18.02.2018

Fernando Alonso ve Bisiklet Takımı Gerçekleri



Takvimler 2 Eylül 2013’ü gösterdiğinde bisiklet dünyasına C-4, F1 dünyasına ise ses bombası gibi düşen bir haber gündeme geldi. Ferrari pilotu Fernando Alonso sıkıntılı günler yaşayan ve kapanması beklenen Bask ekibi Euskaltel-Euskadi’nin UCI World Tour lisansını alacak, böylelikle 2010’daki bir röportajda dile getirdiği bisiklet takımı sahibi olma hayalini gerçekleştirecekti. Bisiklet sporuna çok daha fazla ilgi çekebilecek bu proje bugüne kadar gerçekleşmedi.

Bazıları Alonso’nun o dönemde Ferrari ile yaşadığı sıkıntıların ve kariyerine yön çizememenin bu projeyi sekteye uğrattığını söyledi, kimisi iki spora da yeterli vakit ayıramayacağı için yarış kariyeri bitene kadar beklemesinin önerildiğini yazdı ve kimileri ise (adı lazım değil baş harfi Ö) Fernando Alonso’nun karakter eksikliğinden muzdarip boşa sallayan bir insan olduğunu öne sürdü. Fakat artık sır perdesi aralanıyor, ArtemioFranchi.org yazarı aydın insan Ögeday Karabulut sizler için bu çalkantılı dönem hakkında çok ciddi araştırmalar yaptı (Google>Ara>Fernando Alonso, Euskaltel-Euskadi, Cycling, Fail, Liar Alonso, is Fernando Alonso honorless?, hot F1 Grid Girls nude) ve gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

2013’te çıkan haberler Alonso’nun sponsorlarının da desteğiyle Euskaltel-Eustadi’ye UCI World Tour lisansı alacağı ve 6 milyon euroya yakın bir yatırım yapacağıydı. 2015 yılına kadar takımla kontratı olan bisikletçilerin kontratları devam edecekti. Yani takımda köklü ve ani değişiklikler yapmak yerine var olan yapı korunarak değişim yıllara yayılacaktı. Takımın halihazırdaki en başarılı ismi Samuel Sanchez’in etrafına uluslararası bisikletçiler katarak yıllar içinde global bir değer haline gelmek amaçlanıyordu. Takımın ismi ise Fernando Alonso Cycling Team (FACT) olacaktı. FACT (TR: Gerçek; slogan olarak kullanıldığında daha etkili bir kelime) kısaltmasındaki kelime oyunu da gözlerden kaçmayacak ve Alonso’nun ne kadar içten pazarlıklı bir şahsiyet olduğunu gözler önüne serecekti. İnternet sitesinden yaptığı açıklamada takımın “şeffaflık ve sıfır tölerans” değerleri üzerine kurulacağını açıklayan Alonso bisiklet dünyasındaki yozlaşmadan bıkmış spor sevdalılarına göz kırpmayı ihmal etmiyordu. Yaban çakalı.

Bu haberin bisiklet severlere getirdiği mutluluk yaklaşık 21 gün sürdü. Euskaltel ve Alonso cephesinden gelen açıklamalar yapılan prensip anlaşmalarına ve olumlu açıklamalara rağmen projenin kesin anlaşmasının yapılamadığı yönündeydi. Euskaltel “KAPATIYORUZ” pankartını vitrine asarken, Fernando Alonso da “sonuna kadar denedik ama 2014 yılı için bir bisiklet takımı kurmanın imkansız olduğunu anladık” diyordu. Bisiklete olan tutkusuna en ufak bir zarar gelmediğini açıklayan Alonso’nun gerekirse sıfırdan tırnaklarımızla kazıya kazıya gurur duyacağımız bir takım kuracağız açıklamalarıyla takım satın almayacağı yavaş yavaş belli oluyordu. Güvenilir kişilerden (Ö.K.) gelen Alonso’nun bu işi paravan olarak kullanıp bir titan zinciri kurup kurmadığı soruları ise “saçmalama o öyle bir insan değil” denilerek geçiştiriliyordu.

-Pamuk mu polyester mi? Çin GP'sine gidince ucuza yaptırırım bunu sen pahalıya almışsın.

Yaklaşık bir yıl sonra 29 Mayıs 2014’te Fernando Alonso 2014 Giro d’Italia’nın 18. Etabını ziyaret ettiğinde haberler tekrar harlandı. “Takımımızı Aralık ya da Ocak gibi kurmaya karar vermiştik ancak şu an Mayıs ayındayız hatta Haziran oldu” diyerek zaman kavramı ve planlamayla da arasının çok iyi olmadığını gösteren Fernando Alonso “üstünde çalışıyoruz ancak lisans alana kadar beklememiz gerekiyor, lisans için son tarih de Kasım ayında. Ağustos 1’e kadar da kurallar gereği bisikletçilerle görüşmemiz bile yasak ve bu yüzden o zamana kadar her şey söylentiden ibaret” açıklamalarıyla yine bahanelerin arkasına saklanıyordu. Menajeri olan Luis Garcia Abad’ın açıklamaları UCI’ın Alonso’ya “sıfırdan takım kurmakla uğraşma git hazır takım al” dediği Alonso’nun ise işi kendi yöntemiyle halletmekte ısrarcı olduğuydu. “Gelecek yıl da arabada olmayı ancak takım direktörü olarak olmayı istiyorum” diyen Alonso’nun yanında oturan isim ise iki kez dünya bir kez de olimpiyat şampiyonu (2004 Atina) olan isim Paolo Bettini’ydi. Bettini bu proje uğruna kandırılarak İtalya milli takım baş antrenörlüğünü bırakmış bir isim olarak çok yakında pişman olacağından habersizdi. Kendisine ilerleyen paragraflarda değineceğiz.

Alonso’nun gönüllere boş yere umut tohumları ektiği Ekim ayının başında ortaya çıkacaktı. UCI Başkanı Brian Cookson; kardeşim başvuru tarihi geçti, bize gelen giden belge yok, ne tıkırtı var ne şıkırtı var Alonso ne arar la bazarda minvalinde açıklamalarla bisiklet sevdalılarına artık aklınızı başınıza alın bu dolandırıcının kurbanı olmayın diyordu. Bir yandan da ayıp olmasın diyerek “bu sene gitti ama gelecek yıl için ProContinental takım kurabilirler o yönde bir beklentimiz var, beklemedeyiz” diyerek Alonso’ya kapıları tamamen kapatmıyordu. İşin detayına inildiği zaman topun tamamen Alonso’da olduğu Cookson’ın “ona gereken her bilgiyi verdik ve planlarını bize anlatmaya hazır olduğunda dinlemeyi dört gözle bekliyoruz. ProContinental seviyesinden başlayarak yükselmeye hazır olduğunu ve mutlu olacağını bize söyledi.” açıklamalarından anlıyorduk.

Bir ay sonra Mexico City’de EFE haber ajansına konuşan Fernando Alonso “bir sürü nedenden ötürü” 2015 yılı için bisiklet takımı kurma işinin yattığını açıklıyor, F1 ve bisikletin bir araya gelebileceğini ve gelecekte bunu yapmak istediğini söylüyordu. Bisikletçileri överek kendini kurtarabileceğini zanneden İspanyol “F1’in bisikletten eksik kaldığı yönler var. Takım çalışması ve fedakarlık gibi.” diyerek bir yandan Ferrari’deki başarısızlığını ima yoluyla takıma yıkmaya çalıştığının farkına yalnızca yaban çakalı kişiliğini bilenler varıyordu. “Bisiklette de F1’deki teknoloji yok. Bisikletler kurallarla sınırlanmış ve teknolojik olarak gelişmemişler” açıklamasıyla siz ilkelsiniz demeye getiriyordu. Ancak şanlı bisiklet sporu çok geçmeden gizli motorlu bisiklet skandallarını ortaya çıkaracak ve kendisinin ne kadar haksız olduğunu ortaya serecekti. İşte hiçbir şeyden haberi olmayan adam bu işe girecekti bir de düşünün sayın okurlar. “Bisikleti seviyorum, her gün 100 km üzerinde bisiklet sürüyorum.” açıklamalarına kimse atma Ziya diyerek müdahale etmediği için durmayan Alonso “ancak sakince amatör seviyede çalışmak başka bir şey profesyonelce yapmak bambaşka” diyerek bilinmeyeni bildiriyor görünmeyeni gördürüyordu. Teşekkürederiz.swf.

-Şurada dolandırılacak birileri var galiba çabuk.

Ocak 2015’te aklı başına gelip dolandırıldığını hala anlamayan Paolo Bettini, La Gazzetta dello Sport’a “2014 Alonso’nun bisiklet projesi için yanlış bir yıldı” açıklamasını yapıyordu. Proje neden yürümedi diye sorulduğunda “Çünkü her şey Fernando için yanlış yılda oldu. Onun işi F1 pilotluğu yapmak. Ferrari’de herkesin bildiği değişiklikler olmaya başladı, Alonso da takım değiştirmek için hazırlıklara başladı.” diye cevap veriyor, hala parçası olduğu saadet zincirinin farkına varamıyordu. “Takımı için çok kritik bir yıldı ve onlara konsantre olmak zorundaydı, bu kadar etkileyici ve aynı zamanda emek isteyen bir proje için hiç zamanı yoktu, yani bütün proje beklemeye alındı” açıklamalarıyla derdini anlatmayı sürdüren Bettini kendisine yöneltilen “e siz işsiz kaldınız ne olacak tazminat filan?” sorularına ise “Hukuksal olarak bir sıkıntı yok, öyle bir şeyle ilgilenmiyorum. Beklemedeyiz, Fernando hala gelecekte bir takım sahibi olduğunu görüyor. İnanması güç biliyorum özellikle Euskaltel’i satın alma girişiminden sonra ama birçok kez konuştuk ve sizi temin ederim o işinin ehli ve tutkulu birisi. Aynı zamanda gururlu, bu hikayenin böyle bitmesini istemiyor.” diye cevap veriyordu. Bir ay kadar önce Fernando’nun kendisinden özür dilemesiyle dostça ayrıldıklarını belirten Bettini “ilerde bana ihtiyacı olursa haber versin koşullar uygunsa ve boştaysam görüşürüz” cümlesiyle de aklının başına pek gelemediğini gösteriyordu.

Ve gelelim 2017’nin Kasım ayına. Elconfidencial.com adresinde görev yapan şerefli, onurlu, gözü pek gazeteciler Fernando Alonso’nun bisiklet takımı serüveninin Panama Papers ile olan bağlantısını haber yapıyorlardı. Bisiklet takımı mevzusunun bisikletçiler arasında hafif tabirle “goygoy” malzemesi olduğuna dikkat çeken ekip bu işe “Bisiklet dünyasının El Dorado’su” yakıştırmasını yapıyordu. Yani söylenti ve beklenti boldu ama ortada bir şey yoktu. Alonso’nun macerasını kısaca özetleyen gazete, 2015’te takımın start almasına bir adım kaldığını Panama Papers’tan görebildiğimizi açıklıyordu. Ancak “İspanyol takımı” kimliğiyle bağdaştırılan takımın merkezinin Malta olduğu da bu sızıntıda ortaya çıkmıştı. Fernando Alonso, İspanyol bisiklet severlerin gönüllerine girmeye çalışırken takımını Malta’ya yerleştiriyordu. Alonso’nun menajerinin (Luis Garcia Abad) Katar yatırım fonu olan Novo Holding ile bir araya gelip Revolution Holdings’i Malta’da kurduğu belgelerle kanıtlanmıştı.

El Confidencial tarafından iletişime geçilen Garcia Abad takımın herhangi bir İspanya bağlantısı olmadığını doğrulamış, ne sponsorların ne de ana merkezin İspanya bağlantısı olmadığını söylemiş. “İspanya’da projenin sponsorlar tarafından ilgi görmemesi yüzünden birçok potansiyel sponsorun yabancı olduğu doğru” açıklamasını yapan Abad takımı neden İspanya’da kurmadınız sorusuna da “İspanyol hisse grubu sermayenin ancak yüzde ellisini toplayabildi, diğer üçüncü parti grupların ise İspanya ile ilgisi ya da bağlantısı yoktu. Bu tarz geliştirme projelerinin çoğunda olduğu gibi bizim de İspanya’da ana şirket kurmak gibi bir niyetimiz yoktu” diye cevaplamış.

Burada akıllara gelen soru şu: Alonso’yu yakından tanıyan İspanyol sponsorlar bu işin bir ponzi, bir dolandırıcılık, bir titan, bir Kenan Şeranoğlu, bir Jet Fadıl girişiminden daha güvensiz olduğunu düşündükleri için mi bu projeye destek vermediler? Sadece soruyorum!

El Confidencial’in haberine göre Malta 2003’ten beri (çift vergilendirme anlaşmasının imzalandığı tarih) İspanyollar için vergi cenneti olarak kabul görmese de OECD tarafından vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelerden birisi. Malta birçok şirket için cazip bir ülke: İngiliz sisteminden uyarlanmış tanıdık bir vergi sistemi, AB üyeliğinin getirdiği güvenceler, %5 civarına kadar düşürülebilen gelir vergileri gibi avantajlar var. Bir bisiklet takımı kurma hayali olduğunu söyleyen Alonso’nun bunlarla ne işi olabilir, ne amaçlamaktadır? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Vekalet versen elinden her şeyini alır, tipe bak.

Garcia Abad, El Confidencial’e gönderdiği belgelerle takımın hiçbir avantajdan faydalanmadığını ve İspanyol Hazinesi’nin Revolution Holdings Limited’ın varlığından haberdar olduğunu kanıtlarken tek bir Euro fatura kesmediğini de belgelemiş. Abad neden iş yürümedi konusunda ise “Sponsorlarla pazarlıklar gösterdi ki herkesin istediği gibi bir bütçeyi oluşturmak mümkün değildi ve istediğimiz gibi takımı 2016’da hazır hale getiremezdik. Bu gerçek ve ortaklarımızla olan belli farklılıklar projeyi önce durma sonra da iptal olma noktasına getirdi. Malta’daki şirket hala inaktif durumda ve tasfiye süreci başladı.” açıklamalarını yapmış.

Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise 15 prensip anlaşmasına varılmış bisikletçinin olduğu ve takımın altyapısının yüzde yetmişinin hazır olduğu. Bazı kaynaklara göre Alonso’nun anlaşmaya vardığı (ağına düşürdüğü) bisikletçilerden birisi de bisikletin sansasyonel ismi Peter Sagan’mış. Projeden kendisine hayır gelmeyeceğini anlayan Sagan o sezon Tinkoff ile anlaşmaya karar vermiş. Aynı kaynaklar Alonso’nun Cannondale-Tinkoff birleşmesinden sonra boşa çıkacak Pro Tour lisansının peşinde olduğunu da belirtmiş ancak bu iş de gerçekleşmemiş.

Tarih 18 Şubat 2018. Formula 1 sezonunun açılmasına kısa bir süre kaldı, Fernando Alonso’nun bisiklet takımıyla ilgili herhangi bir gelişme yok. Bisiklet severlerin kalplerini kırdı, umutlarını çaldı, karşılığında güzel birkaç sözden başka hiçbir şey vermedi. Şimdi ise orada da yarışacağım burada da yarışacağım diye kapris yaparak koca yarış takvimlerini değiştirtiyor. Uyanın artık spor severler uyanın.

Fernando Alonso
Bisiklet camiasının
Dolandırıcısı o

Uyuma bisikletçi uyuma.

Kaynaklar:

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/cycling/10282106/Fernando-Alonso-rides-to-rescue-of-threatened-Basque-cycling-team-Euskaltel-Euskadi.html

http://www.bbc.com/sport/cycling/24211808

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-still-aiming-launch-cycle-team-2015-124728

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-cycling-team-will-happen-2015-143067

http://road.cc/content/news/140729-paolo-bettini-says-2014-was-wrong-year-fernando-alonso-cycling-project

https://www.elconfidencial.com/economia/paradise-papers/2017-11-08/fernando-alonso-cycling-team-malta_1473384/

7.02.2018

Start Finish #8: F1 Camiasının Bisikletle İmtihanı


Formula 1 sürücülerinin hepsi; sezon hatta yarış aralarında fit kalmak, güçlenmek, stres atmak gibi amaçlarla diğer spor dallarına yöneliyorlar. Gridde en çok tutulan sporlardan biri de bisiklet. Antrenmanlar öncesi pistlerde atılan toplu turların birçoğunda bisikletle rahat rahat gezen pilotlara şahit oluyoruz. Ben de bloğumuzda sıkça yer verdiğimiz bu iki spor dalını hayatlarında daha fazla bir araya getiren isimleri kısaca derledim. Tabi çoğunlukla bisiklet süren insandan ziyade kazaya karışan insan haber olduğu için isimlerin çoğu kazalarla gündeme geldi. Yoksa Instagram’da sürücüleri takip ettiğiniz zaman özellikle yaz aralarında üçüncü sınıf bir bisiklet yarışı kadar çok hikaye ve fotoğraf görebiliyorsunuz.

Kevin Magnussen

2015 yılında McLaren’in yedek pilotu olan Magnussen, Singapur GP’si öncesi bisikletten düşerek kafileye katılamamıştı. Kaza sonrası elinde kırık meydana gelen Magnussen “en iyisi dört tekere devam etmek” şeklinde bir tweet atarak kendisiyle dalga geçmişti.

HABER (İngilizce)

Valtteri Bottas

Mercedes’in beklentileri aşan sürücüsü Valtteri Bottas da özellikle Instagram’da sıkça bisiklet üzerinde gördüğümüz isimlerden bir tanesi. Paylaştığı hikayelerde daha çok bisiklet üstünden görüntüler olsa da kendisi fotoğraflarda bisiklet ve manzarayı kombinlemeyi daha çok seviyor. Misal: 1, 2.
Bottas bisiklete olan sevgisini bir adım ileriye götürmüş ve her yıl Valtteri Bottas Duathlon adı altında bisiklet + koşudan oluşan bir yarış düzenliyor. Kendisi de bu yarışlara aktif katılım gösteriyor.

Mark Webber

Richie Porte gibi bir Avustralyalı olan Webber de yıllar önce bisikletle kazaya karışan isimlerden. 2008 yılında, Red Bull için pilotluk yaparken, Tazmanya’da kendi düzenlediği hayır etkinliğinde yarışırken karşıdan gelen arabayla kafa kafaya çarpışan Webber bacağını kırmış. Başarılı bir ameliyat sonrası ise 2009un ilk yarışı olan Avustralya GP’ye yetişmiş.
Bu arada düzenlediği etkinlik de dağ bisikleti, kano ve trekkingden oluşuyormuş: Mark Webber Pure Tasmania Challenge. Yakışır.

Fernando Alonso
Bisiklet sevdalısı olan İspanyol bundan beş sene önce “Euskaltel Euskadi’yi satın alacak” üç sene önce de “Kendi bisiklet takımını kuracak” gibi iddialarla gündeme gelmişti. Çeşitli sebeplerden dolayı iki planını da gerçekleştiremeyen Alonso nadiren de olsa planlarının sadece ertelendiğini söylüyor. Ayrıca kendisi fırsat buldukça pedallamaktan geri durmuyor.

Daniel Ricciardo
Gridin sempatik yüzü Daniel Ricciardo özellikle dağ bisikleti kullanmayı çok seviyor. Geçtiğimiz sene sezon başlamadan önceki bir hazırlık videosunda fitness tavsiyeleri verirken, dağ bisikleti ile çıktığı kısa bir parkura da eşlik etmiştik. Ayrıca takım arkadaşı Max Verstappen ile bisiklet üzerinde Abu Dabi pistini gezdikleri bir video da mevcut.

Marcus Ericsson
1.5 yıl önce Tayland’da bisiklet sürerken bir tavuğa çarparak tarihe geçen Marcus Ericsson, kazadan sonra “45 km hızla giderken (büyük) bir tavuğa çarpmayı önermiyorum ama yaralarım sarıldı ve hafta sonuna hazırım” şeklinde bir tweet atmış. Daha sonrasında ise “tavuk iyi, koşmaya devam etti, Tayland’da bu tavuklara ne yedirdiklerini bilmiyorum ama bu güçlüydü” demiş.

HABER (İngilizce)

Toto Wolff

Bu camiada sadece sürücüler değil, takım patronları da bisikletten ve kazalardan nasibini alıyor. Mercedes patronu Toto Wolff de 2014 yılında geçirdiği bisiklet kazası sonucu omzundan sakatlanmış. Wolff kaza sonrası “şimdilik işi profesyonellere bırakmaya karar verdik, Lewis ve Nico 300 kilometrede teker tekere giderken bizim 30 kilometrede gidebildiğimizden daha iyiler” açıklamasını yapmış.

HABER (İngilizce)

Jenson Button

Sansasyonların adamı Jenson Button, bir bisiklet yarışına katılıp da “çok hızlı gittiği için” diskalifiye olmayı başarmış. Bir Ironman etkinliğine katılan İngiliz; yüzme, bisiklet, koşu* branşlarının hepsini başarıyla tamamlasa da bisiklet etabında güvenlik sebebiyle hız limiti konulan kısımda hız limitine uymadığı için elde ettiği üçüncülükten olmuş.

HABER (İngilizce)

*düzeltme için McDennis08'e teşekkürler.

Nico Rosberg

Rosberg’in bisikletle olan ilişkisi biraz farklı. 2016’daki şampiyonluğunu “bisikleti bıraktım başarıya ulaştım” diyerek açıklamış. O sezonki yaz arasında bisiklet sürmeyi bıraktığını söyleyen Rosberg, bunun sonucunda 1 kg verdiğini, bunun da vücudun en ağır kaslardan biri olan bacak kaslarından gittiğini açıklamış. Araç ağırlık limitindeyken vücuttaki bir kilogramın tur başına 0.04 saniyeye mal olduğunu söyleyen Rosberg, Japonya GPsinde verdiği 1 kg sayesinde pole pozisyonunu aldığını, bunun da Lewis Hamilton’ın kafasını karıştırarak startta hata yapmasına yol açtığını iddia etmiş. Bir şey diyemiyorum haklı olabilir ya da sadece Hamilton konsantrasyonunu kaybetmiştir Rosberg kendine pay çıkarıyordur. 

Sonuç olarak bisikleti bırakıyoruz başarılı günlere yelken açıyoruz arkadaşlar, Fırat’la da konuşuyorum bloğu kapatıyor, haydi görüşürüz…

HABER (İngilizce)

Porte Geçmişe ve Geleceğe Bakıyor



Avustralya’nın güney kıyısındaki Tazmanya adasında büyüyen BMC Racing bisikletçisi Richie Porte, kendisini dünyanın en iyi etap yarışçılarından biri olarak kabul ettirmek için çok yol aldı. Son iki Tour de France kazanma girişimini yaşadığı kazalar bozsa da bu sene kötü şansını geride bırakmayı umuyor. 33 yaşındaki dost canlısı isimle bu egzotik adadaki kökleri, bisiklet yarışçılığı ve arkadaşlık hakkında konuştuk.

Peloton Magazine: Richie sen sıklıkla Avustralyalı diyip geçmek varken Tazmanyalı bir yarışçı olarak tanımlanıyorsun. Bu senin için ne anlama geliyor. Birçoğumuz sadece Tazmanya Canavarı’nı biliyor ama adana ait çok daha fazlası olmalı. Tazmanyalı olmak nasıl bir şey? Mesela Avustralyalılar sizi belli bir şekilde kategorize ediyor mu? Köklerinle oldukça gurur duyuyor görünüyorsun. Son olarak Tazmanyalı bir çocuk nasıl WorldTour bisikletçisi oldu?

Richie Porte: Oh, bu farklı bir dünya. İnsanlarla Tazmanya hakkındaki konuşmalarımın yarısı onlara Avustralyalı olduğumuzu açıklamakla geçiyor. Avustralya pasaportuna sahibim. Anakara Avustralyalıları her zaman Tazmanyalılarla dalga geçer, çok ufak bir adamız olduğu için bizle eğlenirler. Ancak bu durumun örnek olarak Sardunya’nın İtalya’yla ya da Korsika’nın Fransa’yla olan ilişkisinden bir farkı yok.

Benim için Tazmanya sadece dünyanın güzel bir parçası… ve ayrıca insanlar da iyi! İnsanlar gerçekten çok rahat belki anakara Avustralyalılarından bile daha rahatlar. Tazmanyalı olmaktan gurur duyuyorum. Geri dönüp tamamen rahatlayabildiğim tek yer. Monako’da [Avrupa’daki evi] hiçbir zaman yüzde yüz rahat değilim. Bazı açılardan Tazmanya gerçek Avustralyadır. Avustralya sakinliğiyle bilinir ve Tazmanya oradan daha sakindir. Tazmanya’da evden çıktıktan sonra 15 dakika boyunca hiç kırmızı ışık görmeyebilirsiniz. Orada olmayı seviyorum. Bisiklet sürmek için şahane bir yer. Bütün gün iniş ve çıkışlar var ayrıca her zaman da diğer rüzgarlara galip gelen bir pruva rüzgarı [karşıdan esen rüzgar] mevcut. Favori tırmanışım, 2000 metrelik tırmanış boyunca dönen 135 kilometrelik yol. Bu size nasıl bir şey olduğuyla ilgili güzel bir fikir veriyor. Burada devasa dağlar yok ancak her zaman iniş çıkışlar var, muhteşem doğal parklarla birlikte.

Çocukken triatlona başladım ve bisiklete geçmeden önce bu yolda ilerleyebildiğim kadar ilerledim. Ebeveynlerime ve diğer birkaç insana Avrupa’ya gidip profesyonel bisikletçi olmam konusunda teşekkür etmem lazım. Bayağı sıkı bir yolculuk oldu ancak bu herkes için böyle.



Alberto Contador ve Chris Froome gibi şampiyonlarla çalıştıktan sonra Porte BMC ile yuvasını buldu.

Peloton: BMC’de takım lideri olmadan önce kendini ispatladın diyebiliriz, Alberto Contador ve Chris Froome için yarışarak. Bu şampiyonlardan neler öğrendin?

Porte: Aslında Alberto ile sürdüğüm 2011 yılında yapabileceğim pek bir şey yoktu. O sene kendisine Giro d’Italia’da eşlik ettim ve o kadar güçlüydü ki o kadar yardıma ihtiyacı olmadı. Pelotondan ayrılmaya yardım etmek için önde sürerdim ama bu kadardı. Dürüst olmak gerekirse muhtemelen Chris’ten daha çok şey öğrendim. Chris, Brad’in [Wiggins] gölgesindeyken onunla bir bakıma ahbaptım. Chris hakkında söyleyebileceğim şey hem bisikletin üstündeyken hem de yerdeyken son derece profesyonel olduğu. Efor sarfetmekten hiç kaçınmaz. Mental olarak her zaman çok güçlüdür.

Ve yarış sırasında hiçbir şeyi hediye etmez. Geçen yılki Dauphine’e bakın [Porte son gün lider mayosunu giyerken Froome’un Sky takımı final etabının başında atak yapmış ve yarışı karıştırmıştı – sonunda Froome da kaybetmiş, Astana’dan Jakob Fuglsang’ın zaferi kazanmasına yol açmıştı.]. Sanırım büyük yarışları kazanacaksanız böyle olmanız gerekiyor.
Şahsen bunu yapabilir miydim bilmiyorum. Kendimi arkadaşlarına biraz daha sadık biri olarak görüyorum. Örnek olarak, Tazmanyalı dostum Will Clarke’a yarış sırasında zarar verecek bir hamleyi asla yapmam. Bunu bir arkadaşa asla yapmam. Ancak Chris böyledir. Kimseye eyvallahı yoktur.


Peloton: Peki Chris’in Vuelta a Espana’daki doping testini geçemediği haberini nasıl karşıladın?

Porte: Sadece bekleyelim ve görelim. Kendisini savunması gerekiyor. Ancak gün sonunda bisiklet sporu iki türlü de kazanamayacak. Devasa bir utanç.

Peloton: Richie sen dünyanın en iyi tırmanışçılarından birisin. Fakat gün geçtikçe iniş yarışlarda daha büyük rol oynamaya başladı. Senin gibi ufak bir adam inişlerde dezavantajlı olduğunu düşünüyor mu?

Porte: Evet ufak olmak biraz daha zor oluyor. Tour’daki kazama dönüp baktığımda; insanlar ileri geri konuşuyordu ancak ben Le Mont du Chat’ın dibine kadar Chris, Jakob Fuglsang ve diğerleriyle birlikte indim. Risk alan birisi değilim ama rahatça iniş yapabiliyorum. Ancak kaza yaptığım o gün, frene dokunduğum anda arka tekerleğim kilitlendi. Bu bisikletin bir parçası, yükselmeli ve alçalmalısınız. Gün sonunda eğer Nibali gibi pelotondaki en iyi inişçilerden biri kaza yapıyorsa başka bir ismin de büyük bir kaza yapmasının da an meselesi olduğunu düşünürüm. Benim için o kazayı yapmak ve koltukta oturup kaza hakkında düşünmek için fazla süremin olması, kazayı mental olarak atlatmamın biraz zaman alacağını anlamamı sağladı.

Peloton: Bu -çılgın inişler- gelecekte psikolojik olarak kendini hazırlayabileceğin bir şey mi?

Porte: Evet, yüzde yüz! Tassie’den, psikiyatr olan bir arkadaşım var ve elbette bu konuya değindik, çünkü sonuçta bu büyük bir travma. Birisinin kötü bir araba kazası geçirmesinden farkı yok. Tepeden aşağı inmeye başladığınız anda bu endişeler başlıyor… ama sonuçta bu bir bisiklet yarışı ve zemine ulaşmak zorundasınız. Bununla birlikte kariyerimde bisiklet yarışının en önemli şey olmadığı bir noktaya doğru ilerliyorum -Mayıs ayında bir bebeğimiz olacak-.

Peloton: Geçen sezona harika bir başlangıç yapmıştın. Kendini yine aynı seviyede hissediyor musun ve yine benzer bir takvimin olacak mı?

Porte: Evet bu sezon da geçtiğimiz sezon Tour’a kadar yaptıklarımı tekrar etmek isterim. Tour of Romandie’yi kazandım ve Dauphine’de ikinci oldum. Fakat bu sezon bir adım ileri gidip Tour [de France] kutusuna da bir tik atabilmek istiyorum. İyi şans dilemiyorum sadece kötü şans olmamasını diliyorum. Önümüze motosiklet çıkmamasını, kaza yaşamamayı ve gerçekten neler yapabileceğimi görmeyi ki sonunda “acaba”lar ve “böyle yapmalıydım”lar olmasın. Tour’a gidebilmeyi, sadece orada olmayı ve podyum için mücadele vermeyi umut ediyorum.

Bu yazının orijinali James Startt tarafından 6 Şubat 2018 tarihinde PelotonMagazine.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.

5.02.2018

Defter Arkası #3


Askerliği yiyip bitireli pratikte 2.5 hafta, kağıtta ise 5 gün oldu. Bilgisayar başına geçtiğim son birkaç gündür bir yazı yazayım, çeviri yapayım da ortamlara geri döneyim gibi niyetlerim vardı ancak kışla içinde girdiğimiz psikoloji yüzünden -internet erişimim olmasına rağmen- her spor dalına "haydi ya öyle mi olmuş vay Emenike" mesafesindeyim. Askerliğini yapmış olanlar bilir, yapmamış olanlara tarif etmesi gerçekten zor oluyor ama şöyle açıklamaya çalışayım: günlerce beklediğim; nöbet, iş, temizlik vs. hiçbir görevim yokken sakin kafayla izlemeye çalıştığım Galatasaray-Göztepe maçının 20. dakikasında "ben ne izliyorum ki" tepkisini vererek gidip uyumayı tercih etmiştim.

Yavaş yavaş bu psikolojiden sıyrılıyorum ve geçtiğimiz altı ay içinde olup bitenleri detaylarıyla öğrenmeye çalışıyorum. Sadece elimin pası gitsin diye yazacağım bu yazıda ise ne kitap, ne spor, ne de askerlik anısı anlatacağım. 3 haftadır telefonumun şarjını emikleyen, deli gibi sardığım bir oyundan bahsetmek istiyorum. (Hayır viral reklam almadık ama vermek isteyen varsa iletişime geçebilir. Lazım çünkü...) Unutmadan, ben gittikten sonra birkaç kişi mesaj ve yorum yazmış. Onlara da çok teşekkür ederim, yazıların okunduğunu bilmek gurur veriyor.

Dashy Crashy isimli şeytan icadı prensip olarak çok basit. Aracınızla beş şeritli bir yolda sonsuza ilerliyor, yolunuza çıkan diğer araçlara ve engellere çarpmamaya çalışıyorsunuz. Bu basit ve sıkça gördüğümüz formülü eğlenceli kılan ise verilen görevler, belirli bir puan toplayınca açılan fenomen olmuş araçlar, her aracın farklı bir özelliğinin hatta farklı bir oyun modunun olması. Oyun içinde oyunlar mevcut denilebilir. Örneğin askeri jiple tank desteği çağırarak engellere takılmadan ilerlerken, Knight Rider ile gece olduğunda üç kat puan toplayabiliyor, ralli aracıyla trafiksiz bir ortamda checkpointlere yetişmeye çalışıyorsunuz. Kargo aracıyla yol üstünde kutuları alıp bırakarak, çöp aracıyla kaza yapmış araçları toparlayarak puanınıza puan ekliyorsunuz. Oyunda uzaktan kumandalı arabadan X-Wing'e, Batmobile'den Tardis'e geniş bir yelpaze mevcut. Oyun son derece hızlı akıyor, ses efektleri ve emoji dolu görseller de bir an olsun canınızın sıkılmamasına yardımcı oluyor.

Bir diğer sevdiğim nokta oyunda -IOS için en azından- zırt pırt reklam çıkmaması. Böylesine hızlı ve sık sık başa döndüğümüz bir oyunda aralara reklam girse ikinci saatte silmiş olurdum. Oyun bu iğrenç formül yerine reklam karşılığı açılmamış bir aracı 5 sefer kullandırmak, bonus puan vermek, kaldığınız yerden devam etmek gibi özellikler sunuyor. Bu keyfi reklam uygulaması oyundan kopmanızı engellerken geliştiricilere destek olmanız için de can sıkmayan fırsatlar sunuyor.

Dashy Crashy'i indirmek için: Appstore ya da Google Play linklerine bakabilirsiniz.

Bu ısınma yazısını noktalarken silah altındaki alt devrem, sayın blog yazarımız Eric Cantona'ya ve aylardır blogu boşlayan ev sahibi Fırat Selçuk'a selamlar gönderiyor, herkese esenlikler diliyorum. En yakın zamanda yepyeni çevirilerle görüşmek üzere (bir altı ay daha haber alınamadı).

20.10.2017

Sezon sonu puanlaması: World Tour takımları 2017'yi nasıl geçirdiler?

Ag2r, Tour 2017'nin 15. etabında Col de Peyra Taillade'de ekip çalışmasında
 WorldTour takımlarının geride kalan 2017 sezonunu nasıl geçirdiklerini gözden geçireceğiz.

Ag2r La Mondiale - 6/10

Takımın 2017 sezonunda en çok hatırlanacak şey Romain Bardet ile elde edilen Tour de France podyumu ve takımın yarışta uyum içindeki sürpriz  performansı olacak. Bunun yanında Domenico Pozzovivo'nun Giro'daki altıncılığı, Oliver Naesen'in klasiklerde favori haline gelen performansı ve elde edilen 17 galibiyet de biraz hatırlanacaklar.

Jakob Fuglsang, Dauphine'yi kazanırken
Astana - 5/10

Michele Scarponi'nin zamansız ölümü Astana'nın 2017 sezonunun üzerine kara bulut gibi çöktü ve takım da özellikle bahar aylarını bu ölümün ardından gelen travmatik etkiyle geçirdi.

En azından yaz aylarına yolda bir sonuç elde ederek başladılar ve Jakob Fuglsang, Criterium du Dauphine'de genel klasmanı kazandı ama Grand Tour liderleri(Tour'da Aru, Vuelta'da Lopez) etkileyici performanslarını genel klasmanda yüksek yerlere taşıyamadılar.

Vincenzo Nibali, Il Lombardia'yı kazanırken
Bahrain-Merida - 6/10

Sonny Colbrelli'nin elde ettiği birkaç galibiyeti kenara koyarsak WorldTour'un yeni takımı, başarı için sezon boyunca yıldız ismi Vincenzo Nibali'nin ellerine baktı.

Tamamen kendine göre dizayn edilmiş bir takıma sahip olmayı avantaja çeviren Nibali, Giro ve Vuelta'da podyumda yer alarak tamamladıktan sonra sezonu son anıtsal klasik olan Il Lombardia'daki galibiyetle kapattı. Yine de 11 galibiyet, WorldTour takımları arasındaki en düşüklerden biri.

Greg van Avermaet, 2017 Omloop Het Nieuwsblad'ı kazanırken
BMC Racing - 8/10

BMC'nin 48 galibiyetlik sezonunda daha iyisini yapabilen tek takım Quick-Step Floors oldu ve bu takım tarihinin en iyi performansıydı. 48 galibiyeti 13 farklı isim elde etti ki bu da kadrodaki güç dağılımının ve kadro derinliğinin muhteşem bir yansıması.

Yine de takım için acı verici aksaklıklar da yaşandı; Richie Porte, Tour de France'ta ciddi bir kazayla yarış dışı kaldı ve devamında takım Tour'da bir galibiyet bile elde edemedi, ayrıca Dünya Zamana Karşı Şampiyonu unvanını da yitirdiler. Ama Greg van Avermaet'ın klasiklerdeki tarihi dörtlemesi ve Paris-Roubaix galibiyeti devasa bir başarıydı.

Toru de France 2017 3. etabını kazandıktan sonra Peter Sagan tebrikleri kabul ediyor
Bora-Hansgrohe - 7/10

Peter Sagan'ın ilk sezonunda takımın yıldızı olacağı kaçınılmaz bir gerçekti ve Sagan'ın Bergen'deki dünya şampiyonasında elde ettiği galibiyet, takımın adını bir sezon daha gökkuşağı mayoya yazdırmasını sağladı.

Sagan'ın, takımın 30'dan fazla galibiyetinin yarısından daha azına sahip olması ise Sam Bennett, Rafal Majka ve Maciej Bodnar gibi isimlerin ne kadar yetenekli olduklarını ortaya koydu.

Pierre Rolland, Cannondale-Drapac'in Grand Tour galibiyeti hasretini Giro'da sona erdirdi
Cannondale-Drapac - 6/10

Cannondale-Drapac'ın eski günlerde olduğu gibi "küçük ama başarılı" kimliğine yavaş yavaş döndüğüne dair işaretler vardı. Rigoberto Uran'ın Tour de France'ı genel klasman ikincisi olarak noktalaması da Pierre Rolland'ın Giro'daki etap galibiyeti de bunu kanıtlar nitelikteydi.

Bu sonuçlar, takımın yeni bir sponsorla geleceğini garanti almasına ve önümüzdeki sezon da WorldTour'da kalmasına imkan tanıdı.

Edvald Boasson Hagen, Tour de France 2017'de etap galibiyetini kutlarken
Dimension Data - 4/10

Yıldız ismi Mark Cavendish'in uzun süren yokluğuna rağmen 25 galibiyet elde eden takımın muhteşem bir direnç gösterdiğini söylemek ve hakkını vermek gerek.

Yine de büyük yarışlarda "Manx Missile" Mark Cavendish'i aradılar; Edvald Boasson Hagen'in Tour de France'ta yıldızlaşıp etap galibiyeti kazanan formuna geri dönmesi en üst seviyede sezon boyu elde edebildikleri tek başarıydı.

Thibaut Pinot, Giro d'Italia 2017'de
FDJ - 6/10

Marco Madiot'nun takımı için sağlam bir sezondu, iki yıldız isim de büyük gelişim gösterdiler -Thibaut Pinot, Giro'da genel klasmana oynayıp son anda podyumu kaçırdı ve Arnaud Demare da Toure de France etabı kazandı.

Takımın çoğunu Fransa'nın küçük yarışlarında elde ettiği 27 galibiyetin 10'unda Demare imzası vardı.

Ilnur Zakarin, Giro d'Italia 2017'de
Katusha-Alpecin - 3/10

Katusha-Alpecin için epey çalkantılı bir yıl geride kaldı, galibiyet getiren tek adam Alexander Kristoff olunca takım yönetimi yere çakıldı.

Simon Spilak Tour de Suisse'yi kazandı ve Ilnur Zakarin, Vuelta'da üçüncü sırayı elde attı ama yine de hepsi bir araya geldiğinde takım bu sezon beklentilerin altında kaldı. Katusha, 2017'de World Tour etabı kazanamayan tek takım oldu.
Primoz Roglic, Tour de France 2017'de Galibier'de etap zaferine ulaşırken
LottoNL-Jumbo - 5/10 

Tarihi boyunca genel klasman mücadelesinin ortasında yer almış bir takım için koca sezon boyunca üç Grand Tour'da sadece bir kez ilk 10'da yer almak(Kruijswijk, Vuelta'da 9. oldu) büyük bir hayal kırıklığıydı.

Pozitif tarafta ise iki genç yıldız, sıçrama yaşadıkları bir sezonu geride bıraktılar -Sprinter Dylan Groenewegen Şanzelize'de etap kazandı ve Primoz Roglic de Dünya Zamana Karşı Şampiyonası'nda gümüş madalya kazandı. Roglic sezonun ilk yarışlarında da parlamıştı ancak henüz takımın genel klasmandaki dertlerine çare olamadı.

De Gendt nihayet bir kaçışında zafere ulaşıyor
Lotto-Soudal - 4/10

Lotto-Soudal, takım halidne kaçışlara olan tutkusunun ödülünü bazen alıyor. Tıpkı Vuelta'da dört etap galibiyeti elde etmeleri ve thomas de Gendt'in Dauphine'deki başarısı gibi.

Ancak mevcut durumlarının daha fazlasına ihtiyacı var, neredeyse sessiz sakin geçen klasikler ve Andre Greipel'in kötü formu bu sezon telafi edilemedi.

Nairo Quintana, Giro'da ikinci sırayla yetinmek zorunda kaldı
Movistar - 6/10

En iyi dönemleri de vardı en kötü dönemleri de. Alejandro Valverde, takımın sezonunu muhteşem bir açılışla yapıp tur galibiyetlerini Ardenneler dublesi ile sürdürürken Nairo Quintana da Tirreno-Adriatico'yu kazandı ve Giro'da genel klasman ikincisi oldu.

Sonrasında Valverde diz kapağını kırdı, Quintana'nın benzini bitti ve sezonun kalanında lastikleri patladı. Temmuzdan itibaren Tour ve Vuelta hayal kırıklıkları dahil olmak üzere kayıtlara sadece iki galibiyet geçirebildiler.

Caleb Ewan, Sam Bennet ve Fernando Gaviria'nın önünde Giro'da etap zaferini alırken
Orica-Scott - 5/10

Orica-Scott'ın Grand Tour genel klasmanlarındaki gelişimi bu yıl da test aşamasındaydı. Adam Yates, Simon Yates ve sakatlıklarla boğuşan Esteban Chaves'ten hiçbiri Grand Tour ilk 5'i yapamadı.

Takım yine de etkileyici bir sezon geçirip Caleb Ewan, Michael Albasini ve Yates kardeşler gibi isimlerle 32 galibiyet elde etti ama bunların yalnızca biri bir büyük turda(Giro'da Ewan ile) geldi ve WorldTour'a dahil klasiklerde hiçbir galibiyet elde edemediler.

Marcel Kittel, Tour de France 2017'de
Quick-Step Floors - 9/10

Quick-Step 2017'de de yine bir sezonda 50'nin üzerinde galibiyet elde etmekle kalmadı -bu galibiyetlerin çoğu çok büyük yarışlarda elde edildi.

Marcel Kittel, Tour de France'ta 5 etap alırken Fernando Gaviria ve Matteo Trentin'le Giro'da Vuelta'da dörder etap galibiyeti elde edip saygıyı hak ettiler ve dahası, Philippe Gilbert ile Ronde'yi ve Amstel Gold Race'i kazandılar.

Eğer bu kadar başarı size yetmediyse tüm Anıtsal Klasiklerde podyuma bir sporcu sokmayı başardılar ve Grand Tour genel klasmanlarını da Dan Martin ve Bob Jungels ile zorladılar.

İki Grand Tour birden kazanan Chris Froome, Team Sky'la beraber tarih yazdı
Team Sky - 10/10 

Tour de France'ı kazanmak Team Sky için artık bir formalite haline gelse de bir sezonda iki Grand Tour kazanmak takıma yeni bir çıta kazandırdı.

Tour ve Vuelta'da deneyimledikleri ve Chris Froome'un zaferleriyle sonuçlanan kontrol mekanizması gerçekten insanı dehşete düşürdü. Michal Kwiatkowski(Milan-San Remo, San Sebastian ve Strade Bianche'yi kazandı) ve Sergio Henao(Paris-Nice galibi) gibi çok güçlü ve başarılı isimler, Froome'un ardında takımda domestik olarak görev aldılar.

Tom Dumoulin, Giro d'Italia 2017 genel klasman zaferini kutlarken
Team Sunweb - 10/10

Team Sunweb, 2017'de neye elini attıysa altına dönüştü.

Tom Dumoulin ile Giro'yu kazandılar, bunun yanında Michale Matthews ve Warren Barguil ile Tour de France'ın yeşil ve polkadot mayolarını kazandılar ve dört de etap galibiyetl elde ettiler, Dünya Yol Şampiyonası'nda ise hem takım hem bireysel zamana karşıda zirveye çıkıp iki de altın madalya kazandılar.

Böylesine mütevazı bütçeye sahip bir takım için tüm bunlar sıra dışı başarılardı.

Alberto Contador, Vuelta a Espana'da 20. etabı kazanırken
Trek-Segafredo - 4/10

Hiç şüphesiz Trek-Segafredo'nun sezonunda iz bırakan an, Alberto Contador'un Vuelta'da kariyerinin son yarışını koşması ve bunu Angliru'daki tarihi galibiyetle süslemesiydi. 

Contador'un vedası, Tour de France'ta Mollema'nın etapla süslediği performansını gölgede bırakırken, takımın klasiklerdeki iddialı kadrosu bahar aylarını galibiyetsiz kapattı. 

Maciej Mohoric, Vuelta'da etap kazanırken
UAE Team Emirates - 3/10

UAE Team Emirates'ten daha fazla ikincilik elde eden takım çok azdı ki Rui Costa'nın Giro'daki üç etap ikinciliği sinir bozucuydu. Bu, tüm sezonun en öne çıkan performansıydı yine de.

Kazandıkları yarışlar genel olarak daha düşük profilli yarışlardı ama yine de Jan Polanc ve Matej Mohoric ile Giro ve Vuelta'da etap alabildiler.

Bizden gelen bir çeviri eklentisi: Bu yazı, son iki World Tour yarışı olan Türkiye ve Çin yarışları öncesi yazılmıştı. Diego Ulissi'nin sezon sonunda Türkiye Turu'nu kazanarak takıma bir World Tour genel klasman galibiyeti getirdiğini eklemek gerek. Belki bu şekilde puanlarını 3'ten 4'e yükseltebiliriz.

-

Bu yazının orijinali, 11 Ekim 2017'de CyclingWeekly.com'da Stephen Puddicombe tarafından yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmaksızın artemiofranchi.org dışında bir yerde kullanılamaz. 

29.09.2017

Kristoff: "Son 150 Metreye Kadar Dünya Şampiyonu Olduğumu Düşündüm"


Norveçliler tek yürek olmuşlardı ama kendi evlerinde Peter Sagan'ın ardından ikincilikle yetindiler.

Alexander Kristoff'un, Bergen'de düzenlenen UCI Dünya Yol Şampiyonası'nda elit erkekler yol yarışında finişe 200 metre kala pelotonun içinden patlayıp gitmesiyle efsane isim Bjorge Lillelien tarzı bir spiker, Norveç televizyonunda gözyaşlarına boğulmak üzereydi.

Ama son bölümde, ev sahibi ülkenin favorisi, Sagan tarafından yakalanıp geçildi ve iş foto finişe kalmasına rağmen Kristoff ikinci sırada yer aldı.

Kristoff, finişte Cyclingnews'e "150 metre kala tam gaz ilerliyordum ve kazanacağımı düşünüyordum. Sagan'ın peşimde olmadığını umuyordum, Trentin'i veya başka birini bekliyordum ama ne yazık ki çok yakınımdaydı ve onun birini böyle kolayca geçip gidebileceğini biliyordum." dedi.

Kristoff, Sagan'ın o patlayıcı gücüne engel olmayı kısmen başardı ve ikili çizgiye beraber girdiler. Norveç halkı, heyecanla yanaklarını şişirip Norveçli sporcunun kazanması için haykırıyorlardı.

"Son bölümde onu neredeyse yakalamıştım ve eğer biraz daha mesafe olsaydı kazanabilirdim, üstelik Sagan zamanlamayı farklı yapmış da olabilirdi. Benim için çok geçti ve o daha iyi sprint attı. Kazanmayı hak etti." dedi Kristoff.

Bu yarış, 2016'da iki Norveçliyi karşı karşıya getiren yarışın mirasını taşıyor ki 2016'da Doha'da Kristoff ve Boasson Hagen kazanmak beraber sprint atsalar da ikisi de madalyadan uzakta kalmışlardı. Bu defa böyle bir hata yapılmadı ve Thor Hushovd'un istediği takım çalışmadı gerçekleşti.

Ev sahibi ülke, önemli kaçış gruplarına hep sporcu yolladı ve ihtiyaç anında önde beraber çalıştı ve Boasson Hagen de Somon Tepesi son kez tırmanılırken öne fırladı. Son yokuş sonrası Dimension Data sporcusunun pili bitti ve Alexander Kristoff final sprinti için bisikletiyle baş başa kaldı, peloton içinde kazanmak için uygun bir çizgi de yakalamıştı.

"İyi bir sprint attım ve son kısım pek de ölümcül değildi. Sadece Sagan daha güçlüydü ve belki bacakları da benden daha tazeydi. Üç kez üst üste kazandı ve bu tip yarışlarda o, dünyanın en iyisi. Yarış kaybedilebilecek en kötü isimlerden biri değil ve kesinlikle kazanmayı hak ediyor ama şuna eminim ki üzgünüm ve hayal kırıklığına uğradım ama bu da bir şeye yaramaz şu an. Artık çok geç."

"Ama bir pişmanlığım yok. Bu parkurda başarıp başaramayacağımı bile bilmiyordum ama zaman limiti içinde kalacağıma emindim, bu manada bakarsak mutlu olmalıyım. Her şeyi doğru yaptım ama bu tarz bir finişte Sagan en iyisi. İstediğim gibi iyi bir pozisyon aldım ama sonunda kaybettim. En iyi ikinci takım ve en iyi ikinci sonuç, bence tüm takım bunun için gurur duymalı."

Geçen yıl Doha'daki kargaşadan sonra bu yıl kazanılan gümüş madalya, Norveç için bir umut ışığı oldu ama Bjorge Lillelien tarzı bir anlatımla coşkuyu yaşamak için en az 12 ayları daha var.

28.09.2017

francHits #22

1. Vega - Delinin Yıldızı
2. Peyk - You Betcha
3. Can Bonomo - Esmer
4. Vega - Arzuhal
5. Vega - İsim Şehir

-

Blogun eski serilerinden biri olan, o ara dinlediğim, sevdiğim şarkıları paylaştığım seriyi bana İlker(@asimplemistake) hatırlattı. Ben de geri döndüreyim dedim. Bilmiyorum kaç kişi umursar ve bunu seri olarak takip eder bilmiyorum ama birkaç arkadaşım baksa yeter zaten.

Bu serideki şarkıları, yazıyı girdiğim dönemde taktığım, beğendiğim, sevdiğim şarkılardan oluşturuyorum. Beğenen, bir tane bile olsa yeni bir şey dinlemesini sağlandığım birileri olursa ne mutlu...

Not: Hiç sanmıyorum ama olur da talep gelirse Spotify üzerinden her yeni post için francHits listesi güncellemesi yapabilirim. 

20.09.2017

Bu Sezon Süper Lig’i İzlemeniz İçin 5 Neden


Geçtiğimiz Ağustos’tan itibaren, birçok ülkenin yayın programına yeni bir lig eklendi. 2017/18 Süper Lig sezonu, İstanbul ve Anadolu’nun karşı karşıya geldiği tarihi sezonlarına göre daha farklı bir yerde: beIN Sports tarafından verilen uluslararası yayın garantisi, Türkiye Ligi için daha önce görülmemiş bir ilgiye sebep oldu. Nihayet çok yüksek kazanç sağlayan yeni yayın gelirleri sebebiyle en zengin Süper Lig oluyor ki bu 10 yıldır gelişen bir sistemin sonucu oldu; tartışılan yabancı sınırlarına elveda denmesi ve yeni stadyumların hızla yapılması. MondoFutbol, dünyanın en tahmin edilemez liglerinden birini izlemeniz için size beş sebep sunuyor.


1- Samir Nasri ve diğer yıldızlar: Türk cazibesi

Yeni yayın anlaşması ile birlikte, gelir anlamında Türk futbolunun(İngiltere Championship’in ardından) dünyanın yedinci büyük ligine sahip olması bekleniyor. Bu bir devrim ve bunu Türk taraftarlar da fark ettiler: Önceki uzun Digiturk dönemine göre daha derinlikli analizler ve tabii ki İngilizce yayınlar. Sahada ise yaz transfer dönemi, boğazın kıyısına Gael Clichy, Giuliano, Bafetimbi Gomis ve Sofiane Feghouli gibi kariyerinin en olgun dönemindeki isimleri getirdi.

Dahası, Anadolu’nun çehresini değiştiren stadyumlar, beIN ve yenilenen Trabzonspor’a QNB’den gelen Katar parası ile birleşince hiyerarşiler de baştan kuruluyor. Anadolu’nun uyuyan devi Antalyaspor, Milan’ın eski yıldızı Jeremy Menez’i aldıktan sonra Manchester City’den ayrılan Samir Nasri’yi getirerek potansiyelini ortaya koydu. Bu bir sır değil, gerçekten de Süper Lig’in cazibesi çevresel faktörlerle birleşerek oyuncuları etkiliyor: İstanbul, Antalya ve İzmir(yıllar süren hasretin ardından) gibi şehirler oyuncuların tercihlerinde karar verici bir rol üstlendiler. Ve doğal olarak da 1984 doğumlu Brezilyalı golcü Vagner Love da, Türkiye’nin güney kıyılarındaki küçük ama güzel şehir Alanya’da kendini yeniden buldu. Geçen yıl gol kralı olan Love, zorlu rakipleri geride bıraktı - diğerlerinin yanında, İstanbul’da sezonun aylarında sakatlık sorunları yaşayan Arsenal ve Manchester United’ın eski yıldızı Robin van Persie de vardı.

Süper Lig artık bitik yıldızların hüküm sürdüğü bir yer değil, burada olmak isteyen her kimse, iyi bir performans göstermek zorunda.


2- Beşiktaş ve Başakşehir için büyük sınav

Emmanuel Adebayor, Türkiye’ye sadece kariyerinin son anlarında iyi para kazanmak için gelmedi. Geçen yıl büyük sıçrama yapan Başakşehir’in(Avrupa Ligi’nde onlara dikkat etmek gerek) gerçek lideri oldu ve turuncu-mavili takımla 2020’de sona erecek yeni bir sözleşme imzaladı. Ocak 2017’den bu yana gösterdiği patlama iyiydi, şu an Roma’da olan 1997 İzmir doğumlu genç arkadaşı Cengiz Ünder’e iyi tavsiyeler verdi ve sessizce dünya çapında bir performans ortaya koyan ve herkesi büyüleyen Boşnak kanat oyuncusu Edin Visca ile iyi bir bağ kurdu. Gökhan İnler ve Gael Clichy gibi isimlerin gelmeleri kulübü başka seviyeye taşıdı ve tabii ki hedefleri daha yüksek olacak. Başakşehir, sağlam bir yaz dönemi geçirip Pepe, Medel ve Negredo’yu kadroya katan son şampiyon Beşiktaş’a karşı mücadele edecek. Sosyal medya başarıları ve hepsinden önemlisi de Quaresma, Oğuzhan ve Talisca gibi oyunculardan kurulu önemli iskeleti korumaları, Şenol Güneş’in başını çektiği projenin üçüncü sezonunda devam etmesinde önemli rol oynayacak. Ayrıca Başakşehir de bilgesini kimseye bırakmadı: Taktiksel ve düzenli oyunun maestrosu Abdullah Avcı, Beşiktaş’ın ultra-ofansif, dayanıklı ve ateşli futboluna karşı koymaya çalışacak.

Türkiye Ligi’nin geçen sezonki en iyi iki takımı, her alanda karşılaştılar ve yakında tekrar birbirleriyle karşılaşmayı bekliyorlar. Bir daha.


3- Bafetimbi Gomis’in yepyeni Galatasaray’ı

Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Avrupa Ligi’nden beklenenden çok daha önce elenmeleri Boğaz kıyılarında homurtulara neden oldu. Geçmişte ligi domine eden formsuz ve güçsüz devler, yeniden yapılanmaya hazırlar. Sarı-kırmızılılar, eleştirilerin arasında Igor Tudor ile yola devam etti: Eski Juventuslu savunmacı, Antonio Conte’nin oyun tarzına olan hayranlığını hiç gizlemedi ki bu da Cimbom’un yeni teknik adamının daha fiziksel ve daha güçlü oyuncular istemesinin sebebi. İstekleri bir bir karşılandı, Bruma ve Sneijder gönderildiler, yerlerine gelen Papa Alioune “Badou” Ndiaye(1990 doğumlu, adını bir kenara not edin) gibi yorulmak bilmeyen isimlerin, takımın yeni iskeleti olmaları bekleniyor. Hücumda sorumluluk Bafetimbi Gomis’e ait olacak ki lige 5 maçta 7 gol ile başladı. Canal+’a konuşan Gomis, İstanbul’da mükemmel hissettiğini açıkladı ve yaşadıklarını “Türk çılgınlığı” diyerek tanımladı: kendi gol sevinci taklidini yapan Türk çocukları izliyordu. Gomis ve yeni taraftarları, Avrupa yorgunluğu olmayacakken ve Fenerbahçe hala yenilenme aşamasındayken, şampiyonluk yarışında kilit rol oynayacaklar.

“Benim yeni renklerim sadece sarı ve kırmızı”


4- Okan Buruk, Akhisar ve diğer “İtalyanlar”

Her ne kadar Türkiye, İtalya’da pozitif bir bakış açısına sahip olmasa da Serie A ve Süper Lig birbirlerine oldukça benziyorlar. İtalyan sahalarında oynayan ve oralarda çok şey öğrenen, eski Inter orta sahası Okan Buruk, şu an Akhisar’ı çalıştırıyor. Batı Anadolu’da, geçmişte Gaziantep ve İzmir’de(Büyüleyici Göztepe’yi inşa edip Süper Lig’e gönderen) yaptığı iyi işleri yine tekrar etmek isteyecek. Geçen sezonun son bölümünde 7 maçta 6 galibiyet aldı ve özel bir şeyler yapabildiğini gösterdi ki o Akhisar, yıllardır 1 saat uzaklıktaki Manisa’da maçlarını oynadı ve artık kendi stadyumuna taşınmayı bekliyor.

Türkiye’deki diğer “İtalyanlar”a pasaport açısından bakarsak iki isim var: Davide Petrucci(1991’li) ve Stefano Napoleoni(1986’lı). Petrucci, Manchester United altyapısı geçmişli bir oyuncu ve macerasına 1. Lig’de Rizespor’la baştan başlayıp hemen Süper Lig’e dönmeye çalışacak. Napoleoni ise Polonya ve Yunanistan’daki maceralarının ardından Başakşehir’de üçüncü sezonunu geçiriyor, Avrupa Ligi-Süper Lig yoğunluğunda yeteneklerini göstermek için şans bekliyor.

Ayrıca kendisi, Roma’nın sembolü olan ve gerçekten vücudunda taşıdığı harika Colosseum dövmesini gösteriyor.



5- Yeni Malatya, Anadolu’nun doğu topraklarında futbol

İzmir’in Göztepe ile dönüşünün yanında ligde bir de ilk sezonunu yaşayan çaylak bir kulüp var: Yeni Malatyaspor, Doğu Anadolu’nun dağları arasında yer alan bir şehirden gelen takım, küme düşen Gaziantepspor’un yerine “ligin en doğusundaki takım” unvanını aldı. Ülkenin en dertli bölgesi olan Güneydoğu Anadolu, bu sezon Süper Lig mücadelesinden mahrum kalacak. Deniz Naki’nin Amedspor hikayesini tüm dünya takip etti ancak takım 2. Lig’de mücadele ediyor. Malatya, doğunun tek umudu olacak.

Karmaşık ve çoklu yapıdaki eski Roma şehrinde Türk, Kürt ve Ermeni dilleriyle kültürleri kesişiyor. Tüm zamanların en ünlü Kürt şarkıcısı olan Ahmet Kaya’nın memleketi, futbol takımlarının Balkan Kupası ve UEFA Kupası mücadelelerinin ardından dağılmalarına tanıklık etti. “Yeni” ismi, eski takım Malatyaspor’un borçlar ve yönetimsel hatalar sonucunda finansal olarak çöküşünün ardından kondu. Sarı-kırmızı-siyah renklere sahip kulübün yeniden doğuşu, Olympique Lyon’dan tanıdığımız, Doğu Anadolu ekibinin yıldızı olması beklenen sol bek Aly Cissokho gibi bir ismi bile takıma kazandırmalarını sağladı. Kayısıya ithaf edilen turuncu renklerle donatılan yepyeni bir stadyumda mücadele edecek olan Cissokho, bir yandan da baharatlı ve lezzetli kağıt kebabının tadına varacak.

Daha fazla krediyi hak eden ligin bir başka garipliği... Çünkü burada birçok şehir var ve Malatya onlardan sadece biri, futbol basit bir oyundan çok daha fazlası. 

-

Bu yazının orijinali, MondoFutbol.com'da Bruno Bottaro tarafından yayınlanmıştır ve yazardan çeviri için izin alınmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmaksızın artemiofranchi.org dışında bir yerde yayınlanamaz.

Not: Yazıdaki coğrafi, siyasi, kültürel ve tarihi anlatımlar, tamamen orijinal metne sadık kalarak çevrilmiştir. 

2.08.2017

Elveda...


Evet farkındayım. Burası bu yazıya çok da uyacak bir yer değil ancak, derdimi, aklımdan geçenleri, hissettiklerimi anlatacak bir başka mecra bulamadım kendime. Çünkü bu satırları yazmak hem akıl sağlığıma iyi gelecek, hem de içimi bir yerlere dökmenin verdiği rahatlığa kavuşmama neden olabilecek diye umuyorum. Bu yazıda birçok klişeye rast geleceksiniz belki ama inanın ki ben de bu klişelerle hayatımın bir noktasında karşı karşıya geleceğimi hiç tahmin etmezdim. 

O, buralardan gideli bir hafta olmuş ve geçmiş hatta. 

Sanıyorum en başa dönmek gerekecek. 2015 yılının sonbaharında, "ulan bu ehliyetler değişecek, şu iş bir değişmeden gidip motor ehliyeti kıstırayım, lazım olur" diyerek, sürücü kurslarından alelade birine giderek kaydolmuştum. Bu arada yaş kendi çapında kemale ermiş, ibre 30'u zorlarken böyle 18'lik çıtır delikanlı heveslerim de yoktu hiç içimde. Tek heyecanım "ehliyeti alması zorlaşmadan ben alıp bir kenara koyayım, elbet lazım olur" şeklinde. İşte aradan her ne kadarsa artık hatırlayamadığım bir süre sonra kurstan aranarak derslere başlanacağı söylendi. Derslere git-gel, motor işini sevmiştim ve bende çok ciddi bir merak uyandırmıştı. "Ulan alalım bir kenarda dursun diye ehliyete yazıldık, müptela olduk! Bu nasıl iştir yahu" diye hayıflanırken, bastıramadığım 18'lik çıtır delikanlı ortaya çıkmış, "hangi motoru alsam", "ulan 200'lük alıp mı başlasak, ne yapsak" dedirtir olmuştu. İşte tam da bu noktada, şu sıralar 1 milyon 200 bine yakın izlenmiş olan şu videoda buldum kendimi. Böylelikle kendisi ile tanışmış oldum.

Videoyu izlerseniz veya izlediyseniz orada o sesi titreyen ama söylediklerinden hayli emin tavrı ile Altın Elbiseli Adam, sizleri de muhakkaktır ki etkileyecektir, etkilemiştir. İşte yarattığı bu etki ile "ya, bu ne güzel herifmiş, bakayım başka neler anlatmış" diyerek, bazılarınızın şu an yaptığı gibi "Altın Elbiseli Adam" kanalını kurcalamaya başladım. Kanalı kurcalamak bir tarafta dursun, bir yandan da kimmiş, neymiş bu adam yahu diye ciddi bir araştırmaya başladığımda, aslında Skytürk'ten tanıdığımı fark ettim. O zamanlar illet futbola kendimizi o kadar kaptırmıştık ki, izlediğim halde zihnimde çok az yer edinebilmişti maalesef bu muazzam insan. İşte gel zaman git zaman, ben her boş vaktimde bir "altın elbiseli adam" videosu izler, her eve gelişimde ilk iş olarak youtube açıp "altın elbiseli adam"ın eski videolarını kurcalar, her "altın elbiseli adam kanalı video ekledi" bildirimi geldiğinde elimdeki işi gücü bırakıp onu izler duruma gelmiştim. Bakın tam olarak ifade edemiyor olabilirim ama durumun özeti net olarak şudur ki, ben tam bir Altın Elbiseli Adam müptelası olmuştum. Hayatımın her boş anında bu adamın bir videosunu izliyor, eski yazılarını araştırıp okuyor, çarşamba günleri çekirdeği, çayı hazırlayıp canlı yayınlarını izliyordum. Hayatımın tam merkezine oturuvermişti ve ne kadar üzgün bir durum ki, o bundan habersizdi. En fazla böyle bir durumu tahmin edebiliyordu. Keza, çektiği videolarla bazı insanların hayatına girdiğinin veya oraya yerleştiğinin farkındaydı. Ama beni hiç tanımadan, ben onu hiç yakından tanıma/görme fırsatı bulamadan, O, bu gezegene sığamadı ve gitti. 

Hazır mevzusu gelmişken onu da söyleyeyim, ben hala bir motosiklet sahibi olamadım. Bu sene ilkbaharda yapılacak motosiklet fuarına da işte sadece bu nedenden gidemedim, ki bu da hayatımdaki en büyük pişmanlığımdır. Oysa ki planları çoktan hazırlamış, her ne olursa olsun Altın Elbiseli Adam ile gidip tanışacak, dönüşte de elim boş dönmeyecek, muhakkak motosikletin bir ekipmanını tamamlamış olacaktım. Tıpkı O'nun bize her daim öğütlediği gibi, ekipman motordan önce gelirdi çünkü. Ancak geçtiğimiz kış, hayatımdaki gelecek planlarının bir kısmını değiştirerek, motor alma hayallerini ötelemek zorunda kalmıştım. Bu nedenle fuara gitme fikrinden de soğumuştum. Ancak hep denir ya, hayatı ertelemeyeceksin diye, işte yine bir erteleme, yeni bir pişmanlığa neden olmuştu. Ben Altın Elbiseli Adam'la tanışamamıştım, o ise bir daha benle tanışma fırsatını bana veremeyecek kadar uzaklara gidivermişti.

25 Temmuz 2017 sabahı O'nu tanıyan, takip eden ve sevenler, hatta belki de nefret edip her daim bir açık vermesini bekleyenler çok acı bir haberle güne başladı. Yakın çevresinin gece vakitleri öğrendiği malum kaza sonucu hayatını kaybettiğini belirtir bir paylaşıma gözümüzü açtık. İlk başta elbette hiç inandırıcı gelmeyen bu haberi, biraz araştırınca aslında gerçek olduğu kanaatine vardım ancak yine de içimden bir his şaka olabileceği, "zaaa nasıl da kandırdık ama sizi babuşlar" diye bir video geleceğini düşünüyorum. Elbette bir yandan da aklıma "lan böyle bir adam, ölümle dalga geçer mi" diye de geçiriyorum. Anlayacağınız bir anda allak bullak olmuştum. Ne düşüneceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Başımdan aşağıya tonlarca kaynar su dökülmüştü. Gün boyu, karşılaştığım insanlara ne diyeceğimi bilemiyor, yüzünü gözümün önünden silemiyordum. Baktığım her yönde O'nu görüyordum. Akabinde günün ilerleyen saatlerinde hem haber sitelerinde çıkan haberler, hem de yakın çevresinin yayınladığı taziye mesajları nedeni ile olayın gerçek olduğuna inanmak zorunda kalmıştım. Kalbim şu an dahi bu gerçeği reddetse bile ölüm, işte böyle berbat bir durum. Sen ister kabul et, ister kabullen, istersen tümüyle reddet ama ölüm tüm bunları görmezden gelerek tüm ciddiyeti ile karşına dikilir. İşte bu gerçek bir kez daha Altın Elbiseli Adam ile karşımıza çıktı. 

Altın Elbiseli Adam, yani Barkın Bayoğlu bir videosunda, Altın Elbiseli Adam olma hikayesinden bahsetmiş, "bu kanala konulan her şey aslında Altın Elbiseli Adam ile alakalıdır, eğer orada O'nun yerinde Barkın olsa çok farklı şeyler söyler, çok farklı bir gözle bakardı mevzuya" demişti. Ben de bu nedenle yazının her noktasında Altın Elbiseli Adam'dan bahsettim ama aslında Altın Elbiseli Adam, kafayı motosikletle kırmış delinin tekiydi. Ancak Barkın Bayoğlu, yer yer Altın Elbiseli Adam olmaktan çıkıp bize gösterdiği kendi yüzüyle asıl benim gönlümü fethetmişti. Bir kere her ne olursa olsun, O'nun araştırmacı ruhu, özellikle de böylesine cehaletin hüküm sürdüğü zamanlarda beni O'na bağlayan en büyük özelliği idi. Kafaya taktığı bir mevzuyu muhakkak derinlemesine araştıran ve bilgili olmaktan mutluluk duyan bir adamdan bahsediyorum. Böyle bir adam nasıl sevilmez, bu adama nasıl bağlanılmaz ki! Tarihe olan ilgisi, son dönemlerde biraz daha ayyuka çıkmış ve videolarda bizi tarihsel olarak da tatmin etmeye başlayan bir Altın Elbiseli Adam'a evirmişti. Belki çoğu kişi bilmez, yakın çevresi ile yalnızca tek bir canlı yayın yaptığı kanalında sinemaya olan tutkusunu da bizlere göstermişti. Kısacası bilgi sahibi olduğu sayısız konu, üstelik tüm bunları paylaşmayı, öğretmeyi hayli seven bir adam. Böylesine bir adam için nasıl "artık yok" deriz. Aklım almıyor. Kanım donuyor. 

Birçok kimse malum ilandan sonra kendisi için "motosikleti sevdiren adam" ifadesini kullandı. Doğrudur, kendim de dahil olmak üzere motosikleti sevdirdiği insan sayısı hayli fazladır. Ancak eğer Altın Elbiseli Adam için bir ifade kullanmak gerekseydi bu fazlasıyla yeterli olabilirdi ama mevzu bahis Barkın Bayoğlu iken ben O'na yalnızca bu tabiri layık görmezdim. Barkın Bayoğlu benim için "hayatı ve yaşamayı sevdiren adam"dır. Çünkü O, yaşamayı, yaşadığı her anı hissetmeyi, hatta bulunduğu anın farkında olmayı seven ve bir ömür boyu motosiklet kullanmaya teşvik edecek kadar cesaretli bir adamdır benim gözümde. Bilgilidir, dahası öğreticidir. Huysuzdur ama kalp kırmayan bir adamdır. Sabırlıdır, kararlıdır. Kendine bambaşka bir hayat yaşamayı hedef koysa bunu başarabilecek kadar yeteneklidir, ancak O, sevdiği işi yapmayı, insanları motosikletle yaşamaya alıştırmayı ve dahası onların da bir ömür boyu motosiklet sürmelerini sağlamayı kendine hedef göstermiştir. Şimdi kendimizin dahi yapamayacağı şekilde, belki de kendi hayatından vazgeçmiştir. İstese çok paralar kazanabileceği, kısmen mutlu olabileceği bir işle hayatını devam ettirmeyi seçmemiştir. Barkın Bayoğlu amiyane bir tabirle bir halk kahramanıdır benim gözümde. O, herkesin de bildiği gibi motosiklete binerken ölüme gitmeyi arzulamış, bu uğurda hayatını geçirmiş ve maalesef bu isteğine de kavuşmuştur. 

Bizlere bıraktığı miras hem çok ağır, hem de gurur verici. Ben O'nun iyiliklerini kendime ders alıyorum. Araştırmacı yönünü, okuyucu yönünü, gezgin yönünü ve daha nicelerini. Motosiklete binebilir miyim bilemiyorum. Bir yandan O'nun en büyük mirasına ihanet etmeyi istemiyorum ancak diğer yandan bu uğurda büyük sözler de veremiyorum kendime. Barkın Bayoğlu ve yarattığı efsanevi Altın Elbiseli Adam artık yeni videolar paylaşamayacak bizlerle. Şu sıralar ekibi, çekimleri tamamlanan işleri yayınlıyorlar ve kanalı devam ettirme kararı aldıklarını duyurdular. Ancak O'nun yokluğu bana beklediğimden daha çok koydu. Bugün akşam üzeri 4 sularında yayınlanan Peru son bölümü videosunun bildirimini gördüğümde, gözlerim yeniden doldu. Eskiden olsa işi gücü bırakıp derhal izleyeceğim videoyu henüz izleme kudretini kendimde bulamadım. Yokluğunu kabullenmek çok zor be Barkın abi...

Bu yazı muhakkak yeniden düzenlenecek. Çünkü aklımdan geçen onlarca şeyden kaçını yazabildim, kaçından bahsedebildim bilemiyorum. Şu an imkanım olsa, Barkın Bayoğlu'na ulaşabilecek olsam, O'na söyleyeceğim yegane şey O'nu ne kadar çok sevdiğim olurdu. Bir kez bile tanışmamış olmama rağmen bir insanın bende bu türlü hisler uyandırabileceğini tahmin etmezdim, üstelik bir başkası anlatsa dalga geçerdim. İşte böyle bir adam, bizlere veda eden... 

Elveda babuşum...

                                                                                                                                 Eric Cantona

31.07.2017

Start Finish: 2017 Macaristan GP


Formula 1'de bir aylık sezon arasına girerken Ferrari sonuna kadar yarışta olacağını Mercedes'e göstermeyi başardı. Büyük bir ihtimalle bu sezon izlediğim ve yazısını yazacağım son yarış oldu. Askerlik hazırlıklarının son safhasına geldiğim için yarışı özet görüntüyle geçiştirip işin magazinsel boyutuna odaklanacağım.


-Günün sürücüsü Kimi Raikkönen oldu. Ben de kendisinin emekli olmasını beklesem de oyumu ondan yana kullandım. Takımı ve takım arkadaşı için fedakarlık yaptı ve kazanabileceği yarışta ikincilikle yetindi. Ferrari ise kendisini daha pit-stop sırasında gözden çıkarmıştı. Daha tur atabilirim dediği halde pite alarak Sebastian Vettel'i geçişini engellediler.

-Vettel demişken, halo denen gudubet sisteme verdiği kayıtsız şartsız destekten ötürü kendisine çok öfkeliyim.

-Raikkönen; hafta sonu Massa'nın hastalığı yüzünden yarışmak zorunda kalan, normalde yorumculuk yapan Williams sürücüsü Paul Di Resta'ya da salladı. Pite girerken kendisine engel olduğu gerekçesiyle "arkasında ne olduğunu göremiyorsa yorumculuğa dönsün" diye posta koydu.

-Di Resta üç yıl aradan sonra ilk kez, sıfır antrenman ile girdiği sıralama turları ve yarışta beklenenden iyi iş yaptı. Teknik arızayla yarış dışı kaldığında son sıradaydı belki ama başkası için ayarlanmış bir araçla, minimum hata ile o noktaya gelebilmek de başarıdır benim için.

-Raikkönen olmasa oyumu alacak isim Fernando Alonso olurdu. McLaren Honda'sı ile çok çok iyi bir yarış çıkardı. Hem 6. sıraya oturdu hem de en hızlı tur zamanına imza attı. Yarış sonu verdiği pozla da yarışın önüne geçti. Bu sezon hoşlanmadığım kim varsa aramızdaki buzları erittik resmen.

-Gelelim Red Bull'un dramına. Verstappen ilk turda Ricciardo'yu yarış dışı bırakınca, bu yarıştan büyük beklentisi olan Ricciardo bayağı bir bozuk attı. Telsizden "bana kimin vurduğunu tahmin edebiliyorum, s**** eziği" diye laf çaktıktan sonra röportajlarda da "Max'in nasıl bir tepki vereceğini merak ediyorum, bir adam gibi özür mi dileyecek yoksa çocukluk mu yapacak" tarzı laflar soktu. "Amatör" filan da dedi. Ben bu kadar ağır konuşmasına gerek olduğuna inanmıyorum. Verstappen kazada hatalıydı, geçilmemek için aptalca bir risk aldı ve aracının kontrolünü kaybederek takım arkadaşının yarış dışı kalmasına sebep oldu. Ancak Ricciardo yarış sonunda Verstappen'in kendisiyle konuşmasını bekleyebilirdi. Sıcağı sıcağına yapıldığı için de normal karşılıyorum bir yandan.

-Verstappen yarış sonrası röportajlar olsun, sosyal medya olsun özür üzerine özür diledi.

-Günün diğer dramatik isimleri Kevin Magnussen ile Nico Hulkenberg oldu. Yarış sırasında Magnussen tarafından pist dışına itilen Hulkenberg yarış sonrası Magnussen'in röportajını bölerek "bir kez daha günün en centilmen olmayan sürücüsü ödülünü kazandın tebrikler" dedi Magnussen de "ta***larımı yala balım" diye karşılık verdi. Hulkenberg de Instagram'dan "Ta*** yalamak... hayır teşekkürler, özellikle Danimarkalıysa" yazılı bir fotoğraf paylaştı.


Evet, benim için sezon burada sona eriyor. Şimdiye kadar takip edip okuyan herkese çok teşekkür ederim. Umarım geri kalanında daha heyecanlı, daha olaylı ve daha dramatik bir Formula 1 sezonuna şahit olursunuz. Seneye görüşmek üzere.

28.07.2017

Tour de France 2017: Final

Tembellikten neredeyse bir hafta sarkan Tour de France final yazısında uzun uzun konuşmayacağım. Çünkü podcast kaydettik ve söyleyebileceğimiz her şeyi söyledik herhalde. Hatta podcast öyle bir hal aldı ki Vuelta bile birkaç dakika gündem oldu.

Kaydı eklemeden önce yine de birkaç şey edeyim. Normalde AG2R'in performansı alkışlanacak bir şey değilken o kadar etkisiz, pasif ve ruhsuz bir genel klasman mücadelesine tanıklık ettik ki bu bile efsanevi performans olarak anılacaktı neredeyse. Yoksa Bardet herhangi bir zaman çalamamışken, Aru aldığı etabı dört gün sonra Froome için çalışarak gölgeleyip bir çuval inciri beraber ederken falan Team Sky haricinde iyi bir takım çalışmasından bahsetmek zor...

Podcast kaydında sizleri genel olarak neyin beklediğine değineyim. Team Sky ağırlıklı bir genel klasman yorumu var, klasikleşen "performans" şüphelerini konuşmamak olmazdı ki Kwiatkowski epey dikkat çekiciydi. Yine de ne olursa olsun Sky'ın üç haftalık stratejisine ve yarışma disiplinine hakkını verdik. Bunun dışında Matthews-Barguil ikilisinin ve Sunweb'in performansları öne çıktı. Tabii ki başarılar kadar başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları da vardı. Bu konuda da birkaç isme değindik.

Benden Contador övgüsü duymanız epey zordur ama bu turda hak etti ve alkışı aldı. Kaybederken nasıl takdir toplanır, nasıl taraflı-tarafsız herkesten olumlu yorum alınır, bunları gösterdi bize son Tour'unu koşan Alberto Contador.

Son bölümde de anlamsızca Vuelta kadrosuna göz gezdirirken buldum kendimi, Anıl(@acsedef) zorla yayını kapattırmaya çalışıp en sonunda susarak çözüm buldu. Yoksa ben o sonlarda bahsettiğim pembe formayla ilgili bir saat konuşurdum ve formanın güzelliğini överdim.

Özeti geçtiğime göre sizi kayıtla baş başa bırakayım. Anıl'ın sesinde benim hatamdan kaynaklı bir sağ hoparlöre kayma durumu olmuş sanırım, bu seferlik affedin. Herkese iyi dinlemeler...



Tour de France 2017 boyunca ürettiğimiz tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz:
* Artemio Franchi Podcast #12: Peter Sagan'ın Diskalifiyesi, Kararlar ve Kurallar: http://www.artemiofranchi.org/2017/07/artemio-franchi-podcast-12-peter-sagann.html
* Artemio Franchi Podcast #13 - Olaylı 9. Etap ve İlk Hafta: https://www.youtube.com/watch?v=lPOzu0vDEC4
* Son yazımız ise şu an görüntülemekte olduğunuz "Final" yazısı. 

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO