10.08.2016

Bonusizle.com: Hangi Bahis Sitesini Seçmeliyim?


Bonusizle, online bahis şirketleri arasında öne çıkan 70’in üzerinde site hakkında tüm detaylı bilgileri sizlere ulaştıran, merak ettiğiniz her şeyle ilgili bilgi alabileceğiniz bir platform. En büyük bahis sitelerinden yeni ve güvenilir sitelere, detaylı bonus incelemelerinden sitenin güvenliği ile ilgili bilgilere kadar her konuda içeriğe Bonusizle ile ulaşabilirsiniz.

Sitede her bahis sitesinin incelemelerini bulabileceğiniz gibi, tüm siteler için alt başlıklardan oluşan daha detaylı makalelere ulaşmak mümkün. En iyi bahis siteleri, en iyi casino siteleri, en iyi bahis bonusları, bedava bahis bonusları, canlı bahisler, maç yayını yapan online bahis siteleri gibi ihtiyacınıza yönelik birçok farklı siteye kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Bir bahis sitesinin güvenli olup olmaması kullanıcılar için ilk sıradadır. Bonusizle, incelediği tüm sitelerin güvenliğiyle ilgili doğru ve net bilgileri kullanıcılarına ulaştırır, şüphe duyduğu siteler hakkında kullanıcıyı uyarır, güvenilir bahis şirketleri konusunda da yol gösterir. Doğru ve sorunsuz bir şekilde para çekebilmek ve bu taleplerin onaylanması son derece önemlidir. Sitede yer alan tüm bahis şirketleri için detaylı “Güvenilir mi?” yazılarına ulaşarak aklınızdaki soru işaretlerini giderebilirsiniz.

Bahis siteleri hakkındaki genel incelemeler içerisindeki para yatırma ve çekme yöntemleri ile tüm sitelerin hangi limitlerle hangi yöntemleri sunduklarını öğrenmeniz çok kolay. Bir sitedeki para yatırma yöntemlerine ait daha detaylı bilgilere yine Bonusizle üzerinden ulaşabilirsiniz. Bonusizle, sizlere 70’ten fazla bahis sitesinin tüm para çekme ve yatırma yöntemlerini detaylı olarak aktarır, bir siteye hangi yöntemle para yatıracağınız konusunda kesin kararınızı vermenizi sağlar.

Bahis siteleri bonusları hakkındaki detaylı yazılar sayesinde sitedeki tüm bahis şirketlerinin hem yeni hem de mevcut üyeleri için hangi bonusları verdikleri kolaylıkla öğrenilebilir. Özellikle de bedava bahis ve ilk üyelik bonusları gibi, bir kullanıcının bir bahis sitesine ilk adımını atmasını sağlayan cazip bonuslardan en doğrusunun hangisi veya hangileri olduğunu öğrenmeniz, bir sitenin sizin için kalıcı olup olmamasını sağlaması açısından çok önemlidir. En iyi bahis bonusları hakkında bilgi alırken kazanılan bonusların nasıl çevrilip çekilebilir hale geleceğini de siteden öğrenmeniz mümkün. Para yatırma-çekme yöntemleri de yine her sitede farklı bonuslar kazandırdığı için hoşgeldin bonusları dışındaki bonuslarda yatırım miktarınıza özel bonus kazanmanız mümkün.

Bonusizle üzerinde bulabileceğiniz bir diğer detaylı yazı ise bahis şirketlerine ait canlı bahis seçenekleri. Sitelerin hangi sporlara nasıl ağırlık verdiklerini ve canlı bahiste neleri öne çıkardıklarını öğrenerek ilgi alanınıza en uygun canlı bahsi bulabilmeniz çok kolay. Canlı bahislere paralel olarak canlı sonuçlar sayesinde de oynanan canlı bahislerin ve kuponların anlık olarak ne durumda olduklarını öğrenebilmeniz mümkündür.

Ekşi Sözlük yorumlarının ve Bonusizle üyelerinin yorumlarının ayrı ayrı değerlendirildiği inceleme yazıları ile hem site üzerine hem de Ekşi Sözlük’te, kullanıcıların en beğendikleri veya en sevmedikleri özellikler ve uygulamalar hakkında kolaylıkla bilgi alınabiliyor.

Bahis yaptığınız veya yapmak istediğiniz tüm sitelerin mobil versiyonlarını ve varsa uygulamalarını detaylı olarak inceleyen Bonusizle, müşteri hizmetleri konusunda da tüm detayları sizlere ileterek bahis oynarken bir problemle karşılaştığınız sırada nasıl hareket edeceğiniz konusunda en doğru yolu gösteriyor. Online bahis siteleri müşteri hizmetleri bonuslarınızı talep etmenizi, yaşadığınız sorunları anlık olarak çözmeyi ve aklınıza takılan tüm soruları cevaplamayı sağlar.

Bonusizle bünyesinde henüz incelenmemiş olan sitelerin de geniş ve detaylı incelemelerini ekipten talep edebilirsiniz. Belirli bir sayıda inceleme talebi alan siteler, Bonusizle üzerinde en kısa zamanda yer alırlar ve tüm detaylarıyla kullanıcıların bilgilenip, cevap bulmalarını amaçlar.

14.07.2016

Euro 2016 - Turnuvanın Ardından



Merhabalar. Turnuva biteli 4 gün oldu ve ben yarıfinal ve finali yazma işini tamamen pas geçtim. Bunun sebebi Almanya'nın Fransa'ya elenmesi gibi görünebilir ancak alakası yok, sonuçta Löw'e satırlar dolusu saydırma imkanı çıkmıştı. İşin içinde bolca üşengeçlik, biraz bayram gezme tozması, biraz Pokemon kovalama vardı. Turnuvada da oluşan "bitse de kapatsak artık" havası, maçları "bu kadar izledik, sonunu da görelim" diye izlememe neden oldu.

Portekiz'i tebrik ediyorum. İnsanlar "90 dakikada 1 galibiyet alarak şampiyon oldular" diyerek eleştiriyor ama madalyonun öteki tarafına bakarsak "hiç yenilmemiş" bir takım var önümüzde. Kura şansı vardı derseniz haklısınız, bu benim de katıldığım bir nokta. Bir tarafta İtalya-İspanya, İtalya-Almanya, Fransa-Almanya eşleşmeleri varken Portekiz grup üçüncüsü olarak yoluna devam etmesine rağmen Hırvatistan, Polonya ve Galler ile oynadı. Bu takımları küçümsemek gibi bir niyetim yok, Galler'i bol bol övdüm burada, Hırvatistan'ı da övdüm hatta elenmelerine çok şaşırdım, Polonya'yı çok da övmemiş olabilirim ama bu budur yani. Terazinin bir tarafı ağır basıyordu.

Fransa onlardan beklediğim futbolu İzlanda maçında oynadı, diğer maçlarda bazı bölümlerde oynayarak finale geldi. Deschamps'ın garip tercihleri, taktik anlayışı bir türlü oturtamaması, Griezmann'a uygun bir taktiği geç akıl etmesi (ki buna rağmen gol kralı oldu) gibi etkenler turnuvada final oynamış ama arzulanan futbolu verememiş bir Fransa ortaya çıkardı. Bu takımda bir teknik direktör değişikliği her şeyi çözer yemin ediyorum.

Sevdiğim için Almanya'yı da kısaca değerlendirmek istiyorum. Gomez'in turnuvayı kapattığı açıklandığında Fransa maçı için olan ümidim yüzde seksenlerden yüzde ellilere düşmüştü. Löw'ün garip bir "Messi'nin olmadığı ama Messi varmış gibi (Götze) oynanmaya çalışılan" taktiğine dönüş yapacağını bekledim. Gitti ortaya Müller'i aldı. Müller ki çok sevdiğim bir futbolcudur, insanlar zevk vermediğini, estetik futbol oynamadığını savunuyor, ben ise onda bunu bir futbol karakteri olarak görüyorum. Evet futbolcuların bireysel özelliklerinin takım oyunu adı altında çok kısıtlandığını savunuyorum, eskisi kadar fazla güzel hareket izleyememekten yakınıyorum vs. . Müller de dümdüz oynuyor belki ama bunu o kadar zekice ve efektif yapıyor ki sanki saha içinde bir robot izliyor gibi hissediyorum, saha dışında bambaşka renkli bir kişilik zaten, nadir olması onu izlemeyi zevkli kılıyor. Gel gör ki bu turnuvada yokları oynadı, yokları oynadıkça da Löw inatla oynatmaya devam etti, Fransa maçında kendisinin yanında Podolski oynar mıydı, bence oynardı. Onun yerine garip bir 4-5-1 ile Fransa karşısına çıkıldı. Biraz hakemin denyolukları biraz Schweinsteiger'in aşka gelip topu tokatlaması derken aslında kazanılabilecek maç kaybedildi. En son Leroy Sane isimli 20 yaşındaki arkadaşımızın sahada koşturup sürekli top kaçırdığını hatırlıyorum orada Löw'e söverken bayılmışım. PODOLSKI NET OLARAK SKORA KATKI VERİRDİ.

Turnuvayı genel olarak özetlemek istiyorum ama aklıma sürekli ızdırap gibi geçen grup aşaması geliyor. 24 takım yerine 32 takım olsaydı ve gruplardan sadece 2 takım çıksaydı bu ızdıraba şahit olmazdık gibime geliyor. Üçüncülük için yapılan averaj hesapları, bir galibiyet alan takımların "tamam bitti bu iş" moduna geçmeleri, gol yiyen takımın "dur ikiyi yemeyelim" diye oynaması, beceriksiz forvetler manasız taktikler derken leş gibi bir turnuva izledik. Yıldız oyuncuların da (ne kadar yıldızsa artık) çoğu kafa olarak burada değildi.

Takım olarak en büyük hayalkırıklığı: İngiltere, tamam önceki turnuvalarda da hep patlıyorlardı da yani işte... insan belki oynarlar diye bekliyor.

Oyuncu olarak en büyük hayalkırıklığı: Pogba. İlk Fransa maçlarında sırf onu izlemek için bir hevesle kuruldum ama yok. Deschamps'ın da etkisi var ama kendisi de kayıptı.

En kötü maç: O kadar kararsız kaldım ki... İngiltere-Slovakya ya da Portekiz-Hırvatistan. Seçin beğenin alın.

En kazma forvet: Haris Seferovic.

En manasız hareket: Yerde yatarken topa kafa vuramayacağını idrak edip Lorik Cana'nın topu tokatlaması.

En kötü teknik direktör: Roy Hodgson.

En güzel maç: Portekiz-Macaristan. Sadece bol gol olduğu için değil, son 20 dakikaya kadar takımlar maçtan kopmayıp, sürekli maçı istedikleri için.

En iyi oyuncu: Bunun çok adayı var aslında, istatistiklere sığınıp Griezmann diyorum.

En iyi teknik direktör: Antonio Conte. Penaltılarda şebeklik yapan oyuncuları olmasa turnuva senaryosu çok farklı olabilirdi. Bu ne biçim İtalya diye burun kıvırılan takıma taş gibi bir futbol oynattı. E İzlanda da taş gibi oynadı diyebilirsiniz haklı olarak, Halgrimsson'un eksiği neydi ya da Fernando Santos kupayı aldı o niye olmadı da diyebilirsiniz. Biraz kişisel bir tercih elbette ama şunu da göz önüne alın, yazıyı İtalya'dan hazzetmeyen birisi yazıyor ve Conte'yi seçiyor...

En eğlenceli taraftar: İrlanda elbette. Will Grigg's on Fire!

Burada yazdıklarımı okuyan, fikir belirten herkese çok teşekkür ediyorum. İsterdim ki daha güzel, daha detaylı şekilde oynanan futbolu analiz edebileyim, biraz ufuk açıcı yazılar yazayım ama o yetenek bende yok. Daha eğlenceli bir turnuvaya şahit olsak ben de o coşkuyla daha goygoyla dolu daha eğlenceli yazılar yazardım gibime geliyor. 2018'de görüşmek üzere demiyorum çünkü ben galiba futboldan ümidimi kestim. (2018 Mayıs'ında gün saymaya başladı)

4.07.2016

Euro 2016 - Çeyrek Final

Öncelikle son 16 turundaki maçları tembelliğim ve yazının ülkemizdeki terör saldırısının üstüne denk gelmesiyle pas geçtiğimi belirtme ihtiyacı hissettim. Kimseye bir faydası olmayacak ama buradan da hayatını kaybedenlere rahmet, kalanlara sabır, sağlık ve mümkün olduğu kadar dilemek istiyorum.

Son 16yı kısaca özetleyerek geçiştirmiş olayım:

-Bir bilinçle, plan dahilinde, sonuna kadar zorlayarak oynayan İzlanda'nın iyi oynayacaklarını beklediğim için yüzümü kara çıkartan İngiliz yıldızlar(!) topluluğunu elemesi en büyük olaydı. Hodgson'ın saçma sapan oyuncu tercihleri, yenikken oyuna müdahale etmek yerine en hafif tabirle mal mal maçı izlemesi İngilizlerin yine bir turnuvaya erken veda etmesine sebep oldu. Brexit mevzusunun üstüne gelince de şakalar komiklikler aldı yürüdü.

-Hırvatistan-Portekiz maçı 115 dakikalık bir ızdırap festivaliydi.

-Belçika'nın iyi gününe denk gelen Macaristan turnuvadaki en farklı yenilgiyi alarak elendi ve şahsımı üzdü.

-Almanya'da Löw'ün sonunda Götze'yi kesmesi, Draxler'in dahil olduğu bir sistemle Gomez'i öne atması meyvesini verdi ve Slovakya'yı rahat geçtiler.

-Polonya-İsviçre keyifli geçen bir maç oldu ama yıllar sonra kimin kimi elediğinden çok Shaqiri'nin efsane rövaşata golü hatırlanacak.

-Galler, Brexit tantanası içinde Kuzey İrlanda'yı kendi futbolcusuna kurban edip erkenden eve yolladı ve Fransa'da kalan tek Ada ülkesi oldu.

-İrlanda, Fransa maçı umutlanıp hayalkırıklığı yaşadığım bir maç oldu. Fransa'nın güzel ve baskılı oyununu sadece gole ihtiyacı varken izleyebildiğimizi gördük. Hayır Deschamps hocam madem bu takım oynayabiliyor illa 1-0 geriye mi düşmen gerek?

-İtalya-İspanya maçında en çok şaşırdığım nokta İspanya'nın aşırı verimsiz oynamasıydı. Tamam İtalyanlar da sahayı ve oyunu müthiş bir şekilde domine ettiler ancak İspanya'nın hiçbir şey yapamaması inanılmazdı. 2014'ten sonra saltanatlarının bitişi tekrar tescillenmiş oldu.

Çeyrek Final

Polonya (3) 1-1 (5) Portekiz
Tanrım yürü ya dedin yürüyoruz bakalım.

Turnuva devam ettikçe maçlarda dikkatim daha çabuk dağılmaya başladı, bir de yazıyı maçın ardından değil iki üç gün sonra yazınca aklımda pek bir şey kalmamış oluyor. Bu maçtan da aklımda kalanlar Polonya'da Lewandowski'nin 2002'deki Hakan Şükür gibi turnuva boyunca şans bulamayıp en sonunda maçın hemen başında gol atması, Ronaldo'nun kendini ve takımı heder etmesi, Renato Sanches'in maç boyunca gösterdiği harika performans.

İkinci yarı ve uzatmaları gerçekten pek hatırlamıyorum, sadece parça parça Ronaldo'nun ıskaladığı, kaçırdığı toplar ve goller var. Portekiz maçı daha erken koparabilecekken bu pozisyonlar yüzünden uzatmalara oradan da penaltılara kadar gitti. Arada da sahaya dalan bir seyirci vardı.

Penaltılarda da aslında herkes tıkır tıkır gol atmaya başlayınca 10-9 civarı bitecek mi diye düşünüyorduk ama Polonya'yı önceki maçlarda taşıyan Kuba penaltıyı kaçırınca evlerine dönmek zorunda kaldılar. Portekiz 5 maç sonunda 90 dakika içinde galibiyet alamamış bir takım olarak yarıfinali görmüş durumda. Oyun tarzları 2004 Yunanistan ile alakasız ama onlarla kıyaslanıyorlar. Bazı bölümleri kötü oynuyorlar ama daha çok şanssızlık var, Ronaldo'nun kendini ispat etme çabasının getirdiği olumsuz etki var. Maç içindeki şanssızlıkları devam edip maç sonu şansları devam ederse garip bir şampiyonluk serüvenine şahit olabiliriz.

Galler 3-1 Belçika

Sağı solu belli olmayan, Macaristan'a 4 atan muhteşem(!) Belçika'nın maçın başında yine bir Nainggolan füzesiyle öne geçmesi "underdog ama gururlu" Galler'in hikayesinin sonu mu diye düşünmemize sebep oldu. Ancak Galler tıpkı İzlanda gibi kadar oturmuş ve inanmış bir takım ki (üstüne Bale var Ramsey var hatta Joe Allen var) oyun planlarını hiç bozmadan maça devam ettiler. 30. dakika civarında Ashley Williams'ın uyuyan Belçika savunması arasında parkta gezer gibi yaptığı kafa vuruşu ile maça tekrar ortak oldular. Üstüne Denayer'den çok kötü bir maç gelince Belçika'ya daha fazla zorluk yaratmaya başladılar. İkinci yarının hemen başlarında Belçika yine kendine gelip üst üste birkaç pozisyon yakaladı ama değerlendiremedikleri için cezalarını Robson-Kanu izlemeye hasret kaldığımız tarzda bir forvet golüyle verdi. Altıpasın oralarda tek hamlede topa basıp çekip bütün Belçika savunmasını düşürmesi ve temiz son vuruşu maçın en güzel anıydı.
Rönesans tablosu gibi diyebilir miyiz?

Galler, golü yedikten sonra panikleyen Belçika'ya karşı daha fazla üstünlük kurdu. Wilmots'un da oyuna düzgün müdahale edememesi, zaten sorgulanan teknik direktörlük becerilerinin -altın kadro denen takımın iki turnuvada ittire kaktıra çeyrek final görüp elenmesi- pek de ortada olmadığını gösterdi. 85te de fişi çeken Vokes oldu, düzgün bir kafa vuruşuyla Galler'in yolculuğuna devam edeceğini ilan etti.

Galler yarı finalde Portekiz'in karşısına çıkacak bildiğiniz üzere ve Ramsey'in cezalı olması ciddi bir kayıp oldu onlar için. Ayrıca Bale ve Ronaldo'nun karşı karşıya gelecek olması maça farklı bir güzellik katıyor.

Almanya (6) 1-1 (5) İtalya

Satırlarıma Artemio Franchi isimli bir blogda bu satırları yazabilmeme şükrederek başlıyorum. Turnuvalarda İtalyanlara tokatlana tokatlana bir hal olan, 2006da sevenlerine kendi evinde travma yaşatan Almanya sonunda ittire kaktıra da olsa İtalya'yı eledi ve üstündeki laneti kırdı.

Maç aslında Löw'ün 4-4-2 tercihinin getirdiği bir şaşkınlık dışında, ki insanlar ilk başta 3-5-2 sandı, beklendiği gibi başladı. Löw'ü buradan tebrik etmek istiyorum, sonunda bu takımın 4-4-2 de oynayabileceğini kabullendi. Kimmich'i sağ öne atıp arkasına Höwedes'i yerleştirerek İtalya'nın sol kanadına ekstra önlem aldı, bunu yaparken Draxler'i kesmek zorunda kaldı çünkü baklava şeklindeki 4-4-2 yerine Kroos-Khedira'nın ortada olduğu Mesut'un sola geçtiği bir 4-4-2 oynattı. Müller-Gomez'den başka forvette yapabileceği fazla seçim şansı yoktu ama Müller'in performansını da gördükten sonra ister istemez Podolski-Gomez nasıl oynardı diye merak ettim. İtalya'da taktik anlamda ya da oyuncu seçiminde bir sürpriz yoktu, bana göre gerek de yoktu çünkü İspanya karşısında sergiledikleri oyun, hala istediğini tam olarak bulamamış Almanya karşısında da işlerine yarayabilirdi.

Bu tip maçlarda genel oyun akışı bellidir, taraflar erken bir gol bulmak için bastırır. Bulan taraf oyunu ona göre kontrol etmeye çalışır karşı taraf da belli dakikalara kadar riske girmeden beraberlik arar. Gol bulan çıkmazsa iki taraf da rakibin hatasını kollar ya da bir oyuncunun yoktan gol var etmesini bekler. Maçta bunlardan ikisini  de karşılıklı gördük. Almanya'da Gomez sol kanattan o kadar güzel, o kadar etkili bir şekilde top getirdi ki golün Mesut yerine ona yazılmasına itiraz edilmeyebilirdi. Bu golden sonra İtalya'yı turnuvada ilk kez geriye düşmüş şekilde izledik ve açıkçası beklediğimden daha panik bir görüntü verdiler. Almanya ikinci gol için derli toplu, organize olarak üst üste hücum yaparken İtalya kendi sahasından çıkamadı. Fakat onların da beklediği can simidi Boateng oldu. Yandan gelen ortada bir albatros edasıyla -sanırım- Pelle'nin üstüne çıkmaya çalışırken top eline çarptı ve tartışmasız bir penaltı düdüğü geldi. İtalya'nın golünden sonra ise roller değişti ve maçın sonuna kadar daha sinik kalan taraf Almanya olurken İtalya galibiyet golü için bastırdı. Çabaları sonuç vermeyince uzatmaları izledik ki orada da Almanya'nın baskısı görüntüde kaldı ve ciddi bir pozisyon olmadı.

Böyle bir maç penaltılara gidince elbette herkes önce Gianluigi Buffon'a sonra Manuel Neuer'e baktı. Schweinsteiger'in para atışlarının ikisini de kazanıp tribün olarak İtalyan taraftarların önünü seçip ilk vuruşu İtalyanlara vermesi hakem Kassai de dahil herkeste "konuşulanı anlıyor mu?" sorusunu uyandırdı. Kendisi maçtan sonra daha önce kazandıkları ve kaybettikleri penaltıları düşünerek bu kararı verdiğini açıkladı, işe de yaradığına göre bir şey diyemeyiz. İlk penaltılar sıkıntısız geçildi, ikinci penaltılarda "badi badi" adımlarla topa gelip şov yapan  Zaza topu tribüne attı. Gomez sakatlanmasa maçı muhtemelen yedek kulübesinde tamamlayacak formsuz ve bitkin Müller ise Buffon'a hakaret eder gibi çok komik bir vuruş yaparak kaçırdı. Barzagli'nin atıp Mesut'un kaçırması İtalyanları umutlandırdı ama bir başka papıt şov Pelle gelip Neuer'e "atla atla hehehe" hareketi yapıp topu komşu şehre atınca durum Draxler'in penaltısıyla eşitlendi. Almanya maçı kazanmaya 5. penaltılarla çok ama çok yaklaştı, Bonucci'nin penaltısını Neuer kendinden bekleneni yapıp kurtarınca herkes Schweinsteiger'e baktı ama anladığımız kadarıyla penaltıları akıl oyunları kadar iyi olmadığı için o da kaçırınca iş ölüm vuruşlarına geldi. Fazla uzatmadan, üç penaltı sonra Darmian'ın penaltısını Neuer kurtarınca Hector bu sefer affetmedi ve Buffon'u da İtalya'yı da Almanya'nın makus talihini de yendi. HELAL OLSUN HECTOR HELAL OLSUN ALTIN YÜREKLİ ADAM, DEUTSCHLAND DEUTSCHLAND ÜÜB... öhöm. İhbin ihbin.
Tutanlar iyiydi de atanlar kötüydü.
Almanya İtalya'yı eledi ama çok önemli üç (hadi Khedira'yı da sayalım dört) oyuncusunu kaybetti. Schweinsteiger ve Khedira sakat, yarı finali kesinlikle kaçırıyorlar. Hummels cezalı. Esas sıkıntı Mario Gomez. Kendisi ne yazık ki turnuvayı kapattı. Oynanmaya çalışılan sistem için biçilmiş kaftanken, üst üste çok iyi performanslar verirken turnuvayı kapatması hem onun için hem de Almanya için büyük şanssızlık. Fransa karşısında ya Müller'in kendini toparlaması için dua edeceğiz ya da Löw taktik değiştirip 3 günde takıma oturtacak. Gomez'in rolünü doldurabilecek kimse yok ama Fransa'nın sıkıntılı savunmasına karşı kalabalık ve hızlı bir hücum oyuncularından kurulu bir plan işe yarayabilir belki.

İtalya'ya gelince kendilerine olan antipatimi daha önce birçok kez belirttim -Buffon'u kenara ayırıyorum- ama haklarını yemek de istemem. Conte önderliğinde harika bir futbol oynadılar, rölantide oynadıkları İsveç maçını kazandılar, tam rotasyonla çıktıları ve rakibin ölüm kalım maçı olan İrlanda maçını dahi Sirigu olmasa berabere bitireceklerdi. Herkesin favori gördüğü İspanya'yı tabir-i caizse paket yapıp yolladılar. Almanya maçında penaltılara Boateng olmasa gelemeyeceklerdi belki ama kendi oyuncularının şov düşkünlüğü olmasa şimdi Fransa'ya hazırlanıyor olacaklardı. Tebrik ediyorum.

Fransa 5-2 İzlanda

Üstünde fazla konuşamayacağım bir maç. İzlanda'yı küçümsediğim için değil ya da buraya gelmeleri şans işi olduğundan değil. Basiretsiz İngiltere'yi yenmeleri insanlarda fazladan bir umut yarattı ama Fransa kadro kalitesinin düzgün oyunla birleşince neler yapabileceğini hatırlattı. ASLINDA İZLANDA'NIN BAŞINA GELENLERİN SORUMLUSU DOKUNDUĞUNU YAKAN, UĞURSUZ DİLO TAYFASIDIR. İngiltere maçından sonra dünyanın dört bir yanından öyle bir şevkle İzlanda övülmeye başlandı ki Fransa'nın bu maça bilenmeden çıkması kaçınılmaz oldu. İlk yarıdan 4-0 ile maçı cebine koyan Fransa'ya karşı iki gol atmayı başaran İzlanda'nın buraya kadar gelmesi gerçekten muhteşem bir başarı ve şansın değil bir plan programın, çalışmanın sonucu. Yine de işin içine "Fransa kim ya İzlanda finale kadar çıkar" tayfa dahil olunca adamların en iyi yaptığı iş olan savunma oyunu bile çöktü. Bu kitle beni desteklese maça çıkmadan turnuvadan çekilirim o kadar diyorum. Neyse.

Fransa, Almanya karşısına şov yapmış olarak, ben artık oldum diyerek geliyor. Gruplardaki Fransa'dan çok daha farklı bir Fransa izliyoruz. Benim en sevdiğim taktik 4-4-2 olduğu için mi bilmiyorum ama Deschamps Fransa'ya sanki görüntüde 4-5-1e benzeyen bir 4-4-2 kurdu ve Griezmann'ı manasız manasız yerlere hapsetmek yerine Giroud'un arkasında serbest bırakarak verimine verim kattı. Tek sıkıntıları savunmanın ortasaha ve hücum gücüne kıyaslandığında zayıf kalması, Almanya'nın da final yolu buradan geçiyor.
BİZİ BİTİRDİNİZ BE DİLOLAR BİZİ BİTİRDİNİZ BE!

23.06.2016

Euro 2016 - Son 16 Eşleşmeleri: Tahminler

Yazıma turnuva formatını kısaca eleştirerek başlamak istiyorum,
-24 takım çok muallak, ya 32 takım olsun ya 16ya dönülsün, en iyi üçüncülük hesapları birçok maçın kısır geçmesine neden oldu. 1-0 geriye düşen takım bile averaj hesabı yapıp beraberliği almayı denemedi. 
-Üç maçlık sistemde ikili averaja önce bakılması bence anlamsız. Ukrayna bu sebepten ikinci maçlar bittiğinde elendi. Son maç formaliteye döndü. İtalya ikinci maçtan lider çıktı, son maç formaliteye döndü ama en azından İrlanda için ölüm kalım maçı olması heyecan kattı.
-Gruplarından 1. gelip elenen takımlar da oldu, ek kontenjandan gelip tur atlayanlar da ama futbol kalitesi iyi durumda değil.
-Gol anlamında elemelerde gol yağmuru olmazsa en kısır turnuvalardan birini yaşayacağız, istatistikler bunu destekliyor.

Gelelim eşleşmelere:

İsviçre - Polonya

Daha ilk maçtan taraf seçmekte zorlandım. İsviçre buraya gelirken çok ahım şahım bir futbol oynamadı, beşinci dakikada öne geçtiği ve 60 dakika 10 kişi oynayan Arnavutluk karşısında az kalsın puan veriyorlardı. Pozisyona girebiliyorlar ama bitiricilik konusunda ciddi sıkıntıları var -Seferovic-. Polonya ise çok fazla gol pozisyonuna girmeden iyi savunması ve skoru koruyabilmesinin avantajıyla bir tık daha kolay bir gruptan (Ukrayna ikinci maçtan elendiği için) geldi. Benim için Polonya'nın en büyük soru işareti yiyecekleri olası bir gole nasıl tepki verecekleri çünkü gruplarda Almanya'dan dahi gol yememeyi başardılar. İsviçre bir gol bulursa nasıl bir maç izleriz merak ediyorum.

Aklımdan geçen: 90 dakika beraberlikle biter, uzatmalarda veya penaltılarda çözülür.
Gönlümden geçen: İsviçre galibiyeti.

Galler - Kuzey İrlanda

Bütün Ada takımları yoluna devam edince burada iki tanesinin eşleşmesi kaçınılmaz oldu. Galler Bale'in ayağına bakıyor diye yazmıştım, gördük ki Ramsey de ihtiyaç olunan anlarda gerekli desteği sağlıyor. Takım olarak çok başarılılar. Sadece Ukrayna'yı yenip Almanya'dan fark yememeyi başaran, elinden geldiği kadarıyla iyi oynayan Kuzey İrlanda karşısında Galler'i favori görüyorum.

Aklımdan geçen: Galler galibiyeti.
Gönlümden geçen: Will Grigg'in atacağı gole rağmen Galler galibiyeti
.
Hırvatistan - Portekiz

Hırvatlar şu ana kadar oynadıkları futbol ile birçok kişinin kupa için favori görmeye başladığı bir takım oldular. Esas rakipleri Çek Cumhuriyeti maçında gördüğümüz üzere sabote etmeye çalışan taraftarları(!). Savunma konusunda biraz sıkıntı yaşıyorlar ama hücum anlamında rakiplere ciddi tehdit olmaları bunun gözardı edilebilmesini sağlıyor. Portekiz konusunda ne diyebileceğimi gerçekten bilmiyorum, yani oynadıkları maçlar -İzlanda maçı dahil- mücadele, futbol açısından keyif verdi. Portekizliler "bizim maçlar eğlenceli geçiyor çünkü zayıflığımız rakiplerimizin güçlü yanlarını ortaya çıkarıyor" diyerek dalga geçiyorlar. Tek sorun bu maçların hiçbirini kazanamamış olmaları. Gol atamadılar ama yemediler de, gol attılar skoru koruyamadılar yediler, üç kere geriye düştüler üç kere beraberliği yakaladılar yani her bir şeyi yaptılar bir galibiyeti alamadılar. O yüzden Portekiz benim için serseri mayın kategorisinde.

Aklımdan geçen: Hırvatistan galibiyeti.
Gönlümden geçen: Kazanan önemsiz, Portekiz-Macaristan maçı gibi bir maç.
Fransa - İrlanda

En ilginç eşleşmelerden birisi bu oldu, sebebini de çoğumuz hatırlıyoruz. 2010 Dünya Kupası eleme playofflarında Fransa, İrlanda'yı uzatmalarda Thierry Henry'nin bariz şekilde el yardımıyla attığı gol sonucunda elemişti. Yalnız İrlandalılar nasıl bir beddua ettiyse o turnuva Fransa için tam bir skandal oldu. 0 çekildi, teknik direktörle oyuncular birbirine girdi, isyanlar çıktı, küfürleşildi, dönüşte ağır cezalar kadrodışı bırakılmalar geldi falan filan.

İrlandalılar şimdi aradıkları intikam fırsatını yakaladılar. Karşılarında yıldızlarla dolu (1998-2000 ayarında kesinlikle değil) bir Fransa var ama bu yıldızlar içinde Payet dışında henüz parlayan bir isim yok. Deschamp hala Fransa'ya iyi futbol oynatamıyor. İrlanda ise rotasyon yapmış bir İtalya'yı 85te kaleci hatasıyla yenerek son anda kendilerini buraya atabildi, çok iyi bir takım değiller bu bir gerçek. Yine de Fransa'yı elemeyi başarırlarsa hem turnuvadaki en sükseli işi yapacaklar hem de kesilmemiş bir hesabı kesecekler. Turnuva Fransa topraklarında olduğu için hakemin yine Fransa'yı kayırabileceği de acı bir gerçek.

Aklımdan geçen: Fransa galibiyeti.
Gönlümden geçen: İrlanda galibiyeti, mümkünse haksız atılmış bir gol ile.

Almanya - Slovakya

Löw'ün inadında ısrar etmemesi bende bir nebze ümit doğurdu. Sisteme müdahale etti. Kimmich'ten bahsetmiştim, savunma konusunda çok iş düşmedi diye. Bu maçta Hamsik/Weiss savunma konusunda onu zorlayacaktır, umarım Löw garantiye almak için Höwedes'e dönüş yapmaz. Almanya'nın zorlanmadan kazanacağına inanıyorum ama buradan sonra ya İtalya ya İspanya gelecek. İtalya gelirse bir şekilde elenecekleri için -belalı oldular resmen- çok önemi yok ama İspanya'nın gelmesi durumunda bu maçın hasarsız atlatılması, mümkünse özgüven tazelenmiş olarak gidilmesi önemli. Slovakya'ya elenirse zaten Löw'ün Almanya'ya girişine engel getirilmeli. Slovakya'nın belirttiğim gibi Weiss ve Hamsik haricinde ekstra işler çıkartabilecek fazla oyuncuları yok, kapandıkları zaman iyi kapanıyorlar, bir kaza golü Almanya'nın işini çok zora sokabilir.

Aklımdan geçen: Almanya galibiyeti.
Gönlümden geçen: Çok farklı Almanya galibiyeti, İngiltere maçının cezası olarak.

Macaristan - Belçika

Çok açık ve net şekilde bu maçın favorisini Macaristan olarak görüyorum. Sabah oynadığı ile akşam oynadığı birbirini tutmayan Belçika karşısında turnuvanın başından beri istikrarını koruyan Macaristan daha şanslı. Belçika'nın daha tehlikeli oyuncuları var, daha fazla tecrübeleri var ama Macaristan bu turnuvaya onlardan daha hazır geldiğini gösterdi. Belçika, İrlanda karşısında oynadığı oyunu ortaya koyarsa Macaristan'ı rahat yenebilir belki ama diğer maçlardaki performansları ile elenmekten kurtulamaz.

Aklımdan geçen: Macaristan galibiyeti, maçın uzaması olası.
Gönlümden geçen: Macaristan galibiyeti.

İtalya - İspanya

İtalya ununu elemiş eleğini asmış Hırvatistan'ı beklerken karşısında bir anda İspanya'yı buldu. İki takım da iyi durumda, formdalar, oynamak istedikleri futbol tarzını sahaya rahatlıkla yansıtıyorlar. Mantık dahilinde taraf seçemiyorum, bence bu maç futbolculardan çok baskın şekilde Conte ve Del Bosque'nin tercihleri doğrultusunda şekillenecek.

Aklımdan geçen: Çok ortada ama illa seçmem gerekirse 51% ile İspanya'yı seçerim.
Gönlümden geçen: Penaltılara kadar giden, bol kırmızı kartlı, kavga dövüşlü bir İspanya galibiyeti.

İngiltere - İzlanda

Geldik turnuvanın bir diğer "bekleneni veremeyen dev" ve "beklentilerin üstüne çıkan küçük takım" maçına. İngiltere de aynı Fransa gibi işi bir türlü rayına oturtamadı. Özellikle Slovakya gibi 10 kişi kapanan bir takıma karşı çözüm üretmekte çaresiz kalmaları benim bu maçta İzlanda'dan sürpriz beklememdeki en önemli sebep. Yine de Hodgson, Deschamp'a kıyasla daha yerinde hamleler yapıyor gibi geliyor. Bir bakarız Kane-Vardy ile çıkıp 2-0 almış maçı. İzlanda ise ilk kez geldiği turnuvada Portekiz'in önünden ikinci olarak çıkmayı başardı. Kendi oyunlarını sahaya en iyi şekilde yansıtıyorlar, bu maçta yenilseler dahi süpürülüp gideceklerini sanmıyorum.

Aklımdan geçen: Zor bir 90 dakika, uzatmalar ya da penaltılarda çözülür.
Gönlümden geçen: Hala daha İngiltere'nin iyi oynayacağından ümidim var ama İzlanda galibiyeti kulağa daha güzel geliyor.

Euro 2016 - Son Grup Maçları: C,D,E,F

Salı gecesi yazmayı savsakladığım için dört grubun maçlarını tek yazıda birleştirmenin daha iyi olacağını düşündüm, bunun için özür diliyorum. Bildiğiniz üzere iki günde 8 maç oynandı ancak aynı saatte başladıklarından bunlardan 4 tanesini hakkını vererek izleyebildik. İzleyemediğim maçları da özetlerden gördüğüm kadarıyla buraya aktaracağım. Eşleşmeler ile ilgili ayrı bir yazı yazacağım için burada o konuda pek yorum yapmayacağım.

C Grubu

Kuzey İrlanda 0-1 Almanya

Löw de bir şeylerin yanlış gittiğini kabul etmiş olacak ki bu maçta sağ bekte Kimmich ile başladı, forvete Gomez'i koydu fakat Götze'den vazgeçmeyerek bence gayet iyi oynayan Draxler'i kesip sol kanada yerleştirdi. Almanya bu sefer maçın başından sonuna kadar baskı kurdu ve sık sık gol fırsatı yakaladı. Maç skorunun 1-0 olmasıysa tamamen Kuzey İrlanda kalecisi McGovern'ın neredeyse kusursuz performansına ve Alman futbolcuların beceriksizliğine bağlı.

İnsan 5 dakika oynatır yahu.
Kuzey İrlanda'nın hesabı zaten en iyi üçüncülük olduğu için golü yemelerine rağmen savunmada kalmaya devam ettiler. Slovakya'ya sinirlendiğim gibi sinirlenmiyorum çünkü Slovakya liderlik imkanı olmasına rağmen riske girmemişti. Bunun haricinde benim aklımda kalan Kuzey İrlanda'nın futbolundan çok "Will Grigg's on Fire" tezahüratı oldu. Önceki maçlarda da tanıdık bir melodi duyduğumu fark etmiştim ama üstüne çok düşmemiştim. Bu sefer duyduğum şeyin "Freed from Desire" olduğundan emin olunca mevzunun ne olduğunu araştırdım ve bu harika tezahürat ile tanıştım. Resmen orijinalinden iyi olan coverlardan bir tanesi. Will Grigg'in 5 dakika bile oynamamış olması teknik direktörün ayıbı.

Almanya'da Kimmich'in performansı beni kendine hayran bıraktı. Sağ bek yok derken hızır gibi yetişti ve sağ kanadı maç boyunca domine etti. Tabi defansif olarak çok fazla görev düştüğünü söyleyemem ama hücumlara katılamayan Höwedes'e tercih ederim. Götze forvet oynamak yerine sola çekilince daha sık pozisyona girmeye başladı ancak iki tane net pozisyonu kaçırınca Löw daha 55. dakikada kenara çekti. Bence gereksiz bir karardı çünkü yerine giren adam da Schürrle oldu. Gomez golünü attı ama kaçırdıkları da buradan köye yol olur yine de bu sistemle devam edilecekse en kritik adam kendisi. Müller aynı şekilde daha iyiydi pozisyonlara girdi ama kaçırdıkça kaçırdı. Neuer'e iş düşmedi, canı bayağı sıkılmıştır muhtemelen.

Ukrayna 0-1 Polonya

Ukrayna zaten elenmişti, bunun rahatlığıyla çıkmışlar maça. İki kez Polonya'nın solundan tehlikeli pozisyonlar yakalamışlar, Yarmolenko'nun iyi vurup az farkla kaçırdığı bir pozisyon var. Polonya da kendini çok yormamış, sonuçta K.İrlanda'nın rotasyon yapmamış Almanya'yı yenmesi çok zor bir ihtimaldi. Kuba Blaszczykowski (kaç yıl oldu hala doğru mu yazdım diye Google'a bakıyorum) mükemmel bir gole imza atmış. Gördüğüm kadarıyla Ukrayna da o golden sonra "amaaan sanki çıkacağız, ne uğraşıyoruz ya" diyerek turnuvayı gol atamadan tamamlamış.



D Grubu

Çek Cumhuriyeti 0-2 Türkiye

Tahminlerimde en çok yanıldığım maç bizimki oldu herhalde. Prim kavgaları, atar giderler derken yine kaostan beslenmiş, çok istekli, galibiyeti kovalayan bir Türkiye'ye şahit olduk. Çekleri resmen boğduk, İsmail Köybaşı Beşiktaşlı arkadaşların çekincelerini haksız çıkarttı ve Caner'den daha iyi performans verdi. Volkan Babacan, Çeklerin yakaladığı birkaç fırsatta görevini gayet iyi yerine getirdi. Volkan Şen'in Burak'ın attığı gole neredeyse Burak'tan fazla katkısı vardı. Beni bizim iyi oyunumuz kadar şaşırtan diğer şey Çeklerin çok kötü olmasıydı. Yani eyvallah ilk iki maçta müthiş oynayarak buraya gelmediler ama İspanya karşısındaki savunmalarını veya Hırvatistan karşısındaki arzuları ortada yoktu. Bizim iyi oynamamız da bunda etken elbette ancak ne bileyim sanki Sivok'un kafa vuruşları ve uzaktan şutlar dışında çok da bir planları yok gibiydi.

Maçın esas olumlu yanına gelecek olursak, ilk paragrafta özellikle yazmadım, Emre Mor. Karadağ maçında girip yarım saat tıkır tıkır oynadığında "yarım saatle oyuncu övüyorsunuz" diyen herkesi haksız çıkardı.En sevdiğim oyuncu tiplerinden bir tanesi, topu aldığı zaman çoğunlukla basıp arkadaşlarını beklemek yerine ileri doğru bir hamle yapıyor. Ya ileri pas gönderiyor ya kendisi süratle ileri çıkıyor. İzlemek büyük keyif oldu. İlk golde Volkan Şen'in Burak'tan fazla payı varsa Emre'nin payı ikisinden de fazladır.
Emre'yi izlemek galibiyetten fazla keyif vermiş olabilir.

Olacağını zannetmiyorum ama tek endişem Borussia Dortmund'da takım oyununa alıştıracağız diye bu özelliklerini törpülemeye çalışmaları. Bence Emre'ye tek gereken tecrübe ve son kararları iyi vermek -şut çekmek yerine pas verebileceği, belki 3-0 olacak bir pozisyon vardı-. Galatasaray devre arasında almak istemişti alamamıştı, biz de taraftarlar olarak çok sallamamıştık, şimdi bir yandan üzülüyorum bir yandan seviniyorum. Türkiye'ye milli maçlar dışında uğramaması, medya ile sıkı fıkı olmaması kendisi için en güzeli olacaktır.

Sonuç olarak yine yumurta kapıya dayanınca oynamaya başladık ama bu sefer şansımız gülmedi. Eleştirilecek yığınla insan ve tercih var onları da buraya sığdıramam. Hesap sormaya kalkanlar hesap soramayacak bu yüzden çok üzüldüğümü de söyleyemem.

Hırvatistan 2-1 İspanya

Futbol anlamında bizim maçtan çok çok daha keyifli geçen bir mücadele olmuş. İki taraf da galibiyet için ciddi şekilde bastırmış. İspanya'nın kendine has oyunuyla attığı, ara paslar sonucunda altı pasın önünde verilen pasla gelen gole Hırvatlarda Kalinic şık bir topuk vuruşuyla karşılık vermiş. Ramos'un kaçırdığı penaltı ise maçın önüne geçmiş. Bu sefer dağa taşa vurduğu için değil, kaleci çok öne çıktığı için eleştiriliyor ama ondan da değil. Bu kadar olayın sebebi Modric'in yedek kulübesinden takım kaptanı Srna'ya, Real Madrid'te kaptanı olan Ramos'un penaltıyı ne tarafa atacağını söylemesi. Bunu gören Busquets de Ramos'a durumu söylüyor. Ramos penaltıyı kaçırıyor, maçtan sonra da Modric'i sorguya çekiyor. Soyunma odasında da hesap sorduğu bir fotoğraf vardı onu bulamadım. Bu kadar olayın üstüne Hırvatlar bir de gidip Perisic'in dar açıdan -savunmanın da etkisiyle- attığı şık gol ile grup lideri olup İspanya ile İtalya'yı başbaşa bıraktılar.



E Grubu

İtalya 0-1 İrlanda

Sosyal mecralarda takip edenler dün gece yaptığım ve hala devam ettirdiğim apaçilikleri görmüştür. İtalya'nın rotasyon yapıp İrlanda'ya saçma sapan bir golle yenilmesi bizim elenmemize sebep olduğundan herkes İtalya'ya kin kusuyordu, ben de fırsattan istifade ederek çok hoş olmayan (hoş olmayan = bayağı bayağı sinkaflı ifadeler) sözler söyledim ve yıllarca söylemeye de devam edeceğim. Çocukluğumdaki terör krizinden beri İtalya'ya bu kadar bilenildiğini görmemiştim, bu fırsat kolay kolay yakalanmaz. Bu arada Prandelli'den özür dileyen de şerefsizdir.

İşin gerçeği şu ki İtalya'nın 6-7 oyuncusu sarı kart cezası sınırındayken, beklemediği bir şekilde İspanya ile karşı karşıya kalmışken, 10-0 yenilse dahi grubunda ikinci olamıyorken kalkıp da rotasyon yapmasını eleştirmek saçmalıktan başka bir şey değil. Adamların eminim ki kimin en iyi üçüncü olacağı çok umurlarındaydı(!). Muhtemelen dünkü Hırvatistan-İspanya maçından beri İsveç maçında şapkadan tavşan çıkarır gibi gol atan Eder'e sayıp sövüyorlardı. Eleştirilebilecek tek şey Sirigu'nun neyi amaçlayarak o topa çıktığının anlaşılamaması. Belki bir de Conte'nin Insigne'yi rotasyon yapmasına rağmen yedek başlatması.

Maça dair hiçbir izlenimim yok çünkü Belçika maçını izliyordum, onlar da golü attığı anda kanal değiştirip Brady'nin golünü gördüm. Son 5 dakikada da İrlanda çok zorlanmadan maçı bitirdi.

İsveç 0-1 Belçika

Bunu hatırlayanlar Belçika'nın futbolunu da anlar.
Son kez İbrahimovic izlemek için ekran başına kurulmuştum ama tabi herkes ona önlem alınca çok ahım şahım bir performans izleyemedik fakat yine de golünü attı -birazdan açıklayacağım-. Belçika çok ahım şahım oynayamadı. Lukaku'nun İsveç'in stoperleri arasında harcanması İrlanda maçındaki performansı vermesine engel oldu. Hazard takımın en etkili adamıydı.

İsveç galibiyete birkaç kere çok yaklaştı, birinde çok estetik bir İbra volesiyle golü de buldular hatta ama kimsenin anlamadığı bir karar ile -sanırım tehlikeli hareket sebebiyle- iptal edildi. Devamında gelen Belçika ataklarından birinde de Nainggolan gerçekten mükemmel bir füze ile maçı Belçika'ya kazandırdı.

Belçika gördüğüm en istikrarsız takım olma yönünde bir adım daha attı. Birisi bu arkadaşları bayağı fena harcayacak ama bakalım kim olacak.



F Grubu

Macaristan 3-3 Portekiz

TURNUVANIN EN GÜZEL MAÇIYDI. Macaristan'ın durumu garanti gibi olmasına rağmen son dakikalar hariç sürekli galibiyet odaklı oynaması, Portekiz'in ölüm kalım mücadelesi verip maçtan kopmaması, şans eseri de olsa gelen goller, kaçan fırsatlar, hızlı ve tempolu bir mücadele. 70. dakikadan sonra taraflar "beyler galiba bu skor herkese yarıyor" diye bıraksa da neredeyse aradığımız her şeyi bulduk. İkinci yarının ilk 15 dakikası izlediğimiz maçların çoğuna değerdi.
Emeği geçenlere teşekkür ederiz.
Ronaldo sonunda şanssızlığını yenmeyi başardı ve iki gol birden attı. Quaresma girdiği gibi asist yaptı, Nani etkili oyununu golle süsledi. Bol bol hücum izlettiler sağ olsunlar. Macaristan da Portekiz savunmasının boşluklarından yararlandı ama Gera'nın attığı gol harika bir şut örneğiyken Cucak'ın attıkları (bunun orijinalini yazamam) biraz da şans işiydi. Tabi şans işi olması hak etmedikleri anlamına gelmiyor çünkü top taca çıkarken birine çarpıp girmedi ya da kaleci durduk yere elinden kaçırmadı. Zaten kaleye çekilmiş şutlar savunmaya çarparak yön değiştirmiş oldu. Son 5 dakikadaki zaman geçirme paslaşmaları maçın tek olumsuz yanıydı ki orada da Kiraly abimiz çıkıp milleti trolleyerek eğlendirmeyi başardı.

Macarlar çok iyi top oynuyorlar ve beklentileri alt üst ettiler, Belçika'yı yenmeleri sürpriz olmayacaktır. Portekiz ise İzlanda'nın attığı son dakika golüyle grubu üç beraberlikle üçüncü sırada tamamladı ve yoluna devam etmeyi başardı.

İzlanda 2-1 Avusturya

Avusturya'nın kadrosunun hakkını veremediğini düşünüyordum, belki bizim gibi son maçta bir şeyler başarıp yollarına devam edebilirlerdi ama karşılarındaki İzlanda çok çok daha iyi durumda bir takımdı. İlk galibiyetlerini son anda alıp ikinci sıraya yerleştiler.

Özeti izlediğimde Avusturya'nın aslında kötü oynamadığını gördüm, tek sıkıntı bunu maçın tamamına yayamamış olmalarıydı. Dragovic'in ilk yarının sonuna doğru penaltı kaçırması dönüm noktası olmuş olabilir. Schopf'ün attığı gol çok şık çok iyi bir gol, hani en azından turnuvada böyle bir golümüz vardı diyebilirler.

İzlanda oyun disiplininden bazı pozisyonlar dışında hiç kopmuyor, inanılmaz bir özellik. Defansif oynadıkları için eleştiriliyorlar, izleyen açısından keyif vermiyor evet ama savunma yaparken oyunu öldürmek gibi bir dertleri yok en azından. Hücum yapmayı deniyorlar, kontra deniyorlar. Son dakika buldukları golle ilk kez katıldıkları turnuvada ilk galibiyetlerini aldılar ama bu onları ikinci yaparak turnuvanın zor kabul edilen (İngiltere'yi geçerlerse İrlanda-Fransa, onu da geçerlerse Almanya,İtalya,İspanya,Slovakya'dan (bu ne arıyor lan burada) biri gelecek) tarafa düşmüş oldular. Kesinlikle hafife alınacak bir takım olmadıklarını tekrar tekrar gösteriyorlar.

21.06.2016

Euro 2016 - Son Grup Maçları: B

İngiltere 0-0 Slovakya

Rusya'nın hiçbir şey yapamadan eleneceğine emin olduğum için tercihimi Vardy-Sturridge ile başlayan İngiltere'den yana kullandım. Slovakya'nın da zaman zaman yine Hamsik başta olmak üzere tehlike yaratabilecek oyuncularıyla İngiltere kalesini yoklayacağını, keyifli bir maç izleyeceğimi tahmin ettim. Fakat Thorin Oakenshield bile The Hobbit'te bu kadar yanılmamıştı.

İlk yarıda yine nispeten özellikle Vardy'nin hızlı çıkışlarında olsun, Sturridge'in çalımlarla içeri girmelerinde olsun biraz keyif aldık. Vardy'nin kaleciye takıldığı pozisyon ve Lallana'nın şutu İngiltere'nin en tehlikeli hücumlarıydı. İkinci yarıda ise Smalling'in göğsüyle topu Hart'a vermeye çalışırken kendi önüne indirmesi Mak'ın araya girmesi sonucu Slovakya az kalsın öne geçiyordu. İki dakika sonra da Weiss zor açıdan çok da tehlikeli olmayan bir şut çekti. Daha sonra "bu iki pozisyon bize yeter gol atamadık arkadaşlar sağlık olsun" dediler sanırım çünkü maçın kalanında kendi cezasahalarında durmaktan başka HİÇBİR ŞEY yapmadılar.


Maçı kazansa grubunda lider olacak takım, kalan 35-40 dakikada 1 puan daha alayım da en iyi üçüncüler arasında yerim garantilensin diyorsa öyle turnuva formatının... yani cidden ben bu kadar saçma işlere yol açan bir formatı Türkiye Kupası'nda aynı gruptan çıkan takımların ilk kurada eşleşmesinde bile görmemiştim. 10 kişi kalmamışsın, yıldız oyuncuların sakatlanmamış, göstermelik de olsa hücum et belki duran toptan gol bulursun. Yok.

Maçın kalanı Slovakya'nın ceza sahası etrafında İngiltere'nin gole çeviremediği hücumları izlemekle geçti. Hodgson bu sefer Kane, Alli ve Rooney'i yedekten oyuna dahil etti. Zaten Dier ile Rooney haricinde çok istekli oynayan adamlar da görmedik. Alli girdikten sonra az kalsın gol atacaktı, Skrtel çizgiye yakın bir yerden çıkardı. Bir ara devamlı aynı hücumları izlemeye başlayınca dejavu yaşadığımdan şüphelenmeye başladım. Kane vuramadı, Sturridge vuramadı, Dier vurdu savunmadan sekti, Rooney vurdu savunmadan döndü derken maçı bitirdik.

Slovakya, eğer bugün Hırvatistan İspanya'yı yenemezse İspanya ile karşılaşacak. O zaman da İspanyollar cezalarını keser diye ümit ediyorum. İngiltere ise batısındaki kardeşine liderliği kaptırdı, bir daha böylesine kapanan takıma denk gelirler mi bilmiyorum ancak bu durumlarda gole gitmek için alternatif geliştirmeleri şart.

Galler 3-0 Rusya

Belirttiğim gibi Rusya'dan futbol adına olumlu herhangi bir hareket beklemediğimden maçın ilk 30-35 dakikasını yarım yamalak izledim. Galler tıkır tıkır oynayıp 2-0ı bulunca, ikinci gol Umut'un Schalke'ye attığı golü anımsattı, izlemeyi bıraktım. Bale sonradan şık bir son vuruş ile 3. golü de atmış. Daha önceki tahminime devam ediyorum, Galler yanılmıyorsam bizim grubun üçüncüsü ile eşleşecek. Bu da muhtemelen Çek Cumhuriyeti olur, bu durumda Gallerin çeyrek final oynaması sürpriz olmaz.



20.06.2016

Euro 2016 - Son Grup Maçları: A

İsviçre 0-0 Fransa


Hocam bunun 30 derecede yıkandığından emin miyiz?
Önceliğim Arnavutluk maçında olduğu için yan gözle takip ettiğim bir maçtı. Pogba'nın ve Payet'in direkten dönen şutları dışında Fransa'nın rotasyon yapsa da yine etkisiz kaldığını gördüm. Ben artık Fransa'dan beklenen performansın geleceğinden ümidimi kestim. Payet haricinde heyecanlandıran tek etken birazcık daha istekli bir Pogba izlemekti o kadar. İsviçre de kendini kasmadan maçı bitirdi, Dzemaili'nin son dakikada düşürülmesine hakem penaltıyı çalsa lider olacaklardı ama çok da umurlarında değildi sanki. Zaten maça da damgasını vuran futboldan çok zırt pırt yırtılan İsviçre formaları ve patlayan top oldu. Kemeraltı'nda satılan naylon formalardan alıp götürseler daha az rezil olurlardı. Suç Puma'da mı yoksa malzemeciler formaları yüksek ısıda yıkayıp 1000 devirde mi sıktırdılar bunu ilerleyen zaman gösterecek (göstermedi).

Arnavutluk 1-0 Romanya

Hem tahminimde haklı çıkmanın hem de bir nevi ata toprağı sayılabilecek (turnuvalarda ve Eurovision'da hatırladığım) Arnavutluk'un galibiyetinin mutluluğunu yaşadım. Romanya'nın ilk yarının 20 dakikasında yaptığı baskıya iyi dayandılar. Lenjani'nin kaçırdığı akıl almaz gol fırsatından sonra rakip kaleye daha sık giden Arnavutluk, Sadiku'nun kafa vuruşunun ayağından 100 kat daha iyi olduğunun anlaşılmasıyla öne geçti ve ilk yarıyı rahat bitirdi.

Romanya elbette beraberlik alabilmek için ikinci yarıda daha fazla topa hakim olmaya çalışarak ve yüklenerek oynarken Arnavutluk Fransa maçından ders almamış olacak ki bir ara 11 kişi ile savunmaya dönmeye başladı. Romanya'da Alibec'in geçirdiği talihsiz sakatlık kadar talihsiz olan bir durum da 10 numarayı giyen Stanciu'nun maç boyunca ısrarla tribündeki taraftarları hedef almasıydı. Arada riskli sayılabilecek kontra ataklara çıkan Arnavutluk bunlardan birini Sadiku'nun top kontrolsüzlüğü ile harcarken diğerlerinde maçın sonları yaklaştığı için korner bayrağına yakın bölgelerde, çoğunlukla korner kazanmayı başararak iyi değerlendirdi. Birkaç kere farkı ikiye çıkarıp hem bu maçı koparma hem de en iyi üçüncüler arasına dahil olma şansını yakaladılar fakat beceremediler. Romanya ise maçın son anlarında sağlam bir baskı kurdu ancak bunu ceza sahası içine taşıyamadıkları için uzaktan şutlara başvurmak zorunda kaldılar, onlar da az önce bahsettiğim gibi tribünlere gidince Euro 2016'ya veda ettiler.
Player instructions: Shoot less often

Lenjani'nin yerine giren Roshi'yi oynadığı süre içerisinde çok beğendim, Ajeti'yi çok beğendim takımını ipten aldığı bir pozisyon da vardı zaten şimdi gördüğüm üzere maçın adamı seçilmiş. 82de girip atılmadan 13 dakika kalan sürede oynayabilen ve iki kere top kapıp kontraya çıkaran Lorik Cana'yı da tebrik ediyorum. İtalyan hoca Gianni De Biasi'nin de kurduğu takım kadar takım elbise tercihini de çok şık buldum.

İlk grup son maçlarda beklenen açık oyunu ve gol şölenini bize sunmadı, gözümüz diğer gruplardaki maçlarda artık.



19.06.2016

Euro 2016 - İlk İki Maçlardan Sonra (D-E-F)

D Grubu

İspanya
Sabah kalkıyorum pas verecek birini arıyorum Miguel abi
bu çok zor bir şey bak Dios korusun ama çaresi yok bunun
devletimizden destek bekliyorum bu illetten kurtarsınlar beni.

İspanya'yı 1.5 maç üzerinden değerlendirmek istiyorum çünkü şu bir gerçek ki bize karşı sadece 45 dakika oynadılar. 2014 faciasından sonra Del Bosque'nin takıma çeki düzen vermesi, Costa'yı kesmesi, Morata'nın form tutarak takıma girmesi gibi gelişmeler İspanya için turnuvada olumlu sonuçlar veriyor. Çek Cumhuriyeti maçında 87. dakikaya kadar aradıkları golü bir türlü bulamasalar da rakibi sürekli baskı altında tutup boğmayı başardılar. Burada bir parantez açarak İspanya'nın oynadığı futbolun bende keyif almamaktan ziyade sinir yarattığını belirtmek istiyorum. Özellikle Çek Cumhuriyeti maçında ceza sahasında kaleyi karşısında görenlerin bile şut çekmeyip pas imkanı araması, altıpasın içinde pas yapma çabaları bana göre maçı durduk yere zora sokmalarına sebep oldu. Evet yıllardır bu tarz taktiklerle oynayarak büyük başarılara imza attılar fakat arada kaleyi görenin şut çekmesi de fena olmaz hani. Türkiye karşısında zaten 45 dakikada işi bitirdiler, ikinci yarı tamamen dinlenerek oynama şeklinde geçti.

Bunlar haricinde söyleyebileceğim çok bir şey yok. İspanya kafalardaki bir iki soru işaretini silmiş görünüyor. Hırvatistan karşısında liderlik için beraberlik yetiyorken kendilerini çok fazla zorlayacaklarını düşünmüyorum.

Hırvatistan

İlk maçlarını bize karşı oynadılar. Modric'in attığı harika gol olmasa ya da 5-10 dakika önce Ozan Tufan gol atsa grubun tablosu daha değişik olur muydu? Bence olmazdı. Hırvatlar bizim takım olabilmiş ve turnuvaya konsantre olmuş halimiz gibi geliyor. Hem kaliteli oyuncuları var hem de topa sahip olarak bir arada iyi oynuyorlar. İkinci yarıda Türkiye'ye karşı bir kamyon dolusu gol kaçırdılar, Çek Cumhuriyeti maçında da 2-0 öne geçtiler 2-1den sonra taraftarlarının ortalığı karıştırması yüzünden konsanstrasyonlarını kaybedip 2-2ye razı oldular.

Bu arada Hırvat bir taraftarın Reddit'te yaptığı yoruma göre çıkarılan olaylar planlı ve örgütlüymüş. Hırvat futbol federasyonundaki yolsuzlukların canına tak ettiği taraftar grupları Hırvatistan'ı Euro 2016'dan diskalifiye ettirerek federasyonu istifaya zorlamaya çalışıyormuş. Özellikle Zdravko Mamic'in özellikle genç oyunculara "maaşının 50%si Mamic'e ödenir" gibi inanılmaz kontratlara imza attırdığı, haraç toplar gibi para topladığı, ödemeyenlerin milli takım göremediği gibi iddialar yazılmıştı.

İspanya maçı benim gözümde Hırvatlar için belirleyici bir mücadele. Turnuvada favoriler için ciddi tehditlerden biri olup olmadıklarını bu maçta göreceğiz.

Çek Cumhuriyeti

İspanya maçında İsmail Kartal'ın lügatımıza kazandırdığı "haddimizi bilerek oynadık" sözüne yakışır bir performans verdiler. Kesinlikle eleştirmiyorum, biraz daha dayanabilseler İspanya'ya hayalkırıklığı yaşatacaklardı. Taktiksel açıdan bir cümle de olsa yorum yapamayacağım çünkü maç içinde genelde Çekleri değil rakipleri olan Hırvatistan ve İspanya'yı daha dikkatli izledim. Son maçlarını bizimle oynayacaklar, elbette bir ölüm-kalım mücadelesi. Bizden çok daha iyi durumda oldukları su götürmez bir gerçek ancak turnuvada sürpriz yapabileceklerini zannetmiyorum.

Türkiye

Kaos, mental açıdan bitmişlik, huysuzluk, bildiğinden şaşmamak, yanlış tercihler vs. vs. gerçekten bize dair hiçbir şey yazmak istemiyorum çünkü hepimizin bildiğinden farklı şeyler yazamayacağım. Özetimiz şu: Türkiye'nin en iyi defansif ortasahası Mehmet Topal iki maçta da stoper oynatıldı ve İspanya maçında 2 gole sebebiyet verdi. Hırvatistan maçında da kalemizi evliyalar korudu.

İşimiz yine mucizelere, o onu yener bu buradan puan alırsa öbürü hendek atlarsa noktasına kaldı ama biz Çekleri bile yenecek durumda değiliz.
Daha iyi özetleyen fotoğraf yok.


E Grubu

İtalya

Turnuvanın en formda adamı.
Bunu bu blogda dillendirdiğim için muhtemelen idam edilirim ancak İtalya'yı 2006'da Almanya'yı uzatmalarda elediğinden beri sevmiyorum. Bu yüzden 2014 Dünya Kupası benim için büyük bir keyifti (sonra Prandelli bize geldi o daha kötü oldu, neyse biraz daha yazarsam Fırat blogdan atacak). Yalnız itiraf etmem gereken bir şey var: İtalya, taraftarının dahi "bu ne ya?" dediği kadrosuna, oyun anlamında şüphelere rağmen turnuvanın en hazır, en iyi takımı görüntüsünde. Belçika karşısında oynadıkları maç ilk haftanın en güzel maçıydı. Giaccheri'nin golü de en güzel goller arasına girecektir. İsveç'e karşı yine turnuva statüsünün biz futbolseverlere bir getirisi (!) olarak çok rölantide oynadılar, Eder golü yoktan var etti. Etmeseydi de çok bir şey kaybetmeyeceklerdi zaten.

Görülen o ki Antonio Conte, Fransa'ya Chelsea'nin başına geçene kadar tatil yapmaya değil, turnuvayı kazanmaya gelmiş. Defans oynamaya zaten her dakika yatkın olan İtalya'yı hücum anlamında da çok etkili bir takıma dönüştürmüş.

Ne yazık ki İtalya'yı çok formda ve hazır buldum. Kadro olarak en iyi değiller ama en iyi ve en formda teknik direktöre sahipler. Şu anki görüntülerinde turnuvayı kazanmaları benim için gerçekten sürpriz olmaz.

Belçika

Son 2 turnuvadır kağıdı elimize alıp baktığımızda hepimiz "bu Belçika iş yapar" diyoruz, sonra ortaya kel alaka bir performans çıkıyor ve hevesimizi kaçırıyor. İtalya maçında da aynısı oldu. Varlık gösteremediler, cılız birkaç hücum girişimleri vardı. En önemli sorun teknik direktör Wilmots gibi görünüyordu ve takım olma dediğimiz kavramdan çok uzaklardı.

İrlanda maçında ise -rakibin seviyesiyle alakalı olarak- tam tersine döndüler. Herkes takır takır top oynamaya başladı, İrlanda'yı bunalta bunalta 3 gol attılar. Hazard sağdan, De Bruyne ortadan, Carrasco/Mertens sağdan bindiriyor derken Lukaku'ya sadece önüne getirilen topları kaleye sokmak kaldı.

Tam bir Jekyll & Hyde performansı izlemiş olduk. Eğer böyle devam edebilirlerse atfedilen "gizli favori" ünvanının hakkını verebilirler, eğer her zor rakipte İtalya karşısındaki gibi olacaklarsa bir daha kimsenin Belçika'dan bir şey umacağını sanmıyorum.

İsveç

İsveç'i izliyorsak onun yüzü suyu hürmetine.
Şanssızlık eseri (alarmı kapatmak) İrlanda'ya karşı oynadıkları maçta İrlanda'nın attığı gole kadar uyumuşum. Gözümü açtığımda İrlandalılar seviniyordu. Kalan sürede de İbrahimoviç sayesinde beraberliği kurtardıklarını gördüm. İtalya maçında ise İtalya'nın üstünlüğünü kabullenmiş bir şekilde oynadılar, zaten İbrahimoviç dışında bir tehdit unsurları da yoktu. Çoğumuzun da İbrahimoviç dışında izlediği futbolcu yok zaten. İlk yarıda bir anda sol kanatta attığı bir çalım ve sağ kanada attığı uzun nokta atışı pas onu neden izlediğimizi gösterdi ama beklediğimiz hücum etkinliğini fazla göremedik. Bunda İtalya'ya karşı oynamış olmaları çok büyük bir etken elbette. Kısacası, İbrahimoviç dışında albenisi olmayan bir takıma sahipler. Galler'e benziyorlar ama onlar kadar iyi organize olamıyorlar. Temennim gruptan çıkmaları ki İbrahimoviç'i son turnuvasında bir maç da olsa fazladan izleyelim.

İrlanda

Kuzeyli kardeşleri gibi neden burada oldukları sorgulanıyor. Ellerinden geldiği kadarıyla turnuvada varlık göstermeye çalışıyorlar. Belçika karşısında 1 gol sonrasında çözülecekleri belliydi misal, 48e kadar düşe kalka da olsa dayandılar ama fazlası gelmedi. Gruptan çıkmış İtalya'ya karşı da -İtalya iyice boşlamazsa- varlık gösterebileceklerini zannetmiyorum. Haftaya adaya dönüp turnuvanın kalanını İskoçlarla birlikte izlerler.

F Grubu

Macaristan

Eşofman reis hiç bırakmayacak sanırım.
Turnuvanın en manasız grubu bu oldu herhalde. İki maçlarını da çok dikkatli izlemediğim Macarlar liderler ve işler çok ters gitmezse gruptan çıkacaklar. İlgi çekmiyorlar, çok kötü de oynamıyorlar. Kendilerinden daha favori gösterilen Avusturya'yı yenip, taş gibi oynayan İzlanda'dan puan almayı başardılar. Son 16dan ötesi zor gibi geliyor.

Portekiz

İlk hafta oynadıkları İzlanda maçı çok keyifliydi, bol pozisyona girdiler ama değerlendiremediler. Sonuç olarak 2 puanı İzlanda'ya karşı bırakmış oldular. Dün akşam da Avusturya karşısında aynı şekilde çok iyi oynayıp gol atamadan berabere kaldılar.  Takımda elbette Ronaldo ön plana çıkıyor ama daha olumlu bir hareketini göremediğimiz gibi üstüne penaltı kaçırdı. İzlanda maçından sonra da İzlandalıları gereksiz şekilde eleştirip burnu büyük tavırlar sergilemişti. Kullandığı frikikler barajı aşmıyor, gol pozisyonlarını değerlendiremiyor, kendisini izlemeyi severim fakat bu turnuvada kötü bir görüntü çiziyor.

Portekiz'i bal yapamayan arı olarak nitelendiriyorum, düzgün bir santraforları olsa kupayı alma şansları bile olacak belki. Macaristan karşısında rahat galibiyet alırlar diyemiyorum çünkü takımın sağı solu belli olmuyor.

İzlanda

Ünlü düşünür Hasan Şaş'ın "elle topu kaleye götürseler 3 kere götürebilirler" dediği İzlanda ilk kez geldiği turnuvada defansif anlayışından hiç ödün vermeden oynuyor. İzlemesi sıkıcı ama işlerine yarıyor. Macaristan ve Portekiz'den birer puan almayı başardılar. Avusturya maçı için ise gerçekten bir tahminim yok.

Avusturya

Bu grupta Portekiz'in arkasından ikinci olacaklarını düşünüyordum, şu anda 1 puan ile son sırada duruyorlar ve henüz golleri yok. Fena bir sezon geçirmeyen Arnautovic'i çok etkisiz gördüm, ondan iş yapmasını bekliyordum açıkçası. Alaba zaten Bayern'de bek-ortasaha oynarken kendini burada 10 numara pozisyonunda buldu elinden geleni yapmaya çalışıyor. İzlanda karşısında iyi oynayıp çıkabilirler de gol atamadan turnuvayı kapatabilirler de dediğim gibi bir tahminim yok.

Okuduğunuz için teşekkür ediyor, bol gollü daha heyecanlı üçüncü maçlar yaşanmasını diliyorum.






18.06.2016

Euro 2016 - İlk İki Maçlardan Sonra (A-B-C)

İyi günler dileyerek ve beni bloguna transfer eden Fırat Selçuk başkanıma teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum.

Dünya Kupası ve Avrupa Kupası’na karşı kendimi bildim bileli fazladan bir ilgim vardır. Elimden geldiği kadarıyla her maçı izlemeye çalışır, adeta bir Hıncal Uluç edasıyla televizyon başına dikilip eleştirilerimi peşpeşe sıralarım. 

Futboldan taktik olarak sağlıklı eleştiriler yapacak kadar anlamıyorum ya da kafa olarak biraz gerilerde kaldım ancak bu utanmadan yüzsüz yüzsüz eleştiri yapmama olmuyor. Futbol izlerken beklediğim şeyler basit: Hızlı ve tempolu, bol pozisyonlu, mümkünse gollü geçen maçlar. Taktik savaşlarına dönüp 80 dakikanın ortasahada takımların birbirinden top kapıp set hücum kurmaya çalışmasıyla geçen, kimsenin sazı eline alamadığı maçlar benim için işkenceden farksız. Sazı eline almak demişken bunun sebebi de artık dünya futbolunda yıldız oyuncu sayısı azaldı veya yıldız kabul edilen oyuncuların oyun tarzı değişti. Ekşi Sözlük'te bu konuda önemli bir kısmına katıldığım bir entry mevcut

Daha fazla dallanıp budaklandırmadan kısa özetlere geçeyim:

A Grubu

Fransa
Turnuvadan önce bana gelecekten haber gelse, Fransa iki maçta 6 puan aldı deselerdi yüklü miktarda bahis oynamadan önce "vay be demek Pogbalı, Kanteli, Payetli, Griezmannlı canavar kadro favorilerden biri olmanın hakkını veriyor" derdim. Ne yazık ki Fransa'dan gördüğümüz futbol tam olarak gerçekler/hayaller capslerinin karşılığı. Defansı haricinde zayıf bölgesi olmayan, şantajcı Benzema'nın eksikliği dışında eksiklik çekmeyen Fransa benim turnuvada maçlarını iple çektiğim ilk takımdı. Rakibi bunaltan bir ortasaha performansı ile gerek kanatlardan gerek ortadan yapılacak hücumlarla kazma Giroud'a bile maç başına 2 gol attıracak bir Fransa hayal ederken, pozisyona girmekte zorlanan, ne oynadığı karışık bir Fransa izledik. Benim en büyük hayalkırıklığım ise Pogba oldu. Sahada Juventus'taki Pogba yerine üstüne yapıştırılan Zidane/Vieira etiketinin baskısıyla ezilmiş bir Pogba gördüm. 

Esasında şahsen Kante ve Payet haricinde -belki Adil Rami- beklentilerimi karşılayan bir oyuncu da yoktu ama misal Griezmann'ın performans düşüklüğünü Deschamp'ın beceriksizliğine bağlayabiliyorum. Romanya maçında istediği topları alamıyor, ilerde eziliyordu. Arnavutluk maçında ise zaten sonradan oyuna girdi 90da golünü atıp Fransa'yı gruptan çıkardı. Pogba ise sık sık topla buluşmasına rağmen onu Pogba yapan top sürme, iyi pas atma gibi özelliklerini sergileyemedi. Benim için fark burada. Arnavutluk maçında yedekten girmek belki daha iyi olur dedim o da olmadı, umarım turnuvanın kalanında kafası daha rahat oynar da leylek bacaklarıyla attığı çalımları ve şutları daha sık izleriz.
İki maçın da adamı Payet.
Fransa'nın en kilit adamının ise tartışmaya yer bırakmayacak şekilde Dimitri Payet olduğunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Gerek Romanya gerek Arnavutluk maçında yarattığı pozisyonlar ve attığı biri muhteşem iki gol onu Fransa'nın en iyisi yaptı. West Ham United'da geçirdiği harika sezonun üstüne koyarak devam ediyor, transfer sezonunda ne olur merak ediyorum. 

Fransa hakkındaki şimdilik son satırlarımı Deschamp'ın bazı taktik inatlarından vazgeçmesi ve Pogba başta olmak üzere oyuncuların beklentileri karşılamaları halinde turnuvada yarıfinal görürler, yoksa Payet her maç şapkadan tavşan çıkaramaz diyerek sonlandırıyorum. 

İsviçre

Forvetinde Haris Seferovic yerine ortalama bir Afrikalı PTT 1. Lig forveti olsaydı şu anda turnuvaya damga vuran bir İsviçre'yi konuşuyor olacaktık. Girdiği her pozisyonda şut açısı, hava şartları, zeminin kayganlığı, kramponunun ayağını sıkması, topun sekmesi, kalecinin yerinde olup olmaması gibi hiçbir etkenin kendisini etkilemesine izin vermeden kaleciyi vurmayı başaran Seferovic'i tebrik ederek yazıma devam ediyorum.

Forvet değil papıt şov.
Arnavutluk maçında -rakibin 30. dakikada 10 kişi kalmasıyla birlikte- çok pozisyon yakaladılar, atamadılar. Az kalsın 2 puanı da kaptıracaklardı. Akıllanmadıkları için Romanya maçında penaltıdan geriye düşüp yine bir kamyon dolusu fırsatı harcadılar. Mehmedi sahne almasa Fransa maçına ölüm kalım maçı olarak bakacaklardı, şimdi liderlik şansları bile var. 

İsviçre'de en çok Dzemaili'nin olumlu performansı hoşuma gitti. 10 numara gibi oynuyor, güzel oynuyor, top onda değilken belki çok katkı vermiyor ama top kendisine geldiğinde iyi işler çıkartıyor. Galatasaray'a geri döner ve kalırsa kendisinden yararlanabileceğimiz pozisyon belli. Tabi Selçuk varken Sneijder varken üçüncü bir oyun kurucuya ihtiyacımız yok ama konumuz bu değil. Xhaka'yı Romanya maçının adamı seçmişlerdi, neden bilmiyorum. Benim fark etmediğim bir görev adamlığı işini iyi yapmış olabilir. Açıkçası Behrami'yi daha çok beğendim. Kulüp maçlarında kendisini pek takip etmiyorum ama 2014'ten beri olan kariyerini -Hamburg, Watford- göz önüne alırsak milli maçlarda çok başka oynayan bir oyuncu.

İsviçre benim için hala gizli favorilerden bir tanesi. Yalnız takımı iyi akord edilmemiş bir enstrüman gibi görüyorum, sanki bir şeyler yerine otursa alıp yürüyeceklermiş gibi geliyor. Tabi ilk akordun Seferovic'in ayağına çekilmesi gerekiyor.

Romanya

Fransa karşısında kendi seviyelerinde çok başarılı oynadılar. Muhteşem Payet'i durduramadılar. İsviçre karşısında da öne geçtiler ama skoru korumaya çalışıp başarısız oldular. İki maçta da tek gollerini penaltıdan buldular hücum açısından çok etkili olduklarını söyleyemem. Gruptan çıkma şansları var mı? Arnavutluk'u yenerlerse 4 puan alıp en iyi üçüncüler arasına girebilirler elbette ama Arnavutluk çantada keklik tabir edilecek bir takım değil. Rumenler üç puana muhtaçken nasıl oynayacak göreceğiz. Şu anki halleriyle pek keyif vermiyorlar.

Arnavutluk

Grubun en talihsiz takımı. Kötü bir Fransa'ya karşı da olsa iyi direndiler ancak 90. dakikadan sonra maçı verdiler. İlk maçları olan İsviçre maçında ise 5. dakikada geriye düştükleri yetmemiş gibi yıllarca "savaşa giderim, savaşta yanıma alırım, afedersiniz çıplak halde arkamı döner yatarım o derece güvenirim" diye pazarlanan Lorik Cana'nın kurbanı oldular. Önce rakibinin kafasını -bakın kafa vuruşunu değil, doğrudan kafasını- kramponuyla kesmeye çalışıp sarı kart aldı, sonra da Chedjou'nun Kadıköy'de topa dirsek vurmasından daha saçma bir hareketle, yerde yatarken topa vuramayacağını anlayıp plonjon yaparak topa tokat vurunca takımını eksik bıraktı. İkinci maçta yerine oynayan Ajeti çok daha iyi göründü, atılmasının tek olumlu katkısı bu olabilir. İsviçre maçında bu eksikliğe rağmen iyi oynadılar, maçtan kopmadılar. İsviçre'ye pozisyonlar verdiler ama Seferovic'in karşılığı olan Sadiku ile de bir kamyon pozisyon kaçırdılar. Teknik direktörün Sadiku yerine aldığı Gashi'nin kaçırdığı pozisyon Arnavutluk'ta forvet antrenmanını bostan korkuluğu mu yaptırıyor sorularını sormamıza sebep oldu. Hepimizin izleyip gördüğü şeyleri tekrar yazdım belki ama şuraya bağlayacağım: Ben Arnavutluk'un Romanya'yı yenme ihtimalini daha yüksek görüyorum. Eksi averajda oldukları için en iyi üçüncüler grubunda nerede olurlar onu kestiremiyorum.

B Grubu

İngiltere

Benim için bir diğer hayalkırıklığı da İngiltere oldu. Aynı Fransa gibi kadrosunun güzelliğine, sezon içinde oyuncuların sergilediği performanslara kandım çok güzel maçlar bekledim ancak Roy Hodgson'ı unuttum. Rusya maçında beklenen performansı gösteremeden 70 dakikayı devirdikten sonra Dier sayesinde öne geçtikten sonra skoru korumaya çalışmaları, Rooney'in çıkıp Wilshere'in, Sterling'in çıkıp Milner'ın girmesi gibi enteresan seçimler 90+da 2 puanı vermelerine sebep oldu. Sterling'in çıkması doğru karardı çünkü kendisi oyunda kaldığı süre boyunca beynini kullanmak adına hiçbir şey yapmayarak birçok İngiltere hücumunu gerek pas tercihi ile gerek top kaptırma ile öldürdü. Ancak bence yerine giren adam Vardy olmalıydı. Rooney'in iyice ortasahaya gömülüp oyun kurucu rolünü üstlenmesi çok hoşuma gitti, bir iki yerde attığı doğrudan paslar biraz Scholes'u anımsattı.

En güzel manşet The Times Sport'tan gelmiş
Galler karşısında da hatalarından ders almayan Hodgson ısrarla Kane-Sterling ikilisinde ısrar etti. İlk yarı bitmeden az önce Joe Hart "her turnuvada bir İngiliz kalecisi gol yumurtlayacaktır" kuralını Bale'in frikiğinde uygulamasa belki bu maçta da puan kaybedecekti. Sterling - Sturridge, Kane-Vardy değişiklikleriyle birlikte iyice kapanan Galler karşısında güzel bir geri dönüş yapmayı başardılar. Vardy'nin golü şans golüydü elbette ama hep dedikleri gibi "orada durmak da önemli" işte. Sturridge de sonradan giren Rashford'un da dahil olduğu bir pozisyonda son dakikada galibiyeti getirdi ve İngilizleri rahatlattı. Umuyorum ki Hodgson artık
Slovakya karşısında Vardy-Sturridge ile başlar ya da sistem değiştirerek bu adamları bir yere monte eder.

Sonuç olarak beklediğim oyunu Galler maçının ikinci yarısı hariç oynayamayan bir İngiltere gördüm. Kağıt üstünde makine gibi işleyebilecek bir oyuncu kadrosuna sahipler ama biraz tecrübesizlik biraz panik ama en çok da teknik direktör tercihlerinden dolayı tam performanslarını yansıtamıyorlar. Toparlarlar mı? Neden olmasın.

Galler

Gerçekten her şey ona bağlı.
Gareth Bale'in ayağına bakan bir takım, bunu kendileri de inkar etmiyorlar. Bale de bu beklentileri iki maçta fazlasıyla karşıladı. Attığı frikik golleri, hemen hemen her hücumda aktif rol oynaması ile Galler'e turnuvada ilerleme şansı getirdi. Kendilerinden bir tık daha tecrübeli (2010 Dünya Kupası görmüş) Slovakya karşısında yılmadan mücadele ettiler ve kazandılar, İngiltere karşısında 1 puanı 90. dakikada kaçırdılar. Bu puan kaybını hak etmiş olabilirler elbette çünkü ikinci yarıda birkaç cılız girişim dışında skor korumaya çalıştılar. Fakat turnuvada statü sağ olsun 1-0 geride olanlar bile skor korumaya çalıştığı için fazla eleştiri getiremiyorum. Başta Bale'in ayağına baktıklarını yazdım ama oturmuş bir takım görüntüsü de veriyorlar, sadece kalite eksik. Gruptan çıkacaklarını düşünüyorum ve şimdilik çekecekleri kuraya bağlı olarak çeyrek final görmeleri şaşırtmaz diyorum. 

Slovakya

Dürüst olacağım, çok dikkatli izlemedim. 2010 Dünya Kupası'nda izlettikleri azap dolu maçlardan beri de (İtalya'nın Yeni Zelanda'nın arkasında sonuncu olduğu grup) kendileri hakkında çok bir fikrim yok. Kulüp bazında parlayan oyuncularını tanıyorum. Hamsik ve Weiss'ın Rusya'ya attığı şahane iki gol dışında akıllarda kalacak bir performans da sergilemediler. Gruptan çıkarlar mı? İngiltere maçında işler çok ters gidip fark yemezlerse, Rusya'nın sürpriz yapacağını düşünmediğim için 3. olup çıkabilirler. İngiltere'nin performansı sebebiyle puan almaları da şaşırtmaz tabi.

Rusya

2014'te Capello'nun oynattığı oyunla hepimize afakanlar bastırdıkları yetmedi bu turnuvada da çok farklı bir görüntü sergilemiyorlar. İngiltere karşısında iyi savunma yaptılar ama bunda İngiltere'nin payı daha büyüktü. Son dakikada 1 puan alarak acaba mı dedirttiler fakat Slovakya maçında ancak 2-1i yakalayınca biraz hareketlendiler o da yetmedi. Yıldız denebilecek bir oyuncuları da yok, öyle boş beleş geldiler gidecekler gibi açıkçası. Galler maçında beni yanıltacak bir performans ortaya koyarlarsa gelip buradan tebrik ederim.

C Grubu

Almanya

Çocukluğumdan Fransa 98'in sadece finalinin bir kısmını, Euro 2000'in birkaç maçını hatırlıyorum. Adam akıllı hatırladığım ilk turnuva ise 2002 Dünya Kupası. Türkiye olarak turnuvaya damgamızı vururken ben de bir yandan maç özetlerinde olsun, maçlarda olsun Oliver Kahn'ı izleyip mahallede kaleciyken gaza geliyordum. Belki kendisi olmasa Euro 2000'deki Toldo performansı sebebiyle İtalya hayranı olacaktım, kısmfet. Sonuç olarak o günlerden beri her turnuvada desteklediğim takım Almanya'dır.

Dünya Kupası'nı aldıktan sonra Philipp Lahm'ın daha 32 yaşında milli takımı bırakması, rekortmen Klose'nin sosyal sigortalardan emekliliğinin bağlanması, Schweinsteiger'in Manchester United'da bekleneni veremediği bir sezon ve yaşı itibariyle yavaştan yedeğe çekilmesi gibi sebepler akıllarda Almanya'ya karşı bir takım sorular uyandırdı. Tabi bu "gruplardan çıkamayacaklar mı acaba?" soruları değil "2014'te izlediğimiz Almanya'yı görebilecek miyiz?" tarzı sorulardı. Löw'ün seçimleri aday kadrolardan beri çok tartışılıyordu. Özellikle Podolski'ye karşı "takım maskotu olmak dışında ne verebilir?" tepkileri benim sinirime dokunmaya başlamıştı. Löw etrafında güvendiği, takım kimyasını yükseltecek adamlar istediği için Podolski kadroda evet ama bu hiçbir katkı veremeyeceği anlamına da gelmiyor. Öte yandan Stuttgart'tan beri kanımın bir türlü ısınmadığı ve kasım ayını göremez tahminimden sonra beni ağır şekilde bozan -artık seviyorum, bükemediğin eli öpeceksin- Mario Gomez'in form tutarak kadroda olması sevindiriciydi. Çünkü bakın koca Almanya'da milli takım kalibresinde başka santrafor yok. Klose dışında zaten son yıllara damga vuran bir santrafor yoktu (Müller raumdeuter diye kendi mevkisini yaratmış bir oyuncu ona santrafor diyemem), Cacau, Gomez, Kuranyi, Neuville, Kießling denendi hiçbiri olmadı. Gomez bu sefer tutarsa görüp göreceği en fazla iki turnuva daha olacak. Santrafor sorununun yanında Lahm'ın gidişiyle sağ bekte de sıkıntı yaşanmaya başladı. Löw isimli billur kaşıyıcı az kalsın Lahm'ı ortasahada oynatacağım diye 2014 Brezilya'yı da yakacaktı ki hatasından dönmüştü. Ancak bu sefer dönecek bir hata da yok. Ortaya atılan hiçbir isim beğenilmedi, en sonunda mevki esas bölgesi defansın ortası olan ama sağ-solda da oynamaya yatkın Höwedes'e kaldı. Reus yine sakatlığı yüzünden gelemedi, turnuva dönemlerinden önce hamama götürülmesi şart gibi görünüyor.

Pis adam.
Bu kadar mevzudan sonra Almanya'nın ilk iki maçını çok kısa olarak geçeceğim. Löw, Götze'nin ileri uçta oynadığı sola Draxler sağa Müller'i attığı onların arkasında da Mesut-Kroos-Khedira'dan oluşan bir üçlüyle taktik kurmuş. Ukrayna gibi zayıf bir takımın savunmasını aşmakta bile zorlanan -maç 90da anca koptu- bu taktik biraz daha dişli Polonya karşısında tamamen etkisiz kaldı. Almanya'nın 2. grup maçları her zaman zor ve sıkıntılı geçiyor bunu biliyorum, üstüne üstlük beraberlik iki tarafa da yarıyordu. Ancak yine de doğru düzgün pozisyona bile giremeyen bir Almanya izlemek hiç hoşuma gitmedi. Üstüne üstlük oyunun bu kadar işe yaramadığı ortadayken sadece Gomez ve Schürrle değişiklikleriyle maçı bitirdi. Gomez'in etkisiz kaldığı yönündeki eleştirilere de katılmıyorum çünkü taktik anlamda hiçbir değişiklik olmadı. Götze oynuyormuş gibi oynamaya devam ettiler bu da Gomez'in etkisiz kalmasına neden oldu.

Almanya'ya acilen taktik değişiklik şart. Sadece formasyon olarak değil mentalite olarak da oyunun daha dikine ve bunaltıcı oynanması gerekiyor. Ha ben günümüzde pek sevilmese de hala daha bu takıma Müller-Gomez ikilisiyle 4-4-2'nin uygulanabileceğini düşünüyorum. Bunun dışında Müller ve Götze'yi çok etkisiz buldum, Draxler'in ilerleyen maçlarda skora doğrudan etki edeceğini düşünüyorum. Bu haliyle bile bir şekilde yarı-final göreceğine inandığım Almanya'yı üçüncü maçtan sonra bol bol övmek dilekleriyle bu kısmı burada bitiriyorum.

Polonya

İlk maçta Kuzey İrlanda gibi güçsüz bir takıma karşı fizik olarak daha iyi olmalarının, Lewandowski gibi bir yıldız santrafor ve ondan bir iki gömlek aşağıdaki Milik'e sahip olmanın avantajını kullandılar. Çok da eğlenceli geçmeyen maçta 1-0 galip çıktılar. Benim dikkatimi çeken tek mevzu kanatları çok etkin kullanmaları oldu. Almanya maçında da Kamil Grosicki bulunduğu kanadı tarumar etti. Lewa'yı şimdilik etkili olarak kullandıklarını göremedik, Almanya karşısında da zaten al gülüm ver gülüm 1 puanı alalım şeklinde oynadılar. Milik de K.İrlanda'ya attığı gole rağmen ahım şahım bir performans sergilemedi. Turnuvadaki birçok takım gibi sağlam ve disiplinli bir savunma kurguları var, gruptan da çıktılar artık ama ne yaparlar cidden fikrim yok, son maçtan sonra tekrar değerlendirmeye çalışırım.

Kuzey İrlanda

Herkesin bunların burada ne işleri var dedikleri Kuzey İrlanda, bu yazıda değindiğim Fransa ve İngiltere'den daha fazla takım görüntüsü verdi. Ellerinden geldiği kadarıyla oynuyorlar, Polonya'ya direnemediler, golü yedikten sonra çok da risk almadılar. Hedef maçları elbette Ukrayna maçıydı ve onları da iyi bir duran top organizasyonundan öne geçtikten sonra bertaraf ettiler ve 90da skoru 2-0 yapıp hem rakiplerini elediler hem de en iyi üçüncülere katılmak için önemli bir adım attılar. Maçlarını iple çekmiyorum ama gelenden gidenden 3-4 yiyecek kadar kötü de değiller.

Ukrayna

Almanya maçının özellikle ilkyarısında gösterdikleri performans ile acaba gruptan çıkabilirler mi derken Kuzey İrlanda karşısında pek bir şey oynamadan elendiler. UEFA'nın 3 maçlık grupta ikili averaja bakmasının kurbanı oldular ama Polonya'dan üç puan alabileceklerini de düşünmüyordum zaten. Fazla söyleyecek bir sözüm yok, yıllardır Shevchenko yok Ukrayna'yı izlemek için sebep de yok. Oynadıkları iki maçtaki en heyecan yaratan an K.İrlanda maçında yağan dolu ile maçın 5 dakika tatil edilmesiydi.


20.05.2016

#Giro 2016 12. Etap: Güle Güle Gorilla

Kittel'den sonra Greipel de Giro'ya veda etti ve bizi Modolo, Ewan, Demare ve Nizzolo ile baş başa bıraktı. Etap sonu bırakacağı ve dağlara kalmayacağı belliydi, geceye bırakmayıp Eurosport canlı yayınında bıraktığını açıklayarak işi uzatmadı. Ben yine kim devam ediyor diye kontrol etmedim, bu bahsettiğim dört sprinterden biri bıraktıysa bilmiyorum. Etaptan sonraki gelişmeleri okumadım bugün, umarım ilk satırdan hatalı yorum yapmış olmam. Olursa da söylersiniz artık... Giro'da bundan daha düz etap yok, yılın en düz etabını, tarihin de en düz etaplarından birini geride bıraktık ama sağ olsun hava koşulları bir süre heyecan yarattı. Yoksa genel anlamda bu kadar düz etap hava da iyiyken son 5-10 kilometreye kadar sıkıcı oluyor. Tabii finalde toplu sprint varsa beklediğinize değiyor. Sarper Günsal da "Bunun için bekledik kaç saattir." diyerek durumu özetlemişti geride kalan etaplarda. (Hangisi olduğunu unuttum, dün bile olabilir.)

Kittel gitmiş, Vivani gitmek zorunda kalmış derken sprintte rekabet iyice azalıyor. Aniden bir gülme geldi Vivani ve rekabeti aynı cümlede kullanınca. Neyse dursun, zararı yok sevgili çapsız İtalyan sprinterimizin. Marmaris'te gözümün önünde etap alsa öldürürdüm ama sağ olsun buraya geldiğinde Cavendish'i geçmek gibi densiz hareketlerde bulunmamıştı. İki kere geçti gerçi tur boyunca ama ben önce kendi evimin dibindeki etaba bakarım. Giro konuşacakken nereye vardı olay. İşte dümdüz etabın yan etkileri bunlar, benim gibi konudan sapıp bambaşka şeylerden bahsetmeye fazlasıyla müsait bir adam kolaylıkla bunu başarabiliyor.

Rekabet günden güne azalırken etap başında Demare "Sonuna kadar gitmek istiyorum." diyerek biraz umut verdi. Son etaba kadar dayanabilirse mayoya oynamak istiyor sanırım. Umarım başarır zira üç hafta sonunda Modolo değil de Nizzolo alırsa üzülürüm gibi geliyor. Futbolda her zaman ilk sırada İtalyanlar olsa da bisiklette buna pek takmıyorum. Öyle olsa en sevdiğim bisikletçi Cavendish olmazdı zaten. Bak yine koptu adam. Demare umarım mayoya giymeyi başarır ama Demare'ın gittiği mayoya 27 puan önündeki Nizzolo da kolaylıkla gidebilir. İkisi de sona kadar kalırsa genel klasman dışında güzel bir kapışma izleyeceğiz son günde.

Bu kadar sprint konuşmaya gerek var mıydı bilmiyorum ama zaten daha fazla bir şey anlatmak istemiyorum. Giro'da esas kan 13. etaptan itibaren akacak. Dağlarda acıdan kahrolan bisikletçiler görmek istiyorum artık. Sprinte doydum yeteri kadar, bundan sonrası Tour'a kalsın...

Etapta ne oldu?
Bu kısmı da her yazıya eklemeyi adet edindim ama inanın bu sefer diyecek hiçbir şeyim yok. Dümdüz etapta gittiler gittiler ve Greipel etabını alıp Giro'ya veda etti. Nizzolo ve Demare son günü görmeyi başarırlarsa kırmızı mayoyu alacaklar. Günün konuşulacak tek detayı, son 8 kilometreden sonrasında etabın nötralize edilmesi ve zaman bonuslarının kaldırılmasıydı. Son bölümün bol dönüşlü ve çok hareketli olmasından ötürü, düz etaba rağmen gün boyu hava koşullarıyla boğuşan sporculara bir kolaylık sağlandı. Kavga gürültü olmadan bitti sprint. Gerçi sonda Greipel, Ewan'ı sıkıştırmasa iyiydi, ufaklık belki etaba giderdi zor da olsa...

Sırada dağlar var, konuşacak çok şeyimiz olacak bundan sonra.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO