Games etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Games etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.04.2013

Not Defteri #54

  • Bak sinirle giriyorum yazıya, ben soğuk seven adam değilim. Bu konuda anlaşalım. Takvim 17 Nisan yazarken dışarıya "şöyle bir bakmak" bile donmaya sebebiyet veriyorsa sinirlenirim, isyan da ederim.
  • Hafta sonu şortları mı çıkarsak artık derken bu olanlar etik değil. Üstelik, bak sinir geliyor, sonra Fırat neden agresif, e yani, neyse, üç hafta sonra halı saha yapıyorum tekrar ve İzmir gece 2-3 derece gözüküyor. Eh be. Eh.
  • Pazartesi +20 oluyormuş yeniden. Pazartesiye kadar en az üç gece yorganın altında donarak öleceğimi düşünerek uyurum. Evin sıcak olması çözüm değil, isterse 50 olsun, dışarının bir elin parmaklarından az sayıda bir sıcaklık derecesine sahip olması yeterli benim üşümem için.
  • Bunun yanında okulla işimin olmaması ama vizelerin bitişini dört gözle bekliyor olma durumum var. O yüzden hem soğuklar hem de o sınav dönemi aynı anda biteceği için hafta içi çabuk erisin bitsin.
  • Ek ve hafif gereksiz bilgi: Hala Football Manager 2013 oynamıyorum. İki aydan fazla oldu sanırım, gündüz açsam mı dedim önce Steam'i açtım, oyunu açamadan Steam'i kapattım oyundan nefret ederek.
  • Kendisini oynamadan geçirdiğim zaman diliminde yararlı bir şey yapmamış olsam da gereksiz sinir-stres olmuyor, daha ne olsun.
  • Bu arada günden güne İskender Çınar'ı daha iyi anlıyorum, mutfakta bir şeyler yapmayı zaten seven biri olarak iyice kaptırdım kendimi. Kısır, un kurabiyesi, anne pizzası, çorbalar, kekler derken yapmadığım şey kalmadı yakın zamanda. Zaten yapardım ben hepsini eskiden beri ama bu kadar sık yaptığım dönem olmamıştı.
  • Mutfak demişken, az önce de sucuk yemişken, medyum da Memiş iken, dur ya neler oldu.
  • Toparlıyorum, sucuk ve mutfak dedim aklıma geldi işte, deve sucuğu yedim ben. Değişik olur sandım ama normal sucuktan farkı yok gibi.
  • Buraya kadar gelip fotoğraftaki adamdan bahsetmedim. Biraz daha bahsetmeyeyim, blogun sadık okuyucuları burayı sona kadar okuyorlar zaten, en son bahsedeceğim, tamamen gıcıklık ediyorum şu an, başka bir şey değil.
  • Ben bu arada çok ve dengesiz beslenmeye devam etmeme rağmen az daha kilo verip 71 oldum ama sanırım dengeli ve adam gibi beslenmediğim için giden kilo göbeğe yansımadı, hafif göbeğimsi şey hala benimle birlikte.
  • Şu vizeleri bitsin artık Ege'nin. Ha bitmesi çare değil, bir kişiyi görmem ve güzel şeyler olması lazım sonrasında. Bu satırı okuyan bana şans ve mutluluk dilesin, dilemeyenin evine at pislesin, odasına eşek arıları yuva yapsın.
  • Çok seviyorum ama ne yapayım.
  • Şimdi gelelim fotoğraftaki adama. Hala tanımayan bilmeyen zaten benim gözümde hayata 2-0 yenik başlamıştır. Sizin gözünüzde X müzisyeni bilmediğim için de ben 5-0 geride olabilirim hayatta, o sizin bileceğiniz iş, şu an düşünüp yazan ben olduğuma göre 2-0 geridesiniz.
  • Fotoğraftaki kişi bence müzik tarihinde müziğin başına gelen en güzel insan: Parov Stelar, gerçek adıyla Marcus Füreder. Ancak gerçek adıyla pek işine rastlayamazsınız, siz Parov Stelar olarak tanıdınız ve bildiniz, öyle devam edin.
  • Tam ben bu satırı yazarken Charlestone Butterfly çalıyordı kendisinden, şarkı değişti Homesick çaldı. Kendisinin en klas işlerindendir bu ikisi diyeceğim ama bence tüm şarkıları dünyanın en güzel şarkıları. Yani saymaya başlasam susmam, Dandy derim, You And Me derim, sonra The Mojo Radio Gang var, gang demişken -korkmayın bang demeyeceğim- Jimmy's Gang var. Coco güzel, Shine da çok güzel, A Night In Torino harika, Distance ayrı efsane. Bitmez bu saymalar, hepsini dinleyin.
  • Geçtiğimiz hafta yeni albümü de çıktı ama bu sefer Parov Stelar değil de Parov Stelar Trio olarak çıkardı albümü. Trio'yu eklediği isimle ilk albümünün adı ise The Insivible Girl.
  • Parov Stelar, dinleyin, dinletin, yaptığı her işe sahip olun. Dünyanın kalanında müziğin tüm türleri kalkacak ve sadece Parov Stelar'ın istediği ve yaptığı müzik kalacak desinler hiç itiraz etmem.
  • Ayrıca, çoğunuz hiç dinlemediğinizi sansanız da Parov Stelar'ın müziklerinden birini fazlasıyla iyi biliyorsunuz. NTV Spor'un Spor Gecesi programının birkaç ay öncesine kadar uzun süre kullandığı bir jenerik müziği vardı, işte o da bir Parov Stelar eseri, hemen YouTube'a girip "Parov Stelar - Fleur De Lille" yazarak ulaşabilirsiniz o şarkıya. Dinler dinlemez anlayacaksınız neden bahsettiğimi.
  • Böyle işte, en uzun not defterlerinden biri oldu sanırım bu. Daha çok da yazabilirim. Umarım bir sonrakini çok mutlu yazarım, bunu dileyin, ilk defa böyle bir şeyi gerçekten içten ve samimi bir şekilde istiyorum insanlardan. Mutlu olmamı ve önümüzdeki birkaç gün işlerin çok yolunda gitmesini dileyin, sinerji mi dersiniz, totem mi dersiniz bilemem o size kalmış ama faydası olursa herkese benden çay!
  • Neden bir anda Parov Stelar patlaması yaşadın derseniz de açıklayıp bitireyim. Özel bir sebebi yok, 4-5 sene kadar önce Demir(demiycem) sayesinde öğrendim, o günden beri en çok dinlediğim kişi olabilir, bu aralar da IAMX ve Parov Stelar dışında bir şey dinlemiyorum zaten. Belki biraz indie, arada süs olsun diye o da.

2.04.2013

Not Defteri #53 (Filmli)


  • Aslında hemen Not Defteri yazasım yoktu ama Rafet gaza getirdi, birkaç kişi de sürekli Not Defteri yazsa da okusak diye bekliyor zaten tetikte.
  • Ayrıca, ÇAY.
  • Çay içmeyen benimle ilişkiyi kessin. Kahve içmeyen de en fazla merhaba-merhaba yapsın. Çaysız kahvesiz neymiş ya öyle.
  • Sinirimi yaptığıma göre gelelim yazıdaki afişe. Bu adam bunu neden koydu dediğinizi duyar gibiyim, demediyseniz de fırsat verdim hemen deyin, hevesimi kırmayın.
  • Filmi Rafet gündüz uyandığım zaman yolladı. Netten izledim ama sanırım yasal izledik çünkü sağda solda reklamını gördüğüm türkweb'den izledim(linkli falan yazmıyorum ki reklam yaptım sanılmasın, bloga reklam alsam aldım derim sonuçta).
  • Oynayan isimler görülüyor, arada sürpriz birkaç isim de çarpıyor göze. Araştırınca konusuna ulaşıyorsunuz ama kısaca özetleyeyim: Memur adam(Tarık Akan) maaş akşamı evde eşiyle tartışıyor, sonra kapıyı çarpıp çekip gidiyor, Beyoğlu sokaklarında gezinirken maaşı çatır çatır yemeye başlıyor ve devamında da kaptırıyor hayat kadınına(kibarlığa bak, ayrıca o kadın Oya Aydoğan), sonra da paranın peşine düşüyor...
  • Yani filmin konusu basit dursa da çok güzel ama işte Rafet'le de konuştuk, mekan sıkıntısı göze batıyor. Daracık yerlerde zar zor çekilen sahneler falan. Yabancıların eline versen şunu, yetenekli bir Avrupalı veya Amerikalı yönetmene yani, çok efsane ve ödül kovalayan film yapar. Bir kere ortam güzel, her ne kadar ömrümde iki, bilemedin üç kere gitmiş olsam da Beyoğlu işte, güzel yer, bilmeye veya İstanbullu olmaya gerek yok sanırım 25-30 yıl önceki hallerini övmek için.
  • Bence yazık olmuş filme biraz ama kesinlikle izleyin derim. Zaten topu topu 89 dakika, sıkılmanıza imkan yok. Hatta film bence 55-60 dakika bile olabilirmiş.
  • Neyse işte, izleyin, bence izleyip de beğenmeyen olmayacaktır.
  • Ayrıca, Rafet bile bu kadar Rafet dememiştir sanırım bir yazı içerisinde, yazarken klavyeden kulaklarını çınlattım resmen.
  • Bu arada iki ay civarı oldu, Football Manager 2013 oynamıyorum, 2013 yazdım gerçi ama hiçbirini oynamıyorum.
  • Varsa yoksa Euro Truck Simulator 2 oynuyorum şimdilik. Zamanında Hard Truck oyunlarını sevmemiştim ama bunu çok sevdim. Bir de ekşi sözlük sayesinde Seymen FM'i bağladım oyuna, canlı yayına bağlanan tır şoförleriyle aynı hisleri paylaşıp Avrupa yollarında tır kullanmak harika. Cidden o adamların neden sadece türkü ve arabesk dinlediğini oyunda anladım, oyun içinde rock ve metal ağırlıklı radyolar var ama açar açmaz kapatma hissi geliyor insana.
  • Böyle işte, Football Manager yok, Euro Truck var, birkaç dizi var, kitap var, öyle geçiyor ömrüm. Football Manager ile kaybettiğim vakitlere yanıyorum resmen oyunu oynamamaya başladığımdan beri.
  • Siz de öyle yapın, oyun tat vermiyorsa zorlamayın, bırakın ve açmayın, büyük ferahlık.
  • Ayrıca, IAMX - The Unified Field, bu albümü edinin, yeni çıktı. Hatta durun ya tek albümle kalmayın, IAMX'in tüm albümlerini edinin. Yıllardır buradan IAMX tavsiyesi vermemiş olmam benim ayıbım zaten.

16.02.2013

Not Defteri #52

  • Sayfa 52 olmuş Not Defteri'nde, 52 numara Emre Çolak'a selam edeyim o zaman ilk satırda.
  • Bloga trilyon yıldır yazmadım ve yazmam için gazlayan Drogba oldu. Fiorentina'da da Sissoko ve Rossi var artık ama onlar henüz gaza getirmeli şeyler yapmadılar.
  • Neyse Not Defteri futbol bölümü değil burada, yeter bu kadar.
  • Ha ama oyun olarak Football Manager'dan bahsetmem lazım. Epik bir Billericay Town kariyeri yaptım ama yaz(a)mayacağım veya yazarsam da üç-dört parça yazacağım gibi. Her sezona ayrı yazı için geç kaldım sekizinci sezondayım. Premier League'de ilk sezon altıncı oldum, sonraki sezon 18. gidiyorum, her şey nasip kısmet işi.
  • Üç haftadır geçmeyen öksürüğüm var. İlaca başladım, zencefil-bal yaptım geçmedi ama iki günde bitirmem gereken karışımı bir haftada bitirmemin olumsuz etkisi olabilir bu süreçte. Tekrar yapıp iki günde bitireceğim bu kez.
  • Bu arada Candy Crush'tan gün geçtikçe tiksiniyorum, 205. bölüme geldim ve cidden geçilmesin diye bölümler yaptıklarına inanmaya başladım, başka açıklaması yok.
  • Bence en güzeli Subway Surfers, ayda bir konsept değiştirmeye başladılar "world tour" adı altında, renkli-şekilli ne güzel oynuyoruz.
  • Ben geçen Zulu Winter diye indie rock yapan grup keşfettim gibi oldu, çok harika müzik yapıyorlar. Indie seven-sevmeyen herkes dinlesin bence.
  • Bu ara kura çeker gibi Leyla İle Mecnun'un eski bölümlerden birini klasörden seçip izliyorum. Dünyanın en güzel şeyi.
  • BU ARADA BEN TAŞINDIM 1 AY ÖNCE. Hala Marmarisliyim orada sıkıntı yok, İzmir'de taşındım. Üçyol'dan Güzelyalı'ya geldim.
  • VE SPORA DA BAŞLADIM, DAHA DOĞRUSU BAŞLADIK İKİ KİŞİ. Güzelyalı'dan çıkıp Asansör-Karataş civarlarına kadar veya ters yönde Kent Ormanı içinden Crowne Plaza'ya kadar gidiyoruz. 8-11 kilometre civarı gidiyoruz şimdilik. Bence güzel şey yapıyoruz, ortalama hız 5-5.5 km/saat civarı. Çok tempolu değil ama tempolu, yetiyor bize.
  • Çok kilo olduğundan değil, form tutup hafiften vücudu toparlama amaçlı. (120 KİLO OLDULAR)
  • Neyse işte, böyle bu aralar. Uzun vakit sonra bloga yazıp onu da sabahın ilk saatlerinde yaptım, okunma ihtimalinin en az olduğu zaman dilimi.
  • Yani bunu komple okuyan insan bence blogun en sadık insanları arasında, buraya kadar sabırla okuyanlar çok güzel insanlar. Okumayanlar çirkin değiller ama olsun, insan kayırmadan rahat edemedim.
  • Ama yani haksız da değilim.
  • Bitiremedim evet.
  • Yazmalara doyamadım. (DOYDU)
  • Parantezlere de doyamadım.
  • Tamam bitti bu kez.

12.10.2012

Not Defteri #51

  • Naber hacı?
  • Blogu bu aralar biraz boşl... *çaaaaaaaaaaaaat* *çeşitli dayak efektleri* (şu boşlamalı geyik de bitmedi be, hala ciddi yapan adam görüyorum ara sıra)
  • Neyse, blogum olduğunu hatırladım.
  • Bu ara hayatım beklemekle geçiyor. Öyle alengirli sözler beklemeyin, FM 2013'ü bekliyorum. 2000'den beri hayatımdaki en sadık şey, seviyeli bir birlikteliğimiz var. Ön siparişimi yaptım, ŞİMDİ ONLAR DÜŞÜNSÜN.
  • Bu aralar tam bir İsmail Abi oldum, çay içiyorum ve işsizim.
  • Blogun yazarlarından ve İzmir'deki en adam gibi adamlardan McDennis'i Kıbrıs'a uğurladık, onu belirteyim(sanki her gün yazı yağdırıyoruz da, yazarların hepsi hatırlanıyor...).
  • Belki gaza getiririm adamı da Kıbrıs futbolu yazarak buralara da geri döner.
  • Döner dedim de, tavuk döner ve diğerleri diye dünyayı ikiye ayırabilirim. Bu yaz Marmaris'te bulunduğum süre boyunca ya çizburger ya da tavuk döner yemediğim gün sayısı en fazla 5.
  • Tavuk döneri evde balkondan sepet sallayarak alıyorum Marmaris'te, düşün bendeki kafayı...
  • Bugün zaten yine 1 kiloya yakın tavuk yedim ve tam doymayıp "hani bana, hani bana?" dedim.
  • Şu an Muse dinlediğim(I Belong To You) için aklıma geldi, Madness isimli saçmalıktan sonra The 2nd Law albümünü dinlemeye gönlüm elvermiyor. Olmamışlık var Madness'ın içinde. O dubstep havaları falan... (Ünlü müzikolog Fırat Selçuk'u dinlediniz...)
  • Ama yine de her şeye rağmen dünya Britanyalı grupların daşş... Evet. Anladınız.
  • FIFA 13'e geçeyim biraz da. Selçuk ile iki serbest vuruş atayım da keyfim yerine gelsin. Adam gol değil goller atıyor, her şeyim oldu resmen...

22.05.2012

Not Defteri #50

  • Merhaba, nihayet. Blog sessizdi, niye? Görünümü değiştirip öyle yazmaya başlamak istedim. Şu an o oldu gördüğünüz gibi. Banner yeni, arka plan yeni, tema genişledi ve ortalık ferahladı... Bir de listelerdeki ölü linkleri yenileyip düzenleyince tam olacak, o da acil değil. Hoş geldiniz yepisyeni Artemio Franchi'ye. Ekipteki diğer arkadaşlarım da benim tekrar blogu aktif günlerine döndürmemle birlikte yazmaya başlarlar umarım. (Oh, verdim sosyali, verdim mesajı)
  • Fena bir Brescia kariyerim gidiyor Football Manager 2012'de, belki yazarım ama o efsane giden Marmarisspor kariyerim gibi uzun ve detaylı olur mu bilemem. Başlayabilirsem gerisi düşünülür...
  • Bu ara dünyanın en güzel dönemindeyiz sanırım, aynı anda Giro d'Italia ve Avrupa Yüzme Şampiyonası var. Futboldan gına geldikten sonra bünyeye ilaç oldu, doping oldu.
  • Zaten 2011 yazında olduğu gibi seri yüzme yazıları gelecek bir hafta boyunca. Twitter'dan da canlı canlı yüzme yarışını aktarmaya ve insanları yüzme ile bilgilendirmeye devam edeceğim, ilgili olanlar sevinsinler.
  • Ayrıca yüzme demişken, şampiyona biraz buruk geçiyor, dünya şampiyonu ve Olimpiyat şampiyonluğunun branşındaki en büyük favorisi Alex Dale Oen'i kaybetti yüzme camiası... Büyük ve önemli şampiyonlardan olacaktı ama kalbine yenildi Norveçli yıldız.
  • Bu arada, blogda goygoyunu yapamadık ama bisikleti de es geçmeyelim, BETER OL ALBERTO CONTADOR, KADRON DAĞILSIN, GİDONUN AYRILSIN.
  • Ki Contador nefretimin altında Schleck sevgisi yatmıyor, o ikilinin beddualarını da ayrıca ediyorum içimden...
  • Varsa yoksa Cavendish gerçi zaten. Belki yaşım ve bisiklete olan ilgim çoğu efsaneye yetmedi ama tarihte iz bırakacak sporcular da yarışmakta şu an, şanslıyız. Kimse iz bırakmasa da bu dönemden, en kötü ihtimalle Cav efsane oldu zaten, bu bile yeter.
  • Ayrıca Peter Sagan'ı rüyamda görüşümün birkaç gün sonrasında adam Kaliforniya Bisiklet Turu'nda epik bir performans sergiliyor, etap üstüne etap alıyor.
  • Eh, yeter bu not defteri, takip edenlerin sevdiği gibi bol goygoylu olmadı ama sonrakilere kısmet...

2.01.2012

Not Defteri #49

  • Bunu bile yazmayalı altı ay olmuş arkadaş, ben ne tembel adammışım.
  • O değil de futbol ve spor yazmayınca ses etmeyip de "Oğlum lan not defteri falan yaz biz onu daha çok seviyoruz..." diyen birkaç arkadaşım var, adam değilsiniz.
  • Ben bu ara diziden diziye koşup bol bol oyun oynamak istiyorum ama vasat bile denemeyecek kadar kötü bir performans sergiliyorum. Sadece FM 2012 oynayıp The Big Bang Theory ile New Girl izliyorum. Big Bang'in daha ikinci sezonunda olduğumu söylesem çeşitli küfürler de yerim.
  • Ama etmeyin küfür tabii. Yeni yeni emekleyen bir yabancı dizi izleyicisiyim sonuçta... (Hiç sevmediğim edebi benzetmelere giresim var da neyse boş ver, bu kadarı bile tiksindirdi... Yeni emekliyormuş da bilmem neymiş, o ne lan öyle.)
  • En son not defteri yazdığımda mesela 54-55 cm uzunluğunda saçlarım vardı. Şimdi mi? İki haftada bir falan üç numara kestiriyorum. Uzun saçtan bıkıp kestireli üç ay oluyor neredeyse.
  • Kısa saça geçtiğimden beri uzun saça hakaret ediyorum onu da not olarak düşeyim. Böyle de karaktersizlik yaparım, hiç gocunmam.
  • Ama şu var ki uzun saçı kestirdikten sonra duş alırken avuç dolusu şampuanı üç numara saça dökme salaklığına bir değil birkaç defa imza attım. Saçı kestirdikten sonra duş alınca sorun yoktu da, sonraki gün alırken şampuanı avuç dolusu dökmeyi bırak "yok denecek kadar" saça saç kremi bile sürmeye kalktım.
  • Bunlar bir dönem uzun saç sahibi olmamış adamın anlayamayacağı dramlar. Yani ne denli büyük bir dram olduğu konusunu bilen bilir...
  • Şunu unutmadan yazalım, blog olarak yazı yazmıyor olabiliriz bu ara ancak bir ayağımızın Çin'de olduğunu söyleyebilirim. Blogun yazmayan yazarı(wtf?) Deniz(McDennis) bu aralar Çin'de kariyerini sürdürüyor. Kariyer derken futbol kariyeri değil, iş gereği gitti. Sanırım iki hafta sonra falan dönecek dünyanın en büyük her şey bir milyoncusundan.
  • Kendisine sordum ama Türkiye'deki gibi her şey bir lira değilmiş Çin'de, duyar duymaz yıkıldım. Böyle bir hayal kırıklığı nasıl tarif edilir bilemem. İki lira verdiği şeyler falan olmuş, Çin dediğinde her şey bir lira olmadıktan sonra ne anladım öyle Çin'den.
  • Ne Çin dedik be. Çin'de okuyucumuz varsa da böyle selam olsun kendisine. Konfişfüs abimize de selam olsun, o kadar Çin dedik onu atlamadan olmaz.
  • TOOL YENİ ALBÜMÜ NİHAYET ÇIKARIYOR BU SENE. 2012'NİN 2011'DEN HER HALÜKARDA GÜZEL OLACAĞININ KANITIDIR BU.
  • Son not: FM 2012'de Fiorentina ile ilerliyorum. Hafif özet kıvamında hikayesini yazarım. FM 2011'de Fiorentina ile yarım sezon oynayıp sinirlenip kapatmıştım, bu defa yine aynısı olacakken direndim ve efsanevi bir kırılma noktası oldu benim için. Böyle meraklandırayım da blog adına beklenti falan oluşsun bari......

2.07.2011

Not Defteri #48

  • Hah! 48 oldu not defteri. Plaka oldu, Marmaris oldu(Muğla demedim evet).
  • CoD: Black Ops kadar da dandik oyun... Activision tarihinin en kötü oyunlarından biri olsa olur. En kötü olamaz da, yine son üç oyuna girer, en iyi ihtimalle beş. Yok yok, üç iyi; en kötü üçten biri.
  • Temmuz denen şey böyle soğuk geçmemeli. Ezel'deki Temmuz'dan değil, ay olanından bahsediyorum.
  • Ezel de ne biçim bittiydi be...
  • Güneye inip cayır cayır yanalım diyenlere güneyden sesleniyorum: GELMEYİN. Zira yanacak bir şey yok, serin. Ben zaman zaman üşüyorum bile sabaha karşı. Gerçi ben hep üşüyorum o başka konu, başka bir manyaklık dalı.
  • Bu bağlamda denizin dibinde olmama rağmen sahile ayak basmayalı ve denizle temas kurmayalı tam bir hafta olduğunu belirtmem lazım. Giremiyorum, götüm yemiyor evet itiraf edeyim. Soğuk denizi sevmem.
  • Ruslar sıcak denizlere inme politikasını Ağustos ayında geliştirdiler sanırım. Temmuz pek de sıcak deniz politikası geliştirilecek bir ay değil. En azından ilk haftası falan değil.
  • Ha Rusların denizleri bizim en soğuk denizimizden kat kat daha soğuk, onu da şey etmek lazım.
  • Ne çok Rus dedim arkadaş ya. ALLAH BELANI VERSİN ARŞAVİN.
  • Arşavin de tam pırlanta markası olmalık isim gibi geliyor bana ama olmayadabilir. Olur diyenden telif isterim -yarım ekmek döner ısmarlarsın artık fikri (ç)alan arkadaş!
  • Black Ops'un tırtlığından dem vurmuşken tarihin gördüğü en kötü kamera açılarından birine de Dead Space'in ev sahipliği yaptığını eklemeden geçmeyelim. O ne kötü, o ne saçma, o ne mantıksız açıdır. FPS asla değil, TPS belki ama tam da değil. ?PS lan bu oyun? GPS falan çıkmasın o karambolde?
  • Az uyuyunca böyle saçma şeyler oluyor olabilir. Ben gideyim çay koyayım o zaman.
  • Kendime küfür olarak "bsg çay koy" dermiş gibi değil ama... Cidden çay doldurmaya gidiyorum çünkü çayım bitince Not Defteri de biter diye hesapladım ve bitti çayım.
  • Çayım ve dayım arasında tek harf farkı var ki o harfler de alfabede yan yana.

19.11.2010

Football Manager 2011 İnceleme: Performans/Oynanabilirlik

Evet incelemenin biraz geciken 2. kısmı ile karşınızdayım. Görünüm/Kullanım başlıklı incelemeden sonra Performans/Özellik diye bir inceleme gelecek demiştim de adlandırmada hata olmuş, oynanabilirlik demek daha doğru oldu. Bu detaya takılan olmazdı ama yine de açıklama gereği hissettim. Öncelikle şunu diyeyim, oyunu 5-6 gün v11.0 ile oynadım, çıkmadan önce yasal yollardan deneme fırsatım olmuştu. 5 Kasım günü de oyun çıktı piyasaya ve ben 6 Kasım akşamı orjinalini de edindim. Hemen de v11.1 ile oynamaya başladım, arada çok büyük farklar var.

Laptopumun özelliklerini yazarak başlamak en iyisi olacak sanırım, çok üst düzey bir sistemim yok, orta ile iyi arasında bir yerdeyim: İşlemcim çift çekirdek, Intel Core 2 Duo P8400 2.26ghz, ekran kartım ise 256mb'lık bir ATI Radeon HD 3450, ram ise 3gb. İşletim sistemi Windows 7 Ultimate 32bit. Aşırı bir özellik yok görüldüğü gibi, sadece şunu söylemek isterim ki ekran kartım düşük gözükse de Prototype gibi bir oyunu en yüksek grafik seviyesinde oynadım, Call Of Duty: Modern Warfare 2'yi de aynı şekilde büyük çoğunluğu en sona dayanmış şekilde oynadım. İki oyunu da 1280*800 ekran çözünürlüğü ile oynadım üstelik. Şu ana dek sorun yaşadığım tek oyun Mafia II oldu. Bu bilgilerden sonra gelelim FM 2011'e...

Demoda ve v11.0 tam sürümde en belirgin ve can sıkıcı 2 durum şunlardı sanırım:

- 3D maçta oyuncuların koştukları zaman hareketsiz kalıp kayarak gitmesi, yani espriye vurursak moonwalk yapar gibi hareket etmeleri.
- Maç skorlarına tıklayınca maç ekranının en az 3-4 saniye beklemeyle açılması.

v11.1 ile ilk durum tamamen düzelmiş durumda, en hızlıda da, en yavaşta da böyle bir sorun görmedim ben. İkinci ciddi sorun ise biraz daha iyileştirilmiş, özellikle demoda bazen 10 saniyeye kadar bekliyordu maç skoruna tıklayıp maç ekranına gitmemiz ancak en şimdi 2-3 saniyeden fazla beklemiyor. FM 2010'la kıyasladığımız zaman oyun çok çok hantal durumdaydı FM 2011 v11.0 ile. v11.1'e geçince 2010'un v10.3'ündeki ile hemen hemen aynı hıza ulaşıyoruz, burada bir sorun olmadığını söylemeliyiz.

Değinmemiz gereken önemli konu ise Interaction bölümlerindeki konuşmaların chat benzeri bir hal almış olması. Burada daha seri ve hızlı konuşabiliyoruz. Eskiden her olay için oyuncu ile tek tek konuşurduk, hepsine ayrı tepki verirdi, artık odamıza çağırıp aklımızdan geçen her şeyi bir arada konuşuyormuşuz gibi bir hava yaratılmış. İki taraftan biri sinirlenip veya konuşmayı yeterli görüp bu sohbeti sonlandırabiliyor her an. Mesela yönetime iki üç tane istemedikleri fikirle gittiğimizde çık dışarı diyorlar. Bu yeniliğin en güzel yanı ise oyuncuya şununla çalış veya şu özelliği kendine kat diye tavsiyeler verince hayır derse tehdit veya rica ederek bu fikri kabul ettirmeye çalışabilmemiz olmuş. Mesela eskiden oyuncuya uzaktan şut çalış dediğimizi hatırlayalım, bunu söyleyip tamam derdik ve haber ekranına gelirdi sonucu, evet/hayır der biterdi. Şimdi odamıza çağırdığımız o chat benzeri interaction ekranında hayır derse 4 seçeneğimiz oluyor, sert ve hafif şekilde tehdit edip zorlama ve yine normal veya daha kibar şekilde rica etme imkanımız oluyor. Bu da takım içi ilişkilerimiz ve oyuncuların bize saygısı ile doğru orantılı olarak farklı sonuçlar veriyor. Mesela adama uzaktan şut çek/çekme dediğimiz zaman hayır dedi mi rica da tehdit de işe yaramayabiliyor, tehdit edip bir oyuncuya bunu zorla kabul ettirmeye çalışırsak iyice ters tepip "Sen görürsün!" diye tepki alabiliyoruz, oyuncu bize tavır koyup odayı terk edip gidebiliyor. Ya da aynı şeyin sonucu oyuncunun yalvarır gibi özür dileyip "Tabii ki yaparım, özür dilerim" demesiyle son bulabiliyor. Tamamen kendi elimizde sonuçları olan tam anlamıyla gerçekçi bir hal almış burası. Takıma başarılar kazandırıp herkesin saygı duyduğu bir adam haline geldiğimiz zaman istediklerimizi yaptırmak daha kolay olacak, yaşımızı küçük yapıp henüz 25-26 yaşlarında toy bir teknik adam olarak işe başlarsak da zorlaşacak bunlar.

Bunun dışında dikkat etmemiz gereken bir başka yenilik ise Match Preparation yani maç hazırlığı kısmı. Bunu istersek yardımcımıza devretme şansımız olduğu gibi kendimiz de ilgilenebiliyoruz. Mesela derbilerden ve büyük maçlardan önce ofansif/defansif taktikler yapmaktansa takım ruhunu öne çıkarabiliyoruz, takımı taktikle değil motivasyonla hazırlayabiliyoruz maça. Ayrıca bu bölümde ana taktiğimiz dışında 2 tane daha taktik dizilimle takımı maça hazırlayabiliyoruz. Bu da şu anlama geliyor, maç içerisinde Rijkaard-Galatasaray döneminde adı sıkça anılan B ve C planı durumu oyuna yansıtılmış. Match Preparation bölümünde yaptığımız alternatif taktikler maç içerisinde daha iyi sonuç veriyor. Yani o kısımda çalıştığımız bir taktiği maç içerisinde uygularsak takım daha iyi adapte olup oynuyor o bölümde çalışmayıp maç içerisinde uyguladığımız farklı bir taktikle kıyaslarsak. Benim şimdilik ana taktiğim 4-2-3-1, yedeğim ise 4-1-3-2. İkisi yetiyor, 3. taktik düşünmedim ama onu da klasik 4-4-2 yapma niyetim var bulunsun çeşit olsun diye.

Başlarda maç motoru demiştik, adının anılması gereken bir bölüm de bu olmalı. 3D maç motorunda hareketlerde yenilikler var, her sene olduğu gibi bir öncekinden daha da çeşitleniyor. Mesela gollerden sonra gol sevinçleri gelmiş değişik şekillerde. Kiko'nun yaptığı ve şimdilerde Güiza ile arada sırada Torres'in sürdürdüğü okçu hareketi, Kubilay Türkyılmaz ile bizlerin aklında yer adan uçak gibi kolları açıp uçmak, göğsün üstünde veya dizlerin üstünde çimlerde kaymak gibi bir takım eğlenceli şeyler var. Topun fiziği ise biraz daha iyileştirme istiyor hava toplarında. Yerden paslaşırken ve şut atarken pek olmasa da uzun paslarda ve kanat ortalarında biraz dünya dışı hareketler sergiliyor top, mesela kafa hizasında atılan bir korner falso alıp da karşı taraftaki taç çizgisinde orta çizginin yakınından dışarı çıkmaz, çıkmamalı. En azından yere düşmeli o top.. Bu tip birkaç fiziksel hata mevcut. Bunun dışında pek sorunu bulunmuyor maç motorunun. Hatta uyguladığımız taktiklerin sonuçlarını görsel olarak daha iyi alıyormuşuz gibime geldi. Ayrıca oyunda gece maçlarının olması da ayrı bir hava katmış. Eskiden her maç güneşli havada gibiydi oyundaki saat gece gösteriyor bile olsa. Ayrıca maç başladığı hava ile bitmeyebiliyor. Bulutlu başlayan maçın bir bölümünde yağmur yağabiliyor. Veya yağmurlu başlayan maçta yağmur şiddetlenebildiği gibi durabiliyor da. Yağmur durunca zemin de yağmursuz hava gibi oluyor mu böyle bir hata var mı diye dikkat ettim ama yok sanırım, yağmur yağarken durduğu zaman zemin ıslak kalıyor yine, bu detay iyi ki atlanmamış diyorum.

Diğer teknik adamlarla iletişim konusunda ise bir sıkıntı var. Her konu başlığında yorum da yapamıyoruz üstelik. Maç sonu bir teknik adam hakkımızda açıklama yapınca ya onun yetenekleri ile ilgili ya da kadrosunun güçlü olduğu ile ilgili açıklama yapmaya izin veriyor oyun. Daha fazlasını yapamıyoruz burada bir sorun var, eskiye göre çeşitlilik çok çok azalmış durumda. Önceki oyunlardaki gibi afamız estiği her anda sürekli saldıramıyoruz rakip teknik adamlara, "inşallah ligden düşersin!" diye bağırmak falan her zaman yapılabilen şeyler değil önceki sürümlerdeki gibi.

Kontrat ekranlarındaki güzellik ve yenilikten bahsetmeye geldi sıra. Önceden vereceğimizi verir tamam derdik, oyuncu reddetti kabul etti diye haber gelirdi. Şimdi tıpkı oyuncu ile iletişimde olduğu gibi anlık olarak sonuçları almak mümkün. Atıyorum bir oyuncuya 500.000€ önerdik, teklifi sun dedik ve kabul edip etmediğini söyledi, daha sonra teklifi yapmak için onaylamadan yeni bir teklif sunup 500.000€'dan 1€ aşağı insek bile hemen "Daha önce bunu önermiştin" diyor ve önerilen yüksek ücrette diretiyor. Bu tip ince detaylar güzel düşünülmüş, bana biri çıkıp 2 senede 2.000.000 alacaksın dese, sonra çıkıp hadi onu 3 senede yıllık 1.800.000 yapalım dese, 2 verebiliyordun şimdi niye düştün der sorun yaparım doğruya doğru. Aynı şekilde %15 maaş artışı verdiğimiz adama yeni teklifte %10 artış ile gidince de benzer şekilde öncekini istiyorum o daha iyiydi diyor. Artık çok daha dikkatli olmalıyız yani sözleşme ekranında. Yoksa oyuncunun canı sıkıldığı anda "görüşmek istemiyorum" diyor ve yeni teklif yapılmasına bile izin vermeden çekip gidebiliyor.

Kontratla birlikte menajerlik sistemine de değinmek lazım. Oyuncu menajerleri her an yeni bir isimle kapınızı çalıp elindeki oyuncuyu pazarlamak isteyebiliyor. Menajerle çalışan oyuncuların sözleşmesinde menajere verilecek komisyon da var. İlk oynayıp oyun süresinde 1-2 ay test ettiğim Galatasaray serüvenimde mesela Fazio'nun menajeri kendisi için 250.000€ isteyip oyuncusu için yıllık 1 Milyon € istiyordu, 4 yıllık sözleşme yap diyordu 5'e izin vermiyordu. Menajere verdiğim parayı 400.000€ yaptım, o da Fazio'yu yıllığı 600.000€'dan 5 yıllık sözleşme yapmaya ikna etti hemen. Üstte dediğimiz düşük fiyatı kabul etmeme sorunu işte bu menajerlerle aşılabiliyor. Menajer sistemi cebimizden fazla para çıkıyormuş gibi gösterse de işin aslının öyle olmadığını hemen ufak bir hesapla ortaya çıkaralım. Eski sürümlerde bu bahsettiğim sözleşmedeki 400.000€ tamamen ekstra gözüküyor. Ancak 1 Milyon € yerine 600.000€'luk sözleşme imzaladı oyuncu, 5 yılda 2 Milyon € kar etmiş oldum yani kağıt üzerinde, bundan 400.000'i düşünce 1.6 Milyon € kazanç elde etmiş olduk, eskiden olsa paşa paşa ilk 1 Milyon €'luk sözleşmeyi önermek zorundaydık oyuncuya. Bu bağlamda menajerlik sistemi bizi yüklü kontratlardan kurtarıyor ve oyuncuları çok daha ucuza ikna etmeye yarıyor. Ayrıca bir menajerle iyi anlaşırsanız daha kaliteli ve iyi oyuncuları getirebiliyor ayağınıza. Aynı şekilde aranızın kötü olduğu bir menajerden de oyuncu alabilmek bir hayli zor hale getirilmiş. Bir menajerde benim adım adamın "Disliked People" listesine girmişti, oyuncusunu almayı denedim, çok yüksek fiyatlar çekti alamadım. Menajerlerle iyi geçinip onların favorileri arasında yer etmeye de uğraşmalıyız yani bir yandan.

Oyunun oynanabilirlik kısmına ait önemli yenilikler de bu şekilde işte.. Umarım Şubat 2011'de çıkması muhtemel v11.2 patchi ile oyunda özellikle o maç motorundaki topun fiziği düzelir ve tamamen olmuş bir oyuna sahip oluruz. Tabii bu topun fiziğinden bahsederken her ortada saçma gittiğini söylemiyorum, ara sıra çıldırabiliyor falsolu vuruşlarda. Neyse daha uzatmayıp noktayı koyup herkese kupalarla ve başarılarla dolu bir FM 2011 macerası diliyorum.

6.11.2010

Football Manager 2011 İnceleme: Görünüm/Kullanım

Kasım'ın 5'inde oyuna kavuşmadan tam 15 gün önce Steam yoluyla, 14 gün önce de standart yollardan demoya kavuşmuştuk. Bu test sürecinde bizi nelerin beklediğini görüp Kasım ayını merakla beklemeye başlamıştık ki bekleyiş son buldu nihayet. FM serisinin son versiyonu yeniden raflarda bizlerle birlikte. Her sene oyunda bir ton oluyor oynayanlar fark etmiştir. 2008'deki kırmızı-beyaz kapağı, 2009'da sarı-kırmızı kapak takip etti, sarı-lacivert 2010'dan sonra da bizi lacivert-beyaz bir tonlamayla karşılıyor oyun.

Oyuna girer girmez dikkat çeken şey görünümdeki ufak değişiklikler. Oyun kurulumunda lig seçme ekranı bana kalırsa çok daha mantıklı olmuş, eskisi sıkıcıydı. Çift ekrana bölünmesi işi uzatsa da ilk önce ligleri seçip sonraki ekranda data boyutu ile ilgilenmek daha iyi olmuş. İki ufak iş birbirinden ayrılmış. Bu adımdan sonra oyun kuruluyor ve biz FM 2012 çıkana dek sonu gelmeyecek o sanal dünyaya adımımızı atıyoruz. Takımımızı seçmeden evvel profilimizi oluştururken bizi en altta iki sürpriz bekliyor. Videolarımızı eklemek için YouTube Login tuşu ile giriş yapabiliyoruz oyun içinden, aynı şekilde Twitter ile ilgili kısım da diğer sürpriz oluyor. Şunu bunu yaptım diye Twitter üzerinden yazacağımıza oyun bizi ilk ekranda Twitter Login tuşu ile tweetlerimize bağlıyor ve paylaşım imkanı sağlıyor. İki satır yazı ile maçı hayal ederek başladığımız bu oyun tahmin edemeyeceğimiz noktaya ulaşmış oluyor. Bu interaktif özellik 3D devrimi kadar olmasa da kritik bir değişimdir oyun adına.

Şunu unutmadan belirteyim, eskiden oyuna doğum tarihimizi girince yaşımız 29'dan küçükse otomatik olarak en az 29 yaşına başlıyorduk. Artık yaş sınırı 25'e çekilmiş durumda. Takımı da alıp teknik direktörlük öncesi son adımı da tamamladığımızda yeni haber ekranı(News) geliyor karşımıza. Birkaç yıldır alıştığımız ve FM 2010 ile farklılaşma sinyali veren haber ekranı tamamen değişmiş durumda. Gereği var mıydı yok muydu tartışılır ancak haber listesinin yatay değil de dikey döşenmesi uzun haberlerin ekrana daha iyi sığmasını sağlıyor. Görünümde bir başka değişiklik de "Home/Overview" ekranımızda var. Fikstürü, oyuncu durumlarını, haberleri, finansı bir arada görebildiğimiz ekranda en az 6-7 farklı kutuda çeşitli konularda bilgi alabiliyorduk yani. İşte bu ekranda, kutu sayısı 4'e düşürülmüş durumda. Değiştirebildiğimiz kutu sayısı da 4-5 taneden 2'ye düşmüş. Sağ sütuna ise haberlerimiz(Inbox/News) yerleşmiş durumda ve işin kötüsü değiştirilemiyor başka bir ekran ile. Profil ekranımızda da özelliklerimizi 1-20 arası değil %0-100 arası görme imkanı gelmiş. Board Confidence ekranındaki gibi içi dolu çubuklarla anlayabiliyoruz durumu yani. İkili ilişkilerimizin iyi ve kötü olduğu teknik adamları da görebiliyoruz ki göreve geldiğimiz ilk günden aramızın kötü olduğu isimlerin sıralanması anlamsız olmuş, tıpkı iyilerin sıralandığı gibi... Galatasaraylı bir teknik adamın illa ki Suat, Ergün, Lucescu gibi teknik adamları sevmesi gerekmiyor. Basın toplantısı, basınla ilişkiler ve özel görüşmeler(Private Chat) konusundaki tutumumuz da bilgi olarak bize sunuluyor. Screen Flow'un yer aldığı yere bir de Match sekmesi eklenmiş profil bölümümüzde. Bu da maç içinde yaptığımız kamera, maç/tekrar hızları gibi ayarları maç dışında yapmamızı sağlamış. Oyuncu arama bölümünde(Search sekmesi) filtrelerken oyuncu için Youth Apps ve Youth Goals kriterleri eklenmiş, işe yarar mı tartışılır ama meraklısı elbet vardır.

Takım ekranımıza gelince A takım kadrosunda Squad Registration ve Squad Numbers sekmeleri karşılıyor bizleri. Önceden Players sekmesinde en altta gözüken ve Change butonu ile yaptığımız işleri de o ekrandan ayırıp ayrı bir sekmeyle sunmuşlar bize. Tabii hep sekmeler ayrılmamış, Coaches ve Training sekmesi birbirine bağlanmış durumda. Training ekranı başta farklı görünse de alttakiler üste alınmış değişen şey bu olmuş sadece, kafa karıştıracak bir durum yok. Bir de yeni bir Match Preparation sekmesi var ki onu görünüm değil özellikleri incelerken belirteceğim. Sadece sekme olarak değinip geçmek yeterli ilk anda. Information sekmesinde ise alt sekme olarak Contract Expiry Date eklenmiş, sözleşmesi bitenleri kadro ekranına bakmadan da değiştirebilme imkanı tanınmış bize. O sekmedeki tek ciddi değişiklik bu yani. Zaten Information kısmında ciddi değişiklikler yapılmamalıydı, iyi bir olay bu. Boardroom ekranında ilk Overview kısmı değişmiş gibi dursa da önceki oyunla değişen tek şey düzen, tıpkı Training ekranında olduğu gibi. Transfer ekranımızda ise Loans adında bir sekme eklenmiş durumda. Bu kısımda kiralık giden tüm oyuncularımızın neler yaptığını görme imkanı sunmuş bize oyun. Lig ekranında herhangi bir değişiklik yok görsel anlamda ve kullanım anlamında. Zaten istatistikler ve rekorlar dışında lig ekranlarına pek de bağımlı olan oyuncu olduğunu sanmıyorum.

Oyundaki görsel değişiklikler ve yenilikler bu şekilde. Haftasonu v11.1 ile iyice test ettikten sonra v11.0 ile kıyaslamalar da yaparak Performans/Özellik incelemesi de gelecek oyun için.

6.10.2010

Not Defteri #43

  • Şimdi buradan Can(Fever Pitch) yine çemkirecek bana ama yazayım. Ben yine uzun süredir yazmıyorum evet. "Blogu boşladım, yeniden gaza basayım" demiyorum tamam söz, sonra adamın dilinden kurtulamıyoruz.
  • Not Defteri'nin 42. sayfasında en başta "Edinmek" diye bir laf edip konuyu fiil kökünden çıkıp Edin Dzeko'ya bağladım diye çakma Alpay Erdem damgası vuranlara selam ediyorum bu kare ile: http://img85.imageshack.us/img85/4363/11ke0kh.jpg
  • Neyse. İzmir'e kış gelmiş gibiydi iki gün önce. Dün iyi gibiydi. Bugün bilmiyorum battaniyemin altındayım daha. Camdan, pencereden bakmadım hiç.
  • Marmaris de soğumuş ama, öyle duydum bu sabah saatlerinde. Sabah dediğim uyumadan önce, 4 gibi..
  • Sanırsam grip aşısı oluyorum. Gribi tümden engellemediğini biliyorum ama büyük ihtimalle ağır grip geçirmenin önüne geçiyor olması bile yeterli.
  • FIFA 11 olayı var ayrıca. Olay diyorum, oyun diye kestirip atamam. Onu ayrı bir postta irdelemek lazım.
  • Bu sene mandalin, portakal, greyfurt falan çok erken çıkmış gibi gelmiyor mu size de?
  • "Sera diye bir şey var öküz!" dediğinizi duyar gibiyim. Dediyseniz kırılırım. Sera yıllardır var ama bu kadar erken bu kadar bol yemezdik bunları.
  • Aman ya, çarşı-pazar programı gibi oldu birden. Açım zaten konu yemeğe kayacak yine satır satır yemek konuşulacak.
  • Dün ayrıca 2984234802385. defa Jeux D'enfants izledim, yine olsa yine izlerim yalan yok. Her seferinde o son oyunu oynamasalar umudu oluyor insanın içinde, sebepsiz yere.
  • Geçen de bi Sherlock Holmes'u izlediydim ilk kez, nefismiş o da. Bunca vakit boşa izlememişim.
  • Balık sezonunun açıldığı iyi oldu. İlk başlarda pahalıydı hepsi ama şimdi normal fiyatlara çekiliyorlar, iyi oldular. Ben et yemeyen insanım, tavuk-balık yerim hep. Eti köfte halinde yerim diğer türlü hiç aramam. Aylarca yedirmeseler hiç ses etmem. Ama tavuk balık öyle değil, illa ki yemem lazım.
  • Oyun demiştim Fifa demiştim de Mafia 2'yi oynamadım daha yıllarca beklediğim halde. En iyisi onu da edineyim gece de haftasonu vakit geçirecek şey çıksın.
  • Şunu da belirtmek isterim ki Fifa 11'deki Galatasaray hayatımda oynadığım tüm futbol oyunları arasında bana en keyif veren Galatasaray oldu. Baros geçen oyunda pek hoş değildi, Kewell dede gibiydi hafiften ama bu sefer kıvamında hepsi. Pino da.... Neyse ya durun oyunu ayrı postta yazacağım zaten.

4.09.2010

Not Defteri #42

  • Not Defteri bitmedi korkmayın, yazasım yoktu sadece bir süre. Blogu sırf bu seri için bile takip edenler var gibime geliyor ara ara ve bunu sık yazmadığım için hafiften suçluluk duyuyorum. Ama hafif. Çok hafif. (-Susar mısınız artık Fırat bey?.. +Yok su almayayım, icetea olabilir.)
  • İğrenç espri ile girdiğime göre formdayım. Dayım.
  • Luxus ne güzel bir gruptur.. Bir grup deliye enstrüman vermişler çalın bunu demişler, adamlar delilikle orantılı bir yeteneğe sahipmiş neyse ki.. Yeni keşfetmedim bunları ama burayı yazarken çalmakta olduğu için şey ettirdim araya.
  • Worms Reloaded çıktı ama bende kaplumbağa hızında çalışıyor. Yavaş çalışıyor derken sorun benden kaynaklı değil bence, zira Prototype'ı en üst ayarlarda sorunsuz oynadım ben aylardır.
  • Mafia 2 de çıktı, henüz edinmedim. Zaten edindiğim zaman haberiniz olur, bir süre hayattan koparım. Edinmek.
  • Edin Dzeko da iyi golcüdür ha.
  • Yıl 2010 oldu ama ben hala daha dünyanın en iyi 2 yarış oyununun Re-Volt ve Beetle Crazy Cup olduğunu iddia ediyorum. Hatta iddia da etmiyorum arkadaş, en iyileri onlardır diyorum. Aksini iddia edeni tartaklarım, dayakla tehdit etmeyi bile düşünebilirim.
  • Çok oyun yazdım. Icetea yazayım şimdi de. Daha evvel değindiydim fiyat politikasındaki salaklığa. En son Tansaş'ta litreliği 1.15TL iken 1.5 litreliği 2.99TL'ydi. Litrelik Money Club kartla indirimdeydi. Bugün gördüm litrelik yine 1.15, 1.5 litrelik de Money Club indirimine yine girmiş haftalar sonra ve 1.95TL olmuş. Sömürdüm.
  • Bu arada Eti Gofredo diye bir şeyi ben 2 hafta evvel keşfettim. Bağımlılık yarattı günde 2 paket gidiyor.
  • Millet sigara-alkol bağımlısı olur, benim bağımlılık Gofredo bağımlılığı. Delinin bağımlılığı böyle olur. Ne çok bağımlılık dedim be, bir yere bağlanasım geldi sebepsizce.
  • Bağlanasım var derken şaka ettim de aslında ciddi ciddi bağlanasım var birine delice. Bu konuda ünlü Türk düşünürü Hayrettin Demirbaş'a kulak veriyoruz: Kısfmet.
  • Ama yok ya sadece kısmet olmasın tabii.. "Ağzın dilin var şerefsiz" diyene hak veririm. Yani. Evet.
  • Aman ya neyse.. Duygusallı şeylere kaptıracağım, bitireyim..
  • Bu deliyi dinlediğiniz için teşekkürler, Not Defteri takipçilerine bir daha arayı bu kadar çok açmamak dileğiyle noktayı koyayım.

1.07.2010

Not Defteri #41

  • Evet blog çok aksıyor 1 haftadır. Çok da gezmiyorum ha, yat limanında 2 tane yer var gittiğim o kadar. Ama çok gidiyor olabilirim.
  • Olsun, çeyrek finaller yarın başlıyor kalan 8 maçı 8'de 8 ile tamamlayıp özür dilemiş olacağız okuyuculardan. İçten içe hadi lan diyen varsa kınıyorum.
  • Bu arada Hitman 4: Blood Money oynamaya başladım. 2'yi az çok başardıydım, 3'ü hiç denemediydim de 4'ü beceremeyeceğim sanırım. Sessiz sakin gitmek bana göre değil, illa bir can yakasım, illa bir silah çekesim var. Halbuki ben her bölümü Silent Assassin ödülü ile bitirmek istiyorum. Olmuyor. Misal, ilk bölümde, piyano çalan Delgado'yu(evet isim bu, selam olsun Beşiktaş'a) öldürecekken ben dayanamıyorum güvenlikleri de harcayıp katliam yapıyorum, o salonun yarısını kanla kaplıyorum.
  • Bir de Gun'a başlayacağım Activision'ın yaptığı. "Activision kötü oyun yapmaz" der susarım.
  • Tansaş'ta inanılmaz bir mantık hatası var. Öyle böyle değil. Şimdi biliyorsunuz, 3 seneye yaklaşıyor blog ve beni bir süre devamlı okuyan herkes Lipton Ice Tea delisi olduğumu biliyor. Hah konumuz bu işte. Tansaş şimdi bunların 1 litreliğini 1.25TL'ye satıyor. Efenim? "E ucuz işte bu mu mantık hatası" dediniz değil mi? Hahayt. Bu değil işte mantık hatası. Hata şurada: Litresi 1.25TL'ye satılan içeceğin 1.5 litresini 2.50TL'ye satıyor olmaları. Bu nasıl bir mantık biri bana açıklasın arkadaş ya. Litrelikten 5 liraya 4 litre alabilirken, 1.5 litrelikten 5 liraya 3 litre alabiliyoruz saçmalığa bakın.
  • Bu şeye benziyor biraz. İzmir'de Gürmar diye bir yer var, okul tatile girmeden son gittiğimde Browni Instense'in tanesini her yer gibi 50 kuruşa satıyordu ancak 3'lü paket 1.50TL'ye satılıyordu. E be sivri zekalılar, ne anladım ben bundan. 1.49'a bari satı ki mantığı olsun.
  • Neyse ya, bana neyse bunlardan, ucuz olanını alırım ben. Ama böyle de mantıksız işler dönmesin.
  • Bakın daha yemekten bahsetmedim ha. Şu an tıkındığım için olabilir. Olmayabilir de, bilemem.
  • Ama şu var ki 1 hafta içinde Datça'ya Palamutbükü'ne geçiyorum. Bahçeyi düzenlemiş annem arada gidip, ben daha görmedim de babam ve kardeşim görüp nefis olmuş diyor. Oranın keyfini bol bol çıkarırım. Özet geçiyorum: angal beni bekliyor kısacası.
  • Digiturk'te Moviemax kanalları bölünerek çoğaldılar, iki yeni kanal ve üstüne bir de Goldmax'in yerini alan Moviemax Stars'ın HD kanalı geldi. Benim adıma gereksiz olan dizi kanallarını 2-8 arasına yığmışlar, 3 Temmuz günü zaten kapanıyor dizi kanalları, bunca vakittir boşuna açık kaldılar, boşuna para ödendi 2 senedir.

31.05.2010

Not Defteri #40

  • Bizim Not Defteri'ni karalamayalı 5 hafta olmuş. 23 Nisan'dan beri yazmamışım hiç bir şey.
  • Hemen postun fotoğrafıyla gireyim olaya. Gördülüğü üzere Marko Marin forması oluyor kendisi. Werder Bremen Almanya'da sevdiğim ender takımlardandır, Frings orada daha ne olsun.. Marin'i de severdim oraya gitti. Marmaris'te de orjinal formaya denk gelince kaçıramazdım.. Mükemmel..
  • Almanya'da sevdiğim ender takımlar dedim de Bremen'den ayrı bir de Dortmund'u severim biraz, başka da yok. O da çocukluğumda Şampiyonlar Ligi finali oynadıklarından olsa gerek. İyi oynuyorlardı, "kötü değil aslında" diye izlenim bıraktılar. Tabii bir de UEFA'da güle oynaya elediğimiz için :)
  • Bir de çoğu kişi gibi Lena Meyer'i sevdim Almanya'dan. Aslında tam olarak "güzel" değil ama sempatiklik ve sevimlilik konusunda açık ara önlerde olduğu kesin.
  • Tam 3 haftadır kola içmiyorum. Coca Cola, Pepsi veya diğerleri, hiç birini içmedim. Sprite içiyorum ya da 2 litrelik Sprite bulamazsam SenSun içiyorum..
  • Tabii Ice Tea Limon'u es geçmemek lazım. Milli içeceğim benim.
  • Ayrıca şu an Maliano kişisini kınamakla meşgulüm twitter üzerinden, akşam yemeğinden önce buraları yazıyorum ve karnım çok aç ama kendisi öyle bir künefe fotoğrafı koydu ki dibim düştü. O künefe fotoğrafının intikamı alırım ben, kolla kendini basketçi blogcu!
  • Beach Life ve SimCity 4'e başladım geçenlerde. Delilik değil de nedir bu sorarım size. Finallerden sonra Dünya Kupası sırasında boş vakit geçirirken iyi işe yarar bunlar.

23.04.2010

Not Defteri #39

  • İzmir'de 15. Tüyap Kitap Fuarı başlamıştı geçen hafta, ben bugün(cuma) gittim buna. Öylesine bakınayım demiştim zira daha 15 gün evvel idefix'ten kütüphane haftası kampanyası sayesinde üç haneli bir alışveriş yapmıştım. Fiyat söyleyip şov yapmak değil derdim, tamamen kendi salaklığımı belgelemek. 7-8 kitap alıp daha önceden birikenler yüzünden yeni kitaplarımı okumaya bile başlamamıştım. Bunlara rağmen bugün meblağ olarak Tüyap'tan idefix alışverişimin yarısı kadar daha alışveriş yapıp da döndüm. Hiç gereği yokken neden böyle bir masrafa girdim ben de bilmiyorum.
  • Gerçi ben öğlen özel derse gitmiştim, otobüse binmiş paşa paşa evime dönerken gece bende kalan ve evde derin uykuda bıraktığım "arkadaş" denen hain mesaj attı. "Eve girme, durakta bekliyorum Tüyap'a gidiyoruz" dedi. Ulan ne ara kalktın, ne ara giyindin, ne ara doydun yedin içtin evde, ne ara çıktın durağa oturdun. Olan oldu giren bana girdi sonuçta..
  • Bu arada şunu belirteyim, Football Manager 2010'da Fiorentina kariyerimi yazmaktaydım bloga. Nedense hiç içime sinmedi o, farkındaysanız uzunca bir ara verdim. O seriye devam edesim yok ama hiç ses seda etmeden bitirmek istemedim. Zira 2 senede dünya karması haline gelen takımla işler kolaylaşıyor. Tatsız tuzsuz bir hal aldı oyun..
  • Bu arada şunu da belirteyim iki yazı gelecek: İlki Kurban'ın Sahip albümü. İkincisi ise bir takım filmler ile ilgili. Fark ettim ki 2 aydır gittiğim filmleri hiç yazmamaya başladım. Onları toptan aradan çıkarayım diyorum.
  • O toplu yazılardan ayrı olarak bir de en son izlediğim Old Dogs hakkında bir kaç satır yazarım. Yurdumun hiç bir filmi beğenmeyen kültür abideleri sağda solda "çok kötü, zaman kaybı" diyor, inanmayın, yemeyin bunları.
  • Geçenlerde Rockstar'dan GTA2'nin orjinalini indirdim ücretsiz olarak. Ne çok özlemişim be.. GTA3'ü hiç sevmemiştim ben, GTA'yı 1 ve 2 ile sevmiştim, sonrası yok bende, çok itici.. İyi oldu yeniden oynadığım..

19.04.2010

FM 2010 & iPhone ve iPod Touch


iPhone ve iPod Touch sahipleri için bir güzel haber. FM 2010 artık apple store'larda. 9.99 $'lık fiyatıyla bu oyunu oynayabilecekler. Blogumuzun zengin yazarı demiycem kişisi bu oyunu iPod Touch'ta deniyip, sizlere anlatacaktır. Benim ilk duyumlarım hız konusunda bir sıkıntı olmadığı yönünde.

25.03.2010

Not Defteri #38

  • Kurban'ın yeni albümü Sahip çıktı. Duymayan varsa duysun, duyursun.. Bu post bittikten sonra almaya gideceğim, başka bir deyişle siz burayı okurken ben çoktan albüme kavuşmuş olabilirim.
  • Geçen gün Delta Force dediydim ya, ben bu oyuna bir kaç gün içerisinde başlarım.. Serinin ilk oyunundan başlar sıkılana kadar devam ederim..
  • Buff veya Loco Active -ikisi de aynı şey zaten- kullanın, kullandırın. Türlü türlü amacı var bilen biliyordur, benim işime en çok yarayanı saç bandı olması.
  • FM 2010'da update çıktıktan sonra Galatasaray ile başladım. Türkiye'de olay bitmiş, lig boşuna oynanıyor. İlk sene 34 maçta 25-9-0 yaptım, 84 puanla şampiyon oldum. İkinci sezon da 27. haftaya girdiğimde 9 gol yedim, şampiyonluğu 27. hafta sonunda garantiledim puan farkı 24 oldu Beşiktaş berabere kalınca ki berabere kalmasa da 22 olacaktı yine garantileyecektim. Şimdilik 5 beraberlik var ikinci sezonda onu da diyeyim. Şu an 61 maç yenilmezliğim oldu ligde.. Bu yenilmezlik hafiften sıkmaya başlasa da Avrupa'da 2 senedir rezilleri oynadığım için hırs yaptım. Avrupa başarısı gelene kadar devam ederim, etmeye çalışırım.
  • Savunmam da öyle yabancılarla dolu efsane bir savunma değil, neden ligde ve Avrupa'da az gol yediğimi çözebilmiş değilim. Kalede Ufuk oynuyor ilk günden beri. Savunma dörtlüsü ilk sezon Caner-Emre-Neill-Sabri şeklindeydi. İkinci sezon Neill gitti, önceki sezon devre arası gelen Ömer Toprak oynuyor yerine. Bir de sezon sonuna doğru Ali Turan'ı Emre'nin yerine adapte etmeye başladım. Son durum şu yani : Caner-Ali Turan-Ömer Toprak-Sabri.. Türkiye Ligi de olsa bu kadar az yememeliydim sanki.
  • Laptopun menteşesini kırdım, ekranı tutan. Yaptırmak için 150 TL isteniyor ama acil değil durum, sağlam duruyor şu an herhangi bir sorun olmadan. Daha ucuza halletmek için bir yol bilen eden yardımcı olursa sevinirim. Komple menteşeyi değiştirecekleri için o kadar çok tutuyor. Sadece kırılan tarafı bulsam 50 liraya patlar çok olsa.. Umarım buralardan çıkar birileri..
  • Bu arada ben kilo vereyim falan diyordum ya, unutalım o işi, üzerine sünger çekelim. Dün akşamki menüyü yazıyorum : 2 tane küçük boy pizza, yanında 1 litre kola, üstüne de 2 tane Browni Intense. Normal zamanda bile 2 tane yerken 3-4 saat boyunca açlığımı kesen bir ürün Browni Intense.. Neden böyle yedim bilmiyorum..
  • Sanırım benim beklenen kiloyu vermem için yaz aylarına giriş yapmam lazım, Marmaris'te her gün düzenli yüzüp denize giderken de minibüsle değil yürüyerek gidip gelmem lazım.. Yoksa İzmir'de kilo vereceğimi hiç sanmıyorum.. 84 kiloydum muhtemelen 85 de olmuşumdur..
  • Üniversiteye başladığımda(Eylül 2005) 51 kiloluk bildiğimiz kürdan gibi, tığ gibi, sinek siklet bir çocukcağızdım.. Şimdi 84-85 kiloda gezen bir cisim oldum.. Üniversiteye girişi de geçtim 2 yaz önce(Haziran 2008) ben 62 kiloydum be.. 62, tavşan, bir anda aklıma geldi konudan çok alakasız..
  • Fırat ile diyet saatine hepiniz hoş geldiniz... Diye giriş yapsam olacakmış aslında, oyun diye başladım nerelere geldim bir anda.
  • Neyse ki 1.80 boyla aşırı durmuyor 84-85 kilo.. Oradan yırtıyorum..
  • Neyse ya, açım burayı yazarken zaten.. Gidip tost yapayım sonra da çıkıp Kurban'ın yeni albümü Sahip'e sahip olayım(merhaba ben kötü espriyim)..

17.03.2010

Mor Menekşe #3 : Duble!

10 günlük aradan sonra seriye devam ediyoruz. 2. sezonun başındaki transfer çılgınlığını ayrı yazıya atıp sezonu 3. bölümde tamamlamaya karar vermiştim. O zaman ilk kupaları alalım, ne dersiniz?

Empoli maçı ile önceki yazıyı noktaladık oradan devam ediyoruz. Maçtan sonraki milli maç arasından dönüşte çift deplasman bekliyordu bizi. Ligde Parma'ya, Şampiyonlar Ligi'nde ise Marsilya'ya konuk olacaktık 3 günlük arayla. İki deplasmandan kayıpsız dönerken skorlar da aynı oluyordu, golü atan da. Jovetic iki maçta attığı birer golle 6 puanı kazandırıp sahamızdaki Cagliari maçının da yıldızı oluyordu. 5-1'lik galibiyette Jovetic tek gol atsa da 3 asist yapıp takıma yine 3 puan kazandıran isim olmayı başarmıştı. Ancak Napoli deplasmanında Jovetic de fayda edemiyordu, 1-1 ile geri dönüyorduk kötü oyunla. Sahamızda Arda'nın golleri ile Udinese'yi 2-0 devirip Amkar maçına formda çıkıyorduk. Farklı sonuçlanmasını beklediğimiz maçı 2-0 kazanıp Juve deplasmanına gidiyorduk ancak tek golle yenilmekten kurtulamıyorduk. Bu maçla çok ciddi bir döneme girmiştik aslında. Zorlu seriye mağlubiyetle başlamak moral bozsa da iç sahadaki Lazio maçı ayağa kaldırıyordu takımı. Balotelli'nin tüm golleri atıp hat-trick yaptığı maçtan sonra sezonun o ana kadarki en ciddi maçına çıkıyorduk. Old Trafford'dan beraberlikle dönmek bile grup liderliğini almak demek olabilirdi. Ancak takım müthiş bir direnç gösterip Adem Ljajic'in tek golü ile galip geliyor, zorlu serinin en önemli virajını kayıpsız geçiyordu. O coşkuyla çıkılan Genoa deplasmanından da Vargas'ın iki golü ile 2-1'lik galibiyet almayı başarıyorduk. 3'te 3 yaptıktan sonra içeride Milan ile oynuyorduk, çok zor geçmesi beklenen maçta erken gelen gollerle 2-0 galip geliyorduk. Formda isim Vargas'a eski Milanlı Paloschi eşlik ediyordu. Bu maçın ardından Reggina deplasmanında puan kaybı olmazdı. Çok kötü oynanan ve 0-0'a bağlanan maçta son dakikada kornerden gelen topu Zapata ağlara yollayınca o kadar ciddi maçtan zaferle çıkan takımın son sıradaki rakibe takılması ve seriyi sonlandırması gibi bir kabus yaşanmıyordu. Şampiyonlar Ligi'nde Old Trafford'un rövanşını almak isteyen Manchester isteğine ulaşıp galibiyet serimize dur diyordu. Paloschi 2 tane atsa da 3-2 kaybediyorduk sahamızda. Sahamızdaki Palermo ve Livorno maçları kayıpsız geçiyor, Marsilya deplasmanı gelip çatıyordu. Son 3 maçta 4 gol atan Paloschi yine golünü atarken Zapata ve Ljajic de kendisine destek olunca Fransa'dan 5. maç sonunda 12 puana sahip olarak dönüyorduk. Son hafta Amkar ile amaçsız bir maça çıkacağımız garanti oluyordu böylece. Bu güzel oyuna Bari deplasmanındaki 1-1'lik skor yakışmasa da Paloschi'nin golü ile Amkar'ı deplasmanda tek golle geçip grubu 15 puanla zirvede tamamlıyorduk.

Şampiyonlar Ligi'ni 2.5 aylığına rafa kaldırıp İtalya sınırları içinde mücadelemize devam etme zamanı geliyordu. Roma ile Artemio Franchi'de karşılaşarak başlatıyorduk bu süreci. Suskun isimler Moutinho ve Arda'nın golleri ile 2-1 kazanıp Torino deplasmanına doğru yol alıyorduk. Torino'dan 5-0'lık galibiyet ile dönüp lig şampiyonluğunu hedeflediğimiz sezonda emin adımlarla ilerliyorduk. Ancak bu coşku içeride 0-0 sonuçlanan Catania maçı ile son buluyordu. Zorlu Sampdoria deplasmanında puan kaybı demek liderliği kaybetme tehlikesi demekti. Neyse ki 4 farklı yıldızın golleriyle 4-0 kazanıp zirveyi bırakmadan geri geliyorduk Floransa'ya. Geçen sezon iki maçta da 1-0 kaybettiğimiz Inter'i Moutinho'nun golü ile 1-0 devirip zaten zirveye uzak olan Inter'in umutlarına darbe indiriyorduk. Sezon başında ciddi oyuncularıyla yolları ayırıp yeni yıldızlar kazandırmışlardı kadroya ancak başarılı olamamışlardı. Ligde ilk yarı bitmişti ve lider kapatmıştık. Juventus ile başa baş gidecek gibi görünüyorduk, ara sıra da Genoa yokluyordu yukarıyı ne var ne yok diye. İkinci yarıyı sahamızda Atalanta ve Parma'yı 2-0 ve 3-0 ile geçsek de bu iki maçın arasında Empoli ile berabere kalmak Juventus'un puanları eşitlemesine sebep oluyordu. Udinese deplasmanına gitmeden önce kupada Catania'yı Vargas'ın roket misali şutuyla yenip çeyrek finali de geçmiştik ki daha önce Sassuolo'yu kolay geçmiştik oyun kötü de olsa. Udinese deplasmanında Paloschi'nin golleri ile 2-0 kazanıp, defa yarı final maçına çıkıyorduk kupada. Ancak bundan önce arada yaşanan transfer döneminden bahsetmek lazım..
Santana'yı Chelsea'ye yollayıp takımda huzursuzluk yaratan De Silvestri'yi de Manchester City'nin şefkatli kollarına bırakıyorduk. Takıma gelen tek isim ise stoperi yedeklemesi beklenen Mathias Jorgensen olmuştu. Pek heyecansız ve kuru bir transfer dönemiydi yani.. Yaz aylarında yaşananların yanında adı anılmamalıydı ara transferin. Kupada yarı finalde Cagliari'yi 2-0 yenip sahamızdaki maç için avantajı yakalamıştık. Bu defa iki gol atan Balotelli oluyordu. İlk yarıda yenemediğimiz Napoli'yi sahamızda da yenemeyip 3-3 berabere kaldık, Juventus ısrarlı galibiyet serisini sürdürüp liderliği aldı böylece. Cagliari ile önemsiz maçta 2-2 berabere kalıp adımızı finale yazdırıp moral bulduk ancak bu moral sahamızdaki Juventus maçını 1-0 kaybetmemizle dibe vuruyordu bir anda. Şampiyonlar Ligi'nde rakibimiz Barcelona'ydı. Deplasmandan 1-1'lik beraberlik ile dönüp içerideki maç öncesi önemli bir skor avantajı elde ediyorduk. Lazio deplasmanından Jovetic ve Arda'nın golleri ile 2-1 galip dönüp üstüne bu ara sıkça karşılaşılan Cagliari ile deplasmanda golsüz berabere kalıyorduk. Neyse ki Juventus yeniliyordu ve puan farkını indiriyorduk. Genoa'yı içeride Arda'nın tek golü ile yenip liderliği alıyorduk Juve yine puan kaybedince ancak sonraki hafta Milan deplasmanı da golsüz geçinde liderliği veriyorduk.

Barça rövanşı öncesi Reggina'yı 2-0 yeniyorduk sahamızda. Rövanş günü ise İspanya'daki skorun avantajını kullanıp rakibi kilitlesek de ikinci yarının ortasında Messi tek başına sahne alıp kapanan savunmamızı yıkıyordu. Avrupa macerasını çeyrek final göremeden noktalıyorduk. Livorno'yu deplasmanda yendiğimiz hafta Juventus berabere kalınca yine lider olsak da sürekli el değiştiren zirve sonraki hafta Bari ile sahamızda şok edici bir skorla 2-2 berabere kalınca yine Juventus'un eline geçiyordu. Roma ve Inter deplasmanlarını henüz oynamayan Juventus'un liderliği elbet sona erecekti ancak bir tanesi Inter'e karşı olmak üzere 2 şok mağlubiyet almışlardı. Ne saçma ki biz de Palermo deplasmanından golsüz dönüp Catania deplasmanından da 2-1'lik yenilgi ile ayrılınca liderliği alamıyorduk. İlk yarıda Torino'ya yaptığımızı yeniden yapıp lige geri dönüyorduk. 5-1'lik skorda Paloschi'nin 4 golü önemli bir detay oluyordu. Roma deplasmanından puansız dönen Juve ile de bayram havası esiyordu şehirde, 2 puan farkla liderdik. Sonraki hafta Roma ile oynayan bizdik, Paloschi'nin son dakika golü 1-1'lik beraberliği getiriyordu bize ve zirveden ayrılmıyorduk ancak Juve ile son 2 haftaya aynı puanda giriyorduk.
Ligde sona gelmişken Inter ile İtalya Kupası maçına çıkıyorduk. Balotelli'nin uzatmaların 2. devresinde eski takımına tek golü attığı maç Fiorentina'nın başında alınan ilk kupa demek oluyordu. Ligin 37. haftasında sahamızda Samdproia'yı zor da olsa 1-0 yeniyorduk. Jovetic'in golü Juventus'un beraberlik haberi ile çok büyük anlam kazanıyordu. Son hafta ligin 7. sırasındaki Inter ile deplasmanda oynayacaktık. Kağıt üzerinde kolay gözükse de Inter her zaman Inter'dir diye temkinli çıkıyorduk maça. Ancak amaçsız Inter'in bizi çok zorlamaması bizim adımıza çok güzel bir finale sebep oluyordu. İtalya Kupası'nda olduğu gibi yine kazanan taraf biz oluyorduk ve sezonu kupasız kapatan Mourinho ile Inter'in yollarının ayrılmasına sebep oluyorduk. 2-0 kazanarak şampiyonluğu alırken gollerin yine Balotelli'den gelmesi galibiyeti de normalden çok daha fazla anlamlı kılıyordu.

Önümüzdeki sezona duble yapan şampiyon olarak başlayacağız, yeni bir kupa hedefiyle. Transfer dönemi de fazla heyecanlı olmayacak bu kez. Muhtemelen tek bölümde o sezonu noktalayacağız.

- Mor Menekşe #1 : Başlangıç ve İlk Sezon
- Mor Menekşe #2 : Mourinho Çıldırdı Fiorentina Dev Oldu!

13.03.2010

Not Defteri #37

  • Aylardır lafını yaptığım Call Of Duty : Modern Warfare 2'yi geçenlerde oynamaya başladım, toplam 8-9 saatte bitti single player modu. Görevlerden oluşan bölümler açıldı orayı bitirince, onu da bitiririm bu haftasonu.. Oyun hakkında şunu diyebilirim; oynadığım oyunlar arasında savaş vs. konusunda en mükemmel oyundu. Kendimi oyunun ve aksiyonun içinde bu kadar net hissettiğim başka bir oyun olmamıştı böyle.. Rainbow Six, Ghost Recon gibilerini geçtim Medal of Honor gibileri bile bu tadı veremedi. Önceki Call Of Duty oyunları pek tat vermemişti ama bu bambaşkaymış.. Böyle bir atmosferi en son Delta Force 2'de yaşamıştım sanırım.. O akşam vakti iki kişiyi arkadan bıçaklayarak başladığımız oyun hani..
  • Böyle ballandıra ballandıra savaşlı operasyonlu oyunlar anlattım da normalde pek oynamam ama oynadım mı böyle tam oynuyorum işte.
  • Oyun demişken Mafia 2 yaz sonunda çıkacak gibi.. En çok beklediğim iki şey de 1 sene ertelendi ya ona yanarım. Kurban'ın albümü Eylül 2009 derken önümüzdeki haftaya kaldı, Mafia da 2009 ortası derken 2010'un 2. yarısına sarktı.. Ne kısmetmiş arkadaş bendeki de..
  • Dünyanın en gergin dönemlerinden biri gitarın tellerinin yenilendiği dönemdir.. 2-3 şarkı çal, hop hemen akordu gitsin baştan ayarla.. Durduk yere gerilim, sıkıntı..
  • Yeme içme olaylarını son gaz sürdürsem de gece vakti yemeyi bıraktım, meyve ile veya burnunu cis yaptıgı yere tutaraktan ürünleri ile besleniyorum geceleri. Bunu 10 gündür uyguladığım için henüz etkisini tam göremedim ama şınav ve mekik programı uyguluyoruz Demir(demiycem) ve Can ile birlikte uyguluyoruz. 3 farklı şehirde yaşıyor olsak da herkes bire bir uyguluyor programı, zira çok büyük küfürler var işin ucunda.. Kimse o küfürleri yememek adına bir anda sportmen kesildi.. Vay arkadaş ya, ne saçma çevrem varmış.. Ayrıca şunu diyeyim geceleri Coca Cola içmeyi bırakıp Cappy Sarı Meyveler, Cappy Kırmızı Meyveler ve Dimes %100 Nar Suyu üçlüsünün kollarına atıyorum kendimi.. Hem sağlıklı hem lezzetli, kola veya sprite ile kıyaslayınca..
  • Hafta içi her gün saat 17.00'da Kanaltürk'te Tatlı Hayat varmış, 2-3 ay önce öğle saatlerindeydi şimdi bu saate alınmış. Ben de niye diziyi alıp da kısa süre yayından kaldırdılar diyordum..
  • Bu ara niye saha kapama cezası alan olmuyor ya 3 büyüklerden? Biri ceza alsa da İzmir'de Süper Lig izlesek iyi olacak.. Her sene 1 tane cezalıya alışmıştık, en kötü kupa maçlarına geliyorlardı bu sene resmen pas geçtiler..
  • Ha bu arada, derbi biletleri çıktığında Eski Açık'tan 1 adet kapabilirsem........ diyeyim ve bitireyim.

7.03.2010

Mor Menekşe #2 : Mourinho Çıldırdı Fiorentina Dev Oldu!

Kupasız geçen ilk sezonun ardından kupayla tanışacağımız 2. sezona başlıyoruz. Ancak bu kez bir sürpriz var, sezonu değil de transfer dönemini konuşacağız bol bol. Çünkü pek de alışıldık işler olmayacak. 1 Temmuz 2010 ile 1 Eylül 2010 arasını anlatacağım bu bölümde ve sezonun sonunu 3. bölümde getireceğim.

Başlayalım bu olaylı ve garip transfer dönemine.. Geçen sezon içerisinden anlaşıp da bedavaya imza attırabildiğimiz genç ve vasatı aşamayacak olan oyuncu dışında başka bir isim olmuyordu. İlk önce forvette ilk sezonun sonuna doğru verim almaya başladığımız ancak tam da sisteme uygun olmayan Gilardino'nun yerine birini alabilir miyiz diye arayışlara düşüyorduk. Gözüme kestirdiğim isim Paloschi oldu ki şöyle açıklayayım onu : Galatasaray ile oyunu ilk yüklediğimde ilerlediğim kariyerde insanüstü oynamıştı Paloschi, beni yanıltmaz diye yöneldim kendisine. Bonservisin ortak sahipleri Parma ve Milan'ı biraz uçuk fiyat verdikleri için kınayıp pazarlıklara başlıyorduk ve iki taraftan da ayrı ayrı 3-4 Milyon € kadar bir indirim yaptırıp Paloschi'yi toplamda 41 Milyon € karşılığında takıma katıyorduk. İlk alışveriş biraz dikkat çekiyordu, medya bu paranın abartı olduğu konusunda ağız birliği etmişti ancak "Para benim kardeşim size ne?!" diye çıkışıp durumu toparlıyorduk. Paloschi geldikten sonra ise sözleşmesi biten isimlere göz atıyorduk ki veteran sıfatını almak üzere olan Patrick Vieira dikkatimizi çekiyordu. Bu tecrübeli ismi kadroya katıp orta sahayı toparlama görevini veriyorduk. Ayrıca kadroda sol bekteki Manuel Pasqual önceki sezonun tamamında Vargas'ın o bölgeyi kapatmasını gururuna yediremiyor ve gitmek istiyordu, 14.5 Milyon € veren Chelsea ile mutlu mesut bir kariyer planlarıyla Premier Lig'in yolunu tutuyordu.
Bu arada ülke futboluna yön veren iki devin bulunduğu Milano'dan ilginç haberler geliyordu. Bir önceki sezonu 6-7 hafta önceden şampiyonluğu garantileyip şov yaparak kapatan Inter'in hocası Mourinho transferde önüne geleni alıp çok kritik isimlerle yolları ayırıyordu. Ancak hedef öncelikle o takımdan en çok istediğim adam olan Balotelli'ydi. Floransa'ya getirmek için ilk sezonun ortasından beri Balotelli hakkında samimi açıklamalar yapıp nabız yokluyordum, ilk zamanlarda tepkisiz kalan yıldız oyuncu yaz aylarında açıklamalarımı beğeniyordu ve kendisini almak istediğim yolundaki açıklamama da olumlu karşılık veriyordu. Mourinho bunun altında kalmayıp Balotelli'yi satış listesine koyuyor ve buna rağmen yüksek fiyat istiyordu. En sonunda 23 Milyon € ve bir sonraki satışın %35'ini verme koşuluyla Mario Bolatelli'yi Floransa'ya getiriyorduk. Tabii bu durumda önemli bir golcüsünü yitiren Inter boş durmayıp önüne gelene teklif yapıyordu. 25 Milyon € teklif ile Gilardino'yu alalım diyorlardı, benden 35 diye cevap gidince 30.5 Milyon €'luk yeni teklif geliyordu ve Gilardino da Interli oluyordu böylece.

Bu arada mavi-siyahlı takıma 2 yeni sağ bek alınması Maicon ve Santon'un sinirlerini bozuyordu. Üzerine bir de Real Madrid'den tanıdığımız Miguel Torres'in alınması takımda savunma hattının dengelerini altüst ediyordu. Bu kargaşadan yararlanmalıydık ama nasıl ? Genç yıldız Santon isyan bayrağını açmış, genç yaşta böyle bir rekabetin içinde bulunmayı istemediğini duyurmuştu. Balotelli'ye yaptığımız yapıp "Santon ile ilgileniyoruz" açıklamasını medya yoluyla herkese duyuruyorduk. Santon'a bunu derken yeteneklerini de övüyorduk bir yandan. Santon genç yaşta forma şansı bulmanın büyüsüne kapılmış olacak ki benimle çalışmaktan gurur duyacağını açıklıyordu. Bu fırsatı kaçırmamalıydık ki Santon'un bu gelişmelerden sonra satılık listesine konduğu haberi geliyordu. İmzanın atıldığı ana kadar bunun bir şaka olduğunu düşünüyordum ama bir "Wonderkid" 10.5 Milyon € karşılığında Floransa'ya ayak basıyordu. Bu sezon Balotelli'den sonra Inter'deki 2. wonderkid de Fiorentinalı oluyordu. Tüm bunlar olurken Inter boş durmuyor, transfer çılgınlığı sürüyordu. Çok lazımmış gibi Marco D'Alessandro'yu sağ açığa alan Mourinho Maicon'u iyice delirtiyordu. Hem sağ bek hem sağ açık için yeni isimlerin gelmesi zaten yaşı gelen Maicon'u takımdan uzaklaştırıyordu. Tabii burada benim için bir tesadüf giriyor devreye. Hiç Maicon planım yokken Manchester United, Manchester City ve Valencia'nın kendisine talip olduğu haberleri geliyordu ben de onların verdiği cüzi fiyattan teklif yapıyordum. Yoksa eminim ki 30'lu yaşlarına girmek üzere olan Maicon'a kendi başıma teklif yapsam 40-45'ten açılırdı o kapı.
Maicon'u isterken Inter bambaşka bir yerden gelip bizi vuruyordu. Riccardo Montolivo'yu Inter'in alacağı haberlerine sert tepki verip "Dokunmayın oyuncuma!" diye Mourinho ve Moratti'ye tehditvari söylemlerde bulunsam da ağzımın payını çok güzel alıyordum. 40 Milyon €'luk teklifi reddettikten sonra 55 Milyon € değerinde bir bomba patlıyordu Artemio Franchi'de. Mourinho'nun bu sıra dışı teklifi bana sorulmadan yönetimi elinde bulunduran Della Valle ailesi tarafından onaylanıyordu. Durduk yere bir yıldızımı kaybediyor olmanın şokunu yaşıyordum. Ayrıca Maicon ilk kontrat teklifimi reddediyor, "5 yıllık sözleşme mi olur hoca zaten 30'a merdiven dayadık insaf, terbiyesizliğin lüzumu yok" diye isyan ediyordu. 2 yıllık sözleşme ve üzerine verilen yıllık 8 Milyon € ile Maicon'u sindirme planı yapıyorduk. Üzerine bir de imzalama bedeli olarak 5 Milyon € veriyorduk. 29 yaşındaki bir yıldız oyuncu gelecek diye bu kadar para saçıyor olmak rahatsız ediyordu beni ki o an yardımcım Stig Tofting'in dile gelip "Kulüpten %10 hisse de verseydin ?" diye bana çemkirmesini bekledim. Seneye bu özelliği benim gibi densizler için oyuna koysalar iyi olur, şimdi düşününce Maicon'a o parayı vermenin enayilik olduğunu düşünüyorum, Santon'u da kadroya katmışken..

Bu karşılıklı teklifler yapılırken Santon'u almanın verdiği rahatlıkla Comotto'yu yolluyorduk. 4.7 Milyon € karşılığında Cagliari'ye gidiyor ve taraftarlara "Maçlara 1 kişi eksik çıkma dönemi kapandı" diye derin bir nefes aldırıyordu. Hatta öyle ki oynarken sadece 2 forması satılan adamın o coşkuda 300 civarı forması satılıyordu çeşitli yerlerde meydanlarda yakıp gidişini kutlamak için.(Güzel senaryo oldu kabul edin.) Transfer heyecanına kapılmışken Şampiyonlar Ligi Play-Off'u geliyordu bir anda. Lyon ile eşleşip "kısfmet" felsefesi ile deplasmana gidiyorduk. Muhtemelen kulüpteki son günlerini yaşayan Montolivo ve yeni yıldız Balotelli ile 2 gol buluyorduk ama 3-2 yeniliyorduk. Yine de avantaj bizden yanaydı. 1-0, 2-1 gibi tehlikeli skorlar bile bizi çıkarmaya yetecekti içerideki maçta. Maçın 2 gün sonrası Montolivo'nun el sallayıp Milano'ya kaçtığı haberi geliyor, bir anda Inter'e imza atarken görünüyordu. Başkan transfer teklifini kabul ettikten sonra sözü elbette bana bırakmıyordu, Montolivo da takımla anlaşınca onayı verdi. Yine de oyuncunun gittiğine üzülmeyip "Avrupa'da oynattım ki, Inter Şampiyonlar Ligi'nde kullanamayacak" diye sinsi sinsi attığım son dakika golünün keyfini çıkarıyordum. Aynı günün akşamı Maicon'un imza atacağı haberi ile coşup, Manchester'ın devlerinin elinden bir yıldızı kapmanın mutluluğunu yaşıyorduk. Bu gelen ve giden isimlerden sonra ligde Atalanta deplasmanı ile sezonu açmaya gidiyorduk. Yeni yıldızlar ve yanlarında getirdikleri uyum sorunu ilk maçta kayıp olarak dönüyor, Paloschi'nin tek golü ile 1-1'lik beraberliği zor kurtarıyorduk. Hemen 3 gün sonra da Avrupa'daki kaderimizi çizecek olan Lyon maçına çıkacaktık. Yeni transfer Balotelli yine sahneye çıkıp 2 gol atıyordu, Donadel'in de katkısı ile toplam 3 golü bulsak da yenen 2 gol işi uzatma dakikalarına götürüyordu. 3-2'lik skorun ardından gelen uzatmalarda gol sesi çıkmıyordu çünkü takım halinde kapanıp kontratak futbolu oynuyorduk. Play-Off'ta penaltı atışları ile sonuçalan tek eşleşmenin sonunda 6-5'lik penaltı zaferi ile gruplara kalıyorduk. Tüm bunlar olurken Montolivo'dan boşalan "Box To Box" görevini üstelenecek oyuncu olarak Joao Moutinho'ya imzayı attırıyorduk 22.5 Milyon €'luk bir bonservisle. Lyon zaferinden 1 gün sonra gelen bu transferle de yaz döneminde başka oyuncuya kapımızı kapatıyorduk kalan 5 günde. Ayrıca hiç kadroda düşünmediğimiz gereksiz kişilik Jose Ignacio Castillo'yu da yaz başında pilot takım olarak anlaştığımız Nottingham Forest'a kiralık olarak gönderiyorduk. Nottingham'da halk isyan ediyor ve pilot takımlığın böyle bir şey olmadığını kulüp yönetimine anlatmaya çalışsalar da başarısız oluyorlardı.

Transfer dönemi kapanmadan önceki son lig maçı da Empoli'ye karşıydı. Kulübün rakip takımları listesindeki bu güçsüz düşmana 3 gol atıyor ve ligdeki ilk galibiyeti alıyorduk. Üstelik bir yeni transfer daha golle tanışıyordu bu maçta; Arda ve Paloschi'ye eşlik eden isim Maicon oluyordu. Bu arada önceki sezon Şampiyonlar Ligi'ndeki "şeker gibi kura" rehavetiyle son anda gruptan çıkabilen takıma bu defa uyarı niyetinde rakipler geliyorduk : Manchester United ve Marsilya. Bir de Amkar geliyordu Rusya'dan ama kura çekilir çekilmez 2 maçta 6 puan garanti oluyordu adeta.

2. sezonumun yaz transfer dönemi yabana atılıp araya sıkıştırılacak cinsten olmayınca böyle uzunca bir bölüm ayırdım. 3. yazıda 2. sezonu bitireceğiz zira ara transferde pek hareket olmayacak fotoğraflarda görüldüğü üzere. Sezon sonu geldiğinde "duble" sevinciği yaşayacağız ama bu kadar kopya verip hangi iki kulvarda olduğunu bari tahmine bırakıp susayıp.

Serinin Önceki Yazılarına Ulaşmak İçin :
- Mor Menekşe #1 : Başlangıç ve İlk Sezon

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO