2.08.2017

Elveda...


Evet farkındayım. Burası bu yazıya çok da uyacak bir yer değil ancak, derdimi, aklımdan geçenleri, hissettiklerimi anlatacak bir başka mecra bulamadım kendime. Çünkü bu satırları yazmak hem akıl sağlığıma iyi gelecek, hem de içimi bir yerlere dökmenin verdiği rahatlığa kavuşmama neden olabilecek diye umuyorum. Bu yazıda birçok klişeye rast geleceksiniz belki ama inanın ki ben de bu klişelerle hayatımın bir noktasında karşı karşıya geleceğimi hiç tahmin etmezdim. 

O, buralardan gideli bir hafta olmuş ve geçmiş hatta. 

Sanıyorum en başa dönmek gerekecek. 2015 yılının sonbaharında, "ulan bu ehliyetler değişecek, şu iş bir değişmeden gidip motor ehliyeti kıstırayım, lazım olur" diyerek, sürücü kurslarından alelade birine giderek kaydolmuştum. Bu arada yaş kendi çapında kemale ermiş, ibre 30'u zorlarken böyle 18'lik çıtır delikanlı heveslerim de yoktu hiç içimde. Tek heyecanım "ehliyeti alması zorlaşmadan ben alıp bir kenara koyayım, elbet lazım olur" şeklinde. İşte aradan her ne kadarsa artık hatırlayamadığım bir süre sonra kurstan aranarak derslere başlanacağı söylendi. Derslere git-gel, motor işini sevmiştim ve bende çok ciddi bir merak uyandırmıştı. "Ulan alalım bir kenarda dursun diye ehliyete yazıldık, müptela olduk! Bu nasıl iştir yahu" diye hayıflanırken, bastıramadığım 18'lik çıtır delikanlı ortaya çıkmış, "hangi motoru alsam", "ulan 200'lük alıp mı başlasak, ne yapsak" dedirtir olmuştu. İşte tam da bu noktada, şu sıralar 1 milyon 200 bine yakın izlenmiş olan şu videoda buldum kendimi. Böylelikle kendisi ile tanışmış oldum.

Videoyu izlerseniz veya izlediyseniz orada o sesi titreyen ama söylediklerinden hayli emin tavrı ile Altın Elbiseli Adam, sizleri de muhakkaktır ki etkileyecektir, etkilemiştir. İşte yarattığı bu etki ile "ya, bu ne güzel herifmiş, bakayım başka neler anlatmış" diyerek, bazılarınızın şu an yaptığı gibi "Altın Elbiseli Adam" kanalını kurcalamaya başladım. Kanalı kurcalamak bir tarafta dursun, bir yandan da kimmiş, neymiş bu adam yahu diye ciddi bir araştırmaya başladığımda, aslında Skytürk'ten tanıdığımı fark ettim. O zamanlar illet futbola kendimizi o kadar kaptırmıştık ki, izlediğim halde zihnimde çok az yer edinebilmişti maalesef bu muazzam insan. İşte gel zaman git zaman, ben her boş vaktimde bir "altın elbiseli adam" videosu izler, her eve gelişimde ilk iş olarak youtube açıp "altın elbiseli adam"ın eski videolarını kurcalar, her "altın elbiseli adam kanalı video ekledi" bildirimi geldiğinde elimdeki işi gücü bırakıp onu izler duruma gelmiştim. Bakın tam olarak ifade edemiyor olabilirim ama durumun özeti net olarak şudur ki, ben tam bir Altın Elbiseli Adam müptelası olmuştum. Hayatımın her boş anında bu adamın bir videosunu izliyor, eski yazılarını araştırıp okuyor, çarşamba günleri çekirdeği, çayı hazırlayıp canlı yayınlarını izliyordum. Hayatımın tam merkezine oturuvermişti ve ne kadar üzgün bir durum ki, o bundan habersizdi. En fazla böyle bir durumu tahmin edebiliyordu. Keza, çektiği videolarla bazı insanların hayatına girdiğinin veya oraya yerleştiğinin farkındaydı. Ama beni hiç tanımadan, ben onu hiç yakından tanıma/görme fırsatı bulamadan, O, bu gezegene sığamadı ve gitti. 

Hazır mevzusu gelmişken onu da söyleyeyim, ben hala bir motosiklet sahibi olamadım. Bu sene ilkbaharda yapılacak motosiklet fuarına da işte sadece bu nedenden gidemedim, ki bu da hayatımdaki en büyük pişmanlığımdır. Oysa ki planları çoktan hazırlamış, her ne olursa olsun Altın Elbiseli Adam ile gidip tanışacak, dönüşte de elim boş dönmeyecek, muhakkak motosikletin bir ekipmanını tamamlamış olacaktım. Tıpkı O'nun bize her daim öğütlediği gibi, ekipman motordan önce gelirdi çünkü. Ancak geçtiğimiz kış, hayatımdaki gelecek planlarının bir kısmını değiştirerek, motor alma hayallerini ötelemek zorunda kalmıştım. Bu nedenle fuara gitme fikrinden de soğumuştum. Ancak hep denir ya, hayatı ertelemeyeceksin diye, işte yine bir erteleme, yeni bir pişmanlığa neden olmuştu. Ben Altın Elbiseli Adam'la tanışamamıştım, o ise bir daha benle tanışma fırsatını bana veremeyecek kadar uzaklara gidivermişti.

25 Temmuz 2017 sabahı O'nu tanıyan, takip eden ve sevenler, hatta belki de nefret edip her daim bir açık vermesini bekleyenler çok acı bir haberle güne başladı. Yakın çevresinin gece vakitleri öğrendiği malum kaza sonucu hayatını kaybettiğini belirtir bir paylaşıma gözümüzü açtık. İlk başta elbette hiç inandırıcı gelmeyen bu haberi, biraz araştırınca aslında gerçek olduğu kanaatine vardım ancak yine de içimden bir his şaka olabileceği, "zaaa nasıl da kandırdık ama sizi babuşlar" diye bir video geleceğini düşünüyorum. Elbette bir yandan da aklıma "lan böyle bir adam, ölümle dalga geçer mi" diye de geçiriyorum. Anlayacağınız bir anda allak bullak olmuştum. Ne düşüneceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Başımdan aşağıya tonlarca kaynar su dökülmüştü. Gün boyu, karşılaştığım insanlara ne diyeceğimi bilemiyor, yüzünü gözümün önünden silemiyordum. Baktığım her yönde O'nu görüyordum. Akabinde günün ilerleyen saatlerinde hem haber sitelerinde çıkan haberler, hem de yakın çevresinin yayınladığı taziye mesajları nedeni ile olayın gerçek olduğuna inanmak zorunda kalmıştım. Kalbim şu an dahi bu gerçeği reddetse bile ölüm, işte böyle berbat bir durum. Sen ister kabul et, ister kabullen, istersen tümüyle reddet ama ölüm tüm bunları görmezden gelerek tüm ciddiyeti ile karşına dikilir. İşte bu gerçek bir kez daha Altın Elbiseli Adam ile karşımıza çıktı. 

Altın Elbiseli Adam, yani Barkın Bayoğlu bir videosunda, Altın Elbiseli Adam olma hikayesinden bahsetmiş, "bu kanala konulan her şey aslında Altın Elbiseli Adam ile alakalıdır, eğer orada O'nun yerinde Barkın olsa çok farklı şeyler söyler, çok farklı bir gözle bakardı mevzuya" demişti. Ben de bu nedenle yazının her noktasında Altın Elbiseli Adam'dan bahsettim ama aslında Altın Elbiseli Adam, kafayı motosikletle kırmış delinin tekiydi. Ancak Barkın Bayoğlu, yer yer Altın Elbiseli Adam olmaktan çıkıp bize gösterdiği kendi yüzüyle asıl benim gönlümü fethetmişti. Bir kere her ne olursa olsun, O'nun araştırmacı ruhu, özellikle de böylesine cehaletin hüküm sürdüğü zamanlarda beni O'na bağlayan en büyük özelliği idi. Kafaya taktığı bir mevzuyu muhakkak derinlemesine araştıran ve bilgili olmaktan mutluluk duyan bir adamdan bahsediyorum. Böyle bir adam nasıl sevilmez, bu adama nasıl bağlanılmaz ki! Tarihe olan ilgisi, son dönemlerde biraz daha ayyuka çıkmış ve videolarda bizi tarihsel olarak da tatmin etmeye başlayan bir Altın Elbiseli Adam'a evirmişti. Belki çoğu kişi bilmez, yakın çevresi ile yalnızca tek bir canlı yayın yaptığı kanalında sinemaya olan tutkusunu da bizlere göstermişti. Kısacası bilgi sahibi olduğu sayısız konu, üstelik tüm bunları paylaşmayı, öğretmeyi hayli seven bir adam. Böylesine bir adam için nasıl "artık yok" deriz. Aklım almıyor. Kanım donuyor. 

Birçok kimse malum ilandan sonra kendisi için "motosikleti sevdiren adam" ifadesini kullandı. Doğrudur, kendim de dahil olmak üzere motosikleti sevdirdiği insan sayısı hayli fazladır. Ancak eğer Altın Elbiseli Adam için bir ifade kullanmak gerekseydi bu fazlasıyla yeterli olabilirdi ama mevzu bahis Barkın Bayoğlu iken ben O'na yalnızca bu tabiri layık görmezdim. Barkın Bayoğlu benim için "hayatı ve yaşamayı sevdiren adam"dır. Çünkü O, yaşamayı, yaşadığı her anı hissetmeyi, hatta bulunduğu anın farkında olmayı seven ve bir ömür boyu motosiklet kullanmaya teşvik edecek kadar cesaretli bir adamdır benim gözümde. Bilgilidir, dahası öğreticidir. Huysuzdur ama kalp kırmayan bir adamdır. Sabırlıdır, kararlıdır. Kendine bambaşka bir hayat yaşamayı hedef koysa bunu başarabilecek kadar yeteneklidir, ancak O, sevdiği işi yapmayı, insanları motosikletle yaşamaya alıştırmayı ve dahası onların da bir ömür boyu motosiklet sürmelerini sağlamayı kendine hedef göstermiştir. Şimdi kendimizin dahi yapamayacağı şekilde, belki de kendi hayatından vazgeçmiştir. İstese çok paralar kazanabileceği, kısmen mutlu olabileceği bir işle hayatını devam ettirmeyi seçmemiştir. Barkın Bayoğlu amiyane bir tabirle bir halk kahramanıdır benim gözümde. O, herkesin de bildiği gibi motosiklete binerken ölüme gitmeyi arzulamış, bu uğurda hayatını geçirmiş ve maalesef bu isteğine de kavuşmuştur. 

Bizlere bıraktığı miras hem çok ağır, hem de gurur verici. Ben O'nun iyiliklerini kendime ders alıyorum. Araştırmacı yönünü, okuyucu yönünü, gezgin yönünü ve daha nicelerini. Motosiklete binebilir miyim bilemiyorum. Bir yandan O'nun en büyük mirasına ihanet etmeyi istemiyorum ancak diğer yandan bu uğurda büyük sözler de veremiyorum kendime. Barkın Bayoğlu ve yarattığı efsanevi Altın Elbiseli Adam artık yeni videolar paylaşamayacak bizlerle. Şu sıralar ekibi, çekimleri tamamlanan işleri yayınlıyorlar ve kanalı devam ettirme kararı aldıklarını duyurdular. Ancak O'nun yokluğu bana beklediğimden daha çok koydu. Bugün akşam üzeri 4 sularında yayınlanan Peru son bölümü videosunun bildirimini gördüğümde, gözlerim yeniden doldu. Eskiden olsa işi gücü bırakıp derhal izleyeceğim videoyu henüz izleme kudretini kendimde bulamadım. Yokluğunu kabullenmek çok zor be Barkın abi...

Bu yazı muhakkak yeniden düzenlenecek. Çünkü aklımdan geçen onlarca şeyden kaçını yazabildim, kaçından bahsedebildim bilemiyorum. Şu an imkanım olsa, Barkın Bayoğlu'na ulaşabilecek olsam, O'na söyleyeceğim yegane şey O'nu ne kadar çok sevdiğim olurdu. Bir kez bile tanışmamış olmama rağmen bir insanın bende bu türlü hisler uyandırabileceğini tahmin etmezdim, üstelik bir başkası anlatsa dalga geçerdim. İşte böyle bir adam, bizlere veda eden... 

Elveda babuşum...

                                                                                                                                 Eric Cantona

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO