25.03.2017

Start Finish: 2017 Avustralya GP #1



Heyecanla beklenen iki günden ilki sonunda geldi geçti ve Melbourne'de sıralama turlarıyla sezona tam olarak başladık.

-Buraya kadar geçen sürede Ferrari ve Mercedes pilotlarının birbirlerini "kasıtlı olarak yavaş gitmekle" itham etmeleri ve McLaren Honda'nın artık haber değeri taşımayan motor/araç sıkıntıları dışında fazla bir şey yaşanmadı.

-Uluslararası yayını veren FOM'un ağır sıçışıyla ilk eleme seansına grafiksiz, zaman tablosuz, sadece pistte dönen araçları izleyerek başladık. Normal yarış olsa bu kadar sorun olmazdı ancak bildiğiniz gibi sıralamanın en büyük olayı zaten zaman. Bir an Bernie Ecclestone'un intikam amacıyla yayın kablolarını kesmeye çalıştığını gözümün önüne getirsem de ikinci seansa yaklaşırken sorun halloldu.

-Yeni koyulan "sektör içindeki sektörleri" gösteren renkli kutular çok işe yarıyor. Bazı insanlar ise onlara bakmaktan araçları izleyemediklerini söylüyorlar.



-McLaren Honda, Vandoorne'un aracında yakıt akış sıkıntısı yaşayarak beklentileri boşa çıkarmadı. Kendisi de ilk eleme seansında elendi.

-Test sürüşlerinde kaza yapan isimler Palmer ve Stroll da apar topar sıralamaya yetiştirilseler de elenmekten kurtulamadılar.

-Haas pilotu Kevin Magnussen de yanılmıyorsam deneme sürüşlerinde Verstappen'in üstüne çıktığı çimleri bir kez daha biçerek hata yaptı ve elendi.

-Bence günün başarılı sayılabilecek ismi Antonio Giovinazzi'ydi. Pascal Wehrlein'ın yerine son dakikada Sauber'e dahil olan İtalyan pistte fazla çalışma şansı bulamadan sıralamalara girdi ve ilk turda sadece 0.2 saniyelik bir farkla elendi.

-İlk eleme seansında Lewis Hamilton 1.24:191 ile en hızlı isim oldu. Hemen ensesinde 1.24:352 ile Kimi Raikkonen vardı.

-İkinci eleme kısmında yine McLaren Honda'nın Alonso'ya çile çektirmesini izledik. Kendisi her şeye rağmen piste dönüp 13. sırayı alırken "Elimden gelenin en iyisini yaptım." dedi. Sevmediğimi her fırsatta dile getirsem de böyle leş bir arabaya rağmen gösterdiği çaba takdire değer.

-Max Verstappen bir ara "Beni Daniel'in arkasından göndermeyin, çok yavaş" diye şikayet etti ama takım arkadaşı Daniel Ricciardo'dan mı Toro Rosso'daki Daniil Kvyat'tan mı şikayet ettiğini anlamadım. Takıma şikayet ettiğine göre Ricciardo'dur diyeceğim ama Toro Rosso da kardeş takım sonuçta. Çok da önemli değil.

-İkinci seansın sonunda yine Hamilton en hızlıydı (1.23:251) ancak bu sefer peşinde takım arkadaşı Valtteri Bottas vardı. Esas heyecan verici olan ise Hamilton, Bottas, Raikkonen, Vettel şeklindeki dörtlü kendi aralarında 0.25'ten az bir farkla ayrılıyorlardı.

-Perez, Hulkenberg, Alonso, Ericsson ve Ocon'u döktükten sonra girilen son eleme seansında önce Hamilton, Bottas, Vettel arasında poleün çok ufak farklarla değişimini izledik. Lewis Hamilton iki ismi de geride bırakarak pole pozisyonuna kondu.

-Avustralyalı RedBull pilotu Daniel Ricciardo spin atıp duvara vurunca kırmızı bayraklar sallandı. Yağmur yağışı da beklendiği için takımların bir daha piste çıkmayacağı yönünde tahminler yapıldı.

-Ancak beklenen yağmur şehrin üstünde kalıp piste gelmeyince son bir kez daha piste çıkan pilotlar bize mükemmel bir çekişme daha izlettiler. Hamilton 1.23'ün altına inip yine pole pozisyonuna otururken (1.22:188) Bottas ikinci sırayı almıştı. Mercedes için rahat bir yarış olacak şeklinde yorumlar yapılırken Vettel son anda ikinci sıraya yerleşerek "durun hele" diyerek araya girdi.

-İlk dördün dışında kalan Max Verstappen (1.23:485) şimdilik RedBull ile çok bir sürpriz yapamayacağını gösterdi. Tabi yarışta neler olacağını kestirmek mümkün değil.

-Altıncı sırayı almasına rağmen günün bir diğer başarılı ismi Roman Grosjean oldu. Kendisi Haas ile sınırlarını zorladı ve gelebileceği son noktaya geldi.

-Lucas Perez ile Felipe Massa bir ara yol verme yüzünden ufak bir sıkıntı yaşadılar. Perez de başka bir bölümde gereğinden fazla yavaş gittiği gerekçesiyle ifadesi alınmak üzere yarış komiserleri tarafından çağrılmış.

-Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel yarış bittikten sonra rakip araçları uzun uzun incelediler. Vettel özellikle RedBull ve Mercedes'leri aşkla inceleyip dokundu. Eski takımından arkadaşlarıyla da eğlenceli anlar yaşadı.

-Yarış yarın sabah 8'de başlıyor, S Sport kanalında Serhan Acar anlatımıyla izleyebilirsiniz.




17.03.2017

Fernando Gaviria’ya 5 Soru: Klasikleri hedef alıyor!


Kolombiyalı bisikletçi Fernando Gaviria putları yıkmaktan uzak kalmıyor. Bisiklete, Kolombiya’da popüler diyemeyeceğimiz hız pateninden gelerek katıldı. Üstüne dünyanın en iyi tırmanışçılarından bazılarını spora katmış olan bir ülkeden gelip sprinter olarak kendini gösterdi. İkinci profesyonel yılını yaşamakta olan Gaviria ise bunlarla oyalanmıyor çünkü 22 yaşındaki Quick-Step Floors sürücüsü kendi yolunu bulmaya odaklanmış durumda. Ve belki, sadece belki, kendisi Kolombiya’nın ilk büyük klasik yarışçısı olacak. Onu bu hafta sonu Milan-San Remo’da izleyin, yarış öncesi en büyük favorilerden bir tanesi.

Peloton Magazine: Bisiklet dünyasına nasıl girdin?

Fernando Gaviria: Yani ben biraz marjinal biriydim. Babam okulda beden eğitimi hocasıydı ve biz dağlarda büyüdük [La Ceja, 50.000 nüfuslu kasaba]. Aslında kız kardeşim ve ben, yaşım çok küçükken hız patenine başladık. Sonra babam beni bisiklete bindirdi ve anında bisiklete aşık oldum.

Peloton: Sen atipik bir Kolombiyalı bisikletçisin çünkü, bilirsin, tırmanışçı değilsin. Bu ülke gerçekten pek sprinter çıkarmadı. Çekirdekten yetişirken dışlandığını hissettin mi?

Gaviria: Evet benim için kolay olmadı. Bütün yarışlar tırmanışçılara göre ayarlanıyordu. Ancak ben erkenden güçlü yanımın sprint olduğunu öğrendim ve buna odaklanmak için yollar bulmaya çalıştım. Pist bana ilk şansımı sundu ve sonra da ulusal takım bana San Luis Turu gibi yol yarışlarında yarışma şansı verdi. Büyük Avrupa takımları da beni orada gördü. San Luis Turu’ndeki zaferlerim sayesinde Avrupa’da profesyonel kontrat imzalamayı başardım. Fakat umuyorum ki benim gibi sürücüler Kolombiya’nın sadece iyi tırmanışçıların değil, iyi bisikletçilerin ülkesi olduğunu gösteriyor.

Peloton: Parke taşlı klasiklerin tadını ilk olarak geçen sene Gent-Wevelgem’de başarılı bir şekilde aldın, altıncı oldun. Bundan ne ders çıkardın? Sana gelecek için bazı fikirler verdi mi?

Gaviria: Evet, önemli bir süreçti. Kazanamadım fakat çok şey öğrendim. Örnek olarak her parke taşlı bölgeden sonra yiyip içmenin önemini öğrendim. Geçen yıl bunu yeterince yapmadım. Ancak bir şeyi kesinlikle söyleyebilirim, parke yolları çok sevdiğimi öğrendim. Parke taşlı klasikler normal bisiklet yarışları değil. Titreşimi seviyorum, yolları seviyorum. O yarışlar son derece eşsiz. Son derece ekstremler. Belçika’da kazanan sürücüler bütün ekstrem şartlarda kazanabilir -yağmurda, rüzgarda, ufak yollarda. Muhtemelen pelotondaki en zeki adamlardır. Bu sene bu yarışları iple çekiyorum. Eğer orada başarabilirsem her yerde başarırım. Ayrıca Belçika birasını da seviyorum!

Fernando Gaviria ilk olarak Arjantin yarışlarında dikkatleri üstüne çekti.
2016 San Luis Turu'nda dünya şampiyonu Peter Sagan'ı yenmişti.

Peloton: Diğerlerinden daha çok kazanmanın hayalini kurduğun bir yarış var mı?

Gaviria: Paris-Roubaix!

Peloton: Geçen yıl Milan-San Remo’nun son kilometrelerinde kaza yapana kadar iyi bir konumdaydın. Bu baharda senin büyük hedefin bu yarış mı olacak?

Gaviria: İlk olarak mümkün olduğunca fazla yarış kazanmak istiyorum ama evet, Milan-San Remo o kadar güzel ki. Ayrıca geçen yıl Milan-San Remo’da yarışmak faydalı oldu. Çok şey öğrendim. Bu sene stresle daha iyi başa çıkacağıma inanıyorum. Poggio’da nerede olmam gerektiğini de biliyorum. O noktadan sonrasını göreceğiz.

Bu yazı PelotonMagazine.com adresinde James Startt tarafından yayınlanmıştır.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

14.03.2017

Lance Armstrong: “Hâlâ Çok Çalışıyorum ve Umarım İnsanlar Bunu Unutmazlar”

“İnsanlar benim hikayemle ilgili kesin kararlar vermemeliler” diyor Armstrong...

Lance Armstrong, profesyonel spor tarihinin en büyük doping skandalının tam ortasında yer almasına rağmen, daha sonra elinden alınan yedi Tour de France şampiyonluğuna ulaştığı dönemdeki emeklerinin izleyenler tarafından hala hatırlanmasını umuyor.

Bir podcast yayınında eski US Portal takımından arkadaşları George Hincapie, Christian Vande Velde ve Dylan Casey ile, katıldıkları bir 24 saatlik dağ bisikleti yarışı sonrası konuşan Armstrong, o an doping bile yapmış olsalar bisikletçilerin yaptıkları zorlu işlerin unutulmaması gerektiğini söyledi.

“US Portal’da işleyiş şöyleydi: En iyi teknolojiye sahiptik, en ağır biz çalışıyorduk, en iyi araştırmayı biz yapıyorduk, en akıllı taktikler bizdeydi, en iyi sportif direktör bizdeydi, rüzgar tünelinde çalışıyorduk, beslenme düzenimize dikkat ediyorduk. Hepsi bir aradaydı. Yaptığımız buydu” dedi Armstrong.

“Her şey ortadaydı. Benim en çok canımı yakan şey 2012’de bu olay patladığında insanların ‘bu yavşak her şeyin antrenman, beslenme programı, araştırma...’ diye söze başlayıp ‘aslında hiçbiri değilmiş, hepsi dopingmiş’ diye bitirmeleri oldu.”

Armstrong, insanların bir kanser hastasından Tour de France şampiyonuna ve dopingciye dönüşmesi konusunda kesin yargılarını tekrar gözden geçirmeleri gerektiğini söyledi.

“Ortada bembeyaz bir hikaye veya simsiyah bir hikaye yok, ikisi de doğru değil. Bu gri bir hikaye. Bir gün biri bana bu hikayede tek bir şeyi değiştirme şansım olsa bunun ne olacağını sordu. Düşündüğümde beni sinirlendiren tek şey insanların yaptığımız bütün ağır işi unutmaları.”

Ayrıca Armstrong, eski takım arkadaşı Floyd Landis ve ABD Adalet Bakanlığının açtıkları, kendisinin ve Tailwind Sports’un(US Postal takımının sahibi şirket) hükümet bütçesini performans artırıcı ilaçlar almak için kullanıp kullanmadıklarını soruşturan, 100 milyon $ tutarındaki tazminat davası ile karşı karşıya.

“Haberlerin nasıl bu kadar yayıldığına şaşırdım ama bazı şeylerden bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce kendi adımıza davaya ve davanın dayandığı temellere inanıyoruz. Durum çok iyi olmasa da Posta Servisi’nin bundan fayda sağladığına inanıyoruz, geriye dönüp o yıllar boyunca yaşanan tüm iyi şeyleri silip atacaklarını sanmıyoruz.”

“Şunu söylemeliyim ki o yıllarda Posta Servisi’ni temsil etmekten dolayı çok mutluydum. O formayı taşımayı, tüm Avrupa’da pedallamayı, Şanzelize Caddesi’nde basıp gitmeyi ve o forma üzerimdeyken milli marşı dinlemeyi sevdim.”

“O yıllarda başka bir takım da olabilirdi; yabancı bir takım olabilirdi, başka bir Amerikan takımı olabilirdi... ama o organizasyonu temsil etmek büyük bir onur ve keyifti ve biz çok güzel şeyler yaptık.”

“Benim acımasızca cezalandırılmam gerektiğine inanan birçok insan olduğunu biliyorum ve ne hissettiklerini de anlıyorum, ancak benim hayatım cezasız kalmadı. Bazıları böyle açığa çıktı, bazıları çıkmadı ama sonuçlanmak zorunda olan birçok dava hayatımızı değiştirdi, burada biz derken beni ve ailemi kastediyorum.”

“Ancak bu defa hukuk ve davanın bizden yana olduklarına inanıyoruz. Eğer bize destek oluyorsanız desteğiniz için teşekkürler, olmuyorsanız da anlayışla karşılarım.”  

Bu yazının orijinali 22 Şubat 2017’de Cycling Weekly’de yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

13.03.2017

Tarihin En İyi Sprinterleri #1: Mark Cavendish

John Degenkolb, Caleb Ewan, Marcel Kittel ve Peter Sagan gibi daha genç isimlerin nefeslerini ensesinde hissediyor olsa da 31 yaşındaki Mark Cavendish, modern dönem sprinterleri arasında başka bir seviyede yer alıyor. Tıpkı prestijli spor gazetesi L’Equipe’in beş yıl önce onu Tour de France tarihinin en büyük sprinteri olarak gösterdiği gibi biz de onu, geride kalan 40 yılı kapsayan Tarihin En İyi Sprinterleri listemizin ilk sırasına koyuyoruz.

Hala büyük yarışlar kazanıyor ve önünde iyi geçirebileceği dört veya beş sezonu olan Cavendish'in rekorlar kırmaya devam edecek potansiyeli var. Şimdiden tarihin en fazla etap kazanan sprinteri oldu ve Eddy Mercx’in 14’ü bireysel zamana karşı olmak üzere 34 galibiyetlik rekorunu yakalamak için dört galibiyete ihtiyacı var; ayrıca Giro d’Italia’da 15, Vuelta a España’da ise üç etap kazandı ve üç Grand Tour’da da puan(sprint) mayosunu kazanmayı başardı.

Tek günlük yarışlarda ise Cavendish 2011’de dünya şampiyonluğunu kazandı(Ekim 2016’da neredeyse ikinci kez kazanacaktı) ve Milan-San Remo, Scheldeprijs(üç kez), Kuurne-Brüksel-Kuurne(iki kez) gibi klasik galibiyetleri aldı. Ek olarak yeni World Tour yarışları arasındaki RideLondon-Surrey Classic’te de zafere ulaştı. Cavendish, hızını ve dayanıklılığını pist bisikletinde üç tane altı gün yarışı, omnium’da bir Olimpiyat gümüşü ve üç tane madison dünya şampiyonluğu kazanmak için de kullandı. Madison’daydı, yaşı 19’du, o Cavendish bisiklet tarihindeki ilk patlamasını yaptı. 2005’te Carson, Kaliforniya’daki Pist Bisikleti Dünya Şampiyonası’nı izleyenler, Britanyalı veteran Rob Hayles’ın hırçın takım arkadaşı Cavendish’in, altı gün uzmanları arasından fırlayıp yaptığı güçlü atağı hatırlayacaklardır -sonrasında ise riskli bir sürüşle beraber altın madalyaya uzandı. Cavendish sonraları bana, “Yorgun tamamlamıştık. Gözyaşları içindeydim ve bu rahatlattığı kadar da gurur vericiydi.” dedi.

Cav, Los Angeles’a sadece deneyim kazanmak için gitmişti; sakatlanan Geraint Thomas’ın yerine son anda kadroya dahil edildiği için, Hayles ile ilk kez yarışacaktı. O yılın devamında, bir kıta takımına transfer olmadan önce para biriktirmek için iki yıldır yaptığı banka memurluğunu bıraktı ve Almanya’nın ikinci seviye takımı Sparkasse takımıyla sözleşme imzaladı. “Tek yapmak istediğim, bisikletimle yarışmak ve ne kadar iyi olduğumu kanıtlamaktı, böylece profesyonel kontrat imzalayabilirdim.” diyor. “Ama amatör olarak geçirdiğim iki yıl boyunca bir tane bile toplu sprint kaybetmediğimde ne kadar hızlı olduğumu anladım...”

2007’de T-Mobile(sonra Columbia ve HTC-Highroad adlarını alan takım) ile profesyonel kontrata imza atar atmaz yarışlar kazanmaya başladı -o yıl, Scheldeprijs’ta Robbie McEwen’ın önündeki ilk galibiyetini 10 galibiyet daha takip etti. Çaylak sezonunda Tour de France’ta bile yarıştı ama Londra’dan Güney İngiltere’deki Canterbury’ye giden ilk etapta onu yarış dışı bırakan kaza, potansiyel olarak Tour de France kariyerine yapacağı sansasyonel başlangıcı elinden aldı. İlk Tour etabını kazanmak için 12 ay daha beklemesi gerekiyordu. 2008’de Cholat-Chateauroux arasındaki 5. etapta(fotoğraftaki) bir grup sprint tanrısını yerle bir ederek galibiyete uzandı: Oscar Freire(turuncu), Erik Zabel(mavi) ve Thor Hushovd(yeşil). Cav o yıl üç tane daha olmak üzere, 2014’te yine Büyük Britanya’dan başlayan Tour de France’ın açılış etabında dar yolda çok tehlikeli bir menavra sonucunda kaza yapıp yarış dışı kalması hariç her yılda en az bir Tour de France etabı kazanmayı başardı.

Bazen korkusuzca sprint atmakla suçlanıyor ve biri onun sprint çizgisini kapatıp önünü kestiği zaman genellikle deliye dönüyor ama o pelotondaki gerçek dahilerden biri ve hamlesini tam olarak ne zaman yapacağını çok iyi biliyor, özellikle de bir lead-out adamı tarafından taşınmadığı zaman. Bir keresinde onu motive eden şeyin ne olduğunu sorduğumda bana şu cevabı verdi: “İnsanlar bana kazanmak istediğim bir sonraki yarışı sorduklarında ‘finiş çizgisinin yer aldığı sıradaki yarış’ diye cevaplıyorum. Eğer finişe ulaştıysam, en önde geçen olmayı istiyorum. Motivasyonum bu.”

10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.

11.03.2017

Start Finish #5


Sezon öncesi Barcelona'da yapılan test sürüşleri dün itibariyle sona erdi. Takımlar eksik yönlerini, iyileştirmeleri gereken noktaları bulmaya çalışırken sürücüler de bu sezon gelen yeni araçlara rahat rahat alışma şansı buldular. Bir kez daha hafta boyunca aldığım notları sizlerle paylaşıyorum:

Öncelikle sonuçlar



McLaren Honda pistin neşe ve mizah kaynağı olmaya devam etti. Aracın sorunsuz geçirdiği gün olmadığı için hasmclarenbrokendown.com isimli bir site açılmasına yol açtı. Testler boyunca çizdikleri görüntü Melbourne GP'de yarışı tamamlayamayacakları yönünde ancak yarışa kadar olan iki haftada hızlı olmasa da 50 tur gidebilecek bir motoru hazır edebilirler, belki, bir ihtimal, ufak da olsa.

Nereden geldim McLaren Honda'ya
Sayısını karıştırmıyorsam 6 motor değişikliği yaptılar, 2 kere de elektrik aksamlarda değişikliğe gittiler. Twitter'da toplam 20 kırmızı bayrak tweeti gördüysem 12 tanesi McLaren Honda yüzünden oldu. Bunu testlerde attıkları toplam tur sayısının azlığından da görebiliyorsunuz.

Fernando Alonso da durumdan oldukça rahatsız ve lafını takımından esirgemedi. Özellikle Honda'yı eleştirerek "Bütün takım kazanmaya hazır, Honda hariç." şeklinde bir demeç verdi. Sonra da "Virajları diğer pilotların söylediği gibi dümdüz -hız kesmeden- geçebiliyor musun?" sorusuna "Bizim motor gücümüzle her viraj dümdüz." diye yanıt verdi.

Autosport'un canlı yayın hesabı AutosportLive, Twitter'da yaptığı güncellemelerle hiçbir takıma acımasa da en çok McLaren Honda'nın canını yaktı.

"Takımların artık bu noktada araçlarına ince ayarlar çekmeleri gerekiyor. McLaren'in ise ince ayar çektiği tek şey Barcelona pistinin araç kurtarma prosedürleri."

"McLaren düne göre -göreceli olarak- performansını yükseltti ancak testlerin son iki gününde dört kırmızı bayrağa sebep oldular."

"Alonso McLaren'ine atladı... ve yine durdu."

F1 simülasyon oyununu yapan Codemasters şirketinden de "Şu anda ciddi bir tasarım problemimiz var. McLaren'i gerçekçi mi yapmalıyız yoksa bir turu bitirebilecek şekilde mi yapmalıyız?" diye bir tweet geldi.

Bunlar dışında en sık gördüğüm şakalardan biri de "McLaren araçları pistten çok kamyon üzerinde tur attı."

Bu durumdan memnun olan takımlar ise Sauber ve Haas. Özellikle Sauber'in bu sezon son sırayı alması bekleniyorken McLaren'den gelen felaket performans onları ümitlendirmiş olsa gerek. Evet, test sonuçlarında hala son sıradalar ancak en azından yarış bitirebilecek kadar bir motor üretebiliyorlar. Önemli olan dayanıklılık.

Haas da problemlerden kendi payına düşeni almış olsa da çözülmeyecek kadar ciddi sorun yaşamadılar. Grosjean bir kere yol dışına çıktı eğer yanlış hatırlamıyorsam.

Force India'nın derdi ise araç ağırlığıyla. Hesaplanandan daha ağır araçlara sahip olduklarını fark ettiler ve sürücülerinin 2 kg vermesini istediklerini açıkladılar. Bütün kışı yeni araçları kullanabilmek için ağır idmanlarla geçirip zorla kas yapan adamlardan şimdi de iki kilo vermelerini istemek biraz ayıp oldu.

Renault da McLaren ve Toro Rosso'dan sonra en az tura imza atan takım oldu. İlk hafta ciddi sıkıntılar yaşamışlardı. Tamir edemeyecekleri bir şey olmadığı ancak performanslarını geliştirmek için yeterli tur atamadıkları için üzgün oldukları minvalinde açıklamalar yaptılar. En azından Hulkenberg'in kağıt üstündeki sonuçları sezon içinde puanlar toplayabileceklerini gösteriyor. Kendisi aracın beklentilerini henüz karşılayamadığını söylemiş olsa da.

Williams'ın performans şefi Rob Smedley, Massa'nın agresif sürüş tarzının yeni araçlar için ideal olduğunu söyledi. Testlerde 5. sırayı alması kendisini doğruluyor diyebiliriz. Massa da daha önce burada çevirisini paylaştığım röportajında "yeni araçların geçmişte kullandığı araçlara biraz benzediğini ve işleri diğerlerinden daha hızlı kavrayabileceğini" belirtmişti.

Alt ve orta sıraları çok yazdım, özellikle McLaren'den sebep çok uzadı.

Üst sıralara gelecek olursak testlere damga vuran takım geçen yılki gibi Ferrari oldu. Raikkonen bir kez kaza yapıp bir kez de yolda kalsa da elde ettiği 1.18.634 derecesiyle en hızlı olmayı başardı. Attığı turu buradan izleyebilirsiniz. Kendisini 1.19.024 ile Vettel izledi. Ayrıca her lastik türünde en hızlı tura imza atan takım olmayı başardılar.

Hamilton ise hala Ferrari'nin aslında kendilerinden çok daha iyi olduğunu ancak elini göstermekten kaçındığını söylüyor.

Ferrari taraftarları ise tam tersini söyleyip geçen yılki gibi Mercedes'in Melbourne sıralama turlarının son kısmında gerçek gücünü göstereceğini savunuyorlar ancak yine de herkesi "hype-train" dedikleri umut ve heyecan trenine binmeye davet ediyorlar. Tabi son yıllarda trenin son istasyonunun "mutsuzluk" olduğunu da belirtiyorlar.

Hamilton kendi aracıyla ilgili olaraksa "henüz istediği noktayı" yakalayamadığını açıkladı. Williams'tan gelen Bottas ise bir kez kırmızı bayrağa neden olsa da test sonucuyla beklentileri karşılayabileceğini gösterdi.

Red Bull sürücülerinden Ricciardo "araçlarının Mercedes ve Ferrari kadar iyi olmadığını" kabul etti. Adamım Verstappen ise testlerde 1.19ları ilk gören isim olmayı başararak bu sezon sürprizlere imza atmaya devam edeceği yolunda sinyal çaktı. En azından ben öyle düşünmek istiyorum, bunca yıldır türlü spor dallarıyla ilgileniyorum ilk kez genç bir ismi bu kadar şevkle destekliyorum inşallah uğursuzluk getirmem kendisine.

Test mevzusunu noktaladıktan sonra bir ölüm haberini vereyim. Ben de kendisini ölümüyle tanıdığım için biraz üzüldüm. Hem Formula 1 hem de Moto GP'de (bugünkü adıyla) şampiyonluk yaşayan tek isim John Surtees 83 yaşında hayata veda etmiş. 350 cc motosikletlerde 1958, 1959, 1960 yıllarında, 500 cc motosikletlerde 1956, 1958, 1959, 1960 yıllarında şampiyonluk yaşayan isim "sıkıldığı için" geldiği Formula'da da 1964 yılında şampiyon olup aynı sene katıldığı Le Mans'ta da 3. sırayı almış.

Kendisinin 1991 yılında doğan oğlu Henry de 2009 yılında bir F2 yarışı sırasında hayatını kaybetmiş.

F2 demişken, GP2 diye bildiğimiz, genelde Formula 1'in arka bahçesi olan, genç pilotların yarıştığı serinin adı artık Formula 2 oldu. Bu arada oradaki yarışlar da Formula 1'den daha eğlenceli geçiyormuş. Bu videodan yıllar içinde ne tür dangalaklıkların, acemiliklerin yapıldığını görebilirsiniz. Düzenli takip edenler sezon içinde çok sık yaşanan şeyler olduğunu söylüyor.

Elektrikli araçların yarıştığı Formula E de ise bir takım pürüzler yaşanıyor. Gürültü sorunu yaşatmadığı için şehrin uygun herhangi bir yerinde organize edilebilen bu yarışlarda bu sezon planlama hatalarından dolayı yarış takvimi kısır kaldığı için son üç şehirdeki yarışları iki kez yaparak takvimi doldurmaya karar verdiler. Berlin, New York ve Montreal'de hem cumartesi hem pazar günleri yarış yapılacak. Ben de NTV Spor'da ya da Fox Sports'ta görürsem özetlerine bakıyorum oturup izlemişliğim yok, bilgi olsun diye paylaşayım dedim. Düzgün ilerlerse gelecekte izlenebilecek bir yarış serisi olabilir. Eski F1 takımlarından Jaguar bu sezon buraya giriş yaptı. Sıfırdan giren bir takım olduklarından esameleri henüz okunmuyor ama sırf adıyla bile bu seriye dikkat çekmesi yeterli.


Bernie Ecclestone'un vedası için verilen korku filmi gibi partinin fotoğrafıyla sizlere veda ediyorum. 24-26 Mart Melbourne GP'ye kadar yazacak bir şey çıkar mı bilmiyorum ama en geç o zaman görüşmek dileğiyle.

Being John Malkovich?
(
ayrıca Niki Lauda yine şapkasıyla dikkat çekiyor)

Tarihin En İyi Sprinterleri #2: Mario Cipollini

Mario Cipollini’nin, Tour de France 1993’ün açılış etabını iki zorlu sprinterin -Wilfried Nelissen(mavi formalı) ve Laurent Jalabert(pembe formalı)- önünde kazanırkenki bu fotoğrafı, Aslan Kral, Süper Mario veya basitçe Cippo olarak anılan adamın benzersiz tarzını özetliyor. Kolları kariyerinin ilk Tour de France galibiyetini kutlamak için havaya kalkmış, moda haline getirdiği dev gözlüklerini takmış ve beyaz şapkası da bu kompozisyonu doğru bir açıyla tamamlamış. Belçika merkezli Velo, 2005 yıllığında özel bir bölüm ayırdı ve İtalyan sprinteri şöyle tanımladı: “Kendi döneminin kesinlikle en iyi sprinteri.”

Bu niteleme, emekliliğinden yıllar sonra Şubat 2013’te La Gazzetta dello Sport’un Cipollini’nin de Operacion Puerto doping skandalına bulaştığını iddia etmesiyle gölgelendi ve aynı yılın temmuz ayında Fransız Senatosu, sporun içindeki dopingle ilgili kapsamlı bir araştırmada Cipollini’yi de Tour de France 1998’deki idrar örneklerinin geçmişe dönük testlerinde EPO kalıntılarına rastlanan 18 sporcudan biri olarak açıkladı. Mario suçlamalar karşısında sessiz kalırken, tıpkı Erik Zabel gibi onun “pozitif” testleri de Dünya Anti-Doping Ajansı’nın sekiz yıllık zaman aşımı süresinin gerisinde kaldı.

Cipollini'nin 20 yıla yayılan kariyerindeki 191 galibiyet arasında rekor düzeydeki 42 Giro d'Italia etap galibiyeti(1989-2003 arası), 12 Tour de France etabı, üç Vuelta a España etabı ve 2002 Dünya Yol Şampiyonası ile beraber Milan-San Remo(2002), Gent-Wevelgem(1992, 1993, 2002), E3 Prijs(1993) ve Scheldeprijs(1991 ve 1993) gibi klasik zaferleri bulunuyor.

1.88 boyunda ve 79 kilo olan Cipollini, bisiklet tarihinin gördüğü en güçlü sprinterlerden biriydi ve Grand Tour’larda onu hızla finişe ulaştıran Kırmızı Tren’le(Team Saeco’daki yedi yılında) beraber neredeyse durdurulamıyordu. Cipollini tam bir şovmendi; bir keresinde Tour de France etabına iki tekerlekli savaş arabasının üzerinde bir Roma imparatoru edasıyla kafasına yaldızlı defne yapraklarından oluşan bir taç takıp toga* giymiş halde geldi; ve Giro d’Italia 2002’nin zamana karşı prolog etabında tepeden tırnağa kaplan desenli bir mayo ve kaplan çizgileriyle süslü bir bisikletle yarıştı. (*toga: Eski Roma kıyafeti)

Kesin olan şu ki bisiklet sporu bir daha asla Mario Cipollini gibilerini göremeyecek.

10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

8.03.2017

Dan Günlükleri: Tamamen Yeni Bir Meydan Okuma





Daniel Ricciardo 2017 yılındaki ilk sürücü köşe yazısında, yeni F1 araçlarının taleplerini ve neden sezon arasındaki yorucu idman döneminin buna değer olduğunu anlatıyor.

Hemen sadede gelelim. Bütün bilmek istediğiniz bu değil mi? 2017 Formula 1 araçları geçen yıldan o kadar da farklı mı? Biz sürücüler için kullanılmaları daha mı zor? Ve Red Bull diğerleriyle kıyaslandığında nerede duruyor? Önce son sorunun cevabı (diğerlerine de sıra gelecek): Yüzde yüz emin değilim ve Melbourne’deki sıralama turlarına çıkana kadar da kimse emin olamayacak. Her yıl olduğu gibi. Avustralya’da iki tur farkla mı kazanacağız? Hayır, bu ne kadar muhteşem olacak olsa da (bunu öneren biri varsa kabul ederim...). Ancak oldukça rekabetçi olacağız. Ve şimdi yeni araçları deneyimleme fırsatı bulduğum için ülkemdeki GP’yi her zamankinden fazla iple çekiyorum.

Sezon öncesi testler başladığında işe tekrar dönüp alışmak kolay olmuyor. Pistteki günler oldukça uzun – piste sabah 7de geliyoruz, akşam 6ya kadar pistte oluyoruz, ve sonra takımla akşam 9.30a kadar bilgilendirme ve basın toplantıları yapıyorum, yani bunlar uzun günler. Benim araçta olduğum günlerde birkaç sorun ortaya çıktı yani henüz tam bir yarış mesafesi gidemedim. Bir sürüş(stint) boyunca kesintisiz gidebildiğim en uzun mesafe 18 turdu. Ancak bu araçların nasıl olacağını yeterince iyi biliyorum ve şevkim oldukça yüksek, tabi bu önceden az olduğu anlamına gelmiyor ...

İlk gün yeni araçların, kural değişikliklerinin getirmeye çalıştığı şeyleri karşılayıp karşılamadığını söylemek için biraz erkendi, ancak araçtaki ikinci günümde, üçüncü günümde, bu araçların ne olabileceklerine dair potansiyellerini daha iyi anladığımı düşünüyorum. Yüksek hızlı virajların en hızlı oldukları dönemlerdeki kadar hızlı hatta belki de daha da hızlı olacaklarını anlamamı sağladı. Barcelona’daki 3. Virajı örnek olarak alalım, önceden orayı rahatça geçemiyorduk ... Geçen haftaki 3. Viraj ise tamamen düzdü, gazdan ayağımı hiç çekmedim.



Geçen yılın verilerini bu yılın verileriyle henüz kıyaslamadam ancak oradan 35-40 km/s daha hızlı geçtiysek beni şaşırtmaz, hali hazırda geçen yıl büyük bir gelişmeyle 220 km/s’lik bir viraj olmuştu. Büyük bir sıçrama, kademeli değil, ve kesinlikle bazı pistlerde bazı şeyler üstümüze oldukça hızlı gelecek. Bu da her şeyi arttıracak – yoğunluğu, fizikselliği, yıpranma faktörünü, ve bunu hoş karşılıyorum. Hoş bir şey ve Formula 1’in olması gereken şey bu. Hepimiz buna adapte olacağız ancak bu senenin çok daha fazla fiziksel bir görev olacağını gizlemenin lüzumu yok, bu taraftarlar için de biz sürücüler için de iyi.

2017 aracının tadına baktığım için gideceğimiz bazı diğer pistleri ve bizim için nelerin büyük bir mücadele olacağını düşünüp duruyorum. Spa’daki ikinci sektör, yokuş aşağı, Pouhon ... bu zaten benim favori virajlarımdan bir tanesi ve oradan tam gaz geçme şansımız olacak – ne kadar da iyi olacak! Eğer büyük virajlardan birinde rüzgarı tam karşıdan alırsak gaza ne kadar yüklenebileceğimiz konusunda devasa bir fark yaratır. Birkaç hafta sonraki Albert Park biraz daha farklı olacak çünkü Barcelona’ya kıyasla daha dur-kalk bir pist ancak pistin arka tarafında gayet canlı geçecek olan bir şikan var. İlk parça belki altıncı vitese ufak bir düşüş olacakken ikinci parça yedinci vitese yükselme olabilir. Tahmin ediyorum ki izlemek için iyi bir yer olacak. 200lü hızların ortalarında geçilecek – yüksek hızlı olaylar bu yıl beni oldukça heyecanlı tutacak!

Bu araçlar için hazırlanmak oldukça eğlenceli oldu çünkü fiziksel mücadele gerekmediği ya da gereğinden fazla ağırlık kazanmak istemediğimiz için sadece gerektiği kadar çalışıp işleri olması belli seviyede tutmak yerine, sezon arasında işin fiziksel idman kısmına kendimi tamamen verebileceğim anlamına geliyordu. Noel’de ufak bir ara verdim sonra ise ABD’ye gidip sezon için hazırlandım ve oldukça ağır çalıştık.

İşlerin daha çok güç tarafına ağırlık verdik, temel kaslar, boyun, bu tarz şeyler. Geçen yılın programına bakıp biraz daha sert ya da biraz daha iyi çalışmadık, yeni araçların nasıl olacağını göz önüne alarak çok daha sert çalıştık. Spor salonunda güçle ilgili çalışmaları yaptık ve ben işin kardiyo yönünün araçlarla daha fazla tur attıkça geleceğini ve buna alışacağımızı hesapladım. Sezon başladığında güç açısından büyük kazanımlar elde etmek çok zor çünkü her zaman bir yerlere gittiğimizden ve meşgul olduğumuzdan idman şansımız olmuyor. Yani Ocak ayı fiziksel olarak oldukça ağır işlerle geçti ama işleri geçiştirmek yerine bir amaç uğruna daha fazla idman yapmak daha eğlenceli. Çünkü fiziksel olarak zor, mental olarak ise sizi bileyliyor. İdmanların nasıl geçtiği konusunda oldukça mutluydum – elbette yorgun ancak oldukça tatmin de olmuş durumdayım.

Yılın ilk testine gelmek benim için kariyerim ilerledikçe biraz değişti. Geçmişte yüzde yüz heyecandan ibaret sayılırdı ama şimdi ise heyecan kadar merak da var. Yanlış anlamayın, hala heyecanım var ama üst seviye bir takımda olduğunuzda beklentiler değişiyor ve bu beklentileri karşılayıp karşılayamayacağınızı hissedebilmek için sabırsızlanıyorsunuz. Markalar şampiyonasında dördüncülükle mutlu olacak bir takımda olduğunuzu düşünün – test sürüşüyle ilgili düşünceleriniz kesinlikle yarışlar, şampiyonluklar, her şeyi kazanmak isteyen bir takımdakinden farklı olacak. Yani aracın nasıl olduğu konusunda, nasıl sürdüğüm konusunda, paslanıp paslanmadığım konusunda daha meraklıyım.



Üç yıl öncesine kadar, her Noel’den sonra araca tekrar bindiğimde garip hissettiğimi düşünürdüm ve bunlardan birini sürmeyi hatırlayıp hatırlamadığımı merak ederdim... Bugünlerde ise daha normal hissettiriyor, yani o gergin heyecanım kalmazken daha çok merakım var – altımda ne var, ilk hissi nasıl, takım ne düşünüyor? Ve sonra testler arasında fabrikaya dönmek ve toplantılara katılmak, simülatörde zaman geçirmek ve bu haftaki yeni test için hazırlanmak. Barcelona’daki testi Perşembe günü bitirdik ve Cuma sabahı 9 olduğunda Milton Keynes’teki simülatörde yenisi için hazırlanmaya başladık.

Oldukça hararetli zamanlar, ve hararetli demişken sırada Melbourne var ... Yılın ilk yarışı her yerde hararetli olurdu, ve araçlara yapılan büyük değişikliği ve pistte bir Aussie (Avustralyalı) olduğunu hesaba katınca – evet, dolu dolu bir hafta olacak. Ancak ben taraftarların bu yeni araçlardan cidden çok keyif alacaklarını düşünüyorum, ve sezonu uygun bir şekilde başlatmak için onları sonuna kadar zorlamaktan keyif alacağız. Bekleyemiyorum.

Bu yazının orijinali Redbull.com adresinde 6 Mart 2017 tarihinde yayınlanmıştır. Daniel Ricciardo’nun kendisi tarafından yazılmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Tarihin En İyi Sprinterleri #3: Erik Zabel

Eski bir Doğu Alman olan Zabel, 17 yıllık profesyonel kariyerine 200 civarı yarış galibiyeti sığdırdı; Tour de France yeşil mayosunu ise bir rekora imza atarak altı kez kazandı, UCI Dünya Sıralaması 1 numarası olmayı başaran ender sprinterlerden biri oldu ve Eddy Merckx’in Milan-San Remo’daki rekoruna(yedi galibiyet) yaklaşarak dört galibiyet aldı. Ancak kariyerinin ortasındaki sekiz yılla ilgili yaptığı doping itirafı sonrası adının yanında hep şüphe bulunacak.

Söz konusu itiraf Temmuz 2013’te Alman gazetesi Süddeutcshe'de yayınlandı ve sonrasında Zabel, Team Katusha’daki antrenörlük, UCI Profesyonel Bisiklet Komisyonu üyeliği ve Hamburg’daki Vattenfall Cyclassics yarış direktörlüğü görevlerinden istifa etti. Ancak itiraf, Dünya Anti Doping Ajansı’nın sekiz yıllık zaman aşımını geride bırakıp on yıl ve öncesindeki yarışları kapsıyordu[söz konusu zaman aşımı daha sonra 10 yıla çıkarıldı]. O dönemin doping ortamını ve Deutsche Telekom’daki takım arkadaşlarının kariyerlerini riske atmaksızın suçlarını itiraf etmeleri gerçeğini göz önüne aldığımızda Zabel’in sonuçlarına da kem gözlerle bakmamamız lazım.

Doğu Bloku ülkelerinin Tour de France’ı sayılan ve Barış Yarışı olarak da bilinen Varşova-Berlin-Prag’da etaplar kazanan ve genel klasmanı ilk 10’da bitiren, 1950’lerin tanınmış Doğu Alman bisikletçisi Detlef Zabel’in oğlu olan Erik Zabel, Doğu Berlin’de doğdu ve büyüdü. Barış Yarışı’nda oğul Erik de yarıştı(1992’de puan klasmanını kazandı ve genel klasmanı 11. tamamladı) ama kendini ilk olarak pist bisikletinde takım takipteki hızıyla gösterdi(o hızını daha sonra kış velodromlarında 14 tane tane altı günlük yarışı kazanmak için de kullanacaktı).

Amatör olarak son yarışında, 1992 Barselona Olimpiyatları’nda Lance Armstrong’la birlikte yarışın favorisiydi ve Fabio Casartelli’nin üç kişilik kaçış grubunun içinde kazandığı yarışta dördüncülük için yapılan toplu sprinti kazandı.

Zabel kısa süre sonra, Mart 1993’te Tirreno-Adriatico’nun açılış etabıyla beraber profesyonel seviyede de yarışlar kazanmaya başladı; 1994’te de, 67 kişinin yer aldığı toplu sprinti alarak Paris-Tours ile ilk klasiğini kazandı ki bu yarışı 2003 ve 2005’te de kazanacaktı. 1995’te ikinci kez katıldığı Tour de France’ta ise iki etap kazandı(takip eden yedi yılda da 10 tane daha kazandı).

Zabel’in ilk anıtsal yarış zaferi, 40 kişilik güçlü bir grubun arasında Alberto Elli’yi geride bırakarak kazandığı 1997 Milan-San Remo’da geldi. Yarıştaki iki rakibi Laurent Jalabert ve Johan Museeuw kazaya karışmışlardı. Alman bisikletçi sonraki dört yılda Milan-San Remo’yu üç kere daha kazanacaktı- ve 2004’te galibiyeti kutlamak için erkenden kollarını açıp son anda çizgide Oscar Freire’ye geçilmese beşinciyi de kazanacaktı.

Zabel’in diğer klasik galibiyetleri arasında Amstel Gold Race, Scheldeprijs ve Frankfurt bulunuyor. En büyük hayal kırıklığı ise 2002’de Mario Cipollini ve Robbie McEwen’ın ardından üçüncü olduktan sonra 2004’te Freire’nin, 2006’da da Bettini’nin ardında ikinci olup çok yaklaşsa da dünya şampiyonluğunu hiç kazanamamasıydı.

10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

3.03.2017

Felipe Massa: "İşler her zamanki gibi"



Felipe Massa bu hafta, emekliliğinin tadını çıkarmasının beklendiği sezon başında, Williams ile test sürüşü için piste geri döndü. Bütün emeklilik planı Nico Rosberg’in F1’e vedası ve devamında Valtteri Bottas’ın Mercedes’e geçişiyle değişmişti. Massa ile Barcelona’da konuşma fırsatı bulduk ve Brezilyalının aklının ilginç geçen birkaç hafta sonrası nerede olduğunu öğrendik...

Soru: Felipe, seninle son konuştuğumuzda şanlı ve uzun bir F1 kariyerinin ardından veda ediyordun. Üç ay geçti ve yine buradasın. Aralık ayında Nico Rosberg’in istifasından senin emeklilikten dönüş kararına kadar geçen haftaları bize anlatır mısın?

Felipe Massa: Evet, son konuştuğumuzdan bu yana her şey değişti. (Kahkahalar) Ya da daha iyi açıklamak gerekirse: benim için hiçbir şey değişmedi. 2016’nın son yarışında yarıştım ve 2017’nin ilk yarışında da yarışacağım – yani işler neredeyse her zamanki gibi görünüyor. Çok çılgın haftalardı. Bir noktada emeklilik ‘anımın’ tadını çıkartıyordum - çünkü Nico bırakmaya karar verdikten sonra bir andan fazlası değildi. Sonra Claire’den (Williams) bir çağrı aldım, 12 Aralık civarındaydı. Fabrikada herkese veda ettiğim Noel Partisi’nden sonraki Pazartesi günüydü -Claire’e de- ve bana bir SMS yazıp emekliliği bırakmaya hazır olup olmadığımı sordu. Buna gayet şaşırdım! Geri yazdım: ‘Belki, konuşmamız gerek’. Sonra da direkt aradı.

Telefonda birkaç kez konuştuk ancak sonra dedim ki: ‘Dinle, bence yüzyüze konuşmamız daha iyi olur.’ – ve İngiltere’ye gittim. Aslında Williams’a ilk katıldığım zaman Frank (Williams) ile görüştüğümüz aynı yerde görüştük – Terminal 5’teki havalimanı oteliydi. Gayet ilginç bir deja vuydu! (Kahkahalar) Uzun bir sohbet ettik ancak sözleşme imzalamadık çünkü takımla ilgili rol oynayan çözülmesi gereken çok şey vardı – Mercedes ve Valtteri’de olduğu gibi. Ancak herkesin görebileceği gibi her şey çözüldü – ve işte tekrar buradayım!

S: Hayal ettiğin yaşamın yolundan dönüp tam teşekküllü bir F1 sürücüsü olmak ne kadar duygusal oldu? Kafanda Formula Bir’den kesinlikle ayrılmıştın – ama sonra seni yine çağırdı...

FM: Brezilya’da çok güzel bir veda yaptım – Başka bir sürücüye taraftarların bana ettiği kadar duygusal bir veda edildiğini hiç görmemiştim. Bu benim kalbimde sonsuza kadar kalacak ve asla tekrar edilemeyecek. Yani bu yıl herkese basit bir güle güle diyeceğim çünkü o özel anı geçen yıl yaşadım.

S: Nico Rosberg cesur bir kararla yarışmaktan vazgeçmeseydi şu an muhtemelen evinde oturup rahatlıyor olacaktın. Minnettar mısın yoksa tam tersi mi?

FM: Kararımdan mutluyum. Doğru zamandı ve her zaman bir profesyonel olarak F1’de yer almak isterim – ve önemli olabileceğim bir takımla birlikte – sadece katılmış olmak için değil. Ve bu fırsata sahibim. Bazen işler bir sebepten dolayı olur: belki F1’deki zamanım henüz dolmamıştır.

S: Sen yarışmasaydın bu yıl pistte bir Brezilyalı olmayacaktı – F1’in Brezilya’daki mirasını göz önüne alırsak düşünülemez bir şey. Bu da kararına etki etti mi?

FM: Elbette bu da geri dönmem için bir başka sebepti. Evet ilk başta geri dönüp dönmemek sizin özel kararınız ancak bu tip şeyler de etki edip kararınızı vermenize yardımcı oluyor!

S: Bütün sürücüler yeni araçların talep ettiği koşulları sağlamak için idmanlarını ağırlaştırdılar. Senin için o ‘fiziksel işkenceye’ tekrar bağlanmak zor muydu? Vücudunu daha da zorlamak?

FM: Anında yeni bir antrenör ayarladım ve her gün ağır şekilde çalışmaya başladım. Her zamankinden fazla çalışıyor ve idman yapıyorum – 35 yaşındayım yani daha da fazla idman yapmam gerekiyor. Bu büyük bir görevdi. Ama geri dönmeye karar verdiyseniz bunu düzgün şekilde yapmanız gerekir.

S: Geçen yıl 2017 yılının araçlarına ne kadar ilgi gösterdin – onlarla hiç yarışmayacağını düşünerek hareket ettiğini varsayarsak?

FM: Evet emekli olacağım konusunda kararımı verdiğimde bu yeni araçlara çok az ilgi gösterdim. Ama şimdi buradayım. Fabrikaya geri gidiyor ve son birkaç yıldaki araçlarla bu araçların farklarını anlama çalışıyordum – ve bilgi açısından bu yeni regülasyonlar hakkındaki boşluğu doldurmaya. Bu şeyleri hızlıca öğrenebilmek bir mücadele.

S: Bu yeni araçlar sana F1 kariyerinin başında yarıştığın araçları hatırlatıyor mu?

FM: Biraz hatırlatıyor evet. Ancak bu araçlar sahip olduğumuz en geniş araçlar – ve en geniş lastikler. Ama downforce konusunda daha önce de buna sahiptik – şimdiki biraz daha geçmiş olsa da 2004’ten 2008’e kadar olan araçlarımızda downforce yüksekti. Belki benim için biraz avantaj olur, işleri diğerlerinden daha hızlı anlayabilirim – göreceğiz!

S: Williams bu sezon önemli ölçüde farklı olacak: genç çaylak bir sürücü, Pat Symonds teknik ekipten ayrıldı, ve Paddy Lowe onun yerini aldı. Birkaç hafta önce bunların hiçbirisi seni ilgilendirmiyordu – şimdi ise çok ilgilendiriyor. Ne dersin?

FM: Takımın yeniden yapılandırılması için önemli bir an olarak görüyorum. Ve benim de gerçekten ilgilenebilmem için önemli bir an. Belki 2015’te aldığımız sonuçlara geri dönebiliriz. Bu elbette büyük bir iş ama bu yıl önemli işler yapabileceğimizi umuyorum.

S: Valtteri seni onun ‘iyilik perisi’ olarak düşünüyor olmalı: sen geri gelmeseydin Mercedes ile ‘ömründe bir kez’ yakalayabileceği şansı yakalayamayacaktı...

FM: Fırsat eline geçti bu kesin.

S: Lewis Hamilton’ın yanında hayatta kalmak için gerekenlere sahip mi?

FM: İyi iş çıkartacak. Üst düzey bir takımda şans bulmaya hazır olduğunu düşünüyorum ve her şey bu şanstan ne çıkartacağına bağlı olacak. Evet, Lewis muhtemelen en kolay takım arkadaşı değil ama Valtteri de Fin – bu ona yardımcı olmalı! (Kahkahalar)

S: 2017 senin için F1’de sayılı günler anlamına geliyor. Yıl sonunda bu zamanı akıllıca kullandığını söylemeni ne sağlar?

FM: F1’de büyük bir değişim var -kurallarda, yönetim yapılanmasında- ve bu ilginç zamanların bir parçası olmaktan mutluyum. Ancak hepsinin üstünde, rekabetçi olmak istiyorum.

Bu yazının orijinali 2 Mart 2017 tarihinde Formula1.com’da yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Start Finish #4

Toro Rosso

-Barcelona'daki ilk test sürüşleri sona erdi. Bazı önemli noktaları belirtmeye başlamadan önce reddit.com/formula1 subredditini temel kaynak olarak kullandığımı söyleyeyim. Yıllarca her Reddit dediğimde gelen "Yahu bu Reddit çok karışık nasıl kullanılıyor?" sorularını artık yanıtsız bırakıyorum, biraz çabalayın arkadaşım, biz de zorlu yollardan geçerek öğrendik Allah Allah... (tüyo: Reddit Enhancement Suit eklentisini indirirseniz biraz daha düzgün hal alıyor)

McLaren Honda atabildiği sayılı turlardan birinde.
- McLaren Honda sezonu başlamadan kapattı sanırım. İlk gün güç ünitesi sorunu yaşadılar, sonra yakıt tankının şeklinden dolayı sorun olduğunu söylediler, her test gününde turuncu araç başka bir sorun yaşadı. 2002 Arrows'u da düşününce turuncuda bir lanet mi var sorusu akıllara geliyor.

- "McLaren pitten çıkan ilk araç oluyor!" üstüne hemen gelen "McLaren pitin sonunda kaldı, mühendisler aracı garaja geri itiyor." güncellemesi durumun vehametini açıklar sanıyorum ki.

-Sauber, test sürüşünde sakatlığı henüz geçmeyen Pascal Wehrlein yerine Antonio Giovinazzi'yi kullandı. Giovinazzi, Motorsport Manager'dan bildiğim kadarıyla geçen sezon GP2'de yarışıyordu. Hala orada sanırım. Wehrlein de GP2'den gelmişti. Giovinazzi test sürüşünde ufak bir spin atmış.

-Williams sürücüsü Lance Stroll seyirciler tarafından pek sevilmiyor. Babası tarafından 80 milyon dolar gibi bir paranın Williams'a hibe edilerek koltuğa oturtulmuş. Bu sezon daha da hızlanan araçları kullanacak yeteneğe sahip olmadığı söyleniyor. Yine bu isim de Motorsport Manager'daki Prema Power GP2 takımımda reserv sürücü olarak bulunuyordu, oyunda fena değil ama tipini görseniz filmlerdeki itici zengin züppenin karşılığı. Konuşmaları da bu imajını doğruluyormuş. Magazini bir kenara bırakırsak kendisi önce spin atıp, sonra üstüne kaza yaparak  "Lance Stroll Kaza Yaptı Mı?" isimli bir sitenin kurulmasına sebep oldu. Araçtaki bir arızanın kazaya sebep olduğunu iddia etse de geçmiş kısa kariyerindeki kazaları kendisine pek destek olmuyor.

-Bu kazanın Williams'a bir diğer bedeli de ıslak zeminde aracı test etme şansını kaçırmaları oldu. Çünkü Stroll yaptığı kazada şasiyi kırmış.

-Bu arada pisti de yağmur yağmadığı için tanker tanker tonlarca suyla ıslattılar.

-Geçen yılla bu yılki ıslak zemin lastiklerinin karşılaştırması.

-Lewis Hamilton elektrik arızası nedeniyle ıslak teste çıkamadı.

-Toro Rosso cephesinde de bir takım motor problemleri var. Renault motoruyla sorun yaşamayı bekliyorduk demişler de bunu laf sokmak için mi söylemişler yoksa araca uydurmakta sorun yaşadıklarını mı belirtmişler açıp okumadım. Çok ilgimi çeken mevzular değil açıkçası.

-Mercedes de değişik, baca sistemi olduğu iddia edilen shark-fin denedi. Sonradan çıkardılar. Yarışlarda kullanıp kullanmayacaklarını göreceğiz.

-Ferrari'nin aldığı sonuçlar oldukça olumlu. Yanılmıyorsam ilk gün ve son gün (ıslak zemin) en hızlı takım oldular. Taraftarları geçen sezonlardaki hayal kırıklıkları sonrası hem çok ümitlenmek istemiyorlar hem de coşku yaşıyorlar. Aşağıda da bir seyircinin hazırladığı 2016/2017 kıyaslamasını görüyorsunuz. Yeni kurallar ve tasarımlar gerçekten de araçları hızlandırmış. Pilotlar da yeni araçları çok sevmiş durumdalar.


-Takımların sosyal medyada yaptıkları muhabbetler çok güzel. Takip ederken kuru kalabalık yaratacaklarından korkuyorum ama çok güzel paylaşımlar ve sohbetler yapıyorlar. Mercedes'in de olur olmaz anlarda "Çay mı var? Kek mi var?" diyerek mentionlara dalması gülümsetiyor.

-Imgur'a erişebilenler için: İlk gün, ikinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün test sürüşlerinden fotoğraf albümleri var. Albümleri indirmek isterseniz adresin sonuna /zip ekleyip entera basmanız yeterli. Bütün fotoğrafları zip arşivi olarak indirebiliyorsunuz.

Herkese iyi günler.

Max Verstappen: “Her zaman kendi yolumu bulacağım.”


Uzun bir kışın ardından sonunda 2017 Formula 1 sezonu Circuit de Barcelona-Catalunya’da açıldı. Daniel Ricciardo (Pazartesi ve Çarşamba) ve Max Verstappen (Salı ve Perşembe) yeni RB13’ü ilk sezon öncesi testinde sürecekler. İlk sürüşü öncesi, Verstappen.nl Hollandalı sürücüyle konuşma fırsatı buldu.

Hoşgeldin Max, sezon sonunda başladı. Bu kış boyunca idman yaptın, senin için ne kadar zor oldu? Kariyerindeki en zoru muydu?

“İdman açısından kesinlikle. Öbür taraftan Ocak ve Şubat aylarındaki idmanlar öncesinde biraz mola vermek güzeldi. İdman şekli aynıydı sadece daha sık ve uzundu. Kesinlikle hazır hissediyorum.”

Ortalama bir idman gününü anlatır mısın?

“Günde iki idman yapmak zaten gününüzün çoğunu dolduruyor. Kahvaltıyla başlıyorsunuz sonra bir buçuk saatlik idman var, biraz daha yemek, duş ve dinlenme. İkinci bölüm de yemek sonrası idmanla başlıyor, duş ve dinlenme takip ediyor. Bittiği zaman zaten saat kolayca akşam 6 ya da 7 oluyor. Başka bir şey yapacak durumda olmuyorsunuz. Ancak rahatlamak için bir kayak tatiline gittim. Ayrıca sık sık arkadaşlarımı Monaco’ya davet ettim bu da oldukça rahatlatıcıydı.”

Piste dönersek, yeni araçlar hakkında ne düşünüyorsun, özellikle RB13?

“Bütün araçlar geçtiğimi yıla kıyasla çok daha agresif görünüyor. Oldukça havalı görünüyorlar.  Ön kanat çok büyük ve V şeklinde. Lastikler daha geniş, bargeboard* ve ön çamurluk daha büyük. Arka tarafta ‘shark fin’ var, dürüst olmak gerekirse oldukça beğeniyorum. Arka tarafta taban biraz daha yüksek bu da daha fazla downforce üretebileceğimiz anlamına geliyor. Umalım ki çabuk olur!”

Şimdi daha tecrübeli olduğuna göre yeni aracın geliştirilmesine yardım edebildin mi?

“Her zaman kendinizle birlikte yeni araca taşımak isteyeceğiniz şeyler vardır ancak kış testi tamamen sizin araçtan ne beklediğiniz ve bunu ilk yarıştan önce nasıl başarabileceğinizi bulmak üzerinedir.”

Eski RB12’den yeni RB13’e aktarılan özellikler oldu mu?

“Koltuk pozisyonu pek de değişmedi. Fren ve gaz pedalları, direksiyon gibi çoğu şey aynı kaldı.”

Eğer F1 yönetiminde olsaydın, özellikler açısından ideal Formula 1 aracın nasıl olurdu?

“Muhtemelen V10 ya da V12 motorlu olurdu, lastikler şimdiki gibi geniş olurdu. Ayrıca ufak yakıt tankları olurdu böylece yarış sırasında yakıt almak zorunda kalırdık. Belki çekiş kontrolü de olurdu, aşağı yukarı bu kadar.”

Farklı yarış kategorilerinden sürmek istediğin araçlar var mı?

“Şu anda yok. Formula 1 kariyerim bittikten sonra düşüneceğim.”

Aston Martin, Red Bull ile birlikte, yeni bir hypercar olan AM-RB 001’i geliştirdi. Senin garajında da bunlardan bir tane görmeyi bekleyebilir miyiz?

“Çok pahalı o yüzden emin değilim. O paraya on tane başka araba almayı tercih ederim. Ayrıca yolda kurallara bağlı kalmak gerek. Ehliyetimi kaybetmek istemiyorum.”

Son birkaç yılda kendini seri şekilde Formula 1’e kadar geliştirdin. Kartingden F1’de yarış galibi olmaya üç senede geldin. Bu son birkaç yıla nasıl bakıyorsun?

“Hepsi çok hızlı geçti gitti ancak bütün kariyerim boyunca buna alıştım. Büyük bir şok gibi hissettirmedi. Evet daha fazla bir medya ilgisi var ama buna alışıyorsunuz.”

GP2’yi, birçok tek koltuk yarışçısının son durağı olan seriyi pas geçmenin iyi bir fikir olduğunu düşünüyor musun?

“Formula 1’e geliş şeklimden memnunum. Yani pas geçmemin iyi ya da kötü bir şey olduğundan emin değilim.”

Esas güçlü yanların neler ve neleri geliştirebilirsin?

“Oldukça rahatım ve yeni durum ve pistlere oldukça hızlı adapte oluyorum. Bir diğer güçlü yanım yarış sırasındaki becerim. Yine de her alanda kendimi geliştirebilirim. Geçen yıl, startlarım o kadar iyi değildi, fakat bunun temel sebebi sistemlerin kuruluş şekliydi. Kartingde sadece debrijayı serbest bırakıyorsunuz ancak F1’de çok daha karışık. İlk katıldığınız zamanlar eleme turlarında yapabileceğinizin en iyisini yapmak biraz zaman alıyor ancak sezon sonunda Daniel ile az çok başabaştım. Bu da tecrübenin biraz etkili olduğunu gösteriyor.”

Şimdiye kadar kariyerin her zaman yükselen bir grafik çizdi. Ama yine de geriye dönüp bakınca bazı şeyleri farklı yapar mıydın?

“Hayır, şu anda değil. Belki birkaç yıl içinde bu konuya farklı bakarım.”


Bir süredir Monaco’da kendi başına yaşıyorsun. Bu atması zorlu bir adım mıydı?

2 Mart 2017'de yaptığı test sürüşünden bir fotoğraf
“Hayır, gerçekten değildi. Tek başıma zaman geçirmekte zorlanmıyorum. Belçika’da, Hollanda’da ya da Monaco’da olmam fark etmiyor. Oldukça rahatım ve kendi arkadaş çevrenizini oldukça hızlıca oluşturuyorsunuz.”

Uluslararası oldukça iyi tanınan bir başka Hollandalı, DJ Martin Garrix ile takılıyorsunuz.

“Evet ne zaman aynı şehirde olsak buluşmaya çalışıyoruz. Monaco’da performansı olmadığı için henüz oraya gitmedi. Fakat ikimiz de sık seyahat ediyoruz ve yılda birkaç kez birbirimizle karşılaşıyoruz.”

Yıllarca babanla birlikte yaşayıp seyahat ettikten sonra artık onu daha az görüyorsun. Bu nasıl gidiyor?

“Kendi yolunuza daha fazla gitmeye başladığınızda bunun oldukça normal olduğunu düşünüyorum. Hala her gün konuşuyoruz, birbirimizi eskisi kadar yüzyüze görmesek de. Ne olursa olsun ailenizle birlikte olmak eğlencelidir ama benim çok idman yapmam lazım ve Monaco’da yaşıyorum bu yüzden daha çok oradayım.”

Formula 1’deki sonuçlar sahip olduğunuz araca oldukça bağlıdır. İleriye bakınca 2017 sonunda hangi sonuçlar seni tatmin eder?

“İyi bir araç ve iyi sonuçlar istiyoruz. Şu anda iyi sonuçların ne ifade ettiğini bilmiyoruz. Araca bağlı. Eğer aracınız üçüncülükten daha iyi değilse, üçüncü sıra ile mutlu olabilirsiniz. Eğer kazanmaya yetecek kadar hızlı olduğunu biliyorsanız, her zaman zaferi amaçlarsınız. Ancak beklememiz ve görmemiz gerekiyor. Şimdi herhangi bir tahminde bulunmak imkansız.”

Beş sene içinde kendini nerede görüyorsun? (Çevirmen notu: Evet, hiç utanmadan sormuşlar bu soruyu.)

“Esas amacım dünya şampiyonu olmak ancak bunun ne zaman olacağı konusunda endişelenmiyorum. Her zaman elinizden gelenin en iyisini verirsiniz. Bazen işler istediğiniz gibi gider bazen gitmez. Ancak umuyorum ki beş yıl içinde şampiyon olacağım.”

Babandan başka bir yarış idolün var mı?

“Pek yok, belki Alonso. Ama asla bir idol olmadı daha çok müthiş saygı duyduğum biri oldu. En iyi olmayan araçlarda başardıkları sıradışıydı ancak bu onu örnek aldığım anlamına gelmiyor.”

Son olarak, favori Red Bull içeceğin hangisi?

“Normal olan kesinlikle en lezzetlisi. Sarı Summer Edition (Yaz Sürümü) de hoş. Hala turuncu olanını denemedim fakat normal olan her zaman işimi görüyor. İdman programım sırasında çok Red Bull içemiyorum. Bazen yorgun olduğumda bir tane içerim!”

Bu yazının orijinali Verstappen.nl adresinde 27 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

28.02.2017

Tarihin En İyi Sprinterleri #4: Oscar Freire

Hiçbir bisikletçinin, son 40 yıldaki en iyi sprinter listesinin dört numarası Oscar Freire gibi bir hikayesi yok. 1999’da Verona’da düzenlenen Dünya Yol Şampiyonası’nın son 500 metresine kadar adeta kimse ondan haberdar değildi. Sonrasında ise uzaklardan beyaz formalı birinin son virajı tek başına aldığını gördük, birçok kişi Almanya’dan Jan Ullrich’in uçup gittiğini düşünmüştü. Ancak görüntü netleştiğinde durum hiç de öyle değildi, Almanya milli formasının mavi omuzları yerine İspanya’nın sarı ve kırmızısı vardı.

Oscar Freire, bu son atağıyla yarışı önde bitiren kaçış grubundan da dört saniye önde gökkuşağı mayonun sahibi oldu. Yeni dünya şampiyonu hakkındaki bilgileri kurcalayınca öğrendik ki kendisi 23 yaşındaydı ve kariyerinin geride kalan ilk iki profesyonel sezonunda yalnızca 1998’de Vuelta a Castilla y Leon’da rüzgarli bir etap sonunda toplu sprinti kazanmıştı. Üstelik 1999’da yaşadığı diz sakatlığı yüzünden sadece 11 yarışa katılabilmişti ve İspanya kadrosuna son anda dahil edilmişti.

Sonra şunu da öğrendik ki Freire, Kantabria bölgesinin liman kenti olan Torrelavega’nın işçi sınıfı semti Covadonga’da büyüyen dört kardeşin en küçüğüydü. 1.70 boyunda ve 63 kilo olan Freire, bir saf sprinter fiziğine sahip değil ama bize, özellikle de uzun, tırmanışlı etapların sonunda en hızlı sprinterleri yenebilecek hıza sahip olduğunu gösterdi. Freire, 2000 yılında dünyanın 1 numarası olarak gösterilen Mapei takımına imza atıp yedi galibiyetin yanı sıra Milan-San Remo ve Dünya Şampiyonası üçüncülükleri alarak değerini kanıtladı. 2001’de sezon boyu sakatlık yüzünden çok yarışamadığı halde Vuelta a España’da formunu buldu ve Paris-Tours ikincisi olup Lizbon’daki Dünya Şampiyonası’nda da gökkuşağı mayoyu ikinci kez kazandı.

Freire ilk kez 2002’de Tour de France’a katıldı. Almanya’nın Saarbrücken şehrinde ikinci etap, ev sahipliği yapan ülkenin yıldızı Erik Zabel için hazırlanmıştı ama İspanya’nın dünya şampiyonu, üç korkutucu sprinter olan(fotoğrafta soldan sağa) Robbie McEwen, Erik Zabel ve Baden Cooke’un önünde tüm gücünü ve hızını kullanarak etabı(fotoğraftaki) aldı.

15 yıllık profesyonel kariyerinin sonunda Freire yedi Vuelta etabı, dört Tour de France etabı, üç Milan-San Remo ve birer tane de Paris-Tours ve Gent-Wevelgem kazandı -ve üç şampiyonlukla Eddy Merckx, Rik Van Steenbergen ve Alfredo Binda’nın Dünya Yol Şampiyonası’ndaki rekorlarına ortak oldu.

10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

HŞB Bisiklet #3: Omloop, Kuurne ve Abu Dhabi



Her Şeyi Biliyoruz Podcast'in bisiklet serisi üçüncü bölümüyle sizlerle. Klasiklerin açılış hafta sonunun iki harika yarışı Omloop Het Nieuwsblad ile Kuurne-Brüksel-Kuurne'yi konuştuk. Tamamlanan bir diğer World Tour yarışı Abu Dhabi Turu'nu yokuş etabı üzerinden değerlendirdik ve noktayı da birkaç ufak doping göndermesiyle yaptık.

Dinleyecek olan herkese şimdiden teşekkürler...

27.02.2017

Start Finish #3

Sezonun bütün araçları tanıtıldı ve test günleri başladı. O zaman kendi zevkime göre en güzelden en çirkine araçları dizeyim dedim fakat bir tanesi haricinde bütün araçlar o kadar güzel ki 1'den 10'a kadar dizmeye gönlüm razı gelmedi.


ŞAHANELER: 

Redbull


"Livery" denilen sponsordan renge her şeyi kapsayan görüntüsüyle beni tavladı. Burundaki hava deliği ile farklılık yarattılar, sidepodların inceliği de çok şık. Duvar gibi giden shark fin tek kusur gibi görünüyor ancak ona da bir törpü gelebilir o yüzden sorun yok.


McLaren Honda


Esasında "ooahahaha turuncu yaptılar" sevincimi üzerimden attığımda daha güzel tasarlanabileceğini düşünüp GÜZELLER kategorisine indirecektim fakat bugünkü deneme sürüşünde stüdyo ışığı yerine günışığındaki pistten gelen fotoğrafı görünce tekrar hayran kaldım. Turuncu iyidir.


Sauber


İddiasız takım olmalarına rağmen ilk tanıtımı yaptılar ve böyle şahane bir araçla gönüllerin kazananı oldular. Daha ilk günden gözümüzün pası silindi. Shark fini en şık halleden takım olmuşlar.


Haas
Göz korkutan bir tasarım. Shark finde boyayla yapılan ilüzyon güzel fakat stüdyo ortamı dışında işe yaramaz. Genel hatlarıyla enfes bir araç daha.

Mercedes 
Shark fin kullanmayan tek takım olarak öne çıkıyorlar. İlerde eklerler mi bilmiyorum ama aracın görüntüsü çok iyi. 

Toro Rosso


Abisinin izinde gidiyor. Özellikle beğendiğim bir kısmı yok bu da gönülleri açan bir tasarım.

GÜZELLER:

Ferrari

Düz. Sidepodlar ve burundan biraz farklılık yakalanmış ancak herkesin yepyeni şeyler yaptığı senede Ferrari'den yakışır değişiklikler beklerdim. Kötü veya ortalama mı? Kesinlikle değil. Ferrari sempatizanı bir insan olduğumu da belirteyim.

Renault

Bu araç biraz Sauber'den sonraki gün gelmesinin kurbanı oldu. Ferrari'deki gibi: Kötü ya da ortalama değil. Sarı-siyah uyumu da hoş fakat "vay be" tepkisi yaratmadı. 

Williams


Bunda biraz kararsız kaldım. Bir yandan Rexona sponsporluğu ve bembeyaz kıvrımlı tasarımı yüzünden kadın deodarantına benziyor, diğer yandan açık rengiyle sezona renk katıyor ve şık bir görüntüsü var.

GELDİ YİNE TİPİNİ S....:

Force India


Ya... haydi o burna yumruk yemiş gibi kemer koydun, niye ucunu at şeyi gibi uzatıyorsun? Keşke bir yarışta o uca kelebek filan konsa da fotoğraflasalar. Çirkin, çirkin, çirkin. Shark fini boyarlarsa veya kesip biçerlerse idare edebilir. Bu haliyle göz ağrıtıyor.


Pistten görüntüler geldiğinde onları da derleyip toplayıp bir sonraki yazıya eklerim. İyi günler.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO