30.03.2018

Tottenham’ın Pochettino yönetimindeki sessiz evrimi yavaşça oyun sonuna yaklaşıyor


 
Tarihler 24 Şubat 2008’i gösterdiğinde Tottenham Lig Kupası finalinde 1-0dan geri dönerek Chelsea’yi 2-1 mağlup ediyordu. O günden bugüne Juande Ramos’un görevine son verildi, Harry Redknapp yönetiminde Gareth Bale tarafından ateşlenen bir heyecan fırtınasının keyfi sürüldü, Andre Villas-Boas ve Tim Sherwood ile önemli yanlış adımlar atıldı ve sonunda Mauricio Pochettino bulundu. Geçmiş dört sezonun her birinde takıma ilerleme göstertmiş, gelecek vadeden parlak bir genç menajer. Ancak bu süre zarfında hiçbir şey kazanamadılar.

O günden bugüne Chelsea ise 11 kez menajer değiştirdi. İkişer kez Guus Hiddink’i ve bir kez Rafa Benitez’i  geçici olarak göreve getirdiler. Roberto Di Matteo’yu kısa zamanlı bir sözleşmeyle göreve getirdiler ancak Şampiyonlar Ligi’ni kazanınca daha uzun bir sözleşme verilmek zorunda kalındı ki o sözleşme de bir sonraki sezonun üçüncü ayında feshedildi. Ayrıca Carlo Ancelotti ve Jose Mourinho’yu şampiyonluk yaşadıktan sonraki sezon içerisinde kovdular ve Antonio Conte ile de benzer vakayı yaşayacaklar gibi görünüyor. Yine de bu on yıllık süreçte üç Premier Lig şampiyonluğu, üç FA Cup, bir Lig Kupası, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi kazandılar.

Birazcık kaosun yararlı olup olmadığını merak etmeye başlamak için Prater dönme dolabında oturan Harry Lime olmanız gerekmiyor. (Çevirmen notu: Araştırma yaptım ancak bu sahneden başka bir şey çıkmadı, yapılan göndermeyi anlayamadım)

Yine de sebep sonuç ilişkisi korelasyon değildir ve  gerçek şu ki Tottenham; bütün güncel planlarına, yeni stadyumu çevreleyen sözlere ve beklentilere -bilet fiyatları konusundaki şikayetler geçerli olmakla beraber- rağmen tanıdık bir Londra problemiyle karşı karşıya kalıyor: Dişinizden tırnağınızdan arttırarak bir araya topladığınız kaynak ne kadar olursa olsun -eğer mega-zengin değilseniz- o kaynağı 15 yıl önce harcasaydınız daha iyi olurdu.

Chelsea, Mourinho’nun ilk döneminden beri teknik direktörler konusunda yaptığı bütün hatalara rağmen her zaman Roman Abromovich’in 2003’te kulübü satın aldığında saçtığı paralar sayesinde yalıtılmış oldu.

Bu süper kulüplerin doğasıdır: onlar, etkili bir şekilde, batamayacak kadar büyüktür. Ne kadar kötü şekilde oyuncular alsalar ya da menajer atasalar bile kaynakları onları kurtarmak için orada olacaktır. Belki de Premier Lig diğer liglerde sözü bile edilmeyen bir tehlikeyi hala koruyor – Barcelona’nın ya da Bayern Münih’in 2016’da Chelsea’nin başına geldiği gibi 10. sıraya kadar düşmeleri düşünülemez bile. Eşit olarak başarısızlığın sonuçları da mesela 1974’te Manchester United’ın Avrupa Kupası kazandıktan 6 yıl sonra küme düşmesi veya 1982’de 60ların sonu 70lerin başını domine eden Leeds takımının Avrupa Kupası finali oynadıktan 7 sene sonra küme düşmesinde olduğu gibi değil.

İngiliz futbolunun doğası gereği, farz edilen büyük altı takımla birlikte, ortada bir İngiliz süper kulübünün olamayacağı ya da İngiliz süper kulüplerinin Avrupa’nın diğer büyük liglerindeki süperler kadar süper olmadığı tartışılabilir. Altı takımın dört Şampiyonlar Ligi bileti için etkili bir mücadele içinde olması Avrupa bonusunu her sene kimin alacağının ve en tepede kalmasını sağlayacak bir döngüye girmesinin garantisi olmadığı anlamına geliyor. Artı olarak Premier Lig diğer liglerden daha zengin olmakla birlikte en zenginle en fakir arasındaki fark çok fazla değil üstelik daha da azalma payı var.
Jonathan Woodgate 2008 Lig Kupası finali uzatmalarında Petr Cech'i mağlup edip kupayı kazandıran golü atarken.

İşte bu yüzden Pazar günü çok kritik. Bir elitin yerinin değiştirilmesi çok şey gerektiriyor. Manchester City’nin yatırdığı yüzlerce milyonu veya Arsenal’in uğraştığı yıllar süren durgunluğunu. Birçok kulübün bu tarz çeşitli hikayeleri var -Leeds’ten Everton’a, Aston Villa’dan Leicester’a kulüpler buna şahitlik edebilir- bir ya da iki sezon olumlu sonuçlar ve yetersiz yatırım. Puan durumunun tepesine üye olmak için sürdürülebilir ve güçlendirilebilir yatırım gerekiyor, ideal olarak halihazırdaki elitlerden birinin düşüşüyle birlikte.

Tottenham, şimdiye kadar, Pochettino takımı devraldığından beri oyunculara nispeten az yatırım yaptı: yalnızca 33 milyon pound civarında. Harcamalar ise daha çok stadyuma yönelik oldu. Pochettino’nun genç oyunculardan en iyi verimi alma becerisi yatırımdan beklediklerinden daha büyük dönüş almalarını sağladı. Projenin, başka yerlerde daha fazla zenginliği kovalayacak oyuncular yüzünden her an rayından çıkabileceği hissi devam etse halihazırda Arsenal’i geçmeyi başardılar, yeni stadyumun onlara verebileceği finansal avantajlar henüz başlamadan.

Eğer Stamford Bridge’de 28 yıllık başarısızlıklarına bir son verirlerse Spurs yedi maç kala Chelsea’ye 8 puan fark atmış olacak, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ne katılırken Chelsea’yi dışarda bırakmayı garantileme yolunda büyük yol. Bu durum gerçekleşirse son üç sezonda Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi’ne katılamadığı ikinci sezon olabilir.

Abramovich bu durumu karşılayabilir ama esas soru bunu isteyip istemediği. Chelsea’da gözle görülür bir masraftan kısma var ki Conte için sinir bozucu bir durum, Mourinho için de öyleydi. Geçen dört yılda net harcamaları kabaca Tottenham’ın iki katı ancak takım (ya da en azından kiralık gönderilmeyenler) birkaç sezon yetersiz göründüler ve eskimiş görünmeye başlıyorlar.

Şampiyonlar Ligi’nin çekiciliği ve yatırım olmadan Chelsea’de geçtiğimiz on yılı karakterize eden kaos artık onları boğabilir. Aniden ortaya çıkmış gibi ancak Pazar gecesi itibariyle Tottenham, kısa ömürlü gibiymiş görülse bile, Londra’daki tartışmasız en iyi takım olarak bulabilir.

Bu yazının orijinali Jonathan Wilson tarafından 29 Mart 2018 tarihinde TheGuardian.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.


25.03.2018

Start Finish: 2018 Avustralya GP



Hamilton'ın sıralama turlarında attığı 1 saniyeye yakın farktan sonra sezonu kapatıp gidelim yorumunu yapmıştım, hala aynı görüşü savunuyorum ancak bugün bizi bir sürpriz karşıladı. Hamilton üçüncü kez Avustralya'da pole pozisyonunu aldıktan sonra yarışı kazanamadı Vettel ise üst üste ikinci kez kazanmış oldu.

-Temiz bir start ile başlandı. Starta damga vuran isim Verstappen'in bir anlık yavaşlığını fırsat bilerek 4.lüğe yükselen Magnussen oldu. Bottas sıralamada yaşadığı kazadan sonra takımının çabasıyla pitten başlamamayı başardı ancak beklenen başlangıcı yapamadı.

-Günün ilk yarış dışı kalan ismi Sergey Sirotkin oldu. Williams'ın Rus pilotu frenleri kaybettiğini söyleyerek süzüle süzüle pistin dışına çıktı. Yarış sonrası yapılan incelemelerde piste atılan plastik sandviç paketlerinden birinin hava kanallarından girerek fren sistemini bozduğu yönünde güçlü bulgular olduğu açıklanmış.

-İkinci isim direksiyonu bozulan Sauber pilotu Marcus Ericsson oldu. Sauber'den bir açıklama göremedim ancak yanlış duymadıysam direksiyon problemi yüzünden pite geldi. Sauber için underdog olabilir demiştim bir yarışla fikir değiştirmek istemiyorum ancak gerçekten yavaş kaldılar gerek sıralamalar olsun gerek yarış olsun. Yine de...

-Yine de bir Toro Rosso Honda değiller. Honda, sloganı hayalin gücü olan aşmış firma artık gücün hayali haline geldi. Pierre Gasly motor yağ yakınca yarışı bırakmak zorunda kaldı, Hartley ise yarışı 1 tur geriden bitiren tek isim oldu. Birazdan değineceğim McLaren'in halini görünce insan gerçekten hayret etmiyor.

-Williams da geçen sezondan sonra inanılmaz vasat devam eden bir başka takım. Stroll koca yarış boyunca bir tek Hartley'i geçebilirken Sauber pilotu ilk sezonunu yaşayan isim Leclerc'e geçilmeyi başararak gönülleri yine fethetti.

-Renault ile McLaren'in kendini bulması Force India'ya yaramadı. Geçen sezon aldıkları sonuçlar hakkında abartmamak gerektiğini yazdığımı hatırlıyorum. Çünkü gerçekten de Mercedes, Ferrari ve Red Bull ilk altıyı domine ederken, hatta çoğu zaman Red Bull sorun yaşadığından bu ilk 5e dönüşüyordu, 5-6 ve sonrasına gelip puan almak muazzam bir iş değildi. Bütçelerine göre iyi iş yapıyorlar o açıdan hala takdir ediyorum ancak form tutan rakipleri karşısında geçen sezonki performansı gösterebilecekler mi şüpheli.

-Honda'yı terk edince kendini bulan McLaren'de Vandoorne 9. Alonso ise 5. sırayı aldı. Fernando Alonso Günün Sürücüsü seçildi. İyi bir yarış çıkardılar, Alonso'nun telsizde söylediği "artık savaşabiliriz" sözü ne kadar rahatladıklarını gösteriyor. İnternette gördüğüm yorumlardan tahmin ettiğim kadarıyla kendini jiletleyen Alonso hayranları olmuş.

-Renault da Hulkenberg'in 7. Sainz'ın 10. olmasıyla puanlar almış oldu. Yarışta Sainz'ın su şişesiyle sorun yaşayıp mideyi bozması dışında bir olayları olmadı. Efendi gibi yarışıp gittiler valla çok takdir ediyorum bu adamları...

-Red Bull, Ricciardo'nun 3 sıra cezası yüzünden sıralama turlarındaki yerine yerleşemedi. Verstappen de startta boşluk ararken yavaşlamak zorunda kalınca bayağı bir süre Magnussen'in arkasında kaldı. Üstüne bir de spin atınca 8. sıraya kadar düştü. Ricciardo ise yarıştaki piyangonun -birazdan değineceğim- Vettel'den sonraki en kazançlı ismi oldu. Az kalsın Avustralya'da podyum gören ilk Avustralyalı olacaktı ancak Raikkonen'i geçemedi ve dördüncülükle yetindi. Bu arada telsizde Raikkonen için "elbet bir hata yapacak" diyerek gaz vermeye çalışan Red Bull mekanikeri yürekleri dağladı. Yani şu sözün en son söylenebileceği adamlardan birisi Raikkonen bunu ona bayıldığım için söylemiyorum.

-Geldik günün belki de sezonun en büyük fiyaskosuna. Sıralama turlarında tarihi bir derece ile en iyi pozisyonunu alan HAAS takımı, yarışı 4-5 götürürken iki dakika içinde iki aracını da pitte öldürmeyi başardı. Önce Kevin Magnussen'in sol arka tekerleğinde sorun yaşanmasına rağmen salınması daha sonra da Romain Grosjean'ın yine sol tarafta problem yaşandığı halde ısrarla salınması HAAS için rüyayı kabusa dönüştürdü. Pite gireni öldüren HAAS ekibini teselli eden ise Grosjean oldu.

-Günün kaybeden bir diğer takımı ise Mercedes oldu. HAAS kadar kaybetmeseler de yarışı HAAS faciasına kadar önde götüren Hamilton'ın pite giren Vettel'e geçilmesi ile yarışı kaybettiler.

-Toto Wolff bunun sebebinin beş yıldır kullandıkları bir simülasyon yazılımının VSC (sanal güvenlik aracı) durumunda yaptığı yanlış hesap olduğunu açıklamış. Raikkonen'e fark koymaya çalışırlarken simülasyonunun verdiği veri sonucunda Hamilton'a yanlış zaman verdiklerini bu yüzden yavaş kaldığını ve Vettel'e geçildiğini söylemiş.

-Sıralamalardaki büyük farktan sonra gülücükler saçan uçana kaçana laflar atan Hamilton'ın basın toplantısında sirke satan yüzü görülmeye değerdi. Ben hala 5. şampiyonluğu kendisinin alacağına inanıyorum, istemesem de.

-Bottas ise geçiş yapmanın zulüm olduğu Albert Park'ta fazla yükselemedi ve yarışı 8. sırada bitirdi. Bu sezon üstünde çok baskı var sık sık söyleniyor, özellikle Ricciardo'nun bitecek kontratı ve Mercedes dedikoduları kendisini etkileyecek. İlk yarışa böyle başlayıp bitirmek onun için iyi olmadı.

-Gelelim günün kazananına. Ferrari. Raikkonen paşa yarışı ikinci başlayıp üçüncü bitirdi. İkinci giderken gayet iyi gidiyordu ancak Hamilton'a zorluk yaşatmadığı da bir gerçekti. Pite girip çıktıktan sonra HAAS faciasına yakalandı ve üçüncü sıraya düştü. Hamilton'ı yine zorlayamadı. Bilmiyorum sanki böyle mayışımı alırım yarışır giderim aga triplerinde takılıyor. Buz Adam diye iyice kütük oldu podyumda "üstüme şampanya sıkmayın" falan böyle tavırlar bir şeyler, tamam kendisini sevmiyorum ama yani... ALLAH ALLAH ŞEKİLLERE BAK YA!

-Vettel ise üçüncü başladığı yarışta ön tarafı pek zorlayamazken HAAS piyangosunun vurması ve Ferrari pit duvarının verdiği şahane kararla Hamilton'ı ve Raikkonen'i geçti ve yarışın sonuna kadar fazla zorlanmadan galibiyete uzandı.

-Şimdi benim değinmek istediğim iki nokta var. Birincisi, Ferrari motoru kullanan HAAS takımının göstere göstere yarışı durma noktasına getirmesi ve bundan Ferrari'nin yararlanması. Ferrari'ye böyle mi ödeme yapılıyor? Yarışlar manipüle mi ediliyor? HAAS bu yarışı Ferrari'ye vererek aldığı motorun diyetini mi ödedi? HAAS bir anda nasıl bu kadar ileri atılabildi? Sadece soruyorum sevgili izleyenler.

-İkinci nokta ise başka bir komplo teorisi. Biliyorsunuz Liberty Media ABDli, peki HAAS? O da ABDli. Sıkıcı ve monoton giden bir yarışta HAAS'ın bir anda yarışa sansasyon getirip "aç lan aç Avustralya karışmış" nidaları eşliğinde izlenme oranlarını arttırdığına dair veriler olduğu söylenmekte bir takım kulislerde. Bunlar akıllara geliyor tabi ama kimse dillendirmek istemiyor çünkü oyun çok büyük. EY LIBERTY MEDIA, EY HAAS! FORMULA 1 SEYİRCİSİ BÜYÜK TAŞTIR ALTINDA KALIRSINIZ! BENİM SEYİRCİMİN S... KUTU KOLA GİBİDİR! (replik Ölümlü Dünya'dan, ilk fırsatta izleyin derim)

-Öhm... Bahreyn GP'de görüşmek üzere.

17.03.2018

Start Finish: 2018 Sezonu Öncesi



Formula 1'de bu sezonu iple çekmediğimi belirterek yazıya başlamak istiyorum. Bunun kesin sebebi budur diyemiyorum, genel olarak bir ilgisizliğim mevcut. Belki tepede gördüğünüz garabet yeni logodur. Belki araçlara gelen ve onları parmak arası terliğe benzeten Halo eklentisidir. Belki de griddeki güzel hanımlara veda etmemizdir.

Hiçbir zaman Formula 1'de sezon öncesi testleri merakla takip eden biri olmadım. Takımların gerçek gücünü göstermekten kaçındığı, farklı parçaları denemek için gerçek yarışa uygun olmayan ayarlarla piste çıktıkları bu aktivite beni o kadar da ilgilendirmiyor. Kısacası işin mutfağıyla değil sunumuyla daha çok ilgileniyorum. Benim izlemeyi sevdiğim kısım sıralama turları ile yarışlar ve sporun magazin boyutu.

2018 sezonuna şunun şurasında 1 hafta kaldı. 25 Mart 2018 tarihinde TSİ 08.10'da Albert Park'ta yeni sezon start alacak. Bu küsüratlı saat uygulaması da Liberty Media'nın yayıncılar için getirdiği garip düzenlemeler arasına girdi. Yayıncılık demişken Liberty Media ayrıcalıklı yayın haklarına sahip kanalların olduğu ülkeler haricinde F1'e internet yayıncılığı getirmeye çalışacaklarını açıkladı. Kağıt üstünde şahane özelliklere sahip. İstenilen sürücünün kamerasından yarışı izleyebilme, ekranı bölerek farklı açılardan yarışı izleme, her sürücünün verilerine anında erişebilme, arşivdeki yarışlara kesintisiz erişim vb. özellikler var. Yanlış anlamadıysam da iki farklı yayın olacak bir tanesi ücretli diğeri ücretsiz ama her yarışı yayınlamayacak bir yayın kanalı.

Yeni sezona az bir süre kalmışken pistte göreceğimiz güzelliklere ve çirkinliklere kısaca göz atalım. Takım takım ilerlerken ben de bol keseden sallamalı yorumlarımı yapmış olurum.



Mercedes-AMG Petronas 

Araç tasarımında estetik olarak ağır değişikliklere gitmediler. Hatta değişiklik bile yapmadan direkt geçen yılın texture dosyasını bu yılın araç modeline yapıştırmış olabilirler emin değilim. Geçen seneki araca kanım geç kaynamıştı bu yılkini de haliyle sevdim. 

Bu sene Lewis Hamilton'ın 5. şampiyonluğuna ulaşacağını, Mercedes'in yine bir noktadan sonra sezonu domine edeceğini düşünüyorum. Valtteri Bottas ikinci bir Niko Rosberg olup Hamilton'a kafa tutmayı başarırsa eğlenceli olur.




Scuderia Ferrari

Aracı kırmızı tonunda değişikliğe gittiler, alttan biraz siyah eklediler, beyazlar azaldı. Kırmızının tonu ve halo yüzünden başta yadırgasam da yeni aracı gayet sevdim. Sidepodlar harika görünüyor.

Sebastian Vettel de 5. şampiyonluk için Hamilton ile kapışmaya çalışacak ama ben kendisine şans vermek istesem de veremiyorum. Bu sene Ferrari Hype Train'e bilet almamaya karar verdim. Bunun en büyük sebebi Kimi Raikkonen. Kendisi Ferrari'de durduğu sürece ne Ferrari markalar şampiyonasını kazanabilir ne de Vettel gerekli desteği bulabilir. Şahsi görüşüm budur. 



Red Bull Racing

Bu satırlarda Red Bull'un fotoğrafta gördüğünüz aracını hunharca övmek. Sapık düşüncelerimi kelimelere aktarmak. Araca duyduğum aşktan dolayı Genç Ögeday'ın Acıları isimli bir kitaba konu olmak isterdim ama Red Bull tanıtımdan sonra beklendiği üzere gitti geçen seneki tasarımın aynısını yaptı.

Red Bull geçen sezon bende büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Max Verstappen'in yaşadığı bitmek bilmeyen sorun ve şanssızlıklar inanılmazdı. Daniel Ricciardo'nun Bakü GP galibiyeti ve birkaç podyum hariç araç yüzünden sürekli tek başına ilk dört ve arka sıralar arasında yarış bitirip durması da canımı ziyadesiyle sıktı. Bu yıl ne desem bilmiyorum. İki pilotu da çok seviyorum ve başarılı olmalarını istiyorum, umarım yeni Renault motorlarıyla bir sürprize imza atarak zirve yarışına ortak olurlar.




Sahara Force India

Düşük bütçeyle büyük işler başaran Force India bu sezon da üstüne koyarak ilerleyecek diye düşünüyorum ama pembe araçları konusunda aynı şeyi düşünmüyorum. Pembe seçerek gride bambaşka bir renk getirmeyi başardılar ama bu kadar radikal bir rengi tasarımda iyi kullanamıyorlar. Beğenmiyorum.

Estaban Ocon ve Sergio Perez geçen sezon birkaç yarışta takım arkadaşlığı yerine sert rekabeti tercih edince Force India'nın başı çok ağrımıştı. Bu sezon daha iyi anlaşabilirlerse ön sıralara zaman zaman bela olacaklar ama arkadan da McLaren ve Renault riski yaklaşıyor. Baş altı mücadelesinde bize keyif yaşatacaklarına inanıyorum.



Williams Racing

Tasarım anlamında geçen sezon Rexona reklamıyla birlikte deodorant kutusuna benzeyen aracı düzeltmek için hiçbir girişim yapmamışlar. Bu sezon da Martini ile olan sponsorlukları bitecekmiş. Bu seneyi de böyle atlatsınlar bakalım seneye daha düzgün bir araç bekliyorum.

Bu takımdan bir halt olacağına dair inancım yok. Zaten Williams kendisini test pilotu yaptığından beri 23818390 adet "Kubica bu sezon ne olacak?" "Kubica yarışacak mı?" "Kubica adamdır gerisi yalandır"  temalı haber ve yorum okumaktan sıtkım sıyrıldı. Ellerinde Lance Stroll ve Sergey Sirotkin var. Sirotkin bey okuduğuma göre öyle demeyin diye atarlansa da bir pay-driver. Ha ben her türlü Stroll isimli yarış bittikten sonra kazaya karışacak kadar dikkatsiz ve beyinsiz arkadaşımıza tercih ederim. Williams birkaç pist dışında etliye sütlüye bulaşamadan sezonu bitirecek gibi bir his var içimde.



Renault Sport F1

Tasarımda yalnızca ton farkına gitmeyi tercih eden bir diğer takım Renault. Tanıtımda cayır cayır fosfor saçan sarı renk pistte o kadar göz almasa da dikkat çekmeyi başarıyor. Ben beğendim.

Geçen sezon ortasında gelen Carlos Sainz Jr. ve kıymeti bilinmeyen Nico Hülkenberg ile baş altı grupta iddialı olacaklarını düşünüyorum. Hulkenberg yanlış bilmiyorsam -bakmaya da üşendim- test günlerinden birini en hızlı turu atarak bitirmişti. Başta yazdığım gibi kesin bir ölçü değil ancak Hülkenberg sürpriz yapmaya açık bir isim.




McLaren F1

İŞTE BEBEĞİM. İŞTE ARADIĞIM LEZZET. İŞTE TURUNCU SAÇLIM LACİVERT GÖZLÜM. McLaren bu sezon taraftarlarının isteklerine kulak vererek papaya turuncuya döndü ve benim gibi turuncu hastalarına göz banyosu yaptırdı. Turuncuyu lacivert ile desteklemeleri de bence şahane oldu.

Fernando Alonso ve Stoffel Vandoorne gibi biri tecrübe ve yetenek abidesi, diğeri de belki şampiyonluk göremeyecek olsa da gelecek vaadeden bir pilot ikilisine sahipler. İki isim de geçen yıl Honda-McLaren uyuşmazlığından ızdırap çekti. Bu sene ilk test gününde Alonso'nun 5 tur attıktan sonra arka lastiğinin uçup gitmesi, pitstopta aracı düşürmeleri gibi olaylar akıllara Honda'yı fazla mı gömdük sorularını getirdi yalan yok. Pitstop için bahaneleri geçen yıl araçla çok uğraştıkları bu yüzden pitstop antrenmanlarına bile zaman ayırmadıkları yönünde. Ben yeni Renault motoruyla hem takımın hem de iki pilotun kendilerini bularak üst sıralara yükseleceğini ve keyifli yarışlar izleteceklerini düşünüyorum.



Toro Rosso

Tasarım olarak abilerinin izinden giderek fazla değişikliğe imza atmadılar. Fakat Honda ile anlaşarak belalarını mı mevlalarını mı bulacakları sorularını gündeme getirdiler.

Brendon Hartley ve Pierre Gasly iki çaylak pilot ile bu sezon neler yapacaklarını gerçekten kestiremiyorum. Brendon hakkında hiç fikrim yok, galiba geçen sezon birkaç yarışa katılmış, izleme şansım olmadı. Gasly ise gelecekte başarılar beklenen bir isim umarım Honda'nın gazabına uğramaz. Toro Rosso benim için akarı kokarı olmayan, işine gidip gelen düz adam gibi bir takımmış şu an fark ettim.



HAAS F1 Team

Bu aracı karşıma alıp Till Lindeman'ın Morgenstern şarkısında bağırdığı gibi "Hasslich! Du bist hasslich!" (Çirkin! Sen çirkinsin!) diye bağırmak istiyorum. Şu ön tarafa bakar mısın değerli okurlar, tam bir karmaşa yaşanıyor. O siyah niye var? Siyah varsa beyaz niye araya karışıyor? Kırmızı niye yarıya bile gelemeden kesiliyor? Aracın diğer yanlarında da aynı manasız detaylar devam ediyor. Morgenstern'in sonunda "kalp gözü ile bakıldığında o çok güzeldir" diye söz vardı buna hangi göz ile baksam yine o güzelliği göremem.

Sürücülerde de bir olay yok. Olayların ve şikayerlerin adamı Romain Grosjean ve gridin pek sevilmeyen ismi Kevin Magnussen ile bir şeyler kovalayacaklar. HAAS ile ilgili sevdiğim noktalar Ferrari motoru kullanması ve ABD takımı olması. ABD takımı olmasını gelecekte önünün açılacağını düşündüğüm için belirttim. Liberty Media ile birlikte daha çok göz önüne gelecek, daha büyük destekler alarak ileride iyi takımlar arasına girecektir diyorum. Sezon tahmini yapayım derken uzun vadeli tahmin yaptım takım seneye kapıya kilit vurmazsa iyi.



Sauber F1 Team

Geldik iki arada bir derede kaldığım araca. Aracın arkası o güzel Alfa Romeo yazısı ve koyu kırmızı beyaz karışımıyla ne kadar seksi görünüyorsa ön tarafı da bir o kadar düz görünüyor. Ön tarafın olduğu bir fotoğrafı koymak bile istemedim. Twitter headerımı süsleyecek kadar güzel bir arka görüntünün hatrına kendilerine geçer not veriyorum. Evet son anda aldığımız habere göre Sauber karargahında büyük bir kutlama var, inanılmaz bir sevinç yaşanıyor...

Gelelim sürücülere. Bu sezon Sauber'i ayrıca destekleyeceğim çünkü gerçek bir genç yetenek olan Charles Leclerc var. Kendisiyle yapılmış bir röportajı geçen sene çevirmiştim. Kariyer basamaklarını hızla tırmanmayı başardı ve F2 serisini resmen domine ederek buraya geldi. Artık güncel Ferrari motorunu kullanacak olan Sauber ile neler yapacağını merak ediyorum. Benim fikrim araçla ilgili bir sorun yaşamadığı takdirde buraya da çabuk uyum sağlayarak Sauber'e puanları birer ikişer getirmeye başlar. Marcus Ericsson da işte pay-driver öyle takılıyor. Kendisinden bir beklentim mevcut değil. Sauber tam olarak underdog severlerin desteklemesi gereken bir takım.


İçimdeki bütün zehri akıttığıma ve tutmayacak tahminler yaptığıma göre yazıyı burada noktalıyorum. 25 Mart 2018 Pazar TSİ 08.10 diyerek tekrar ilk yarışı hatırlatıyor ve hepinize esenlikler diliyorum.

18.02.2018

Fernando Alonso ve Bisiklet Takımı Gerçekleri



Takvimler 2 Eylül 2013’ü gösterdiğinde bisiklet dünyasına C-4, F1 dünyasına ise ses bombası gibi düşen bir haber gündeme geldi. Ferrari pilotu Fernando Alonso sıkıntılı günler yaşayan ve kapanması beklenen Bask ekibi Euskaltel-Euskadi’nin UCI World Tour lisansını alacak, böylelikle 2010’daki bir röportajda dile getirdiği bisiklet takımı sahibi olma hayalini gerçekleştirecekti. Bisiklet sporuna çok daha fazla ilgi çekebilecek bu proje bugüne kadar gerçekleşmedi.

Bazıları Alonso’nun o dönemde Ferrari ile yaşadığı sıkıntıların ve kariyerine yön çizememenin bu projeyi sekteye uğrattığını söyledi, kimisi iki spora da yeterli vakit ayıramayacağı için yarış kariyeri bitene kadar beklemesinin önerildiğini yazdı ve kimileri ise (adı lazım değil baş harfi Ö) Fernando Alonso’nun karakter eksikliğinden muzdarip boşa sallayan bir insan olduğunu öne sürdü. Fakat artık sır perdesi aralanıyor, ArtemioFranchi.org yazarı aydın insan Ögeday Karabulut sizler için bu çalkantılı dönem hakkında çok ciddi araştırmalar yaptı (Google>Ara>Fernando Alonso, Euskaltel-Euskadi, Cycling, Fail, Liar Alonso, is Fernando Alonso honorless?, hot F1 Grid Girls nude) ve gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

2013’te çıkan haberler Alonso’nun sponsorlarının da desteğiyle Euskaltel-Eustadi’ye UCI World Tour lisansı alacağı ve 6 milyon euroya yakın bir yatırım yapacağıydı. 2015 yılına kadar takımla kontratı olan bisikletçilerin kontratları devam edecekti. Yani takımda köklü ve ani değişiklikler yapmak yerine var olan yapı korunarak değişim yıllara yayılacaktı. Takımın halihazırdaki en başarılı ismi Samuel Sanchez’in etrafına uluslararası bisikletçiler katarak yıllar içinde global bir değer haline gelmek amaçlanıyordu. Takımın ismi ise Fernando Alonso Cycling Team (FACT) olacaktı. FACT (TR: Gerçek; slogan olarak kullanıldığında daha etkili bir kelime) kısaltmasındaki kelime oyunu da gözlerden kaçmayacak ve Alonso’nun ne kadar içten pazarlıklı bir şahsiyet olduğunu gözler önüne serecekti. İnternet sitesinden yaptığı açıklamada takımın “şeffaflık ve sıfır tölerans” değerleri üzerine kurulacağını açıklayan Alonso bisiklet dünyasındaki yozlaşmadan bıkmış spor sevdalılarına göz kırpmayı ihmal etmiyordu. Yaban çakalı.

Bu haberin bisiklet severlere getirdiği mutluluk yaklaşık 21 gün sürdü. Euskaltel ve Alonso cephesinden gelen açıklamalar yapılan prensip anlaşmalarına ve olumlu açıklamalara rağmen projenin kesin anlaşmasının yapılamadığı yönündeydi. Euskaltel “KAPATIYORUZ” pankartını vitrine asarken, Fernando Alonso da “sonuna kadar denedik ama 2014 yılı için bir bisiklet takımı kurmanın imkansız olduğunu anladık” diyordu. Bisiklete olan tutkusuna en ufak bir zarar gelmediğini açıklayan Alonso’nun gerekirse sıfırdan tırnaklarımızla kazıya kazıya gurur duyacağımız bir takım kuracağız açıklamalarıyla takım satın almayacağı yavaş yavaş belli oluyordu. Güvenilir kişilerden (Ö.K.) gelen Alonso’nun bu işi paravan olarak kullanıp bir titan zinciri kurup kurmadığı soruları ise “saçmalama o öyle bir insan değil” denilerek geçiştiriliyordu.

-Pamuk mu polyester mi? Çin GP'sine gidince ucuza yaptırırım bunu sen pahalıya almışsın.

Yaklaşık bir yıl sonra 29 Mayıs 2014’te Fernando Alonso 2014 Giro d’Italia’nın 18. Etabını ziyaret ettiğinde haberler tekrar harlandı. “Takımımızı Aralık ya da Ocak gibi kurmaya karar vermiştik ancak şu an Mayıs ayındayız hatta Haziran oldu” diyerek zaman kavramı ve planlamayla da arasının çok iyi olmadığını gösteren Fernando Alonso “üstünde çalışıyoruz ancak lisans alana kadar beklememiz gerekiyor, lisans için son tarih de Kasım ayında. Ağustos 1’e kadar da kurallar gereği bisikletçilerle görüşmemiz bile yasak ve bu yüzden o zamana kadar her şey söylentiden ibaret” açıklamalarıyla yine bahanelerin arkasına saklanıyordu. Menajeri olan Luis Garcia Abad’ın açıklamaları UCI’ın Alonso’ya “sıfırdan takım kurmakla uğraşma git hazır takım al” dediği Alonso’nun ise işi kendi yöntemiyle halletmekte ısrarcı olduğuydu. “Gelecek yıl da arabada olmayı ancak takım direktörü olarak olmayı istiyorum” diyen Alonso’nun yanında oturan isim ise iki kez dünya bir kez de olimpiyat şampiyonu (2004 Atina) olan isim Paolo Bettini’ydi. Bettini bu proje uğruna kandırılarak İtalya milli takım baş antrenörlüğünü bırakmış bir isim olarak çok yakında pişman olacağından habersizdi. Kendisine ilerleyen paragraflarda değineceğiz.

Alonso’nun gönüllere boş yere umut tohumları ektiği Ekim ayının başında ortaya çıkacaktı. UCI Başkanı Brian Cookson; kardeşim başvuru tarihi geçti, bize gelen giden belge yok, ne tıkırtı var ne şıkırtı var Alonso ne arar la bazarda minvalinde açıklamalarla bisiklet sevdalılarına artık aklınızı başınıza alın bu dolandırıcının kurbanı olmayın diyordu. Bir yandan da ayıp olmasın diyerek “bu sene gitti ama gelecek yıl için ProContinental takım kurabilirler o yönde bir beklentimiz var, beklemedeyiz” diyerek Alonso’ya kapıları tamamen kapatmıyordu. İşin detayına inildiği zaman topun tamamen Alonso’da olduğu Cookson’ın “ona gereken her bilgiyi verdik ve planlarını bize anlatmaya hazır olduğunda dinlemeyi dört gözle bekliyoruz. ProContinental seviyesinden başlayarak yükselmeye hazır olduğunu ve mutlu olacağını bize söyledi.” açıklamalarından anlıyorduk.

Bir ay sonra Mexico City’de EFE haber ajansına konuşan Fernando Alonso “bir sürü nedenden ötürü” 2015 yılı için bisiklet takımı kurma işinin yattığını açıklıyor, F1 ve bisikletin bir araya gelebileceğini ve gelecekte bunu yapmak istediğini söylüyordu. Bisikletçileri överek kendini kurtarabileceğini zanneden İspanyol “F1’in bisikletten eksik kaldığı yönler var. Takım çalışması ve fedakarlık gibi.” diyerek bir yandan Ferrari’deki başarısızlığını ima yoluyla takıma yıkmaya çalıştığının farkına yalnızca yaban çakalı kişiliğini bilenler varıyordu. “Bisiklette de F1’deki teknoloji yok. Bisikletler kurallarla sınırlanmış ve teknolojik olarak gelişmemişler” açıklamasıyla siz ilkelsiniz demeye getiriyordu. Ancak şanlı bisiklet sporu çok geçmeden gizli motorlu bisiklet skandallarını ortaya çıkaracak ve kendisinin ne kadar haksız olduğunu ortaya serecekti. İşte hiçbir şeyden haberi olmayan adam bu işe girecekti bir de düşünün sayın okurlar. “Bisikleti seviyorum, her gün 100 km üzerinde bisiklet sürüyorum.” açıklamalarına kimse atma Ziya diyerek müdahale etmediği için durmayan Alonso “ancak sakince amatör seviyede çalışmak başka bir şey profesyonelce yapmak bambaşka” diyerek bilinmeyeni bildiriyor görünmeyeni gördürüyordu. Teşekkürederiz.swf.

-Şurada dolandırılacak birileri var galiba çabuk.

Ocak 2015’te aklı başına gelip dolandırıldığını hala anlamayan Paolo Bettini, La Gazzetta dello Sport’a “2014 Alonso’nun bisiklet projesi için yanlış bir yıldı” açıklamasını yapıyordu. Proje neden yürümedi diye sorulduğunda “Çünkü her şey Fernando için yanlış yılda oldu. Onun işi F1 pilotluğu yapmak. Ferrari’de herkesin bildiği değişiklikler olmaya başladı, Alonso da takım değiştirmek için hazırlıklara başladı.” diye cevap veriyor, hala parçası olduğu saadet zincirinin farkına varamıyordu. “Takımı için çok kritik bir yıldı ve onlara konsantre olmak zorundaydı, bu kadar etkileyici ve aynı zamanda emek isteyen bir proje için hiç zamanı yoktu, yani bütün proje beklemeye alındı” açıklamalarıyla derdini anlatmayı sürdüren Bettini kendisine yöneltilen “e siz işsiz kaldınız ne olacak tazminat filan?” sorularına ise “Hukuksal olarak bir sıkıntı yok, öyle bir şeyle ilgilenmiyorum. Beklemedeyiz, Fernando hala gelecekte bir takım sahibi olduğunu görüyor. İnanması güç biliyorum özellikle Euskaltel’i satın alma girişiminden sonra ama birçok kez konuştuk ve sizi temin ederim o işinin ehli ve tutkulu birisi. Aynı zamanda gururlu, bu hikayenin böyle bitmesini istemiyor.” diye cevap veriyordu. Bir ay kadar önce Fernando’nun kendisinden özür dilemesiyle dostça ayrıldıklarını belirten Bettini “ilerde bana ihtiyacı olursa haber versin koşullar uygunsa ve boştaysam görüşürüz” cümlesiyle de aklının başına pek gelemediğini gösteriyordu.

Ve gelelim 2017’nin Kasım ayına. Elconfidencial.com adresinde görev yapan şerefli, onurlu, gözü pek gazeteciler Fernando Alonso’nun bisiklet takımı serüveninin Panama Papers ile olan bağlantısını haber yapıyorlardı. Bisiklet takımı mevzusunun bisikletçiler arasında hafif tabirle “goygoy” malzemesi olduğuna dikkat çeken ekip bu işe “Bisiklet dünyasının El Dorado’su” yakıştırmasını yapıyordu. Yani söylenti ve beklenti boldu ama ortada bir şey yoktu. Alonso’nun macerasını kısaca özetleyen gazete, 2015’te takımın start almasına bir adım kaldığını Panama Papers’tan görebildiğimizi açıklıyordu. Ancak “İspanyol takımı” kimliğiyle bağdaştırılan takımın merkezinin Malta olduğu da bu sızıntıda ortaya çıkmıştı. Fernando Alonso, İspanyol bisiklet severlerin gönüllerine girmeye çalışırken takımını Malta’ya yerleştiriyordu. Alonso’nun menajerinin (Luis Garcia Abad) Katar yatırım fonu olan Novo Holding ile bir araya gelip Revolution Holdings’i Malta’da kurduğu belgelerle kanıtlanmıştı.

El Confidencial tarafından iletişime geçilen Garcia Abad takımın herhangi bir İspanya bağlantısı olmadığını doğrulamış, ne sponsorların ne de ana merkezin İspanya bağlantısı olmadığını söylemiş. “İspanya’da projenin sponsorlar tarafından ilgi görmemesi yüzünden birçok potansiyel sponsorun yabancı olduğu doğru” açıklamasını yapan Abad takımı neden İspanya’da kurmadınız sorusuna da “İspanyol hisse grubu sermayenin ancak yüzde ellisini toplayabildi, diğer üçüncü parti grupların ise İspanya ile ilgisi ya da bağlantısı yoktu. Bu tarz geliştirme projelerinin çoğunda olduğu gibi bizim de İspanya’da ana şirket kurmak gibi bir niyetimiz yoktu” diye cevaplamış.

Burada akıllara gelen soru şu: Alonso’yu yakından tanıyan İspanyol sponsorlar bu işin bir ponzi, bir dolandırıcılık, bir titan, bir Kenan Şeranoğlu, bir Jet Fadıl girişiminden daha güvensiz olduğunu düşündükleri için mi bu projeye destek vermediler? Sadece soruyorum!

El Confidencial’in haberine göre Malta 2003’ten beri (çift vergilendirme anlaşmasının imzalandığı tarih) İspanyollar için vergi cenneti olarak kabul görmese de OECD tarafından vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelerden birisi. Malta birçok şirket için cazip bir ülke: İngiliz sisteminden uyarlanmış tanıdık bir vergi sistemi, AB üyeliğinin getirdiği güvenceler, %5 civarına kadar düşürülebilen gelir vergileri gibi avantajlar var. Bir bisiklet takımı kurma hayali olduğunu söyleyen Alonso’nun bunlarla ne işi olabilir, ne amaçlamaktadır? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Vekalet versen elinden her şeyini alır, tipe bak.

Garcia Abad, El Confidencial’e gönderdiği belgelerle takımın hiçbir avantajdan faydalanmadığını ve İspanyol Hazinesi’nin Revolution Holdings Limited’ın varlığından haberdar olduğunu kanıtlarken tek bir Euro fatura kesmediğini de belgelemiş. Abad neden iş yürümedi konusunda ise “Sponsorlarla pazarlıklar gösterdi ki herkesin istediği gibi bir bütçeyi oluşturmak mümkün değildi ve istediğimiz gibi takımı 2016’da hazır hale getiremezdik. Bu gerçek ve ortaklarımızla olan belli farklılıklar projeyi önce durma sonra da iptal olma noktasına getirdi. Malta’daki şirket hala inaktif durumda ve tasfiye süreci başladı.” açıklamalarını yapmış.

Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise 15 prensip anlaşmasına varılmış bisikletçinin olduğu ve takımın altyapısının yüzde yetmişinin hazır olduğu. Bazı kaynaklara göre Alonso’nun anlaşmaya vardığı (ağına düşürdüğü) bisikletçilerden birisi de bisikletin sansasyonel ismi Peter Sagan’mış. Projeden kendisine hayır gelmeyeceğini anlayan Sagan o sezon Tinkoff ile anlaşmaya karar vermiş. Aynı kaynaklar Alonso’nun Cannondale-Tinkoff birleşmesinden sonra boşa çıkacak Pro Tour lisansının peşinde olduğunu da belirtmiş ancak bu iş de gerçekleşmemiş.

Tarih 18 Şubat 2018. Formula 1 sezonunun açılmasına kısa bir süre kaldı, Fernando Alonso’nun bisiklet takımıyla ilgili herhangi bir gelişme yok. Bisiklet severlerin kalplerini kırdı, umutlarını çaldı, karşılığında güzel birkaç sözden başka hiçbir şey vermedi. Şimdi ise orada da yarışacağım burada da yarışacağım diye kapris yaparak koca yarış takvimlerini değiştirtiyor. Uyanın artık spor severler uyanın.

Fernando Alonso
Bisiklet camiasının
Dolandırıcısı o

Uyuma bisikletçi uyuma.

Kaynaklar:

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/cycling/10282106/Fernando-Alonso-rides-to-rescue-of-threatened-Basque-cycling-team-Euskaltel-Euskadi.html

http://www.bbc.com/sport/cycling/24211808

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-still-aiming-launch-cycle-team-2015-124728

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-cycling-team-will-happen-2015-143067

http://road.cc/content/news/140729-paolo-bettini-says-2014-was-wrong-year-fernando-alonso-cycling-project

https://www.elconfidencial.com/economia/paradise-papers/2017-11-08/fernando-alonso-cycling-team-malta_1473384/

7.02.2018

Start Finish #8: F1 Camiasının Bisikletle İmtihanı


Formula 1 sürücülerinin hepsi; sezon hatta yarış aralarında fit kalmak, güçlenmek, stres atmak gibi amaçlarla diğer spor dallarına yöneliyorlar. Gridde en çok tutulan sporlardan biri de bisiklet. Antrenmanlar öncesi pistlerde atılan toplu turların birçoğunda bisikletle rahat rahat gezen pilotlara şahit oluyoruz. Ben de bloğumuzda sıkça yer verdiğimiz bu iki spor dalını hayatlarında daha fazla bir araya getiren isimleri kısaca derledim. Tabi çoğunlukla bisiklet süren insandan ziyade kazaya karışan insan haber olduğu için isimlerin çoğu kazalarla gündeme geldi. Yoksa Instagram’da sürücüleri takip ettiğiniz zaman özellikle yaz aralarında üçüncü sınıf bir bisiklet yarışı kadar çok hikaye ve fotoğraf görebiliyorsunuz.

Kevin Magnussen

2015 yılında McLaren’in yedek pilotu olan Magnussen, Singapur GP’si öncesi bisikletten düşerek kafileye katılamamıştı. Kaza sonrası elinde kırık meydana gelen Magnussen “en iyisi dört tekere devam etmek” şeklinde bir tweet atarak kendisiyle dalga geçmişti.

HABER (İngilizce)

Valtteri Bottas

Mercedes’in beklentileri aşan sürücüsü Valtteri Bottas da özellikle Instagram’da sıkça bisiklet üzerinde gördüğümüz isimlerden bir tanesi. Paylaştığı hikayelerde daha çok bisiklet üstünden görüntüler olsa da kendisi fotoğraflarda bisiklet ve manzarayı kombinlemeyi daha çok seviyor. Misal: 1, 2.
Bottas bisiklete olan sevgisini bir adım ileriye götürmüş ve her yıl Valtteri Bottas Duathlon adı altında bisiklet + koşudan oluşan bir yarış düzenliyor. Kendisi de bu yarışlara aktif katılım gösteriyor.

Mark Webber

Richie Porte gibi bir Avustralyalı olan Webber de yıllar önce bisikletle kazaya karışan isimlerden. 2008 yılında, Red Bull için pilotluk yaparken, Tazmanya’da kendi düzenlediği hayır etkinliğinde yarışırken karşıdan gelen arabayla kafa kafaya çarpışan Webber bacağını kırmış. Başarılı bir ameliyat sonrası ise 2009un ilk yarışı olan Avustralya GP’ye yetişmiş.
Bu arada düzenlediği etkinlik de dağ bisikleti, kano ve trekkingden oluşuyormuş: Mark Webber Pure Tasmania Challenge. Yakışır.

Fernando Alonso
Bisiklet sevdalısı olan İspanyol bundan beş sene önce “Euskaltel Euskadi’yi satın alacak” üç sene önce de “Kendi bisiklet takımını kuracak” gibi iddialarla gündeme gelmişti. Çeşitli sebeplerden dolayı iki planını da gerçekleştiremeyen Alonso nadiren de olsa planlarının sadece ertelendiğini söylüyor. Ayrıca kendisi fırsat buldukça pedallamaktan geri durmuyor.

Daniel Ricciardo
Gridin sempatik yüzü Daniel Ricciardo özellikle dağ bisikleti kullanmayı çok seviyor. Geçtiğimiz sene sezon başlamadan önceki bir hazırlık videosunda fitness tavsiyeleri verirken, dağ bisikleti ile çıktığı kısa bir parkura da eşlik etmiştik. Ayrıca takım arkadaşı Max Verstappen ile bisiklet üzerinde Abu Dabi pistini gezdikleri bir video da mevcut.

Marcus Ericsson
1.5 yıl önce Tayland’da bisiklet sürerken bir tavuğa çarparak tarihe geçen Marcus Ericsson, kazadan sonra “45 km hızla giderken (büyük) bir tavuğa çarpmayı önermiyorum ama yaralarım sarıldı ve hafta sonuna hazırım” şeklinde bir tweet atmış. Daha sonrasında ise “tavuk iyi, koşmaya devam etti, Tayland’da bu tavuklara ne yedirdiklerini bilmiyorum ama bu güçlüydü” demiş.

HABER (İngilizce)

Toto Wolff

Bu camiada sadece sürücüler değil, takım patronları da bisikletten ve kazalardan nasibini alıyor. Mercedes patronu Toto Wolff de 2014 yılında geçirdiği bisiklet kazası sonucu omzundan sakatlanmış. Wolff kaza sonrası “şimdilik işi profesyonellere bırakmaya karar verdik, Lewis ve Nico 300 kilometrede teker tekere giderken bizim 30 kilometrede gidebildiğimizden daha iyiler” açıklamasını yapmış.

HABER (İngilizce)

Jenson Button

Sansasyonların adamı Jenson Button, bir bisiklet yarışına katılıp da “çok hızlı gittiği için” diskalifiye olmayı başarmış. Bir Ironman etkinliğine katılan İngiliz; yüzme, bisiklet, koşu* branşlarının hepsini başarıyla tamamlasa da bisiklet etabında güvenlik sebebiyle hız limiti konulan kısımda hız limitine uymadığı için elde ettiği üçüncülükten olmuş.

HABER (İngilizce)

*düzeltme için McDennis08'e teşekkürler.

Nico Rosberg

Rosberg’in bisikletle olan ilişkisi biraz farklı. 2016’daki şampiyonluğunu “bisikleti bıraktım başarıya ulaştım” diyerek açıklamış. O sezonki yaz arasında bisiklet sürmeyi bıraktığını söyleyen Rosberg, bunun sonucunda 1 kg verdiğini, bunun da vücudun en ağır kaslardan biri olan bacak kaslarından gittiğini açıklamış. Araç ağırlık limitindeyken vücuttaki bir kilogramın tur başına 0.04 saniyeye mal olduğunu söyleyen Rosberg, Japonya GPsinde verdiği 1 kg sayesinde pole pozisyonunu aldığını, bunun da Lewis Hamilton’ın kafasını karıştırarak startta hata yapmasına yol açtığını iddia etmiş. Bir şey diyemiyorum haklı olabilir ya da sadece Hamilton konsantrasyonunu kaybetmiştir Rosberg kendine pay çıkarıyordur. 

Sonuç olarak bisikleti bırakıyoruz başarılı günlere yelken açıyoruz arkadaşlar, Fırat’la da konuşuyorum bloğu kapatıyor, haydi görüşürüz…

HABER (İngilizce)

Porte Geçmişe ve Geleceğe Bakıyor



Avustralya’nın güney kıyısındaki Tazmanya adasında büyüyen BMC Racing bisikletçisi Richie Porte, kendisini dünyanın en iyi etap yarışçılarından biri olarak kabul ettirmek için çok yol aldı. Son iki Tour de France kazanma girişimini yaşadığı kazalar bozsa da bu sene kötü şansını geride bırakmayı umuyor. 33 yaşındaki dost canlısı isimle bu egzotik adadaki kökleri, bisiklet yarışçılığı ve arkadaşlık hakkında konuştuk.

Peloton Magazine: Richie sen sıklıkla Avustralyalı diyip geçmek varken Tazmanyalı bir yarışçı olarak tanımlanıyorsun. Bu senin için ne anlama geliyor. Birçoğumuz sadece Tazmanya Canavarı’nı biliyor ama adana ait çok daha fazlası olmalı. Tazmanyalı olmak nasıl bir şey? Mesela Avustralyalılar sizi belli bir şekilde kategorize ediyor mu? Köklerinle oldukça gurur duyuyor görünüyorsun. Son olarak Tazmanyalı bir çocuk nasıl WorldTour bisikletçisi oldu?

Richie Porte: Oh, bu farklı bir dünya. İnsanlarla Tazmanya hakkındaki konuşmalarımın yarısı onlara Avustralyalı olduğumuzu açıklamakla geçiyor. Avustralya pasaportuna sahibim. Anakara Avustralyalıları her zaman Tazmanyalılarla dalga geçer, çok ufak bir adamız olduğu için bizle eğlenirler. Ancak bu durumun örnek olarak Sardunya’nın İtalya’yla ya da Korsika’nın Fransa’yla olan ilişkisinden bir farkı yok.

Benim için Tazmanya sadece dünyanın güzel bir parçası… ve ayrıca insanlar da iyi! İnsanlar gerçekten çok rahat belki anakara Avustralyalılarından bile daha rahatlar. Tazmanyalı olmaktan gurur duyuyorum. Geri dönüp tamamen rahatlayabildiğim tek yer. Monako’da [Avrupa’daki evi] hiçbir zaman yüzde yüz rahat değilim. Bazı açılardan Tazmanya gerçek Avustralyadır. Avustralya sakinliğiyle bilinir ve Tazmanya oradan daha sakindir. Tazmanya’da evden çıktıktan sonra 15 dakika boyunca hiç kırmızı ışık görmeyebilirsiniz. Orada olmayı seviyorum. Bisiklet sürmek için şahane bir yer. Bütün gün iniş ve çıkışlar var ayrıca her zaman da diğer rüzgarlara galip gelen bir pruva rüzgarı [karşıdan esen rüzgar] mevcut. Favori tırmanışım, 2000 metrelik tırmanış boyunca dönen 135 kilometrelik yol. Bu size nasıl bir şey olduğuyla ilgili güzel bir fikir veriyor. Burada devasa dağlar yok ancak her zaman iniş çıkışlar var, muhteşem doğal parklarla birlikte.

Çocukken triatlona başladım ve bisiklete geçmeden önce bu yolda ilerleyebildiğim kadar ilerledim. Ebeveynlerime ve diğer birkaç insana Avrupa’ya gidip profesyonel bisikletçi olmam konusunda teşekkür etmem lazım. Bayağı sıkı bir yolculuk oldu ancak bu herkes için böyle.



Alberto Contador ve Chris Froome gibi şampiyonlarla çalıştıktan sonra Porte BMC ile yuvasını buldu.

Peloton: BMC’de takım lideri olmadan önce kendini ispatladın diyebiliriz, Alberto Contador ve Chris Froome için yarışarak. Bu şampiyonlardan neler öğrendin?

Porte: Aslında Alberto ile sürdüğüm 2011 yılında yapabileceğim pek bir şey yoktu. O sene kendisine Giro d’Italia’da eşlik ettim ve o kadar güçlüydü ki o kadar yardıma ihtiyacı olmadı. Pelotondan ayrılmaya yardım etmek için önde sürerdim ama bu kadardı. Dürüst olmak gerekirse muhtemelen Chris’ten daha çok şey öğrendim. Chris, Brad’in [Wiggins] gölgesindeyken onunla bir bakıma ahbaptım. Chris hakkında söyleyebileceğim şey hem bisikletin üstündeyken hem de yerdeyken son derece profesyonel olduğu. Efor sarfetmekten hiç kaçınmaz. Mental olarak her zaman çok güçlüdür.

Ve yarış sırasında hiçbir şeyi hediye etmez. Geçen yılki Dauphine’e bakın [Porte son gün lider mayosunu giyerken Froome’un Sky takımı final etabının başında atak yapmış ve yarışı karıştırmıştı – sonunda Froome da kaybetmiş, Astana’dan Jakob Fuglsang’ın zaferi kazanmasına yol açmıştı.]. Sanırım büyük yarışları kazanacaksanız böyle olmanız gerekiyor.
Şahsen bunu yapabilir miydim bilmiyorum. Kendimi arkadaşlarına biraz daha sadık biri olarak görüyorum. Örnek olarak, Tazmanyalı dostum Will Clarke’a yarış sırasında zarar verecek bir hamleyi asla yapmam. Bunu bir arkadaşa asla yapmam. Ancak Chris böyledir. Kimseye eyvallahı yoktur.


Peloton: Peki Chris’in Vuelta a Espana’daki doping testini geçemediği haberini nasıl karşıladın?

Porte: Sadece bekleyelim ve görelim. Kendisini savunması gerekiyor. Ancak gün sonunda bisiklet sporu iki türlü de kazanamayacak. Devasa bir utanç.

Peloton: Richie sen dünyanın en iyi tırmanışçılarından birisin. Fakat gün geçtikçe iniş yarışlarda daha büyük rol oynamaya başladı. Senin gibi ufak bir adam inişlerde dezavantajlı olduğunu düşünüyor mu?

Porte: Evet ufak olmak biraz daha zor oluyor. Tour’daki kazama dönüp baktığımda; insanlar ileri geri konuşuyordu ancak ben Le Mont du Chat’ın dibine kadar Chris, Jakob Fuglsang ve diğerleriyle birlikte indim. Risk alan birisi değilim ama rahatça iniş yapabiliyorum. Ancak kaza yaptığım o gün, frene dokunduğum anda arka tekerleğim kilitlendi. Bu bisikletin bir parçası, yükselmeli ve alçalmalısınız. Gün sonunda eğer Nibali gibi pelotondaki en iyi inişçilerden biri kaza yapıyorsa başka bir ismin de büyük bir kaza yapmasının da an meselesi olduğunu düşünürüm. Benim için o kazayı yapmak ve koltukta oturup kaza hakkında düşünmek için fazla süremin olması, kazayı mental olarak atlatmamın biraz zaman alacağını anlamamı sağladı.

Peloton: Bu -çılgın inişler- gelecekte psikolojik olarak kendini hazırlayabileceğin bir şey mi?

Porte: Evet, yüzde yüz! Tassie’den, psikiyatr olan bir arkadaşım var ve elbette bu konuya değindik, çünkü sonuçta bu büyük bir travma. Birisinin kötü bir araba kazası geçirmesinden farkı yok. Tepeden aşağı inmeye başladığınız anda bu endişeler başlıyor… ama sonuçta bu bir bisiklet yarışı ve zemine ulaşmak zorundasınız. Bununla birlikte kariyerimde bisiklet yarışının en önemli şey olmadığı bir noktaya doğru ilerliyorum -Mayıs ayında bir bebeğimiz olacak-.

Peloton: Geçen sezona harika bir başlangıç yapmıştın. Kendini yine aynı seviyede hissediyor musun ve yine benzer bir takvimin olacak mı?

Porte: Evet bu sezon da geçtiğimiz sezon Tour’a kadar yaptıklarımı tekrar etmek isterim. Tour of Romandie’yi kazandım ve Dauphine’de ikinci oldum. Fakat bu sezon bir adım ileri gidip Tour [de France] kutusuna da bir tik atabilmek istiyorum. İyi şans dilemiyorum sadece kötü şans olmamasını diliyorum. Önümüze motosiklet çıkmamasını, kaza yaşamamayı ve gerçekten neler yapabileceğimi görmeyi ki sonunda “acaba”lar ve “böyle yapmalıydım”lar olmasın. Tour’a gidebilmeyi, sadece orada olmayı ve podyum için mücadele vermeyi umut ediyorum.

Bu yazının orijinali James Startt tarafından 6 Şubat 2018 tarihinde PelotonMagazine.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.

5.02.2018

Defter Arkası #3


Askerliği yiyip bitireli pratikte 2.5 hafta, kağıtta ise 5 gün oldu. Bilgisayar başına geçtiğim son birkaç gündür bir yazı yazayım, çeviri yapayım da ortamlara geri döneyim gibi niyetlerim vardı ancak kışla içinde girdiğimiz psikoloji yüzünden -internet erişimim olmasına rağmen- her spor dalına "haydi ya öyle mi olmuş vay Emenike" mesafesindeyim. Askerliğini yapmış olanlar bilir, yapmamış olanlara tarif etmesi gerçekten zor oluyor ama şöyle açıklamaya çalışayım: günlerce beklediğim; nöbet, iş, temizlik vs. hiçbir görevim yokken sakin kafayla izlemeye çalıştığım Galatasaray-Göztepe maçının 20. dakikasında "ben ne izliyorum ki" tepkisini vererek gidip uyumayı tercih etmiştim.

Yavaş yavaş bu psikolojiden sıyrılıyorum ve geçtiğimiz altı ay içinde olup bitenleri detaylarıyla öğrenmeye çalışıyorum. Sadece elimin pası gitsin diye yazacağım bu yazıda ise ne kitap, ne spor, ne de askerlik anısı anlatacağım. 3 haftadır telefonumun şarjını emikleyen, deli gibi sardığım bir oyundan bahsetmek istiyorum. (Hayır viral reklam almadık ama vermek isteyen varsa iletişime geçebilir. Lazım çünkü...) Unutmadan, ben gittikten sonra birkaç kişi mesaj ve yorum yazmış. Onlara da çok teşekkür ederim, yazıların okunduğunu bilmek gurur veriyor.

Dashy Crashy isimli şeytan icadı prensip olarak çok basit. Aracınızla beş şeritli bir yolda sonsuza ilerliyor, yolunuza çıkan diğer araçlara ve engellere çarpmamaya çalışıyorsunuz. Bu basit ve sıkça gördüğümüz formülü eğlenceli kılan ise verilen görevler, belirli bir puan toplayınca açılan fenomen olmuş araçlar, her aracın farklı bir özelliğinin hatta farklı bir oyun modunun olması. Oyun içinde oyunlar mevcut denilebilir. Örneğin askeri jiple tank desteği çağırarak engellere takılmadan ilerlerken, Knight Rider ile gece olduğunda üç kat puan toplayabiliyor, ralli aracıyla trafiksiz bir ortamda checkpointlere yetişmeye çalışıyorsunuz. Kargo aracıyla yol üstünde kutuları alıp bırakarak, çöp aracıyla kaza yapmış araçları toparlayarak puanınıza puan ekliyorsunuz. Oyunda uzaktan kumandalı arabadan X-Wing'e, Batmobile'den Tardis'e geniş bir yelpaze mevcut. Oyun son derece hızlı akıyor, ses efektleri ve emoji dolu görseller de bir an olsun canınızın sıkılmamasına yardımcı oluyor.

Bir diğer sevdiğim nokta oyunda -IOS için en azından- zırt pırt reklam çıkmaması. Böylesine hızlı ve sık sık başa döndüğümüz bir oyunda aralara reklam girse ikinci saatte silmiş olurdum. Oyun bu iğrenç formül yerine reklam karşılığı açılmamış bir aracı 5 sefer kullandırmak, bonus puan vermek, kaldığınız yerden devam etmek gibi özellikler sunuyor. Bu keyfi reklam uygulaması oyundan kopmanızı engellerken geliştiricilere destek olmanız için de can sıkmayan fırsatlar sunuyor.

Dashy Crashy'i indirmek için: Appstore ya da Google Play linklerine bakabilirsiniz.

Bu ısınma yazısını noktalarken silah altındaki alt devrem, sayın blog yazarımız Eric Cantona'ya ve aylardır blogu boşlayan ev sahibi Fırat Selçuk'a selamlar gönderiyor, herkese esenlikler diliyorum. En yakın zamanda yepyeni çevirilerle görüşmek üzere (bir altı ay daha haber alınamadı).

20.10.2017

Sezon sonu puanlaması: World Tour takımları 2017'yi nasıl geçirdiler?

Ag2r, Tour 2017'nin 15. etabında Col de Peyra Taillade'de ekip çalışmasında
 WorldTour takımlarının geride kalan 2017 sezonunu nasıl geçirdiklerini gözden geçireceğiz.

Ag2r La Mondiale - 6/10

Takımın 2017 sezonunda en çok hatırlanacak şey Romain Bardet ile elde edilen Tour de France podyumu ve takımın yarışta uyum içindeki sürpriz  performansı olacak. Bunun yanında Domenico Pozzovivo'nun Giro'daki altıncılığı, Oliver Naesen'in klasiklerde favori haline gelen performansı ve elde edilen 17 galibiyet de biraz hatırlanacaklar.

Jakob Fuglsang, Dauphine'yi kazanırken
Astana - 5/10

Michele Scarponi'nin zamansız ölümü Astana'nın 2017 sezonunun üzerine kara bulut gibi çöktü ve takım da özellikle bahar aylarını bu ölümün ardından gelen travmatik etkiyle geçirdi.

En azından yaz aylarına yolda bir sonuç elde ederek başladılar ve Jakob Fuglsang, Criterium du Dauphine'de genel klasmanı kazandı ama Grand Tour liderleri(Tour'da Aru, Vuelta'da Lopez) etkileyici performanslarını genel klasmanda yüksek yerlere taşıyamadılar.

Vincenzo Nibali, Il Lombardia'yı kazanırken
Bahrain-Merida - 6/10

Sonny Colbrelli'nin elde ettiği birkaç galibiyeti kenara koyarsak WorldTour'un yeni takımı, başarı için sezon boyunca yıldız ismi Vincenzo Nibali'nin ellerine baktı.

Tamamen kendine göre dizayn edilmiş bir takıma sahip olmayı avantaja çeviren Nibali, Giro ve Vuelta'da podyumda yer alarak tamamladıktan sonra sezonu son anıtsal klasik olan Il Lombardia'daki galibiyetle kapattı. Yine de 11 galibiyet, WorldTour takımları arasındaki en düşüklerden biri.

Greg van Avermaet, 2017 Omloop Het Nieuwsblad'ı kazanırken
BMC Racing - 8/10

BMC'nin 48 galibiyetlik sezonunda daha iyisini yapabilen tek takım Quick-Step Floors oldu ve bu takım tarihinin en iyi performansıydı. 48 galibiyeti 13 farklı isim elde etti ki bu da kadrodaki güç dağılımının ve kadro derinliğinin muhteşem bir yansıması.

Yine de takım için acı verici aksaklıklar da yaşandı; Richie Porte, Tour de France'ta ciddi bir kazayla yarış dışı kaldı ve devamında takım Tour'da bir galibiyet bile elde edemedi, ayrıca Dünya Zamana Karşı Şampiyonu unvanını da yitirdiler. Ama Greg van Avermaet'ın klasiklerdeki tarihi dörtlemesi ve Paris-Roubaix galibiyeti devasa bir başarıydı.

Toru de France 2017 3. etabını kazandıktan sonra Peter Sagan tebrikleri kabul ediyor
Bora-Hansgrohe - 7/10

Peter Sagan'ın ilk sezonunda takımın yıldızı olacağı kaçınılmaz bir gerçekti ve Sagan'ın Bergen'deki dünya şampiyonasında elde ettiği galibiyet, takımın adını bir sezon daha gökkuşağı mayoya yazdırmasını sağladı.

Sagan'ın, takımın 30'dan fazla galibiyetinin yarısından daha azına sahip olması ise Sam Bennett, Rafal Majka ve Maciej Bodnar gibi isimlerin ne kadar yetenekli olduklarını ortaya koydu.

Pierre Rolland, Cannondale-Drapac'in Grand Tour galibiyeti hasretini Giro'da sona erdirdi
Cannondale-Drapac - 6/10

Cannondale-Drapac'ın eski günlerde olduğu gibi "küçük ama başarılı" kimliğine yavaş yavaş döndüğüne dair işaretler vardı. Rigoberto Uran'ın Tour de France'ı genel klasman ikincisi olarak noktalaması da Pierre Rolland'ın Giro'daki etap galibiyeti de bunu kanıtlar nitelikteydi.

Bu sonuçlar, takımın yeni bir sponsorla geleceğini garanti almasına ve önümüzdeki sezon da WorldTour'da kalmasına imkan tanıdı.

Edvald Boasson Hagen, Tour de France 2017'de etap galibiyetini kutlarken
Dimension Data - 4/10

Yıldız ismi Mark Cavendish'in uzun süren yokluğuna rağmen 25 galibiyet elde eden takımın muhteşem bir direnç gösterdiğini söylemek ve hakkını vermek gerek.

Yine de büyük yarışlarda "Manx Missile" Mark Cavendish'i aradılar; Edvald Boasson Hagen'in Tour de France'ta yıldızlaşıp etap galibiyeti kazanan formuna geri dönmesi en üst seviyede sezon boyu elde edebildikleri tek başarıydı.

Thibaut Pinot, Giro d'Italia 2017'de
FDJ - 6/10

Marco Madiot'nun takımı için sağlam bir sezondu, iki yıldız isim de büyük gelişim gösterdiler -Thibaut Pinot, Giro'da genel klasmana oynayıp son anda podyumu kaçırdı ve Arnaud Demare da Toure de France etabı kazandı.

Takımın çoğunu Fransa'nın küçük yarışlarında elde ettiği 27 galibiyetin 10'unda Demare imzası vardı.

Ilnur Zakarin, Giro d'Italia 2017'de
Katusha-Alpecin - 3/10

Katusha-Alpecin için epey çalkantılı bir yıl geride kaldı, galibiyet getiren tek adam Alexander Kristoff olunca takım yönetimi yere çakıldı.

Simon Spilak Tour de Suisse'yi kazandı ve Ilnur Zakarin, Vuelta'da üçüncü sırayı elde attı ama yine de hepsi bir araya geldiğinde takım bu sezon beklentilerin altında kaldı. Katusha, 2017'de World Tour etabı kazanamayan tek takım oldu.
Primoz Roglic, Tour de France 2017'de Galibier'de etap zaferine ulaşırken
LottoNL-Jumbo - 5/10 

Tarihi boyunca genel klasman mücadelesinin ortasında yer almış bir takım için koca sezon boyunca üç Grand Tour'da sadece bir kez ilk 10'da yer almak(Kruijswijk, Vuelta'da 9. oldu) büyük bir hayal kırıklığıydı.

Pozitif tarafta ise iki genç yıldız, sıçrama yaşadıkları bir sezonu geride bıraktılar -Sprinter Dylan Groenewegen Şanzelize'de etap kazandı ve Primoz Roglic de Dünya Zamana Karşı Şampiyonası'nda gümüş madalya kazandı. Roglic sezonun ilk yarışlarında da parlamıştı ancak henüz takımın genel klasmandaki dertlerine çare olamadı.

De Gendt nihayet bir kaçışında zafere ulaşıyor
Lotto-Soudal - 4/10

Lotto-Soudal, takım halidne kaçışlara olan tutkusunun ödülünü bazen alıyor. Tıpkı Vuelta'da dört etap galibiyeti elde etmeleri ve thomas de Gendt'in Dauphine'deki başarısı gibi.

Ancak mevcut durumlarının daha fazlasına ihtiyacı var, neredeyse sessiz sakin geçen klasikler ve Andre Greipel'in kötü formu bu sezon telafi edilemedi.

Nairo Quintana, Giro'da ikinci sırayla yetinmek zorunda kaldı
Movistar - 6/10

En iyi dönemleri de vardı en kötü dönemleri de. Alejandro Valverde, takımın sezonunu muhteşem bir açılışla yapıp tur galibiyetlerini Ardenneler dublesi ile sürdürürken Nairo Quintana da Tirreno-Adriatico'yu kazandı ve Giro'da genel klasman ikincisi oldu.

Sonrasında Valverde diz kapağını kırdı, Quintana'nın benzini bitti ve sezonun kalanında lastikleri patladı. Temmuzdan itibaren Tour ve Vuelta hayal kırıklıkları dahil olmak üzere kayıtlara sadece iki galibiyet geçirebildiler.

Caleb Ewan, Sam Bennet ve Fernando Gaviria'nın önünde Giro'da etap zaferini alırken
Orica-Scott - 5/10

Orica-Scott'ın Grand Tour genel klasmanlarındaki gelişimi bu yıl da test aşamasındaydı. Adam Yates, Simon Yates ve sakatlıklarla boğuşan Esteban Chaves'ten hiçbiri Grand Tour ilk 5'i yapamadı.

Takım yine de etkileyici bir sezon geçirip Caleb Ewan, Michael Albasini ve Yates kardeşler gibi isimlerle 32 galibiyet elde etti ama bunların yalnızca biri bir büyük turda(Giro'da Ewan ile) geldi ve WorldTour'a dahil klasiklerde hiçbir galibiyet elde edemediler.

Marcel Kittel, Tour de France 2017'de
Quick-Step Floors - 9/10

Quick-Step 2017'de de yine bir sezonda 50'nin üzerinde galibiyet elde etmekle kalmadı -bu galibiyetlerin çoğu çok büyük yarışlarda elde edildi.

Marcel Kittel, Tour de France'ta 5 etap alırken Fernando Gaviria ve Matteo Trentin'le Giro'da Vuelta'da dörder etap galibiyeti elde edip saygıyı hak ettiler ve dahası, Philippe Gilbert ile Ronde'yi ve Amstel Gold Race'i kazandılar.

Eğer bu kadar başarı size yetmediyse tüm Anıtsal Klasiklerde podyuma bir sporcu sokmayı başardılar ve Grand Tour genel klasmanlarını da Dan Martin ve Bob Jungels ile zorladılar.

İki Grand Tour birden kazanan Chris Froome, Team Sky'la beraber tarih yazdı
Team Sky - 10/10 

Tour de France'ı kazanmak Team Sky için artık bir formalite haline gelse de bir sezonda iki Grand Tour kazanmak takıma yeni bir çıta kazandırdı.

Tour ve Vuelta'da deneyimledikleri ve Chris Froome'un zaferleriyle sonuçlanan kontrol mekanizması gerçekten insanı dehşete düşürdü. Michal Kwiatkowski(Milan-San Remo, San Sebastian ve Strade Bianche'yi kazandı) ve Sergio Henao(Paris-Nice galibi) gibi çok güçlü ve başarılı isimler, Froome'un ardında takımda domestik olarak görev aldılar.

Tom Dumoulin, Giro d'Italia 2017 genel klasman zaferini kutlarken
Team Sunweb - 10/10

Team Sunweb, 2017'de neye elini attıysa altına dönüştü.

Tom Dumoulin ile Giro'yu kazandılar, bunun yanında Michale Matthews ve Warren Barguil ile Tour de France'ın yeşil ve polkadot mayolarını kazandılar ve dört de etap galibiyetl elde ettiler, Dünya Yol Şampiyonası'nda ise hem takım hem bireysel zamana karşıda zirveye çıkıp iki de altın madalya kazandılar.

Böylesine mütevazı bütçeye sahip bir takım için tüm bunlar sıra dışı başarılardı.

Alberto Contador, Vuelta a Espana'da 20. etabı kazanırken
Trek-Segafredo - 4/10

Hiç şüphesiz Trek-Segafredo'nun sezonunda iz bırakan an, Alberto Contador'un Vuelta'da kariyerinin son yarışını koşması ve bunu Angliru'daki tarihi galibiyetle süslemesiydi. 

Contador'un vedası, Tour de France'ta Mollema'nın etapla süslediği performansını gölgede bırakırken, takımın klasiklerdeki iddialı kadrosu bahar aylarını galibiyetsiz kapattı. 

Maciej Mohoric, Vuelta'da etap kazanırken
UAE Team Emirates - 3/10

UAE Team Emirates'ten daha fazla ikincilik elde eden takım çok azdı ki Rui Costa'nın Giro'daki üç etap ikinciliği sinir bozucuydu. Bu, tüm sezonun en öne çıkan performansıydı yine de.

Kazandıkları yarışlar genel olarak daha düşük profilli yarışlardı ama yine de Jan Polanc ve Matej Mohoric ile Giro ve Vuelta'da etap alabildiler.

Bizden gelen bir çeviri eklentisi: Bu yazı, son iki World Tour yarışı olan Türkiye ve Çin yarışları öncesi yazılmıştı. Diego Ulissi'nin sezon sonunda Türkiye Turu'nu kazanarak takıma bir World Tour genel klasman galibiyeti getirdiğini eklemek gerek. Belki bu şekilde puanlarını 3'ten 4'e yükseltebiliriz.

-

Bu yazının orijinali, 11 Ekim 2017'de CyclingWeekly.com'da Stephen Puddicombe tarafından yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmaksızın artemiofranchi.org dışında bir yerde kullanılamaz. 

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO