29.11.2009

Bu Mu "Fair" Play ? : Inter 1-0 Fiorentina

Tarih yine tekerrür etti, Fiorentina yine bir büyük maçı deplasmanda hakem kararıyla kaybetti. Aynı şeyleri tekrar eder olduk geçen sezondan beri, Milan deplasmanında 1-0 kaybediyoruz, Juve deplasmanında 1-0 kaybediyoruz, Inter deplasmanında 1-0 kaybediyoruz. Inter, Juve, Milan, Roma dörtlüsü ile oynanan maçlarda son 2 sezonda bu sezonki Roma maçı dışında olaysız deplasman geçmedi.. Roma bir nebze olsun sakin ve normal geçiyor da diğerleriyle tamamen hakem skandalına imza atılan şeyler izliyoruz. Milito özellikle ikinci yarının başından beri hakeme itiraz edip üzerine oynamaya çalıştı, kendi ayağından aut olan topa korner itirazı yaptı en basitinden.. Sonuçta da haketmediği, gayet uydurma olan bir penaltıyı aldı. Belki de hakem kornerden gelen ve geçersiz saydığı Inter golünün bedelini ödedi, bilemeyiz.. O golü iptal ederken de hakem haklıydı gerçi, neyine bedel ödedi dedim ben de bilemedim. Belki hem onu saymayıp hem bu penaltı aldatmacasını es geçersem kellemi ister Moratti diye düşünmüştür. Neyse uzatmıyorum, özeti izleyen görecektir Milito'nun yere süzülüşünü ve o verilen saçma penaltıyı, canlı izleyenler ise zaten görmüşlerdir olanı.

Aslında bugün böyle hakemle şununla bununla uğraşmadan rahat rahat puanımızı alabilirdik Jovetic gibi bir eksiğimiz olmasa. Mutu'nun olmaması hiç mi hiç sorun değil de Jovetic sezon başında takımı öyle güzel taşımıştı ki eksikliği takımı yıkan sebeplerin başında geldi. Ataklarda gözler onu aradı bariz şekilde. Bir de maçın başındaki Marchionni-Jorgensen değişikliği Prandelli'nin oyun planını ne derece etkiledi bilemem de takım adına olumlu bir iş oldu. Oynamaya aç olan Jorgensen böyle bir maçla kendini bulmayı istedi ve o iştah işimize yaradı. Inter bizden daha üstün gözükse de bugün 1 puanı gerçekten hakettik. İlk yarıyı bir şekilde gol yemeden kapatabilmiş bir Fiorentina ikinci yarıda yükselen performansıyla puanı haketti. En azından 1-0'dan sonra Gilardino'nun gözlerin pasını alan muhteşem hareketleri golle sonuçlanmalıydı, şutun direkte patlaması hiç de adil değildi doğrusu. Topun da canı istemedi biraz ama hakem kadar acımasız olmuyor o teknolojik yuvarlak cisim. Son haftalarda formdan düşen Frey de Lyon maçı ile beklenen de çok daha üst düzey bir geri dönüş yapmıştı, bugün de son anlarda Eto'o ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda "İşte Frey bu!" dedirtti insana.

Oyun içerisinde bir kaç hata da oldu ancak bunları mağlubiyete yoramayız. Misal Comotto ile De Silvestri aynı anda sahada bulunamaz bir takımda, biz bu hatayı yaptık ne yazık ki. Ayrıca geçen sezonun devre arasında yani 2009'un Ocak ayındaki transfer politikasının uzantısı can yaktı bugün, o dönem forvetleri yollayıp takımı sadece Mutu-Gilardino ikilisine emanet edip kulübeye forvet koymamanın cezası Jose Ignacio Castillo ile Giuseppe Meazza'da gol aramak oldu. Deplasmandaki 5. yenilgiyi aldık bu sezon. İçeride iyiydik, ligin en iyisiydik hatta ama Parma maçından sonra o kalede tam anlamıyla düştü. Prandelli yatsın kalksın Şampiyonlar Ligi'nde lider olduğumuza şükretsin, yoksa 5 yıllık plana adım adım gittiğini düşünürken kapının önüne konabilirdi son 1 aylık lig performansı ile..

27.11.2009

Elano Oynayacak ! | Bursaspor 1-0 Galatasaray


Dinamo Bukres ve Sivasspor maclarinda gol yemeden alinan temiz galibiyetler, goruyoruz ki cok ama cok aldatici skorlar olmus.. Bu iki mactan sonra Galatasaray'in en elestirilen yonu olan savunmasi 3 orta saha ile desteklenince, degil gol yemek, pozisyon bile verilmiyor goruntusune yol acti.. Rakiplerin Dinamo Bukres ve Sivasspor olduklari ikinci planda kaldi..

Bende Sivasspor macinda bu 3 basan orta sahaya sempatiyle yaklasmistim.. Orta sahada yapilan press savunmayi rahatlatiyordu, nasil olsa bir tane kitleriz, hucum hattimiz buna yeterli zaten izlenimini ister istemez yaratmisti.. Ama bugun degil 3, 2 tane basan orta sahanin anlamsiz oldugunu goruyoruz..

Galatasarayli olmamdan once bir futbolsever olarak Galatasaraydaki yaraticilik eksikligini gercekten aciyarak izledim.. Macin ilk yarisinda Galatasaray'da final paslarini yapmaya calisan isimlere bakalim ;

- Mehmet Topal
- Mustafa Sarp
- Servet Cetin
- Gokhan Zan

Galatasaray etkili oldugu alana paslarla gitmek yerine bu 4'lunun uzun & ara paslarina bel baglamis durumda.. Yukaridaki isimlere gorev bolgelerinde belki de Turkiyenin en uc adamlari.. ama iste gorev bolgelerinde.. Yemisim Servet'in atacagi uzun pasi.. Zaten ayaga nokta pasi atabilse defans yerine orta saha olurdu.. Sadece fizigiyle oynayan bir adamdan hucuma pas acisindan bir katki beklemek acizlik olur..
Tamam bursa deplasmani 0-0 i koruyup kontra oynamak istenebilir.. cok normal.. fakat Bursa'da pek fazla bir sey oynamiyor.. Plan olmuyor.. neden? Iste burda yine orta sahaya donuyor gozlerimiz.. Mehmet Topal ve Mustafa Sarp ayaklarina top geldigi an, atak oluyor, rakip savunma yerlesiyor dahasi kaptirilan toplar galatasaray kalesine tehlike oluyor.. Simdi bunlari yaptiktan sonra kalabalik orta sahanin ne onemi kaliyor geriye?

Galatasaray'da bir topla oynama sevdasidir gidiyor, ben anlamis degilim.. Servet'e geliyor ileri dribbling, Gokhan zan 'a geliyor ileri dribbling.. Kimsede demiyor abi bu nedir? Son 3 lig macinda 3 gol atip 3 gol yemis Galatasaray.. 3-3 sezon basindaki Galatasaray'in tek macinda olan bir skordu.. Gobekten git gel git gel maci bitirdi galatasaray.. Bursaspor bi tane atinca saniyorumki %90 cogunluk degil maci cevirmek, beraberlikten bile umitsizdi..

Sonuc olarak neymis? Elano oy-na-ya-cakmis.. Bunu bastan beri savundugum icin soylemiyorum.. Bende yedek kalmasi taraftariydim.. Ama topu ayagina alip 60 saniye sonra geri pas veren orta saha yerine.. Tek pasla ileri oynayip kaptiran Elanoyu tercih ederim ben.. 1-0 yenilmektense 4-3 yenilmeyi baska bir deyisle..

Sinir harbiyle yazilmis bir yazi oldu.. Galatasaray camiasi olarak bununda ustesinden gelmeliyiz artik.. Her kivilcimda alec aliyoruz.. Biraz optimist bakarsak onumuzde 2 tane Ali Sami Yen'de oynanacak mac var.. Bu cok atip cok yiyen kimligimize donus icin cok uygun ortam olabilir.. Bu iki haftada devre arasina kadar kayipsiz gidecek futbola geri donmemiz lazim.. Ve devre arasinda futbol zekasi yuksek bir stoper ve Sercan Yildirim :)

26.11.2009

Manchester United 0-1 Beşiktaş

Bazıları vardır, Football Manager oynar ve oynadığı bir kaç maç ilginç oldu diye oyunu yerden yere vurup isyanlar ederler. Oyunda yeryüzündeki en iyi takımlardan birini yönetmektedir bu kişi, karşısına da kendi kalitesine oranla çok daha zayıf bir takım çıkar ve bu takıma hem de kendi sahasında yenilir...

İşte ne olursa o zamandan sonra olur, oyun kötüdür, oyun başarısızdır artık. Neden böyle diyordur ? Kendisi 20+ şut atmıştır, karşıdaki zayıf takım kalesini 5-6 kere yoklayıp pek de isabet bulamamasına rağmen golünü atmış ve kazanmıştır. Büyük takımı yöneten genç bir hışımla oyundan çıkar da kulaklarından dumanlar çıkaran çizgi film karakteri siniriyle bulduğu ilk forumda veya sözlükte oyuna hakaretler yağdırır. 28 şut attığı rakip kaleye tek bir gol atamadı ya, 5-6 tane şut atan ve bunun da 1 tanesi etkili olan zayıf takım ise golü buldu, o zaman o çocuk o oyunu neden oynasın ki ? Başarısız, bozuk, kötü bu oyun, çünkü o çocuk maçın son bölümlerinde maçı tek kaleye döndürmüştür, kulübede oturan yıldızları oyuna almıştır birer birer ama oyun kötü ya işte, gol olmaz, 0-1 kaybeder maçı ne olursa olsun.. 6 şut atan takım gol attıysa 28 şut atan takım en az 3 gol bulabilmelidir oysa ki onun mantığına göre..

"Menajerlik oyunu" mu bozuk ? "Gerçek hayat" mı ? Yoksa sanal oyunu yapanlar futbolun sürprizlerle dolu basit bir "oyun" olduğunun farkındalar mı ?...

Tebrikler Beşiktaş, akşamüstü uykuya dalıp gözümü açtığımda CSKA'nın galibiyetini gördükten sonra "fark yerler" beklentilerimi suratıma çarpıp bu güzel ve keyifli galibiyeti aldığın için...

24.11.2009

Hem Lideriz Hem 2. Turdayız! : Fiorentina 1-0 Lyon

Vargas'ın 28. dakikada penaltıdan attığı tek golle hem liderlik koltuğuna oturduk hem de bir kazaya sebebiyet vermeden avucumuzun içindeki tur fırsatını kaçırmadık. Lyon Fiorentina'yı Artemio Franchi'de yener, sonra da Liverpool Anfield'da gerekli skoru yapar diyerek son yılların en fantastik yorumlarından birini yapan Ian Rush'a selam olsun bu 3 puan. Ayrıca maçta Frey şov var'mış' ilk maçta Fransa'da olduğu gibi. Ekstra motivasyon ile açıklanır sanırım bu, zira 1 aydır hiç iyiye işaret vermeyen Frey'in aniden fırlayan bu formunu başka bir şey açıklamaz..

Tüm Şampiyonlar Ligi maçlarını bilgisayarımdan cam gibi izleyebilirken sadece Fiorentina maçını izleyememiş olmam ise nasıl bir kaderle, şansla, tesadüfle açıklanır bilemiyorum. 90 dakika boyunca uğraştım ettimama sonuç çıkmadı, bu çabalara Çağrı(Chao Grey) da şahit.

Burada da özet var resmi sitede yayınlanan ancak ilk yarıdan pozisyonlar var içerisinde. Frey'in şovunu göremiyoruz bu videoda.

Galatasaray vs. Anne

Bir arkadaşımın ekşi sözlük'te Galatasaray ile ilgili yazdığı bir yazı var. Çok keyifle okumuştum, kafama estikçe de okurum. Annem maç esnasında televizyonun önünden geçtiğinde her çemkirişimde Levent'in bu hikayesi gelir aklıma. Arkadaşımın izniyle burada sizinle de paylaşmak istedim. Ayrıca yazıdaki hiçbir karakterin bizim franchi ile alakası yoktur. Marmaris'i görünce koşullanmayın.

Son zamanlarda dargın olsam da sevmeyi bırakamayacağım bir şeydir Galatasaray. Takımdan ötedir benim için.

Sene 1999. O zaman Marmaris'te Anadolu Lisesi'nde okuyan, henüz bıyıkları çıkan bir bireyim. Ilık bir kış günü İzmir'den Murat abinin telefonu ile uyanıyorum.

M- olm naber len? hafta içi var mı sınav falan ?
x- yoo neden?
M- İzmir e gel arkadaşlarla Galatasaray - Milan maçına gideceğiz. Elimizde fazla bilet var.
x- ohaaaaa? nasıl geleceğim abi? param yok, anne falan...
M- ne bileyim olm. en çok sen sevinirsin diye düşündüm.

Bu konuşmadan sonra hayatında sadece bir kez Galatasaray maçına gitmiş olan(ki o da gs'nin ceza alıp İzmir'de oynadıgı bizim de 8 saat önceden stada gittiğimiz bir avrupa maçıydı.. neydi tam hatırlamıyorum) ben, "nası yapsam da gitsem"in yollarını aradım.

Gidilecek maç 3 Kasım 1999 Galatasaray Milan maçıydı. 2 gün öncesinden anneme "anneeeğğ ben çağdaşlar'a gidiyorum, gelmeyeceğim 2-3 gün" deyip İzmir otobüsüne doğru çıktım evden. Annem de sürekli ayak baş parmağının ağrıdığını falan söylüyordu."Aaa bi b.k olmaz ya" deyip İzmir'de okuyan ablamın yanına gittim. Annemin hiçbir şeyden haberdar olmaması konusunda onu bir güzel uyardıktan sonra Murat abiyle buluşup yola koyulduk.

Murat abi, 2 arkadaşı ve ben araba ile güle oynaya giderken Bursa/Kemalpaşa dolaylarına geldik. Burada kimliği belirsiz kişiler tarafından taşla saldırıya uğradık. Arabanın camı kırılmıştı. Olaylara bir anlam veremeden gecenin bir vakti camcı bir usta bulduk. Amca önce cam kırıklarını temizledi sonra yeni cam taktı. Bu sırada işte anlatıyoruz "Abi işte İstanbul'a maça gidiyoruz şöyle böyle"... İş bittikten sonra amca, gözlerimizi yaşartan şu cümleleri kurdu:

"Gençler sizin çok paranız yoktur. ona göre ayarlamışsınızdır kendinizi. Maça gidin gelin, dönerken parasını verirsiniz."

Şok olmuştuk. Ben tabi ortamdaki en küçük velet olarak "ehauah bala bak lan beleşe getirdik" diye düşünürken abiler "amca olmaz illa alacaksın şu parayı" diye tutturdular.

İstanbul'a gidene kadar "insanlık ölmemiş" muhabbeti yapmıştık.
3 Kasım günü anneden telefon geldi :

A- oğlum başparmaktan içeri iğne girmiş
x- ohaa ne iğnesi? iğne? bildiğimiz?
A- evet yavrum. öğleden sonra gidip aldırıyoruz
x- oha anne? nasıl hissetmedin iğne olduğunu
(ki yaklaşık 10 gün önce başlamıştı annemin ayak baş parmağı ağrısı. o zamandan beri içerideymiş iğne)

Anne 5 dakika da iğnenin alınacağını söylemişti. Biz de tam bu sırada Sami Yen'in yolunu tutmaya başlamıştık bile. Merak edip anneyi aradık, cevap gelmedi. 1-2 saat sonra bir daha aradım, meraklanmaya başlamıştım çünkü. Yine cevap veren olmadı.. Ardından babamı aradım:

x- noldu çıktı mı iğne? nasıl annem.. telefona cevap vermiyor?
B- oğlum hala ameliyatta çıkaramadı doktor. uğraşıp duruyoruz.
x- aaa ! hemen çıkacaktı 5 dakikada.
B- vallahi parmağını 3 yerden deştiler. bulamıyorlar.
x- nası bulamıyorlar?.
B- vallahi makası soktular, röntgene indirdiler anneni, iğne makasın ucunda görünüyor ama bulamıyorlar
x- hass**** be.. tamam arayacağım ben haber verin..
B- sen neredesin? gelsene hastaneye yalnız bırakma ananı.
x-(soğuk terler) ya baba gelmeye çalışacağım, arkadaştayım..

Bu arada Sami Yen'de kapalı tribünde yerimizi almışız. Tezahürat yapıyorlar konuşamıyorum babayla, arayamıyorum da..

Aradan 1 saat daha geçti. Maçın başlamasına 1-2 saat falan var. Anne arıyor.
"ulan açsam mı açmasam mı?"
Meşgule atıyorum, anneden mesaj geliyor. "Ben iyiyim, iğneyi çıkaramadılar."
Benim ruh halim iyice ilginçleşiyor tabi. Bir tarafta mükemmel atmosfer, biricik Cimbom'um, diğer yanda her şeyden öte annem.

Neyse maç başlıyor, ilk dakkalardaWeah atıyor bir tane, sonra Capone ile karşılık veriyoruz, ikinci yarı mı ne Giunti atıyor, 1-2 yenik durumdayız. Baskın da oynayamıyoruz. "s*****m böyle işi" falan diyorum. Murat abi(annem teyzesi oluyor kendisinin) "lan keşke gelmeseydin" diyor.

Gol atacağımız falan yok diye hatırlıyorum bugün, son anlara kadar zevksiz bir maç geçiyor. Hatta stattan çıkanların olduğunu bile hatırlıyorum. Son dakikalarda Ergün'ün ortasına kafayı çakıyor Hakan Şükür, ardından da penaltı oluyor. Heyecandan Murat abiyi parçalıyorum. Annemi falan unutmuşum o an. Ümit Davala penaltıyı gole çevirince, tanımadığım adamlara sarılıp, Murat abiden 5-10 metre ayrıldığımı görüyorum. Hayatımda en mutlu olduğum andır o an belki. Maç bitiyor delicesine eğleniyorum..

Bugün düşündüğümde kendimden iğreniyorum bazen "annemi düşünemedim " diye. Ama o an ki hislerimi anlatmam mümkün değil. Ertesi günün akşamı Marmaris'e ulaşıyorum, koşuyorum annemin yanına. Ayağı sargı içinde falan, göstermek istemiyor.

A- ne yaptın neredeydin
x- hiiiç, boşver ayağın nası?
A- dün çok sevindik biz de. hatta dışarı bile çıktık konvoya
x- ???
A- biliyorum maçı falan. senle sonra görüşeceğiz. Ama gittiğine değmiştir umarım.

O an yüzündeki gülümsemeyi hiç unutamayacağım. Ben sevindim diye harbi mutlu olmuştu kadın. Anne olmak böyle bir şey olsa gerek. Belki hiçbir zaman nasıl bir duygu olduğunu bilemeyeceğim ama azcık hissettim o an nasıl bir şey olduğunu. Bu yazı anne olmak başlığına yakışırdı belki ama Galatasaray Sevgisi de bambaşka bir şey değil mi a dostlar?

22.11.2009

Hakettik Bunu : Galatasaray 1-1 Manisa

Bugün yaşananları nasıl anlatsam, nereye bağlasam henüz karar verebilmiş değilim. Galiba yazdıkça bir şeyler çıkacak ortaya zira uzun zaman sonra ilk kez şu şu sebepten yenildik diyemiyorum ben. Ancak bazı kalıcı gerçekler yüzümüze yine tokat gibi vurdu bugün. Hangisi mi ? Mesela Leo Franco isimli çapsız kaleci. Yahu son anda galibiyet için bastırıyoruz adam geldi rakibe teslim etti topu, oynama kardeşim, en yakınındakine ver şu topu. 1 puandan da ediyordu son anda. Gerçi galibiyetten de edenlerin arasında kendisi, 3 puanı kaybettirmiş, 1 puanı da kaybettirse ne olacak sanki.. Anlamıyorum ya, kendisini ısrarla oynatıp lig başından beri şans veren zihniyeti anlamıyorum ben. Rijkaard ve Neeskens ikilisinin tek ve en büyük hatasıdır Leo Franco'daki ısrarları. Ne olur bir kere Ufuk veya Aykut şans bulsa... Bıktım artık her hafta Leo Franco yüzünden kendimi parçalamaktan, bu kaleci isimli yeteneksizlik abidesini eleştirmekten ve o yenen gollere çaresizce bakmaktan. Yenen golde ön direğe takım arkadaşını koymuş ama topun daha nereye geleceği belli değilken koşup ön direğe çıkıyor, top geçip gidince de çaresizce ağlara giden topa bakıyor. Bu mu kalecilik ? Bu mu Galatasaray gibi UEFA Avrupa Ligi'nin üst düzey takımlarından birinin kalecisi ? Yapmayın etmeyin ya.. Yazık yazık yazık..
Yenen golden gidiyoruz öyle devam edelim o zaman.. Maçın hakemi Kuddusi Müftüoğlu golden önce verdiği en direkt vuruşa kadar adından söz ettirecek herhangi bir şey yapmadı. Hatta 70. dakika civarı maçı birlikte izlediğim arkadaşıma döndüm ve "galiba son zamanlarda hakemin hiç konuşulmadığı ilk maç olacak bu" dedim. Ah ben nereden bileyim tartışmaya açık bir en direkt vuruş kararı verip de gole sebebiyet vereceğini. Gerçi bu yüzden hakem suçlayacak kadar dar görüşlü değilim, dedim ya o kaleci ön direğe durduk yere fırlamasa bir sorun olmayacaktı.. Yine de hakem hiç konuşulmayacakken o en direkt vuruşun şüpheli olması durduk yere kendisinden söz ettirmiş oldu.. Bunun dışında da hakem olaya sebebiyet verecek bir şey yapmadı, konuşulacak yanı yoktu. Zaten Ayhan Akman dışında yaptığı harekete itiraz eden de olmadı. Sadece o gol öncesinde Topal hakeme Mehmet Güven'in fazla eğildiğini ve ayağını fazla kaldırmadığını anlattı o kadar. Mehmet Güven demişken, galiba yıllar yılı kendisine boşuna yüklenmişiz. Adamın kaderi sonradan oyuna girmek olsa gerek, yine 75'te kenara geldi. Ya da Ali Sami Yen diye öyle yapıldı bilemiyorum, ah Mehmet Güven vah Mehmet Güven... Yenen golün bir diğer suçlusu ise stoper ikilisiydi. Gökhan rakibin arkasına saklanmış top karşıdan gelirken, Servet ise ayrı dünyada zaten. Sene başı Marsilya'ya gider mi gitmez mi dendi durdu ama kulübün başına gelmedik kalmayınca yalan oldu o transfer, umarım bu kez devre arasında bir alıcı bulur kendine yoksa gidişat iyi değil.. Ayrıca şu stoper ikilimizin çıkıp da hücumlara yön verme çabalarını, ileride pozisyon yaratma gayretlerini ve çıktıkları her hava topunda topu rakip kaleye değil dağlara taşlara atmalarını dehşetle izliyorum. Bir takım stoperle illa ki çıkıp da ceza sahasına girecek diye kural yok, her pozisyonda bu olmalı diye yazmıyor kitaplarda, bekleyebilirler geride yeri geldiği zaman.. Ama bizdekiler her daim ileride, Linderoth atış kullanacak, Gökhan ve Servet bekleniyor ceza sahasına girsin diye.. Senede 1-2 tane gol atıyor Servet denk gelirse, sonra da dalga geçer gibi kart reklamına çıkıyor "Senin şu kafa gollerin..." diye. Topu topu 2 gol atarsa atıyor adam, biz de 2-3 maçta bir atıyor gibi reklamlarda boy göstertiyoruz.. Ne günlere kalmışız ya..
Kaptan olarak sahaya çıkıp takımını frenleyip geriye götüren o adamdan da bahsetmezsek olmaz değil mi ? Ayhan Akman'ın ne yapmaya çalıştığını anlayan varsa parmak kaldırsın "ben buradayım!" desin bana. Top taşıyor mu hücuma ? Hayır. Rakipten top alıyor mu ? Hayır. Oyuna olumlu anlamda bir katkısı var mı ? Hayır. Oyuna olumsuz etkileri var mı ? Hem de nasıl... Olmuyor işte, Ayhan Akman denen adamla olmuyor. Linderoth varken Topal-Sarp ikilisinin önüne Ayhan olmuyor. Linderoth girdikten sonra o bölgede oynayan isim hücuma nasıl katılır diye ders verdi adeta. İki güzel pozisyon yakaladı ve ikisinde de yapabileceği en iyi şeyleri yaptı, şansımız yoktu gol olmadı. Gol pozisyonlarına girmek dışında topla hiç oynamasa da eliyle koluyla arkadaşlarını yönlendirip orta sahayı resmen tek başına yönetti. Ayhan'ın Linderoth'u izleyip 15 seneye dayanan kariyerinde neden ligin üst düzey isimlerinden biri olamadığını sorgulaması gerekiyor. Bugün 60 dakikalık Ayhan ile 30 dakikalık Linderoth'u kıyaslayınca süre olarak Ayhan'ın yarısı olan bu performans verimlilik olarak Ayhan'ı gözle görmez hale getiriyor. Yenilgi için Ayhan'ı Franco gibi suçlamam direkt olarak ama bu kadar kötü oynuyorsak kendisine büyük bir payı veririm hiç düşünmeden. Kötü oyunun baş sorumlularından biridir Ayhan Akman ve artık bu kulüpte kredisini tamamen bitirmiştir. Utanmadan bir de kaptan olarak en önde sahaya sürüyoruz bu adamı, yakışmıyor bize.

Elano konusunda ise yarın veya salı günü ayrı bir yazı yazacağım.. Elano için, Topal için ayrıca bahsetmeliyiz, maç yazısında araya sıkıştırılmamalılar.. Şimdilik burada bitirelim maçı, yarın sakin kafayla bir şeyler karalamaya başlayayım..

Yazık Size : Fiorentina 2-3 Parma

Maç öncesi Bojinov'a değinirken ne dilediysem tersi oldu resmen. Öne geçtik, golü yedik, üstüne bir tane daha yedik, yetmedi bir daha.. Parma'ya yenilmek yine umutlu konuşmaları sonlandırıp yeniden olumlu havayı sonlandırdı. Bu sezon işler bir türlü rayına oturamıyor, tam oldu derken raydan çıkıp devriliyoruz. Böyle devrilip kalka kalka vagon kalmayacak koca trende. İçeride en son ne zaman 3 gol yedik diye düşünüyordum maç sonu ve cevap Parmalı Tardini Büfe'den geldi : Ekim 2006'dan beri böyle bir şey ilk kez gerçekleşiyor. Prandelli'nin cesur takımı 2 senedir beklentilerin üstünde bir iş yapmıştı ancak bu olurken bir orta sahamız vardı. Zanetti isimli futbolcu eskisi ve gönül rahatlığıyla kazma diyebileceğim bu adam yoktu takımda. Geçen sezon Kuzmanovic ve Melo ile desteklenen orta saha bugün Donadel ve Zanetti'nin elinde, daha ne diyelim ki ?
Bugün eski takımlara gol atma günü olarak da not düşülebilir, Gilardino kendisini futbol arenasına sunan Parma'ya 2 tane attı bizde. Parma'da ise hafta içi adını anıp arkasından güzel konuştuğum Bojinov golünü attı. Maçı tamamen izleyemedim pek uygun değildim o yüzden daha detaylı yoruma giremeyeceğim. Bu ara Fiorentina maçları az çok aksadı gibi ama bayram sonrası rahatlarım, sorunu çözümledim gibi büyük oranda. Zaten şu dönemde Fiorentina Şampiyonlar Ligi dışında pek de izlenebilir bir halde değil. Aslında bugün son zamanlarda takımı sırtlayan Jovetic'in olmaması umudu kesmek için yeterli sebepti.. Gözler Lyon maçında artık, umarım kazanıp liderliğe oturarak çıkmayı garantileriz ve Parma maçının etkilerini bu maçla sileriz... Gerçi bu gidişle Lyon maçının coşkusu sonraki lig maçıyla uçar gider, alışkanlık oldu artık..

21.11.2009

Vay Canına! : Beşiktaş 3-0 Fenerbahçe

Derbilerde denir ya beklenmedik skor diye, bu bana göre aynen öyle bir maçtır. Beşiktaş'ın formu ne kadar yükselse de ben pek emin değildim böyle net kazanacaklarından. 3 puan hedeflerine ulaşacaklarını düşünüyordum da çok daha zorlu ve sıkıntılı bir yolla bunun gerçekleşeceğini düşünüyordum. Gerçi deplasmanlarda Fenerbahçe'nin zorlandığı gerçek, "her an skoru değiştirebilecek isim" kontenjanı da sadece Alex ile kullanılınca ve o isim de başarıyla kilitlenince Fenerbahçe her zaman olduğu gibi çözülüyor. Tek adama bağlılığın faturasını bir kez daha ağır şekilde ödediler ki bu çok çok daha ağırlaşabilirdi. Facianın eşiğinden döndüler desek yanlış olmaz sanırım. Tabii işin en önemli tarafı maçta resital sunan ve kimsenin gözlerine inanamamasına sebep olan İbrahim Üzülmez.

Alex'in durdurulması ile başladık öyle devam edelim. Artık Fenerbahçe'nin kötü oynadığı ya da tam olarak öyle demeyelim de kaybettiği maçların ilk sebebi Alex'in durdurulması diye bahsediliyor. Bazen yanlış olarak buna bağlanıyor yenilgiler de bu defa Alex'in durması ana sebeplerin başında geliyordu. Diğer bir sebep de forvette iyi oynadığı söylenen Kazım'ın verimsizliğiydi. Gazetelerde Galatasaray maçında iyi oynayan Kazım'ın yine forvette olacağı yazdı. Ben bunu anlamıyorum işte, Kazım iyi oynamadı ki o maçta, neden bugün tercih sebebi olarak o maç referans gösterildi çözebilmiş değilim. Semih sonradan oyuna girdi ki böyle bir maçta ben olsam Kazım'ı oynatmak yerine Semih'i 11'de oynatırım riski göze alıp. Belki ileriyi düşündü Daum, 90 dakika oynamak Semih'e zarar verir diye sonradan oyuna aldı onu bilemeyiz de eğer hedef puan almaksa Semih risk almaya değecek kalitede bir isimdi. Yarım kapasite bir Semih'i her zaman iyi bir Kazım'a tercih ederim "forvet" için. Fenerbahçe'de bir hata da Topuz'un 11'de yer bulması oldu, mantıklı bir futbol izleyicisi Topuz'un suratından ruh halini analiz eder ve gayet gergin olduğunu anlardı. Gereksiz yere gerilim yaşadı bana kalırsa. Tek başına olsa bir şekilde üstesinden gelinecek bu problemler birleşince aşılması zor bir dağ oluştu Fenerbahçe için. Sonuç olarak da dağı aşamadıkları gibi tırmanırken düşüp yara aldılar.. Kazım'ın kırmızı kartına ise girmiyorum zira pek de maçın kaderine etki edecek bir şey değildi. Kazım'ın atılması Beşiktaş'ın frene basması veya iyice çoşup tarihi farka koşmasına sebep olurdu sadece.. Ayrıca Fenerbahçe'de Özer'i bu kadar kısa süre izlemek futbol cinayetidir, tamam kendisinden Arda Turan gibi bir patlama bekleyen yok, Fenerbahçe'yi taşısın, takım kendisinin etrafına kurulsun diyen yok ama şimdikinden çok daha fazla şans bulması lazım. Dahası, ilk 11'de başlayıp olabildiğince uzun bir süre sahada kalmalı, bugün sağ kanatta Topuz değil Özer tercih edilse Fenerbahçe biraz olsun etkili olabilirdi.
Beşiktaş cephesine göz atalım şimdi de. İsmail'in sakatlığından dolayı endişelenmeyen var mıydı acaba ? Sanmıyorum ben.. İsmail yoksa Gökhan'a gün doğdu, o bölgeyi koşu pistine çevirip gider gider geri gelir diye düşünüyordum açıkçası. Ancak öyle bir Deli İbo vardı ki sahada, Gökhan gidip gelmekten ziyade neye uğradığını şaşırdı bir süre. İlk golde nefis pası attı Deli, sonrasında ikinci golde Tello'yu ceza sahasında topla buluşturan isim oldu, son golde de asisti yine yaptı. Son gol çok enteresandı, bir kaç dakika öncesinde yine Uğur İnceman topla buluştu İbo'nun ortasında, üstelik ofsayt da yoktu ama Uğur basitçe harcadı pozisyonu. Ufak bir zamanlama hatası olmasa aynı golün temiz olanını atacaktı. Aklımdan iğrenç bir espri geçti golden sonra : "İlk pozisyon çok tutunca devamını çektiler."

Beşiktaş'ta eleştirilen kim varsa kendini kurtarma günü oldu bugün. Denizli bu nefis oyunun ve Fink'i Alex'in başına bela etmesinin ödülünü 3 puandan çok çok daha fazlasıyla aldı. 5 maçlık serinin şans veya tesadüf katkılı olmadığını ispatladı bir bakıma. Fink de dönem dönem eleştirilen isimler arasındaydı ki kendini kurtaranlardan biri de o oldu. Bu gol kendisine uzunca bir süre kredi sağlayacaktır ki sürekli olarak böyle oynarsa tek bir golün kredisine asla ihtiyacı olmaz. Geleceğini ve kendini kurtaran bir diğer isim de Bobo oldu, problemli Brezilyalı'yı geçen sezon Türkiye Kupası'nda olduğu gibi yine bir Fenerbahçe maçı ipten aldı. İyi de oldu doğrusu, istekli, iştahlı ve bunu başarıyla sahaya yansıtan bu ligin ihtiyacı olan bir isim Bobo. Bunların dışında Uğur İnceman'a değinmezsem olmaz, oyuna girince rahatlamış olan Beşiktaş'a bir ivme kazandırdı ve Fenerbahçe'nin eksik olmasını defansif değil de ofansif bir rol üstlenerek kendi adına da avantaja çevirdi. Derbide sonradan oyuna girip atak şekillendirip bir de üstüne gol bulmak sezonun ilerisi için önemli bir fırsat. Gerçi Uğur yeri gelince sık sık şans buluyor ama Mustafa Denizli tıpkı Rijkaard gibi 3 savaşçı orta sahayı deneyip Ernst-Fink-Uğur gibi bir işe kalıcı olarak girişirse Uğur çok kilit bir rol üstlenir, iyi de olur.

Kazım'ın kırmızı kartı demiştim üstte, yeniden ona geleyim ve bitireyim. Oyundan çıkışından sonra iki senaryo yazılabilirdi dediğim gibi ama Beşiktaş bir tanesini yazmak yerine iki tanesini yazdı sırayla. Önce daha da yüklenip hafifçe tempoyu yükselterek Fenerbahçe'yi yeniden sıkıştırdı kendi sahasına. Yeniden diyorum zira ilk 30 dakikada Beşiktaş boğucu bir baskı yakalayıp 3 dakikada 2 gol bulana kadar oyunu biraz Fenerbahçe'nin eline bırakmıştı. Beşiktaş son anlarda tempoyu arttırıp ritmini buldu ve Uğur'un golü geldi, yüklenseler daha da farkı açabilecekken yavaşlayıp "denk gelirse atarız" moduna büründüler ve maç tamamlandı. Fırat Aydınus da zaten çok ısrar etmedi, 4 dakikalık uzatmayı 93.45 civarında sonlandırdı. Fırat Aydınus demişken, başarılı sayılabilecek bir maç yönetti bence. Kırmızı kartı bilemeyiz, küfür deniyorsa küfür vardır, hakem durduk yere küfür yüzünden kimseyi dışarı yollamaz göz göre göre. Bunu tartışmak lüzumsuzluk olacak, sanırım "fuck off" vakası mevcut yine. Dışarıda normal bu ama bizde kendi kendine haykırırsan kart değil, hakeme karşı küfür değil de tepki olarak söylerken kırmızı kart, küfür amacıyla söylerken zaten kırmızı. Kazım gerçekten küfür etti sanırım her ne dediyse, doğrudan hakemin suratına bağırmaktaydı o an. Bunun dışında verilmeyen bir penaltıdan söz ediliyor ancak ben pek penaltı taraftarı değilim o pozisyonda. Penaltı atılsa da böyle bir Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye kolay kolay maç vereceğini sanmıyordum.
Beşiktaş kazansa kaybetse umurumda değildi, bu hafta lider olmak-olmamak çok takılacak bir olay da değil ancak yine de farklı kazanıp yarın için bizim önümüzü açtılar. Eleştirinin durmadığı, bir şekilde morallerin bozulduğu Galatasaray'da liderlik moral olarak doping etkisi yapacaktır. Tabii önce kazanmak lazım bundan keyifle bahsedebilmek için. Liderlik diyorum zira puan eşitliğinde iki takım arasındaki iki maç oynanmadıysa ligdeki genel averaja bakıldığı kalmış aklımda, yanılıyor da olabilirim ama geçen sezon böyle bir durumda bunun açıklaması bu şekilde yapılmıştı diye biliyorum.

Gazprom'dan Schalke'ye 100 Milyon €

Rus devi Gazprom firması Schalke 04 ile olan sponsorluk anlaşmasını 5 yıl daha uzattı. Mavi formanın üzerinde 2012'ye dek Gazprom yazacaktı normal şartlarda, yenilemeden sonra 2017'ye dek Gazprom yazısını göreceğiz Schalke formalarında. Bu yenilemeden Schalke'nin kasasına girecek olan miktar ise günümüz şartlarında hiç bir kulübün hayır diyemeyeceği seviyede : 100 Milyon €. Eğer Schalke Bundesliga'da ve Şampiyonlar Ligi'nde zirveye oturmayı başarabilirse 30 Milyon € daha eklenecek bunun üzerine.

Yeniden anlaşma yapılması Schalke'nin geleceğini de garantiye almış oldu. Zira kulübün mevcut borcu 230 Milyon €. Teknik direktör Magath geçtiğimiz ay kulübü krizden kurtarmak için bir kaç oyuncuyu satabileceklerini açıklamış ve tribünlere korku salmıştı. Bu yeni anlaşmadan sonra tribünler de Magath da derin bir nefes almış oldu, Schalke kadroyu koruyacağı gibi önümüzdeki sezona yeni ve güçlü takviyelerle girme şansını yakaladı.

20.11.2009

Baska NTVSpor?

Twitter'da dile getirdim ama Sinan yaz bunu dedikten sonra yazayim dedim.. NTVSpor mansetinden sabahtan itibaren Mehmet Topuz'un İnonu'ye cikacak olmasi yer kapliyor.. Mehmet Topuz icin ne kadar psikolojik bir mac olacagi fikstur cekildiginden beri belli zaten.. Galatasaray-Fenerbahce basketbol macinda yasananlardan sonra, maca rekor duzeyde polis atanmisken boyle bir mansetin NTVSpor gibi belki de en cok okunan spor sitesinde yer kaplamasi bana biraz gereksiz geliyor.. Nedir yani amac? O basligi goren bir Besiktasli'nin "Aaa abi dogru ya Mehmet topuz'da gelecek yarin İnonu'ye ohss" diyerek ellerini mi avusturmasi bekleniyor.. Kaldi ki Emre Belozoglu'nun Sami Yen'e cikip belki de Fenerbahce'de oynadigi en iyi oyunu oynamis olmasi da daha cok uzakta degil..

NTVSpor'un bu manseti son haftalarda yasanan olaylar sonrasi kotu niyetli geldi biraz bana..

Liglere Donus : Derbi Haftasi

Tribun teroru, De Nigris'in olumu, Henry'nin eli, Cemal Nalga'nin formasi... Aslinda liglere verilen 2 hafta ara icin baya bir olay yasamisiz, sanki bir aydir ara verilmis liglere.. Ama bunlarin hepsi -belki Cemal Nalga olayi haric- haftasonu ile beraber unutulup gidecek kuskusuz, ozellikle de Besiktas ve Fenerbahce taraflari icin..

Form grafigine bakildigi zaman Besiktas'in Ankara macini saymazsak 5 mac 15 puanlik bir serisi var kagit uzerinde.. Kagit uzerinde diyorum zira oynadigi futbol tarafli tarafsiz bir elestri konusu.. Fenerbahce'nin ise İnonu'de kazaniyor olmasi bu mac icin avantaj degil artik bana gore.. İnonu'deki bu kara tabloyu degistirmek icin taraftar ve futbolcular ellerinden geleni yapacaklardir.. Fenerbahce'nin avantaji 7 ve 3 puanlik farklar.. neresinden bakilirsa bakilsin İnonu deplasmanindan sonra haftayi lider kapatmak buyuk avantaj olacaktir Fenerbahce icin..

Fenerbahce yenilir, bir hafta daum elestirilir ve her sey devam eder ama isler Besiktas cephesinde oyle gozukmuyor pek.. İnonu'de alinacak bir kotu skoru daha pamuk ipligindeki tribunler sineye cekmezler bu defa.. Deyim yerindeyse kelle almadan geceyi kapatmazlar.. Bu da Mustafa Denizli olur buyuk ihtimalle..

Besiktas'in hucum formunu goz onunde bulundurunca Fenerbahce'nin galibiyete ihtiyac duymuyor olmasi erken gol gelmedigi takdirde maci kitleyebilir.. Ama Besiktas-Fenerbahce maclari her zaman zevkli oluyor bana gore.. Ya da ben tarafsiz olarak rahat izledigim icin oyle geliyor bilemiyorum..

Son olarak ufaktan Galatasaray'a deginelim.. Kazanip derbiyi bekleyecek diyebilirdik Galatasaray icin ama derbi cumartesi, Galatasaray macini pazar oynuyor.. Derbiden cikacak herhangi bir skorun etki edecegini sanmiyorum takim uzerinde.. Keita ve Elano takima donmusken Arda'nin gribe yakalanmasi, Rijkaard'in 3 basan orta saha olgusundan vazgecmemesine sebep olabilir.. Milli takimda asisti yapan Elano'yu oynatip Keita-Elano-Kewell arka uclusune de donebilir.. Simdilik 2 secenek var gibi gorunuyor.. Pazar 8'e dogru bunu gorecegiz..

Lig TV'nin Gaziantep-Bursaspor ve Kasimpasa-Trabzonspor maclarini verdigini de hatirlatalim.. İkisi de son derece guzel ve izlenecek maclar.. Haftasonu bizim gibi asosyal takilacak olan insanlar icin guzel diyelim yada...

19.11.2009

Yiğit Şardan'ın İstifasına Yaran Yorum

Yorum benden ya da bu blogdan değil.
Ntvmsnbc'de haberden; direk aktarıyorum :

orhan korkmaz: başka bi isimde devam eder belki...

Güleriz ağlanacak halimize ya, gözümden yaş geldi gülerken.

Yiğit Şardan : Öngörülen Son

Üst üste 7 bölüm Flash Forward izledim dün. Zaten hasta olduğum için kullandığım ilaçlar sersem yaptı. Uyuyup, uyanıyordum sürekli. Rüya-gerçek birbirine karışmıştı. Dizide geleceğini kötü olarak görüp melankoliye bağlayan karakterler gibi hissettim bölüm aralarında Salsabasket'te haberi görünce.

Bir Galatasaraylı olarak böyle bir tepki bekliyorduk. Resmi açıklama yapıldı ve Yiğit Şardan tüm görevlerinden istifa etti. Göreve geldiği günden beri maksimuma çıkan pazarlama-tanıtım faaliyetlerimizin akibeti de sislenmeye başlar yakın zamanda.

Doğru olan yapıldı, yapılması gereken bir şey de federasyonun kararını beklemeden takımı ligden çekmek olmalıdır.

Ayrıca Cemal Nalga'ya verilecek cezanın aynısı teknik kadroya da verilmelidir.

Bojinov & Floransa & Rekor

Bojinov haftasonu yeniden Floransa'ya geliyor ama kalıcı olarak değil, Parma formasıyla eski takımına gol atabilme umuduyla geliyor. Haftasonu oynanacak maçla büyük ümitlerle transfer edilip sakatlık belası yüzünden kalıcı olamadığı Fiorentina'da taraftarın karşısına çıkacak tekrar. Hani bazı futbolcular olur ya, takımda kısa süre geçirir varlığıyla yokluğu hissedilmez, ya da 1-2 sezon oynayıp gider ancak iki durumda da çok sevilir o oyuncu. İşte öyle bir isim Bojinov benim için. Daha yakından bir örnek vermek gerekirse aynı durumun benzeri olarak Sebastien Perez diyeyim siz anlayın.. Perez oynayarak güzel bir etki bıraktı, Bojinov ise oynamayarak, umutları hep taze tutarak. Lecce'de daha 15 yaşında İtalya tarihinde sahaya çıkan en genç yabancı oyuncu unvanını elde eden(15 yaş 341 gün) o genç yıldız Floransa'da tutanamadı sakatlık yüzünden. Gerçi 2 sezonda 40'a yakın maç yaptı, normalde az sayılmaz belki ama 19 yaşındayken 13 Milyon € ödenerek alınmış bir oyuncuya göre beklenenin altında kalmıştı o maç sayısı. Bizden sonra Juve'de şans denedi olmadı. Manchester City'ye gitti, gittiği gibi sakatlandı uzunca bir süre elveda dedi yine futbola. En sonunda Parma'da bol gollü bir dönüş yapamasa da sakatlıktan kurtulup istenen-özlenen Bojinov'un sinyallerini verdi. Parma'nın yeniden yükselişiyle paralel olarak Bojinov'u da aynı yükselen grafikle izlemek büyük bir zevk verir bana ki sezonun geri kalan bölümü gayet olumlu referans oluyor ilerisi için.

Yalnız tek istegim var kendisi ile ilgili, mümkünse o patlamayı Artemio Franchi'de yapmasın. Bu sene hayır kurumu gibi çalışıyoruz zaten, bir 3 puan da Parma'ya vermeye gerek yok. Gerçi mevcut durumda Parma öyle hediyeyle değil hakederek alıyor o puanları da, yine de güvenemiyorum ben kendi takımıma. Parma bir şey yapmasa da puan kaybedecekmişiz gibi geliyor..

Son olarak ufak not, İtalya'da ligde forma giyen en genç oyuncu sıralamasında da Bojinov 3. sırada. Rekor ise 1937 yılından beri RomaAmadeo Amadei'nin elinde 15 yaş 281 gün ile. 2. sırada ise Amadei'den 7 gün daha yaşlı olan Gianni Rivera var ki o da 50 yıl önce 2. sıraya yerleşmiş. Bojinov'un yabancı oyuncu dalındaki bu rekoru ise kırılması zor bir rekor artık, bunun sebebi de FIFA'nın 18 yaş altı oyuncuların transferine getirdiği kurallar. AB üyesi ülkelerde bu yaş sınırı 16 olduğu için yeni bir oyuncunun Bojinov'un rekorunu kırabilmesi için çocukluğunda İtalya'ya gelip futbola İtalya'da başlamış bir göçmen olması ya da orada yaşamasına rağmen İtalyan vatandaşı olmaması gerekiyor..

Neden Henry ?

15 yıla dayanan o efendi adam duruşunu tek harekette yok ettin be Henry. Tamam hayatının son Dünya Kupası'nı oynayacaksın ama böyle adaletsiz şekilde buna ulaşmak yakışmadı hiç. Elle topu alıp asisti yapmak senin yapacağın iş değildi. Gözümdeki sempatik ve efsane Thierry Henry bir saniye içerisinde silindi gitti.. Kazayla olsa tamam da, açık ve net, göstere göstere taşıdı, herhangi bir şekilde normal karşılanacak yanı yok pozisyonun..

18.11.2009

Game Is Over

Basketbol şubesinin tarihindeki en büyük skandallardan, belki de en büyüğüne imza attıranlara güle güle demenin zamanı geldi. 2 senedir çocuk oyuncağına döndü şube, Cemal Nalga'yı hazırlık maçında Tufan Ersöz forması ile oynatıp cezasını çekti diye lanse etmek de "tüy dikmek" oldu. Değer miydi 1 maç için kulübü ve oyuncuyu yakmaya ? Cemal olmadan kazanılamaz mıydı Oyak Renault maçı ? TBF bu olaydan sonra kulübe de ceza verecektir ki işin ucu ligden düşürülmeye kadar uzanabilir. Jasaitis'e ve diğer yıldızlara doyamadan takım ligden ihraç edilirse Ahmet Bey bunca taraftara ne yanıt verecek merak içerisindeyim.. Olayın asla kabul edilebilir bir tarafı yok ama tek açıdan iyi bir gelişme bu : Ahmet Dedehayır'dan kurtulacağız artık..

Olur da sayın Dedehayır ve basketbol şubesindeki diğer isimler hiç bir şey yokmuş gibi görevine devam ederse o gün o şubenin kapısına kilit vurulsun.

Cemal Nalga olayından haberdar olmayanlar varsa kendilerini Salsa'ya yönlendirelim hemen : www.salsabasket.net

Ekleme, 23.45 : Saat 22.00 sularında resmi siteden açıklama geldi idari ve teknik kadronun görevine son verildiğine dair ancak Ahmet Dedehayır hala görevinin başında, ne anladık biz o işten ?

Geçmiş Olsun Kaptan!

Bu yazıyı keyfi olarak kaldırdım.

Ferenc Puskas #2

Dünkü anma postundan sonra ufak bir ekleme daha yapalım. Görülen şey kendisinin Real Madrid forması giydiği dönemdeki futbolcu lisansı. Günümüzde oyuncunun her türlü genetik özelliği tek tıkla lisansına işlenebilecek duruma geldi ki o dönem fotoğraf ve oyuncu-kulüp adları yetiyor lisans için, ekstradan iki tane de mühür..

17.11.2009

Ezel & Skunk Anansie

video
Charlie Big Potato

i awake
from blood thick
dreams
washing blame
from my knees
softly done
so secretly
i'm awake
as charlie sleeps

a lone brother, a
lone sister
a home cover,
alone

i awake
dry the scream
spit the vile
breath
till my tongue
bleeds
thinks it's all
gone
famously
broke the hard
girl
good to please

tell it like it is
tell it like it is
tell the sordid
truth
tell them
tell it like it is
tell them

Saygı Duruşu : Ferenc Puskas

2 Nisan 1927 - 17 Kasım 2006

Dünya futbolunun gördüğü en büyük golcüdür kendisi bana göre, bu kadar net ve sabittir Puskas hakkındaki fikrim. Daha dün gibi hatırlıyorum ölüm haberini, NTV'de bir altyazı ile görmüştüm o kötü haberi ve yutkunmuştum bir anda...

Koskoca 3 sene geçip gitmiş ancak bu dünyada gol atıldığı sürece Puskas ismi hep aklımın bir köşesinde olacak..

Mor Kravat / Galatasaray

Kenar yönetimin üzerinde görmüş olduğumuz kravatların olayını sormak istedim. Nedir bunlar ?

Şimdilik sadece teknik ekipte ve sporcular deplasmana giderken havalimanı fotoğraflarında üzerlerinde görüyoruz. GS Store'a baktım mamafih bulamadım.

Bi buldurun, bilgilendirin yahu!

16.11.2009

O Maske Artık Yok...

Bu görüntü zaten unutulmazdı Türk futbolunu takip edenler için, şimdi asla unutulmamak üzere akıllara kazındı.. Hiç olmadı bu ölüm haberi, Enke'nin intiharının üzerinden çok vakit geçmeden De Nigris'in kalp krizi haberini vermek hem de bunun insanın kendi doğumgününde yapması oldukça tatsız bir durum..

Güle güle savaşçı Aztek..

Ekleme : Öğrendik ki Türkiye'de futbol oynamaması için doktorların raporu varmış. Kendi inadına veya menajer hırsına kurban oldu diyebilir miyiz De Nigris için?

23

Evet an itibariyle resmi kayitlara gore 22. yasini dolduruyor ve 23'e giriyor franchi arkadasimiz.. Dolduruyor doldurmasina da, blog ici ciddi yazilari disinda 23. yas olgusunu ne kadar hissettiriyor kamuoyu uzerinde derseniz, susarim.. susariz..

Tanistigimizdan bu yana aramizdaki 2 yaslik farki idrak ettigim tek gun belkide 16 Kasim gunu.. Basitce bir ornek verirsek kendisi su an MSN penceresinde 22 rakamina el sallayan smileyler atiyor arka arkaya.. Nasil bir ruh halindeyse artik..

Neyse fazla uzatmadan dogum gununu kutlayalim 'qinsley'imizin(burayi anlamadan gecebilirsiniz, kendisi anlamistir).. Tanistigimiz gunden bu yana(ki nasil tanistigimiz hala tam net degil) yasadigim en saglam muhabbetler -%99u futbol ve amacsiz konular olmak uzere- kendisi ile yasandi.. Nice senelere diyorum kendisine buradan..

Dogum Gunun Kutlu Olsun Franchi/Firat

Nobody Likes You When You're 23 !

Önümüzdeki bir yıl boyunca 5 sene önce çok önemsediğin o 23. yaşın çok afedersin bir bok farkı olmadığını farkedeceksin...

Tıpkı 17 yaşındayken, 18 yaşına basmanın dünyanın en önemli şeyi olduğunu düşünmen...
Çok da bir numarasını olmadığını 19 yaşında öğrendiğin gibi.

Yine de hayat her yaşında güzel be franchi.
Nice mutlu yıllara sevdiklerinle ve sağlıkla.

15.11.2009

Derbi Her Yerde Derbidir : TBL


Futbol maçındaki olaylardan/mağlubiyetten gazı almış seyirci, salonu dolduran seyirciden gazı almış bir Galatasaray Cafe Crown ve Tanjevic'e mahrum kalmış Fenerbahçe Ülker. ( Yazının bundan sonraki kısmında takımların gerçek adını yazacağım)

Maç aslında basketbol adına çok güzeldi. Savunmalar iyiydi. Aslına bakılırsa iki takımın kadrolarına bakıldığında Fenerbahçe'nin maçı alıp götürmesi gerekirdi. Derbi olunca öyle olmuyor işte. Formlar, istatistikler ve isimler hepsi sıfırlanıyor. Fenerbahçe bu Galatasaray ayarında bir Euroleague takımı bulsa 20+ yapar.

Galatasaraylı oyuncular seyirciden aldıkları gazla çok iyi mücadele ettiler, hücumda olmasa da, savunmaya çok iyi yansıdı seyirci desteği. Tanjevic'te oyuna ısınan oyuncusunu kenara alıp unutma huyuna tam gaz devam ediyor. Yağ sürdü Galatasaray'ın ekmeğine.

Böyle 2 uzatmaya giden, dişe diş mücadeleye sahne olan ve adeta fotofinişle biten bir maça bu kadar ruhsuz bir şeyler yazacağımı hayatta düşünmezdim.

Eğri oturup doğru konuşacağımız 2 mevzu var;

1- Galatasaray yılda maksimum 2 maçı bu kadar seyirciye oynar. Bu yüzden de oyuncuların ekstra motivasyonu bu maçtaki gibi olmaz, olamaz. Yine orta sıralarda bir oraya bir buraya savrulan bir takım olacağız gibi duruyor.
Bir de hakikaten Okan Çevik'le olacak iş değil.

2- Çıkan olaylar ve onlara verilen tepkiler. Fenerbahçe benchinin arkasındaki bir abla sanırım olayları fişekleyen. Olmaması lazımdı sebebi her ne olursa olsun. İşin üzücü kısmı Fenerbahçeli yöneticilerin hepsinin yıllardır basketbol camiasında olduklarını ve hayatlarında böyle bir şey görmediklerini ifade etmeleri. Galatasaraylı yöneticilerinde geçen seneki Efes Pilsen'li oyunculara saldırıların yanında bunun bir şey olmadığını belirtmeleridir.

Her iki tarafta kendi seyircisinin yaptığını resmen görmezden geliyor.

Sonuçta olacakları söyleyelim, Galatasaray 3 maç seyircisiz oynama ve para cezası alacaktır, Kinsey 1 maç ceza alacaktır.

İçimiz rahat etsin diye de Galatasaray yönetimi 7-8 kişiyi flulaştırılmış fotoğraf görüntüsüyle afişe edip kombinelerini iptal eder, diyecek söz kalmaz.

Maç skorunu da yazayım;
Galatasaray 74 - Fenerbahçe 72

14.11.2009

Rezalet : Türkiye-İsviçre U21 Maçı Nerede ?!!

Başlığı kullanma sebebim Türkiye Ümit Milli Futbol Takımı'nı ülkedeki yayıncıların hiç birinin bir yerine takmıyor oluşu. Açıyorum televizyonu, tüm kanalları tek tek geziyorum, internetten yapılan yasal ve yasa dışı olan tüm yayınları geziyorum ama Türkiye-İsviçre maçı yok ekranlarda. Ama o da ne, Elano ve diğer yıldızlarla bezeli Brezilya ekranda, hem de hazırlık maçı yapıyor, resmi maç değil. Rusya bir diğer tarafta Slovenya ile kapışıyor Güney Afrika'ya bilet kapmak için. Sonra yayın programına pakıyorum, Yunanistan veya Ukrayna'dan hangisi Dünya Kupası gidecek sorusunun cevabını bulabiliyoruz ekranda, İspanya ve Arjantin'in hazırlık maçını da bulabiliyoruz, yok bu da yetmediyse Portekiz ile Bosna'yı yine Türk kanallarıyla takip edebiliyoruz. Hiç birisi kesmedi mi ? Brezilya Ligi'ni yine Türk kanallarından biriyle, yine Türkçe olarak takip edebiliyoruz. Bunların hepsi 6 saatlik zaman diliminde olan şeyler.

Ama tüm aramalara rağmen ülkemiz futbolunun geleceği olan Türkiye Ümit Milli Takımı'nı izleyemiyorum ben. Futbol izleyeceksem tercihim Elanolu Brezilya veya Maradona'nın Arjantin'i olmak zorunda, ya da kıytırık bir Brezilya Ligi maçı.. Ben Türk futbolunu beğenen ve geleceğine umutla bakan birisi olarak bu geleceğin temel taşlarını izleyemeyecek miyim ? Benim kendi oyuncularımı izlemeye hakkım olmayacak mı ? Kendi takımımda izlerken bile içime sıkıntı dolduran, durduk yere tansiyonumu yükselten Elano'yu mu izlemek zorundayım illa ki ? Furkan Özçal'ı, Bayernli Deniz Yılmaz'ı, kendi takımımdaki Caner Erkin ve Aydın Yılmaz'ı, A Milli Takım forması da giyen İsmail'i, ilginç isimli Jem Paul Karacan'ı, Necip Uysal'ı ve diğerlerini izlemek istiyorum, Elano'yu, Crouch'u, yarısı eksik Arjantin'i ve Güizalı İspanya'yı değil.. Üstelik takımın durumu da kötü değil, kazanırsak 1 puan ardında olduğumuz İsviçre'yi geçip 2 puan farkla liderlik koltuğuna oturuyoruz.

Bugün yapılan dev bir skandaldır ki ilk kez olmuyor, geçen sefer de ümit milli maç yayınlanmamıştı ama deplasman diye yayın yok sanmıştım ben, bugün kendi ülkemizdeki maç bile yayınlanmıyor.. Ayıptır.. Terbiyesizliktir bu.. Ayrım gözetmeksizin tüm yayıncılara bu isyanım, büyük bir terbiyesizliktir bu yaptığınız..

"Orası Ali Sami Yen!"

Komedi Dükkanı'ndan çok hoş bir sahne, yönetmen kendi kendini yakıyor durduk yere :)

Youtube'a giremeyenler için linki vereyim, kopyalayıp da tünellerde ve benzeri sitelerde kullanım için : http://www.youtube.com/watch?v=K2khCZcMi9A

12.11.2009

Not Defteri #32

  • Machinarium diye bir oyun öğrendim, arkadaş tavsiyesi, vizeler bitince deneyeceğim bunu. Bilen/deneyen varsa yorum bekliyorum.
  • Prototype insanı kendine iyice bağlayan, tarifsiz bir hal almışken Football Manager geldi ve kendisini dövdü, hem de tekme tokat. Vizelerden sonra geri dönüş yapıp oyunu bitirmeliyim, olmalı bu.
  • Football Manager demişken 5. sezonu yarıladım Galatasaray ile, siz düşünün oyuna ne denli saldırdığımı.
  • Fiorentina forması alayım dedim, arkaya da Frey yazdırayım dedim, demez olaydım 50 € kargo bedeli istendi. O paranın üzerine az daha katar İtalya'ya giderim lan, Floransa'dan formamı alır gelirim. En azından İtalya'ya da gitmedim demem.
  • Yemek konusunda tarifsiz bir site buldum, bu site ilerleyen zamanlarda beni obez yapar : http://foodgawker.com
  • Bu hafta Karşıyaka-Buca maçına gidemedim zira annem-babam İzmir'e geldi Marmaris'ten, babamın gidesi vardı esasında ama sonra isteksizleşti. Akşam amcamlar bize geldi anne-baba geldi diye, onların D-Smart'ı bize getirip baktık biz de. Evden 15 dk. uzakta derbi gibi maç oynanıyor 5 liraya bilet satılıyor biz oturmuş TV'de izliyoruz. Çok saçma lan mantıklı düşününce..
  • Haftasonu Buca-Altay varmış sanırım, onu gözüme kestirebilirim, ya da kestirmem bilemiyorum, sınavlara bağlı. Buradan azuth kişisine selam ediyorum, maça gidecek olursam iki elim yakasındadır.
  • Bu arada bunu yazarken yıldırım düştü, sokak lambaları gitti. Bunun olduğu yer : İzmir, Üçyol.. Tam olarak da metronun orada otobüs firmalarının olduğu bölge, ana caddenin 1 sokak arkası, evden ana cadde görünüyor hemen karşımdan..
  • Ayrıca bu bahsettiğim evin şöyle bir özelliği var : Burger King ve KFC önümdeki ana caddeden geçip gidip servis yapıyor ama benim olduğum yere gelmiyor. Öğrenci evi diyorum, ayıptır bu yapılan diyorum yine de dinletemiyorum. Yakışmıyor şu iki firmaya.. Ayıp lan.. Benim evimin 10dk ilerisine kadar gidip de benim sokağı neden gönderim alanı dışında tutuyorsunuz ?...
  • Marmaris'te olsam böyle dert yok, zira Burger'ın eve paket servisi yok, olmasına da gerek yok. Evden çıktım mı 2-3 dk sürüyor kendisine ulaşmam, hem de yaz günü 24 saat açık.. Gel de özleme şimdi 2 ay öncesini.. Ulan.. Neyse ki 2 hafta sonra 10-12 günlük bir Marmaris kaçamağı beni bekliyor, sınavlar bittiği anda Marmaris yolcusuyum, kimse engel olamaz..
  • Benim yine karnım acıktı dikkat ederseniz oyunla başlayıp yemeğe kaydı notların son kısmı. Zaten kilo da almaya devam ediyorum, daha önce 80 kiloyu görüp kariyerimde zirve yapmıştım, o zirve artt, son rapor şudur : boy 1.80, kilo 84.. 4-5 kilo verip ideal formuma geri dönmeliyim, şart bu. Bunun için de gece yemeyi azalttım, tamamen kesebilirsem ne mutlu bana.
  • Gideyim de çay-kahve yapayım bari, yanında da bir şey yemeyeyim ki kilo olarak geri dönmesin bana.. Resmen yediğime içtiğime dikkat edip sağlıklı yaşama yolunda bir adım attım tam da şu an, bu istikrarı bozmamak lazım.
  • Bu arada tam son notu yazarken sokak lambaları aydınlandı yeniden.. Artık sonlandırayım bu yazıyı, hep yemekten bahsedesim geliyor yoksa, iradeyi kaybetmemek lazım..

11.11.2009

Olmadı Be Bıyıklı Amca

"Bir çoklarının dediğine göre Liverpool'un Şampiyonlar Ligi'ndeki geleceği son maça kalmadan 5. haftada belirlenecek. Bence her şey Anfield'da son hafta oynanacak Fiorentina maçında belli olacak her şey. Lyon Floransa'da gerekli sonucu alıp Liverpool'un son hafta kendi sahasında mor formalılara karşı kendi kaderini kendisinin yazmasını sağlayacak. Eğer elenirlerse Lyon'daki ve Floransa'daki maçlar için büyük pişmanlık duymalılar."
Ian Rush

Yapma bunu Ian Rush, Fiorentina önce Lyon'a Artemio Franchi'de kaybedecek, sonra da Anfield'da Liverpool'dan 3 fark yiyecek ha ? Yapma..

francHits #19

1. Kurban - A
2. Gece & Koray Candemir - Kırmızı
3. Gren - Son Nefes
4. Buz - Hep Aynı
5. Sakin - Sentetik Sezar
+1. Orhan Ölmez - Damla Damla ("bu aralar arabeske bağladım" diyen os'tan bonus şarkı)

10.11.2009

Robert Enke Hayatını Kaybetti...

Futbolun lafı boğaza düğümlediği anlardan birini daha yaşıyoruz, gece vakti aniden Robert Enke'nin ölüm haberi yayıldı kulaktan kulağa. Bir tren kazasında hayatını kaybettiği açıklandı önce, polis ise sıradan bir kazadan ziyade intihar ihtimaline ağırlık veriyor. 29 yaşındayken kızını kaybeden bir insanın psikolojisinin normal olması düşünülemezdi de, futboldan ve dünyadan bu şekilde silinip gitmesi olmadı.. Akılların bir köşesinde Fenerbahçe'nin 3-0 kaybettiği İstanbulspor maçının ardından 1 haftada Türkiye'den apar topar yollanması ve kaçıp gitmesiyle yer edecek. O gün sabredilmeyen Enke daha sonra yılın kalecisi ödülü alacak bir performans sergilemişti. Belki o İstanbulspor maçı Volkan Demirel'in de kaderi oldu, Enke'ye o dönem sabredilse muhteşem performansını Türkiye'de gösterecek ve Volkan'ın önü hiç açılmamak üzerek kapanacaktı belki de..

Nereden nereye geldik bir anda, hafıza tazeledik biraz ama bu şekilde olmamalıydı bu, neşeli bir haberle de eski günleri anabilirdik..

Ne Türkiye'de ne de sonrasında mutlu olamamışsın belli ki, en azından gittiğin yerlerde mutlu ol Enke...

AH BE HERİ !

SENİ DAHA BİZİM OLMADAN, ELLERİNKEN SEVDİK
SENİN ATTIĞIN GOLE, SIRF SEN ATTIN DİYE SENİN KADAR SEVİNDİKSONRA KIRMIZI FORMAYI GÖRDÜK ÜSTÜNDE, OLUR DEDİK KENDİ KENDİMİZEYENGEYLE GÖRDÜK SENİ, MAHALLEDEN ARKADAŞIMMIŞ GİBİ; "OOO YAKIŞIR HERİMİZE" DEDİKGÖREVİNİ HER YAPTIĞINDA, HAYAL KURDUK
BİR GÜN BİZE DE "RAHAT OLUN" MESAJI VERİRSİN BELKİ DİYEGÜLDÜN BE HERİ, BİZİ DE GÜLDÜR İSTEDİK"HERİ GELDİ HERİ" DEDİLER, GÖZLERİMİZE İNANAMADIKBİZE DE GÜLMEYE BAŞLADIN HERİ
BİZ DE GÜLÜMSEMEYE BAŞLADIK SAYENDE"İŞTE BU" DEDİN BİZE HERİ BİZE BAKIP
BİZ DE "İŞTE O" DEDİK SENİ GÖSTERİPTURUNCUNUN YERİ AYRI OLSA DA HERİBEYAZ ŞORTLA PARÇALI SANA ÇOK YAKIŞTITAKIM ARKADAŞLARINI SEVMENİ SEVDİK
NE KADAR SEVİLDİĞİNİ GÖRDÜKÇE
SENİ DAHA ÇOK SEVDİKŞUT ÇEKERKEN VÜCUDUNUN ALDIĞI ŞEKLİ SEVDİKO ŞUTLARDAN SONRA BİZE KOŞUŞUNU SEVDİKO ŞUTLARINI SEVDİK, GOL OLSA DA OLMASA DA
GOL OLUNCA "GOL" DİYE BAĞIRMADIK
ADINI BAĞIRDIK HER YERDEPAS ATARKEN, OYUN KURARKEN AZMİNİ SEVDİK
FUTBOLA YENİ BAŞLAMIŞ GİBİ OLMANIGERÇEĞİ ÖNCEDEN BİZE SÖYLEMENİ SEVDİK
GEÇ FARKETSEKTE, ARTIK BİLİYORUZYAŞLANDIK BE HERİ, BERABER AĞARDI SAÇLARIMIZ
SENİNLE BÜYÜDÜK
ADAM OLMANI, İNSAN OLMANI SEVİYORUZ HERİ
SANA "DADDY COOL" ŞARKISINI SÖYLEMEYİ SEVİYORUZSEN DE BİZİM GİBİ OLUYORSUN BE HERİ
BİZİM GİBİ ÇÖMELİYORSUNARTIK SEN DE BİZİM GİBİ YAŞIYORSUN
"ŞU FINDIK KURDU SABRİ, O DEVE GİBİ ADAMI NASIL DEVİRSİN HOCAM"
DİYORSUN YA
İŞTE O AN DAHA Bİ SEVİYORUZ SENİSADECE BİZ DEĞİLİZ HERİ,
KIZLAR DA SENİ ÇOK SEVİYORSENİ ŞU HALİNLE ALIP SARIP SARMALAYACAK BİR ÇOK KIZ VAR HERİ
HERİ BİR DE SİNEM VAR HERİ
UZAK DUR ONDAN HERİ, YER SENİ HERİ
GİTME BE HARRY KEWELL,
ÇOK SEVDİK SENİ...
BİZİM OLMANI SEVDİK,
BİZE KOŞMANI...

SENİ GÖRMEYİ SEVDİK,
"HARRY HARRY KEWELL" DİYE BAĞIRMAYI SEVDİK "DADDY COOL" MELODİSİYLE
GÜLÜMSEMENİ SEVDİK.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO