17.07.2018

Start Finish: George Russell


Mercedes-AMG Petronas’ın Genç Programı'nda yer alan İngiliz sürücü George Russell bu sezon Formula 2’de yaptıklarıyla Formula 1’e adım adım yaklaşmaya devam ediyor. Bu genç isim hakkında yaptığım kısa çeviri ve derlemeyle sizleri de gelecekte daha sık duyabileceğimiz bu isim hakkında bilgilendirmek istiyorum.


15 Şubat 1998’de King’s Lynn, Norfolk’ta dünyaya gelen George Russell 2006 yılında karting dünyasına adım atar ve 2009’da MSA Britanya ve Britanya Açık sınıflarında şampiyon olur. 2010’da bir üst karting kategorisinde Super One Britanya ve Formula Kart Stars Britanya şampiyonu olurken Kartmasters Britanya GP’sini kazanır. 2011’de KF3 kategorisine yükselen Russell, SKUSA Süperulusal şampiyonluğunu alır ve CIK-FIA Avrupa Şampiyonu ünvanını elde eder. Bir yıl daha ünvanını koruyan Russell kartingde geçirdiği son senede KF1 kategorisinde CIK-FIA Dünya Şampiyonası’nı 19. sırada tamamlar.

2014 yılı George Russell için oldukça hareketli ve başarılı geçer. Tek kişilik yarış kategorisine Formula Renault 2.0 Alpler şampiyonasıyla adım atar. Prema Powerteam için yarışacakken son dakikada Koiranen GP’ye geçen Russell bir yarışta hastalık yüzünden yarışamaz, 13 yarışlık sezonda tek podyum görerek 4. sırayı almayı başarır. Bu sırada Eurocup Formula Renault 2.0 serisinde de iki yarışa katılır. Bu yarışlardan birinde Koiranen GP adına yarışırken son yarışta Tech 1 Racing ile yarışır ve misafir olarak katıldığı Jerez’deki sezonun son yarışında polü ve yarışı kazanır.

2014’teki esas başarısı ise Formula 4’te gelir. Bir önceki sezonun şampiyonu Lanan Racing’de yarışan Russell 24 yarışın sonuna takım arkadaşı Arjun Maini ve diğer iki sürücüyle dörtlü bir şampiyonluk yarışı içinde gelir. Pole pozisyonundan başlayan George Russell sezondaki 5. yarışını kazanarak 11. kez podyuma çıkar ve şampiyonluğu alır. Şampiyonluk ödülü Arden Motorsport ile Yas Marina’da yapacağı GP3 aracı testidir.


Yıl sonunda George Russell, McLaren Autosport BRDC Ödülü’nü kazanan en genç sürücü olur. British Racing Club üyeliği ve McLaren ile Formula 1 testi ödülle gelen 100.000 pounddan daha değerli olur. Şubat 2015’te de British Racing Club Drivers Superstars’ın 12 kişilik programına seçilen en genç isim olarak da tarihe yazılır.

2015 yılında Carlin takımıyla FIA Avrupa Formula 3 şampiyonasına katılan İngiliz sürücü, Charles Leclerc ve Antonio Giovinazzi gibi ilk kez yarışan isimlerle birlikte ilk yarışına çıkar ve kendi ülkesinde, Silverstone’da ikinci sırada başladığı yarışı Charles Leclerc’i startta geçerek kazanır. Yarışın 3.sü Antonio Giovinazzi, 4.sü ise Lance Stroll olur.

33 yarışa çıkan Russell, bazı yarışların sıralama turlarında çok iyi performans gösterse de motorlarla ilgili değişiklik kuralları yüzünden sıra cezaları alır ve avantajını kaybeder. Sezonda bir daha yarış kazanamasa da 2 kez daha podyum görür ve sezonu 6. sırada bitirir.

RussellSilverstone’da daha önce test yaptığım için avantajlıydık diğer pistlerin çoğuna ilk kez gittim. Silverstone sezon başına denk geldi ancak bir etkisi olmadı, sezon ortasında ya da sonunda olsa da orada kazanacağımı düşünüyorum. İki galibiyet daha almamız gerekiyordu. İkinci yarışta Norisring’te lider götürürken bir hata yaptım, üçüncü yarışta da zayıf bir start aldım ama yanımdaki da kötü start aldı. Ortalama bir startla bile liderliği alıp kazanabilirdim. Sonra Nurburgring’te de motor değişikliği yüzünden cezalar aldık onlar olmasa galibiyet için mücadele edebilirdim.” diyerek sezonunu özetler.

Aynı yıl Zandvoort pistinde düzenlenen ve şampiyonaya etkisi olmayan Masters of Formula 3 yarışına katılır ve takım arkadaşı Antonio Giovinazzi’nin arkasında 2. olur.

2015 yılının sonunda ise farklı bir yarış kategorisi olan DTM’de BMW tarafından Louis Deletraz, Jesse Krohn ve Alexander Sims ile beraber teste çağrılır. Bu gruptaki en genç isim olarak dikkat çeker. Bu test hakkında konuşan RussellF3’te bir yılım daha var ancak GP2’ye geçmek üç katı bir bütçe istiyor ve benim böyle bir sponsorum yok. Elbette herkes F1’i hedefliyor ancak büyüdükçe merdivenleri tırmanmanın sadece hızla alakası olmadığını fark ettim. DTM testi harika bir tecrübeydi, ikinci kez böyle bir araca bindim, nasıl harika bir araç olduğunu unutmuşum. Arabayı limitlere kadar zorlamak gerçekten şahaneydi, umarım bu son kez DTM sürüşüm olmaz.” diyerek hem kariyerinin Formula 1’den ibaret olmadığının farkında olduğunu hem de DTM serisini sevdiğini belirtir.



George Russell’ın 2016 için Carlin ile yarışması bekleniyordur hatta 2015 Kasım’ındaki Makao GP’de direksiyonda genç İngiliz olacaktır ancak takımla arasındaki iletişim kopukluğu kariyerine farklı bir yön vermesine sebep olur. Russell verdiği röportajda “Bütün takımlar Makao için hazırlanıyordu, Hitech ise yeni bir takımdı, gelişebilmek için testler yapıyorlardı ve bu testler benim için uygundu. Carlin ile aramızda iletişim problemi oldu, sanırım onlar benim Hitech ile çoktan sözleşme imzaladığımı düşündüler. Bu yüzden Makao’da Yu Kanamaru’yu direksiyona geçirmeleri normaldi, hak veriyorum. Hayal kırıklığına uğradım çünkü Carlin’de kalmamam için gerçek bir sebep yoktu. Böyle bitmesi üzücü.” diyerek durumu açıklar.

Russell, 2016 için Hitech ile anlaşır ancak Formula 3’te 5 yıllık bir Prema dominasyonu vardır. 2015’te son 12 yarıştan 10unu kazanan Prema hakkında Russell düşüncelerini şöyle ifade eder: “Takımların yatırım olarak ne yaptıklarından çok emin değilim. Hitech’in ne yaptığıyla ilgili elbette biraz fikrim var ancak regülasyonlar çok sıkı. Araçta yapabileceğiniz pek fazla bir şey yok. Prema geçen yıl iyi bir formül buldu ve şampiyonayı kontrol altına aldı özellikle son 3 yarış haftasında. Birçok sürücüyü yarışmaktan vazgeçirdiklerini düşünüyorum. Bazı insanlar dört Prema aracından birinde değilseniz kazanma şansınızın olmadığını düşündü bu da sürücüleri denemekten vazgeçirdi. Hitech yeni bir takım bu yüzden Prema’yı hemen yenemeyiz ancak zamanla onlara yaklaşacağız ve en önde onlarla mücadele edeceğiz.”

Russell sezonda 8 kez podyum görür ve 2 kez galibiyet alarak Prema’dan Lance Stroll’ün şampiyon tamamladığı sezonu üçüncü sırada bitirir. Hitech GP’de markalar sıralamasında Prema Powerteam’in 281 puan arkasında ikinci olur.

2017’nin başında George Russell’ın F1 için beklediği sponsor gelir. Mercedes-AMG Petronas, Russell’ı 2017 için Genç Programı’na dahil eder. Aynı zamanda GP3 serisinde ART Grand Prix takımıyla yarışacağı söylentileri de gerçek olmuştur. Toto Wolff George genç kategorilerinde etkileyici bir form gösterdi ve bir süredir gözümüz üzerindeydi. Kariyerinin hala başında ancak onda büyük potansiyel görüyorum” açıklamasını yapar.

Russell ise “Formula 1 için gerekli desteği kazanmak için inanılmaz bir şans. Yıllardır kariyerim için yaptığım çalışmaların böylesine değer görmesi beni gururlandırıyor. Takım için simülatörde bazı çalışmalar yapıyorum ve şimdiden görüyorum ki bu işteki en iyi insanlarla çalışıyorum. Onlar benim karakter ve sürücü olarak daha da gelişmeme yardım edecekler bunu biliyorum. Elbette önceliğim gelecek GP3 sezonunda işi bitirmek bu yüzden tamamen buna odaklandım. Ancak bu fırsat büyük bir motivasyon kaynağı ve mücadele için sabırsızlanıyorum. Önümde heyecan dolu bir yıl var.” diyerek duygularını aktarır.
                                                                                                                                            
GP3 serisinde ART ile çıktığı 15 yarışta 4 galibiyet 7 podyum gören Russell sezonu 220 puanla şampiyon olarak tamamlar. Sezonun en kötü noktasını yarışa başlayamadığı Budapeşte olarak gösteren Russell, o andan itibaren sezonun geri kalanında hep pole pozisyonunu kazanma hedefiyle hareket ettiğini açıklar, “Mercedes sezon başında benim için açık bir hedef koymuştu, piste çıkıp ne olursa olsun o şampiyonluğu kazanmalıydım. Şimdiden onlardan bir sürü tebrik mesajı geliyor, mutlu olduklarına eminim. Kariyer hedefim Formula 1 ancak orada yer yok bu yüzden bir basamak altı olan Formula 2’ye gideceğimi düşünüyorum” açıklamalarını yapan Russell, ART Formula 2 takımına geçer. 


2017 senesi Russell’ın aynı zamanda Formula 1’e adım attığı sezon da olmuştur. Mercedes ile Budapeşte’de test sürüşüne katılan İngiliz sürücü, Interlagos ve Yas Marina’da da Force India ile test sürüşleri yapmış aynı zamanda Pirelli’nin lastik testlerine de katılmıştır. Bu 4 günlük maceranın kendisine şampiyonlukta büyük katkı yaptığını açıklayan Russell “Takımın bir parçası olarak Lewis ve Valtteri’nin brifing toplantılarına katılıp onların verileri analiz etme şekillerini ve takıma geribildirimlerini görerek zaman geçirmenin büyük bir etki yaptığına inanıyorum. 2015 ve 2016 araçlarıyla F1 testleri yaptım, Pirelli lastiklerini nasıl kullanmam gerektiğini öğrendim, lastik ısılarını nasıl ayarlamam gerektiğini. Biliyoruz ki GP3, Formula 2 ve Formula 1’de lastik yönetimi çok kritik. Bana çok faydası oldu” der.

Force India ile yaptığı testlerde ise 2018 aracına eklenecek özellikleri test eder ve Force India Takım Şefi Robert Fernley’den “George bu sabah farklı özelliklere sahip bir aracı test etti ve bize bazı aero verileri sağladı. Gerçekten tutarlı geribildirimler sağlayarak harika bir iş çıkardı.” övgüsünü alır.

Russell, 2018 yılında sezon öncesi yaptığı açıklamalarda oldukça iddialı olduğunu gösterir. Bir önceki sezon ilk senesinde F2 şampiyonu olan eski rakibi Charles Leclerc’i örnek gösteren İngiliz “Ben Formula 1’de bir koltuk için mücadele ediyorum, pistteki en iyi sürücü olmaya çalışıyorum ve çaylak olmak bir bahane değil” der. “Hamilton’ın ilk sezonunda McLaren’de, 2 kez Dünya Şampiyonu olmuş Fernando Alonso’ya kafa tuttuğunu gördünüz ve bu en üst seviyede oldu. Bu yüzden bahane olamaz. Tecrübeli olmak her zaman kolaylık sağlar ancak şimdi bulunduğumuz seviyede, ne için savaştığımızı düşünürsek bunu aşmanız gerekir. Hiçbir noktada hata yapmayı kaldırabileceğinizi düşünmüyorum. Mümkün olan en fazla yarışı kazanıp en fazla puanı toplayacağım. Mercedes’in bu sezon koyduğu hedef şampiyonluğu kazanmam, Mercedes bana inandı ve ART’ye de inançları tam. Bu sezonki yeni araçla bazı bilinmeyenler olabilir ama yakından izleyecekler ve nasıl performans gösterdiğimin farkında olacaklar, genel sonuçtan bağımsız olarak. Tecrübeli sürücüler yeni araç konusunda bir adım önde olacaklardır çünkü onlar nasıl ayarlamalar yapmaları gerektiğini biliyorlar biz çaylaklar ise hem F2’yi hem de araçları öğrenmeye çalışacağız” diyerek önündeki sezona dair hedeflerini ve beklentilerini açıklar.





Russell sezona ilk üç yarışta istediği gibi başlayamasa da Bakü’deki sprint* yarışında ilk galibiyetini aldıktan sonra Barcelona’da da normal yarışta 1. oldu. Monaco’da yarış dışı kaldıktan sonra Fransa’da normal yarışta 1. oldu, sprintte 17. sırayı aldıktan sonra Avusturya’da 1.liği aldı ve kalan üç yarışta 2. sırayı aldı. Sezonun bitmesine 10 yarış kalmışken 170 puan ile lider durumda.

*Formula 2’de yarışlar Formula 1 ile aynı hafta sonlarını takip etseler de her F1 yarış hafta sonunda yapılmıyorlar. Sezonda 12 yarış hafta sonu var. Her yarış hafta sonunda F1’deki gibi en az bir pit-stop ve farklı lastik seti kullanmanın zorunlu olduğu normal yarış ile pit-stop zorunluluğu olmayan aralıksız bir sprint yarışı yapılıyor. Sprint yarışında start sıralaması normal yarış sonuçlarına göre belirleniyor, ilk 8 sıra ters çevrilirken geri kalanlar yarışta aldıkları dereceye göre diziliyorlar. Örneğin, normal yarış 1-2-3, Russell-Lando-Markelov sıralamasıyla bittiyse sprintte 6-7-8, Markelov-Lando-Russell olarak sıralanıyor.

Russell, Mercedes ile Barcelona GP sonrasında yapılan test sürüşlerine katıldı. İlerleyen zamanlarda da yine Pirelli için lastik testinde ve Force India için test seanslarında yer alması bekleniyor. Russell’ın 2018 macerasını şimdilik yaptığı açıklamalarla sonlandırıyorum, sezon bittiğinde gerekirse 2018 sezonuna daha detaylı bir bakış atarız.


Mercedes de benim gibi aramızdaki ilişkiyi sezon boyunca geliştirmemiz gerektiğini düşünüyor ancak Formula 2’nin benim esas amacım ve odak noktam olması gerektiğinde hemfikiriz. Benim durumumda F1 rüyasına dalıp F2’yi kazanmayı unutmak çok kolay. Gelecek sezon Force India’da olmak istiyorum. Mercedes ile ilgili harika olan şey hak eden genç sürücülere fırsat vermesi. Eğer bu sezon F2’de iyi performans gösterirsem ve Mercedes de F1 koltuğunu hak ettiğimi düşünürse bana bir sürücü koltuğu bulacaklardır.”

Kendisinin Twitter adresi: @georgerussell63
Kendisine ait websitesi: georgerussellracing.com 


28.05.2018

Start Finish: 2018 Monako GP



Beklediğimizden daha sıkıcı, olaysız bir yarış oldu. Heyecan katan tek unsur Daniel Ricciardo’nun güç ünitesiyle sorun yaşayıp otomobilinin tam hızına erişememesiydi. Buna rağmen Monako pistinde geçişin çok zor olması bütün hafta gösterdiği performans ile sonuna kadar hak ettiği galibiyete tutunmasını sağladı.

Max Verstappen üçüncü antrenman seansında kaza yapıp sıralama turlarına katılamadığı için son sıradan başlamıştı. Aracının kendisine sağladığı avantajla yarışı puan alacak bir sırada tamamlamayı başardı. Az da olsa geçiş heyecanı yaşattı.

Williams gördüğüm en kötü hafta sonu performanslarından birine imza attı. En iyi hafta sonunu geçirmekte olan Sirotkin’in lastiklerini starta üç dakika kala hala takamadıkları için Sirotkin 10 saniye dur kalk cezası aldı. Yetmiyormuş gibi araca müdahale ettikleri için yine inceleme aldılar. Stroll, Eriksson’un aracına temas ettiği için sol ön lastiği patladı. Zaten kötü gidiyorlardı iyice felakete dönüştü.

Pitstoplarda bu kez üzülen Sergio Perez oldu. Puan alacak durumdayken geldiği pitte sağ arka lastiği hızlı değiştirilemeyince gerilere düştü. Takım arkadaşı Ocon ise altıncı sırayı alarak başarılı bir yarış çıkardı.

Charles Leclerc kendi mahallesinde puan alamasa bile iyi bir yarış çıkartıyordu ancak fren problemi yaşayıp Hartley’e çarparak yarışa nokta koydu.

Fernando Alonso da uzun bir aradan sonra vites kutusundaki mekanik problemle yarış dışı kaldı.

Benim beklentilerimin altında kalan bir yarış oldu ki bu yarışa ne kadar önem verdiğimi daha önce belirtmiştim. Benim için bile sıkıcı geçtiyse sizlerin yaşadığı zulmü düşünmek istemiyorum. Geçmiş olsun, Kanada’da görüşmek üzere.



23.05.2018

Start Finish: Monako GP Özel




Takvimde en çok beklediğim yarış yine geldi. Pist üzerinde yaşananlar nadiren heyecanlandırıyor, en ufak kazada güvenlik aracı yarışı kilitliyor, pitstoplar dışında geçiş izlemek neredeyse imkansız, yarışın sonucu sıralama turlarında belli oluyor, takvimdeki en yavaş viraja sahip, peki Monako Grand Prix’ini neden bekliyorum? Öncelikle yarışın tarihine biraz değineceğim, sorunun cevabını direkt okumak isteyenler aşağılara inebilir.

Monako Grand Prix’i adından belli olacağı şekilde Fransa’nın güneyinde bulunan bağımsız bir şehir ülkesi olan Monako’da yapılıyor. Bu ufak ülkenin kumarhaneleriyle, zenginleri ve lüks yaşamlarıyla ünlü olan Monte Carlo bölgesinin sokaklarında 1929 yılından beri yapılan yarışın Formula 1 takvimine girişi 1950 yılında olmuş. Peki F1’den önce ne varmış?

1929 yılında, Anthony Noghes isimli Monakolu bir devlet yöneticisi Prens 2. Louis’in de destekleriyle ilk grand prixi düzenliyor. Aslında 1928 yılında Monako’ya ait bir ralli için uluslararası motor sporları federasyonuna başvuruda bulunuyorlar fakat yarışın çoğunluğu komşu ülke topraklarında geçtiği için ulusal bir yarış olarak kabul edilmiyor. Bu yüzden yarış kulübü de bölgesel bir Fransız kulübü statüsünden ülke çapında geçerliliği olan bir kulüp statüsüne kavuşamıyor. Noghes bunun üzerine Prens 2. Louis’den resmi bir izin alıyor ve Monakolu Grand Prix pilotu Louis Chiron’un desteği ile Monte Carlo sokaklarında yapılacak bir yarış organize ediyor.

14 Nisan 1929 yılında yapılan ve yalnızca davet üzerine katılınabilen bu yarışı William Grover-Williams, Bugatti Type 35B ile kazanıyor. Bugatti, Mercedes gibi önemli takımlar katılırken Alfa Romeo ve Maserati sürücüleri daveti kabul etmiyorlar. Chiron da aynı gün yapılacak olan Indianapolis 500 sebebiyle yarışa katılamıyor. İlk yarıştan 1938 yılındaki son yarışa kadar popülerliğini hızla arttıran Monako GP’si, 1939-1945 yılları arasında 2. Dünya Savaşı yüzünden düzenlenemiyor. 1946 yılında FIA tarafından oluşturulan Grand Prix kategorisine alınan yarış, 1949 yılında 2. Louis’in vefatı sebebiyle düzenlenmiyor. 1950 yılında ise temelleri yeni atılan Formula 1’e katılan yarış Formula 2 regülasyonları ile düzenleniyor fakat 1951-1953 ve 1954 yıllarında yarış yapılmıyor.

1970lere kadar pistte, park edilen araçların yoldan kaldırılması ve birkaç viraja koyulan saman balyaları dışında fazladan bir güvenlik önlemi alınmıyor. Yani yarışlarla günlük yaşam arasında yolun yapısı açısından hiçbir fark yok. 1969 yılında Jackie Stewart’ın çabalarıyla Formula 1 yarışlarında çeşitli güvenlik önlemleri alınıyor ve bugün de piste karakteristik özelliğini veren ARMCO bariyerler ekleniyor. 1972 yılında bariyerler tamamlanıyor ve böylece yoldan çıkan yarışçıların binalara, ağaçlara, vitrinlere vs. çarpmaları engellenmiş oluyor. Günümüze kadar pistte bazı değişiklikler yapılsa da, örneğin Rainier III Nauitical Stadyum inşaatı sebebiyle yolların değişmesi, ana hatlarıyla aynı kalan Monako GP o yıllarda kaosu bol, heyecanlı yarışlara ev sahipliği yapıyor. Bunda etkili olan faktör ise pilotların becerilerinden çok modern araçların daha rahat kontrol edilebilmesi, lastik ve fren teknolojisindeki gelişmeler vs.

Pistin yapısını en iyi tanımlayabilecek söz üç kez Formula 1 şampiyonluğu yaşamış olan Nelson Piquet’e ait: “Burada yarışmak oturma odanızda bisiklet sürmeye çalışmaya benziyor. Burada bir galibiyet ise başka bir yerdeki iki galibiyete eş değer.”. Pistin en meşhur yerleri Monte Carlo liman bölgesi, takvimdeki en yavaş viraj olan Fairmont virajı ve casinonun altından geçen tünel. Bu pist günümüzde takvime eklenmek istense muhtemelen ret yiyecekti çünkü en ufak hata yarış dışı kalmak anlamına geliyor ve gerekli güvenlik önlemleri de sıkışıklık nedeniyle alınamıyor. Her yarışta özel vinçler kaza ihtimali yüksek alanlarda bekletiliyor. Bakü ve Singapur gibi cadde pistlerinin aksine yüksek hızlara çıkılabilecek yer sayısı da gerçekten kısıtlı.


Monako’yu bugüne kadar en çok kazanan isimlere baktığımızda bizi Ayrton Senna altı galibiyetle ilk sırada karşılıyor. Onu beşer galibiyetle Graham Hill “Bay Monako” ve Michael Schumacher takip ediyor. Alain Prost’un burada 4 galibiyeti var. Ayrıca Prost ve Senna’nın 1983-1993 arasında burada galibiyeti başka kimseye bırakmadıklarını belirtmekte fayda var. Stirling Moss, Jackie Stewart ve 2013-2015 arası üç kez üst üste kazanan Nico Rosberg, Prost’u takip eden isimler. Fernando Alonso, Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel şu an gridde olan ve iki galibiyeti bulunan sürücüler.

Takımları incelediğimizde McLaren’in 15 galibiyetle en yakın rakibi Ferrari’ye 5 galibiyetlik bir fark attığını görüyoruz. Lotus ve Mercedes 7 galibiyetle onları takip ediyor fakat Mercedes’in 3 galibiyetinin Formula 1 öncesi döneme ait olduğunu belirtmekte yarar var. Geçen yıl Vettel galibiyet alana kadar Mercedes’in 4 yarışlık bir dominasyonu vardı, ondan önce de 3 yıllık bir Red Bull dominasyonuna tanıklık etmiştik.

Monako GP neden sürücüler için önemli?

Monako Grand Prix’i, Indianapolis 500 ve Le Mans 24 ile birlikte motor sporları dünyasının Triple Crown denen üç en önemli yarışını oluşturuyor. Geleneksel olarak büyük öneme sahip bu yarışların üçünü de kazanmak bugüne kadar yalnızca Graham Hill’in gerçekleştirebildiği bir başarı ve elbette imkanı olan sürücüler bunu denemek ve başarmak istiyorlar. Fernando Alonso’nun geçen yıl Monako GP’si yerine Indy 500’e katılmasının, bu sene yavaştan WEC yarışlarına girmesinin arkasında yatan sebep de bu.

Monako GP’yi neden seviyorum? Bu kadar sıkıcı bir yarışı bu kadar prestijli bir hale getiren nedir?

İki soruyu birleştirdim çünkü cevapları aynı. Formula 1 başladığı günden bu yana “lüks, şatafat, ihtişam” gibi kavramlarla tanımlanan bir spor ve Monako da bu kavramların dünyadaki mabedi. Doğal olarak ikisi bir araya geldiğinde ortaya çıkan atmosfer benim gibi lükse sahip olamasa da ona tanıklık etmeyi seven bir insansanız sizi büyülüyor. Dünyanın en prestijli kumarhanelerinin önünden geçerek milyarlarca dolar değerindeki yatları selamlayarak yarışan canavar gibi araçlar bana büyük keyif veriyor. Monako’nun ihtişamı ve şatafatı, görgüsüzlük açısından diğer zengin yerlerle karşılaştırıldığında son derece zarif ve belirli bir kalitede oluyor. Misal olarak Piers Morgan’ın Monako belgeselini izledikten sonra açıp bir de Mallorca-Marbella belgeselini izlerseniz aradaki kalite farkını rahatlıkla fark ediyorsunuz. Belgesel ne yazık ki altyazısız, sonlara doğru David Coulthard ile de kısa bir röportaj var. Buradan da başka bir noktaya bağlamak istiyorum. Monako vergi kanunları nedeniyle olsa bile birçok Formula 1 sürücüsüne ev sahipliği yapan bir ülke. Doğal olarak “mahallede yarış kazanmak” sürücüler için önemli bir olay oluyor. Ayrton Senna, David Coulthard, Max Verstappen, Jenson Button aklıma şu an gelen isimlerden birkaç tanesi.

Monako’dan çıkan Formula 1 sürücüleri ise yalnızca 4 kişi. Louis Chiron, Andre Testut, Olivier Beretta ve Charles Leclerc. 1994’te Olivier Beretta’dan beri ilk kez Monako GP’de Monako’yu temsil edecek Leclerc, şu ana kadar birden fazla yarıştan puan alabilen ilk Monakolu olarak tarihe geçti bile.

Monako kraliyet ailesinin de üç jenerasyondur yarışlara büyük destek vermesi ve ülke tanıtımında ön plana çıkarması da yarışa ayrı bir önem katıyor.

Pistte hataya yer olmaması, yarışta geçişler açısından değil ama ortalığı karıştıracak kazalar açısından sürekli diken üstünde izlemenize yol açıyor. Geçmişteki araçlar kadar olmasa da ciddi bir pilotaj yeteneği ve risk alma gerektiren bu pistte kim becerikli ve cesur anlamak daha da kolay hale geliyor. Bu kadar kaotik bir ortama rağmen kırmızı bayrak Monako’da sık rastladığımız bir şey değil. 1984’teki bir fırtına sebebiyle ilk kez kırmızı bayrakla durdurulan yarış daha sonra 1990, 1995, 2000 yıllarında ilk turda kaza sebebiyle, 2011’de 6 tur kala ve 2013’te 46. turda kırmızı bayrakla durdurulmuş.


Herkes Monako GP’yi seviyor mu?
Hayır. Formula 1 seyircileri arasında “sıralama turlarından sonucu belli yarışı niye izleyelim ki?” diyerek yarışı pas geçen ya da denk gelirse izleyen kişilerin sayısı oldukça fazla. Haklılar diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Cumartesi günü sıralama turlarında ilk 3 sırayı alan sürücüler, 64 yarıştan 54ünü kazanmışlar. 1985’ten bu yana yalnızca 1996’da 14. sıradan başlamasına rağmen galibiyete uzanan Olivier Panis bunu başarmış. Sürprize kapalı bir yarış olduğu kesin fakat drama açısından hiç eksiklik hissedilmiyor.

Bazı örnekler:

2016 yılında galibiyete giden Daniel Ricciardo’yu pite çağıran Red Bull’un lastikleri hazırlamadığı için yarışı Mercedes’e hediye etmesi. Ricciardo’nun telsizden “söyleyeceğiniz hiçbir şey bunu düzeltmeyecek, o yüzden susun” sözü her şeyi özetliyordu.

Michael Schumacher’in geri döndükten sonraki en iyi performanslarından birini göstererek 2012’de pole pozisyonunu alması fakat daha önceki cezası nedeniyle 5 sıra geriden başlamak zorunda kalması.


Harika bir pazarlama hamlesi olarak tarihe geçen ve komplo teorilerini ateşleyen bir olay: Ocean’s Twelve filmi için iki Jaguar aracının burnuna 300.000 $ değerinde elmasların yerleştirilmesi ve Christian Klien’ın kazasından sonra elmaslardan birinin kaybolması ya da kaybolduğunun iddia edilmesi.

Bir şekilde yine araç parçalayan Kimi Raikkonen’in yarış bitmeden doğrudan yatına gitmesi.

1982’de son turlarda Prost’un kazasıyla başlayan ve liderliğin üst üste el değiştirdiği yarış.

Ayrton Senna’nın 1990 yılında pole pozisyonunu almasını sağlayan efsane turu.

2004’te Jarno Trulli’nin pole pozisyonunu ve yarışı kazanması.

2006’da Michael Schumacher’in sıralama turlarında birinciliği aldıktan sonra kaza yüzünden(!) hız kesecek bir noktaya park etmesi ve sonucunda ceza alıp son sıradan başlamak zorunda kalması.

2014’te Nico Rosberg’in pole pozisyonunu ele geçirdikten sonra kaza yaparak(!) sarı bayrakları sallatırması ve Lewis Hamilton’ın pole şansını engellemesi. Bunun üzerine ortalığın komplo teorileriyle yanması.

Bonus içerik: Grosjean’ın bütün yarış haftasına yaydığı muhteşem Monaco 2013 performansı.

2018 Monako GP

Bu yılki yarış da büyük ihtimalle sıralama turlarından belli olacak, geçen yılki gibi pit yüzünden geçiş izleyebiliriz. Charles Leclerc’in ne yapacağını merakla bekliyorum, genç bir pilot için zor bir pist ancak kendi evinde yarışacak olmanın getirdiği motivasyona ve bu yarışı kıvırabilecek yeteneğe sahip. Bize pisti anlattığı bir simülasyon turu videosu mevcut ki fena gitmiyor. Fazla detaylı tahminlere girmek istemiyorum. Yarışa dair bir umudum yağmur yağmasıydı o da tahminlerde gözükmüyor.

Antrenman turları diğer yarışların aksine Perşembe günleri yapılıyor. 24 Mayıs 10:00 ve 14:00te antrenman seansları olacak. 26 Mayıs Cumartesi günü 11:00’de 3. Antrenman seansı 14:00’te sıralama turları yapılacak. Yarış ise 27 Mayıs Pazar günü 14:10’da start alacak. Paragraflarca yazdığımın aksine yarış esnasında heyecanı bol, geçiş denemeleri izlediğimiz bir yarış olmasını dilerim. Şimdiden iyi seyirler.



15.05.2018

Start Finish: Pierre Gasly




Scuderia Toro Rosso’nun genç pilotu Pierre Gasly geçtiğimiz sezon Formula 1’e adım atma şansı yakalamıştı. Geçen sezonda yaptığı 5 yarışta seriye adapte olma şansı bulan Red Bull akademi üyesi Fransız bu sezonki ilk 5 yarışta Bahreyn’de aldığı 4.lük ile dikkatleri üstüne çekti. Ben de desteklediğim bu genç sürücüyü sizlere kısaca tanıtacağım.


Fransa’nın kuzeyindeki Normandiya bölgesinde bulunan Rouen kentinde 7 Şubat 1996 yılında dünyaya gelen Pierre Gasly, 2006 yılında go-kart aracı kullanmaya başlayarak motor sporları dünyasına adım atar. Burada kaderin bir cilvesi olduğunu yıllar sonra öğreniriz. Force India’nın Fransız pilotu Estaban Ocon geçen sezon verdiği bir röportajında Gasly’e ilk karting şansını veren kişinin kendisi olduğunu söylemiştir: “Yedi ya da sekiz yaşlarındaydı, ailelerimiz arkadaş olduğundan görüşüyorduk. Bir gün ben go-kart sürerken Pierre futbol oynuyordu. Babam da ona ‘Estaban’ın go-kartını sürmeyi denesene’ dedi. O andan sonra futbolu bıraktı. Kariyerimin başından beri birbirimizi tanıdığımızı söyleyebilirim.”. Gasly’nin verdiği röportajlarda anlattıkları ise bu hikayeyi yalanlamıyor fakat Gasly ailesinin kartinge hiç uzak olmadığını da görebiliyoruz.

Gasly: “Dedem kartingde yarıştı, babam kartingde yarıştı hatta babam ulusal endurance yarışında Peugeot 206 ile yarıştı, bazı rallilere de katılmıştı. Fransa şampiyonuydu ama hep ulusal seviyede kaldı. Ayrıca üç abim var hepsi kartingde yarıştı. İki yaşımdan beri annem beni de abilerimi desteklemem için karting yarışlarına götürüyordu. Desteklemek güzeldi ama bir noktada ‘Ben de biraz aksiyon istiyorum’ dedim. Altı yaşımda ilk karting testime katıldım. Açıkçası ilk testi ailemi çok zorladığım için gerçekleştirebildim, denemek istemiştim. Oldukça pahalı bir spor olduğunu biliyorlardı ve üç abim yüzünden durumun farkındaydılar. İki yıl boyunca sadece antrenmanlara katıldım, yarışlara katılmak istedim ama onlar bunu istemedi. Sonra sponsorlarla irtibata geçtiler ve bana sponsor bulmayı başardılar. Tamam olur dediklerinde 9 yaşındaydım.”


Gasly, 2009 yılında 13 yaşındayken federasyondan birilerinin gelip kendisine bir seçim sunduğunu söylüyor: “Le Mans’ta bir okul vardı. Gidip orada okuyabiliyor, geceleri de antrenman yapabiliyordunuz ancak evinizi terk etmeniz gerekiyordu. F1’de yalnızca 20 sürücü olduğunu düşündüm demek ki F1 sürücüsü olmak için bazı fedakarlıklar yapmam gerekecekti. 13 yaşımda o okula gittim. Temel olarak eski bir şatodan ibaretti, sabahları duşa ilk giren olabilmek için savaş veriyorduk çünkü ilk giren sıcak suyu kullanabiliyordu. Biraz eski bir okuldu ama çok güzel anılara sahip oldum. O yıllarda Jean-Eric Vergne, Jules Bianchi ve Adrien Tambay tek koltuklu serilerde Fransız takımındalardı.”

2011 yılına kadar karting serisinde yavaş yavaş ilerleme kaydederek en sonunda Avrupa serisinde ikinci sırayı alan Pierre federasyonun gözüne girmiştir. “Bir gün federasyondan birileri gelip ‘Şimdi araç değiştirme zamanı, seni destekleyeceğiz.’ dedi. Yeterince karting yarışı yaptığını düşünüyoruz. ”

Fransa Formula 4 serisine geçen Gasly, 4 yarışta galip gelerek sezonu 3. sırada bitirir. Bir yıl sonra 2 litrelik Renault motorlarla gerçekleştirilen serilere katılmaya başlayan Gasly, Eurocup Formula Renault 2.0 serisinde yalnızca 2 kez podyum görerek 10. sırayı alırken Red Bull’un dikkatini çekmeye başaran Gasly, Helmut Marko tarafından ziyaret edilir ancak Marko hızlı olmasının yeterli olmadığını söyler, daha dikkatli olmayı öğrenmesini belirttikten sonra Gasly’e yalnızca ufak ölçüde sponsor olur. Red Bull sponsorlu kaskı kafasına geçiren Gasly, Red Bull programına dahil olmak için biraz daha bekleyecektir: “Federasyondan birisi Helmut Marko’ya ‘Hata yapıyorsun. Seneye bir Eurocup zaferi elde etmiş şekilde döneceğiz.’ dedi. Sonra şansıma İsviçre’den bana sponsor olacak birini buldular ve Renault ile bir sezon daha geçirme şansım oldu.”


Gasly, federasyon yetkilisinin söylediği gibi 2013 yılında büyük bir ilerleme göstererek 14 yarışta 3 galibiyet 8 podyum ile 1. olur. Helmut Marko beklediği performansı sonunda görmüştür ve Gasly’i Red Bull programına katar. 2014’te Formula Renault 3.5 serisinde yarışan genç Fransız, 17 yarışta 8 kez podyum görür hiç yarış kazanamaz fakat sezonu ikinci sırada tamamlar. Birinci olan isimse Toro Rosso koltuğuna oturacak olan Carlos Sainz Jr.’dır. Aynı yıl Caterham Racing ile de o zamanki adıyla GP2 serisinde 6 yarışa çıkar. Gasly ilk GP2 yıllarından bahsederken: “Aracı hayvanlar gibi zorlayabildiğiniz 3.5 serisinden Pirelli lastiklerin kullanıldığı GP2’ye gelmek çok zor oldu. Lastik aşınmalarıyla ilgili çok sorun yaşadım.” diyor.

2015 yılında DAMS takımına geçerek GP2’de yarışan Gasly, 4 kez podyum görse de yarış iptal ettirecek düzeyde -2015 Abu Dabi- kazalar dahi yaptığı sezonda beklenen performansı veremez. Aslında GP2 düzeyinde yaşanan kazalar büyük hatalardan kaynaklanmadığı ya da sonuçları büyük olmadığı sürece Formula 1’deki kadar haber değeri taşımaz. O serideki genç pilotların tecrübesizlik, heyecan, kendini ispatlama çabası gibi sebeplerle sık sık kazalara karışmaları normaldir. Bu yüzden Youtube’da misal olarak 1 dakikalık 2017 F1 kazaları videosu varsa 5 dakikalık 2017 F2 kazaları videosu oluyor.

2015 yılında Red Bull tarafından test sürücüsü olarak takıma dahil edilen Pierre Gasly, 2016 için Prema takımıyla anlaşır ve GP2’de 4 galibiyet, 9 podyum ile sezonu şampiyon kapatır. 2016 sezonu  Prema’nın domine ettiği bir sezon olsa da takım arkadaşı Antonio Giovinazzi ile sıkı bir rekabete giren Gasly yarışlarda iyi performanslar ortaya koymuştu. Bir sezon sonra ortalığı dağıtan Leclerc kadar iyi performanslar göstermese de

Aslında şartlar onun 2017’de Red Bull’un alt takımı Toro Rosso koltuğuna oturması için uygun görünüyordur fakat o koltuğa çoktan oturmuş olan bir isim vardır: Daniil Kvyat. Gasly, GP2 sezonu bitmeden alınan bu kararı eleştirir, şaşırtıcı olduğunu söyler: “Bana bu kararı açıklamalarını istedim, sürpriz olmuştu. Bunu yapmak için bazı nedenlerini olduğunu söylediler. Daha fazlasını bilmiyorum. Helmut Marko ile de konuşuyorum, hedeflerimi ve F1’e katılmak istediğimi biliyor. Keşke sezonun bitmesini bekleselerdi böylece şampiyon olup olamayacağımı görerek karar verirlerdi.” diyen Gasly’e cevap Christian Horner’dan basın yoluyla geliyordu: “Gasly takımın bir parçası olarak kalacak. Geçen hafta yaptığı lastik testleri bizim için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kadar çok yeteneğe sahip olmamız bizim şansımız.”

Super Formula

Sonuç olarak Formula 1’e katılabilmek için artık yeterli başarılara sahip olan Gasly’nin şansı yanında değildir. Avrupa’da gidebileceği bir tane bile boş yarış koltuğu yoktur. Onun planlarını bozan bir diğer sürpriz aslında Max Verstappen’in hızlı yükselişidir. 2015 yılında Toro Rosso koltuğuna oturan Max Verstappen’in hızlı yükselişi, 2016 sezonunun başında Red Bull’a geçmesi takım içindeki planları değiştirmiştir. Gasly ise Stoffel Vandoorne’un yaptığını yapacak ve zaman kaybetmemek için Japonya’daki Super Formula serisine katılacaktı. Helmut Marko daha sonra bu kararın doğruluğunu onaylayarak: “Kendi başının çaresine bakmayı öğrenmesi gerekiyordu ve bunu neredeyse hiç kimsenin dilini konuşmadığı bir yerde yapacaktı. Bunu başardı. Seriyi kazanamamasının tek sebebi ilginç bir fırtına vakası. Takımını zirveye çıkardı.” diyecekti.

Gerçekten de Super Formula serisinde Nakajima Racing adına yarışan Gasly’nin gösterdiği performans harikaydı. Üstelik şans da kendisinden yana dönmüştü. Danill Kvyat’ın üst üste yaptığı hatalarla birlikte Carlos Sainz Jr.’ın anlaşma gereği Renault’a geçmesi Toro Rosso’nun sezonun kalanında koltuğu Brendon Hartley ve Pierre Gasly’e emanet etmesine yol açacaktı.

Gasly, Formula 1 hayaline kavuşmuştu ancak Super Formula sezonu da devam ediyordu. Formula 1’deki şanssızlığını Super Formula’ya aktaran Gasly’nin şampiyonluk ümitleri doğal sebeplerle yok olacaktı. Helmut Marko’nun bahsettiği fırtına, Suzuka’da yapılacak olan sezonun son iki yarışının iptal edilmesine neden olan tayfundu. Gasly, şampiyonluğu yarım puanla kaybetmişti. Üstelik Gasly bunun için ABD GP’sine katılmamıştı. Buna rağmen kendisi de Japonya’ya yaptığı bu yolculuğun olumlu yanlarından bahsediyor: “Beni mental anlamda olduğumdan daha güçlü biri haline getirdi. Orada edindiğim tecrübeler arasında kötü bir tanesi olmadığını söyleyebilirim. İyi ya da kötü, hepsinden bir şeyler öğreniyorsunuz. Uzun bir yolculuk oldu ama bir sürü iyi tecrübe yaşadım, benim için yararlı olacak.”.




2018 yılı şimdilik Pierre Gasly için benim beklediğimden iyi gidiyor. Sadece bir yarışta puan almayı başardı, o da Bahreyn’de aldığı dördüncülük, yabana atılacak 1-2 puan değil tam 12 puan. Avustralya’da mekanik problemle yarışı bıraktı, Çin’de Hartley’in kendisine yol verdiğini zannederek kaza yaptı ve 18. oldu. Azerbaycan’da 12. sırayı aldı, İspanya’da ise Grosjean tarafından daha dördüncü virajı göremeden yarış dışı bırakıldı. Honda motorunu kullanmaya başlayan Toro Rosso’da tıkır tıkır puanlar almasını beklemiyorum. Zaten orta sıra takımları daha da güçlendi ve arka tarafla farkı açmaya başladılar. Aracının el verdiği ölçüde pistte bizlere yarış becerilerini sergilemesi yeterli olacaktır. 

14.05.2018

Start Finish: 2018 - Formula 1 Avrupa’ya Döndü




Bahreyn GP’nin bir yarısını yolda diğer yarısını maçta izlemek zorunda kaldığım için yazı yazmak içimden gelmedi. Çin GP geldi geçti, Bahreyn’i yazmadım bunu da yazmayayım Azerbaycan GP’de toplu yazarım diye düşündüm. Bakü’de yaşanan kaos sonrası tek yazıda toparlamaya çalıştım ancak başarılı olamadım hala bir yerlerde taslak olarak duruyor galiba. Utangaç ve mahcup bir şekilde, İspanya GP’sini de geçtikten sonra karşınıza çıkıyorum. Bu yazıya özel bir değişiklik yapacağım ve yarıştan ziyade sürücüler özelinde kısa kısa meramımı anlatmaya çalışacağım çünkü önceki yarışları yazmamışken tek başına İspanya GP’sinden bahsetmek istemiyorum. FIA’nın ve Pirelli’nin aldığı bir takım kararların yarışlara etki ettiğini düşünsem bile sadece bu yazıya özel olarak onları da göz ardı ediyorum.

Lider ile başlayalım. Lewis Hamilton kendi performansıyla kıyaslarsak oldukça kötü başladığı sezonda zirveyi ele geçirdi ve bir anda en yakın rakibine 17 puan fark atmış bir duruma geldi. Bahreyn’de radyo sorunu yaşamasının yanında iyi de yarış çıkarmıyordu. İdeal performansını hiç bulamadığı Çin ve Azerbaycan’da ise şansı çok ama çok yaver gitti bu bir gerçek. Çin’de Verstappen, Vettel’e daldı, Bakü’de Bottas lider giderken pistteki parçalar yüzünden lastiği patladı. Ben kendisinin psikolojik olarak Bakü’de ciddi şekilde silkelenip toparlandığını düşünüyorum ki bu hafta İspanya’da gördüğümüz üzere sıralamalarda olsun yarışta olsun kendisine güvenen, iyi yönde hırslanmış bir Hamilton vardı. En az hata ile pole pozisyonunu ele geçirdikten sonra yarışı da sorunsuz bir şekilde götürdü. Niko Rosberg’in söylediği söze katılıyorum; diğer pilotlar Hamilton’ın yapacağı hatalardan, geçireceği kötü günlerden olabildiğince faydalanmalılar. Her ne kadar hoşlanmasam da yeteneği açık seçik ortada olan bir sürücü.

Sebastian Vettel. Sezonun şu ana kadar en şanssız isimlerinden, kazanacaklarını kaybedeceklerini düşünürsek en şanssız olanı. Pole pozisyonlarını leblebi gibi topladığı halde geldiği nokta Hamilton’ın 17 puan gerisi ancak unda kendisinden çok diğer sürücülerin ve takımının etkisi var. Vettel ile ilgili bu sezon dikkatlerden kaçmayan bir özellik artık daha tecrübeli ve ağırbaşlı davranması. Geçen yıl Bakü’de Hamilton ile yaşadığı olayı düşünecek olursak Çin’de yarış sonrası gelip yarışının içine ettiği için kendisinden özür dileyen Verstappen ile oldukça sakince konuşması, yarış sonrası röportajlarda gösterdiği sakin tavırlar bu konuda gelişimini gösteriyor. Elbette bunlar bir anda gridin en ermiş insanı olduğunu göstermiyor, şampiyonluk yarışı daha da kızıştığında gerçekten ne kadar geliştiğini görürüz. Bakü’de ise çoğu kişi Bottas’ın başına geleni örnek gösterip sabırlı olması gerektiğini söylese de Vettel kahin olmadığı için yapabileceği en mantıklı hamleyi yaptı ancak blokaj sebebiyle birincilik kovalarken podyum dışında kaldı. İspanya’da podyumun dışında kalmasında ise Ferrari’nin iki pitstop stratejisinin çuvallaması var, yarışı ikinci sırada götürürken pitstop sonrasında podyuma el salladı. En başarılı olduğu yarış ise şüphesiz Bahreyn GP’siydi, son 10 tur boyunca artık bittiğini söylediği lastiklerle Bottas’ın önünde birinciliğini savunmayı başardı.

Geldik bir diğer şanssız isme. Valtteri Bottas. Avustralya’daki kötü başlangıçtan sonra iyi bir performans gösteren, sıralama turlarında Hamilton’ı zorlayan hatta geçen Fin sürücü de bulunduğu yer hak etmiyor. Bahreyn, Çin ve son olarak İspanya’da ikinciliği elde eden Bottas’ı liderlikten eden ise Bakü’de yaşadığı şanssızlık oldu. Devamlı olarak Mercedes’teki son sezonu olduğundan bahsedilen ve Ricciardo’nun boşa çıkacak olmasıyla üstünde baskı hissettiği söylenen Bottas bu sezon ortaya koyduğu performans ile yerini kolay kolay bırakmayacağını gösterdi. Bakü’de son anda kaybettiği yarıştan sonra oldukça üzgün hatta çökmüş olduğu gözlenen Bottas ,1992’den beri F1’de yılın en övgüye değer sporcusuna verilen Lorenzo Bandini Ödülü’nü aldığında ise son derece mutlu olmuştu. Yaptığı açıklamalarda son derece samimi olduğuna inanıyorum, izleyiciler için belki pek bir anlam ifade etmeyen bu ödül Bottas’ın sezonunun dönüm noktalarından olabilir.


Kimi Raikkonen, Kimi Raikkonen seni başımıza nereden yolladılar? Bu yazıda şanssızlık kavramını çok kullandım kullanacağım da, Raikkonen için kullanılan kelime de genelde şanssız. Fakat bence uğursuz ve hatta suçlu. Geçen sene bir ara Formula 1’de pek kimseden nefret etmediğimi sadece sevmediğimi yazmıştım. Asılsız Raikkonen övgüleri okumaktan nefret edecek noktaya geldim. Kendisi konusundaki düşüncelerimi detaylıca yazmak istiyorum ki bu konuya bir açıklık getireyim. Artık azılı Ferrari taraftarı değilim ama yazacaklarımda Ferrari’de yarışmasının payı da büyük.

Raikkonen’i ilk hatırladığım zamanlar McLaren ile gride adım attığı yıllar, hatta aracında Kimi şeklinde isminin yazması o kadar hoşuma gitmişti ki uzaktan kumandalı arabama Ögeday yazan kağıtlar yapıştırmıştım. O dönem izlemesi keyif veren hatta zaman zaman inanılmaz performanslar ortaya koyan bir sürücüydü. Şanssızlıklar(!) sonucu araçlarıyla hep sorun yaşıyordu. Schumacher sonrası Ferrari’ye gelmesini biraz yadırgamıştım, inanılmaz bir 2007 finaliyle Ferrari’nin son şampiyonu ünvanını almayı başardı ve soruyorum “Baba biz o günden bugüne ne izledik biri bana anlatsın ya?” haydi tamam Alonso gelecek diye takımdan haksız yere yollandı gitti ralli, Nascar vs. gezdi. Sonra Lotus ile geri döndü. O günden geçen yıla kadar ben ne zaman bir bayağı zaman oldu haydi bir yarış izleyeyim“ diye internette link kovalayıp ekran başına kurulsam Raikkonen’in Ferrari’sini ya duvarda gördüm ya biriyle kaza yapmıştı ya da araç kenara çekilmiş bir halde bekliyordu.

Şanssızlık dediğin 2017 model McLaren ile yarış bitirmeye çalışan adamların başına gelendir, 10 küsür yıldır kullandığı her araçta sık sık teknik sorunlar yaşayan sürücüde ben hata ararım. Yıllar önce başarılı bir şeyler yaptı diye, Ferrari’de ikinci sürücü olmayı kabul ettiği için takım tarafından hakkının yendiği iddia edilerek hala övülüyor hala bu adamdan bir şeyler bekleniyor. Ben özellikle geçen yıl birkaç kez düzgün savunma yaparak takıma yardımcı olmasını bekledim ama kendisinin yerinde yuvarlanan bir kaya olsa Mercedes’e daha çok zorluk yaratabilirdi. Artık onu da beklemiyorum. Vettel’in kafası rahat diye takımda duruyor ve artık büyük mucizeler yaşanmazsa son sezonu olacak.

Gerçekten şanssızlık yaşadığı bir an Bahreyn’deydi. Pitstopta lastik sisteminin yanlış sinyal vermesi sebebiyle yeşil ışığı görerek gaza basan Raikkonen bir mekanikerin bacağının üstünden geçti ve hem mekanikerin bacağını kırdı hem de yarış dışı kaldı. Çin’de Verstappen’den nasiplendi, Bakü’de yarış başında Ocon’a bindirdikten sonra güvenlik aracı periyodunu iyi değerlendirdi ve başarılı bir şekilde şansının da biraz yardımıyla üçüncü sıraya ulaştı. İspanya’da ise motor arızasıyla yarış dışı kalana kadar bir numarasını görmedik. Hakkını teslim edebileceğim en önemli nokta ise sıralama turlarında gösterdiği performanslar.


Daniel Ricciardo. Gridin en sempatik, en gözde, en akıllıca risk alan adamı. Sene sonunda talipleriyle bir çay içmek için bekliyor olacak. Çin’de güvenlik aracını iyi değerlendirerek geçtiği yeni lastiklerle yaptığı usta işi geçişlerle gelen galibiyet taraftarlarını sevindirse de Bahreyn’de aracının kendi kendini kapatması, Azerbaycan’da Verstappen’le yaşadığı aşırı gereksiz kaza puan sıralamasında daha yukarılarda olmasını engelledi. İspanya’da ise akarı kokarı olmayan bir yarış geçirerek beşinci sırayı aldı. Yarış kazandığında ayakkabısından şampanya içmese daha çok seveceğimiz birisi olacak ancak sonuç olarak Aussie, insan bir şey diyemiyor.

2016 Brezilya’daki yağmur performansıyla beni Formula 1’e geri döndüren o genç, atik, hırslı genç Max Verstappen o kadar kötü bir sezon geçiriyor ki anlatmak mümkün değil. Bugün sezonun ilk podyumuna erişerek sevindirse bile bunu yaparken VSC altında Stroll’le temas yaşayarak ön kanadını kırdı ve durduk yere riske girdi. Avustralya’da hırs yapıp spin atmıştı, Bahreyn’de Hamilton ile girdiği mücadelede yine gereksiz hırs yapıp lastiğini patlattı ve yarış dışı kaldı, Çin’de yediği haltı tekrar tekrar yazmaya gerek yok Red Bull’u dubleden etti. Bundan sonra azarlandı, linç edildi, akıllanacak dendi uslanacak dendi gitti Azerbaycan’da yine kazaya karıştı. Kazada suçun büyük bölümü kendisine ait çünkü savunma yaparken iki hamle yapıyor, izin verilen hamle sayısı bir ki öndeki sarhoş sürücü gibi sağ sol yaparak kazaya yol açmasın. Hırsını kontrol altına alması gerek, sabrı öğrenmesi gerek. Ya hep ya hiç diyerek ancak yarış kazanabilir ancak şampiyon olması mümkün değil. Başarılı olmasını gerçekten istiyorum çünkü inanılmaz geçişlere imza atabiliyor, izleyenlere olumlu yönde heyecan yaşatabiliyor. Fakat akıllanmazsa devamlı sağa sola çarpan aşırı panik genç pilot olarak kariyerini sürdürecek, Grosjean’ın tahtına oturur artık. Red Bull da bir noktaya kadar iltimas gösterecektir.



Fernando Alonso felaketlerle dolu bir sezondan sonra McLaren ile 5 yarıştan da puan almayı başardı. Arada gitti 6 saatlik endurance yarışı kazandı, sezon şu an İspanyol sürücü için oldukça iyi geçiyor. Özellikle Azerbaycan’da Sirotkin tarafından tepelenip iki sağlam lastikle pite ulaşabildikten sonra 7. olmasını kimse beklemiyordu. Biraz ön tarafın karışmasının da etkisi de vardı elbet ama yaptığı iş küçümsenecek bir şey değil. Küçümsenecek olsa ben küçümserdim yani biliyorsunuz. Aslında kendisiyle olan husumetim de iyice bitme noktasına geldi, en son endurance yarışı öncesi verdiği röportajda köpekleri kedilerden fazla sevdiğini söyleyince bayağı kanım ısındı. Hala hayalini kurduğu gibi zirveye oynayamıyor ve oynayamayacak da belki ama yarışmaktan daha fazla keyif aldığı bir gerçek.

“Nazar ettiniz hayin insanlar nazar ettiniz!” Bu özlü İbrahim Tatlıses cümlesini kimin için kuruyorum? Nico Hulkenberg. Sıralama turlarında 7. sıraya abone olan Alman sürücü sezonun ilk üç yarışından puanlar almıştı ve iyi bir performans gösteriyordu. Bakü’de sıra cezası alarak başladığı yarışta geçen yılki gibi duvara bindirerek yarış dışı kaldı. İspanya’da ise yakıt pompası sorunları sebebiyle iyi bir yerden başlayamadığı yarışta daha ilk turu yarılayamadan Grosjean terörünün kurbanı oldu. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Monako’da olumlu yönde sürprizlerini bekliyorum.

Kevin Magnussen. Benim bu adam hakkında neden hiç fikrim yok bilmiyorum. Geçen yıl Hulkenberg ile polemiğe girmişti, arada saçma sapan sürdüğü için başkalarıyla da kavga ediyordu. Bu sene ilk yarışta pitstop faciası yaşamıştı ondan sonrası bende hiç yok. Hayır arada iyi sonuçlar da aldı ama mesela bugün 6. oldu ama aklımda kendisine dair Grosjean’ın kazasında yardımcı oyuncu olması haricinde hiçbir şey kalmamış. İlginç. Grosjean’ın olduğu takımda adeta bir Juan Pablo Montoya klasında diyebiliriz o ayrı tabi.

Carlos Sainz Jr. Bahreyn hariç her yarıştan puan almayı başardı. Red Bull tarafından motor karşılığında Renault’a 1 yıllığına gönderilmişti, kendisini gösterip muhtemelen Ricciardo’dan boşalacak koltuğa geçmek istiyor. Bakü’de Red Bull sürücülerini bir ara avlasa da tekrar gerilerinde kalmıştı, kazalarından sonra da 5. sırayı alarak bu yılki en iyi derecesini elde etti. Bugün de Ericsson ile girdiği mücadele ile bizlere keyifli anlar yaşattı. Kendisi pek hoşnut olmadığım sürücüler arasında yer alıyor bu yüzden Red Bull’da görmek gibi bir isteğim yok.

Sergio “Checo” Perez. Force India araç yönünden bu sezona geçen yıla kıyasla felaket bir başlangıç yapınca bu sefer takım arkadaşı Ocon ile dalaşmasına gerek kalmadan gerilerde kalmıştı. İlk üç yarışta sıfır çektikten sonra Azerbaycan’da aracın uzun düzlüklerde coşmasıyla birlikte kendisi de coştu ve son turlarda Vettel’i de geçmeyi başararak podyumun son basamağına adım attı. Bu yıl daha ilginç bir yarış olmazsa alacağı en başarılı sonuç bu olacak muhtemelen. Takım da kendisi de bu sonucun istisna olacağını söylüyordu ki İspanya’da 9. olabildi. Yine de sezon başına bakacak olursak puan alabilmiş olması ilerleme olduğunu gösteriyor.

Bu sezonki iki favori çaylağımdan birine geldik, Pierre Gasly. Honda motorlu Toro Rosso ile yarıştığı için kendisinden pek başarı beklesem de Bahreyn’de 4. sırayı alarak büyük iş başarmıştı. Takım arkadaşı Hartley’e kıyasla çok daha iyi performans ortaya koyuyor. İlk yarışta mekanik arıza, bugün ise Grosjean yüzünden yarışı tamamlayamadı. Çin’de ise acemilik hatası ve anlaşmazlık yüzünden virajda Hartley’e çarparak güvenlik aracına sebep olmuş ve uyukladığımız yarışa heyecan getirmişti. Sırf bu yüzden kendisine kızamıyorum. Azerbaycan’da sıralama turlarında takım arkadaşıyla birlikte ölümden döndüğünü belirtmekte de fayda var, takım arkadaşı Hartley’in lastiği patlamıştı ve zamanında kenara kaçamadı. Arkadan gelen Gasly az kalsın 300 km üstünde süratle çarpacaktı.

Ve esas adamım, Formula 2’de çıkarttığı inanılmaz yarışlarla dikkatleri üstüne çeken Charles Leclerc ilk sezonunda, sürünmesi beklenen Sauber ile önemli işlere imza atmaya başladı. İlk üç yarışın ikisinde takım arkadaşı Ericsson’dan iyi performans gösterse de -Ericssonda çok sağlıklı bir ölçü değil ama- puan alamayan Fransız sürücü Azerbaycan’da 6. olurken İspanya’da 10. olarak puan almayı başardı. Çok önemli olmasa bile Alonso’ya kısa bir süre kafa tutabildi. Pilotaj becerisi ve araçları kıyaslarsak geçilmesi sürpriz olmadı. Kendisi hakkında daha detaylı bir yazıyı yaz arasında yazmayı planlıyorum, beklentilerim büyük. Daha önce bir röportajını çevirmiştim, ilgilenenler buradan okuyabilir.



Belçika’nın iftihar duyduğu isim Stoffel Vandoorne. Kendisinde yetenek var daha iyi bir araçla yarışırsa görürüz demiştim. Geçen yıla kıyasla daha iyi bir araçla yarışıyor, Çin ve İspanya hariç her yarıştan az da olsa puan aldı. İspanya’da mekanik problem yaşayarak bu yıl ilk kez yarış bitiremedi. Fernando Alonso’nun ekstra performans göstermesi kendisinin aldığı sonuçları gölgeleyebilir ama ortalama bir sürücüyle Mclaren’in şimdilik alabileceği sonuçlar bunlar. Çekincem şu ki ortalama halinden daha ileriye gidememesi. Alonso yanındayken öğrenebileceği her şeyi öğrenmeli.

Lance Stroll. Tek başarısı geçen yıl son anda ikincilikten üçüncülüğe düşüp podyuma adım attığı Bakü’de 8. olmak oldu. Zaten beğenmiyorum ancak bu durumun tek suçlusu kendisi değil. Williams o kadar kötü bir araç yapmış ki tarif etmek mümkün değil. F1 bilgisayar oyunlarını oynayanlar bilir, oyunu klavye ile tam verimle oynamak mümkün değildir. Hele assistleri kapatarak oynamak neredeyse imkansızdır. Williams aracı en zor ayarda, assistler kapalı, tırt marka klavyeyle oynanmaya çalışılan bir F1 oyununu anımsatıyor. Stroll, Sirotkin, Kubica hatta geçen yıl Massa. Araç içi kameralara bakarsanız diğer araçların çoğunda minimum direksiyon hareketi yapılırken Williams sürücüleri sürekli sağ sol yaparak aracı dengede tutmaya çalışıyorlar. Yine de, Stroll’ün İspanya’daki sıralama turlarında 1991’den beri kimsenin kaza yapmadığı virajda kaza yapıp üstüne yayayken ezilme tehlikesi atlatması çok şeyler beklemememiz gerektiğini gösteriyor.

Marcus Ericsson. Bahreyn’de 9. oldu, başka da bir olayı yok sanıyorum ki. Takıma Leclerc gelince ne mal olduğu iyice ortaya çıktı.

Estaban Ocon. Force India’nın daha şanssız olanı. Bahreyn’de 1 puan almayı başardı. Bakü’de daha ilk turda Raikkonen ile çarpışıp yarış dışı kaldı ki yarış kazası olsa bile Raikkonen’i geçmişti bence güme gitmiş oldu. Perez’in podyum gördüğünü düşünürsek kendisi de iyi bir sonuç elde edebilirdi. İspanya’da ise pitstopta sorun yaşayınca bayağı süre kaybetti, sonra da sorun yaşayarak yarış dışı kaldı. Puan tablosunda bu kadar gerilerde olmayı hak etmiyor.

Brendon Hartley. Azerbaycan’da aldığı 10.luk dışında bu adamın olayı nedir gerçekten anlamadım. Aracın gelişimi için iyi geri bildirim veriyor diye bir iddia okudum da İspanya’da aracı öyle bir duvara soktu ki sıfırdan araçla yarışmak zorunda kaldı. Araç taşınırken arkası düştü o derece. Bu kadar masraflı geri bildirim olmamalı. 28 yaşında Formula 1’e adım atmanın sancılarını yaşıyor olabilir, kişilik olarak da iyi birine benziyor o yüzden daha iyi noktalarda görmek isterim.



Romain Grosjean. Bu inanılmaz bir yetenek, böyle aşmış bir sürücü izlemek herkese nasip olmaz gerçekten çok şanslıyız. 5 yarışta 3 yarış dışı, ikisi kendi suçu. Bahreyn ve Çin’de aldığı puanlara bakıyoruz koca bir sıfır görüyoruz. Avustralya’da pit ekibi sıçtı sıvadı tarihi başarı gelecekti belki diyorduk ama son iki yarıştaki mallıklarına bakınca görüyoruz ki orada da kendi hatasıyla yarışı tamamlayamama ihtimali yüksekmiş. Bakü’de güvenlik aracının arkasında sağ sol yapamadı, SAĞ SOL YAPAMADI VE DUVARA GİRDİ. İspanya’da Magnussen az bir şey önüne gelince dışarı taştı aracın kontrolünü kaybetti. Olabilir. BASKI YİYORSUN OLABİLİR. Peki neden ilk kez F1 aracı kullanıyor gibi gaza yüklenmeye devam ederek pistin ortasında terör estiriyorsun? Bunu Sirotkin yapsa anlarım, Leclerc, Gasly vs. yapsa yine anlarım da bir insan 2012 yılında Alonso’yu tepeleyip şampiyonluğa el değiştirttiği günden beri gram ilerlemez mi? Daha önce de bir sürü vakası var da ben burayı onlarla doldurmak istemiyorum. Bu kadar kazmalığa rağmen hep şikayet ediyor, devamlı bir şeylerden şikayet ediyor. Monako’da 3 sıra geriden başlama cezası aldı bakalım orada neler yapacak.

Sergey Sirotkin. Hem pay-driver hem acemi hem Williams ile yarışmaya çalışıyor. Azerbaycan’da sağdan hafif darbe alınca E-5 trafiğinde panik yapan acemi sürücü gibi sola kırıp Alonso’yu tepeledi. Bir tane övecek yanını arıyorum bulamıyorum.


Yazının puanlar ve istatistikler hariç çoğunu aklımda kaldığı kadarıyla yazdım, yanlış yazdığım ya da atladığım önemli noktalar varsa kusura bakmayın. Mayıs sonunda yarış anlamında keyif vadetmese bile önemli bir prestij yarışı olan, benim de çok sevdiğim Monako’ya gidiyoruz, o yarıştan sonra görüşmek üzere.

30.03.2018

Tottenham’ın Pochettino yönetimindeki sessiz evrimi yavaşça oyun sonuna yaklaşıyor


 

Tarihler 24 Şubat 2008’i gösterdiğinde Tottenham Lig Kupası finalinde 1-0dan geri dönerek Chelsea’yi 2-1 mağlup ediyordu. O günden bugüne Juande Ramos’un görevine son verildi, Harry Redknapp yönetiminde Gareth Bale tarafından ateşlenen bir heyecan fırtınasının keyfi sürüldü, Andre Villas-Boas ve Tim Sherwood ile önemli yanlış adımlar atıldı ve sonunda Mauricio Pochettino bulundu. Geçmiş dört sezonun her birinde takıma ilerleme göstertmiş, gelecek vadeden parlak bir genç menajer. Ancak bu süre zarfında hiçbir şey kazanamadılar.


O günden bugüne Chelsea ise 11 kez menajer değiştirdi. İkişer kez Guus Hiddink’i ve bir kez Rafa Benitez’i  geçici olarak göreve getirdiler. Roberto Di Matteo’yu kısa zamanlı bir sözleşmeyle göreve getirdiler ancak Şampiyonlar Ligi’ni kazanınca daha uzun bir sözleşme verilmek zorunda kalındı ki o sözleşme de bir sonraki sezonun üçüncü ayında feshedildi. Ayrıca Carlo Ancelotti ve Jose Mourinho’yu şampiyonluk yaşadıktan sonraki sezon içerisinde kovdular ve Antonio Conte ile de benzer vakayı yaşayacaklar gibi görünüyor. Yine de bu on yıllık süreçte üç Premier Lig şampiyonluğu, üç FA Cup, bir Lig Kupası, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi kazandılar.

Birazcık kaosun yararlı olup olmadığını merak etmeye başlamak için Prater dönme dolabında oturan Harry Lime olmanız gerekmiyor. (Çevirmen notu: Araştırma yaptım ancak bu sahneden başka bir şey çıkmadı, yapılan göndermeyi anlayamadım)

Yine de sebep sonuç ilişkisi korelasyon değildir ve  gerçek şu ki Tottenham; bütün güncel planlarına, yeni stadyumu çevreleyen sözlere ve beklentilere -bilet fiyatları konusundaki şikayetler geçerli olmakla beraber- rağmen tanıdık bir Londra problemiyle karşı karşıya kalıyor: Dişinizden tırnağınızdan arttırarak bir araya topladığınız kaynak ne kadar olursa olsun -eğer mega-zengin değilseniz- o kaynağı 15 yıl önce harcasaydınız daha iyi olurdu.

Chelsea, Mourinho’nun ilk döneminden beri teknik direktörler konusunda yaptığı bütün hatalara rağmen her zaman Roman Abromovich’in 2003’te kulübü satın aldığında saçtığı paralar sayesinde yalıtılmış oldu.

Bu süper kulüplerin doğasıdır: onlar, etkili bir şekilde, batamayacak kadar büyüktür. Ne kadar kötü şekilde oyuncular alsalar ya da menajer atasalar bile kaynakları onları kurtarmak için orada olacaktır. Belki de Premier Lig diğer liglerde sözü bile edilmeyen bir tehlikeyi hala koruyor – Barcelona’nın ya da Bayern Münih’in 2016’da Chelsea’nin başına geldiği gibi 10. sıraya kadar düşmeleri düşünülemez bile. Eşit olarak başarısızlığın sonuçları da mesela 1974’te Manchester United’ın Avrupa Kupası kazandıktan 6 yıl sonra küme düşmesi veya 1982’de 60ların sonu 70lerin başını domine eden Leeds takımının Avrupa Kupası finali oynadıktan 7 sene sonra küme düşmesinde olduğu gibi değil.

İngiliz futbolunun doğası gereği, farz edilen büyük altı takımla birlikte, ortada bir İngiliz süper kulübünün olamayacağı ya da İngiliz süper kulüplerinin Avrupa’nın diğer büyük liglerindeki süperler kadar süper olmadığı tartışılabilir. Altı takımın dört Şampiyonlar Ligi bileti için etkili bir mücadele içinde olması Avrupa bonusunu her sene kimin alacağının ve en tepede kalmasını sağlayacak bir döngüye girmesinin garantisi olmadığı anlamına geliyor. Artı olarak Premier Lig diğer liglerden daha zengin olmakla birlikte en zenginle en fakir arasındaki fark çok fazla değil üstelik daha da azalma payı var.
Jonathan Woodgate 2008 Lig Kupası finali uzatmalarında Petr Cech'i mağlup edip kupayı kazandıran golü atarken.

İşte bu yüzden Pazar günü çok kritik. Bir elitin yerinin değiştirilmesi çok şey gerektiriyor. Manchester City’nin yatırdığı yüzlerce milyonu veya Arsenal’in uğraştığı yıllar süren durgunluğunu. Birçok kulübün bu tarz çeşitli hikayeleri var -Leeds’ten Everton’a, Aston Villa’dan Leicester’a kulüpler buna şahitlik edebilir- bir ya da iki sezon olumlu sonuçlar ve yetersiz yatırım. Puan durumunun tepesine üye olmak için sürdürülebilir ve güçlendirilebilir yatırım gerekiyor, ideal olarak halihazırdaki elitlerden birinin düşüşüyle birlikte.

Tottenham, şimdiye kadar, Pochettino takımı devraldığından beri oyunculara nispeten az yatırım yaptı: yalnızca 33 milyon pound civarında. Harcamalar ise daha çok stadyuma yönelik oldu. Pochettino’nun genç oyunculardan en iyi verimi alma becerisi yatırımdan beklediklerinden daha büyük dönüş almalarını sağladı. Projenin, başka yerlerde daha fazla zenginliği kovalayacak oyuncular yüzünden her an rayından çıkabileceği hissi devam etse halihazırda Arsenal’i geçmeyi başardılar, yeni stadyumun onlara verebileceği finansal avantajlar henüz başlamadan.

Eğer Stamford Bridge’de 28 yıllık başarısızlıklarına bir son verirlerse Spurs yedi maç kala Chelsea’ye 8 puan fark atmış olacak, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ne katılırken Chelsea’yi dışarda bırakmayı garantileme yolunda büyük yol. Bu durum gerçekleşirse son üç sezonda Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi’ne katılamadığı ikinci sezon olabilir.

Abramovich bu durumu karşılayabilir ama esas soru bunu isteyip istemediği. Chelsea’da gözle görülür bir masraftan kısma var ki Conte için sinir bozucu bir durum, Mourinho için de öyleydi. Geçen dört yılda net harcamaları kabaca Tottenham’ın iki katı ancak takım (ya da en azından kiralık gönderilmeyenler) birkaç sezon yetersiz göründüler ve eskimiş görünmeye başlıyorlar.

Şampiyonlar Ligi’nin çekiciliği ve yatırım olmadan Chelsea’de geçtiğimiz on yılı karakterize eden kaos artık onları boğabilir. Aniden ortaya çıkmış gibi ancak Pazar gecesi itibariyle Tottenham, kısa ömürlü gibiymiş görülse bile, Londra’daki tartışmasız en iyi takım olarak bulabilir.

Bu yazının orijinali Jonathan Wilson tarafından 29 Mart 2018 tarihinde TheGuardian.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.


  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO