15.05.2018

Start Finish: Pierre Gasly




Scuderia Toro Rosso’nun genç pilotu Pierre Gasly geçtiğimiz sezon Formula 1’e adım atma şansı yakalamıştı. Geçen sezonda yaptığı 5 yarışta seriye adapte olma şansı bulan Red Bull akademi üyesi Fransız bu sezonki ilk 5 yarışta Bahreyn’de aldığı 4.lük ile dikkatleri üstüne çekti. Ben de desteklediğim bu genç sürücüyü sizlere kısaca tanıtacağım.

Fransa’nın kuzeyindeki Normandiya bölgesinde bulunan Rouen kentinde 7 Şubat 1996 yılında dünyaya gelen Pierre Gasly, 2006 yılında go-kart aracı kullanmaya başlayarak motor sporları dünyasına adım atar. Burada kaderin bir cilvesi olduğunu yıllar sonra öğreniriz. Force India’nın Fransız pilotu Estaban Ocon geçen sezon verdiği bir röportajında Gasly’e ilk karting şansını veren kişinin kendisi olduğunu söylemiştir: “Yedi ya da sekiz yaşlarındaydı, ailelerimiz arkadaş olduğundan görüşüyorduk. Bir gün ben go-kart sürerken Pierre futbol oynuyordu. Babam da ona ‘Estaban’ın go-kartını sürmeyi denesene’ dedi. O andan sonra futbolu bıraktı. Kariyerimin başından beri birbirimizi tanıdığımızı söyleyebilirim.”. Gasly’nin verdiği röportajlarda anlattıkları ise bu hikayeyi yalanlamıyor fakat Gasly ailesinin kartinge hiç uzak olmadığını da görebiliyoruz.

Gasly: “Dedem kartingde yarıştı, babam kartingde yarıştı hatta babam ulusal endurance yarışında Peugeot 206 ile yarıştı, bazı rallilere de katılmıştı. Fransa şampiyonuydu ama hep ulusal seviyede kaldı. Ayrıca üç abim var hepsi kartingde yarıştı. İki yaşımdan beri annem beni de abilerimi desteklemem için karting yarışlarına götürüyordu. Desteklemek güzeldi ama bir noktada ‘Ben de biraz aksiyon istiyorum’ dedim. Altı yaşımda ilk karting testime katıldım. Açıkçası ilk testi ailemi çok zorladığım için gerçekleştirebildim, denemek istemiştim. Oldukça pahalı bir spor olduğunu biliyorlardı ve üç abim yüzünden durumun farkındaydılar. İki yıl boyunca sadece antrenmanlara katıldım, yarışlara katılmak istedim ama onlar bunu istemedi. Sonra sponsorlarla irtibata geçtiler ve bana sponsor bulmayı başardılar. Tamam olur dediklerinde 9 yaşındaydım.”


Gasly, 2009 yılında 13 yaşındayken federasyondan birilerinin gelip kendisine bir seçim sunduğunu söylüyor: “Le Mans’ta bir okul vardı. Gidip orada okuyabiliyor, geceleri de antrenman yapabiliyordunuz ancak evinizi terk etmeniz gerekiyordu. F1’de yalnızca 20 sürücü olduğunu düşündüm demek ki F1 sürücüsü olmak için bazı fedakarlıklar yapmam gerekecekti. 13 yaşımda o okula gittim. Temel olarak eski bir şatodan ibaretti, sabahları duşa ilk giren olabilmek için savaş veriyorduk çünkü ilk giren sıcak suyu kullanabiliyordu. Biraz eski bir okuldu ama çok güzel anılara sahip oldum. O yıllarda Jean-Eric Vergne, Jules Bianchi ve Adrien Tambay tek koltuklu serilerde Fransız takımındalardı.”

2011 yılına kadar karting serisinde yavaş yavaş ilerleme kaydederek en sonunda Avrupa serisinde ikinci sırayı alan Pierre federasyonun gözüne girmiştir. “Bir gün federasyondan birileri gelip ‘Şimdi araç değiştirme zamanı, seni destekleyeceğiz.’ dedi. Yeterince karting yarışı yaptığını düşünüyoruz. ”

Fransa Formula 4 serisine geçen Gasly, 4 yarışta galip gelerek sezonu 3. sırada bitirir. Bir yıl sonra 2 litrelik Renault motorlarla gerçekleştirilen serilere katılmaya başlayan Gasly, Eurocup Formula Renault 2.0 serisinde yalnızca 2 kez podyum görerek 10. sırayı alırken Red Bull’un dikkatini çekmeye başaran Gasly, Helmut Marko tarafından ziyaret edilir ancak Marko hızlı olmasının yeterli olmadığını söyler, daha dikkatli olmayı öğrenmesini belirttikten sonra Gasly’e yalnızca ufak ölçüde sponsor olur. Red Bull sponsorlu kaskı kafasına geçiren Gasly, Red Bull programına dahil olmak için biraz daha bekleyecektir: “Federasyondan birisi Helmut Marko’ya ‘Hata yapıyorsun. Seneye bir Eurocup zaferi elde etmiş şekilde döneceğiz.’ dedi. Sonra şansıma İsviçre’den bana sponsor olacak birini buldular ve Renault ile bir sezon daha geçirme şansım oldu.”


Gasly, federasyon yetkilisinin söylediği gibi 2013 yılında büyük bir ilerleme göstererek 14 yarışta 3 galibiyet 8 podyum ile 1. olur. Helmut Marko beklediği performansı sonunda görmüştür ve Gasly’i Red Bull programına katar. 2014’te Formula Renault 3.5 serisinde yarışan genç Fransız, 17 yarışta 8 kez podyum görür hiç yarış kazanamaz fakat sezonu ikinci sırada tamamlar. Birinci olan isimse Toro Rosso koltuğuna oturacak olan Carlos Sainz Jr.’dır. Aynı yıl Caterham Racing ile de o zamanki adıyla GP2 serisinde 6 yarışa çıkar. Gasly ilk GP2 yıllarından bahsederken: “Aracı hayvanlar gibi zorlayabildiğiniz 3.5 serisinden Pirelli lastiklerin kullanıldığı GP2’ye gelmek çok zor oldu. Lastik aşınmalarıyla ilgili çok sorun yaşadım.” diyor.

2015 yılında DAMS takımına geçerek GP2’de yarışan Gasly, 4 kez podyum görse de yarış iptal ettirecek düzeyde -2015 Abu Dabi- kazalar dahi yaptığı sezonda beklenen performansı veremez. Aslında GP2 düzeyinde yaşanan kazalar büyük hatalardan kaynaklanmadığı ya da sonuçları büyük olmadığı sürece Formula 1’deki kadar haber değeri taşımaz. O serideki genç pilotların tecrübesizlik, heyecan, kendini ispatlama çabası gibi sebeplerle sık sık kazalara karışmaları normaldir. Bu yüzden Youtube’da misal olarak 1 dakikalık 2017 F1 kazaları videosu varsa 5 dakikalık 2017 F2 kazaları videosu oluyor.

2015 yılında Red Bull tarafından test sürücüsü olarak takıma dahil edilen Pierre Gasly, 2016 için Prema takımıyla anlaşır ve GP2’de 4 galibiyet, 9 podyum ile sezonu şampiyon kapatır. 2016 sezonu  Prema’nın domine ettiği bir sezon olsa da takım arkadaşı Antonio Giovinazzi ile sıkı bir rekabete giren Gasly yarışlarda iyi performanslar ortaya koymuştu. Bir sezon sonra ortalığı dağıtan Leclerc kadar iyi performanslar göstermese de

Aslında şartlar onun 2017’de Red Bull’un alt takımı Toro Rosso koltuğuna oturması için uygun görünüyordur fakat o koltuğa çoktan oturmuş olan bir isim vardır: Daniil Kvyat. Gasly, GP2 sezonu bitmeden alınan bu kararı eleştirir, şaşırtıcı olduğunu söyler: “Bana bu kararı açıklamalarını istedim, sürpriz olmuştu. Bunu yapmak için bazı nedenlerini olduğunu söylediler. Daha fazlasını bilmiyorum. Helmut Marko ile de konuşuyorum, hedeflerimi ve F1’e katılmak istediğimi biliyor. Keşke sezonun bitmesini bekleselerdi böylece şampiyon olup olamayacağımı görerek karar verirlerdi.” diyen Gasly’e cevap Christian Horner’dan basın yoluyla geliyordu: “Gasly takımın bir parçası olarak kalacak. Geçen hafta yaptığı lastik testleri bizim için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kadar çok yeteneğe sahip olmamız bizim şansımız.”

Super Formula

Sonuç olarak Formula 1’e katılabilmek için artık yeterli başarılara sahip olan Gasly’nin şansı yanında değildir. Avrupa’da gidebileceği bir tane bile boş yarış koltuğu yoktur. Onun planlarını bozan bir diğer sürpriz aslında Max Verstappen’in hızlı yükselişidir. 2015 yılında Toro Rosso koltuğuna oturan Max Verstappen’in hızlı yükselişi, 2016 sezonunun başında Red Bull’a geçmesi takım içindeki planları değiştirmiştir. Gasly ise Stoffel Vandoorne’un yaptığını yapacak ve zaman kaybetmemek için Japonya’daki Super Formula serisine katılacaktı. Helmut Marko daha sonra bu kararın doğruluğunu onaylayarak: “Kendi başının çaresine bakmayı öğrenmesi gerekiyordu ve bunu neredeyse hiç kimsenin dilini konuşmadığı bir yerde yapacaktı. Bunu başardı. Seriyi kazanamamasının tek sebebi ilginç bir fırtına vakası. Takımını zirveye çıkardı.” diyecekti.

Gerçekten de Super Formula serisinde Nakajima Racing adına yarışan Gasly’nin gösterdiği performans harikaydı. Üstelik şans da kendisinden yana dönmüştü. Danill Kvyat’ın üst üste yaptığı hatalarla birlikte Carlos Sainz Jr.’ın anlaşma gereği Renault’a geçmesi Toro Rosso’nun sezonun kalanında koltuğu Brendon Hartley ve Pierre Gasly’e emanet etmesine yol açacaktı.

Gasly, Formula 1 hayaline kavuşmuştu ancak Super Formula sezonu da devam ediyordu. Formula 1’deki şanssızlığını Super Formula’ya aktaran Gasly’nin şampiyonluk ümitleri doğal sebeplerle yok olacaktı. Helmut Marko’nun bahsettiği fırtına, Suzuka’da yapılacak olan sezonun son iki yarışının iptal edilmesine neden olan tayfundu. Gasly, şampiyonluğu yarım puanla kaybetmişti. Üstelik Gasly bunun için ABD GP’sine katılmamıştı. Buna rağmen kendisi de Japonya’ya yaptığı bu yolculuğun olumlu yanlarından bahsediyor: “Beni mental anlamda olduğumdan daha güçlü biri haline getirdi. Orada edindiğim tecrübeler arasında kötü bir tanesi olmadığını söyleyebilirim. İyi ya da kötü, hepsinden bir şeyler öğreniyorsunuz. Uzun bir yolculuk oldu ama bir sürü iyi tecrübe yaşadım, benim için yararlı olacak.”.




2018 yılı şimdilik Pierre Gasly için benim beklediğimden iyi gidiyor. Sadece bir yarışta puan almayı başardı, o da Bahreyn’de aldığı dördüncülük, yabana atılacak 1-2 puan değil tam 12 puan. Avustralya’da mekanik problemle yarışı bıraktı, Çin’de Hartley’in kendisine yol verdiğini zannederek kaza yaptı ve 18. oldu. Azerbaycan’da 12. sırayı aldı, İspanya’da ise Grosjean tarafından daha dördüncü virajı göremeden yarış dışı bırakıldı. Honda motorunu kullanmaya başlayan Toro Rosso’da tıkır tıkır puanlar almasını beklemiyorum. Zaten orta sıra takımları daha da güçlendi ve arka tarafla farkı açmaya başladılar. Aracının el verdiği ölçüde pistte bizlere yarış becerilerini sergilemesi yeterli olacaktır. 

14.05.2018

Start Finish: 2018 - Formula 1 Avrupa’ya Döndü




Bahreyn GP’nin bir yarısını yolda diğer yarısını maçta izlemek zorunda kaldığım için yazı yazmak içimden gelmedi. Çin GP geldi geçti, Bahreyn’i yazmadım bunu da yazmayayım Azerbaycan GP’de toplu yazarım diye düşündüm. Bakü’de yaşanan kaos sonrası tek yazıda toparlamaya çalıştım ancak başarılı olamadım hala bir yerlerde taslak olarak duruyor galiba. Utangaç ve mahcup bir şekilde, İspanya GP’sini de geçtikten sonra karşınıza çıkıyorum. Bu yazıya özel bir değişiklik yapacağım ve yarıştan ziyade sürücüler özelinde kısa kısa meramımı anlatmaya çalışacağım çünkü önceki yarışları yazmamışken tek başına İspanya GP’sinden bahsetmek istemiyorum. FIA’nın ve Pirelli’nin aldığı bir takım kararların yarışlara etki ettiğini düşünsem bile sadece bu yazıya özel olarak onları da göz ardı ediyorum.

Lider ile başlayalım. Lewis Hamilton kendi performansıyla kıyaslarsak oldukça kötü başladığı sezonda zirveyi ele geçirdi ve bir anda en yakın rakibine 17 puan fark atmış bir duruma geldi. Bahreyn’de radyo sorunu yaşamasının yanında iyi de yarış çıkarmıyordu. İdeal performansını hiç bulamadığı Çin ve Azerbaycan’da ise şansı çok ama çok yaver gitti bu bir gerçek. Çin’de Verstappen, Vettel’e daldı, Bakü’de Bottas lider giderken pistteki parçalar yüzünden lastiği patladı. Ben kendisinin psikolojik olarak Bakü’de ciddi şekilde silkelenip toparlandığını düşünüyorum ki bu hafta İspanya’da gördüğümüz üzere sıralamalarda olsun yarışta olsun kendisine güvenen, iyi yönde hırslanmış bir Hamilton vardı. En az hata ile pole pozisyonunu ele geçirdikten sonra yarışı da sorunsuz bir şekilde götürdü. Niko Rosberg’in söylediği söze katılıyorum; diğer pilotlar Hamilton’ın yapacağı hatalardan, geçireceği kötü günlerden olabildiğince faydalanmalılar. Her ne kadar hoşlanmasam da yeteneği açık seçik ortada olan bir sürücü.

Sebastian Vettel. Sezonun şu ana kadar en şanssız isimlerinden, kazanacaklarını kaybedeceklerini düşünürsek en şanssız olanı. Pole pozisyonlarını leblebi gibi topladığı halde geldiği nokta Hamilton’ın 17 puan gerisi ancak unda kendisinden çok diğer sürücülerin ve takımının etkisi var. Vettel ile ilgili bu sezon dikkatlerden kaçmayan bir özellik artık daha tecrübeli ve ağırbaşlı davranması. Geçen yıl Bakü’de Hamilton ile yaşadığı olayı düşünecek olursak Çin’de yarış sonrası gelip yarışının içine ettiği için kendisinden özür dileyen Verstappen ile oldukça sakince konuşması, yarış sonrası röportajlarda gösterdiği sakin tavırlar bu konuda gelişimini gösteriyor. Elbette bunlar bir anda gridin en ermiş insanı olduğunu göstermiyor, şampiyonluk yarışı daha da kızıştığında gerçekten ne kadar geliştiğini görürüz. Bakü’de ise çoğu kişi Bottas’ın başına geleni örnek gösterip sabırlı olması gerektiğini söylese de Vettel kahin olmadığı için yapabileceği en mantıklı hamleyi yaptı ancak blokaj sebebiyle birincilik kovalarken podyum dışında kaldı. İspanya’da podyumun dışında kalmasında ise Ferrari’nin iki pitstop stratejisinin çuvallaması var, yarışı ikinci sırada götürürken pitstop sonrasında podyuma el salladı. En başarılı olduğu yarış ise şüphesiz Bahreyn GP’siydi, son 10 tur boyunca artık bittiğini söylediği lastiklerle Bottas’ın önünde birinciliğini savunmayı başardı.

Geldik bir diğer şanssız isme. Valtteri Bottas. Avustralya’daki kötü başlangıçtan sonra iyi bir performans gösteren, sıralama turlarında Hamilton’ı zorlayan hatta geçen Fin sürücü de bulunduğu yer hak etmiyor. Bahreyn, Çin ve son olarak İspanya’da ikinciliği elde eden Bottas’ı liderlikten eden ise Bakü’de yaşadığı şanssızlık oldu. Devamlı olarak Mercedes’teki son sezonu olduğundan bahsedilen ve Ricciardo’nun boşa çıkacak olmasıyla üstünde baskı hissettiği söylenen Bottas bu sezon ortaya koyduğu performans ile yerini kolay kolay bırakmayacağını gösterdi. Bakü’de son anda kaybettiği yarıştan sonra oldukça üzgün hatta çökmüş olduğu gözlenen Bottas ,1992’den beri F1’de yılın en övgüye değer sporcusuna verilen Lorenzo Bandini Ödülü’nü aldığında ise son derece mutlu olmuştu. Yaptığı açıklamalarda son derece samimi olduğuna inanıyorum, izleyiciler için belki pek bir anlam ifade etmeyen bu ödül Bottas’ın sezonunun dönüm noktalarından olabilir.


Kimi Raikkonen, Kimi Raikkonen seni başımıza nereden yolladılar? Bu yazıda şanssızlık kavramını çok kullandım kullanacağım da, Raikkonen için kullanılan kelime de genelde şanssız. Fakat bence uğursuz ve hatta suçlu. Geçen sene bir ara Formula 1’de pek kimseden nefret etmediğimi sadece sevmediğimi yazmıştım. Asılsız Raikkonen övgüleri okumaktan nefret edecek noktaya geldim. Kendisi konusundaki düşüncelerimi detaylıca yazmak istiyorum ki bu konuya bir açıklık getireyim. Artık azılı Ferrari taraftarı değilim ama yazacaklarımda Ferrari’de yarışmasının payı da büyük.

Raikkonen’i ilk hatırladığım zamanlar McLaren ile gride adım attığı yıllar, hatta aracında Kimi şeklinde isminin yazması o kadar hoşuma gitmişti ki uzaktan kumandalı arabama Ögeday yazan kağıtlar yapıştırmıştım. O dönem izlemesi keyif veren hatta zaman zaman inanılmaz performanslar ortaya koyan bir sürücüydü. Şanssızlıklar(!) sonucu araçlarıyla hep sorun yaşıyordu. Schumacher sonrası Ferrari’ye gelmesini biraz yadırgamıştım, inanılmaz bir 2007 finaliyle Ferrari’nin son şampiyonu ünvanını almayı başardı ve soruyorum “Baba biz o günden bugüne ne izledik biri bana anlatsın ya?” haydi tamam Alonso gelecek diye takımdan haksız yere yollandı gitti ralli, Nascar vs. gezdi. Sonra Lotus ile geri döndü. O günden geçen yıla kadar ben ne zaman bir bayağı zaman oldu haydi bir yarış izleyeyim“ diye internette link kovalayıp ekran başına kurulsam Raikkonen’in Ferrari’sini ya duvarda gördüm ya biriyle kaza yapmıştı ya da araç kenara çekilmiş bir halde bekliyordu.

Şanssızlık dediğin 2017 model McLaren ile yarış bitirmeye çalışan adamların başına gelendir, 10 küsür yıldır kullandığı her araçta sık sık teknik sorunlar yaşayan sürücüde ben hata ararım. Yıllar önce başarılı bir şeyler yaptı diye, Ferrari’de ikinci sürücü olmayı kabul ettiği için takım tarafından hakkının yendiği iddia edilerek hala övülüyor hala bu adamdan bir şeyler bekleniyor. Ben özellikle geçen yıl birkaç kez düzgün savunma yaparak takıma yardımcı olmasını bekledim ama kendisinin yerinde yuvarlanan bir kaya olsa Mercedes’e daha çok zorluk yaratabilirdi. Artık onu da beklemiyorum. Vettel’in kafası rahat diye takımda duruyor ve artık büyük mucizeler yaşanmazsa son sezonu olacak.

Gerçekten şanssızlık yaşadığı bir an Bahreyn’deydi. Pitstopta lastik sisteminin yanlış sinyal vermesi sebebiyle yeşil ışığı görerek gaza basan Raikkonen bir mekanikerin bacağının üstünden geçti ve hem mekanikerin bacağını kırdı hem de yarış dışı kaldı. Çin’de Verstappen’den nasiplendi, Bakü’de yarış başında Ocon’a bindirdikten sonra güvenlik aracı periyodunu iyi değerlendirdi ve başarılı bir şekilde şansının da biraz yardımıyla üçüncü sıraya ulaştı. İspanya’da ise motor arızasıyla yarış dışı kalana kadar bir numarasını görmedik. Hakkını teslim edebileceğim en önemli nokta ise sıralama turlarında gösterdiği performanslar.


Daniel Ricciardo. Gridin en sempatik, en gözde, en akıllıca risk alan adamı. Sene sonunda talipleriyle bir çay içmek için bekliyor olacak. Çin’de güvenlik aracını iyi değerlendirerek geçtiği yeni lastiklerle yaptığı usta işi geçişlerle gelen galibiyet taraftarlarını sevindirse de Bahreyn’de aracının kendi kendini kapatması, Azerbaycan’da Verstappen’le yaşadığı aşırı gereksiz kaza puan sıralamasında daha yukarılarda olmasını engelledi. İspanya’da ise akarı kokarı olmayan bir yarış geçirerek beşinci sırayı aldı. Yarış kazandığında ayakkabısından şampanya içmese daha çok seveceğimiz birisi olacak ancak sonuç olarak Aussie, insan bir şey diyemiyor.

2016 Brezilya’daki yağmur performansıyla beni Formula 1’e geri döndüren o genç, atik, hırslı genç Max Verstappen o kadar kötü bir sezon geçiriyor ki anlatmak mümkün değil. Bugün sezonun ilk podyumuna erişerek sevindirse bile bunu yaparken VSC altında Stroll’le temas yaşayarak ön kanadını kırdı ve durduk yere riske girdi. Avustralya’da hırs yapıp spin atmıştı, Bahreyn’de Hamilton ile girdiği mücadelede yine gereksiz hırs yapıp lastiğini patlattı ve yarış dışı kaldı, Çin’de yediği haltı tekrar tekrar yazmaya gerek yok Red Bull’u dubleden etti. Bundan sonra azarlandı, linç edildi, akıllanacak dendi uslanacak dendi gitti Azerbaycan’da yine kazaya karıştı. Kazada suçun büyük bölümü kendisine ait çünkü savunma yaparken iki hamle yapıyor, izin verilen hamle sayısı bir ki öndeki sarhoş sürücü gibi sağ sol yaparak kazaya yol açmasın. Hırsını kontrol altına alması gerek, sabrı öğrenmesi gerek. Ya hep ya hiç diyerek ancak yarış kazanabilir ancak şampiyon olması mümkün değil. Başarılı olmasını gerçekten istiyorum çünkü inanılmaz geçişlere imza atabiliyor, izleyenlere olumlu yönde heyecan yaşatabiliyor. Fakat akıllanmazsa devamlı sağa sola çarpan aşırı panik genç pilot olarak kariyerini sürdürecek, Grosjean’ın tahtına oturur artık. Red Bull da bir noktaya kadar iltimas gösterecektir.



Fernando Alonso felaketlerle dolu bir sezondan sonra McLaren ile 5 yarıştan da puan almayı başardı. Arada gitti 6 saatlik endurance yarışı kazandı, sezon şu an İspanyol sürücü için oldukça iyi geçiyor. Özellikle Azerbaycan’da Sirotkin tarafından tepelenip iki sağlam lastikle pite ulaşabildikten sonra 7. olmasını kimse beklemiyordu. Biraz ön tarafın karışmasının da etkisi de vardı elbet ama yaptığı iş küçümsenecek bir şey değil. Küçümsenecek olsa ben küçümserdim yani biliyorsunuz. Aslında kendisiyle olan husumetim de iyice bitme noktasına geldi, en son endurance yarışı öncesi verdiği röportajda köpekleri kedilerden fazla sevdiğini söyleyince bayağı kanım ısındı. Hala hayalini kurduğu gibi zirveye oynayamıyor ve oynayamayacak da belki ama yarışmaktan daha fazla keyif aldığı bir gerçek.

“Nazar ettiniz hayin insanlar nazar ettiniz!” Bu özlü İbrahim Tatlıses cümlesini kimin için kuruyorum? Nico Hulkenberg. Sıralama turlarında 7. sıraya abone olan Alman sürücü sezonun ilk üç yarışından puanlar almıştı ve iyi bir performans gösteriyordu. Bakü’de sıra cezası alarak başladığı yarışta geçen yılki gibi duvara bindirerek yarış dışı kaldı. İspanya’da ise yakıt pompası sorunları sebebiyle iyi bir yerden başlayamadığı yarışta daha ilk turu yarılayamadan Grosjean terörünün kurbanı oldu. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Monako’da olumlu yönde sürprizlerini bekliyorum.

Kevin Magnussen. Benim bu adam hakkında neden hiç fikrim yok bilmiyorum. Geçen yıl Hulkenberg ile polemiğe girmişti, arada saçma sapan sürdüğü için başkalarıyla da kavga ediyordu. Bu sene ilk yarışta pitstop faciası yaşamıştı ondan sonrası bende hiç yok. Hayır arada iyi sonuçlar da aldı ama mesela bugün 6. oldu ama aklımda kendisine dair Grosjean’ın kazasında yardımcı oyuncu olması haricinde hiçbir şey kalmamış. İlginç. Grosjean’ın olduğu takımda adeta bir Juan Pablo Montoya klasında diyebiliriz o ayrı tabi.

Carlos Sainz Jr. Bahreyn hariç her yarıştan puan almayı başardı. Red Bull tarafından motor karşılığında Renault’a 1 yıllığına gönderilmişti, kendisini gösterip muhtemelen Ricciardo’dan boşalacak koltuğa geçmek istiyor. Bakü’de Red Bull sürücülerini bir ara avlasa da tekrar gerilerinde kalmıştı, kazalarından sonra da 5. sırayı alarak bu yılki en iyi derecesini elde etti. Bugün de Ericsson ile girdiği mücadele ile bizlere keyifli anlar yaşattı. Kendisi pek hoşnut olmadığım sürücüler arasında yer alıyor bu yüzden Red Bull’da görmek gibi bir isteğim yok.

Sergio “Checo” Perez. Force India araç yönünden bu sezona geçen yıla kıyasla felaket bir başlangıç yapınca bu sefer takım arkadaşı Ocon ile dalaşmasına gerek kalmadan gerilerde kalmıştı. İlk üç yarışta sıfır çektikten sonra Azerbaycan’da aracın uzun düzlüklerde coşmasıyla birlikte kendisi de coştu ve son turlarda Vettel’i de geçmeyi başararak podyumun son basamağına adım attı. Bu yıl daha ilginç bir yarış olmazsa alacağı en başarılı sonuç bu olacak muhtemelen. Takım da kendisi de bu sonucun istisna olacağını söylüyordu ki İspanya’da 9. olabildi. Yine de sezon başına bakacak olursak puan alabilmiş olması ilerleme olduğunu gösteriyor.

Bu sezonki iki favori çaylağımdan birine geldik, Pierre Gasly. Honda motorlu Toro Rosso ile yarıştığı için kendisinden pek başarı beklesem de Bahreyn’de 4. sırayı alarak büyük iş başarmıştı. Takım arkadaşı Hartley’e kıyasla çok daha iyi performans ortaya koyuyor. İlk yarışta mekanik arıza, bugün ise Grosjean yüzünden yarışı tamamlayamadı. Çin’de ise acemilik hatası ve anlaşmazlık yüzünden virajda Hartley’e çarparak güvenlik aracına sebep olmuş ve uyukladığımız yarışa heyecan getirmişti. Sırf bu yüzden kendisine kızamıyorum. Azerbaycan’da sıralama turlarında takım arkadaşıyla birlikte ölümden döndüğünü belirtmekte de fayda var, takım arkadaşı Hartley’in lastiği patlamıştı ve zamanında kenara kaçamadı. Arkadan gelen Gasly az kalsın 300 km üstünde süratle çarpacaktı.

Ve esas adamım, Formula 2’de çıkarttığı inanılmaz yarışlarla dikkatleri üstüne çeken Charles Leclerc ilk sezonunda, sürünmesi beklenen Sauber ile önemli işlere imza atmaya başladı. İlk üç yarışın ikisinde takım arkadaşı Ericsson’dan iyi performans gösterse de -Ericssonda çok sağlıklı bir ölçü değil ama- puan alamayan Fransız sürücü Azerbaycan’da 6. olurken İspanya’da 10. olarak puan almayı başardı. Çok önemli olmasa bile Alonso’ya kısa bir süre kafa tutabildi. Pilotaj becerisi ve araçları kıyaslarsak geçilmesi sürpriz olmadı. Kendisi hakkında daha detaylı bir yazıyı yaz arasında yazmayı planlıyorum, beklentilerim büyük. Daha önce bir röportajını çevirmiştim, ilgilenenler buradan okuyabilir.



Belçika’nın iftihar duyduğu isim Stoffel Vandoorne. Kendisinde yetenek var daha iyi bir araçla yarışırsa görürüz demiştim. Geçen yıla kıyasla daha iyi bir araçla yarışıyor, Çin ve İspanya hariç her yarıştan az da olsa puan aldı. İspanya’da mekanik problem yaşayarak bu yıl ilk kez yarış bitiremedi. Fernando Alonso’nun ekstra performans göstermesi kendisinin aldığı sonuçları gölgeleyebilir ama ortalama bir sürücüyle Mclaren’in şimdilik alabileceği sonuçlar bunlar. Çekincem şu ki ortalama halinden daha ileriye gidememesi. Alonso yanındayken öğrenebileceği her şeyi öğrenmeli.

Lance Stroll. Tek başarısı geçen yıl son anda ikincilikten üçüncülüğe düşüp podyuma adım attığı Bakü’de 8. olmak oldu. Zaten beğenmiyorum ancak bu durumun tek suçlusu kendisi değil. Williams o kadar kötü bir araç yapmış ki tarif etmek mümkün değil. F1 bilgisayar oyunlarını oynayanlar bilir, oyunu klavye ile tam verimle oynamak mümkün değildir. Hele assistleri kapatarak oynamak neredeyse imkansızdır. Williams aracı en zor ayarda, assistler kapalı, tırt marka klavyeyle oynanmaya çalışılan bir F1 oyununu anımsatıyor. Stroll, Sirotkin, Kubica hatta geçen yıl Massa. Araç içi kameralara bakarsanız diğer araçların çoğunda minimum direksiyon hareketi yapılırken Williams sürücüleri sürekli sağ sol yaparak aracı dengede tutmaya çalışıyorlar. Yine de, Stroll’ün İspanya’daki sıralama turlarında 1991’den beri kimsenin kaza yapmadığı virajda kaza yapıp üstüne yayayken ezilme tehlikesi atlatması çok şeyler beklemememiz gerektiğini gösteriyor.

Marcus Ericsson. Bahreyn’de 9. oldu, başka da bir olayı yok sanıyorum ki. Takıma Leclerc gelince ne mal olduğu iyice ortaya çıktı.

Estaban Ocon. Force India’nın daha şanssız olanı. Bahreyn’de 1 puan almayı başardı. Bakü’de daha ilk turda Raikkonen ile çarpışıp yarış dışı kaldı ki yarış kazası olsa bile Raikkonen’i geçmişti bence güme gitmiş oldu. Perez’in podyum gördüğünü düşünürsek kendisi de iyi bir sonuç elde edebilirdi. İspanya’da ise pitstopta sorun yaşayınca bayağı süre kaybetti, sonra da sorun yaşayarak yarış dışı kaldı. Puan tablosunda bu kadar gerilerde olmayı hak etmiyor.

Brendon Hartley. Azerbaycan’da aldığı 10.luk dışında bu adamın olayı nedir gerçekten anlamadım. Aracın gelişimi için iyi geri bildirim veriyor diye bir iddia okudum da İspanya’da aracı öyle bir duvara soktu ki sıfırdan araçla yarışmak zorunda kaldı. Araç taşınırken arkası düştü o derece. Bu kadar masraflı geri bildirim olmamalı. 28 yaşında Formula 1’e adım atmanın sancılarını yaşıyor olabilir, kişilik olarak da iyi birine benziyor o yüzden daha iyi noktalarda görmek isterim.



Romain Grosjean. Bu inanılmaz bir yetenek, böyle aşmış bir sürücü izlemek herkese nasip olmaz gerçekten çok şanslıyız. 5 yarışta 3 yarış dışı, ikisi kendi suçu. Bahreyn ve Çin’de aldığı puanlara bakıyoruz koca bir sıfır görüyoruz. Avustralya’da pit ekibi sıçtı sıvadı tarihi başarı gelecekti belki diyorduk ama son iki yarıştaki mallıklarına bakınca görüyoruz ki orada da kendi hatasıyla yarışı tamamlayamama ihtimali yüksekmiş. Bakü’de güvenlik aracının arkasında sağ sol yapamadı, SAĞ SOL YAPAMADI VE DUVARA GİRDİ. İspanya’da Magnussen az bir şey önüne gelince dışarı taştı aracın kontrolünü kaybetti. Olabilir. BASKI YİYORSUN OLABİLİR. Peki neden ilk kez F1 aracı kullanıyor gibi gaza yüklenmeye devam ederek pistin ortasında terör estiriyorsun? Bunu Sirotkin yapsa anlarım, Leclerc, Gasly vs. yapsa yine anlarım da bir insan 2012 yılında Alonso’yu tepeleyip şampiyonluğa el değiştirttiği günden beri gram ilerlemez mi? Daha önce de bir sürü vakası var da ben burayı onlarla doldurmak istemiyorum. Bu kadar kazmalığa rağmen hep şikayet ediyor, devamlı bir şeylerden şikayet ediyor. Monako’da 3 sıra geriden başlama cezası aldı bakalım orada neler yapacak.

Sergey Sirotkin. Hem pay-driver hem acemi hem Williams ile yarışmaya çalışıyor. Azerbaycan’da sağdan hafif darbe alınca E-5 trafiğinde panik yapan acemi sürücü gibi sola kırıp Alonso’yu tepeledi. Bir tane övecek yanını arıyorum bulamıyorum.


Yazının puanlar ve istatistikler hariç çoğunu aklımda kaldığı kadarıyla yazdım, yanlış yazdığım ya da atladığım önemli noktalar varsa kusura bakmayın. Mayıs sonunda yarış anlamında keyif vadetmese bile önemli bir prestij yarışı olan, benim de çok sevdiğim Monako’ya gidiyoruz, o yarıştan sonra görüşmek üzere.

30.03.2018

Tottenham’ın Pochettino yönetimindeki sessiz evrimi yavaşça oyun sonuna yaklaşıyor


 
Tarihler 24 Şubat 2008’i gösterdiğinde Tottenham Lig Kupası finalinde 1-0dan geri dönerek Chelsea’yi 2-1 mağlup ediyordu. O günden bugüne Juande Ramos’un görevine son verildi, Harry Redknapp yönetiminde Gareth Bale tarafından ateşlenen bir heyecan fırtınasının keyfi sürüldü, Andre Villas-Boas ve Tim Sherwood ile önemli yanlış adımlar atıldı ve sonunda Mauricio Pochettino bulundu. Geçmiş dört sezonun her birinde takıma ilerleme göstertmiş, gelecek vadeden parlak bir genç menajer. Ancak bu süre zarfında hiçbir şey kazanamadılar.

O günden bugüne Chelsea ise 11 kez menajer değiştirdi. İkişer kez Guus Hiddink’i ve bir kez Rafa Benitez’i  geçici olarak göreve getirdiler. Roberto Di Matteo’yu kısa zamanlı bir sözleşmeyle göreve getirdiler ancak Şampiyonlar Ligi’ni kazanınca daha uzun bir sözleşme verilmek zorunda kalındı ki o sözleşme de bir sonraki sezonun üçüncü ayında feshedildi. Ayrıca Carlo Ancelotti ve Jose Mourinho’yu şampiyonluk yaşadıktan sonraki sezon içerisinde kovdular ve Antonio Conte ile de benzer vakayı yaşayacaklar gibi görünüyor. Yine de bu on yıllık süreçte üç Premier Lig şampiyonluğu, üç FA Cup, bir Lig Kupası, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi kazandılar.

Birazcık kaosun yararlı olup olmadığını merak etmeye başlamak için Prater dönme dolabında oturan Harry Lime olmanız gerekmiyor. (Çevirmen notu: Araştırma yaptım ancak bu sahneden başka bir şey çıkmadı, yapılan göndermeyi anlayamadım)

Yine de sebep sonuç ilişkisi korelasyon değildir ve  gerçek şu ki Tottenham; bütün güncel planlarına, yeni stadyumu çevreleyen sözlere ve beklentilere -bilet fiyatları konusundaki şikayetler geçerli olmakla beraber- rağmen tanıdık bir Londra problemiyle karşı karşıya kalıyor: Dişinizden tırnağınızdan arttırarak bir araya topladığınız kaynak ne kadar olursa olsun -eğer mega-zengin değilseniz- o kaynağı 15 yıl önce harcasaydınız daha iyi olurdu.

Chelsea, Mourinho’nun ilk döneminden beri teknik direktörler konusunda yaptığı bütün hatalara rağmen her zaman Roman Abromovich’in 2003’te kulübü satın aldığında saçtığı paralar sayesinde yalıtılmış oldu.

Bu süper kulüplerin doğasıdır: onlar, etkili bir şekilde, batamayacak kadar büyüktür. Ne kadar kötü şekilde oyuncular alsalar ya da menajer atasalar bile kaynakları onları kurtarmak için orada olacaktır. Belki de Premier Lig diğer liglerde sözü bile edilmeyen bir tehlikeyi hala koruyor – Barcelona’nın ya da Bayern Münih’in 2016’da Chelsea’nin başına geldiği gibi 10. sıraya kadar düşmeleri düşünülemez bile. Eşit olarak başarısızlığın sonuçları da mesela 1974’te Manchester United’ın Avrupa Kupası kazandıktan 6 yıl sonra küme düşmesi veya 1982’de 60ların sonu 70lerin başını domine eden Leeds takımının Avrupa Kupası finali oynadıktan 7 sene sonra küme düşmesinde olduğu gibi değil.

İngiliz futbolunun doğası gereği, farz edilen büyük altı takımla birlikte, ortada bir İngiliz süper kulübünün olamayacağı ya da İngiliz süper kulüplerinin Avrupa’nın diğer büyük liglerindeki süperler kadar süper olmadığı tartışılabilir. Altı takımın dört Şampiyonlar Ligi bileti için etkili bir mücadele içinde olması Avrupa bonusunu her sene kimin alacağının ve en tepede kalmasını sağlayacak bir döngüye girmesinin garantisi olmadığı anlamına geliyor. Artı olarak Premier Lig diğer liglerden daha zengin olmakla birlikte en zenginle en fakir arasındaki fark çok fazla değil üstelik daha da azalma payı var.
Jonathan Woodgate 2008 Lig Kupası finali uzatmalarında Petr Cech'i mağlup edip kupayı kazandıran golü atarken.

İşte bu yüzden Pazar günü çok kritik. Bir elitin yerinin değiştirilmesi çok şey gerektiriyor. Manchester City’nin yatırdığı yüzlerce milyonu veya Arsenal’in uğraştığı yıllar süren durgunluğunu. Birçok kulübün bu tarz çeşitli hikayeleri var -Leeds’ten Everton’a, Aston Villa’dan Leicester’a kulüpler buna şahitlik edebilir- bir ya da iki sezon olumlu sonuçlar ve yetersiz yatırım. Puan durumunun tepesine üye olmak için sürdürülebilir ve güçlendirilebilir yatırım gerekiyor, ideal olarak halihazırdaki elitlerden birinin düşüşüyle birlikte.

Tottenham, şimdiye kadar, Pochettino takımı devraldığından beri oyunculara nispeten az yatırım yaptı: yalnızca 33 milyon pound civarında. Harcamalar ise daha çok stadyuma yönelik oldu. Pochettino’nun genç oyunculardan en iyi verimi alma becerisi yatırımdan beklediklerinden daha büyük dönüş almalarını sağladı. Projenin, başka yerlerde daha fazla zenginliği kovalayacak oyuncular yüzünden her an rayından çıkabileceği hissi devam etse halihazırda Arsenal’i geçmeyi başardılar, yeni stadyumun onlara verebileceği finansal avantajlar henüz başlamadan.

Eğer Stamford Bridge’de 28 yıllık başarısızlıklarına bir son verirlerse Spurs yedi maç kala Chelsea’ye 8 puan fark atmış olacak, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ne katılırken Chelsea’yi dışarda bırakmayı garantileme yolunda büyük yol. Bu durum gerçekleşirse son üç sezonda Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi’ne katılamadığı ikinci sezon olabilir.

Abramovich bu durumu karşılayabilir ama esas soru bunu isteyip istemediği. Chelsea’da gözle görülür bir masraftan kısma var ki Conte için sinir bozucu bir durum, Mourinho için de öyleydi. Geçen dört yılda net harcamaları kabaca Tottenham’ın iki katı ancak takım (ya da en azından kiralık gönderilmeyenler) birkaç sezon yetersiz göründüler ve eskimiş görünmeye başlıyorlar.

Şampiyonlar Ligi’nin çekiciliği ve yatırım olmadan Chelsea’de geçtiğimiz on yılı karakterize eden kaos artık onları boğabilir. Aniden ortaya çıkmış gibi ancak Pazar gecesi itibariyle Tottenham, kısa ömürlü gibiymiş görülse bile, Londra’daki tartışmasız en iyi takım olarak bulabilir.

Bu yazının orijinali Jonathan Wilson tarafından 29 Mart 2018 tarihinde TheGuardian.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.


25.03.2018

Start Finish: 2018 Avustralya GP



Hamilton'ın sıralama turlarında attığı 1 saniyeye yakın farktan sonra sezonu kapatıp gidelim yorumunu yapmıştım, hala aynı görüşü savunuyorum ancak bugün bizi bir sürpriz karşıladı. Hamilton üçüncü kez Avustralya'da pole pozisyonunu aldıktan sonra yarışı kazanamadı Vettel ise üst üste ikinci kez kazanmış oldu.

-Temiz bir start ile başlandı. Starta damga vuran isim Verstappen'in bir anlık yavaşlığını fırsat bilerek 4.lüğe yükselen Magnussen oldu. Bottas sıralamada yaşadığı kazadan sonra takımının çabasıyla pitten başlamamayı başardı ancak beklenen başlangıcı yapamadı.

-Günün ilk yarış dışı kalan ismi Sergey Sirotkin oldu. Williams'ın Rus pilotu frenleri kaybettiğini söyleyerek süzüle süzüle pistin dışına çıktı. Yarış sonrası yapılan incelemelerde piste atılan plastik sandviç paketlerinden birinin hava kanallarından girerek fren sistemini bozduğu yönünde güçlü bulgular olduğu açıklanmış.

-İkinci isim direksiyonu bozulan Sauber pilotu Marcus Ericsson oldu. Sauber'den bir açıklama göremedim ancak yanlış duymadıysam direksiyon problemi yüzünden pite geldi. Sauber için underdog olabilir demiştim bir yarışla fikir değiştirmek istemiyorum ancak gerçekten yavaş kaldılar gerek sıralamalar olsun gerek yarış olsun. Yine de...

-Yine de bir Toro Rosso Honda değiller. Honda, sloganı hayalin gücü olan aşmış firma artık gücün hayali haline geldi. Pierre Gasly motor yağ yakınca yarışı bırakmak zorunda kaldı, Hartley ise yarışı 1 tur geriden bitiren tek isim oldu. Birazdan değineceğim McLaren'in halini görünce insan gerçekten hayret etmiyor.

-Williams da geçen sezondan sonra inanılmaz vasat devam eden bir başka takım. Stroll koca yarış boyunca bir tek Hartley'i geçebilirken Sauber pilotu ilk sezonunu yaşayan isim Leclerc'e geçilmeyi başararak gönülleri yine fethetti.

-Renault ile McLaren'in kendini bulması Force India'ya yaramadı. Geçen sezon aldıkları sonuçlar hakkında abartmamak gerektiğini yazdığımı hatırlıyorum. Çünkü gerçekten de Mercedes, Ferrari ve Red Bull ilk altıyı domine ederken, hatta çoğu zaman Red Bull sorun yaşadığından bu ilk 5e dönüşüyordu, 5-6 ve sonrasına gelip puan almak muazzam bir iş değildi. Bütçelerine göre iyi iş yapıyorlar o açıdan hala takdir ediyorum ancak form tutan rakipleri karşısında geçen sezonki performansı gösterebilecekler mi şüpheli.

-Honda'yı terk edince kendini bulan McLaren'de Vandoorne 9. Alonso ise 5. sırayı aldı. Fernando Alonso Günün Sürücüsü seçildi. İyi bir yarış çıkardılar, Alonso'nun telsizde söylediği "artık savaşabiliriz" sözü ne kadar rahatladıklarını gösteriyor. İnternette gördüğüm yorumlardan tahmin ettiğim kadarıyla kendini jiletleyen Alonso hayranları olmuş.

-Renault da Hulkenberg'in 7. Sainz'ın 10. olmasıyla puanlar almış oldu. Yarışta Sainz'ın su şişesiyle sorun yaşayıp mideyi bozması dışında bir olayları olmadı. Efendi gibi yarışıp gittiler valla çok takdir ediyorum bu adamları...

-Red Bull, Ricciardo'nun 3 sıra cezası yüzünden sıralama turlarındaki yerine yerleşemedi. Verstappen de startta boşluk ararken yavaşlamak zorunda kalınca bayağı bir süre Magnussen'in arkasında kaldı. Üstüne bir de spin atınca 8. sıraya kadar düştü. Ricciardo ise yarıştaki piyangonun -birazdan değineceğim- Vettel'den sonraki en kazançlı ismi oldu. Az kalsın Avustralya'da podyum gören ilk Avustralyalı olacaktı ancak Raikkonen'i geçemedi ve dördüncülükle yetindi. Bu arada telsizde Raikkonen için "elbet bir hata yapacak" diyerek gaz vermeye çalışan Red Bull mekanikeri yürekleri dağladı. Yani şu sözün en son söylenebileceği adamlardan birisi Raikkonen bunu ona bayıldığım için söylemiyorum.

-Geldik günün belki de sezonun en büyük fiyaskosuna. Sıralama turlarında tarihi bir derece ile en iyi pozisyonunu alan HAAS takımı, yarışı 4-5 götürürken iki dakika içinde iki aracını da pitte öldürmeyi başardı. Önce Kevin Magnussen'in sol arka tekerleğinde sorun yaşanmasına rağmen salınması daha sonra da Romain Grosjean'ın yine sol tarafta problem yaşandığı halde ısrarla salınması HAAS için rüyayı kabusa dönüştürdü. Pite gireni öldüren HAAS ekibini teselli eden ise Grosjean oldu.

-Günün kaybeden bir diğer takımı ise Mercedes oldu. HAAS kadar kaybetmeseler de yarışı HAAS faciasına kadar önde götüren Hamilton'ın pite giren Vettel'e geçilmesi ile yarışı kaybettiler.

-Toto Wolff bunun sebebinin beş yıldır kullandıkları bir simülasyon yazılımının VSC (sanal güvenlik aracı) durumunda yaptığı yanlış hesap olduğunu açıklamış. Raikkonen'e fark koymaya çalışırlarken simülasyonunun verdiği veri sonucunda Hamilton'a yanlış zaman verdiklerini bu yüzden yavaş kaldığını ve Vettel'e geçildiğini söylemiş.

-Sıralamalardaki büyük farktan sonra gülücükler saçan uçana kaçana laflar atan Hamilton'ın basın toplantısında sirke satan yüzü görülmeye değerdi. Ben hala 5. şampiyonluğu kendisinin alacağına inanıyorum, istemesem de.

-Bottas ise geçiş yapmanın zulüm olduğu Albert Park'ta fazla yükselemedi ve yarışı 8. sırada bitirdi. Bu sezon üstünde çok baskı var sık sık söyleniyor, özellikle Ricciardo'nun bitecek kontratı ve Mercedes dedikoduları kendisini etkileyecek. İlk yarışa böyle başlayıp bitirmek onun için iyi olmadı.

-Gelelim günün kazananına. Ferrari. Raikkonen paşa yarışı ikinci başlayıp üçüncü bitirdi. İkinci giderken gayet iyi gidiyordu ancak Hamilton'a zorluk yaşatmadığı da bir gerçekti. Pite girip çıktıktan sonra HAAS faciasına yakalandı ve üçüncü sıraya düştü. Hamilton'ı yine zorlayamadı. Bilmiyorum sanki böyle mayışımı alırım yarışır giderim aga triplerinde takılıyor. Buz Adam diye iyice kütük oldu podyumda "üstüme şampanya sıkmayın" falan böyle tavırlar bir şeyler, tamam kendisini sevmiyorum ama yani... ALLAH ALLAH ŞEKİLLERE BAK YA!

-Vettel ise üçüncü başladığı yarışta ön tarafı pek zorlayamazken HAAS piyangosunun vurması ve Ferrari pit duvarının verdiği şahane kararla Hamilton'ı ve Raikkonen'i geçti ve yarışın sonuna kadar fazla zorlanmadan galibiyete uzandı.

-Şimdi benim değinmek istediğim iki nokta var. Birincisi, Ferrari motoru kullanan HAAS takımının göstere göstere yarışı durma noktasına getirmesi ve bundan Ferrari'nin yararlanması. Ferrari'ye böyle mi ödeme yapılıyor? Yarışlar manipüle mi ediliyor? HAAS bu yarışı Ferrari'ye vererek aldığı motorun diyetini mi ödedi? HAAS bir anda nasıl bu kadar ileri atılabildi? Sadece soruyorum sevgili izleyenler.

-İkinci nokta ise başka bir komplo teorisi. Biliyorsunuz Liberty Media ABDli, peki HAAS? O da ABDli. Sıkıcı ve monoton giden bir yarışta HAAS'ın bir anda yarışa sansasyon getirip "aç lan aç Avustralya karışmış" nidaları eşliğinde izlenme oranlarını arttırdığına dair veriler olduğu söylenmekte bir takım kulislerde. Bunlar akıllara geliyor tabi ama kimse dillendirmek istemiyor çünkü oyun çok büyük. EY LIBERTY MEDIA, EY HAAS! FORMULA 1 SEYİRCİSİ BÜYÜK TAŞTIR ALTINDA KALIRSINIZ! BENİM SEYİRCİMİN S... KUTU KOLA GİBİDİR! (replik Ölümlü Dünya'dan, ilk fırsatta izleyin derim)

-Öhm... Bahreyn GP'de görüşmek üzere.

17.03.2018

Start Finish: 2018 Sezonu Öncesi



Formula 1'de bu sezonu iple çekmediğimi belirterek yazıya başlamak istiyorum. Bunun kesin sebebi budur diyemiyorum, genel olarak bir ilgisizliğim mevcut. Belki tepede gördüğünüz garabet yeni logodur. Belki araçlara gelen ve onları parmak arası terliğe benzeten Halo eklentisidir. Belki de griddeki güzel hanımlara veda etmemizdir.

Hiçbir zaman Formula 1'de sezon öncesi testleri merakla takip eden biri olmadım. Takımların gerçek gücünü göstermekten kaçındığı, farklı parçaları denemek için gerçek yarışa uygun olmayan ayarlarla piste çıktıkları bu aktivite beni o kadar da ilgilendirmiyor. Kısacası işin mutfağıyla değil sunumuyla daha çok ilgileniyorum. Benim izlemeyi sevdiğim kısım sıralama turları ile yarışlar ve sporun magazin boyutu.

2018 sezonuna şunun şurasında 1 hafta kaldı. 25 Mart 2018 tarihinde TSİ 08.10'da Albert Park'ta yeni sezon start alacak. Bu küsüratlı saat uygulaması da Liberty Media'nın yayıncılar için getirdiği garip düzenlemeler arasına girdi. Yayıncılık demişken Liberty Media ayrıcalıklı yayın haklarına sahip kanalların olduğu ülkeler haricinde F1'e internet yayıncılığı getirmeye çalışacaklarını açıkladı. Kağıt üstünde şahane özelliklere sahip. İstenilen sürücünün kamerasından yarışı izleyebilme, ekranı bölerek farklı açılardan yarışı izleme, her sürücünün verilerine anında erişebilme, arşivdeki yarışlara kesintisiz erişim vb. özellikler var. Yanlış anlamadıysam da iki farklı yayın olacak bir tanesi ücretli diğeri ücretsiz ama her yarışı yayınlamayacak bir yayın kanalı.

Yeni sezona az bir süre kalmışken pistte göreceğimiz güzelliklere ve çirkinliklere kısaca göz atalım. Takım takım ilerlerken ben de bol keseden sallamalı yorumlarımı yapmış olurum.



Mercedes-AMG Petronas 

Araç tasarımında estetik olarak ağır değişikliklere gitmediler. Hatta değişiklik bile yapmadan direkt geçen yılın texture dosyasını bu yılın araç modeline yapıştırmış olabilirler emin değilim. Geçen seneki araca kanım geç kaynamıştı bu yılkini de haliyle sevdim. 

Bu sene Lewis Hamilton'ın 5. şampiyonluğuna ulaşacağını, Mercedes'in yine bir noktadan sonra sezonu domine edeceğini düşünüyorum. Valtteri Bottas ikinci bir Niko Rosberg olup Hamilton'a kafa tutmayı başarırsa eğlenceli olur.




Scuderia Ferrari

Aracı kırmızı tonunda değişikliğe gittiler, alttan biraz siyah eklediler, beyazlar azaldı. Kırmızının tonu ve halo yüzünden başta yadırgasam da yeni aracı gayet sevdim. Sidepodlar harika görünüyor.

Sebastian Vettel de 5. şampiyonluk için Hamilton ile kapışmaya çalışacak ama ben kendisine şans vermek istesem de veremiyorum. Bu sene Ferrari Hype Train'e bilet almamaya karar verdim. Bunun en büyük sebebi Kimi Raikkonen. Kendisi Ferrari'de durduğu sürece ne Ferrari markalar şampiyonasını kazanabilir ne de Vettel gerekli desteği bulabilir. Şahsi görüşüm budur. 



Red Bull Racing

Bu satırlarda Red Bull'un fotoğrafta gördüğünüz aracını hunharca övmek. Sapık düşüncelerimi kelimelere aktarmak. Araca duyduğum aşktan dolayı Genç Ögeday'ın Acıları isimli bir kitaba konu olmak isterdim ama Red Bull tanıtımdan sonra beklendiği üzere gitti geçen seneki tasarımın aynısını yaptı.

Red Bull geçen sezon bende büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Max Verstappen'in yaşadığı bitmek bilmeyen sorun ve şanssızlıklar inanılmazdı. Daniel Ricciardo'nun Bakü GP galibiyeti ve birkaç podyum hariç araç yüzünden sürekli tek başına ilk dört ve arka sıralar arasında yarış bitirip durması da canımı ziyadesiyle sıktı. Bu yıl ne desem bilmiyorum. İki pilotu da çok seviyorum ve başarılı olmalarını istiyorum, umarım yeni Renault motorlarıyla bir sürprize imza atarak zirve yarışına ortak olurlar.




Sahara Force India

Düşük bütçeyle büyük işler başaran Force India bu sezon da üstüne koyarak ilerleyecek diye düşünüyorum ama pembe araçları konusunda aynı şeyi düşünmüyorum. Pembe seçerek gride bambaşka bir renk getirmeyi başardılar ama bu kadar radikal bir rengi tasarımda iyi kullanamıyorlar. Beğenmiyorum.

Estaban Ocon ve Sergio Perez geçen sezon birkaç yarışta takım arkadaşlığı yerine sert rekabeti tercih edince Force India'nın başı çok ağrımıştı. Bu sezon daha iyi anlaşabilirlerse ön sıralara zaman zaman bela olacaklar ama arkadan da McLaren ve Renault riski yaklaşıyor. Baş altı mücadelesinde bize keyif yaşatacaklarına inanıyorum.



Williams Racing

Tasarım anlamında geçen sezon Rexona reklamıyla birlikte deodorant kutusuna benzeyen aracı düzeltmek için hiçbir girişim yapmamışlar. Bu sezon da Martini ile olan sponsorlukları bitecekmiş. Bu seneyi de böyle atlatsınlar bakalım seneye daha düzgün bir araç bekliyorum.

Bu takımdan bir halt olacağına dair inancım yok. Zaten Williams kendisini test pilotu yaptığından beri 23818390 adet "Kubica bu sezon ne olacak?" "Kubica yarışacak mı?" "Kubica adamdır gerisi yalandır"  temalı haber ve yorum okumaktan sıtkım sıyrıldı. Ellerinde Lance Stroll ve Sergey Sirotkin var. Sirotkin bey okuduğuma göre öyle demeyin diye atarlansa da bir pay-driver. Ha ben her türlü Stroll isimli yarış bittikten sonra kazaya karışacak kadar dikkatsiz ve beyinsiz arkadaşımıza tercih ederim. Williams birkaç pist dışında etliye sütlüye bulaşamadan sezonu bitirecek gibi bir his var içimde.



Renault Sport F1

Tasarımda yalnızca ton farkına gitmeyi tercih eden bir diğer takım Renault. Tanıtımda cayır cayır fosfor saçan sarı renk pistte o kadar göz almasa da dikkat çekmeyi başarıyor. Ben beğendim.

Geçen sezon ortasında gelen Carlos Sainz Jr. ve kıymeti bilinmeyen Nico Hülkenberg ile baş altı grupta iddialı olacaklarını düşünüyorum. Hulkenberg yanlış bilmiyorsam -bakmaya da üşendim- test günlerinden birini en hızlı turu atarak bitirmişti. Başta yazdığım gibi kesin bir ölçü değil ancak Hülkenberg sürpriz yapmaya açık bir isim.




McLaren F1

İŞTE BEBEĞİM. İŞTE ARADIĞIM LEZZET. İŞTE TURUNCU SAÇLIM LACİVERT GÖZLÜM. McLaren bu sezon taraftarlarının isteklerine kulak vererek papaya turuncuya döndü ve benim gibi turuncu hastalarına göz banyosu yaptırdı. Turuncuyu lacivert ile desteklemeleri de bence şahane oldu.

Fernando Alonso ve Stoffel Vandoorne gibi biri tecrübe ve yetenek abidesi, diğeri de belki şampiyonluk göremeyecek olsa da gelecek vaadeden bir pilot ikilisine sahipler. İki isim de geçen yıl Honda-McLaren uyuşmazlığından ızdırap çekti. Bu sene ilk test gününde Alonso'nun 5 tur attıktan sonra arka lastiğinin uçup gitmesi, pitstopta aracı düşürmeleri gibi olaylar akıllara Honda'yı fazla mı gömdük sorularını getirdi yalan yok. Pitstop için bahaneleri geçen yıl araçla çok uğraştıkları bu yüzden pitstop antrenmanlarına bile zaman ayırmadıkları yönünde. Ben yeni Renault motoruyla hem takımın hem de iki pilotun kendilerini bularak üst sıralara yükseleceğini ve keyifli yarışlar izleteceklerini düşünüyorum.



Toro Rosso

Tasarım olarak abilerinin izinden giderek fazla değişikliğe imza atmadılar. Fakat Honda ile anlaşarak belalarını mı mevlalarını mı bulacakları sorularını gündeme getirdiler.

Brendon Hartley ve Pierre Gasly iki çaylak pilot ile bu sezon neler yapacaklarını gerçekten kestiremiyorum. Brendon hakkında hiç fikrim yok, galiba geçen sezon birkaç yarışa katılmış, izleme şansım olmadı. Gasly ise gelecekte başarılar beklenen bir isim umarım Honda'nın gazabına uğramaz. Toro Rosso benim için akarı kokarı olmayan, işine gidip gelen düz adam gibi bir takımmış şu an fark ettim.



HAAS F1 Team

Bu aracı karşıma alıp Till Lindeman'ın Morgenstern şarkısında bağırdığı gibi "Hasslich! Du bist hasslich!" (Çirkin! Sen çirkinsin!) diye bağırmak istiyorum. Şu ön tarafa bakar mısın değerli okurlar, tam bir karmaşa yaşanıyor. O siyah niye var? Siyah varsa beyaz niye araya karışıyor? Kırmızı niye yarıya bile gelemeden kesiliyor? Aracın diğer yanlarında da aynı manasız detaylar devam ediyor. Morgenstern'in sonunda "kalp gözü ile bakıldığında o çok güzeldir" diye söz vardı buna hangi göz ile baksam yine o güzelliği göremem.

Sürücülerde de bir olay yok. Olayların ve şikayerlerin adamı Romain Grosjean ve gridin pek sevilmeyen ismi Kevin Magnussen ile bir şeyler kovalayacaklar. HAAS ile ilgili sevdiğim noktalar Ferrari motoru kullanması ve ABD takımı olması. ABD takımı olmasını gelecekte önünün açılacağını düşündüğüm için belirttim. Liberty Media ile birlikte daha çok göz önüne gelecek, daha büyük destekler alarak ileride iyi takımlar arasına girecektir diyorum. Sezon tahmini yapayım derken uzun vadeli tahmin yaptım takım seneye kapıya kilit vurmazsa iyi.



Sauber F1 Team

Geldik iki arada bir derede kaldığım araca. Aracın arkası o güzel Alfa Romeo yazısı ve koyu kırmızı beyaz karışımıyla ne kadar seksi görünüyorsa ön tarafı da bir o kadar düz görünüyor. Ön tarafın olduğu bir fotoğrafı koymak bile istemedim. Twitter headerımı süsleyecek kadar güzel bir arka görüntünün hatrına kendilerine geçer not veriyorum. Evet son anda aldığımız habere göre Sauber karargahında büyük bir kutlama var, inanılmaz bir sevinç yaşanıyor...

Gelelim sürücülere. Bu sezon Sauber'i ayrıca destekleyeceğim çünkü gerçek bir genç yetenek olan Charles Leclerc var. Kendisiyle yapılmış bir röportajı geçen sene çevirmiştim. Kariyer basamaklarını hızla tırmanmayı başardı ve F2 serisini resmen domine ederek buraya geldi. Artık güncel Ferrari motorunu kullanacak olan Sauber ile neler yapacağını merak ediyorum. Benim fikrim araçla ilgili bir sorun yaşamadığı takdirde buraya da çabuk uyum sağlayarak Sauber'e puanları birer ikişer getirmeye başlar. Marcus Ericsson da işte pay-driver öyle takılıyor. Kendisinden bir beklentim mevcut değil. Sauber tam olarak underdog severlerin desteklemesi gereken bir takım.


İçimdeki bütün zehri akıttığıma ve tutmayacak tahminler yaptığıma göre yazıyı burada noktalıyorum. 25 Mart 2018 Pazar TSİ 08.10 diyerek tekrar ilk yarışı hatırlatıyor ve hepinize esenlikler diliyorum.

18.02.2018

Fernando Alonso ve Bisiklet Takımı Gerçekleri



Takvimler 2 Eylül 2013’ü gösterdiğinde bisiklet dünyasına C-4, F1 dünyasına ise ses bombası gibi düşen bir haber gündeme geldi. Ferrari pilotu Fernando Alonso sıkıntılı günler yaşayan ve kapanması beklenen Bask ekibi Euskaltel-Euskadi’nin UCI World Tour lisansını alacak, böylelikle 2010’daki bir röportajda dile getirdiği bisiklet takımı sahibi olma hayalini gerçekleştirecekti. Bisiklet sporuna çok daha fazla ilgi çekebilecek bu proje bugüne kadar gerçekleşmedi.

Bazıları Alonso’nun o dönemde Ferrari ile yaşadığı sıkıntıların ve kariyerine yön çizememenin bu projeyi sekteye uğrattığını söyledi, kimisi iki spora da yeterli vakit ayıramayacağı için yarış kariyeri bitene kadar beklemesinin önerildiğini yazdı ve kimileri ise (adı lazım değil baş harfi Ö) Fernando Alonso’nun karakter eksikliğinden muzdarip boşa sallayan bir insan olduğunu öne sürdü. Fakat artık sır perdesi aralanıyor, ArtemioFranchi.org yazarı aydın insan Ögeday Karabulut sizler için bu çalkantılı dönem hakkında çok ciddi araştırmalar yaptı (Google>Ara>Fernando Alonso, Euskaltel-Euskadi, Cycling, Fail, Liar Alonso, is Fernando Alonso honorless?, hot F1 Grid Girls nude) ve gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

2013’te çıkan haberler Alonso’nun sponsorlarının da desteğiyle Euskaltel-Eustadi’ye UCI World Tour lisansı alacağı ve 6 milyon euroya yakın bir yatırım yapacağıydı. 2015 yılına kadar takımla kontratı olan bisikletçilerin kontratları devam edecekti. Yani takımda köklü ve ani değişiklikler yapmak yerine var olan yapı korunarak değişim yıllara yayılacaktı. Takımın halihazırdaki en başarılı ismi Samuel Sanchez’in etrafına uluslararası bisikletçiler katarak yıllar içinde global bir değer haline gelmek amaçlanıyordu. Takımın ismi ise Fernando Alonso Cycling Team (FACT) olacaktı. FACT (TR: Gerçek; slogan olarak kullanıldığında daha etkili bir kelime) kısaltmasındaki kelime oyunu da gözlerden kaçmayacak ve Alonso’nun ne kadar içten pazarlıklı bir şahsiyet olduğunu gözler önüne serecekti. İnternet sitesinden yaptığı açıklamada takımın “şeffaflık ve sıfır tölerans” değerleri üzerine kurulacağını açıklayan Alonso bisiklet dünyasındaki yozlaşmadan bıkmış spor sevdalılarına göz kırpmayı ihmal etmiyordu. Yaban çakalı.

Bu haberin bisiklet severlere getirdiği mutluluk yaklaşık 21 gün sürdü. Euskaltel ve Alonso cephesinden gelen açıklamalar yapılan prensip anlaşmalarına ve olumlu açıklamalara rağmen projenin kesin anlaşmasının yapılamadığı yönündeydi. Euskaltel “KAPATIYORUZ” pankartını vitrine asarken, Fernando Alonso da “sonuna kadar denedik ama 2014 yılı için bir bisiklet takımı kurmanın imkansız olduğunu anladık” diyordu. Bisiklete olan tutkusuna en ufak bir zarar gelmediğini açıklayan Alonso’nun gerekirse sıfırdan tırnaklarımızla kazıya kazıya gurur duyacağımız bir takım kuracağız açıklamalarıyla takım satın almayacağı yavaş yavaş belli oluyordu. Güvenilir kişilerden (Ö.K.) gelen Alonso’nun bu işi paravan olarak kullanıp bir titan zinciri kurup kurmadığı soruları ise “saçmalama o öyle bir insan değil” denilerek geçiştiriliyordu.

-Pamuk mu polyester mi? Çin GP'sine gidince ucuza yaptırırım bunu sen pahalıya almışsın.

Yaklaşık bir yıl sonra 29 Mayıs 2014’te Fernando Alonso 2014 Giro d’Italia’nın 18. Etabını ziyaret ettiğinde haberler tekrar harlandı. “Takımımızı Aralık ya da Ocak gibi kurmaya karar vermiştik ancak şu an Mayıs ayındayız hatta Haziran oldu” diyerek zaman kavramı ve planlamayla da arasının çok iyi olmadığını gösteren Fernando Alonso “üstünde çalışıyoruz ancak lisans alana kadar beklememiz gerekiyor, lisans için son tarih de Kasım ayında. Ağustos 1’e kadar da kurallar gereği bisikletçilerle görüşmemiz bile yasak ve bu yüzden o zamana kadar her şey söylentiden ibaret” açıklamalarıyla yine bahanelerin arkasına saklanıyordu. Menajeri olan Luis Garcia Abad’ın açıklamaları UCI’ın Alonso’ya “sıfırdan takım kurmakla uğraşma git hazır takım al” dediği Alonso’nun ise işi kendi yöntemiyle halletmekte ısrarcı olduğuydu. “Gelecek yıl da arabada olmayı ancak takım direktörü olarak olmayı istiyorum” diyen Alonso’nun yanında oturan isim ise iki kez dünya bir kez de olimpiyat şampiyonu (2004 Atina) olan isim Paolo Bettini’ydi. Bettini bu proje uğruna kandırılarak İtalya milli takım baş antrenörlüğünü bırakmış bir isim olarak çok yakında pişman olacağından habersizdi. Kendisine ilerleyen paragraflarda değineceğiz.

Alonso’nun gönüllere boş yere umut tohumları ektiği Ekim ayının başında ortaya çıkacaktı. UCI Başkanı Brian Cookson; kardeşim başvuru tarihi geçti, bize gelen giden belge yok, ne tıkırtı var ne şıkırtı var Alonso ne arar la bazarda minvalinde açıklamalarla bisiklet sevdalılarına artık aklınızı başınıza alın bu dolandırıcının kurbanı olmayın diyordu. Bir yandan da ayıp olmasın diyerek “bu sene gitti ama gelecek yıl için ProContinental takım kurabilirler o yönde bir beklentimiz var, beklemedeyiz” diyerek Alonso’ya kapıları tamamen kapatmıyordu. İşin detayına inildiği zaman topun tamamen Alonso’da olduğu Cookson’ın “ona gereken her bilgiyi verdik ve planlarını bize anlatmaya hazır olduğunda dinlemeyi dört gözle bekliyoruz. ProContinental seviyesinden başlayarak yükselmeye hazır olduğunu ve mutlu olacağını bize söyledi.” açıklamalarından anlıyorduk.

Bir ay sonra Mexico City’de EFE haber ajansına konuşan Fernando Alonso “bir sürü nedenden ötürü” 2015 yılı için bisiklet takımı kurma işinin yattığını açıklıyor, F1 ve bisikletin bir araya gelebileceğini ve gelecekte bunu yapmak istediğini söylüyordu. Bisikletçileri överek kendini kurtarabileceğini zanneden İspanyol “F1’in bisikletten eksik kaldığı yönler var. Takım çalışması ve fedakarlık gibi.” diyerek bir yandan Ferrari’deki başarısızlığını ima yoluyla takıma yıkmaya çalıştığının farkına yalnızca yaban çakalı kişiliğini bilenler varıyordu. “Bisiklette de F1’deki teknoloji yok. Bisikletler kurallarla sınırlanmış ve teknolojik olarak gelişmemişler” açıklamasıyla siz ilkelsiniz demeye getiriyordu. Ancak şanlı bisiklet sporu çok geçmeden gizli motorlu bisiklet skandallarını ortaya çıkaracak ve kendisinin ne kadar haksız olduğunu ortaya serecekti. İşte hiçbir şeyden haberi olmayan adam bu işe girecekti bir de düşünün sayın okurlar. “Bisikleti seviyorum, her gün 100 km üzerinde bisiklet sürüyorum.” açıklamalarına kimse atma Ziya diyerek müdahale etmediği için durmayan Alonso “ancak sakince amatör seviyede çalışmak başka bir şey profesyonelce yapmak bambaşka” diyerek bilinmeyeni bildiriyor görünmeyeni gördürüyordu. Teşekkürederiz.swf.

-Şurada dolandırılacak birileri var galiba çabuk.

Ocak 2015’te aklı başına gelip dolandırıldığını hala anlamayan Paolo Bettini, La Gazzetta dello Sport’a “2014 Alonso’nun bisiklet projesi için yanlış bir yıldı” açıklamasını yapıyordu. Proje neden yürümedi diye sorulduğunda “Çünkü her şey Fernando için yanlış yılda oldu. Onun işi F1 pilotluğu yapmak. Ferrari’de herkesin bildiği değişiklikler olmaya başladı, Alonso da takım değiştirmek için hazırlıklara başladı.” diye cevap veriyor, hala parçası olduğu saadet zincirinin farkına varamıyordu. “Takımı için çok kritik bir yıldı ve onlara konsantre olmak zorundaydı, bu kadar etkileyici ve aynı zamanda emek isteyen bir proje için hiç zamanı yoktu, yani bütün proje beklemeye alındı” açıklamalarıyla derdini anlatmayı sürdüren Bettini kendisine yöneltilen “e siz işsiz kaldınız ne olacak tazminat filan?” sorularına ise “Hukuksal olarak bir sıkıntı yok, öyle bir şeyle ilgilenmiyorum. Beklemedeyiz, Fernando hala gelecekte bir takım sahibi olduğunu görüyor. İnanması güç biliyorum özellikle Euskaltel’i satın alma girişiminden sonra ama birçok kez konuştuk ve sizi temin ederim o işinin ehli ve tutkulu birisi. Aynı zamanda gururlu, bu hikayenin böyle bitmesini istemiyor.” diye cevap veriyordu. Bir ay kadar önce Fernando’nun kendisinden özür dilemesiyle dostça ayrıldıklarını belirten Bettini “ilerde bana ihtiyacı olursa haber versin koşullar uygunsa ve boştaysam görüşürüz” cümlesiyle de aklının başına pek gelemediğini gösteriyordu.

Ve gelelim 2017’nin Kasım ayına. Elconfidencial.com adresinde görev yapan şerefli, onurlu, gözü pek gazeteciler Fernando Alonso’nun bisiklet takımı serüveninin Panama Papers ile olan bağlantısını haber yapıyorlardı. Bisiklet takımı mevzusunun bisikletçiler arasında hafif tabirle “goygoy” malzemesi olduğuna dikkat çeken ekip bu işe “Bisiklet dünyasının El Dorado’su” yakıştırmasını yapıyordu. Yani söylenti ve beklenti boldu ama ortada bir şey yoktu. Alonso’nun macerasını kısaca özetleyen gazete, 2015’te takımın start almasına bir adım kaldığını Panama Papers’tan görebildiğimizi açıklıyordu. Ancak “İspanyol takımı” kimliğiyle bağdaştırılan takımın merkezinin Malta olduğu da bu sızıntıda ortaya çıkmıştı. Fernando Alonso, İspanyol bisiklet severlerin gönüllerine girmeye çalışırken takımını Malta’ya yerleştiriyordu. Alonso’nun menajerinin (Luis Garcia Abad) Katar yatırım fonu olan Novo Holding ile bir araya gelip Revolution Holdings’i Malta’da kurduğu belgelerle kanıtlanmıştı.

El Confidencial tarafından iletişime geçilen Garcia Abad takımın herhangi bir İspanya bağlantısı olmadığını doğrulamış, ne sponsorların ne de ana merkezin İspanya bağlantısı olmadığını söylemiş. “İspanya’da projenin sponsorlar tarafından ilgi görmemesi yüzünden birçok potansiyel sponsorun yabancı olduğu doğru” açıklamasını yapan Abad takımı neden İspanya’da kurmadınız sorusuna da “İspanyol hisse grubu sermayenin ancak yüzde ellisini toplayabildi, diğer üçüncü parti grupların ise İspanya ile ilgisi ya da bağlantısı yoktu. Bu tarz geliştirme projelerinin çoğunda olduğu gibi bizim de İspanya’da ana şirket kurmak gibi bir niyetimiz yoktu” diye cevaplamış.

Burada akıllara gelen soru şu: Alonso’yu yakından tanıyan İspanyol sponsorlar bu işin bir ponzi, bir dolandırıcılık, bir titan, bir Kenan Şeranoğlu, bir Jet Fadıl girişiminden daha güvensiz olduğunu düşündükleri için mi bu projeye destek vermediler? Sadece soruyorum!

El Confidencial’in haberine göre Malta 2003’ten beri (çift vergilendirme anlaşmasının imzalandığı tarih) İspanyollar için vergi cenneti olarak kabul görmese de OECD tarafından vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelerden birisi. Malta birçok şirket için cazip bir ülke: İngiliz sisteminden uyarlanmış tanıdık bir vergi sistemi, AB üyeliğinin getirdiği güvenceler, %5 civarına kadar düşürülebilen gelir vergileri gibi avantajlar var. Bir bisiklet takımı kurma hayali olduğunu söyleyen Alonso’nun bunlarla ne işi olabilir, ne amaçlamaktadır? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Vekalet versen elinden her şeyini alır, tipe bak.

Garcia Abad, El Confidencial’e gönderdiği belgelerle takımın hiçbir avantajdan faydalanmadığını ve İspanyol Hazinesi’nin Revolution Holdings Limited’ın varlığından haberdar olduğunu kanıtlarken tek bir Euro fatura kesmediğini de belgelemiş. Abad neden iş yürümedi konusunda ise “Sponsorlarla pazarlıklar gösterdi ki herkesin istediği gibi bir bütçeyi oluşturmak mümkün değildi ve istediğimiz gibi takımı 2016’da hazır hale getiremezdik. Bu gerçek ve ortaklarımızla olan belli farklılıklar projeyi önce durma sonra da iptal olma noktasına getirdi. Malta’daki şirket hala inaktif durumda ve tasfiye süreci başladı.” açıklamalarını yapmış.

Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise 15 prensip anlaşmasına varılmış bisikletçinin olduğu ve takımın altyapısının yüzde yetmişinin hazır olduğu. Bazı kaynaklara göre Alonso’nun anlaşmaya vardığı (ağına düşürdüğü) bisikletçilerden birisi de bisikletin sansasyonel ismi Peter Sagan’mış. Projeden kendisine hayır gelmeyeceğini anlayan Sagan o sezon Tinkoff ile anlaşmaya karar vermiş. Aynı kaynaklar Alonso’nun Cannondale-Tinkoff birleşmesinden sonra boşa çıkacak Pro Tour lisansının peşinde olduğunu da belirtmiş ancak bu iş de gerçekleşmemiş.

Tarih 18 Şubat 2018. Formula 1 sezonunun açılmasına kısa bir süre kaldı, Fernando Alonso’nun bisiklet takımıyla ilgili herhangi bir gelişme yok. Bisiklet severlerin kalplerini kırdı, umutlarını çaldı, karşılığında güzel birkaç sözden başka hiçbir şey vermedi. Şimdi ise orada da yarışacağım burada da yarışacağım diye kapris yaparak koca yarış takvimlerini değiştirtiyor. Uyanın artık spor severler uyanın.

Fernando Alonso
Bisiklet camiasının
Dolandırıcısı o

Uyuma bisikletçi uyuma.

Kaynaklar:

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/cycling/10282106/Fernando-Alonso-rides-to-rescue-of-threatened-Basque-cycling-team-Euskaltel-Euskadi.html

http://www.bbc.com/sport/cycling/24211808

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-still-aiming-launch-cycle-team-2015-124728

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-cycling-team-will-happen-2015-143067

http://road.cc/content/news/140729-paolo-bettini-says-2014-was-wrong-year-fernando-alonso-cycling-project

https://www.elconfidencial.com/economia/paradise-papers/2017-11-08/fernando-alonso-cycling-team-malta_1473384/

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO