18.12.2015

A Spor'un canlı yayındaki Türkiye Kupası isyanı üzerine...

Akşam oturup kanalları turlarken A Spor ekranlarında alttaki konu başlığı dikkatimi çekti: "Türkiye Kupası itibarsızlaştırılıyor mu?"

Sanmıyorum ki buna biri çıkıp da "Hayır" cevabını versin. Cevap basit, evet, itibarsızlaştırılıyor ve bununla da kalınmıyor yerin dibine sokuluyor. Ana sponsor Ziraat Bankası'nın o nostaljik reklamındaki tadın yüzde birini alamıyoruz kupadan ki almayı bekleyen ne kadar kişi olduğu bile tartışılır zaten...

A Spor isyan ediyor yayıncı kuruluş olarak. Belli ki son birkaç sezonun üzerine bu sezon sıkıntıların sürmesi canlı yayında bunun tartışılmasını gerektirmiş. Belki de finansal olarak bu sene işler iyi gitmiyor, o konular benim detayına inmek istediğim konular değil ama A Spor'un haksız olduğu konusuna ve asıl sorundan bahsedemiyor olmasına değinmek istiyorum.

Türkiye Kupası'nı rezil rüsva eden, rotasyonların, ligde 18'e zor girecek oyuncuların kupası yapan sebep açık: Grup formatı.

Grup formatının amacı ne? A Spor, A Haber ve ATV grubu, yani yayıncı her kimse daha fazla maç yayınlasın ve daha fazla kazansın.

Ya dünyada nerede görülmüş 32 takımı Şampiyonlar Ligi formatıyla oynatmak? Daha İspanya'da, Copa Del Rey'in çift ayaklı olmasına bile isyan ediliyor, tek maça inmiyor diye "Böyle iş mi olur?" diyenlerin sayısı yükseliyor.

Sen o ekranda önce grup formatını eleştireceksin. Kimse aralık-ocak aylarında buz gibi havada as oyuncularına altı maç yaptırmak zorunda değil. Açık ve net kulüp yöneticilerinin ve teknik kadrolarının beyinsiz olmaları lazım bunun için.

Kural basit: Grup formatı kalkacak, kurada seri başı sistemi olmayacak. Şans eseri 3. Lig takımları birbirleriyle eşleşerek son turları görebilecekler, daha ekim ayının başında bir yanda derbi oynanırken bir yanda 3. Lig ve Amatör Lig takımı tur mücadelesi yapacak. Elin oğlunun yaptığı gibi kuralı da çakacaksın: Tek maç eleme sistemi olur, alt lig takımı kendi evinde oynar. Bitti ya. Bu kadar basit, atla deve değil. Kupaya daha fazla takım al, yayıncı yine çok maç yayınlasın. Fransa bin tane takım alıyor, yaz ortası başlıyor, sen de öyle yap, sezon boyu kupa maçı yayınlasın yayıncı.

Bir ülkenin kupasında finalisler dışında 6-7 maçı geçen takım olamaz, bizde çeyrek finale gelen takımlar 10'ar maç oynamış oluyorlar neredeyse. Böyle bir saçmalık nerede görülmüş ya?

Ben kupada aynı turda altı tane Galatasaray maçı izlemek istemiyorum. Ben Pendik-Fenerbahçe maçını izleyip Pendik'in vurup geçmesini, karın buzun üzerinde Erzurum-Galatasaray maçında Erzurum'un zaferini, şimdiki Torku, o zamanki Kombassan Konya'nın Fenerbahçe'yi eleyip geçmesini izlemek istiyorum ya.

Benim takımımın altı maçlık sistemde yıldızlarıyla iki maç alıp tur atlaması bana heyecan vermiyor. Ben "Kastamonuspor-Galatasaray" maçını "Acaba rezil olacak mıyız?" diye izlemek istiyorum.

Sen sonraki tura küçük takım geçmesin diye grup formatı getir, sonra "Nasıl olsa eleneceğiz, altı maçlık sistemde çıkamayız" diyecek Anadolu insanından oturup maç izlemesini bekle... Adama gülerler ya.

Ha bir de, ek olarak, gelelim FA Cup gibi olma ve "gündüz maçı/akşam maçı" mevzusuna...

İngiltere özel bir örnek, orada FA Cup alışılan sistemin dışında bir kültür. Ne kadar uğraşıp etseler de Copa Del Rey, DFB Pokal, Coppa Italia, Ziraat Türkiye Kupası ve diğerleri FA Cup kalibresine gelemeyecekler, bunu zorlamanın, "biz de öyle oluruz" demenin anlamı yok. Açıkça söyleyeyim: Nah olur.

Tutturmuşlar diyorlar ki "Beşiktaş maçı mesai saatinde yayınlandı!", üzerine de "Lig TV kolaysa her maçı gündüz yayınlasın" diye "Büyüklerin her maçı gece oynansın" demeye getiriyorlar. Yahu bu ülkede daha geçen sene Galatasaray-Karabük gündüz vakti oynarken taraftar demedi mi "Arena'da her maç gündüz oynansın, ortam harikaydı" diye? Gündüz maçı oynatmaktan memnun değiliz diyen yok. Hafta içi veya sonu yok bu işin. Coppa Italia'da Roma öğle vakti sahaya çıkıp Spezia'ya eleniyorsa Beşiktaş da altı grup maçından birini 18.30'da oynayıversin, bu isyan sebebi değil.

Senin futbolun ve kupan adam gibi olduktan sonra ATV grubundan değil Periscope'tan yayın yapsan yine izleyecek adamı durduramazsın, gerisi hikaye. Önce formatını ve sistemini düşünüp değiştir, kupada her sene aynı senaryo yerine "Sürpriz" imkanı tanı, sonra yayınların da izlenir tribün de dolar.

Anadolu'daki adam üç tane maç izleyeceğine emin olup seçim yapmamalı, ikinci da maçı izleyebilmek için tribüne gidip çaba göstermeli.

22.07.2015

Tour de France 2015 - 16. Etap

Gün geçmiyor ki Tour de France'ta Peter Sagan bir ikincilik daha kazanmasın... Dinlenme günü öncesi iki yokuşu aşıp Gap'a indi sporcular ama o iniş Tour tarihinin önemli noktalarından biriydi. Finişten önceki iniş en zorlu, en teknik isteyen inişlerden biri. İyi inen adamların burada avantaj elde etmeme imkanları yok, dikkatsizlikte ise acı kurbanlar vermeye sebep olabilecek bir iniş. Bu teknik inişin iki kazananı oldu: Peter Sagan ve Vincenzo Nibali. Sagan yine ikinciliği aldı etapta, Nibali ise çoktan noktayı koyup ilk 10'a razı olduğu Tour macerasında en azından kendini kanıtlayacak ve kim olduğunu hatırlatacak ufak bir performansın altına imza attı.

Etapta son tırmanış öncesi kaçış grubu neredeyse 20 dakika fark attı. Bir önceki gün ana grubun çok da zorlamayacağını beklemekte haklı olduğumu gördüm, Alpler'de dört tane acı dolu etap varken kimse Gap'taki dinlenme gününde kendini yormak istemedi. Kaçıştaki Peter Sagan, tırmanışları kaçış grubundan kopmadan almayı başardı. Kendisini sevmesem de takdir etmemek elde değil, en azından geçmişe oranla çok daha fazla mücadele etti yeşil mayo için. Sagan çok iyi inen biri olarak teknik inişte farkını ortaya koysa da Lampre-Merida'nın İspanyol bisikletçisi Ruben Plaza etabı alıp İtalyanların ilk etap galibiyetini getirdi bu sene. Rui Costa'yı erken kaybeden Lampre-Merida için Tour'daki amaç tamamlanmış oldu bence. Dağlarda bir etap daha çıkarırlarsa tamamen ekstra bir iş olur bu.

Önde bunlar yaşanırken arkada da genel klasman iddialıları diye laf girmek isterdim de şöyle toparlamak en doğrusu olacak: Froome'un sakatlanmadıkça kazanmama ihtimalinin bulunmadığı genel klasmanda ilk 10'un diğer iddialıları sert ve etkili ataklar yapmasalar da izleyenlere irili-ufaklı heyecanlar yaşattılar. Nibali yokuş aşağı akıp giderken herkes farkı açacağını biliyordu, keşke genel klasmanda biraz daha iddiası olsaydı da yaptığı fark bizi yerimizden zıplatsaydı diyor insan... Nibali'nin performansına sadece sakin bir "bravo, helal olsun" tebriğinden fazlası gelmedi. İnişte yürekleri ağza getiren olay Barguil ve Geraint Thomas arasında yaşandı. Geraint Thomas yine bir yokuşu genel klasman iddialılarıyla beraber hiç de zorlanmadan aldıktan sonra inişte Nibali'yi takipteydi ama aynı gruptaki Barguil az kalsın kariyerini bitiriyordu. Viraja dikkatsiz ve biraz da dik giren Barguil, Thomas'ı yolun dışına itti. Thomas telegraf direğine çarpmasa çok acı bir tabloyla karşılaşacaktık. Neyse ki korkulan olmadı, hem direğe çarpan Thomas fazla savrulmadı, hem de "uçurum" diyebileceğimiz bir derinlik yoktu, 1.5-2 metrelik yükseltiden sağ çıktı Thomas ve rahat rahat etabı tamamladı. Arada yayın motoru olmayınca Thomas'ı uzun süre göremedik ve başına bir şey geldi sandık, önce bisiklete bindiği haberi geldi, son kilometrede de kendisi ekrana geldi ve derin bir nefes aldık.

Adam gibi sert bir mücadele izleyebilmemiz için geriye sadece tırmanış mayosu, yani polkadot/puantiyeli mayo kaldı. O da dün Eurosport yayınında söylendiği gibi biraz sahipsiz kaldı. İlk hafta giyen Teklehaimanot dışında kimse mayoyu zorlamadı ki onun da dağlık etaplarda mayoyu savunacak gücü yoktu, devam etmek için şansını denemedi. Joaquim Rodriguez belki zorlar ama tahmin etmek güç, bir etap daha alıp gerisini umursamayabilir. Normalde iki kişi de olsa kapışırdı bu mayo için, şimdilik hiç atak ve istek görememek üzücü. Alpler'de genel klasman iddiası da kalmamışken bu mayonun heyecanını yaşamak güzel olurdu.

Son olarak, fotoğrafta da gözükeceği üzere Tour'un şeytanı, El Diablo lakaplı Didi Senft ikinci kez ekranlardaydı ve her zamanki gibi elinde yabasıyla peloton yanından geçerken deli gibi sıçradı. Bir gün Didi Senft olmayacak ve Tour'un bir parçası sonsuza dek eksik kalacak. Bu deliyi bir veya iki etapta bile olsa böyle tepinirken görmek farklı bir keyif veriyor insana.

Tour de France 2015 - 15. Etap

Tour de France'ta sprinterler için veda vakti geldi. Muhtemelen mayo mücadelesi içindeki Greipel ve Sagan dışında Paris'i hedefleyen Mark Cavendish zorlayacaktır bundan sonrasını. Cavendish'in yeşil mayo iddiası bulunmuyor ama Champs-Elysees kendisinin kariyerindeki özel yerlerden biri.

Tırmanışla başlayıp büyük düzlüklere sahne olan etaplar her zaman sprint finişi müjdeler ama biraz daha fazla yorar sprinterleri elbete. Cavendish tırmanışlarda haddinden fazla yavaş kalınca meydan diğerlerine kaldı. Cavendish dışında peloton'da sprint için ağır favori denecek ne kadar adam varsa hepsi öndeydi. Etapla alakası olmayan adamdan çok bahsettim ama Cavendish de orada olsa ilk beş efsanevi bir hal alacaktı bu etapta. Greipel-Degenkolb-Kristoff-Sagan dörtlüsü sıralandılar. Yeşil mayo kaçışları da ara sprintleri süpüren Sagan'ın olacak, o belli oldu. Bu çizgide giderse tarihin en fazla yeşil mayo kazanan ismi olabilir. Zaten bu sene alırsa dördüncü kez üst üste kazanmış olacak. Böylede Sean Kelly ile beraber ikinciliği paylaşacak dört kez yeşil mayoyu kazandığı için. 2016 ve 2017'yi de alırsa hem üst üste kazanma rekoruna, hem de üst üste en fazla kazanma rekoruna ortak olacak altışar zaferle.

Sprint mücadelesini rafa kaldırdık ama ikinci hafta sonlanmadı. Dinlenme günü öncesi Gap var önümüzde, iki tane ikinci kategori yokuşun ardından inişle bitecek etap ki son bölümdeki kategorize yokuşlara dek devamlı olarak irtifa kazanılan bir profili var etabın. Dinlenme günü ve son haftadaki dört dağlık etabın öncesinde genel klasmanda hareket beklemiyorum. Atak gelirse Froome karşılar zaten, belki Froome değil de diğerleri kendi aralarında podyum mücadelesine soyunurlar. İki tane ikinci kategori yoracak olsa da kaçışa gidebilecek birkaç tırmanışçıyla kaçış grubu kolaylıkla alır etabı.

Tour de France 2015 - 14. Etap

Bisiklet dediğimiz spor, bir şekilde hikaye çıkarmayı başarıyor. Mandela Günü'nde gözler elbette tek Afrikalı takım olan MTN-Qhubeka'daydı. Bu özel günü onurlandırmak için turuncu kasklarıyla yola çıkmaları bile fazlasıyla dikkat çekiciydi. Etaba gitmeseler bile anlatımlarda bundan bahsettirmek bile Afrikalı takım adına önemliydi.

Etabın son metrelerini de Bardet ve Pinot önde gidiyorlardı. 14 Temmuz'u sönük bir performansla atlatan Fransızlar, geç de olsa, iki takımlarının iki genç sporcusuyla en azından aynı hafta içerisinde etap dublesine doğru gidiyorlardı. Helikopter tam tepelerinde inişte hızlanan bu ikiliyi çekerken yanlarından bir anda uçak geçti sandık. Turuncu kaskı ve siyah-beyaz çubuklu formasıyla Afrikalı MTN-Qhubeka'nın, Britanyalı sporcusu Steve Cummings ok gibi fırladı geçti. Bardet ve Pinot, neden bisiklette finişe bir metre bile varken rehavete kapılmamanız gerektiğinin en güzel örneğini sergilediler. Etap sonunda birbirleriyle kedi-fare oyunu oynayıp ikili sprinte gitmeyi hayal ederlerken ikinciliğe ve üçüncülüğe razı oldular. Mandela Günü'nde Tour de France tarihinde ilk de bir Afrika takımı etap aldı. Kusursuz, muhteşem bir hikaye oldu MTN-Qhubeka ve Afrika bisikleti adına.

Bu muhteşem hikayenin tamamlanmasıyla birlikte gözler birkaç dakika geriden gelen genel klasman favorilerine çevrildi. 14. etapta, Tour de France'ın başından beri ilk kez Froome'u birileri geçecek ve zorlayacaklar mı diye düşündük ama o yine ilk başta biraz tepkisiz kalsa da ataklara cevap verdi. Bu yetmezmiş gibi bir de gidip Quintana'dan bir saniye kadar çaldı finişten birkaç metre önce yaptığı sprintle. Çok acayip durumda Froome, her atağı, her fırsatı güç gösterisine çeviriyor, akıl alır gibi değil.

Genel klasmanın ikinci haftanın ilk gününde bittiğini söylemiştim, ikincilik mücadelesinin bile olmayacağı, Quintana'nın beyaz mayoyu ve ikinciliği kapacağı ikinci hafta ile beraber kesinleşti artık. Umarım Tejay Van Garderen üçüncülüğü kapabilir de farklı bir isim görürüz, en azından buna şaşırırız Paris'teki son podyumda.

Tour de France 2015 - 13. Etap

Sky tartışmalarıyla dolu üç günün ardından Pireneler'e veda edip Alpler'e doğru yol alıyoruz. Büyük dağlık etapların arasındaki geçiş etapları genelde klasikçilerin ve kaçışçıların hedefidir. Bugün Giant-Alpecin takım halinde kaçışın önünü kesti, Degenkolb için saldırdılar ve kaçışçıların farkı açmalarına izin vermediler ama kaçışta Kelderman ve De Gendt olunca işin rengi değişti, fark tahmin edildiği gibi 7-8 dakikalara çıkmasa da kaçışçılar son 500 metrede yakalanınca peloton'da panik havası hakim oldu. Can havliyle herkes saldırdı. Hatta son kilometre içerisinde %10 eğime sahip kısa bir bölüm olmasa Mark Cavendish bile etaba gidiyordu. Son kilometreye kadar taşındı Cavendish ama yokuşu alamayacağını kendisi de arkadaşları da biliyorlardı. Ufak stratejik hatalar Cavendish gibi bugün adı sanı anılmayan adamın bile son birkaç yüz metreye etap hedefiyle girmesini sağladı yani. Tabii ki Cav ne etabı alabildi ne de ilk 10 yapabildi bugün, bu yaşananları aktarma sebebim etabın ne kadar karışık ve tahmin edilemez bir son kilometre yaşattığını özetlemek içindi.

Son kilometredeki %10'luk bölümde genel klasmancılar elbette zorlamadılar, saf sprinterlerin de güçleri yetmedi, meydan klasikçi ve puncheur'lere kaldı. Puncheur için tam Türkçe karşılık var mı bilmiyorum, araştırmadım da, Sagan, Degenkolb tarzı hafif yokuşta da patlayıcı güç üretip sprint zorlayan isimler bu kategorideler dersem anlamış olursunuz diye düşünüyorum.

Peloton'da %10'luk eğimin ve kaçanları yakalamanın telaşı başladığında o yokuşu alabilen herkes saldırdı. Degenkolb, Sagan, Stybar, Boasson-Hagen, Van Avermaet gibi isimler bu senaryonun ağır favorileriydi elbette.

Kısacık yokuşun sonundan Sagan ve Van Avermaet rakiplerine 20 metre civarı fark atarak çıktılar ki o yokuş içerisinde kaçakları da yakaladı peloton. Bu iki isim sprinte kaldığında Sagan fersah fersah ileride bir adam olmalıydı ama kısa yokuşta tüm patlayıcı gücünü harcayınca rakipsiz olmasını beklediğimiz son sprinti atamadı, Van Avermaet uzun süren ikinciliklerinden sonra nihayet galibiyet aldı. Sagan ise ikinciliklere devam etti. "Şerefli ikincilikler" esprisi yapmak isterdim ama söz konusu kişi Peter Sagan gibi dengesiz biri olduğu için "şerefli" konusunda şüpheye düşüyorum.

İşin şakası(hayır ciddiyim aslında) bir yana, baştan sona keyifsiz ve olaysız geçen etap, son iki kilometrede çok büyük heyecan yaşattı. Bisiklet izleyicisinin sabrı da burada test ediliyor işte. Dayanamayıp kapatan da vardır, ben, arkadaşım ve babam gibi son metreye kadar yerinden kalkmayan da. Bugün etabın sonuna 30-40 km kala iki kere uyukladım uzandığım yerde ama son kilometreye kadar direnmenin ödülünü Tour de France'ın şu ana dek gördüğümüz en karmaşık ve heyecanlı etap sonuyla aldım. Bisiklet izlerken sıkılmayın, vazgeçmeyin, en sakin ve sıkıcı etap bile size muhteşem bir an yaşatabiliyor ekran başında.

Tour de France 2015 - 12. Etap

Gün çok sıcak diye diye başlamıştı Fransa'da. Etabın başlarında Tour'un resmi hesabı bunu doğrular bir etap profili paylaştı ancak son bölümde güneş yerini yağmura bırakabilir dediler. O olasılık gerçek olunca son bölümde sıcağın verdiği sıkıntının yerini yağmur endişesi aldı ancak yağmur büyük sorunlar açmadı sporcuların başına. İlk haftada yağmurun yarattığı kaosa rağmen peloton sakin durmadı. Froome'u yemek için sürekli ataklar denendi ama yazıda tüm ağırlığı vereceğim bir Sky temposu vardı ki herkesin şüpheleri iyice arttı...

Etabı kazanan Joaquim Rodriguez polkadot mayoyu sırtına geçirdi, Tour'un kalanında buna odaklanırsa kendisinden bir veya iki etap zaferi daha gelebilir. Bir önceki gün çok zorlamayıp yokuşta geri kalan Purito, bu etapta çok iyi konsantre oldu ve amacına ulaştı. Fuglsang ile beraber kaçtılar, doğru yerde doğru atakla, tecrübe farkıyla bastı gitti ve etabı aldı. Arkada ise ne Movistar ne de diğerleri Sky'ın korkutucu üçlüsünü yıkamadılar ve genel klasmanda pek fazla değişiklik olmadı...

Gelelim o Sky temposuna! Son birkaç yılda Sky bünyesindeki sporcuların ne yedikleri ve içtikleri büyük tartışma konusu. Sky konusunda "ara" bir görüşü olan kimse yok. Bir grup temiz olduklarına inanıp temiz olmama ihtimallerini de düşünerek kapıyı açık bırakırken, diğer grup da kesinlikle kirli olduklarını düşünüyor. Bisikletle ilgili bir şeyler yazarken hep açık konuşan biri olarak ben ikinci grupta olduğumu söyleyebilirim rahatlıkla. Tertemiz olduklarına asla inanmıyorum. Birkaç sene sonra bugünün Sky övücüleri ilk sırada eleştirecekler, buına eminim.

Froome özel bir yetenek olabilir olmasına ama o kadar sürekli olarak kimse o watt değerlerini çıkaramaz. Mount Ventoux etabındaki watt değerlerinin ekrana yansıdığı videoyu Sky'ın alelacele sildirmesinin masum bir olay olduğuna kim inanıyor?

Yokuşta Quintana, Nibali, Van Garderen, Contador ve diğerlerine kafa tutan bir Geraint Thomas var ortada. İşe sprintle klasikçi arasında bir yerde başlayan Geraint Thomas, nasıl olduysa, Sky "nasıl" bir program uyguladıysa dağlarda genel klasman iddialılarına kafa tutar bir hale geldi. Bu iki senede olacak iş değil bence. Çok adam tarz değiştirir, sprinterden klasikçi, klasikçiden kolay olmasa da bir sprinter çıkarırsınız ama sprinte yatkın şekilde başlayan adamdan dağlarda terör estirecek bir yokuşçu çıkaramazsınız, bu olmaz.

Büyük turlarda bir gün yokuşta iddialı görüntü çizip ertesi gün 15-30 dakika arası farklar yiyen adam üstelik Giro'ya da katılmışken bu denli diri olamaz. Bahsettiğim adam Richie Porte. Sağlam domestik performansı verir elbet, Porte herhangi bir adam değil sonuçta. Ama 12 etap boyunca bu kadar üst düzey kalması beni düşündürüyor. Adam yokuşta Froome'u çekti, dinlenip Quintana'yı çok gerilerden gelerek geçti. Quintana dediğin adam peloton'un en iyi yokuşçusu bu turda.

Porte hadi neyse de, Geraint Thomas hadisesi kalan dokuz etapta da detaylıca konuşulacak. Bisiklet basını zaten ikiye bölünmüş durumda, bu konuda söz etmeye yüzü olmayacak Lance Armstrong bile konuştu yani düşünün... Bu yıla damga vuran tartışma Sky'ın Tour de France performans olacak. Er ya da geç kokusu ortaya çıkar Thomas olayının, göreceğiz...

Yazıyı ilerletirsem biraz kötü konuşmaya varacak olay, daha da konuyu uzatmıyorum, düşüncelerimi net olarak döktüm buraya. Katılmayanlardan özür dilerim ama ne futbolda ne bisiklette objektif olup herkese sırıtmayı doğru bulan biri değilim, içimden geçenleri birebir olarak aktarmaktan çekinmiyorum.

Tour de France 2015 - 11. Etap


Tour tarihinde önemli yer tutan Tourmalet tırmanışını da içeren 11. etap, salı günü yaşanan şoktan sonra beklenen heyecanın altında kaldı. Etap başında güçlü kaçış grupları oluşturmayı deneyenler oldu ama peloton tempo yapıp buna izin vermedi, Tourmalet'ye kadar beraber gittiler, orada genel klasmancılar ayrılıp bize kardeş kardeş bir tırmanış izlettiler.

Normalde Nibali'nin özellikle Tourmalet zirvesinden sonraki uzun inişte atak yapması bekleniyordu ama olmadı. Tourmalet ve etabın galibi, Tourmalet'de atağını yapan Rafal Majka oldu. Kimse cevap vermedi kendisine, sonra peşinden Dan Martin gittiyse de Majka'yı yokuşta yakalayamayacağını hepimiz biliyorduk. Dan Martin'in tesellisi günün en savaşçısı seçilmesi oldu. Tabii bir de etap ikinciliği...

Burada tartışılan Majka'nın Contador'u bırakıp gitmesiydi. Hem medyanın hem de Tinkoff-Saxo'nun bunu büyük sorun haline getirebileceği ihtimali konuşuldu son kilometrelerde. Ancak ne Contador ne de Oleg Tinkov bu konuda kötü bir söz söylemediler, Majka'ya tebrik tweet'leri atarak medyanın beklediği kaos ortamına izin vermediler. Zaten daha 10 etapta pes etmiş durumdaki bir takım ve lider için böyle bir durumdan kaos çıkarmak son derece aptalca olurdu, doğrusunu yaptılar.

Nibali'nin Tourmalet inişinde atak yapmadığı gibi sondaki üçüncü kategori tırmanışta bile 50 saniye daha kaybedip genel klasmanda ilk 10'dan bile düştüğünü atlamamak lazım. Büyük hayal kırıklığı, hatta Tour de France 2015'in en büyük hayal kırıklığı bence. Tabii bunu derken Cancellara ve Martin'in kazalardan dolayı çekilmelerini anlayışla karşılamamız lazım, yoksa onlar herkesi daha fazla üzdüler.

11. etaba dair konuşacak daha fazla malzememiz yok ne yazık ki. Dağ fare doğurdu çünkü. Beklenen heyecanın yüzde biri bile yoktu etapta.

12. etap baştan sonra yayınlanacak, yaklaşık yedi saat boyunca Eurosport ekranlarında olacak, Caner Eler ve Sarper Günsal'ın seslerine kuvvet diyorum...

Tour de France 2015 - 10. Etap



Tour de France bitti, bundan sonrası kağıt üzerinde devam edecek. Önümüzde 11 etap daha varken bunu demek istemezdim ama günün en kısa özeti bu oldu. Chris Froome ve Sky, Movistar'ın tüm çabalarına rağmen domestiklerini koruyup, 15 kilometrelik yokuşun sonunda istediğini alan tek ekip oldu. Froome öyle güçlü gözüktü ki sıfır heyecanla, Tour de France'ın bundan sonrasının etap mücadelesine döneceğini kabullenerek izledim...

Froome etabı aldıktan sonra Sarper Günsal'ın yayında dediği gibi, bisikletin içi dışı incelenmiştir herhalde, bu performansta bisiklete motor mu takıldı şüphesi herkeste oluştuğu gibi Froome'un "ne yeyip içtiği" de ciddi bir tartışma konusu olacak. Son ayların doping konusundaki sabıkalı ve diken üzerindeki takımı Astana olsa da ben Sky'ın bu performansının altında bir şeyler ararım. Hadi Froome neyse, özel bir yetenek olduğunu bir şekilde kabul ettik diyelim. Peki Richie Porte'un yokuşun yarısından çoğunda domestiklik yapıp Quintana'yı geçmesini nasıl açıklayacağız? Ben bunun emekle, güçle, çalışmayla tertemiz bir şekilde yapılabileceğine inanmıyorum. İstediğinizi söyleyebilirsiniz, bisikleti bu şekilde anlatmak/yorumlamak doğru mu değil mi onu da tartışabilirsiniz ama en ufak olayda bile şaibe aranırken bu denli tarihi bir performansta elbette bir şeyler aramak hakkımız.

Herkesin aynı anda çok kötü olduğuna inanasım gelmiyor açıkçası. Froome iyi de olabilir, hakkıdır; sporda insanın elbet limitleri vardır ve bisiklette belki o "son nokta" henüz ulaşılamayan bir yerdedir, olur, olabilir... Hepsine bir şekilde olabilir diyorum ama Richie Porte tüm düşüncelerimi kötüye çekiyor. Froome tek başına iyi olsa kabul ederdim gibime geliyor ama... ama Richie Porte? Quintana ilk hafta ufak yokuşlarda da sorun yaşadı, ancak şu etapta, HC gibi en zor kategori yokuşta, sekiz kilometre civarı domestiklik yapan Porte Quintana'yı geçemez. İki kere iki dörtse, Quintana o kadar kötü olamaz. Ben inatla ve ısrarla kabul etmeyeceğim.

Neyse, serzenişleri ve suçlamaları kenara bırakıp etap sonucunu "olması gerektiği gibi" okuyalım bir de.

Froome tarihi bir performansla 11 gün kala bence Tour de France zaferini ilan etti. Genel klasmanda en yakınındaki Tejay Van Garderen atağa cevap veremedi, Contador ve Nibali atak bile göremeden düştüler, Froome-Porte-Quintana üçlüsünün temposu iki ağır favoriyi yedi bitirdi. Giro sebebiyle Contador'un bir yerde patlak vereceğini hepimiz bekliyorduk ama ilk dağlık etapta yaşanması sürprizdi. Fransızlar, önemli bir gün olan 14 Temmuz'u hayal kırıklığı ile geçtiler. Fransız bisikletçilerin unutmak isteyeceği bir gün oldu.

Nibali ve Contador'un bundan sonra tırmanış mayosuna, yani polkadot mayoya oynamaları en hayırlısı... Keza Bardet, Peraud ve Quintana'nın da... Quintana iki dakika fark atacak da, Froome'a tehdit olacak da, Froome'un domestikleri bir bir patlayacaklar da... Daha sayılır bu olasılıklar, hepsinin tek tek gerçekleşmesi lazım genel klasmanda heyecanı tekrar yaşamamız için.

Bundan sonrası ikincilik bile değil, üçüncülük mücadelesi olur. Froome kazanır, Quintana ikinci bitirir, beyaz mayo da(25 yaş altı genel klasmanı) haliyle onun olur. Üçüncü de Tejay Van Garderen olur gibi ekstra bir düşüş yaşamazsa. Porte ilk üçe girer mi derseniz ben ihtimal vermiyorum, daha önce etapta ikinci gelip sonraki gün 30 dakika yemişliği olan bir insan kendisi. Tarihi tekerrür ettirirse şaşırmayın derim.

Bu etap bu kadar uzun konuşulmayı hak ediyor muydu emin değilim. Şaşırıp bitirmek lazımdı ama içimi de dökmeden olmazdı.

Tour de France 2015 - 9. Etap


Peloton tatile girince ben de bir akşam ara verdim, bu boş günün öğle vakti yazmak istedim zamana karşıyı.

Öncelikle benim tahmin tutmadı, sarı mayo Sky'da kaldığı gibi Froome bir kişi hariç herkesle farkı açtı. O bir kişi de etabı alan BMC'den Tejay Van Garderen ki kapanan fark sadece bir saniye. Takım zamana karşıda da bunlar dışında uzun uzun bahsedilecek şeyler olmuyor. Ancak Cadel Evans gibi 20. etapta zamana karşı ile Tour'un şampiyonunu belirlemesi lazım uzun uzun zamana karşı etabı anlatmamız için. Hafiften bir ilk hafta sonu genel klasman değerlendirmesi gibi de olacak.

Zamana karşıda pek sürpriz olmadı, beklenen takımlar üstlerde yer aldılar. Önceki yazıda dediğim gibi Orica-GreenEdge burada çok daha iyi bir performans verebilirdi ama o kadar hasarla zamana karşıda finişi görebilmeleri bile başarı.

Buradaki sonuçlarla genel klasmanı okumamız lazım, başta söyledim, Froome üç ciddi rakibine de fark attı. Nibali, Quintana ve Contador üçlüsü için ikinci hafta çok daha kritik bir hal aldı. Özellikle Nibali çok kötü gözüktü, dördüncü etapta taşların üzerinde atak denedi kimseyi silkeleyemedi, cumartesi günü Mur de Bretagne'de bile zaman farkı yedi. Hiç umut vermiyor. Nibali için tek şans uzun inişlerin bulunduğu etaplar olabilir. Genel klasman iddialıları arasındaki en iyi inişçi olarak bu avantajdan yararlanmak zorunda. Quintana da tutunmakta zorluk yaşadı bazı yerlerde ki takım arkadaşı Valverde kendisinden dokuz saniye daha iyi durumda. İkinci haftanın sonlarına doğru Movistar'da takım içerisinde liderlik savaşı baş gösterebilir. Contador ise takımından beklediği domestik performansını alamadı, dağlarda tek başına kalma riski var.

Salı günü(yarın) yaşayacaklarımız dağlardaki senaryolar açısından güzel bir fragman olacak. Etaplardaki zaman primleri işlerin çok daha kolay karışmasına zemin hazırlıyor. Kaoslarla dolu ilk haftanın ardından dağlardaki esas genel klasman mücadelesi başlıyor.

Tour de France 2015 - 8. Etap


Olaylı geçen günlerin ardından bugün yine sakin-sessiz bir peloton izledik. Peloton'daki herkes açık ve net bir şekilde pazar günü takım zamana karşıyı da atlatıp dinlenmenin peşinde. Salı günü başlayacak dağlık etaplar öncesi hem psikolojik hem de fiziksel olarak dinlenmeye iyice ihtiyacı var herkesin. Bu yüzden Tony Martin'in sakatlandığı kaza dışında o gün de dahil olmak üzere birkaç gündür ataksız ve olaysız yarışlar izliyoruz. Arada bir-iki düşen oluyor ama o da normal.

Bugünün özelliği Tour'daki ilk zirve finişi olmasıydı. Ama öyle göz korkutan bir finiş değil. Açıkçası bir amatör bisikletçi olarak benim bile rahat alabileceğim bir yokuştan bahsediyoruz. Gerçek zirve finişi 1. kategori veya HC kategori yokuşların zirvelerinde olacak.

Etap 2 km'lik kategorize bir tırmanışla bitiyor olunca heyecanlandık elbette, favoriler atak dener umutlarım peloton'un son üç gündeki durağan havası sayesinde azalmıştı. Beklediğim gibi de bir etap oldu, Froome sarı mayosunu korudu, tırmanışı ve etabı kazanan ise Stybar gibi son kilometrede atağını yapan Vuillermoz oldu. Ag2r-La Mondiale gibi peloton'da sevilen, doğru ve güzel işler yapan takım etap alınca insan seviniyor. Bu sene şimdilik Bardet ve Peraud ile istediklerini alamadılar genel klasmanda, etap alarak üzerlerindeki ölü toprağını attılar ve dağlara kavuşacağımız ikinci hafta öncesi moral buldular.

Froome hala lider. İlk haftayı yarın(pazar) takım zamana karşı ile kapatıyoruz. Sky sarı mayoyu Pireneler öncesi elde tutmak istemiyor, bu yüzden takım zamana karşıda ikinci hafta öncesi mayo el değiştirebilir. Normalde dokuzuncu etapta takım zamana karşının ağır favorisi Orica-GreenEdge derdim ama üç ismi kaybettiler, eldeki iki isim sakat, zar zor yarışıyorlar. Trek'te Cancellara gitti, Etixx-QuickStep'te Tony Martin gitti. Zamana karşı spesiyalistleri Tour'dan uzaklaşmışken net favori vermekten kaçınıyorum. Ama sarı mayo el değiştirir bence, tek tahminim bu.

Tour de France 2015 - 7. Etap


Her güne ayrı olayın damga vurduğu Tour nihayet sakin bir etabı geride bıraktı. Sporcuların da, takım çalışanlarının da, izleyenlerin de buna ihtiyaçları vardı doğrusu. Dün Tony Martin'in köprücük kemiğindeki parçalı kırığın etkisini üzerimizden atamamışken yeni bir olaya hazır değildik.

Tour hakkında, belki de üzerinde en az konuşulacak etabın ardından elimizde iki şey var: Froome'un sarı mayoyu giymemesi ve Cavendish'in iki yıl sonra gelen galibiyeti.

Tony Martin dün kazadan sonra çizgiyi geçtiğinde hala yarışın lideriydi. Sabah etap öncesi imzalar atılırken de adı listedeydi, imzalar kapanana kadar da lider o olduğu için yarış öncesi Chris Froome yolda kazanmadığı sarı mayoyu giymek istemedi. UCI ve ASO da bu fikre onay verince sarı mayosuz bir etap izledik. Ameliyat sonrası hastanede etabı izleyen Tony Martin için güzel bir saygı duruşu oldu. Tour'da ilk etap dışında sarı mayonun yolda olmadığı bir etap izlediyseniz eşine az rastlanır bir olaya tanıklık etmişsiniz demektir.

Günün diğer notu ise etabın kazananından geldi elbette: Mark Cavendish! Bugün de kazanamazsa ilk haftayı galibiyetsiz kapanacaktı Cav ama Greipel'i, iki etapta yenildiği şekilde yenerek Tour de France tarihindeki 26. etap galibiyetini aldı. Greipel Cavendish'in arkasında kalıp, Cavendish'in rüzgarıyla Cavendish'i yendi bundan önceki etaplarda. Bu bol Cavendish barındıran cümlede rolleri tersine çevirince ortaya Cavendish'in galibiyeti çıkıyor: Cavendish, Greipel'in arkasında kalıp, Greipel'in rüzgarıyla Greipel'i yendi. Üstelik son 200 metreye kadar kimse sprint atmamıştı, herkes patlayıcı gücünü olabildiğince bir çırpıda harcamaya çalıştı ama unuttukları şey mesafe kısaldıkça Cavendish'in rakipsiz olacağıydı.

Son 25 metrede öyle bir güç uyguladı ki Cavendish, diğerlerinin yanından ok gibi fırlayıp geçti. Burada şansının da yaver gittiğini söylemek gerek, Kristoff herkesten geç başladı sprinte ve Kristoff ile Greipel'in ardında sıkışan Cavendish, Kristoff'un yarattığı boşluğa kendini atıp öne fırlamış oldu.

Durağan bir etabın sonunda izlemesi son derece zevkli bir sprint oldu, etabın ilk beşi de bundan sonraki sprint mücadelelerinin özeti oldu: Cavendish, Greipel, Sagan, Degenkolb, Kristoff.


Ayrıca, Kristoff bahar klasiklerine damga vurduğu dönemdeki gücünün çok uzağında. O dönemki gücü olsa şu an yeşil mayoyu bitirmişti bence.

Yarın Tour de France'ın ilk zirve finişi var. Genel profile bakınca bir dağlık etap görmüyoruz ama finiş üçüncü derece tırmanışın zirvesi olacağı için son metrelerde favorilerden atak denemeleri görebiliriz. Özellikle de süre kaybetmiş olan isimler Froome'a biraz yaklaşmak için zorlayacaklardır mesafe uzun farklara izin vermiyor olsa da.

10.07.2015

Tour de France 2015 - 6. Etap


Deniz kenarından gidilmesine rağmen rüzgarın bu kadar az etkilediği, profili tırtıklı ama gidişatı sakin olan altıncı etapta son kilometrelere yaklaştıkça kaliteli bir yokuş sprinti izlemeyi umuyorduk. Ancak onlarca kilometrenin ardından sadece 800 metre kala gerçekleşen kaza yine herkesin odağını başka bir yere çevirdi. Halbuki senaryolar az çok belliydi, heyecanımızı düşük tutup beklenen etap finişine hazırlamıştık kendimizi.

Etap boyu üç tane dördüncü kategoriden yokuş vardı. Dördüncü kategori yokuşlarda polkadot mayo(tırmanış mayosu, puantiyeli mayo) için bir puan veriliyor. Bunun anlamı iki puanlı Joaquim "Purito" Rodriguez'in polkadot mayoyu kaybetme ihtimalinin olmasıydı. Eğer üç tırmanışta da zirveyi geçen isim aynı olursa polkadot mayo klasmanında liderliği ele geçirecekti. Yeni yeni takip edenlere hatırlatalım, normalde bu klasman bu denli düşük puan aralıklarıyla yürümez, ilk hafta yokuş yok denecek kadar az olduğu için şimdilik böyle ilerliyor. Yoksa ikinci ve üçüncü hafta orada da birbirine girecek sıralama.

Neyse, lafın kısası, bu olasılık gerçekleşti. MTN-Qhubeka'nın siyahi bisikletçisi Teklehaimanot üç zirveyi de ilk sırada görüp polkadot mayonun yeni sahibi oldu. MTN-Qhubeka gibi özel bir takımın Tour'daki ilk senesi için çok büyük bir başarı oldu.

Bu olaya sevinip kendimizi Sagan-Degenkolb düellosuna hazırlıyorduk ki 800 metre kala o bahsettiğim kaza yaşandı. Sarı mayoyu giyen ve üstelik bu mayoyu güzel de bir hikaye sonrası elde den Tony Martin kısa yokuşta tempo yaparken bir anda yere düştü, Nibali başta olmak üzere onlarca isim de yerde kaldılar Panzerwagen'le beraber. Tony Martin dışındakilerde çok bir şey yoktu ama Panzerwagen son 800 metreyi üç arkadaşının desteği ile gidebildi. Görüntüye bakılırsa ya köprücüğü kırdı, ya da omzu çıkardı ama hal ve hareketleri köprücük gibi duruyordu. Sabah öğreneceğiz net durumu...

Peki kazaya karışan sporcular süre kaybettiler mi?
-Konuyu bilmeyen arkadaşlara cevabın "hayır" olduğunu hatırlatalım. Son üç kilometre içerisinde yaşanan bir kaza olduğu için düşen sporcular zaman farkı yemiyorlar. Bu yüzden genel klasman iddialılarını domestikleri son üç kilometreye kadar taşıyıp sonrasında grubun ortalarına veya arkasına geçiyorlar.

Bu kaza olurken önde etabın iki favorisi Sagan-Degenkolb ikilisiyle beraber Kristoff ve diğerleri de tutunmaya çalıştılar ama Tony Martin düştükten birkaç metre sonra atağını yapan takım arkadaşı Zdenek Stybar, Etixx-QuickStep'e galibiyeti getirdi. Burada Stybar basıp giderken arkada kedi-fare oyunu oynayan sprinterler etabı Stybar'a hediye ettiler bir bakıma. Birbirlerinin ataklarını kolladılar o hafif eğimde, yoksa hepsi beraber saldırıyor olsa Stybar alamazdı etabı.

Son olarak etap sonu yaşanan bir tartışmayı ve sonundaki açıklamayı paylaşmak istiyorum. Yaşanan kaza sonrası Nibali, Froome'u suçladı. Froome da konuyu konuşmak için Astana otobüsüne Nibali'nin yanına gidiyor, iki sporcu aralarındaki sorunu çözüyorlar ve Nibali'nin sonrasındaki açıklaması bisikletin ne kadar güzel bir spor olduğunu özetliyor:

- "Froome ile aramızdaki problemi çözdük, özür diledim. Bizler bisikletçiyiz, futbolcu değil."

Güncelleme: Tony Martin'den durumu hakkında ilk bilgi gelmiş ben bu satırları yazarken. "Köprücük kemiğim kırık, ne yapacağımızı konuşacağız..." dedi.

Not: Yazıları önce başka yere yazdığım için zaman konusunda ufak fark oluyor, buraya eklediğimde Martin'in durumu zaten belliydi...

8.07.2015

Tour de France 2015 - 5. Etap



Gerilim dolu günlerin ardından Tour de France şimdilik en durağan etabını yaşadı. Açıkçası ilk günkü zamana karşı bile Cancellara-Martin-Dennis-Dumoulin derken daha heyecanlıydı diyebilirim. Yalnız, şu saydığım dört isimden ikisinin Tour'a devam etmiyor olması ne acı değil mi?

Günün öyle aman aman anlatılacak bir tarafı yok. Elbette Greipel'in ikinci etabını alması çok önemli, bazıları artık Türkiye gibi daha alt seviye turlarda etaplar alabileceğini düşünürken Sagan-Cavendish-Degenkolb üçlüsünün arasından iki seferdir sıyrılması büyük iş. Bence son güne kadar dayanıp yeşil mayoyu Sagan'a kaptırmaması lazım. Gorilla'ya şu iki etaptaki performanstan sonra o mayo yakışır, hak ederecek alacak.

Mark Cavendish ve Etixx-QuickStep için 2015 kabus gibi geçmeye devam ediyor. Her yerde sorun yaşadılar, Türkiye Turu'nda Marmaris ve İstanbul'daki finişler dahil olmak üzere seviyesinin çok üzerinde yarışlar kaybetti Cavendish. Hatta bahar klasiklerini düşünürsek Cavendish'in olmadığı yerlerde de ciddi yenilgiler aldı Etixx-QS. O dönemin tesellisi Alaphilippe gibi bir yıldızın doğuşunu izlememiz oldu. Zaten o da umut dolu performanslar sergilemese Etixx-QuickStep iyice şamar oğlanı olacaktı.

İkinci etapta Renshaw 100 metre kadar erken bırakmıştı Cavendish'i. Bugün de son 3 kilometreye beş kişilik trenle girmelerine rağmen iki virajla beraber darmadağın oldular ve kaçınılmaz son geldi. Son kilometreye Renshaw, Cavendish'in önünde girdi girmesine ama 200-250 metre sonra koptular, Cavendish birilerinin ardına saklanıp yol açmaya çalıştı kendine, Cavendish başkasının ardına sığınmaya çalışıp sprinte kalktığında ise onun tekerleğinden ayrılmayıp doğru sprinti attı Greipel.

Gorilla ikide iki yaptı. Cavendish için dağlar öncesi son şans cuma günü. Orada da yenileceğini düşünüyoru, psikolojik olarak kolay dağılan bir yıldızdan bahsediyoruz çünkü.

Yarın klasikçilerin günü, testere gibi bir etap profili var, sürekli kısa kısa yokuşları çıkıp inecekler. Çok aday var, benim dileğim Sagan'ın alamaması...

Tour de France 2015 - 4. Etap


Bu biraz geç oldu, kusura bakmayın, internetle ilgili ciddi problemler yaşıyordum, yeni yeni aşabildim. Zaten beşinci etabı da yayının yarısında açabildim.

Dördüncü etapta Belçika'dan Fransa'ya geçtik, Tour de France'ın gerçek topraklarına giriş yaptık. Tour'un ülkesinde ilk güne yakışır bir finiş izledik ama Fransa'ya giriş bir Fransız için kabusa dönüştü. İlk beş adaylarından, hatta sürpriz yapıp podyum adayı olması beklenenlerden Thibaut Pinot için yarış bitti. Üç dakika civarı fark yedi, sorun yaşadığı yerde mekanik müdahalesi standartların çok çok üzerinde bir şekilde gecikince Pinot için Tour hedefi genel klasmandan çıkıp etap almaya dönüştü. Pireneler ve Alpler için hazırlık yapıp birer etap alırsa kötünün iyisi olacak kendisi adına.

Önceki gün Fleche Wallonne tadında bir etap izledikten sonra sıra başka bir bahar klasiği Paris-Roubaix'deydi. Arnavut kaldırımı yollar(pavé) zaten zorlayıcıyken geçen seneki gibi yağmurlu olacağı söylendi, toz toprak değil vıcık vıcık çamurun ve taşların üzerinde gideceklerdi ama birkaç damla düşen yağmur, sağanağa dönüşmediği gibi yoldaki tozu çamura bile çevirmedi. Nispeten kolaylaştı işleri ama yedi tane pave sektörden geçmek şartlar ne olursa olsun yıpratıcıdır. Bir önceki kazadan kalma sakatlığı bulunan çoğu isim için acı ikiye katlandı. Pave bize beklediğimiz heyecanı veremedi, atakları hep karşılandı, Nibali üç kez denedi, Froome ve Van Garderen başta olmak üzere herkes tutununca istediğini alamadı İtalyan.

Tatsız geçen pave sektörlerden sonra basit bir sprint finişine gidiyoruz diye bekledik zira Cavendish tüm taşları yedi bitirdi ve ön grupta kalmayı başardı. Nereden bilebilirdik sprint beklenen bir etabın Tour de France tarihine geçecek bir hikayeye sebep olacağını?

Tony Martin'den bahsediyorum elbette, insanın gözlerini dolduran, televizyon başında ayağa kalkıp bağıra bağıra yerinden zıplatan bir performansla aldı etabı. Bu etaptan iki gün önce Cavendish Cancellara'nın gerisinde kalınca üç saniyeyle kaybetti sarı mayoyu. Önceki gün ise Froome'un sadece bir saniye gerisinde kalarak yine sarı mayoyu çok hak etmesine rağmen alamadı. Birer tekerlek farklarla belki de kariyerinin en muhteşem anlarından birine imza atamamıştı. Başkası kolay kolay bırakırdı, o bırakmadı, atağını yaptı gitti, Froome ve diğerlerine farkı atıp sarı mayoyu sırtına geçirdi. İki gün boyunca boğazına düğümlenen sarı mayo hevesini tek başına söke söke aldı. Acayip hikayelerden birini tek başına yazmış oldu.

2.5 kilometre kala herkes ama herkes oradayken, tüm peloton'a karşı tek başına atağını yaptı, ağzını kocaman açıp alt dudağını sarkıtarak klasik Tony Martin ifadesini takındı ve zamana karşı temposuyla arkadan gelen tüm favorileri tek tek yendi.

Tüm genel klasmancılar(Pinot hariç) oradalardı, klasikçilerin hepsi oradaydı... Yetti mi? Hayır. Sprinterlerin düz yolcuları da hafif yokuşçuları da oradaydı, sadece Kristoff yoktu. Degenkolb ve Sagan aç gibi saldırıyorlardı. Hepsini ve trenlerini, özellikle de bu tip durumlarda mesafeyi hızla kapatabilecek, kaçanları yakalayacak tren yapmada uzman iki takımdan birini, Giant-Alpecin'i alt etti Tony Martin. Diğer takım Etixx-QuickStep olunca onu geçmesi gerekmedi zira Martin atağı yaptığı anda Cavendish etabı bıraktı, ben liderim, ben yıldızım egolarını ön plana koymadan Tony Martin'in sarı mayo koşusuna tempoya ortak olmayarak, yavaşlayarak destek oldu ki zaten normalde olması gereken buydu.


Önümüzde 17 kocaman etap var, Pireneler ve Alpler çoğu bisikletçiye kabus yaşatacak ama bence biri yokuşta 5-6 dakika farkla genel klasmanı söküp alacak performans göstermediği sürece 2015'in en unutulmaz galibiyeti dördüncü etapta Tony Martin'den geldi.

Panzerwagen kariyerinde ilk kez sarı mayoyu giydi ve umarım birkaç gün daha tutmaya gücü vardır...

Tour de France 2015 - 3. Etap


Yağmur ve fırtınanın damda vurduğu ikinci etabın ardından üçüncü etap günlük güneşlik havasıyla bizi selamladı. Selamladı selamlamasına ama nereden bilebilirdik bir gün önce o gri havadan sağ çıkan adamların Mur de Huy öncesi kabus yaşayacaklarını?

Etapta 30-35 kişinin düştüğü büyük bir kaza meydana geldi, birkaç dakika sonra da yarışın o ana kadardı bölümü nötralize edildi, birkaç dakika daha geçince de yarış durduruldu. Tüm araçların ve kazada sağlam kalanların tekrar bir araya gelmeleriyle de yarış başlamış oldu. Kazada ilk düşen Bonnet ile beraber Tom Dumoulin ve Simon Gerrans yarışı bırakmak zorunda kalan ilk isimler oldular. En büyük darbeyi Simon Gerrans'ı kaybeden Orica GreenEdge aldı, beş sporcuyla karıştılar kazaya.

Bu isimlerin şokunu yaşarken esas darbeyi akşam yedik: Fabian Cancellara. Spartacus de devam edemeyip yarışı bırakanlar arasında yer aldı ki durumunu öğrenince etabı tamamlayıp Mur de Huy gibi bir yokuşu atlatmasının ne büyük iş olduğunu daha iyi anladık. O halde düz yolda yürüyebilir miyiz emin değilim, adam Huy'de %23 eğime bana mısın demedi.

Günün olayı ise yarışın durma kararı ve Team Sky'ın nötralize edilen anlarda peloton'un en önünde takım halinde tempo yapmasıydı. Bir ara nötralizasyon sonrası komiser aracı peloton'un önünden ayrıldı, daha doğrusu biraz açıldı, o anda deli gibi pedala asıldılar Froome ve arkadaşları. Hemen komiser arası tekrar yaklaştı ve önce tempo düşürüldü sonra yarış durduruldu. Sky'ın temposundan itibaren başta Astana ve Movistarlı sporcular olmak üzere herkes el kol yaparak Sky'ı eleştirdiler, sporcularla yakın temas kurdular. Diğer tartışma olan yarışın durdurulması ise ASO tarafından şöyle açıklandı: Tüm ambulansların ve doktorların kaza yerinde kaldıklarını, ileride kalanların kaza yapmaları durumunda müdahale edecek bir ekip kalmadığını, mecburen beklediklerini belirtti. Sarı mayonun içindeki Cancellara olunca ve o da kazaya karışında bu kararı almak kolaylaştı tabii ki...

Önümüzdeki günlerde Astana, Movistar, Tinkoff-Saxo ve Katusha gibi iddialı takımlardan ortaklaşa bir Anti-Sky oluşumu gelmesini bekliyorum. Önce Sky ve Froome'u yerler, ondan sonra kendi işlerine bakarlar bence. Bu olmazsa Sky'ın yaptığı terbiyesizliği peloton kendi içerisinde cezalandırmış olmayacak ki 200 kişilik peloton yeri geldi mi bu tip kararları aniden alıp ortak davranış sergileyebiliyor. Mesela dün kazaya karışanlardan biri Cancellara olmasa zaten en öne geçer ve tempoyu düşürürdü, Sky yartışmalarına hiç girilmezdi.


Mur de Huy'ün tepesindeki finiş ise Purito'nun, yani Joaquim Rodriguez'in zaferiyle noktalandı. Huy duvarında doğru yerde doğru atağı yaparak kalan gücünü en iyi şekilde kullandı ve Chris Froome'un önünde etabı aldı. 50-100 metre daha olsa Froome geçecekti belki de ama boşuna demedim "kalan gücünü en iyi şekilde kullandı" diye. Tony Martin ise üst üste ikinci gün şok yaşadı. Önceki gün Cancellara'nın zaman bonusu almasıyla üç saniyeyle kaybetti mayoyu. Bu etapta da Froome'un 1 saniye gerisinde kalarak sarı mayoyu yine kaçırdı. İki gün üst üste sağlam travma oldu.

Dördüncü gün Paris-Roubaix yolları bizi bekliyor. Pave(taş, arnavut kaldırımı) yollarda acı çekecekler bisikletçiler. İkinci gün üst üste bahar klasikleri tadında etap izliyoruz, Mur de Huy üzeri pave üst üste iki gün kolay kolay denk gelmez, araştırmadım ama tarihte bile denk gelmemiş olabilir. Tadını çıkarın...

Tour de France 2015 - 2. Etap


İlk etaba dair bir şey yazmadım zira 13.8 km'lik bir zamana karşı etap için konuşacak fazla bir şey olmuyor. Rohan Dennis sürpriz at misali, yenilmez gözüken ve 1-2 olmalarına kesin gözüyle bakılan Fabian Cancellara ve Tony Martin'i geçti. Mesafe birkaç km daha olsa iki favoriden biri Dennis'i geçerdi. Dennis, Tour başlamadan önce sarı mayoyu alırsa ikinci gün de koruyacağını düşünmüştü belki de ama ikinci günün hava şartları dümdüz etapta maksimum kaosu yarattı.

Çapraz rüzgarlar öylesine böldü ki pelotonu, etabın başlangıcından 66 km sonra, daha finişe 100 km kala grup üçe bölündü. Peloton Kuzey Denizi kıyılarına yaklaştıkça finişten gelen görüntüler korku saldı. Birkaç metre ötenin zor gözüktüğü fırtına ve yağış yansıdı kameralara ama etap sonunda, sporcular oraya vardıklarında hava açmıştı neyse ki. O şartlar altında bir sprint mücadelesinde kan akabilirdi, iyi yırttı herkes, yerler bile çoktan kurumuştu çünkü.


Sarı mayoyu giyen Rohan Dennis'in de dahil olduğu grup denize yaklaştıkça geride kaldı. O grupta Nibali, Quintana ve Pinot üçlüsü de bulunuyordu. Daha ilk günden biraz fark yemiş oldular ve bu dümdüz sprint etabı üçüncü gün sonunda Mur de Huy'de finişini daha anlamlı kıldı yarattığı farklarla.

Peloton üçe bölünmüş olsa da sprinterler kopmadılar, zaten önde farkı açan da onlar ve takımları oldular. Greipel, Sagan, Cavendish üçlüsü oradalardı, Cancellara da sarı mayo için onlara eşlik etti ki Cancellara'nın ilk üçe girmesi lazımdı Tony Martin de o grupta aynı süreyle bitireceği için. Son kilometreye girerken Etixx-QuickStep beş isimle en öndeydi ama üçü ayrı, Renshaw ve Cavendish ayrı taraftaydı. kendi takımına tutunamayan ikili soldan öne geçip son metrelere doğru önde girdiler. Ancak önde beş kişiyken birleşemeyerek ilk hatayı yapan Etixx'te Mark Renshaw herhangi bir tehdit yokken Mark Cavendish'i normalden 50-100 metre kadar önce bıraktı ve Cavendish 300 metreden fazla sprint atmak zorunda kaldı. Hal böyle olunca Cavendish'in rüzgarını iyi kullanan Greipel ve bu ikiliye takılan Sagan ile Cancellara son anda Cavendish'i geçtiler ve günün en büyük favorisini dördüncü sıraya attılar. Cavendish'in dördüncü olması de Cancellara'ya sarı mayoyu getirdi.

Spartacus, daha önce beş yılda giymişti sarı mayoyu, bu etapla birlikte altıncı yılı eklemiş oldu hanesine, gün olarak da 29'a çıkaracak.

Üçüncü etapta son bölümde Mur de Huy var. Fleche Wallonne'un kısa ama duvar gibi bisikletçilere çarpan, bacaklardaki gücü emip yerine acı pompalayan o efsane yokuşu var. Yerdeki yüzlerce "Huy!" yazısı eşliğinde, bahar klasiği tadında muhteşem bir etap bizi bekliyor.

4.07.2015

Tour de France 2015 - Ön İnceleme #2 Genel Klasmanın Yancıları

Favorileri tek tek sıraladıktan sonra sıra geldi favorileri zorlayacak isimlere ve diğer mücadelelere.

Bisikletle son birkaç yılda az çok ilgisi olan, klasikleri veya haftalık yarışları izlemese de en azından sezonda ikişer Grand Tour izleyen biri için favorilerin yanına eklenecek ilk ismi tahmin etmek zor değil. O, bir yarıştaysa mutlaka Caner Eler'in deyimiyle "Olağan Şüpheliler" arasında ilk sıraya yazmamız lazım. Anlayan çoktan anladı, anlamayanlar için fazla uzatmayalım. Purito'dan, yani Joaquim Rodriguez'den bahsediyorum.

Purito'nun olduğu yerde heyecan, gerilim, aksiyon her zaman var. Dört favorinin peşinde giderken "Ya siz kimsiniz arkadaşım ben gidiyorum." diye basıp gidip etabı alabilecek biri. E madem böyle biri de bu adam, neden favori değil? Çok basit bir açıklaması var: Üç hafta boyunca bir turun genel klasmanına hükmedebilecek gücü yok. Bugüne kadarki en büyük başarısı 2013'te aldığı genel klasman üçüncülüğüydü. Sürpriz atakları ve girişimleriyle genel klasmanın en büyük dört favorisini rahatsız edeceğinden eminiz. Kariyerinde sadece bir tane Tour de France etap galibiyeti olsa da Purito yokuşta basıp gittikçe "Purrrrritooo" diye çıldıracağız ekran başında. Kariyerinin sonlarına yaklaşırken Tour'da birden fazla etap galibiyetini kesinlikle hak ediyor. Belki genel klasman için rakipleri çok çok güçlü ama kırmızı mayo konusunda şansı yüksek isimlerden ama o alanda rakibi çok fazla. Takımına değinmemiz gerekirse yılın şimdilik en formda ve başarılı sprinteri Kristoff da burada, Katusha sprintlerde Cavendish ve ekibinin en büyük rakibi olmak istiyor, bu da tırmanış domestikleri ile sprint domestiklerinin paylaşılmasına sebep oldu. Dani Moreno'nun Tour'a gelmemesinin sebeplerinden biri de bu zaten. Yoksa Purito'yu uçuracak bir süper domestik olurdu Moreno.

Purito'dan sonra sırada geçen sezonun iz bırakan Fransızlarına geçelim. 2014'ü kazanan Astana'dan sonra geçen seneki Tour'un en mutlu takımı Ag2r-La Mondiale olmuştu. Peraud ile ikinci sırayı alan takım, ilk 10'a iki sporcu sokmayı başarmıştı Bardet de altıncılığı kapında. Buna ek olarak FDJ'nin genç yıldızı Pinot da üçüncü olmuştu. Bu sene üç isim de burada olacaklar. Pinot ve Bardet için geçen bir yıl tecrübe ve daha da güçlenme anlamına gelirken geçen senenin ikincisi Peraud 38 yaşında, onun için geçen her sezon kariyerinin sonuna atılmış bir adım demek. Hayatının başarısını kazandığı 2014'ün ardından 2015'te ilk 10'da kalması yeter de artar bile kendisine. Pinot ve Bardet ise bu yine ilk 10'dan kopmasını beklemediğimiz isimler. Bardet, Tour provası dediğimiz Dauphine'de etap kazandı geçtiğimiz ay ki o etap Tour de France'ın 17. etabı olarak karşımıza çıkacak üç hafta sonra. Sadece 17. etapta değil birçok etapta gözleri Bardet ve Ag2r takımında olacak. Pinot ise İsviçre Turu'nda bir zirve finişi kazandı Tour hazırlıkları sırasında. Geçen sezonun gençler klasmanında 1-2 yapan bu iki isim Fransızların en büyük umutları. Yine bir Fransız şampiyon çıkmayacak belki ama bu iki isimden biri devlerin aralarına sızıp Paris'te son gün kürsüde olurlarsa geçen seneki çift Fransız barındıran podyuma oranla daha önemli bir başarı olur.

Gözlerimizi şimdi de dört sene öncenin Tour de France şampiyonu Cadel Evans'ın takımı BMC'ye çevirelim. Cadel sonrası Tejay van Garderen'ı liderliğe soyunduran BMC, henüz Amerikalı sporcudan istediği verimi alamadı. Van Garderen bu sene geçmişe oranla biraz daha formda geliyor Fransa'ya. Dauphine'de Froome'un ardından ikinci tamamladı genel klasmanı. Katalunya Turu da kendisi adına başarılı geçmişti. BMC onu yokuşlarda taşıyamayacak, daha doğrusu Sky, Astana, Tinkoff-Saxo kalitesinde domestik katkısı alamayacak ama o takımların domestiklerinin arasına kaynayıp doğru yerde doğru atağı yaparak podyumu zorlayabilir. Podyum diyebiliyorum geçen seneki beşinciliğini referans alarak ama şampiyonluktan bahsetmiyorum, yapamaz.

Bu isimler dışında ilk 10'a aday en güçlü isimler Bauke Mollema, Andrew Talansky, ilk tour macerasına atılacak olan Warren Barguil, 2013 dünya şampiyonu Rui Costa ve Wilco Kalderman olacaklar ama unutmayıp sona sakladığım bir grup var: İkinci Adamlar.

Şu ana dek saydığım ek isimler ilk 10'u doldurdular ama ilk 10 için onlar kadar güçlü, takım lideri olabilseler genel klasmanı zorlayıp podyum yapabilecek isimler var. Dört büyük takımın liderinin dört süper domestiği:

Astana'da Fuglsang, Sky'da Porte, Movistar'da Valverde ve Tinkoff-Saxo'da Majka.

Bu dört isim içerisinde geçen sezonun mayo kazanan isimlerinden biri var: Dağların kralı(KOM - King of Mountains) klasmanındaki puantiyeli mayoyu Rafal Majka kazandı 2014'te. Contador sakatlanıp Tour'u bırakınca Majka kazandığı serbestliği iyi değerlendirdi, iki etap alıp tırmanış mayosunu kazandı. Contador'un zorlamadığı yerlerde etaba gidebilir ki büyük favorilerin domestikleriyle gittikleri etaplarda son bölümleri zorlamadıkları anlar göreceğiz, bu anlarda önde kalan bu süper domestiklerin etap almaları için uygun şartlar oluşacak. Ya da liderinin gidemediği yerde ön tarafın ataklarını yumuşatmak için ön grupta kalıp, lideri yetişemeyince etaba koşan olabilir. Yüzlerce olasılık var bunlar için, tek tek tahminde bulunmamız çok zor.

Valverde ise şu an UCI World Tour'un lideri.

Bilmeyenler için açıklama: UCI World Tour'u, Formula 1 veya Diamond League gibi düşünün. Takvimdeki tüm haftalık turların genel klasmanlarının ve o turların etaplarının ayrı ayrı puanları olduğu gibi ve tek günlük klasiklerin de puanları var. Her sporcu her yarışa katılmak zorunda değil, bunu kaldıracak bir bünye yok ki teknik olarak da imkanı yok bunun. Çünkü çakışan yarışlar da var.

Valverde kağıt üzerinde sezonun en formda ismi olarak gelse de genel klasman için bu listeyi okumak doğru değil. Quintana, Froome ve Nibali gibi sadece Tour'a odaklanmış isimlerin World Tour klasmanında yer edinmelerini kimse beklemiyor, hedefleri de o değil. Valverde bu yıl Liege-Bastogne-Liege ve Fleche-Wallonne'u kazandı. Yani üçüncü etaptaki Mur de Huy'u aşıp yarışı kazanan isim. Ayrıca geçtiğimiz hafta İspanya Yol Şampiyonası'nda da zafer Valverde'nin oldu. Quintana'ya sorun çıkarabilecek bir isim, Tour'da yapacakları ve nasıl bir karakter koyacağı en fazla merak edilen isim diyebilirim. Genel klasmanda kendi takım arkadaşı Quintana'nın kaderiyle oynayabilir. İlk hafta Valverde'ye çok uygun, klasikvari etaplar sayesinde ilk haftanın sonunda sarı mayonun sahibi olursa dağlara gidilirken liderliği ele aldım diyebilir. Bu da Tour'da bambaşka senaryolar yazdırır.

Fuglsang genel klasmanda ilk 10'da kalabilir zira Nibali'nin en büyük destekçisi olarak ön gruptan fazla kopmayacak ve doğal olarak çoğu isme karşı zaman kazanacak. Sadece süper domestiklik rolünün hakkını vererek ilk 10'u elde edebilecek isim. Richie Porte ise Giro'ya takım lideri olarak gidip bir kez daha Grand Tour'ların adamı olmadığını gösterdi. Giro, Tour ve Vuelta'da lider olabilecek bir isim değil, üç haftayı kaldıramıyor. Bir gün Froome'u tek başına çekebilecekken başka bir gün 30 dakika fark yiyebiliyor, yokuşlarda bir sprinter edasıyla aheste aheste pedallayabiliyor. Bu dört süper domestik arasında bir klasman yaptığımızda Porte muhtemelen dördüncü olacaktır. İlk 10 için de bu yüzden pek şans vermiyorum. İlk 20'de kalmak bile Giro'yu denemiş Porte için başarı sayılabilir.

Bu saydığım isimler dışında gözünüz Güney Afrikalı yokuşçu Louis Meintjes'in üzerinde olsun. MTN-Qhubeka'nın Tour macerasında altın değerinde performansların altına imza atabilir.

Tour de France 2015 - Ön İnceleme #1 Favoriler:

Tour de France'ta perde, Utrecht'teki Grand Depart'la beraber 102. kez açılmaya hazırlanıyor -ki yazıyı bloga taşıdığımda ilk etap başlamış oldu zaten-. Tour, 102 yıllık tarihinde altıncı kez Hollanda'da start alacak. Utrecht'te ilk gün 13.8 km'lik bir zamana karşı izleyeceğiz ki daha ilk günden Tony Martin-Fabian Cancellara düellosunu müjdeliyor bize Tour. Üç haftalık heyecanın bundan aşağı kalır yanı olmayacak. Her etap ayrı bir olay neredeyse... Alıştığımız düzenin aksine bu yıl ilk hafta tamamen sprinterlere ayrılmış değil. Tour'daki iki zamana karşı etabı da ilk hafta içerisinde olacak. Burada "ilk hafta" dediğimiz bölümün aslında dokuz etaptan oluştuğunu unutmamak lazım. 4 Temmuz günü başlayıp 12 Temmuz akşamüzeri sonlanacak ilk haftada daha üçüncü gün sprinterlerin canına okuyacak ikonik bir yokuş ve finiş var: Mur de Huy!

Fleche Wallonne'un simgesi olan bu kısa ama ölümcül yokuş, Belçika'ya uğrayacak peloton'un büyük kısmının hoşuna gitmeyecek. Üçüncü gün efsanevi Mur de Huy'a çarpan sporcular ertesi gün başka bir klasik olan Paris-Roubaix yollarına düşecekler. 13 km'lik pave(taş/arnavut kaldırımı) yolda resmen "seke seke" gidecekler. Daha dördüncü günün sonunda, tıpkı geçen sene olduğu gibi pave'de bazı isimlere veda edebiliriz. 2014'te Chris Froome'a ilk haftadan pes ettiren pave yolun bu seneki kurbanı yine Froome mu olacak yoksa bir başkası mı hep beraber göreceğiz. Geçtiğimiz yıl Froome pave'den çıkamazken, Nibali taşların üzerinde beklenmedik bir performans gösterip kırk yıllık klasikçi gibi çıktı oradan, sonrasını da takip edenler biliyorlar, Paris'te kürsünün en tepesinde o vardı.

Etaplarla ilgili daha fazla bireysel yorum yapmayacağım zira her etabı tek tek değerlendirmeyi planlıyorum. Üçüncü ve dördüncü etaplara şöyle bir değinme sebebim parkurun zorluğunu vurgulamaktı. Sadece sprint izlemeyi sevenleri biraz üzecek bir parkura sahibiz. Orta dağlık ve klasikvari etaplar dışında tam yedi dağlık etap var ki bunların beşi zirve finişi olacak. Zirve finişleri dışında da yokuş yukarı biten etaplarımız var ki ilk hafta bunları da göreceğiz zaten. Paris'ten önce son gün Alpe d'Huez'in çıkılacağını eklemek lazım.

Gelelim ön incelemenin asıl merak edilen noktasına, favoriler, sürprizler, sprint etapları ve mayolar...

Tour'da favori olarak harika bir Kare As var elimizde. Bu dörtlü son sekiz Grand Tour'un yedisini kazandı. Son üç sezonda bisikleti domine eden adamlardan bahsediyoruz:

-Son şampiyon Vincenzo Nibali
-İkisi Tour olmak üzere yedi kez Grand Tour kazanan Alberto Contador
-Nibali'den bir önceki şampiyon Chris Froome
-Froome'un kazandığı senenin beyaz mayo sahibi, Giro 2014 şampiyonu Nairo Quintana

Tek tek değerlendireceğim bu şampiyon dörtlüyü. Bir arada karıştırmak istemiyorum.

Nairo Quintana:
Movistar'ın genel klasman lideri, 2013'te Chris Froome'un kazandığı ve pek de keyif almadığımız Tour'da umudumuz olmuştu. İkinciliği söke söke alıp, 25 yaş altı bisikletçilere verilen, gençler klasmanı da diyebileceğimiz beyaz mayonun da sahibi oldu. 2014'te Movistar onu tekrar Tour'a salmak yerine Giro ve Vuelta'ya yolladı. O da takımının bu kararının hakkını verip kariyerindeki ilk Grand Tour genel klasmanını kazandı İtalya topraklarında. Vuelta'yı ise kaza sonucu yarım bıraktı. Bu sezon iste Tirreno-Adriatico'yu aldıktan sonra birkaç yarışta daha kendisini gördük ama genel anlamda inzivaya çekilip tamamen Tour'a odaklandı.

Kendisi için rakipleri kadar kendi takımı Movistar içerisinde de bir tehlike var: Alejandro Valverde. Kimilerine göre ortak lider, kimilerine göre süper domestik olarak geliyor Valverde ama Quintana'nın en ufak hatasında 2012'de Froome'un Wiggins'i beklediği gibi beklemez, basar gider ve takım liderliğini ele geçirir. Zaten Quintana, diğer rakipleri gibi kendi takımının gerçek lideri değil, Valverde "ben de varım" diyor her fırsatta. Quintana ülkesinde inzivaya çekildikten sonra ne durumda tam olarak bilmiyoruz, Fransa'ya biraz güçsüz ve formsuz geldiyse Valverde ortalığı karıştırıp bu genç Kolombiyalı yıldızın Tour planlarına büyük darbe indirir. Güçlü kalıp iyi bir 2015 geçiren Valverde'nin formunu kendi avantajına çevirmesi şart çünkü Valverde kolay kolay domestik rolü üstlenecek biri değil, Quintana'nın takımını Contador-Nibali-Froome üçlüsüyle başa çıkabileceğine gerçekten inandırması lazım.

Quintana genel klasmanda iddialıysa bunu yokuşta her atağı karşılamasına borçlu çünkü bu dört büyük favori arasında en kötü zamana karşıya sahip olan isim. Hemen hemen her büyük yokuşta yapılan her atağı selesinden kalkmadan, buz gibi olan surat ifadesini değiştirmeden karşılıyor. Alışık olduğumuz bir görüntü ve tarz değil bu, adeta düz yolda gider gibi bir ifadeyle parçalıyor yokuşları.

Yine de toparlamak gerekirse Quintana'nın tam bir lider olmaması, Valverde'nin her an planları bozma çabası işine gidip sarı mayo değil etaplara oynayabilecek olması Quintana adına risk. Takımdan kopup kendine sanal domestikler edinerek başka takımların peşine takılmak zorunda kalabilir bazı etaplarda ki buna müsaade eden olmayacaktır. Genel klasman mücadelesi kadar Movistar-Quintana-Valverde üçgeninde yaşanacakları da merak ediyorum ben.

Chris Froome:
Takımıyla beraber baktığımızda Tour'un tartışmasız en güçlüsü Froome. Domestikleri en son kopacak olan, liderine en uzun süre destek verecek olan takım kesinlikle Sky. Belki Contador ve Nibali domestiksiz halde Froome'u silkeleyebilirler ama Tour'da domestikleriniz sağlam kalmazsa işiniz zor ki karşınızda Sky gibi işi bilimsel boyuta taşıyan bir ekip var, 2012 ve 2013'teki zaferlerden beri biraz karanlık bir tartışmanın odağında olsalar bile. Froome'un bu parkurdaki en büyük şanssızlığı bireysel zamana karşı etabı olacak. İlk hafta dışında zamana karşı olmadığı gibi, Froome'un rakiplerine esas farkı atacağı bir bireysel zamana karşı da yok. Tour'un tek bireysel zamana karşı etabı çarşaf gibi dümdüz bir yolda yapılacak ve sadece 13.8 km uzunluğunda. Yokuşun olmadığı bir zamana karşıda Cancellara ve Martin'i geçebilmesi imkansız. Quintana gibi uzun uzun bahsedecek şeyimiz yok aslında, Tour de France 2013'ün şampiyonu yine çok güçlü, 2015'te Tour'un provası olan Dauphine'yi de kazandı. Kazanmasını ister misin derseniz hayır derim, takımına hafiften gıcık olsam da İtalyan biri varken başka birinin kazanmasına ihtimal vermiyorum. Ama şansı en yüksek olan isim ki bunu Contador'un Giro yorgunluğunu düşünerek söylüyorum.

Peki Froome ve Sky için tüm bu yazdıklarımı biraz çöpe atsam nasıl olur? Rodgers'tan beri gruba liderlik edecek, onları taşıyacak bir yol göstericileri yok. Bunun eksiğini çekecekler, özellikle geçen sene Froome'un havlu atmasına sebep olan pave etapta gördük bunu. Froome taşların üzerinde dayak yiye yiye gitti ve kimse dur diyemedi. Bu sene klasikvari etapların çokça bulunduğu ilk haftada Froome'a yol gösterici olabilecek tek isim Geraint Thomas. Ben olsam Thomas'ın rehberlik yeteneğine güvenmezdim bu konuda ki Sky güvenmemiş bile olabilir, belki de "İlk haftayı çıkaralım da, kadromuz kalanını götürür." demiş olabilirler. Froome'un ekibi çok iyi ancak ilk hafta için kafalarda soru işaretleri yok değil. İlk haftayı dokuz sporcudan birini eksiltmeden atlatırlarsa Sky'ın ağırlığı ortaya çıkacak. Ancak "Froome geçen sene düştü diye bu sene de pave'de düşecek değil." derlerse ilk haftada rehberlik edecek bir tane isim bulamamanın bedeli ağır olabilir.

Alberto Contador:
Madem az önce adını andım, geleyim Giro-Tour dublesi hedefindeki Contador'a. Kabus gibi geçen bir Tour de France 2013'ün ardından 2014'te sezon başı kendine gelen Contador, Tour 2014'ü ise Froome'dan hemen sonra terk etmek zorunda kaldı, sebebi de yemek yerken kaza yapması... Şunu baştan diyeyim, tarafsız bir inceleme yazma niyetinde değilim, bisikletten bu kadar uzun bahsedip de objektif olamıyorum. Diyeceğim o ki, ben bu adamı sevmiyorum, hatta nefret de ediyorum ama yakın tarihin en büyük bisikletçisi olduğunu, kendisinin iyi gününde rakibinin olmadığını da kabul etmek zorundayım. Eğer Froome bölümünde bahsettiğim gibi Giro'daki yorgunluğu tamamen atamadan geldiyse kürsü yapması bile zor olabilir çünkü Contador'u biraz güçsüz gören herkes deli gibi saldırıp atak yapacaktır. Hele ikinci hafta dağlık etapların birinde birkaç yüz metre zorlanırsa bırakın diğer üç favoriyi, o an çevresinde olan tüm yokuşçular basar giderler. Bugün futbolda nasıl ki Zlatan'ı, Messi'yi, Ronaldo'yu alt etmeniz öyle çok kolay değilse Contador için de durum aynı. Contador o gün iyiyse ve istiyorsa en kötü ihtimalle onun yanında kalıp fark yememeye bakacaksınız. Contador yorgunluğunu attıysa tek sorunu domestikler olabilir, Giro'da domestiklerinden destek almakta zorlanmıştı, Sky ve Astana domestiklerini güçlü tutarlarsa Contador o zaman korkmaya başlamalı. Tabii tüm bu varsayımlar Giro yorgunluğunu büyük oranda attığı üzerine, yorgunluğu atamadıysa bir şey beklemeyin derim ki o da bırakacaktır zaten sonunu beklemeden. Son cümlem şu olacak: Ne olursa olsun bu adamı önemsememe şansınız yok, zira sevseniz de sevmeseniz de son iki Grand Tour'u kazanan adamdan bahsediyoruz.

Vincenzo Nibali:
Gelelim o Kare As dediğimiz favorilerin dördüncüsüne ve son şampiyona... Nibali sezonu tamamen Tour odaklı geçirdi, unvanını korumak için gelecek ki domestik performansına en fazla ihtiyaç duyan adam olduğunu söylememiz lazım. Astana, Giro'da domestikler açısından çok güçlü gözükse de Aru'nun nefesi yetmemişti Contador'u yakalamaya, şimdi onun bir boy büyüğü Nibali ile Contador'a meydan okuyacaklar ama oradaki domestik kadrosunu Tour'a taşımadılar. Bir isim dışında tamamen farklı domestikler var. Kangert ve Fuglsang'a sağlam iş düşecek. Nibali teke tek kalırsa diğer üç isimden de fark yer, domestikleriyle diğerlerinin tempolarına tutunup son bölümde silkelemesi lazım. Yokuşun başında veya ortasında üç büyük rakibini silkelemesini beklemiyorum, zaten az çok işin içindeki biri de bunu beklemiyordur Nibali'den. Contador, Froome ve Quintana gibi üst üste atak denemek Nibali'nin işi değil yani, Nibali giderse bir kere gider ve tam gider. Nibali'nin muhtemelen her yokuşta bir kere deneyeceği atağını birkaç metre bile geç karşılamak diğer favorileri zor durumda bırakabilir. Eğer bu ender yapacağı ataklarda yakalanırsa ne yapacak peki bu adam? O zaman da devreye defalarca vurguladığımız domestikler girecekler ve Nibali'yi inişlere diğerleriyle beraber getirecekler. Bu dörtlü arasında, hatta belki de tüm peloton'da en iyi inen adam Nibali, yokuş aşağı giderken diğerleriyle rahatlıkla zaman farkı yaratacaktır. Sonrasında yokuşlarda o farkı kullanabilmek yine Astana domestiklerinin bacaklarındaki güçte saklı olacak. Takım zamana karşıda Nibali'den yana bir korkum yok çünkü domestikleri sondaki yokuşu rahat alabilecek durumdalar. Takım zamana karşıda genel klasman favorileri arasında Tour'un gidişatını sarsacak farklar oluşacağını sanmıyorum. Zaten bireysel zamana karşının genel klasman adına ne denli pasif olacağından bahsetmiştim...

4.04.2015

Serie A: 29. Haftaya Girerken

  • Uzun süre sonra blogun üzerindeki tozu Serie A ile atıyorum. Bunu 38 hafta yapsam iyiydi ama son 10 haftaya kısmet oldu.
  • Önce size ufak bir özet yapayım son durumla alakalı.
  • Öncelikle şampiyonluk düğümünün çoktan çözüldüğünü ligin sadece puan durumuna bakan topluluk bile fark etti. Roma milli maç arasından önce Salih'in asist demeye dilimin pek de varmadığı asistiyle Cesena'yı 1-0 yenmeden önceki son 10 lig maçında yalnızda bir galibiyet almıştı. Haliyle bu da Juventus'un farkı 14'e kadar çıkarmasına sebep oldu ki Juventus da o dönemde rehavete kapılıp normalde farka gidebileceği maçlarda bile puan kaybetti çok zorlamayarak.
  • Ligde esas olay Roma'nın düşüşüne kadar üçüncü sırayla alakalıydı. Şampiyonlar Ligi ön elemesini getirecek üçüncü sıra için Napoli, Fiorentina, Sampdoria ve Lazio kapışırken bir anda Roma da bu ekibe dahil oldu ve bu beşli iki Şampiyonlar Ligi bileti için kapışmaya başladılar.
  • Düşme hattı zaten iki takıma indi Parma'nın durumundan dolayı. Cesena ve Cagliari 18 ve 19. sıralardalar ve güvenli bölgeden beşer puan uzaktalar. Bana sorarsanız o iş yaş. Atalanta'yı birinden birinin geçmesi çok zor. Zaten Atalanta dışında diğer takımlar 10 puandan fazla fark attılar.
  • Kısacası, Cagliari-Cesena-Atalanta üçlüsünden ikisi düşecek. Gönlüm Cagliari ve Cesena'dan yana. Atalanta kalsın. Pinilla ve German Denis'in düşmesine gönlüm razı değil.
  • "-Sana mı soracaklardı kimin düşeceğini?
    +Evet."
  • Blogun sahibi Fiorentina'dan bahsedeyim. Bu hafta Sampdoria'yı yendik yendik, yenemedik bitti, daha da Şampiyonlar Ligi şansı olmaz ligde. Ha Avrupa Ligi'ni kazanır da yine Şampiyonlar Ligi'ne katılırsak o ayrı. O ihtimal ligden daha bile yüksek diyebilirim.
  • Mario Gomez falan form tuttu da, iş işten yavaştan geçiyor. Yine de Avrupa Ligi de olsa senede Avrupa'da yer almak kesin. Hem zaten Coppa Italia'da şovumuzu yaptık Juventus'u yenerek. Hedefler anlamında yeterli bir sezondu ama çok daha fazlasını yapabilecek potansiyele sahipken bir şeylerin elden kaçması adamı sinir ediyor doğal olarak.
  • Roma'nın düşüşü için içimden "beter olsunlar" diyorum sadece. Bence iki sezondur fazlasıyla şişirilen bir takımdı, hak ettikleri yere indiler.Doğruya doğru, Fiorentina'yı tutsam da ikinciliği hak etmediğimiz kesin. Orası bu sezon Lazio'nun hakkı. Klose hala taş gibi, Felipe Anderson zaten hile girilmiş gibi oynuyor, futbolun bir açığını buldu, canı istedikçe asist veya gol yapıyor.Sezon başındaki Lazio'yu düşünüyorum, biri bana altı maç üst üste kazanacaklarını söylese küfür eder geçerdim.Fiorentina'nın bu haftaki rakibi Sampdoria'nın da Gabbiadini'den sonra bu kadar iyi olmasına anlam veremesem de Eder'in formunu düşününce biraz sakinleşiyorum. Yine de fikstür onlar için acımasız yüzünü göstermedi henüz. Birkaç hafta sonra altıncı sıraya inebilirler ve hiç mi hiç şaşırmam.
  • Milan diye bir şey var. Inzaghi her hafta "bu defa kader maçına çıkıyor" diye kulübeye iniyor, kovulmadığı gibi pişkin pişkin "Seneye de Milan'ın başındayım!!" açıklaması yapıyor. Neye güvendiğini bilene Cagliari-Cesena maçında Tivibu şifremi vereceğim. Dev promosyon!!!
  • Buraya bunu yazdım diye reklam yaptım sanmayın. Metin arasında tek kelimeyle reklam olmaz. Tivibu önce adam olsun da Tivibu Ev için Tivibuspor 3 kanalını, Tivibu Cep için de Eurosport 1-2'yi ve Tivibuspor 3'ü eklesin. Sonra bedelsiz olarak reklamını bile yaparım hiç üşenmeden.
  • Inter dört maçtır kazanamıyor, Mancini tekrar geldikten sonra galibiyete ilk kez bu kadar uzak kaldılar. Hocamın işi zor, çok zor. Elde Shaqiri ve Podolski'ye rağmen çöp gibi bir kadro var. Yazık.
  • Kalan takımlardan da Sassuolo ve Verona'ya değiniyorum. Sassuolo süper İtalyanlardan beklediği verimi alalı aylar oluyor. Düşüşteler, yatıp kalkıp Atalanta-Cesena-Cagliari üçlüsünün mallığına dua etsinler. Yoksa çok kolay çekilirlerdi düşme hattına.
  • Verona ise Toni ile yine mutlu mesut yola devam ediyor. 36 yaşında 20 gol atan Toni, 37. yaşında ise son 10 haftaya 13 golle giriyor. Böyle giderse 40'a gelip gollere devam edecek ama en kötü öbür sezona da ikna olur ve bırakır. Gol atamayan, aciz bir haldeyken bırakıp gitmek yakışmaz Toni'ye. Hala en üst ligde golleri bulmaya devam ederken bırakıp gitmesi en hayırlısı. Seneye de 10-11 tane atıp bıraksa herkes takdir eder. Efsaneliğinin hakkını verir.
  • Şimdilik bu kadar, haftanın sonunda yazar mıyım bilmiyorum da 30. haftaya girerken de yazacağıma eminim.









  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO