28.02.2010

Bu Ne NTV Spor ?

Galatasaray'ın stadının ve kurucusunun adı ne zamandan beri "Ali Same Yen" oldu ? Ben siteye girişimin 3. saniyesinde hatayı farkedebiliyorsam bu sitenin editörü, ekibi veya herhangi bir görevlisi bunu görüp düzeltemiyor mu ?

Hani metin arasına karışır oldu bitti deriz de ana sayfada hazırlanan görsel kontrol edilmeden yayınlanmıyordur değil mi ? E bu kontrol edilince fark edilmeyecek bir hata değil..

Kötünün İyisi : Lazio 1-1 Fiorentina

İzlediğim en durgun ve sıkıcı Fiorentina maçlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Son 5 dakikası şoka dönüşen Milan maçından sonra savunmadaki sıkıntının üzerine bir de Vargas ve Gilardino yokken Lazio deplasmanında iyi oyun ve 3 puan beklemek ütopik olurdu. Beraberlik memnun edecekti beni, 90+2'de Keirrison'un ayağından öyle veya böyle geldi o tek puan. Sakatlar hakkında ufak açıklama yapalım unutmadan : Santana mart ayı, Gamberini ise nisan ayı sonuna kadar yok. Gamberini muhtemelen ligin sonuna kadar ancak kendine gelecek fiziki anlamda. Dünya Kupası için hazır olur, Fiorentina'ya faydası olmaz ağustos ayına kadar.

Sezonun kalanında Fiorentina için lig sadece Avrupa mücadelesi şeklinde geçecek, Şampiyonlar Ligi değil de UEFA Avrupa Ligi şansı için uğraşacağız. Ya da Inter'i 1-0'ın rövanşında geçip İtalya Kupası'nı alıp UEFA Avrupa Ligi'ne öyle katılacağız. Seneye Avrupa kupaları olsun da fikstürde, Şampiyonlar Ligi-Avrupa Ligi farketmez artık. Ligde durum bu denli kötüyken umutlar ve beklentiler böyle ilginç oluyor işte.
Maça tekrar geçecek olursak futbol adına en talihsiz gecelerden biri olduğunu söylemeliyiz. Mücadele yok, hırs yok, istek yok, kısacası iki takımın ismi var cismi yok. Lazio taraftarı protesto derdinde, yönetimle teknik kadroyla sorun yaşıyorlar, Fiorentina taraftarları da hocayla dertli, yani tribün de yok bugün statta. Bütün bunlar bir araya gelince son yılların en sıkıcı ve kötü maçlarından birinin ortaya çıkışı çok çok kolay oluyor. Fiorentina'da Montolivo her zamanki gibi mücadele etmeye çalıştı, az çok Jovetic'in gayreti vardı. Son 2 haftanın parlamaya başlayan ismi Ljajic ufak bir hayal kırıklığı yarattı. Marchionni ise yine Aydın Yılmaz'ı aratmayarak benim sinir katsayımı arttırdı. Bireysel olarak diğer isimler tamamen dolandı sahada.. İki takım da bitse de gitsek derdineydi..

Maçın başında Lazio attı, sonunda Fiorentina attı. Goller de maça paralel gibiydi zaten. 7. dakikadaSiviglia'nın kornerde gelen topa altıpasın köşesinde topukla dokunması ve uzak direkten tam 90'a golü atması tamamen şapkadan çıkan bir tavşandı. Anlatırken bile ilginçti değil mi ?.. Fiorentina'nın golü de aynı şekilde garip geldi. 90+2'de artık son şanslar denenirken içeri orta geliyor, Jovetic-Marchionni arası top giderken Marchionni indiriliyor, penaltı diye ayağa kalktığım anda boş kalan topu yerden köşeye yolluyor Keirrison ve Fiorentina kariyerindeki ilk golünü çok kritik bir anda ağlara yollayıp takımına puan kazandırıyor. Bu maç hakkında daha fazla konuşacak bir şey yok, sahada ölü bir futbol vardı. Sanırım iki takım da bundan daha kötü bir maç oynamayacak ne bu sezon ne de önümüzdeki bir kaç sezon..

İki golün ikisi de denk geldi ve kaleye gitti. Futbol topunun canı olduğu konusunu tekrar akıllara getirdi bu maç. Berabere biteceği bu kadar bariz olan maçın 0-0 değil de 1-1 bitmesini, en azından izleyen çaresiz izleyicinin 2 gol görmesini istedi top.

27.02.2010

2010/2011 Sezonu Formaları : Bayern Münih 110. Yıl Özel

Önümüzdeki sezon 110. yılını kutlayacak olan Bayern Münih bu yıla özel tasarımla sahaya çıkacak. Nostaljik çubuklu formasının benzerini her kulüpte alıştığımız üzere biraz modern çizgilerle donatıp piyasaya sürecek. Sunumdaki photoshop da çok başarılı, eski formayı giyen oyuncularla yenilerini yan yana koyup görselliğe de önem vermişler. Bayern bu formayı önümüzdeki sezon için çıkardı ancak Alman kulüplerinin bir klasiği olarak yeni sezon öncesi tanıtımın tam ortasında yapıldığı mevcut sezonun son 2-3 haftasında formayı giymeye başlayacaklar. Mayıs ayından itibaren Bayern'i bu formayla sahalarda göreceğiz yani.

Tugay Kerimoğlu Galatasaray'da

NTVSpor'daki haberde saçam sapan şeyler yazıyor bununla ilgili. Yıl sonuna kadar birisi birisinin yardımcısı olacakmış, edecekmiş. Bence teknik ekibin başına gelmiştir Tugay sadece. İdari ekibin başında yine Jan Derks vardır. Öyle olsun yani.

Böyle imzalar bu dönemlerde olur, malum seçim zamanı geliyor.
NTVSpor
'un Tugay'a UEFA kupası kaldırması da gözden kaçan bir detay olmuş.

Merhaba Efsane Beyaz!

Daha önce yeni formalarımızın kalıplarına göz atmıştık. Şimdi de orjinal hallerine geldi sıra. İlk olarak beyaz formamız görücüye çıktı ki bu Honduras maçında yeni formaları giyeceğimizin habercisi olabilir. Logo olarak bayrağımızı kullanıyor olmamızın avantajı büyük oldu bu eski efsane formalara dönüşümüz. Hiddink gibi bir deha geliyor, üzerine de efsane formalar geri dönüyor. Milli Takım yeniden karakterini kazanmaya başladı hem de beklenenden çok daha hızlı bir şekilde. Bu arada forma yurt dışında satışa bile çıkmış bizim federasyon duyurmamış olsa da. 45 £'a satılıyor kitbag.com'da, isteyenler buraya tıklayıp kendisine sahip olabilir erkenden.

Forma efsane, hoca efsane, elemelerde efsane bir performans gelir mi ? Gelsin artık...

İtalya 2010 Dünya Kupası Forması

İtalya'nın Dünya Kupası ve 2010 Avrupa Şampiyonası Elemeleri boyunca giyeceği 2 sezonluk formaları görücüye çıkmış. Mavi ve beyaz formalara alışıldı ama bu defa bir kaç güzel detay var. Mavi forma İtalya klasiği olarak vücuda yapışan türden, önünde ise vücut hatlarına benzetildiğini düşündüğüm, farklı bir anlamı varsa henüz öğrenemediğim bir şekil var. Gayet şık ve estetik duruyor, Puma formalarını çok beğenmem ama bu defa iyi iş çıkarmışlar.
Üstelik Puma mavi formada olduğu gibi beyaz formada da güzel bir iş çıkarmış. Bu net olan fotoğrafta gözükmese de altta formaların ilk sızdığı fotoğrafları görüyorsunuz, orada yakalar belli oluyor. Beyaz forma üzerine kırmızı ve yeşil yakalar yaparak İtalya bayrağını ortaya çıkarmışlar formada. Yakalar düz dururken bu renkler çok az belli olsa da bulanık olan fotoğrafta yakalar dik tutulduğunda renkler ortaya çıkıyor. Puma İtalya formalarında 2'de 2 yapmış, tam isabet olmuş.

Veda

Mustafa faciasından sonra çok daha güzel bir film beklentisiyle gidip filmi beklediğimden de fazla beğenerek geri döndüm. Biletleri çarşamba akşamı alıp bu akşamüstü Balçova'ya gidip akşam da Agora'da filmi izledim. Mustafa ile kıyaslanması tam olarak doğru değil ama benim demek istediğim şey beklenti ve bu beklentinin ne denli karşılanıyor olduğuydu. Mustafa'da usta bir belgeselcinin elinden nefis bir Atatürk konulu belgesel bekleyip hayal kırıklığı yaşamıştık. Bu filmde de bir Atatürkçüden mükemmel bir Atatürk filmi beklemiştik, bu defa oldu sanırım. Fazlasıyla beğendim, gidip gitmeme konusunda kararsız olanlara kesinlikle gidip görmelerini tavsiye ediyorum.

Sinan Tuzcu başarılı oynamış ama bakışları biraz zorlama olmuş bazı yerlerde. O kadar makyaj konulu övgüler geldi ama Sinan Tuzcu'ya birazcık dolgun yanak yapıp daha sahici bir Atatürk elde edilebilirmiş. Yine de önemli olan oyuncuların kişilere ne kadar çok benzetildiğinden ziyade filmin içeriğidir. Abartı yok, hep o bahsedilen putlaştırma yok, yalan yanlış bilgilerle akıl karıştırmalar yok, saf ve temiz bir Atatürk filmi bu. Salih Bozok'un gözünden çocukluk arkadaşı, yakın dostu, kader arkadaşı, yaveri olduğu paşası Atatürk'ü izliyoruz. Keşke Zülfü Livaneli devam etse başka başka konularla bunun gibi Atatürk filmleri izletse bize.

25.02.2010

Rijkaard'ın Bildiği Şey ? : Galatasaray 1-2 A. Madrid

Temmuz ayından beri her kötü performansta şu lafın ardına sığınılıyor : "Rijkaard'ın bir bildiği vardır." Bunu zaman zaman söyledik, zaman zaman da bunu söyleyenleri eleştirdik. Bir şeyi unuttuk ama; Rijkaard da hata yapabilir, hem de göz göre göre. Elano sakatsa kenarda duran ve o görevi başarıyla üstlenecek Emre Çolak oyuna alınmayıp da gidip Ayhan Akman denen kariyeri bitme noktasındaki adam oyuna alınıyorsa teknik kadro hatalıdır. Rakibin eze eze oynadığı görülürken orta sahada dökülen Ayhan'ı, Sarp'ı kenara alamıyor ve maçı aynı kadro ile sürdürüyorsa teknik kadro hatalıdır. Galatasaray'ı sahasında sezonun en ciddi seyirci potansiyeliyle oynadığı akşamda bu şekilde oynatmaya kimsenin hakkı yok. Dünyanın sayılı teknik ekiplerinden biri de olsanız bu değişmez. Madrid'deki deplasmanı anlarım, çekingen ve oyunu yavaşlatıp soğutan bir oyun oynadık. Doğrusu da oydu, Madrid'i içeride etkisiz hale getirmemiz gerekiyordu. Ancak bu sezon deplasmanlarda sadece La Liga'nın son 3 sırasındaki takımların 2 tanesini yenebilmiş olan Atletico Madrid'e karşı bu kadar geride ve kapalı bir oyun oynamanın anlamı yok ne yazık ki. Galatasaray 1-0'dan sonra skoru dengelemeye uğraştığı 3 dakika dışında sadece hücumu düşündüğü bir oyunu hiç oynamadı. İçeride bu kadar mahkum oynamamalıydık. Golsüz beraberlik işimize yarıyor olsa da ikinci yarı tempo artmalıydı. Bizim arttırmadığımız tempoyu Madrid arttırdı ve cezayı kesmek zor olmadı.
Tıpkı Beşiktaş maçında olduğu gibi bugün de kritik noktalardan biri Elano'nun çıkışı oldu. Pazar gecesi Elano çıktığı anda maçın seyri değişmişti, bugün de orta sahada az çok top tutabilen Galatasaray Elano'nun daha fazla dayanamaması sonucu önce orta sahada çöktü, sonra da turu kaybetti. Elano'nun yerine giren oyuncunun da bunda etkisi vardı şüphesiz. Rijkaard'ın 2 seçeneği vardı, ya Ayhan gibi bir tecrübeliyi ya da Emre gibi bir yıldız adayını oyuna sokacaktı. Tecrübe seçeneğini işaretledi yanlış seçeneği işaretleyeceğini bilemeden. Ayhan Akman bu sezon futbol olarak kocaman bir sıfırdan ibaretti, bugün sıfırı da geçip eksilere doğru gerilemeye başladı adeta. Elano'nun yerine girip aynı işi yapmasını beklemiyorduk Ayhan'dan. Ancak yapması gerekenleri de yapamadı. Pres yok, ayağına gelen topu hemen çıkarmak yok, adam geçme konusunda zaten hiç bir zaman yeteneği olmadı, takımı yönetmek de yok bunların yanında... E hepsi birleşince ortaya sıfır fayda ve fazlasıyla zarar çıkıyor. Günümüz futbolunda tecrübe lafı çoğu zaman çaresiz kalmaya başladı. Avrupayı 17-18'lik yıldızlar sallarken bizde 19'luk Emre Çolak'ın oyuna alınması "risk" veya "hata" olarak nitelendirilmemeli. Tam aksine, futbola yabancılaşan Ayhan'ın sahaya sürülmesi risk ve hatadır. Bu durum şeyle çok örtüştü aslında; Galatasaray 1-1'in rövanşında Hamburg'a karşı tur arıyor Ali Sami Yen'de, durum 2-2, gol atarsa üst tura çıkacak. Oyuna Hasan Şaş giriyor, yapmaması gerekenleri yapıyor, liderlik edip takımı ateşlemesi gerekirken o tam tersine yaptığı hatalarla maçı ve turu Galatasaray'dan uzaklaştırmıştı. O maçta da son anlardaki golle yıkıldık, bugün de. O zaman da 1-1 deplasmanda avantajlıdır diye avunduk, bugün de. O zaman da rahat alabileceğimiz maçı kritik hatalarla kaybettik, bugün de. "Tecrübeli mi genç mi ?" sorusu o günlerde "tecrübe" diye cevaplanmış ve hata yapılmıştı, bugün de. Emre Çolak üzerinden gidelim, Antalya maçında oyuna girip hemen golünü atan orta sahayı canlandıran çocuk orada yenen 2. golden sonra günah keçisi olarak kendini ilan etti. O açıklamalardan sonra Emre belki psikolojik açıdan rahatlasın diye, belki ceza olsun diye pek tercih edilmedi. Bugün kadroya girince umutlanmıştım doğrusu. Ayhan dururken hiç beğenmediğim Barış'a bile razıydım, Emre olmazsa o girsin Ayhan girmesin istedim ama bir taraftarın istemesiyle olmuyor her şey. Geçen sene Hasan Şaş nasıl böyle bir maçta Galatasaray'a veda ettiyse Ayhan da aynı vedayı etti muhtemelen. Ayhan'ın doğum günüymüş üstelik bugün, pek ilginç bir tesadüf. Neyse ki tüm bunlar olurken geçen sezonki gibi ligde 5. sıra mücadelesi vermek yerine berabere kalmamıza rağmen lider olduğumuz bir haftayı geride bıraktık.
Rijkaard artık kadroda kim eksik olursa olsun taktik-teknik denemiyor, aşılamaya çalıştığı sistem üzerinden gidiyor. Seri sakatlıkların yeni yeni başladığı dönemde biraz farklı şeyler deniyordu ama sistem konusunda normale döndü, iyi de etti. Topal-Elano-X ve önlerinde Keita-Arda-X şeklinde bir üçlü daha. X yazan yerler değişken oluyor ama diğer iki isim sakatlık olmadıkça sabit. Savunmada da belli bir ritm tutturuldu Neill'ın oturmasıyla. Geride iki problem var, birincisi malum kaleci sorunu -ki bugün Reyes'in ayağından aldığı top için tebriği de çok görmemek lazım- diğeri de Neill'ın oraya oturmasına rağmen takımla uyumlu olamaması. İleri attığı toplar çok isabetli ve milimetrik değil, bunu kabul etmeliyiz. O kadar kritik ve gole dönüşecek paslar atıyor olsa bize gelmezdi, bunu da kabul edelim. Bir de malum ofsayt problemi var, uyum sorununu tam olarak aşınca ofsayt sorunu da kalkacak ortadan, o geçici bir problem de ileri attığı toplar uzun değil de yerden ve ayağa olursa daha doğru olacak. Sistemde şimdilik değişiklik yapmadan ilerliyoruz, tek problem sakatlar gelince ne olacağı. Gerçi sorunun başlangıcı demek Kewell ve Baros'a kavuşmak demek, her sorun böyle olsa ne güzel. Uyguladığı oyunu beğenmedim bugün ancak ilk yarıda istediğini aldı Rijkaard. Belki Elano kalabilse bu ağır ve sakin futbol sonuç verecek maç 0-0'a bağlanacaktı. Bilemiyoruz o ihtmalin nasıl şekilleneceğini. Benim tek sıkıntı yaşadığım nokta Rijkaard'ın "bir bildiği var" diye savunulması. Bu adam Avrupa'nın sayılı hocalarından biri olabilir ancak bir şeyi kabul etmek zorundayız : Bir kişi alanında en iyi de olsa net ve bariz bir hata yapabilir. Yapılan her yanlışı, her hatayı bildiği vardır diye geçiştirirsek sonunda istenen, beklenen yere ulaşmakta güçlük çekeriz. Gerektiği yerde eleştireceğiz ki bu adamın ve yardımcısının da hatalı olabileceğini farkedelim. Bir sistem ve oyun karakteri adına uzun bir yol varsa önümüzde, böyle ciddi ve kritik virajlarda yine ciddi ve kritik hatalar olacak ki bir şeyler öğrenelim.

Başta yazının ufak bir kısmını yayınlayıp devamını sonraya bıraktım, bilerek yaptım Rijkaard hatalı dediğimde ne tepki gelecek diye. Bazı yorumlar hiç şaşırtmadı beni. 2-3 sene sonra Rijkaard ile yenilmez bir takım olacaksak "Rijkaard hatalı." diyebilmeliyiz. Sorun bunu demekte değil diyememektedir. Bu bağlamda "Rijkaard'ın bir bildiği vardır" cümlesini olur olmadık yerde kurmamak gerekiyor, bu cümleyi kullanarak her hataya savunma yapılmasın. O bildiği şeyin yanlış veya hatalı olabileceği ihtimalini de düşünelim bunu derken. Yoksa Rijkaard'dan memnun değil veya onu istemiyor diye bir izlenim bırakmış olmayayım. Ben 2 değil 22 sene başımızda kalsın istiyorum, kafamıza vura vura bazı şeyleri anlatsın bize. Bu ülkede yapılmayanları yaptırıp öğretsin, bunu yaparken yanlışlar yapsın hatalar yapsın öyle öğretsin ki biz de doğruyu yanlışı bile bile eğitilmiş olalım. Her şeye doğru gözüyle bakarak, yanlışın da ne olduğunu bilip göremeden bir şeyler öğrenmemiz mümkün değil..

Bir de hakem konusu var bugün, onun yeri bu post değil.

Not Defteri #36

  • 26 günlük Marmaris tatilim salı günü bitti, evi bırakıp İzmir'e okula döndüm yeniden. Tatile o kadar çok alıştım ki 1 hafta daha uzun olsa okul ve eğitim hayatımla ilgili ciddi problemler yaşayıp "bitirmiyorum bu tatili!" diye evde oturabilirdim deli gibi. O derece alıştım yani tatil olmasına..
  • Marmaris'teki ılık havadan İzmir'deki soğuk/serin havaya gelmek iyi olmadı. Hasta olmam yakındır gibi duruyor.
  • Şu an winamp'ta denk geldiği için Kurban'a laf edesim geldi. Aylardır albümü "çıkmak üzere" seviyesinden bir gıdım ileri götüremediğiniz için teşekkürler. Bu kadar vakit şarap bekletsem çoktan dünyanın en değerli şarabı olurdu, ayıp lan.(Tamam kabul ediyorum çok abartı oldu) Hayır bir de resmi siteden Soykıran'ı yayınlayıp iyice gazı verdiniz, ayıp gerçekten.
  • Bence, yani tamamen şahsi bir fikirdir bu, sonra nasıl genelledin diye gerginlik çıkmasın, evet, bence dünyanın gelmiş geçmiş en güzel araba yarışı oyunu Beetle Crazy Cup'tır. Yemişim Nid For Sipid'i, Gıran Turizmo'yu, Kolin Makrii'yi...
  • Araba yarışı demişken ilk çıkan EA Canada yapımı The Need For Speed de zamanına göre ne efsaneydi be.. Tabii Beetle Crazy Cup çıktıkan sonra onun pabucunu dama değil Burj Dubai'nin tepesine kadar attım o ayrı konu.
  • Çok oyun dedim devam edeyim, eskiden çok severek oynadığım Tomb Raider 3 ve 4'ü yanıma aldım Marmaris'ten gelirken. İkisi de orjinal üstelik. Yükleyeyim de baştan uğraşayım hepsiyle. Özellikle de 4'ün Mısır'daki enfes hikayesini çok özledim..
  • Tomb Raider'ın Tomb kısmını çocukken bir an için "Tom" sandın yeni duyduğun dönemde, itiraf et bunu.
  • Bu satırı yazarken maça(GS-A.Madrid) tam olarak 4 saat kaldı.. İsyan etmek, kendimi parçalamak üzereyim.. Vakit geçmiyor arkadaş resmen..
  • İyisi mi bunu burada noktalayıp gidip de Merlin izleyeyim, üzerine de arşivden film atayım, oh mis..
  • Ha bu arada, FM için yeni hikaye yolda, Fiorentina ile.. Haftasonu başlıyoruz.. Katil Martı'dan sonra yenisini bekleyenlere müjdem olsun bu..

24.02.2010

Rosetti'den Sevgilerle : Fiorentina 1-2 Milan

Maç boyu topu sen oyna, top bir türlü kaleye giremesin. Sonra da tam baskıyı kurup son dakikaları tek kaleye çevirdiğin anda hakem %100 penaltıyı es geçsin. Sonra da 90+2'de gelen golle rakip takım kazansın. Evet iç sahada Milan gibi bir takıma karşı 1-0 öndeysen maçı vermemelisin. Sen varlık gösteremeyip rakibine teslim olursan maçı vermiş olursun, hakkın olan penaltını hakem denen kişi vermeyip senin golünü gasp ediyorsa suçlu olmazsın.

Fiorentina ikinci yarının ilk 10 dakikası dışında maçın genelinde topa hakimdi. Milan beklentilerin çok uzağında, vasat bir oyun oynuyordu. Fiorentina yüklenip golü bulamadığı anlarda özellikle de 1-1 olana kadar oyunu iyice rölantiye almıştı. Madem farkı açamıyoruz, oyunu soğutup 1-0'a razı olalım dendi açık açık. 1-1 olunca Huntelaar Fiorentina'yı uyandırmış oldu aynı zamanda. Uyanan Fiorentina da çok güzel baskı kurup oyunu Milan ceza sahasına kilitledi. Tam baskı gol getiriyordu ki 2 kişi arasından topla çıkıp boş kalenin önündeki Keirrison'a gol pasını verecek olan Montolivo yere yıkıldı Milan savunması tarafından. Penaltı olmaması için hiç bir sebebin olmadığı, tartışmaya bile açılamayacak net bir penaltı olan pozisyon hakem Roberto Rosetti tarafından devam ettirildi. O çal"a"madığı düdük Fiorentina'nın alacağı 3 puanı Fiorentina'nın kaybedeceği 3 puan yaptı.

Bunun dışında maç hakkında yazacağım tek var o da Marchionni denen kişi. Aydın Yılmaz'a ne dediysem, nasıl tuttuğum takımda görmek istemiyorsam bunun çok daha fazlasını Marchionni için diyorum ve hissediyorum. Gerçekten çok çok kötü bir oyuncu, takıma katkısı oynamayan herhangi bir oyuncudan fazla değil. Haftalardır ısrarla bahsediyorum kendisinin yetersizliğinden, bu maç yüzünden yüklendiğim söylenmesin yani. Kendisinin futbola dair tek özelliği koşabiliyor olması, başka bir özelliği yok. O oynadığı zaman Fiorentina 10 kişi gibi oluyor, haliyle de en kötü takımla oynanırken bile orta saha eksik kalıyor, zayıf duruyor. Ljajic bu adamın en iyi halini bile çok rahat yedek bırakabilecek bir isimken neden Marchionni'ye 90 dakika tahammül ediyoruz bunu Prandelli bir an evvel açıklamalı. Büyük bir skandala doğru yürüyor bu sezon yaşananlar, bakalım ne zaman bir dur diyen olacak. Ligdeki son 7 maçında sadece 1 galibiyet aldı Fiorentina, ne kadar acı değil mi ?

Floransalı Ljajic

Fiorentina'nın ara transferdeki bombası Adem Ljajic Sırp basın kuruluşu B92'ye açıklamalarda bulunmuş. Fiorentina'daki performansını ve ilk 1.5 ayının nasıl geçtiğini değerlendiriyor. Formaya yavaş yavaş ısınan genç adama kulak verelim :

"Livorno'ya karşı alınan skordan ve oynadığım oyundan memnunum, sadece biraz hayal kırıklığı yaşadım o da iyi oynayıp fırsatlar bulmaya rağmen gol atamamış olmak. Gilardino'ya da çok iyi bir asist yapmıştım ama şutu içeri doğru gitmedi.

Oynadığım maçlardan sonra bana verilen destek ve yapılan övgüler müthiş bir şey, en güzel yanı da bunların olması için 10 veya 45 dakika oynamamın fark etmiyor olması. Tabii bunlardan başkaları tarafından haberdar ediliyorum çünkü henüz İtalyanca konuşamıyorum, gazeteleri okuyamıyorum ve canlı yayınlarda ne söylendiği anlamıyorum. Kaka veya Cristiano Ronaldo ile karşılaştırılmam asla korkutmuyor beni, tam tersine ekstra bir motivasyon sağlıyor.

Çok çabuk forma mücadelesi içine atıldığım için bira şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu benim beklentilerimden öte bir şey. Floransa'ya gelirken Jovetic ve diğerlerine olduğu gibi benim de ilk 6 ayı oynamaktan ziyade takımı tanıyıp bir şeyler öğrenerek geçireceğimi düşünmüştüm. Ancak Fiorentina'nın son 6 maçında 4 kere forma şansı buldum. İlk önce 5 dakika ile başladım, son maçta 45 dakikaya çıktı bu süre. Bu durumdan mutluyum tabii ki..

Hoca(Prandelli) bana boş kaldığım anda kendimi göstermemi ve topu kullanmamı, bundan korkmamam gerektiğini söyledi. Kabul etmeliyim ki Livorno maçının sahada olduğum ilk 10 dakikasında bunu dikkate alamadım. Çünkü ilk kez kendi taraftarımızın önünde sahaya çıkıyordum ve tribünler tamamen doluydu, çok heyecanlanmıştım. Neyse ki bu büyüden çabuk kurtuldum ve bildiğimi oynamaya başladım hemen.

Sahadayken Jovetic ile birbirimize yardımcı oluyoruz. Hocamız ve ekibi ikimizin sahada sık sık verkaç yapması konusunda istekte bulunuyor. Saha üzerinde ortaklaşa iyi işler yapmamız hoşuma gidiyor. Jovetic ve Avramov'un saha dışında bana yardımcı oluyor olmaları ise en az saha içerisindeki kadar önemli benim için, ikisine de teşekkür ederim bunun için.

Partizan ? Onlar şu an Sırbistan'ın en güçlü takımı, şampiyon olacaklar."

Efes Pilsen Davetiyeleri

Bildiğiniz üzere son 3 maçtır İstanbul'daki Efes Pilsen maçlarına davetiye veriyoruz.
Hem gün olarak UEFA/CL maçlarına denk geliyor, hem de Abdi İpekçi gibi şehrin biraz dışında bir salonda olduğu için soru-cevap şeklinde yarışmalara katılımı sağlasak bile maçlara katılımı sağlıklı olarak organize edemiyoruz. O yüzden bu hafta yorum yapan ilk 10 kişiye bu imkanı sağladık ve diğer organizasyonlara göre hem yeterli katılım sağlandı hem de maça katılım daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

Ortalama 20 kişilik bir kontenjan veriliyor bana, ben de bunu 10 kişi yanında birer arkadaşıyla formülüyle yalnız gidilmesin, bir arkadaşıyla sosyalleşme amaçlı kullanılsın diyorum.

Şimdi bu organizasyon oluyor bir şekilde, sadece ben de değil, bir kaç blogda ve internet sitesinde ücretsiz organizasyon imkanı var.

Genel olarak çok merak edilen bir soru var: "Biletleri Efes Pilsen'den mi alıyorsun?"
Cevap: Hayır.

Efes Pilsen Taraftar Grubu olan www.efesliler.org'daki bir arkadaşımdan, Fahir'den alıyorum. Yani Efes Pilsen ile benim bi alakam yok. Sadece içiciyim. Bira, anahtarlık, açacak, saat, takvim vs.vs. promosyonlar ben de yok.
Fahir
'e sordum "Karton şapkalar var abi onlardan yollayayım istersen?" dedi.

Dilerim bir gün böyle hediyelik zımbırtılar için de yarışma düzenleriz.

İngiltere ve Tek Dünya Kupası

İngiltere Dünya Kupalarındaki tek başarısını 1966'da yaşadı bilindiği gibi. Wembley'de 98.000 kişi önünde Batı Almanya'yı devirip kupayı alan İngilizler o yıllardan beri ilk kez bu kadar ciddi bir şekilde yeni bir Dünya Kupası beklentisi içerisinde belki de. Capello elemelerdeki performansıyla umutlandırdığı futbolun beşiği lakaplı ülkeye 44 yıl aradan sonra yeni bir altın kupa getirmek istiyor. Peki Dünya Kupalarının ve Avrupa Şampiyonalarının gediklisi Adidas'ın bu finalde topu üreten taraf olmadığını biliyor muydunuz ? Fotoğrafı eklemeden üretici sorulsa Adidas, Puma, Nike, Umbro, Reebok veya efsanelerden biri olan Mitre cevapları gelirdi sıradan. Araştırma yapmadan ilk anda Slazenger tahmininde bulunan kimse olur muydu ? Sanmıyorum.. Ben de ilk anda Adidas diye düşünmüştüm.

Tek Dünya Kupası şampiyonluğu 1966'da alındığı için bu kupanın yeri İngilizler için bugünlerde bile çok özel doğal olarak. Girişimci İngilizler uyanıklık edip Almanya'yı devirdikleri finalin topunun replikasını üretmişler. Dünya Kupası heyecanı yaklaşırken ve İngilizler ciddi şekilde kupaya odaklanmışken mantıklı bir hamle. Orjinaline oranla biraz daha hafif bir top üretilmiş. O dönemlerde şimdiki gibi hafif ve teknolojik toplar yoktu elbette, olur da topu alıp oynamak isteyenler olursa canları yanmasın diye böyle bir yola gitmiş olabilirler mi acaba ?

Ağırlığını bir kenara koyarsak topun şekli gerçeğin aynısı, 25 parçanın birleşiminden oluşuyor ve ilk üretildiği günkü rengine sadık kalınmaya çalışılmış. Fiyatı ise 1966 Dünya Kupası ile iyice özdeşleşsin diye 19.66 £ olarak belirlenmiş. Posttaki fotoğraf replika topa ait, orjinal topa değil.

Ben de bu topu alırım diyen varsa şu adresten iletişime geçebilirmiş : paul.ellis@microbrandsone.co.uk

23.02.2010

Efes Pilsen - Maccabi Tel Aviv Maçı Davetiyesi

24 Şubat 2010 Çarşamba akşamı saat 20:15'te Abdi İpekçi Spor Salonu'nda oynanacak olan bu maçı salonda izlemek isteyen arkadaşlar, isimlerini ve maillerini yorum bölümüne yazarlarsa kendileriyle iletişime geçeceğim.

Daha önce yaptığımız gibi bu sefer soru sormuyorum. İlk 10 kişi yanında 1 arkadaşıyla beraber gidebilecek. Sizinle beraber gidecek arkadaşınızın da ismini belirtmeniz gerekiyor.

İsim ve mail adreslerinizi yazmaktan çekinmeyin, yayınlamayacağım.
Çarşamba saat 15:00'a kadar bekliyorum. Siz ve arkadaşınızın isimlerini, irtibat için verdiğiniz mail adresini de kontrol edersiniz, biletleri nasıl ve nereden temin edeceğinizi bildireceğim.

Ekleme 12:55: 10 kişi cevap verdi, kendilerine mail attım ve bilgilendirmeyi yaptım. Biz üzerimize düşeni yaptık, ilk 10 yorumu yapanlar da maça giderek yapacak. Sıra Efes Pilsen'de.

Pazarlama Stratejisi Bu Olsa Gerek

Fiorentina'nın taraftar sitelerinden olan fiorentina.it kendi Fiorentina ürünlerini sattığı bölüme bu tişörtü eklemiş. Bayern Münih maçında 1.5-2 metrelik ofsaytı görmeyen, Fiorentina'ya çok tartışılan bir kırmızı veren, Bayern'e tartışılan bir kırmızıyı veremeyen Tom Henning Ovrebo'yu uzun süre unutmayacak Fiorentinalı taraftarlar. Bu hakemi aklının bir köşesinde tutmak veya olayı bir şekilde hatıra boyutuna taşımak isteyenler 12 € ödeyerek bu tişörtü alıyorlar. İtalya'da yaşayan için alınabilecek bir şey belki bu tip ürünler ama Türkiye'de olanlar için 12 €'luk bedelin üzerine 17 € değerinde kargo biniyor ve alışveriş mantıksız bir hal alıyor.

22.02.2010

Derbi ? : Beşiktaş 1-1 Galatasaray

Acikcasi atmosfer disinda pek derbi goruntusu olusmadi macta. Oyunun en fazla 10'ar dakikalik bolumlerinde baski kurabildi ve tempoyu yukseltebildi iki takim kendi adlarina. Degerlendirmeye baslarken once iki takim acisindan macin etkileriyle baslayalim..

Besiktas icin Gaziantep deplasmaninda birakilan 3 puan sonrasi cok kritik 2 puan daha kaybedildi. Mac eksigi olmasina ragmen 8 puanlik farki kapatmasi icin saglam bir seriye ihtiyaci var Besiktas'in artik. Ustundeki rakiplerinden Fenerbahce ve Bursaspor deplasmanlarini da goz onune alirsak sampiyonluk sansini %10 civarina kadar dusurmustur bana gore. Erkenden kehanet yapmak istemiyorum ama Besiktas taraftarlarinin da sanirim pek umidi kalmamistir sampiyonluk icin. Maca gelirsek 30.-45. dakikalar arasi Besiktas'in ev sahibi oldugunu hissettirdigi dakikalardi. Galatasaray'in attigi her uzun topu karsilayip ataga cevirdiler ve 2-3 net denebilecek gol kacirdilar ama hepsi bu. İkinci yarinin -golden sonra bile- neredeyse tamamini silik bir sekilde gecirdiler. Bu nedenle beraberlige uzulduk aciklamalarini samimi bulmuyorum ben Besiktas adina. 15 dakikalik baskiya tum maci mal etmemek lazim..
Galatasaray icin ise bir hafta icinde iki ust duzey deplasmandan yenilmeden cikmak basiridir, bu bir. İkinci olarak Galatasaray'i ikiye ayirip degerlendirmek gerekir. Forvetsiz Galatasaray, deplasmanda forvetsiz oynamasi gerektigi gibi oynuyor. Bu kadar yani yapabilecekleri, daha fazlasi olmaz. Bana gore tek ve en buyuk hata orta sahada pas yapmak yerine bir cok kez uzun top kullanmalari. Uzun toplar tenis topu gibi geri donmeye baslayinca agir bir bocalama donemi gecirdi takim. Devre arasindan sonra bunun biraz daha duzeldigini gorduk. Oyuna Jo'nun girmesinin ardindan uzun bir aradan sonra alistigi duzende oynamaya basladi Galatasaray ve Arda'nin bireysel cabasi sonucu golu buldu. Bu golden sonra Arda'nin sakatlanmasi tam bir talihsizlik zira yerine giren Dos Santos israrla yoklari oynamaya devam ediyor. Keita da yeteri kadar verim veremeyince hucumda etkilerini yitirdiler ve bir yan top goluyle inonuden 1 puanla ayrildilar.

Galatasaray'da deginmek istedigim uc kisi var. Elano, Emre ve Neill. Geldigi gun ile arasinda daglar kadar fark olustu Elano'nun. Tam anlamiyla kendini buluyor diyebiliriz. Kaleye sut cekiyor, pas veriyor, takimi ileri cikartiyor. Ozellikle Galatasaray'in vazgecilmezi olma yolunda ilerliyor. Diger bir isim Emre Gungor, Kayseri macinda Makukula'yi etkisiz hale getirmesiyle "vay be" dedirttikten sonra bugun de kusursuza yakin oynadi. Vazgecilmez gorunen Servet'i konusan kalmadi Galatasaray taraftari olarak. Ve Lucas Neill. Sezonun en yararli transferi benim diye bagirdi mac boyunca. Topun sıkıstıgı bolgelerden ustalikla cikmasi ve topu ileri dogru olumlu kullanmasi bizim defans olgusunda alisik olmadigimiz bir durum.

Kisaca macin kritik anlarina bakarsak.. Holosko'nun kafa vurusu gol degil gibi geldi, bir defa izledim. Ayrica boyle cizgi pozisyonlarini hala konusuyorsak cizgi kamerasinin olmamasi yuzundendir. Bu yuzden yan hakem ne dediyse ona inanmak zorundayiz. Baris'in bombos kacirdigi kafa vurusunu Besiktas defansi topu kornere atarken bile yapamaz. Ikinci yarida Mehmet Topal'in pozisyonu net penalti, deginen olmamasi ilginc. Keita'nin dirsegi direk kirmizi. Ayni zamanda Ibrahim Uzulmezin elide gayet bilincli gidiyor Keita'nin suratina, Keita yazmis bir koseye demek. Leo Franco uzun zaman sonra golluk pozisyon onledi. Nihat, Bobo ve Dos Santos'a gecenin hayaletleri unvanini veriyor ve bir derbi hafatsini daha noktaliyoruz.

Özet : Fiorentina 2-1 Livorno

Gündüz maç saatinde beklenmedik bir yoğunluk yaşadığım için izleyemedim. Benim de şimdilik tüm bilgim bu özetten ibaret, o yüzden ekstra bir şey karalamaya gerek yok galiba. Kusura bakmayın bu haftalık..

19.02.2010

A Milli Takım 2010/2012 Formaları

Turkuaz formanın ardından yeniden efsane formamız olan göğsü kırmızı çizgili beyaz formamıza kavuşuyoruz. Ortaya forma numarası koymak yerine ay-yıldız ekletirsek daha nefis olacak. Forma numarası kuralsa durabilir orada da göğüsteki çizginin altına konsun, zor bir şey değil bu. Logomuzu, daha doğrusu bayrağımızı o çizginin ortasına yerleştirelim öyle kalsın.

Kırmızı formada ise değişiklik yok görüldüğü üzere, yabancı forumlarda ortadaki beyaz çizgi ile birlikte "Neden Japonya ?" diye sorular gelmiş, bazıları da dalga geçer gibi olmuş da bunun daha tasarım aşamasında olduğunu unutmuşlar. Orası ya bayrak ya da numara için öyle boş beyaz formada olduğu gibi..

İsteneni Almak : Atletico Madrid 1-1 Galatasaray

Barcelona karsisinda alinan galibiyet sanirim Atletico Madrid camiasina yetmis gecen hafta. Bekledigim Madrid deplasmani atmosferinden eser yoktu bu gece. Futbolsever olarak canimi siksa da, Galatasaray icin iyi bir ortam olusmustu diyebiliriz.

Maca da bu havada basladi iki takim. Sanki bir Avrupa maci oynanmiyor da İspanya Ligi'nde orta sira mucadelesi veren iki takim karsilasiyor havasi vardi. Macin buyuk bir bolumu de kisir gecti diyebiliriz. Bunda Rijkaard'in defans cizgisini alisik olmadigimiz uzere geride tutmasinin rolu buyuktur. Aguero'nun bir iki bireysel hareketi disinda, Atletico forvetleri icin gecerli bir cozum oldugunu izledik bunun. Gereksiz bir yerde yapilan gereksiz bir faul sonucu Reyes "olmaz"a gonderdi topu ki yapacak bir seyin olmadigi anlardan biridir bu. Macin geri kalan anlarindada kullandiklari her duran toptan tehlike yaratti Atletico. Bunlarin disinda oynadiklari futbol neden İspanya Ligi'nde bu halde olduklarini suratimiza vurur nitelikteydi. Kura cekildikten sonra toparlanirlar elbet diye bekliyordum bende cogu Galatasarayli gibi ama bu sezonun bitmesini bekler gibi bir halleri vardi.

Rakip boyle olunca Galatasaray da elindeki kadroya gore yapabilecegini yapti. Macin baslarinda uzun toplarla cikmak istedik ama atilan her top duvara carpar gibi geri gelince cabuk vazgecildi bundan. Nitekim forvet mevkiisinde oynayan kisi Arda Turan olunca cok mantikli degildi zaten bu secim.. Rijkaard'in mac boyunca hata diyebilecegimiz tek hamlesi Caner-Santos degisikli oldu.. Dos Santos geldiginden beri oynadigi hayalet futboluna devam ediyor. Nereye varacak sonu gorecegiz.. Tabii ki Rijkaard kotu oynayacagini bile bile sokmuyor Santos'u bu noktada, o anda Caner'in yaptigi hatalari gorunce mudahalede bulunmak istedi ama pek basarili olamadi Dos Santos. İlk devrenin sonlarinda dogru bir kac hucumda kaleyi tehlikeli sekilde yokladik ama De Gea gunun Atletico Madrid adina en basarili isimlerinden biriydi oyundan cikana kadar.

Her ne kadar hucumda etkisiz olsak da bu Atletico'ya gol atmadan donseydik cok buyuk kayip olurdu bizim icin. Keita ve Elano ile ayakta durmaya calisan ofans sonunda Keita ile golu buldu.. İkinci yari sag kanadi yipratan Keita arka direge suzulerek belki de sezonun en kritik golune imza atti. Gol sevincinde Santos'u da gormus olduk bu vesileyle.

Sonuc olarak futbol namina pek bir sey olmasada cok avantajli bir skorla cikacagiz Sami Yen'e.. Hamburg macindaki gibi agir sacmalamalar olmazsa turu gecmek artik bizim elimizde diyebilirim. Son olarak : Milan Baros'un acil olarak sahalara donmesi gerekiyor..

Ekleme, franchi :
Maç yazısı Demir'e aitti görüldüğü üzere, ben üstüne bir kaç şeye değinmek istiyorum.

Tam 6 aydır her fırsatta Uğur Uçar'a inanılmaz şekilde yükleniliyor. Ancak bugün bir gerçek varsa o da Uğur ve Neill'ın performansıdır. Neill'ın savunma yönüyle bir problemim olmadığını defalarca söyledim, benim isyanım hücuma katkısınaydı. Defans hattında "akıl" denen olguyu kullanan bir savunmacı lazımdı bize, Neill o adam işte. Varsın Popescu olmasın, böyle savunma görevlerini "müthiş" olarak yerine getirsin problem yok. Uğur Uçar demiştim ona geleyim, Atletico Madrid kanatlardan sık gelip önemli fırsatlar bulan bir takım. Bugün o takım sol kanatları yokları oynadıysa bunun ana sebebi Uğur Uçar'ın savunmadaki mükemmel performansıdır. Sabri'nin yokluğunda formu günden güne artıyor Uğur'un. Hala kendisini eleştirebilenler varsa Atletico Madrid maçını ve ilk yarıdaki Uğur'un 11'de çıktığı herhangi bir maçı izlemelerini öneririm. Aradaki fark çok büyük ve işin güzel kısmı Uğur Uçar artık rahatlıkla rotasyonun değerli parçalarından biri haline geldi. Evet hücumda Kader Keita ile uyumlu değil, o konuda bir iddiam yok. Uğur hücuma çıkıp yararlı olabilen bir isim ama önünde Keita değil Arda-Elano gibi bir isim o an sağ kanada geldiyse uyum gösteriyor, Keita ile Sabri gibi mükemmel bir uyum sağlamasını beklemiyorum ben Uğur'dan. Sırf bunu beklyip de neden olmuyor diye Uğur'u eleştirmek çok acımasız olur.

Bugün Mehmet Topal'ı da hücum değil savunma anlamında tebrik etmek gerek. Hücumu ayrı tuttum zira bir çok topu olumsuz kullandı. Bir kaç pozisyonda felaketle sonuçlanıp farkı daha da açabilecek hataları vardı neyse ki bir şekilde atlatıldı bunlar. Savunma için iyi konuşuyorum zira Servet sol beke yaklaştığında Servet'in kademesine, Neill sağ beke yaklaştığında da Neill'ın kademesine çok iyi girdi. İki stoperin arasına iyi girdi gereken anlarda. Bir stoperin kademesini diğer stopere bırakıp ceza sahası önünde bekleyebilir ve o bölgeyi tehdit içermediği anlarda da öylesine koruyabilirdi bazı pozisyonlarda, kimse de buna itiraz etmezdi. Bir kaç yan topta topları karşıladı ki defansif orta saha oynayan bir isimden beklenen katkılar değildir bunlar.. Savunması hep düzgün gitmeye başladı da hücumda bir iyi bir kötü gidiyor Mehmet. Hücuma ve oyun kurmaya yaptığı katkıları da devamlı hale getirebilir umarım bu sezon içerisinde. Elano'nun yükünü hafifletir o şekilde ve Elano artan formunu iyice yukarıya taşır. Bir nevi kelebek etkisi..

Bir de De Gea hadisesi var tabii. Maç boyu Asenjo'yu sayıkladım, oynasaydı kesin gol atardık, çok boş çıkıp çok top kaçıran bir kaleci diye diye 70 dakika çırpındım olduğum yerde. Çok hoş bir tesadüf oldu benim için Asenjo'nun oyuna girişi. Maç izlediğim yerde dediklerimin bir bir çıkması ise ayrı bir olay. Asenjo girdiği anda maçın 1-1 biteceği yönünde ciddi iddialara girmek istedim ama herkes kaçındı benden, keşke zorlasaymışım... Vasat bile değil bu kaleci, geçen sezon Valladolid forması ile göze batınca eli yüzü düzgün bir kaleci sanmıştık oysa ki. Asenjo sezonun ilk bölümünde kaledeydi Madrid ekibinde ve takımın o formsuz, dibe vurmuş haline doğrudan etkisi vardı. Yaklaşık 25 dakikalık(20+4) bölümde 3-4 topa boş çıktı, durduk yere hava topunda kendi savunmasını rahatsız etti. Attığımız golde yerinde duramaması Keita'ya ikram oldu bir bakıma.

Rövanş için tek isteğimdir Asenjo isimli balonun sahada olması. De Gea 10 gün oynamasın, sonra yine aslanlar gibi devam etsin kaldığı yerden. Asenjo varken 1 gol atmamız sürpriz olmadı bugün, 2-3 tane atsak normal karşılardım..

17.02.2010

Ovrebo'nun Maçı : Bayern Münih 2-1 Fiorentina

Chelsea-Barcelona yarı finalinin olay hakemi Tom Ovrebo şayet UEFA'da hakem olarak görev alabiliyorsa bizim hakemlerimizin hiç suçu günahı yok. Tom Henning Ovrebo Avrupa tarihinin en rezalet performanslarından birini sergilemiş oldu bugün. Geçen sezonki yarı finalin üstüne bugün "sıvadı" adeta. Deyimi anlayaynlar anlamıştır, geçelim hakem dolu maç yazısına ama önce kısa bir Fiorentina değerlendirmesi.

Gamberini yok, sağ kanat yine Marchionni denen futbola biraz yabancı olan arkadaşa emanet çünkü Santana da sakat, stoperde Fiorentina kariyerinde "vasat" kelimesine bile ender olarak yükselen Kroldrup yerini almış, takımın mücadelesinden pek ümit edilmiyordu. Beklenenlerle oynanan oyunu yan yana koysak arada büyük fark var. Burada 500 Days Of Summer'ın efsanevi olarak anılacak olan expectations-reality sahnesine de göz kırpıyorum. Beklentinin düşük olduğu maçta, turun hemen hemen gideceği düşünülürken Artemio Franchi'deki rövanşa bambaşka anlamlar yükledi takım bu oyunuyla. 3 maçtır gol atamadığımız sinir harbine doğru ilerleyen bir seri vardı, bir şekilde gol atarak o şanssızlığı kırdık. Tabii son 7 maçta 6 yenilgiye çıktı olumsuz tablo(İtalya Kupası hariç) ancak bugün lig ve kupadaki o formsuz Fiorentina ayağa kalkma sinyalleri verdi. Takımın tüm dikkati Şampiyonlar Ligi'ne çekip ligi umursamadığı gerçeğini kabullenemiyorduk bir de, kabullendik sanırım kesin olarak. Şu toparlanmayı lige yansıtıp utanç tablosu olan 11. basamaktan ileriye gitme zamanı artık.

Gelelim hakemli kısma... Önce Bayern'in ilk golündeki saçma olaylara gelelim. Penaltıyı vermiyorsun önce, gol olduktan sonra penaltı diyorsun. Golü saymayıp penaltı veriyorsan bunun tek açıklaması vardır : Penaltı pozisyonu kırmızı kart gerektiriyordur. Bana sorarsanız pozisyon temiz bir golden başka bir şey değil. O pozisyona penaltı verecek hakem sayısı çok azdır. İkili mücadele, Kroldrup denen kazma kendini öne atıyor ve Ribery ile takılıp düşüyorlar, o ara zaten Frey topu çelmiş. Ha penaltı diyen olur, o da doğru olduğunu iddia edenin kararıdır. Bu penaltı böyle bir skandalın arasına karışmasa başlı başına bir pozisyon olsa tartışılırdı yine. Ancak burada temel alınan olay farklı, pozisyona penaltı veriyorsan Kroldrup'u atacaksın. Penaltı kararını verip de atmadığın Kroldrup 2. devre başladıktan 4 dakika sonra golü atınca o penaltı kararın daha büyük skandala dönüşüyor işte. Basit bir gol kararı çıkması gereken pozisyonda hatalı penaltı, hatalı penaltıyı verdiyse kesin olarak çıkması gereken ama çıkmayan kırmızı kart ve iptal olan tertemiz bir gol var. Ha şunu da eklemek lazım, Natali son derece doğru bir kararla ofsayt olması için duruyor, Kroldrup ise Ribery'nin peşinden koşturup ofsaytı bozuyor ve sonrası malum, üstteki tüm paragraf bu yüzden oluşuyor. Yerinde durup koşmaması gerektiğini idrak etse pozisyon olmayacak. Olsaydı etseydi yerine gerçeklere dönersek de hakem daha bu kararıyla bile büyük bir skandala imzasını atıverdi koca bir ikinci yarı öncesi.

49'daki gol ilk pozisyonun içerisinde geçmişti Kroldrup imzasıyla. Hatalı penaltı kararında madem ki o pozisyonu penaltı diye yorumladın, o yanlış ama verdin diye asılıp kesilmeyeceğin kararın devamında doğru olması gereken ama yine büyük bir yanlış yaparak kırmızı kartı çıkarmadığın oyuncu böyle gol atıp tur için tüm dengeleri altüst eder. Rövanşta Bayern bize 1-0 kaybedip elendiği vakit bugün bir numaralı dostun olan Almanlar hepten sana yüklenecek Ovrebo efendi.

Kırmızı kart pozisyonunda benim kararım sarı olur.. Vargas ile mücadelede sanırım Robben, araya Gobbi girip vücudunu öne atıyor ve topu taca gönderiyor. E iki kişinin arasına öyle kontrolsüz dalarsan Robben'le de çarpışırsın, Vargas'la da. Piyango Robben'e vurunca kırmızı geldi. Kontrolsüz bir hareketse, kasıt yoksa bunun açıklaması sarı karttır. Gobbi orada Robben'e dirsek atmaya niyetlenmiş olsa muhtemelen beyaz Bayern Münih forması Türkiye Milli Takımı formasına dönerdi. Bana yorumda fanatik diyenler oldu yazı öncesi eklediğim 2-3 cümle için de, sözlükleri, yorum yapılan bir çok blogu veya bir kaç twitter adresini okusalar böyle demeyecek o arkadaşlar. Almanlar ve o Norveçli hariç herkes hemfikir kırmızı kartın çok ağır ve skandal bir karar olduğu konusunda.

Bayern'in 2. golüne diyecek çok sözüm yok. Yardımcının surat ifadesi, önce duraksayıp sonra bayrağı kaldıramaması ve gol demesi başlı başına olay. Şu pozisyonun ofsayt olup olmadığını anlamak için pozisyon tekrarına veya yardımcı hakeme gerek yok, UEFA'da Şampiyonlar Ligi seviyesinde değil en alt kademede bile maç yönetebilecek tüm orta hakemler bunun ofsayt olmadığını rahatlıkla görürler. Ovrebo burada bilerek, kasten, isteyerek, göz göre göre yanlış bir kararı vermiştir. Hata değildir bu, bilerek verilmiş, korkudan iptal edilememiş bir karardır. Aksini iddia edenler tekrar tekrar iki hakemin hal ve hareketlerini izlesinler.

İşte bu da görüntüsü :
Yeryüzünde buna ofsayt değil diyecek "canlı" olduğunu sanmıyorum...


Klose'nin Vargas'a yaptığı kırmızı kartlık hareketi de es geçti hakem. Bu kadar hatayı yapan bunu da yapar tabii, şaşırmamak lazım.

Flying Dutchman'de de hakem konusunda nefis bir yazı var. Orada örtüşmediğimiz tek konu penaltının haklılığı. Ancak penaltı kararının devamı için fikirler ortak yine.

Şu maçta hakem rezaleti yaşanmasa burada "ne şiş yandı ne kebap" konulu bir maç izlediğimizden bahsedecektik, olmadı.. Hem Bayern'in galibiyet serisi ve çıkışı sürdü hem de 2-1'lik skorla Fiorentina tur için önemli bir şans elde edip ufak bir çıkış elde etti diye başlayacaktık.. Özet geçmek zorunda kalıyor insan bu durumu.. Çünkü maçtan konuşsam dönüp dolaşıp hakeme geleceğim yine.

Rövanşta tertemiz bir futbol konuşmak dileğiyle sonlandırayım bu yazıyı...

Ekleme, saat 04.23 : Hakeme gelen tepkiler ve yorumlar için ayrı bir post atmak istemedim, buradan ekleyeyim.

Başkan Andrea Della Valle maç sonu açıklamasında Platini'yi de arkasına alaraktan hakeme yüklenmiş : "Yazık.. Bir skandaldır bu. Pozisyonu net olarak gördüm, yan hakem de yerindeydi. Şu an çok kızgınız ancak bu durumu atlatıp işimize döneceğiz. Platini bile tribündeyken bana golün 1.5 metre farkla ofsayt olduğunu söyledi. Oyuncular da çok kızgın ama gol atabildiğimiz için turdan umutlular. Bunu Bayern'e verilmiş bir ödül olarak kabul ediyoruz, 11'e 11 oynadığımız zaman her şey farklı olacak."

Burada 11'e 11'den kasıt verilen kırmızı karta bir isyan değil, hakem desteğiyle Bayern'in 11 kişiden fazla olduğunu anlatmak istiyor başkan.

Klose'nin Vargas'a yaptığı ve kırmızı kart beklenen hareket, Gobbi'nin gördüğü anlamsız kırmızı ve ofsayttan atılan golde çok bariz hatalar yapan yardımcı da es geçilmiyor başkanın açıklamalarında. Arada Robben'in dünkü yorumuna gönderme yapmayı da unutmuyor : "Bence, ailesi yardımcı hakemi bir an evvel göz doktoruna götürmeli. Bir de 6-0 diyenler vardı, o olay da ters tepti.."

Prandelli de Gobbi olayına haksızlık dedikten sonra klasik olarak oynanan oyundan memnun olduğunu ve rövanşta tur için ellerinden geleni yapacaklarını söylüyor..

Bu hakem olayı çok büyük tartışmalar doğuracak gibi duruyor ama bakalım..

Frey & Milli Takım & Fransız Kaleciler

Frey'in milli takımdaki durumunu herkes biliyordur muhtemelen. Sadece 2 kere giyebildi Fransa formasını ki forma giymediği dönemde sık sık kaleci sıkıntısı oldu Fransa'nın. Bir çok sıkıntı olmasına rağmen Ligue 1'deki formsuzlar bile kaleye geçerken Frey ilk 11'i geçtim aday kadronun ilk 3 kalecisine bile giremedi genelde. Bunda hiç şüphesiz Raymond Domenech'in payı büyük. Frey ne zaman umutlansa o tercihini Coupet ve diğerlerinden yana kullandı yıllardır. Böyle olunca da Frey takımı bıraktığını bir daha oynamayacağını açıklamıştı. Önce bu postu bana hazırlatan soruya ve cevabına gelelim. "Fransa Milli Takımı'nı yeniden düşünür müsün ?" diye bir soru geliyor kendisine ve şöyle cevaplıyor :

- "Onun Fransa'sında geçmişte hatırladığım kadarıyla hiç planlar dahilinde olmadım, gelecekte de yokum. Onun milli takım süzgecinden çok çok az sayıda geçtim ve bu formayla önemli bir sıçrama yapıp ne kadar oynamak istediğimi gösterecek tatmin edici bir fırsat bulamadım. Yani bu demek oluyor ki Domenech oradan ayrılmadığı sürece ben sadece Fiorentina için mücadele edeceğim."

Coupet, Barthez, Mandanda, Landreau, Lloris, Letizi gibi isimler Frey ile hemen hemen aynı dönemin kalecileri. Bir çırpıda akla gelen bu isimler dışında milli takım kapısından içeri girişleri U21 ile sınırlı kalan Itandje ve Valverde gibi isimler de var. Barthez'i diğerlerinden ayrı bir yere koyuyorum çünkü Frey daha Fransa, Avrupa ve Dünya çapında adını duyuramamışken o kaleyi koruyordu. Belki yetenek olarak Frey öndedir, çok daha iyi bir kalecidir ama Barthez 94'te başladı o formayı giymeye. Orada yer etmiş, kendini kabul ettirebilmiş bir ismi en iyi olsanız da kesemezsiniz ha deyince. Sayılanlar arasındaki diğer isimler ise Frey ile daha sorunsuzca kıyaslanabilecek isimler.

Frey'i düşündüğüm zaman genellikle hep formda ve maç alabilen bir kaleci geliyor aklıma. İniş çıkışlı performansı pek yoktur, sezon içerisinde 1-2 defa kötü oynadığı görülür ki dünya çapında kabul gören iyi bir kalecinin en önemli özelliklerinden biridir bu. Düşünüyorum şimdi diğer isimleri, Coupet her daim eleştiri alabilen bir isimdi. Barthez sonrası kaleyi alacak isim Lyon'da o ara başarılı işler yapan Coupet olmuştu ancak Domenech sık sık formsuz dönemler yaşayan kalecisinden asla vazgeçmedi. Lyon'dan koptuktan sonra performansı bir anda dibe vuran bu isim bir süredir milli takım kalesine de uzaktan bakıyor yeni gelen genç isimlerin de etkisiyle. Coupet Lyon'da bile tam bir ritm tutturamayıp eleştiri oklarından nasibini sıkça alırken Frey Floransa'dan izliyordu Fransa'nın maçlarını. 2006 Dünya Kupası ve 2008 Avrupa Şampiyonası için Frey 1 numara olmayı İtalya'daki performansıyla haketse de 2008'de kulübede koltuk doldurmaktan ileri gidemedi. Domenech oradayken ben yokum açıklamasını dün olduğu gibi 1.5 sene öncesinde de yapmıştı ki esas sebep Euro 2008'di bu kararda, bırakma kısmını en sonda yineleyeceğim zaten..
Coupet takımın ana adamıyken ara ara şans bulan diğer isimlere de göz atalım. Bunlardan biri Letizi, diğeri de Nantes ile parlayıp Paris'te beklediğini bulamayan Landreau. Letizi benim pek de beğendiğim isimlerden biri değildir doğrusunu söylemek gerekirse. Overrated demek istiyorum ama kendisi Fransızlar için bile vasatın üzerinde değildi çoğu zaman. Letizi herhangi bir şekilde devamlı forma giyme şansı bulsa bu Domenech'in sonu olurdu muhtemelen. Landreau ise Frey ile 2000'in başından itibaren Fransa kalesi için kapışması beklenen isimdi aslında. Nantes ile parlattığı ismini Paris'te iyice zirveye çıkarıp Fransa Milli Takımı için tek adam olmak istemişti. İstemekle olmadı tabii, beklenenin çok altında bir form yakaladığı için kariyerinin başındaki performansı sonuna kadar taşıyamadı. Şimdilerde Lille'de forma giyiyor, Butelle ile dönüşümlü olarak forma giyiyorlar, as kaleci olabilmeyi ikisi de başarabilmiş değil henüz. Frey'in Fiorentina kariyeri ise günden güne parlıyor. Fiorentina yeniden ligin üst seviye takımları arasına girerken Frey buna önemli bir katkı yaptı. Şayet günümüzde Domenech adil bir seçim yapıyor olsaydı 2-3 sene evvel Frey kaleyi teslim alıp Landreau ve diğerlerini arkasında bekletecekti. Lloris ve Mandanda ile de Frey'i kıyaslayalım tabii bu cümleyi kurduktan sonra. Lloris Coupet'den sonra Lyon kalesini devraldı ki zaman zaman önemli performanslar sergilese de bazen akıl almaz goller yiyor önündeki savunmanın da katkısıyla. Lloris'in ne denli iyi bir kaleci olduğunu görmek için evvela Lyon'un savunmasını toparlamasını beklemek gerek. Dün akşam(16 Şubat) Real Madrid'den gol yemese de henüz net bir şey yok ortada. Coupet'yi milli takıma Lyon savunması taşımıştı, Cris'in önderliğindeki savunma muazzam işler yapıyordu. Sezonun ikinci yarısında toparlanma aşamasındaki Lyon savunması Lloris'in kaderine de etki edecektir. Mandanda ise tamamen sürprizlerle dolu kaleci ekolünden bir isim. Bir bakmışsınız olmaz deneni kurtarıyor, bir de bakıyorsunuz olmayacakları yiyor amatör kaleci misali. Kariyeri ilerlese de, tecrübeler edinse de bazı kaleciler bu huylarından vazgeçmez, o yolda ilerliyor Mandanda. Basit ve sürpriz goller yemekten kendini kurtarırsa Lloris'i Fransa kalesinde yedekte tutacak bir isim ama pek mümkün gözükmüyor. Frey günümüzde bu iki kaleciye Fransa Milli Takımı'nda yol gösterecek adam olmalıydı bana kalırsa, Frey 2014'te Dünya Kupası'nın ardından kaleyi bu ikiliye teslim edip son 2-3 yılını Milli Takımın efsane kalecilerinden biri olarak sadece kulüplerde oynayarak tamamlayabilirdi. Güzel bir senaryo oldu ama adı üzerinde senaryo işte, olsaydı etseydi bu olurdu diye böylesine bir senaryo hakkında kesin kesin konuşulmuyor TV'lerdeki bazı ilginç yorumcular gibi..

Son olarak Frey'in Fransa hayallerini bitiren kısma dönelim. Aslında Euro 2008'den önce Frey'in oynamamaktan yakındığını söyleyemeyiz. Ancak 2007-2008'de öyle müthiş bir sezon yaşadı ki herkes Euro 2008'de kalede kimin olacağından emindi. Tabii bu kendinden emin konuşanların bilmediği bir şey vardı : Raymond Domenech. Fransa basını Domenech'e çok yüklendi bu konuda, Coupet'nin yetersiz olduğu, Frey'in mevcut formuyla sadece Fransa'nın değil her daim dünyanın en iyi kalecilerini bünyesinde barındıran İtalya Ligi'nin de en formda/iyi kalecisi olduğu yazıldı çizildi. Domenech hem bu mükemmel formu, hem de medya baskısını bir kenara itip bildiğini okuyarak Coupet'ye şans verdi. Fransa basını ilk maçtan itibaren Frey'i kollayıp kaleye geçmemesi yüzünden milli takım hocasını eleştirse de çabalar sonuç vermedi. Frey de 20 Ağustos 2008 günü "O adam" varsa ben yokum dedi ve Domenech'in Fransa'sını bıraktığını açıkladı. Milli takıma ilk kez Kasım 2004'te Polonya maçında çağrılan ama forma giymeyen, ilk milli maçına Euro 2008 Elemeleri'nde son maç olan 2-2'lik Ukrayna maçında çıkan, oynaması durumunda Euro 2008'in en iyi kalecisi olmasına hemen hemen kesin gözüyle bakılan o adam 28 yaşında Fransa Milli Takımı defterini kapatmış oldu..

16.02.2010

Dua Et De Gol Yemeyin!

"6-0 ideal bir skor olur ama bu pek mümkün gözükmüyor. İyi oynayıp önce onların gol atmasına engel olmalı ve goller bulmalıyız."
Arjen Robben, Bayern-Fiorentina 1. tur ilk maçını yorumluyor

Diyecek pek fazla sözüm yok, dua etsin Robben efendi de tek bir gol dahi yemesinler. Şakaymış güya bu yaptığı, göreceğiz.. Zaten itici gelir kendisi bana "modern Hasan Şaş"tan fazlası değildir benim için, bilenler biliyordur Robben'e ne denli uyuz olduğumu. Tuzu biberi oluyor bu olay da işte. Ayrı bir hırsla izleyeceğim yarınki maçı.

Sevgililer Günü & Futbol

Puma çok güzel, ince bi nüans yakalamış. Bir çoğumuzun "sevgililer günü & futbol maçı çakışması" anısı vardır.

İngilizce ve İtalyanca olarak 2 versiyon hazırlanmış sadece. Bence blogger tayfa olarak türkçe bir şarkıda da bunu yapmalıyız.

Yayınlamak için geç kaldım ama kaydedin bir yere, seneye de giyersiniz.






Puma'nın sitesi: http://www.pumahardchorus.com/

Nike - Human Chain

Son yıllarda gördüğüm en güzel Nike reklamlarından birisi. Yapan kişi nasıl düşünmüş, nasıl bir teknikle çekilmiş bilemedim valla. Böyle reklamları görünce insan zekasının sınırının olmadığına inanıyorum.

Reklamdaki şarkı ise "The Hours - Ali In The Jungle". Muhammed Ali'ye de selamı çakmış yani Nike yetkilileri.

14.02.2010

Kurşunlar Eski Dostlardan : Sampdoria 2-0 Fiorentina

11. dakikada Gamberini'nin sakatlanmasıyla ilk darbeyi aldık, kötü başlayan maç öylece devam etti zaten. 17'de 1-0 geriye düştük, ardından 22'de de Santana sakatlanıp çıktı oyundan. Bu da oyunun kalanı için olası değişiklikleri kısıtlıyordu. Plansız değişiklikler kalan 70 dakikadaki stratejiyi etkilemiştir yüksek ihtimalle. Gamberini çıkınca oyuna giren ismin Felipe olması büyük bir stratejik hatanın kanıtı oldu adeta. Fiorentina'da hiç iz bırakamamış vasatı asla aşamamış olan Per Kroldrup ilk 11'deydi, Felipe ise kenardaydı. Felipe'yi oynatmayacaksak kiralamanın mantığını çözemiyorum ben. Kötü olsa, o mevkiide çok formda ve kaliteli isimler olsa durumu anlarım ama bu da nedir ya ? Gamberini, Dainelli, Kroldrup ve Natali var kadroda ve kaptanlık görevini de sürdüren Dainelli'yi gönderiyoruz Felipe geldikten sonra. Yani bu demek oluyor ki kaptanı kaybetmeyi göze alabileceğimiz bir oyuncuyu alıyoruz takıma. Bu oyuncunun durumu, yıllardır performansı Cihan Haspolatlı-Orhan Ak ayarında olan vasat bir savunmacının aynısı.. Bu adam 11'de çıkıp kaptanı takımdan yollatan yeni savunmacı niye yedek bekletilir. Arada sakatlık bilmemne oldu da 11. dakikada girip uzatmalarla birlikte 85dk.'ya yakın forma giyiyor adam, bu mu sakatlık yüzünden yedek kalmak ?

Prandelli kırmızı ışıkları yaktı alarm veriyor 2 aydır.. Transfer döneminde yapılanlar, devamında gelen performans ve kadro tarcihleri ile dibe vurmaya doğru koşar adım gidiyor. Ljajic maç koptuktan sonra oyuna giriyor 11'de çıkması gerekirken. Bugün tüm sorun Prandelli'nin değil ancak planladığı muhtemel oynamalar için gereken oyuncu değişikliği hakları çok erken tüketildi. İlk baştaki tercihler yanlış olunca da çifte sakatlık şoku iyice darbe vurdu maç içerisindeki planlara. Takım 2010 yılına girdiğinden beri büyük bir çöküşün içerisinde ki transferlere bakılınca tam tersinin olması lazımdı.. Prandelli'nin Fiorentina'nın başındaki planlarının tam anlamıyla sonuç vermesi için belirli bir süreye yayılan senaryo vardı, kendi ağzıyla söylediği. Bu süre 2010/2011 sezonunun sonuna denk düşüyor ancak Şampiyonlar Ligi'ni de rakibe karşı varlık gösteremeden elinden kaçırırsa planları ve hayalleri son bulabilir. Hep sabırdan gelecekten bahseden ve Floransa'da çok güvenilen bu adam farkında olmadan yolun sonuna doğru attı kendini..

Sampdoria tarafından olaya bakacak olursak kendi sahalarında alıştıkları o etkili oyunu sergilediler. Fiorentina bugün doğru tercihlerle sahada olsa bu kadar kolay kazanamazlardı ancak en azından Fiorentina iyi oynadı da kaybetti derdik. Fiorentina'nın berbat bir gününde olması ekmeklerine yağ sürdü. Eski Fiorentinalı Semioli ile öne geçip yine eski bir Fiorentinalı Pazzini'nin skoru 40. dakikada 2-0'a getirmesiyle maçı çözdüler.. Durum bu olunca da ikinci yarı tamamen sembolik olarak oynanan boş bir bölümden öteye gidemedi..

İki eski oyuncumuzun bizi vurduğu maçtan geriye ise sakatlanan iki isimden iyi haber beklentisi kaldı sadece.. Resmi siteden gelen ilk açıklamada Gamberini adına kötü haberler var. Omzunun çıktığı belirtilen oyuncunun acılarını kesebilmek için o bölgeye anestezi uygulanmış. Gündüz detaylı olarak durumu incelenecek deniyor ve bir kaç kemikte kırık olmasa da çatlakların olabileceği söyleniyor. Gamberini'ye bir süreliğine veda edeceğiz sanırım. Santana da baldırından sakatlandı, onun sakatlığının ciddi olup olmadığı da gündüz yapılacak olan detaylı tetkikten sonra belli olacak.

11.02.2010

Tello Türküsü

Bir Erzurum türküsüymüş bu... Bir arkadaşım yolladı linki, hiç tribünde boşu boşuna "oooo ooo teelloooooo" falan yapmaya gerek yok.


"Sarp" Kayalara Çarpmak! : Galatasaray 3-2 Antalyaspor

Başlıktan yola çıkıp kaçan turu Mustafa Sarp'a yıkıyorsun diyen olabilir. Öncelikle şu maç lig maçı olsa Mustafa Sarp daha az suçlanırdı orada eğri oturup doğru konuşalım, galibiyete rağmen tur kaçtığı için kendisine normalin üzerinde yüklenilecek. Ancak şu var ki Mustafa Sarp içindeki Galatasaray sevgisini fazlasıyla dışa vurduğu için deliler gibi koşup oynayıp her pozisyonun içinde olmak istiyor. Hal böyle olunca da ilk yarıda 5-1 olacak maç sadece 2-1 ile sınırlı kalıyor. Mustafa Sarp her pozisyonun içine "Faydam dokunur belki, saldır saldır saldır" diye girdiği için 2 tanesi net olmak üzere 3 golden olduk. Bir kupa maçında, tur geçmek adına tek şansın olduğu maçta takımının 3 golüne bireysel olarak mani oluyorsan sen suçlanırsın ne kadar iyi niyetli olursan ol.. Bugün de o oluyor, suçlanıyor Mustafa Sarp, haklı veya haksız diyenler olur ama ben eleştirmenin haklı olduğu kanısındayım. Her pozisyonda ceza sahası içine girmemesi gerektiğini öğrenecektir belki artık ancak tur gitti, 3 kupa hedefinin ilki noktalandı, daha kötü bir zararı olamaz bir oyuncunun.. Mustafa elbet isteyerek yapmadı bunları ama Antalya'yı +1, bizi de -1 oyuncu ile oynattı bugün adeta..

Neyse Mustafa Sarp'a yüklenip "sinirleri tavan yapmış, önüne gelene saldıran adam" izlenimi bırakmayalım.. Zira aklı mantığı olan her Galatasaraylı "kötü" görünen son iki maçta her şeye rağmen ilerisi için çok umutlanmıştır. İki maçta oyuna girdiği anda maçın gidişatını etkileyen Emre Çolak var en basitinden, çok eleştirdiğim ancak tükürdüğümü bana yalatma konusunda emin adımlarla ilerleyen Neill'ın Emre Güngör ile yakaladığı müthiş uyum var, "her şeye rağmen 2. yarıyı bekleyelim" diye sabrettiğim Elano'nun günden güne daha fazla parlaması var, yerden yere çarpılan ama yılmayan Uğur Uçar'ın "ben buradayım!" demesi var.. Bir tek maç sonundaki mutluluk eksikti bugün, olmadı işte...

Rijkaard eldeki kadrodan en iyisini 1 eksikle sahaya sürdü, o da Emre Çolak'tı. Giovani Dos Santos'un yerine girdiği son 6-7 dakikada maçın kaderine doğrudan etki ediyordu Kayseri'de, bugün 45 dakika şans buldu yine Giovani isimli 30 numaralı "içi boş" formanın yerine çok iyi işler yaptı. Eleştirilen çok oyuncu oldu ama bu başka bir şey, Giovani Dos Santos pas alamıyor deniyor da aldığı zaman en fazla gerideki Caner veya Uğur'a top veriyor ötesi yok. Sene sonu bonservisi alınan isim Jo olur olursa, Giovani değil. Daha fazla zaman kaybetmek istemiyorum Giovani'den bahsedip, zamandan daha fazlasını kaybettiriyor zira kendisi..

4-5-1 gibi gorunen ama esası 4-6-0 olan taktikle bugün çok iyi mücadele ettik, sağ ve sol açıklar ile forvetteki isim sürekli dönerek rakip savunmayı oyalasa da yeteri kadar dengeyi bozamadı. Gerçi üstte bahsettim, 30 numaralı arkadaş görünmez olduğu için en uçtaki 3 adamdan 2 tanesi aktifti, o da ilk yarıda zarar verdi biraz.. Neyse ki 2. yarı Emre Çolak o sorunu çözdü, hücumda daha etkili olduk her yönden. Emre hakkında son 1 ayda sürekli "bir yıldız doğuyor" dedik durduk, bu maç kendisinin tamamen doğup gün ışığına çıktığı maçtır. Arda'da olmayan uzaktan şut yeteneği var bu çocukta, Arda'da olan diğer her şey de mevcut. Böyle giderse Arda'nın bu sezon sonu gidişini garantileyecek yüksek ihtimalle. 1-2 sene daha kalması beklenen Arda bu yaz Ada'yı veya Çizme'yi görürsek tek sebep Emre Çolak olacaktır.
Biraz da savunma yapmak istiyorum haksızca eleştirilen 2 adam hakkında. Sezon başından beri Uğur Uçar ve Mehmet Topal'ı eleştirmeye doyamadılar bir türlü. Topal son 2 ayda ciddi şekilde toparlanıp çatlak sesleri susturmayı başardı çok büyük oranda, bugün kendisini eleştiren bir kesim gözlemledim az çok. Mustafa Sarp'ın bugünkü performansı bu kadar yerlerde sürünürken ağzını açıp da lafa Mehmet Topal diye başlayanları ayakta alkışlarım "Ben böyle kötü niyet görmedim!" diye. Bir diğer isim Uğur Uçar'a da "kötü" damgasını şak diye vurmuşlar gözlemlediğim kadarıyla. Evet Keita sahada olduğu sürece arkasındaki destekçi Sabri Sarıoğlu olmalı, o konuda ben de ikna olmuştum ilk yarı sonlarında da Uğur sırf Keita ile Sabri kadar uyumlu olamıyor diye neden duvardan duvara çarpılır çözemedim. Durun.. Sakin olun... Uğur'un kötü oynadığı yok, bugünkü bindirmelerin yarısını tırt bir yabancı sağ bek yapsa ayakta alkışlar herkes ancak isim Uğur Uçar olunca "iyi" olan kısım göze batmıyor ne yazık ki. Denizli'de Neill ofsaytı bozuyor takımın yaptığını yapmayıp, top golle sonuçlanıyor hemen suçlu o an yapması gerekeni yapmış olan masum Uğur Uçar oluyor. Uğur kademeye giremiyor diye eleştiriliyor, yahu Sabri çok mu giriyor kademeye ? Hücumcu bek Sabri, yıllardır da böyle, bir kere olsun "şöyle kademeye girip nefis top çıkardı" diyenini duymadım. Varsa yoksa Uğur kötü Uğur yetersiz. Uğur'dan beklenen nedir ? 5-6 adamı çalımlayıp 3 kişiyi de top diye ayağında sektirip 30 metreden 90'a top atması mı yoksa maç boyu 5-6 kere sağ çizgiden orta açması mı ? E ilk seçenek bu dünyada ve paralel evrenlerde pek mümkün olamayacağı için 2. seçenek makuldür bir bek oyuncusu için, Uğur da bunu yapıyor. Neill veya X bir stoper ofsaytı bozuyorsa Uğur Uçar neden bunun sorumlusu olsun ? Yapmayın etmeyin. Kötü orta açtığı söyleniyor da orta açtığı adam Jo, Kewell ve Baros değil, Elano, Keita, Arda ve Emre Çolak'a orta açıyor, bırakın da o kadar olsun yahu..

Bugünün eleştiri konularından biri savunma olacaktır hücum ne kadar güzel olsa da. Kademeydi şuydu buydu değil de, Neill şu pas dağıtımını ve top çalmaları yaptığı kadar ofsaytlarda dikkatli olsa son 3 haftada yediğimiz gol sayısı 3 gol daha az olacaktı. Ofsayt konusunda takımla birlikte hareket etmeyi başarırsa savunmasında başka problem kalmayacak, şimdilik ofsaytta ritmi tutturamıyor olması zarar, bunu kabul edelim. Ofsaytı bozuyor dedim diye "kötü" dedi demeyin, alakası yok, savunması hep iyi bunun da Popescu olmasını beklemek hala hata. İkisi aynı kefeye konmasın o bana yeter..

Son olarak Elano'ya değinmek istiyorum. Sene başı kendisine ısınamadım, sonrasında ikinci yarıyı görelim diyerek kestirip attım eleştirinin dozunu dönem dönem kaçırsam da. Gerçekten de adam dinlenip "ben neredeyim ?" sorusunu cevaplayınca kendine geldi, yeniden doğdu adeta. Kendisinden box-to-box diye tabir edilen o meşhur ve artık klişe haline gelen "çift yönlü" oyunu oynaması bekleniyor 1 aydır ve bunu çok çok iyi yapıyor. Başlarda savunma konusunda problem yaşamıştı ama bugün dibe kadar gelip rakipten top sökerek o işi de kotarmaya başladığını gösterdi bizlere. Bugün sahada en "takım" Galatasaray'lardan birini izledik bu sezon, ve o takım gerçekten "takım" olarak 1-2 oyuncu haric nefis bir iş çıkarırken başrolde Elano vardı. Mükemmeldi bugün tek kelimeyle, Madrid'e karşı da böyle oynarsa bu sezon daha da tek kelime kötü söz etmem kendisi hakkında. Elano eksikti takımda biraz, şimdi tam hale geliyor. Böyle bir Elano, Kewell ve Baros ile buluşunca neler olacağını kestirmek istemiyorum şahsen..

Hakem konusunda bir şey demiyorum bugün. Bünyamin Gezer'i oldum olası sevmem, bugün de sevmedim ama Arsenal-Liverpool maçını izledikten sonra Ali Sami Yen'deki maçta hakem konusu açasım gelmedi. Meşhur Vanspor-Beşiktaş maçının bir kopyası yaşandı, 90+5'te serbest vuruşta Gerrard'ın 90'a süzülen topu Fabregas'ın voleybolcu edasıyla yaptığı smacına takılınca Arsenal'e 3 puan geldi.. Dahası, son 5 dakika içinde "normal" bir hakem için en az 3 tane sarı kartlık pozisyona sebep oldu Fabregas ancak en son serbest vuruş atılırken baraja gitmeyip topun başında beklediği için sembolik bir sarı gördü.. İşte böyle fantastik bir Howard Webb izlemişken bugünkü hakeme bir şey demem ki zaten Ömer Çatkıç'a 50-60 dakika gecikmeli çıkan kart dışında pek de maçın kaderine etki edecek bir hatası yoktu..

9.02.2010

ALS İçin Futbol Yaz, Sen De Bir Hayat Kurtar!

Sedat Balkanlı ile tanıdığımız o kötü hastalığın pençesine başkaları da düşüyor her sene, o büyüklerimize/kardeşlerimize/arkadaşlarımıza yardım eli uzatmak için müthiş bir fırsat.. Fazla uzatmadan konuyla ilgili metni olduğu gibi aktarayım ama öncesinde de bir not düşeyim : Blogun yazarlarından Oğuz(os) da Balıkesirspor'u yazarak bu projeye dahil olacak.. Marmarisspor piyasada olmadığı için ben yazamayacağım sanırım ama belli olmaz, bu sezon ligden çekilen takım hakkında bir şeyler yazabilirsem destek olacağım..

"Geliri tamamen ALS MNH Derneği'ne bağışlanacak olan bir futbol kitabı projesi...

Anadolu futbolunu yazan bloggerlar olarak en büyük çabamız sesimizi duyurmaksa, sadece ama sadece Anadolu üzerindeki ilgisizliği biraz olsun kırabilmekse; sadece blog satırlarından değil; sahaflardan, kitapçılardan da insanlara seslenmeliyiz. Bunun için birkaç kitap yazıldı Türkiye'de, lakin çok büyük kitlelere ses duyurulamadı, Anadolu içinse hala aynı tas aynı hamam! İlgisizlik had safhada...

Bizler, biliyoruz ki Anadolu'da büyük bir potansiyel, lakin büyük olumsuz koşullar var. Bu olumsuz koşullardan birisi de, bilgisizlik. Madem takımını destekliyorsun, madem kalemine sarılıyorsun; sen de katıl! Destek ver...

Takımına dair yazabileceğin şeyleri, insanların ilgisini çekeceğini düşündüğün yönlerini; geçmişi, bugünü ve yarını harmanlayıp yaz...

Sayfa sayısı konusunda bir kısıtlama olmamakla beraber, 10 - 15 civarı bir sayfa sayısı olursa iyi olur. Yazı konusu olarak belli bir kıstasımız yok, sadece okuyanın gözünde takımın eskiden bulunduğu ve şimdi içinde olduğu koşullar, futbolun ana şartı taraftar, oyuncular gibi futbol ögeleri canlanmalı.

Futbol bizimle güzel, futbolu güzelleştirmek de bizim elimizde!

----

Yazıları yollamak veya projeye dair bilgiler almak için adres: flagg.a@gmail.com

Twitter: http://www.twitter.com/alsicinfutbol

Facebook Grubumuz: http://getir.net/kvo "

8.02.2010

Serie A'ya Son Nokta : Fiorentina 0-1 Roma

Maç içerisinde çok söyledim; bu maçtan galibiyet gelmezse sezonun en acı maçı olur, Fiorentina önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'ne veda ettiği gibi Avrupa kupaları şansını da tehlikeye atar. Kafamda kurduğum kötü senaryo maç sonu ortaya çıktı maalesef. Önce Prandelli'nin kafasındaki Fiorentina'ya göz atalım. 4-4-2 düzeniyle sahaya çıktık, belki 4-4-1-1 denebilir açmak gerekirse. İlerideki o ufak farklılığın sebebi Jovetic'in birazcık serbest oyuncu olarak kullanılmasıydı. İzleyememiş olduğum ilk 15 dakikasında sıra dışı bir şey olmadıysa maçın geneli Fiorentina'nın topu tutup Roma'yı sahasına hapsetmesi ancak bulunan fırsatları kaleci Julio Sergio'nun birer birer engellemesi şeklinde geçti. Prandelli'nin sahaya çıkardığı 11'e bakınca istekleri gerçekleşmişti demek doğru olur. Savunmada kanatları Gobbi ve Comotto değil de Pasqual ve De Silvestri'den oluşturması niyetinin rakibi boğup öncelikle kanatlardan kilitlemek olduğu anlaşılıyor. Roma'nın bekleri ve açık oyuncuları da maç boyu hemen hemen hiç tehlike yaratamadı zaten. Ortada ise Montolivo-Bolatti ikilisi vardı ki Montolivo'nun aradığı partner Bolatti olabilirmiş gibi geldi bana. İki ihtimal var burada, ya gerçekten Bolatti Montolivo'nun yanında olması gereken tipte bir adam ya da Montolivo sağındaki solundaki adamlardan bağımsız olarak tamamen kendi kendine sezonun en iyi 2-3 maçından birini çıkardı. Her ne olduysa Montolivo özlenen oyununu ortaya koydu, umarım bunun sebebi Montolivo'nun bu büyük maça sıkı hazırlanmasından daha ziyade Bolatti'nin aranan adam oluşudur. Bu maçla Serie A konusundaki büyük hedeflere bu sezon önemli ölçüde nokta koymuş olsak da orta sahadaki ikilinin uyumu Şampiyonlar Ligi mücadelesi için ve önümüzdeki sezon için takımın en kilit noktalarından biri. Prandelli'yi incelemeye devam edip orta sahanın kanatlarına bakalım. Solda Vargas her şartta oynuyor, strateji ne olursa olsun yerini alıyor orada. Sağdaki kargaşada bugün piyangonun vurduğu isim Marchionni oldu ki maçın kader adamlarından birisi oldu kendisi, ona geleceğim az sonra. İleride Keirrison hamlesini beklerdim ben aslında ama bunun için Pasqual'in kulübeye, Vargas'ın da beke geçmesi lazımdı. Gilardino'ya Jovetic destek oldu ileride, bu ikili maç maç ayrı olarak değil maç içerisinde bile uyumluluk konusunda gel git yaşayan bir ikili olduğu için ortak bir dengeden söz etmek yanlış olacaktır.

Bizim "Yakışıklı" lakaplı hoca kafasındakileri iyi yansıttı sahaya, takım da pek boşa çıkarmadı ancak kendi elimizde olmayan bir engele takıldık : Julio Sergio. Rakip kaleciyi geçememenin cezasını acı bir duran top golüyle ödedik ki sezonun kötü anlamda bir dönüm noktası oldu bu başta bahsettiğim gibi. En acı maçtan kastım rakibe karşı bu kadar baskı kurmuşken 3 puan alamamak oldu. Nice sıkıntılı maçlarda saçma şekilde 3 puan alabilmişken sahamızda bu kadar baskıyla mağlup olmak "acı" oldu tek kelimeyle.
Futbol açısından tatmin olmadığını iddia edenler var ama ben bu blogda Serie A'yı neden sevdiğimi anlatmıştım yakın tarihte, o yüzden benim için gayet tatmin edici bir maçtı. Hem zaten tuttuğum takım maçın 80 dakikasını tek kale oynamış neredeyse. İlk yarıda Totti, ikinci yarıda Baptista ile sahada olan Roma eğer ilk yarıdaki gibi kalabilseydi tek yönlü baskılı oyundan söz edemezdik. İlk yarı da baskılı olan taraf bizdik ama Roma az çok atak geliştiriyordu her ne kadar Totti kötü oynuyor gözükse de. İkinci yarı Roma kalemizde ilk aksiyonu 79'da gösterdi, 82'de 2. kez geldiler ve 3 puanı getirecek o altın gibi golü atıp gittiler. O dakikaya kadar bir çok net fırsatı harcayan Fiorentina da direncini yitirdi, bilinçli şekilde hücum eden takım saçmalayıp Roma'nın daha fazla üzerine gelmesine imkan tanıdı, yapılan hücumlarda tercihler komik denecek düzeye gelmeye başladı, son 8 dakikada ve 5 dakikalık uzatmada olası bir geri dönüş hayalleri uçtu gitti..

Fiorentina'da Montolivo'ya değinmiştim üstte kısaca. Yine uzatmadan bahsedeyim. Orta sahada çok çok iyi bir Mehmet Topal hayal edin, gelen her topu alan, pas trafiğini iyi şekilde sağlayan ve bunu yaparken uzun paslarla da Elano gibi etkili olan bir oyuncu.. Bunun üzerine bir de Arda kadar rahat olmasa da yine Elano ayarında adam geçebilen bir isim düşünün.. Bu iki ismi kombine edince karşınıza çıkan adamdı işte Montolivo bugün. Bu kadar parladığı maç çok çok azdı bu sezon. Ancak Montolivo ne kadar parladıysa Marchionni o kadar düştü. Yine üstte söylemiştim az sonra değineceğim diye, işte oraya geldik. Kendisini de yine Galatasaray'daki bir kaç performansın karışımı olarak tabir edeyim net olarak anlaşılması için. Aydın Yılmaz'ın standart bir maçını düşünelim, ayağına gelen topları kaybediyor, söylenen görevi yapmıyor, savunmaya pek yardımı dokunmuyor.. Böyle bir Aydın'ın üzerine Sabri'nin agresifliğinin tamamını değil de %50'sini katalım.. Elde ettiğimiz karışıma da Barış Özbek'in "dur bakayım belki bu sefer yaparım hadi kısmet" şeklindeki başarısız orta açma girişimlerini ekleyelim.. İşte bugün Marchionni böyle bir performans gösterdi, takımın ve sahanın en kötüsüydü. Son bölümlerde bulduğu tüm fırsatları harcayınca geriye kötü bir performans ve Ljajic'i arayan gözler bıraktı.

Prandelli'yi bugün hayranlıkla izledim ancak son 10 dakikada yaşananlar biraz düşündürdü beni. Golden sonra hemen Keirrison oyuna alındı bir savunmacının yerine. Burada şunu merak ediyorum, neden 0-0 olduğu bölümde denenmedi Keirrison ? Madem oyuna girebiliyor, girmesine bir sakınca yok, neden gol yemeyi bekliyoruz. Jovetic iyi gününde değilken en azından Vargas geriye Jovetic sola çekilip Gilardino'ya partner olarak Keirrison denenebilirdi. Jovetic-Gilardino ikilisi bile hücumda biraz karmaşıklığa sebep olmuşken 3. adamı oraya almak olmadı.. Üzerine bir de Keirrison'dan sonra Santana girdi oyuna De Silvestri sakatlandığı için. Yine aynı soru geldi akla : Madem oynayabilecek durumdaydı neden bu vakte kadar beklendi Santana ? Sağ kanatta Marchionni yokları oynarken Santana son 5-6 dakikada oyuna girecek adam olmamalı.. Kötü durumda da olsa, önceki sezonları aratsa da Marchionni'den daha yararlı olurdu bugün. Ayrıca De Silvestri demişken, ilk yarı sonunda bomboş pozisyonda hemen gelişine vurup topu dağlara taşlara atması gerçek bir kırılma noktası oldu maçta..

Bundan sonra ağırlık Şampiyonlar Ligi'ne verilmeli.. Fiorentina olarak lige son noktayı koyduk muhtemelen.. Bir mucize lazım ki o mucizenin futbol karşılığı da ligde 8-9 maçlık efsanevi bir galibiyet serisi yakalamak.. Olur mu ? sanmam..

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO