor bu turnuvada ve hakemler de bunu layıkıyla uyguluyor. Sadece bizim maçlar değil, izleyebildiğim diğer maçlarda da bunu görüyorum ve önümüzdeki maçlarda abartı bir hata olmazsa dünya tarihinin "en temiz yönetilmiş" turnuvası olur.

Daha önce Polonya maçından sonra bahsettiğim gibi, biz basketbolun doğrularını bu şekilde üst üste yaptıkça bizim karşımızda durabilecek takım yok. Son yılların favori takımlarından İspanya ve genç oyuncularıyla göz dolduran, en köklü basketbol ekollerinden birine sahip olan Sırbistan da bize üstünlük sağlayamadı.

Biraz Galatasaray'a benzetiyorum 12 Dev Adam'ı;

* İlk grupta karşılaştıkları rakiplerine karşı 3'te 3 yapınca o takımları hiçe saymışlardı ve Türkiye henüz güçlü bir takımla karşılaşmadı diyerek bu başarı küçük gösterilmeye çalışılmıştı. 12 Dev Adam basketbolun doğrularını zaten yapıyordu, İspanya ve Sırbistan maçlarında da yapmaya devam edince galibiyet kaçınılmaz oldu. Tıpkı Galatasaray-Beşiktaş maçında olduğu gibi...

* Kenardan topu oyuna sokmalarımız harika ( Futbol için duran top diyebiliriz ). Mesela maçın normal süresinin sonunda Kerem topu oyuna sokarken topu rahat verememsi için karşısında rakibin uzun oyuncusu vardı ki bu normal bir şeydir. Kalan süre çok kısa olmasına rağmen Kerem topu oyuna sokup hemen driplinge başlamış ve oyun aynen tahtada çizildiği gibi kurgulanmıştı. Kerem'in topu oyuna sokarken karşısındaki uzunun ona yetişmesinin zaten imkanı yoktu. Kerem çok rahat atabileceği şutu atamadı ama önemli değildi. Doğru oyun çizilmiş, layıkıyla gerçekleştirilmişti. Uzatmalara kaldı, yorgunluk dışında bir zararı olmadı, tam aksine o yorgunluğu bile yok sayabiliriz, uzatmalarda sayı yemedik. Bu büyük bir motivasyon, gövde gösterisi ve başarıdır.

Her ne kadar zorlanmış gibi görünse de, ben bugünkü Sırbistan maçını inanılmaz rahat izledim. Hele ki Cumartesi günkü İspanya maçından sonra heyecan oranımda o maça göre sönük kaldı. Şimdi grup statüsünün son maçını çarşamba günü Slovenya ile oynayacağız. Bütün maçlar bitmiş olacak. Bir nevi rakip seçeceğiz. Slovenya bizi yenerse lider olacak, fakat yenemezse İspanya'nın olası bir galibiyetinde 3. sıraya düşebilir. O yüzden onlar için önemli, bizim içinse prestij.

Yunanistan ile final diyorduk, bu gidişle daha erken karşılaşacağız. Ben final yolunda karşımızda pek engel görmüyorum, Fransa'nın ise finale kadar çıkabileceğini düşünmüyorum. Finale çıkarsak karşımıza bizim grubumuzdan birisinin gelmesi daha büyük olasılık.

Diğer taraftan da grup maçlarında 6 galibiyet, burada şimdi 5 galibiyet ile üst üste 11 galibiyete ulaştık. Altın madalya için 4 galibiyetlik bir seri kaldı. Başaramamız için hiç bir sebep yok. Tek sıkıntımız sakatlık belası olabilir, başka da bir şey olmaz.

Bu maçla ilgili çok güzel bir fotoğraf albümü hazırlamış FIBA, azmimizi, hırsımızı, motivasyonumuzu ve sevincimizi çok güzel yakalamış:
Türkiye - Sırbistan Fotoğraf Albümü

13.09.2009

Fiorentina 1-0 Cagliari

Marmaris'te değilim, o yüzden maçı izleyemedim, üç beş günlük bir Datça macerasına atılmış bulunmaktayım. Özetlerle yetiniyoruz yine. Şampiyonlar Ligi maçı öncesi bu tip sıkıntılı maçların olması normal, hafta içi kazanalım da...

5'te 5 : Galatasaray 3-0 Beşiktaş

Öncelikle bir özür borcum var sanırım, yazının saati konusunda. Sebebi yorum bölümünde yazıyor, tekrar özür dilerim söz verip 2 saat gecikmeli olarak başladığım için.

Maça başlarken en başta bir "eyvah" lafı yükseldi benden. Sebebi ise Ankaraspor maçındaki orta ikiliydi, yani Sarp-Topal ikilisi. Ankara'da o iki isim uyum sağlayamamanın sıkıntısını çekmişlerdi, bugün de olduğu gibi. Mehmet Topal-Mustafa Sarp ikilisi uyumlu olduklarında Sarp'ın bu inanılmaz yükselişi ve form grafiği ile Mehmet Topal'ın bildiğimiz mevcut formu birleşse geçilmez bir ikili oluşacak. Ancak oluşamadı iki maçtır. Zaten Ayhan dönünce iki isim rotasyona uğrayacak. Açık konuşayım ben Sarp'tan yanayım Topal gibi bir yıldıza rağmen. Topal'ın toparlanması biraz daha zaman alacak ve bu da en azından Ocak ayına kadar Sarp'ın şansını daha da arttırıyor. Geneli bırakıp maça dönelim tekrardan. Blogun devamlı takipçileri Ayhan'ı pek beğenmediğimi biliyordur ancak itiraf edeyim ki kendisini aradı gözlerim bugün. Geçen sezonlarda oynamasa da bir şekilde boşluğu kapatılan Ayhan bu sezon sistemin kilit noktası oldu çıktı. Yerine elbet biri monte edilir, hatta çok güzel bir yorum da gelmiş yazıyı yazmadan önce. Aşağıda o yorumu okuyabilirsiniz, ben de benzer bir dilekte bulunmak istiyordum yazıda, güzel çakıştı ikisi. Keşke Ayhan'ın görevini bunun gayet üstesinden gelebilecek olan Arda'ya verebilsek. Hem Ayhan'ı da rotasyona sokmuş oluruz ve sezon içerisinde yük binmemiş olur. İleride bir isim olmayınca Arda yerine geçer ve Ayhan da olması gereken yerde oynar misal. Gerçi burada oturduğumuz yerde bize konuşmak kolay geliyor ama çeşitli senaryolar üretip Arda'yı şekilden şekle sokuyoruz. Biraz haksızlık ediyormuşuz gibi geliyor bana. Ancak bugünkü maçta Arda yerine Topal kenara çekilip bu denenebilirdi. Yine de kulübedeki 4 önemli ismin kararlarına saygı duymak gerekir, işler çok kötü gitmesine rağmen oyun planından taviz vermediler ve şablonun dışına çok çıkmadılar. Sadece Keita yerine biraz daha geride ve defansif olan Barış'ı aldık ki o da İsmail Köybaşı tehlikesi için gerken bir çözümdü. Barış hücumda biraz yetersiz kaldı ama o bölgede 1 aydır Keita'ya alışan gözler haliye yadırgıyor bir başka ismi. Sadece formda bir Aydın kabul edilebiliyor Keita'nın yerine.
Aslında ilk hücumlardan birinde golü bulunca takımın taktik açıdan oyunu rakibe oynatıp kontrolü öyle sağladığını düşünmüştüm. Ancak golden sonra Beşiktaş'ın ani baskısı ve 15. dakikadan sonra sönüp gidip zaman kaybına dönüşen maç bir şeylerin yolunda gitmediğinin işaretiydi. İkinci yarıda 65'e kadar süren o karanlık dönemin habercisiydi o yarım saatlik boş bölüm. 2. golden önce 1-1 olur diye iyice korkmaya başlamıştım. Çünkü olası bir eşitlik durumunda takım oyundan düşebilirdi. Neyse ki düzeldik. Takım bilerek mi böyle baskı yemeye izin verdi yoksa gerçekten mi kötüydük yazıp bırakmıştım yazıyı geç yazacağımı söylemeden önce. Cevaba gelelim, ikinci yarının ilk bölümündeki oyunu şöyle sakin kafayla düşününce sorunun ilk kısmını doğru cevap olarak işaretlemek ciddi bir dayak sebebi olur. O yüzden öyle ilginç olasılıkları düşünmüyoruz. Mustafa Denizli ilk yarıda hatalı oyunundan dönüp Ernst-Fink ikilisini yakalayınca baskıyı kurdu uyumsuz Topal-Sarp karşısında. Zaten bizim taktik olarak oyunu rakibe bırakmadığımızın kocaman bir belgesi de daha 58. dakikada Arda'nın kenara gelmesiydi, yerine giren isim Elano olsa bile... Taktik olarak bunu yapan takım Arda'nın etinden sütünden faydalanmak ister ve oyunda tutardı. Barış'ın da hücum değil savunma gücü için oyuna alındığından bahsetmiştik, hal böyle olunca da iyiden iyiye kontrolü sağlayıp oyunu soğutmaya çabaladık. Neyse ki Barış daha oyuna girmeden önce Rüştü'nün kornerdeki arka direği boş bırakma hatasından sonra bir hata daha geldi de 2. golle birlikte kendimize geldik. Aslında kendimize geldik demek de ne kadar doğru olur bilemem. Beşiktaş oyunu o noktada bırakıp biraz umutsuzluğa kapılınca biz de rahatladık. Maçta %100 kendi imalatımız olan tek golü de atıp keyfimize baktık. Bu kadar kötü, silik, başarısız oynayıp da 3-0 gibi farklı bir skorla derbi kazanmışlığımızı hatırlamıyorum yakın tarihte. Bu şartlar altında biraz da rakibin kendi hatalarıyla farklı bir derbi galibiyeti alıyorsak bazı kritik eşikleri çoktan aşıp önemli noktalara gelmiş olmalıyız.
Bana sezon başı 5 maçta kaç puan alırsınız diye sorsalar 10 yeterli derdim iyimser bir tahmin olarak hem de. Kim nasıl bir süreç bekliyordu bilmiyorum ama ben şimdikinden çok daha sancılı bir süreçten geçip bu ritmi en iyi ihtimalle Kasım ayı sonunda buluruz diye düşünüyordum. Tobol maçından bile kötü oynayıp Beşiktaş3-0 yenebiliyorsak ligde bir şeyler çoktan rayına oturmuş demektir. Sıra Avrupa Ligi'ndeki kurbanlara gelsin. 6 maçta 13 puan gibi bir his var içimde. Bir yenilgi bir beraberlik alıp gerisini kazanırız gibi geliyor. Yalnız maç yazısı diye başlayıp Avrupa Ligi tahminine kadar getirdim işi. Cihan Ceylan'ın Yine O Adam'ına benzedim bir anda..

Bir de son olarak, Beşiktaş taraftarının Ali Sami Yen'e ettiği küfür futbol tarihmizin utanç anlarından biri olarak kayıtlara geçmelidir. Rakibe küfür edilir, bu engellenecek bir şey değil ama bu kadar da ileri gidilmez. İnönü'ye deplasmana gelen birileri Süleyman Seba'ya kötü söz söylese hoş olur mu ? Galatasaray taraftarı da tribünde küfür etti diyeceklerdir de İnleyen Nağmeler gibi tezahüratlar işin rengidir, karşı taraftan da benzeri geldi mi eğlence denir geçilir, en azından ben öyle derim hiç kimse demese bile. Ancak olacak şey var olmayacak şey var. Ali Sami Yen gibi saygı duyulması gereken bir değere bu küfürler edilmemeliydi. Büyük bir ayıp oldu.

12.09.2009

Eurobasket 2009 : Türkiye 63-60 İspanya

Turnuvayı yazmakta olan os İstanbul'da derbi peşinde koşturduğu için iş başa düştü. Basketbolu ne kadar sevsem de futbol gibi oturup uzun ve detaylı yazamıyorum ne yazık ki.

Bugünkü maçtan sonra ben basit bir taraftar olarak iyice gaza gelmiş durumdayım. 3'te 3'e alışamamışken üzerine bir de Dünya Şampiyonu ve Olimpiyat 2.'si olmuş takımı yeniyoruz. Avrupa 2.'liğini saymadım bile. Gruptan çıkmayı ilk maçta garantiledik, şimdi farklı bir galibiyet bizi lider yapacak. Yunanistan da kendi grubunu lider bitirirse rüya gibi bir Türkiye-Yunanistan finali oynayacağız.. 2010 öncesi böyle bir Avrupa Şampiyonluğu'nun hayalini kurmak bile güzel..

Kesin Bi' Pislik Var

Mutu aldığı ceza konusunda elinin yettiği her yere uzanıyor. 17 yerine 16.9 ödese bile kar edecek, haliyle kimi bulsa görüşüp konuşup fikir alıyor. İyi güzel de kendisiyle çalışan isim Becali olunca ben işkillenmeye başladım. Mutu, avukatı ve menajeri(Becali) bizim başkanla(Andrea Della Valle) bir araya gelip görüşme yapacaklarmış. Başkan geliyor, sinsi Mutu geliyor, üstüne bir de Becali geliyor. Bu işin içinde bir iş var. Korkum şudur ki Becali bize bir şeyler kitleyecek bu Chelsea-Mutu olayında. Bizi çok işin içine katmaya başladılar çünkü. Olayla ilgimiz varmış gibi sürekli adımız geçiyor. Mutu-Chelsea halletsin, Fiorentina'ya ne oluyor. Böyle gergin gergin, sinirli postlar girdiriyorlar bana sabah sabah.

Ben reçeteyi de yazdım, hem Mutu'dan kurtuluş için hem de ceza konusu için. Satalım Arap yarımadasında bir kulübe yüklü bir bonservisle. En kötü ihtimal 10 Milyon € verirler Mutu için. Gelen bonservisi de Mutu'ya verelim hiç dokunmadan, gitsin cezasını ödesin onunla.

Bu iş iyice can sıkmaya başladı artık. Sonuçlansa da alakamız olmadığı halde biz de rahatlasak çok iyi olacak.

11.09.2009

Haydi Basliyoruz !

Kotu takimlarla yapilan on elemeler.. Farkli sonuclar.. Guzel goller.. Guzel futbol.. İnce paslar.. Gulumseten mac sonlari.. Hepsi su ana kadar Galatasaray taraftari icin ruya gibi olsada seviyemizdeki takimlar ile henuz mac yapmamis olmamiz bu iyi tabloya ragmen bir soru isareti olarak kafalarda yer etmisti takima ne kadar guvenirsek guvenelim..

Resmi olarak sezonu erken actiktan sonra Rijkaard ile vura kira ilerleyen Galatasaray sonunda Besiktas ve PAO maclariyla beraber kendini sinama sansi bulacak diyebiliriz..

Gecen sezonun sampiyonu besiktas ile derbi maci ve gecirilebilecek zor deplasmanlardan biri ve ayricada bir avrupa maci olan panathinaikos maci.. Bu iki macin oynanacak futbolundan cok skoru ile ilgilenecektir basin.. Yani Galatasaray cok iyi oynayarak iki mactan 1 puan cikarsa bile idam edilecektir.. Zaten bahane araniyor heycanli heycanli..

Yarin ki maca gelirsek galatasaray cephesinde ciddi bir bicimde yorgunluk; Besiktas'ta ise formsuzluk goze carpiyor.. Ozellikle bu yorugunluk geyigi macin sonlarina dogru bas agritabilir, zaten macin basinda taraftar, atmosfer derken tempoyu vericektir Galatasaray.. Mustafa Denizli ise bana gore ikinci yarinin ortalarina kadar mumkun oldugunca oyunu tutup Galatasaray'i son 15-20 dakikada vurmak isteyecektir.. Zaten macin basinda Galatasaray'in ustune gelmesi, kendisini istifaya kadar goturen bir sonucun cikmasina sebep olabilir..

Rijkaard'in cozmesi gereken tek sey rotasyonu dogru zamanlarda yapmak olacaktir bana gore.. Yanlis zamanda yanlis oyuncunun girmesi veya oyun planindaki herhangi bir siradisilik maci zora sokabilir Galatasaray adina.. Galatasaray kazanirsa ruzgari iyice arkasina alacaktir ayni zamanda besiktasinda 9 puan onune gecmek oluyor.. Besiktas bu maci alirsa ozguven ve moral patlamasi yasayacaklardir, lige tekrar tutunmalari acisindan son derece kritik bir maca cikiyorlar.. Yarin 9'da Artemio Franchi ekibi olarak ben Eski Acik'ta(franchi'nin tesbitiyle stadin en yeni ve ustu kapali tribunu ama eski acik iste..) os Yeni Acik'ta.. Caner de Eurosport'ta yayinda olabilir, olmazsa da umarım O da tribundeki yerini alir.. Franchi ise macin oncesi ve sonrasini aktarmak icin Marmaris'te ekran basinda olacak..

Menajerlik Oyunlarının Başına Gelen En Kötü Şey

CM2010 isimli saçmalıktan bahsediyorum başlıkta. Bir alttaki postta ve daha öncesinde os bahsetmişti oyundan. Ben yine umutsuzdum ama O resmen umut aşıladı oyun hakkında. FM çıkana kadar bizi idare etse yeter diyorduk ama onu bile yapamadı. 2.5+1 € verip toplam 3.5 € ödedim oyuna ve sabah indirdim. Kendisini silmemeye 15 dakika dayanabildim, 15. dakikanın sonunda sildim bitti gitti. Daha da uğraşmam sanırım kendisiyle. FM2010 çıkana kadar bizi yine FM2009 idare edecek, 1.5 ay boyunca İtalya'da oynanabilen en alt ligden bir takımı alıp onunla dindiririm FM2010 tutkumu.
Para ödeyip alacak olanlara tavsiyem hiç bulaşmamaları.. 25 TL'yi bunun orjinal kutusuna vereceğinize 1.5 ayda 50 TL daha biriktirip fotoğrafraki bebeği bekleyin daha iyi..

CM 2010 Çıktı !

Evet, oyunumuz yaklaşık 2 saat gecikmeyle çıktı. İlk önce Türkiye saatiyle 4'te çıkacağı belirtilmişti. Fakat o saatlerde ses soluk çıkmayınca oyuna para verenler çılgına döndü. Tıpkı franchi gibi. 956 MB olan bu oyun inmeye başladı.

Dosyanın boyutu kafalarımızda soru işareti bıraksa da, peşin hükümlü olmayıp bekleme kararındayız.

Tahmin ediyorum franchi en kısa zamanda oyun ile ilgili izlenimlerini size aktarıcak. Benim şehir dışında olmam sebebiyle oyunu didikleyebilmemin imkanı yok.

Demosunda görülen ağır işleyiş sorunu umarım oyunun kendisinde yoktur. Gerçi FM çıkana kadar dilimize bi parmak bal çalması bile kafidir.

10.09.2009

3D Olimpiyat Oyunları

2012 Olimpiyat Oyunları'nda bazı müsabakaların/yarışmaların 3 boyutlu yayınlanacağı duyuruldu. Bu konudaki çalışmalar olumlu sonuç verirse tarifsiz bir heyecan yaşayacağız. Pekin'deki güzel yayından sonra Londra'nın bir şeyler yapması lazımdı ve şimdilik dev bir adım atmış durumdalar. Kim ufak bir gözlük yardımıyla Usain Bolt'un kendine doğru koşup dünya rekoru kırmasını izlemek istemez ki ? Ya da Phelps'in kulaçlarının ekrandan dışarıya taşışını ? Ya da Vlasic'in salonun ortasındaymışcasına kıvrılıp zıplamasını ?

Başarılı olurlarsa unutulmaz bir organizasyon yaşamış olacağız. Haberi okuyunca şimdiden heyecan oldu bende, nasıl bir uygulama olacak acaba. 3D gözlükleri nasıl alacağız o da merak konusu. 3 sene beklenmez ki bu sorularla.

Başucu Eseri : RTÜK'ün Asıl Utanması Gereken

"Arada "Vay öpüşme uzadı.. Vay burada sevişme sahnesi var" diye dizilere yığınla ceza daha..
Yahu burası Suudi Arabistan mı?.
Yahu bu RTÜK üyeleri belli çevrelerden cımbızla mı seçilip getirildiler?.."

Hıncal Uluç'un bugünkü yazısı çerçeveletip duvara asmalık olmuş, hem RTÜK'ün genel durumu konusundaki eleştirileri hem de maç yayınları başta olmak üzere reklam olayının suyunun çıkarılması konusunda mükemmel yazmış.

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Eurobasket 2009 : Türkiye 87-69 Polonya

Efes Cup'taki halimizden eser yok şimdi.
Rakipler ızdırap içinde,
tırsıyor şimdi...


Maç üzerine söylenecek bir şey yok, resmen gövde gösterisi yapıyoruz. Tamam bu turnuva özelinde bir Bulgaristan, her ne kadar ev sahibi olsa da bir Polonya bizim rakiplerimiz statüsünde değiller. Belki biraz Litvanya ekolünden ötürü üst sıralarda yer alabilecek bir takım.

Harika bir maç çıkardık Polonya karşısında, basketbolun doğrularını yaptık. Doğru oyunu oynadıktan sonra da şutlar girer/girmez, top kaybı yapılır/yapılmaz gibi dertlerimiz olmaz. Polonya karşısında oynadığımız gibi oynadığımız sürece şu turnuvada karşımızda durabilecek takım yok.

Tam bir takım gibi oynadık, sivrilen 2 oyuncu vardı: Ersan İlyasova 18 sayı 8 ribaund, Ömer Aşık 22 sayı 8 ribaund ile oynadı. Bunun dışında çok yüzdeli oynadık. Topu çevirmemiz, setleri layıkıyla oynamamız bu yüzdemizin yüksek olmasını sağladı. Bu iki oyuncuya Hidayet'i ekleyebiliriz ki kendisi 3. çeyrekte tam Polonya ayağa kalkmaya çalışırken üst üste 2 üçlük yollayınca bitti adamlar. Hele ikincisinden sonra hakemler maçı bitirse hiç bir Polonyalının itirazı olmazdı diye düşünüyorum.

Maç içindeki istatistiklerimize ise buradan ulaşabilirsiniz.

Şimdi turnuvanın bundan sonraki statüsüne gelelim. 4 gruptan ilk 3'e girenler 6'şarlı 2 grup oluşturuyorlar:

A Grubundan Gelenler : Yunanistan 3-0, Hırvatistan 2-1, Makedonya 1-2
B Grubundan Gelenler : Fransa 3-0, Rusya 1-2, Almanya 1-2

A ve B gruplarından gelenler E grubunu şu şekilde oluşturuyorlar:


C Grubundan Gelenler : Slovenya 2-1, Sırbistan 2-1, İspanya 2-1
D Grubundan Gelenler : Türkiye 3-0, Polonya 2-1, Litvanya 1-2

C ve D gruplarından gelenler F grubunu da şu şekilde oluşturuyorlar :


Gördüğünüz üzere grup sonuncusuna karşı alınan skorlar bu gruplarda siliniyor. Bu gruplarda da çapraz olarak 3 maç daha yapılacak. Türkiye üzerinden gidersek İspanya, Sırbistan ve Slovenya ile oynayacağımız 3 maçtan sonra her takım 5 maç yapmış olacak ve bu 6'lı gruptan ilk 4 takım diğer gruptaki ilk 4 takımla 1-4, 2-3, 3-2, 4-1 şeklinde eşleşerek Çeyrek Final müsabakalarına geçilecek.

F grubundaki maç programımız ise şu şekilde:

12 Eylül 2009 / 16:45
Türkiye - İspanya

14 Eylül 2009 / 22:00
Türkiye - Sırbistan

16 Eylül 2009 / 22:00
Türkiye Slovenya

Slovenya maçı F grubunun son maçı olması sebebiyle bizim grubumuzdaki sıramızı belirleyecek maç olacaktır. Gidişata göre az farklı bir mağlubiyet bile bizi gruptan lider çıkartabilir, ya da diğer grubun ilk 4 takımı belli olmuş olacağından ötürü rakip seçme lüksüne sahip olabiliriz.

Çeyrek final ve sonrası için rakipleri konuşmak için henüz erken. Biz önümüzdeki maçlara bakalım. 1 maç kaybetme lüksümüz var. O mağlubiyete rağmen 3'lü avarajda öne geçebilme şansımız var. Grup maçları sonunda Yunanistan'dan sonra en skorer takım durumundayız.

Önümüzü görüyoruz, yolumuz açık. En üst dereceye bile neden olmasın diyecek seviyeye geldik takımımızı izledikten sonra.

Şu turnuvaya bu halde başlayıp, diğer takımları gördükten sonra Yunanistan ile oynayacağımız bir final güzel olmaz mı yahu ?

Başarılar Hepinize : Kewell, Keita, Elano, Baros...

Maç hakkında yazasım yok, zira yazacak herhangi bir şey de yok. Bosna'ya play-off maçlarını geçebilirse Afrika'da başarılar dilemek geliyor elimden sadece.

Gökhan Gönül kendini kahraman ilan etmek için sağ dipte defalarca çalıma gitmeyip kişisel oynamasa.. Arda 4 adamı geçmişken 5. adamı nasıl geçerim derdine düşmese de pasını verse.. Sercan ve Semih topu düzeltmeyle uğraşıp zaman kaybedeceklerine ayaklarına gelen topu tek hamlede içeri yollasalar. Onlar onu yapsa, bunlar bunu yapsa diyene kadar Belçika'yı içeride yensek olmaz mıydı ki.. Hepsini geçtim bugün 1-0'dan sonra rakibi üstümüze çekip saçma saçma hızlı hücum denemeleri yapmayıp bildiğimizi oynasak kazanamaz mıydık ?

Kewell ve Keita seneye Güney Afrika'da olacaklar seneye.. Bu isimlerin yanında seçilirse Elano, Çek Cumhuriyeti son 2 maçında play-off vizesi alabilirse Baros, yine seçilirse Leo Franco gibi 5 sarı-kırmızılı isim başta olmak üzere orada oynama şansı bulmaları durumunda Tello, Güiza, Andre Santos, Sivok, Lugano gibi isimlere teker teker başarılar dilerim şimdiden..

9.09.2009

Serie A Yeniden NTV Spor'da!

Canlı yayınları ülkemizde 2 haftadır askıda olan Serie A nihayet yuvasını buldu. NTV Spor kucak açmış sahipsiz kalan dev lige. Mükemmel bir haber oldu bu elbette, saçma saçma kanallarda reklamların arasında kaybolup gitmiş bir Serie A izlemeyeceğimizin müjdesi oluyor bu. Önümüzdeki önemli maçlar öncesi bu haber iyi oldu, 3. haftadaki Lazio-Juventus ve 4. haftadaki Roma-Fiorentina maçlarını kastediyorum. Her ne kadar Milano derbisini ve Spalletti'nin kellesini alan Roma-Juve maçını kaçırmış olsak da...

Yalnız haber metninde dikkatimi çeken bir detay oldu ntvspor.net'te :

"Milan, İnter, Juventus, Lazio, Roma, Parma başta olmak üzere 20 takımın mücadele ettiği Serie A’nın bu hafta 3. hafta karşılaşmaları oynanacak. Hafta sonundan itibaren Serie A maçları sadece NTV Spor’da ekrana gelecek."

Hepsi varken neden Fiorentina yok ? Lazio, Roma ve Parma'ya oranla açık ara en öndeki takım, 2.5'tan 3 dev takıma en yakın olan takım Fiorentina'nın adının geçmemesi ilginç geldi bana. Ayrıca bu duyuru yapılırken 1 yıl aradan sonra yeniden 7 kız kardeş denen bu devlerin bir araya gelmesini vurgulasalar pazarlama stratejisi açısından daha şık olurdu gibi geliyor bana. Ama ben taktım bir kere Fiorentina'nın neden olmadığına, geçen sezonu kör topal tamamlayan Roma, lige yeni yükselip eski konumuna ulşmak için zorlu bir konumdan geçmesi gereken Parma ve başkentin yine büyük soru işareti olan ekibi Lazio orada, Fiorentina'nın esamesi okunmuyor. Bu takım geçen sezon son 2 haftaya Juventus ve Milan ile birlikte 2. olma savaşıyla girdi. 2 sezondur üst üste 4. oluyoruz memnun olunan bir oyun oynamamamıza rağmen. Son 2 yılda Avrupa kupalarında en fazla puan toplayan İtalyan takımının adı yok, Parma var, Roma var, Lazio var. Ufak bir hata olabilir bu herkes için ama ben Fiorentinalı'yım, görmezden gelecek halim yok takdir edersiniz ki.

Neden Fiorentinalıyım Ben ?

Blog sayesinde yeni tanıştığım bir abimle Gmail üzerinden konuşurken bir soru geldi : Fiorentinalı olmanı Batigol'e mi borçluyuz yoksa Terim dönemine mi?

Ben de kendisine cevabımı verdim ve gayet güzel bir post konusu çıktı ortaya, bugüne kadar bu kadar detayıyla yazmadım sanırım Fiorentina sevgimin sebebini. Neden Avrupa'da o kadar takım dururken ben Fiorentinalıyım, buyrun cevap:

Fiorentinalı olmamın ilk sebebi Baggio'dur aslında. 94 Dünya Kupası'nda 6.5 yaşında bir ufaklık olarak televizyon başındaydım. Futbolla ilgili ilk ciddi imtihanımdır o. Nijerya-Bulgaristan maçını benden 1 yaş büyük kuzenimle izlemiştim, o Nijerya olmuştu ben Bulgaristan, çünkü orada "Stoçkov" diye adam vardı ve çok iyi oyuncuydu. Nijerya 3-0 kazanınca ben ağlamaklı olmuştum o maçtaki favorim kaybettiği için. Ve o turnuvada o maçtan sonra İtalya'yı tuttum. Finale kadar 10 numaralı atkuyruklu cisim benim hayalimdeki futbolcu profilini oluşturuyordu. Arjantin'e küsmüştüm Maradona hadisesinden. Baggio finalde o penaltıyı kaçırmıştı, hoş atsa bile Brezilya sonraki penaltıyı atıp kupayı yine alabilirdi ama kabak Baggio'nun başına patlamıştı bir kere. O gün Baggio kimdir nedir diye kendisine hayran oldum, bir de baktım ki Fiorentina'yı tutuyormuş bu atkuyruklu adam. Öğrendiğimde 6.5-7 değil 10 yaşımdaydım sanırım. Ya da 7 de olabilirim, emin değilim. Kupa sonrası bir yaz günü de okumuş olabilirim hakkındaki yazıyı. Baggio Fiorentinalıysa ben de öyleyim dedim ve öyle kaldı. Batistuta zaten hayatımda gördüğüm en güzel gol atan adamdı, Fiorentina'yı o yüzden biliyordum ama ben bu takımı tutuyorum demiyordum. Baggio'nun çocuk aklıma etkisi, üzerine Batistuta'nın zaten yıllardır orada olması... Nasıl Fiorentinalı olmayacaktım ki?:) Kısacası, Galatasaraylı olduğum için Fatih Terim'e bağlıyorlar bu sevgiyi ama böyle sordukları zaman olayın iç yüzü aydınlanıyor. Fatih Terim'in benim için konuyla tek alakası tuttuğum bir takımdan diğerine transfer olmuş olmasıdır. Takım tutmama etkisi sıfırdır görüldüğü üzere.

Tribünlerde Görmek İstediğimiz Görüntüler

video
Yıllar önce televole televoleyken görmüştüm bu videoyu.. Neredeyse 15 seneye tekabul ediyor..

Dün aramıştım ve bir türlü bulamamıştım. Elbet karşıma çıkar diye yattım uyudum. Allahın sevgili kuluymuşum, benim aramamın üzerinden 24 saat geçmeden bir arkadaşım paylaşmış facebook'ta. Ben de sizlerle paylaşayım dedim...

O taraftar grubunun arasında olsam, tahminim gülmekten takip edemezdim hakemi.

Eurobasket 2009 : Türkiye 94-66 Bulgaristan

Dün akşamki güzel galibiyetimizi, bu akşamki galibiyetle perçinledik. 2 maçımızı da alarak üst tura çıkmayı garantiledik. Bulgaristan her ne kadar zayıf bir rakip olarak görünse de, sonuçta bu turnuvaya katılmaya hak kazanmış bir milli takım. Zaten bizim geleneksel hastalığımızdır ülke olarak bu tip konsantrasyonu zor maçları zora sokmak ve hatta kaybetmek. Bugün öyle olmadı, rahat bir galibiyet aldık.

Maç için söylenecek pek fazla bir şey yok, 24-15'lik bir ilk çeyrek, 53-28'lik bir ilk yarı sonucu var ortada. Maçın başından itibaren koparttık oyunu. Bütün oyuncularımızı değerlendirmeye çalıştık. 3. çeyrekte 9-0'lık bir Bulgaristan serisiyle farkın 18 sayıya kadar düşmesine rağmen aynı oyuncularla devam edildi ve son çeyrekte fark tekrar yükseldi.

İlk maçta yakaladığımız fevkalade serbest atış yüzdesi, standartlarımıza geldi: 19/28. Yine milli takımımızın standartına göre vasat bir yüzde. Bunu arttırmamız diğer maçları bir boy önde bitirmemizi sağlayacaktır.

Dün bahsettiğimiz gibi Ömer Onan ve Engin Atsür oynamadı.. Semih Erden'in oynadığı 4 dakika ise 2 sayı, 1 ribaund, 3 top kaybı ve 5 foul ile sonuçlandı. Aklı başında bir basketbolcunun yapacağı istatistikler değil bunlar. Kendisine karşı cephe almak istemiyorum ama, olacak iş değil. Kendisini de oynamamış oyuncularla bir tutuyorum.

Bu 3 oyuncunun dışında kalan 9 oyuncudan 2'si Ersan ve Hidayet 2. yarıda dinlendirildi. 15'er dakika oyunda kaldılar. Buna rağmen Ersan İlyasova yüksek bir yüzdeyle 16 sayı / 7 ribaund yaptı, Hidayet ise 8 sayı / 3 ribaund / 2 asist.

Geriye kalan 7 oyuncumuzun hepsi ise 20-28 dakika arasında bir birlerine yaklaşık süreler aldı. Ömer Aşık ve Oğuz Savaş aldıkları 23'er dakikalık sürede aynı istatistiğe imza atarak 10 sayı/ 7 ribaund yaptılar.

Sinan Güler bıraktığımız gibi, görev adamı, yüzdeli şutlarıyla takımı diri tuttu. 14 sayısına 4 ribaund ekledi.

Barış Hersek 7 sayı
attı, Kerem Tunçeri 7 asist ile yıldızlaştı.

Litvanya maçında bahsedip nazar değdirmek istemediğim Ender Arslan ise resmen alev alev yanıyor. 3 sayılık şutlarda 5/7 isabet sağlayan Ender hepimizi şaşırtmaya devam ediyor. O savrukluğunu üzerinden atmış gibi duruyor. Gerçi kaçıncı şampiyonası ve 26 yaşına gelmiş bir oyuncu kendisi.

Maçın genelinde kondisyon olarak iyi durduk, oyuncuların sürelerindeki ayarlamaların bunda faydası var tabi ki. Güçlüyüz, diriyiz ve savunmamızı da layıkıyla yaptıkça iyi bir derece almamak için hiç bir sebebimiz yok.

Polonya
maçında alacağımız bir galibiyet, dosta güven düşmana korku salacaktır. İlla ki gereklidir.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO