Others etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Others etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.01.2012

Not Defteri #49

  • Bunu bile yazmayalı altı ay olmuş arkadaş, ben ne tembel adammışım.
  • O değil de futbol ve spor yazmayınca ses etmeyip de "Oğlum lan not defteri falan yaz biz onu daha çok seviyoruz..." diyen birkaç arkadaşım var, adam değilsiniz.
  • Ben bu ara diziden diziye koşup bol bol oyun oynamak istiyorum ama vasat bile denemeyecek kadar kötü bir performans sergiliyorum. Sadece FM 2012 oynayıp The Big Bang Theory ile New Girl izliyorum. Big Bang'in daha ikinci sezonunda olduğumu söylesem çeşitli küfürler de yerim.
  • Ama etmeyin küfür tabii. Yeni yeni emekleyen bir yabancı dizi izleyicisiyim sonuçta... (Hiç sevmediğim edebi benzetmelere giresim var da neyse boş ver, bu kadarı bile tiksindirdi... Yeni emekliyormuş da bilmem neymiş, o ne lan öyle.)
  • En son not defteri yazdığımda mesela 54-55 cm uzunluğunda saçlarım vardı. Şimdi mi? İki haftada bir falan üç numara kestiriyorum. Uzun saçtan bıkıp kestireli üç ay oluyor neredeyse.
  • Kısa saça geçtiğimden beri uzun saça hakaret ediyorum onu da not olarak düşeyim. Böyle de karaktersizlik yaparım, hiç gocunmam.
  • Ama şu var ki uzun saçı kestirdikten sonra duş alırken avuç dolusu şampuanı üç numara saça dökme salaklığına bir değil birkaç defa imza attım. Saçı kestirdikten sonra duş alınca sorun yoktu da, sonraki gün alırken şampuanı avuç dolusu dökmeyi bırak "yok denecek kadar" saça saç kremi bile sürmeye kalktım.
  • Bunlar bir dönem uzun saç sahibi olmamış adamın anlayamayacağı dramlar. Yani ne denli büyük bir dram olduğu konusunu bilen bilir...
  • Şunu unutmadan yazalım, blog olarak yazı yazmıyor olabiliriz bu ara ancak bir ayağımızın Çin'de olduğunu söyleyebilirim. Blogun yazmayan yazarı(wtf?) Deniz(McDennis) bu aralar Çin'de kariyerini sürdürüyor. Kariyer derken futbol kariyeri değil, iş gereği gitti. Sanırım iki hafta sonra falan dönecek dünyanın en büyük her şey bir milyoncusundan.
  • Kendisine sordum ama Türkiye'deki gibi her şey bir lira değilmiş Çin'de, duyar duymaz yıkıldım. Böyle bir hayal kırıklığı nasıl tarif edilir bilemem. İki lira verdiği şeyler falan olmuş, Çin dediğinde her şey bir lira olmadıktan sonra ne anladım öyle Çin'den.
  • Ne Çin dedik be. Çin'de okuyucumuz varsa da böyle selam olsun kendisine. Konfişfüs abimize de selam olsun, o kadar Çin dedik onu atlamadan olmaz.
  • TOOL YENİ ALBÜMÜ NİHAYET ÇIKARIYOR BU SENE. 2012'NİN 2011'DEN HER HALÜKARDA GÜZEL OLACAĞININ KANITIDIR BU.
  • Son not: FM 2012'de Fiorentina ile ilerliyorum. Hafif özet kıvamında hikayesini yazarım. FM 2011'de Fiorentina ile yarım sezon oynayıp sinirlenip kapatmıştım, bu defa yine aynısı olacakken direndim ve efsanevi bir kırılma noktası oldu benim için. Böyle meraklandırayım da blog adına beklenti falan oluşsun bari......

18.12.2011

AC Milan Caffe e Ristorante

Japonya'nın Nagoya şehrinde dünyada türünün ilk örneği denebilecek bir cafe açıldı. İlk örnek olması ise AC Mlan'ın cafeye resmi sponsor olması, yoksa onlarca cafe vardır takım konsepti ile açılan.

Cafe sahibi olan 28 yaşındaki Arimasa İvata, müşterilerin sık sık neden Nagoya'da böyle bir işe girişildiğini merak ettiğini belirtiyor ki İtalya'da bile Milan'ın resmi olarak finansal destek sağladığı bir cafe yok.

Bağlı olduğu şirketten ayrılıp Milan ile görüşmelere başlayan İvata Ekim 2011'de AC Milan Caffe'yi açtı. İtalyan mutfağından yemekleri servis eden cafede aynı zamanda şarap ve espresso da menüye dahil. İtalya'da, özellikle de Milano'da lezzet anlayışı neyse aynısını taşımayı hedeflemiş bu Japon arkadaş. Şöyle diyor cafe ile neyi amaçladığı konusunda: "Japonya'dayken insanların kendilerini İtalya'da gibi hissedecekleri bir yer yaratmak istiyorum."

Cafe mantık olarak takımın renkleri kırmızı ve siyah ağırlıklı dekore edilmiş, dört bir yanında takımla ilgili fotoğraflar, eşyalar, imzalı formalar bulunmakta. Ayrıca cafenin logosu da Milan tarafından dizayn edilmiş.

Müşteriler Milan'ın her maçını 100 inch boyutundaki dev ekrandan izleyebiliyorlar, ayrıca Japon Milli Takımı maçları da yayınlanıyor. Bu harika imkana rağmen İvata cafenin spor temalı bir bar değil cafe-restoran olarak piyasada yer etmesini istiyor.

Milan aynı zamanda Aichi'de çocuklar için bir futbol okulu da açtı ve İvata il/şehir/eyalet -bilemedim ne desem- başkenti/merkezi olan Nagoya'da böyle bir cafe sahibi olmasının kendisini daha da cesaretlendirdiğini söylüyor.

Nisan ayı sonlarında, futbol okulunun açılışından etkilenen İvata tesislere sık gidip gelerek bir yandan da Milan ile cafe konusunda görüşmelere başlamış ancak tüm bu görüşmeler futbol okulunun dışında olmuş.

İvata, Milan'ın işbirliğine çok sıcak baktığını ancak İtalyan ve Japon yasalarındaki farklılıkların süreci uzattığını ve bu yüzden ilk görüşmelerde iş teklifini geri çekmek zorunda kaldığını söylüyor. Ancak genç girişimci devamında başarıya ulaşıyor tabii ki.

Cafenin açılışından sonra kulüple görüşmeleri hiç aksatmayan İvata fırsat bulabilirse oyuncuları cafeye davet etmek gibi planları olduğunu söylüyor. Ayrıca şöyle bir beklentisi var: "Japonya'nın teknik direktörü Zeccheroni eski bir Milanlı. Umarım yolu buraya düşer, ne zaman isterse..."

13.12.2011

Amrabat'a Tercüme Hatası

Lig TV2'de yapılan maç sonu röportajında Amrabat tercüman yoluyla İngilizce cevaplıyor soruları ve bakın o tercüman Galatasaray konusu sorulmaya başladığı zaman nasıl sansürlüyor kendisinin söylediği kritik cümleleri:

Şu şekilde kısaltmamızı yapalım: "S: Spiker, A: Amrabat, T: Tercüman"

S: Kayserispor taraftarının da çok merak ettiği bir soru var. Galatasaray başkanı Ünal Aysal, Amrabat'la ilgilendiklerini söylemişti. Amrabat Kayseri'den ayrılacak mı?
T: Chairman of Galatasaray has said that They're inserested in you and supporters of Kayseri would like to know if you are going to stey here or if you are going to leave the club in the future? (Amrabat cevapta şimdilik kalan iki maça odaklanacağını söyleyip Galatasaray ile ilgili kısma geçiyor, oradan devam edelim)
A: Galatasaray is one of the biggest clubs of Turkey, for me the biggest club. I dream to play there. If they want me i want also to go but for now I only focus on Kayserispor. In January we gonna see but I gonna say that Galatasaray is dream for me.
T: Tabii ki de Galatasaray çok önemli bir takım, çok büyük bir takım, Türkiye'nin en büyük takımı. Ben de orada oynamak tabii ki de isterim ama şu anda sadece şu anı düşünüyorum ve başarıyı düşünüyorum. Sezon sonunda ne olur artık göreceğiz.

S: Çok büyük bir takım Galatasaray. Önemli bir takımdan böyle bir teklif almak heyecan veriyor mu kendisine?
T: Are you excited at the moment?
A: Of course, it's a dream. So, a big club, when a big club offer top clubs in Europe want you is a big dream. And... What i gonna say? I hope my dream is coming true.
T: İnşallah rüyalarım gerçekleşir belli olmaz tabii belki de ama büyük bir takım, rüyalarımın takımı diyebiliriz.


Amrabat'ı koyu, tercümanını ise italik yazdım karışmasın diye. Tercüman'ın konuşmalarda kritik noktalar mevcut. Öncelikle gördüğümüz üzere Amrabat sadece iki maça odaklanacağını ve ocak ayında teklif gelmesi durumunda Galatasaray'a gideceğini belirtiyor. Tercüman ise Amrabat'ın ağzından "sezon sonunu görelim" ifadesini kullanıyor.

İkinci kısım ise benim takıldığım esas kısım. Amrabat, Galatasaray'a gitme konusunda can atarken tercüman tam aksine Amrabat'ı politik konuşuyormuş ve hafiften de transfer için gönülsüzmüş gibi tercüme ediyor. Amrabat'ın sadece Avrupa'nın büyük takımlarından birine gitmenin hayallerini süslediğini belirtmesine rağmen "belli olmaz" diyor, "rüyalarımın takımı diyebiliriz" diyor. Amrabat heyecanla "hayallerimin takımı" ifadesi kurarken tercüman Amrabat'ın hafiften gönülsüz olduğuna dair çeviriyor inceden...

Tamam büyük bir sorun değil, çok da mesele edilmeyebilir ancak Süleyman Hurma'nın her an her dakika "Galatasaray'a şekersiz çiklet bile satmam!" minvalindeki açıklamalarına bakarsak ortalığı farklı yönde karıştırmaya yetecek bir çeviri bu.


Amrabat gelmeye can atarken kendisini çeviren kişi "ne şiş yansın ne kebap" tadında açıklama yapıyorsa Süleyman Hurma da konuştukça konuşur, daha çok bağırır TFF'ye UEFA'ya şikayetler ediyoruz diye.

9.12.2011

1319 Gün & 2102 Gün ve Dahası...

Görüntü son Fenerbahçe galibiyetinin yaşandığı maça ait. Fenerbahçe 18 Mart 2011 günü oynanan maçta saatler 22.45'i gösterdiğinde 2-1 ile Arena'dan galip ayrılan taraf oluyordu. Peki medya önümüzdeki maçta, Kadıköy'de yani, Fenerbahçe 350-400 gün arası kazanamıyor olduğunda günleri ve saatleri sayacak mı?

1319 gün inadıdır tutturulmuş gidiyor. Bu derbiye dek bir kişi de çıkıp 29 ile 365'i çarpmadı, sonra aynısı yapıldı mı çirkef olan biz oluyoruz.

Ya da şunu saymaya ne dersiniz? Fenerbahçe, Türkiye Kupası maçlarında 8 Mart 2006 gününden bu yana, 9 Aralık 2011 itibarıyla tam 2102 gündür Galatasaray'ı yenemiyor farkında mısınız? Olası bir Türkiye Kupası eşleşmesi sonrası "İki bin bilmem kaç gündür..." diye lafa başlayacak mısınız yoksa unutacak mısınız?

2102 gün, o hep gündem yapılan 1319'dan büyük. Bu kadar.  Kaç kere Türkiye Kupası'nda eşleşiliyor da 2000 günü sayıyoruz diyen olursa da yapacak bir şey yok, kurada denk gelmemiş olabilir. Nasıl ki 1319 günde ayda bir maç yapılmıyorsa, kupada da her sezon maç yapılmak zorunda değil... Nasip. Kısmet. Sayacaksanız yedi maç dersiniz olur biter, üç sezon dersiniz olur biter ancak sırf çok gözüksün diye günleri ve saatleri falan sayacaksak işimiz iş.

Neyse uzatmayalım, madem gün sayma gibi bir derdimiz var, sizin için biz sayıyoruz sağ üstteki sayaçta. 18 Mart 2011 günü oynanan derbiden itibaren her bir saniyeyi bile sayıyoruz sonraki maçta Lig TV ve diğer yayıncılar zorlanmasınlar diye. Böyle de dev hizmet yapıyorum sevgili medyamız(!) için.

2.07.2011

Not Defteri #48

  • Hah! 48 oldu not defteri. Plaka oldu, Marmaris oldu(Muğla demedim evet).
  • CoD: Black Ops kadar da dandik oyun... Activision tarihinin en kötü oyunlarından biri olsa olur. En kötü olamaz da, yine son üç oyuna girer, en iyi ihtimalle beş. Yok yok, üç iyi; en kötü üçten biri.
  • Temmuz denen şey böyle soğuk geçmemeli. Ezel'deki Temmuz'dan değil, ay olanından bahsediyorum.
  • Ezel de ne biçim bittiydi be...
  • Güneye inip cayır cayır yanalım diyenlere güneyden sesleniyorum: GELMEYİN. Zira yanacak bir şey yok, serin. Ben zaman zaman üşüyorum bile sabaha karşı. Gerçi ben hep üşüyorum o başka konu, başka bir manyaklık dalı.
  • Bu bağlamda denizin dibinde olmama rağmen sahile ayak basmayalı ve denizle temas kurmayalı tam bir hafta olduğunu belirtmem lazım. Giremiyorum, götüm yemiyor evet itiraf edeyim. Soğuk denizi sevmem.
  • Ruslar sıcak denizlere inme politikasını Ağustos ayında geliştirdiler sanırım. Temmuz pek de sıcak deniz politikası geliştirilecek bir ay değil. En azından ilk haftası falan değil.
  • Ha Rusların denizleri bizim en soğuk denizimizden kat kat daha soğuk, onu da şey etmek lazım.
  • Ne çok Rus dedim arkadaş ya. ALLAH BELANI VERSİN ARŞAVİN.
  • Arşavin de tam pırlanta markası olmalık isim gibi geliyor bana ama olmayadabilir. Olur diyenden telif isterim -yarım ekmek döner ısmarlarsın artık fikri (ç)alan arkadaş!
  • Black Ops'un tırtlığından dem vurmuşken tarihin gördüğü en kötü kamera açılarından birine de Dead Space'in ev sahipliği yaptığını eklemeden geçmeyelim. O ne kötü, o ne saçma, o ne mantıksız açıdır. FPS asla değil, TPS belki ama tam da değil. ?PS lan bu oyun? GPS falan çıkmasın o karambolde?
  • Az uyuyunca böyle saçma şeyler oluyor olabilir. Ben gideyim çay koyayım o zaman.
  • Kendime küfür olarak "bsg çay koy" dermiş gibi değil ama... Cidden çay doldurmaya gidiyorum çünkü çayım bitince Not Defteri de biter diye hesapladım ve bitti çayım.
  • Çayım ve dayım arasında tek harf farkı var ki o harfler de alfabede yan yana.

29.06.2011

O İnternet Hiç Gelişmeyecekti...

Önceden bazen diyordum, şimdi ise sıklıkla: "Keşke internet bu kadar çok gelişmeseydi, her şey böyle büyüyüp ilerlemeseydi."

Eğer bu kullandığımız internet bu kadar çabuk ulaşılabilir olmasa, eskisi gibi ulaşması zor, kullanması zahmetli, çok kullanması ise ekonomik olarak zor olsaydı çoğu şey farklı olacaktı. Keşke bu dediğim şartlar eskisi gibi devam etseydi, o zaman Türk insanı her spora bu kadar kolay ulaşamayacaktı. Her sporda taraf olup kendini söz sahibi zanneden insanlar türemeyecekti böyle. Herkes ilgilendiği birkaç sporu bilecekti, onlara yoğunlaşacaklardı.

12 sene önce bir saniye bile kaçırmadan İstanpool 99'u izlerken futbol ve yüzmeden başka bir sporu pek bilmezdim mesela. Hala da futbol, yüzme, bisiklet dışında çok şey bilmem, bilmek istemem. Ki yüzme veya futbol konusunda bildiklerimin yarısını bile bilmem bisiklette. Futbol kendimi bildim bileli, yüzmeye denizde yüzmek değil de spor olarak ilgim de 1999 ile başladı. Öncesinde denizde yüzmeyi seven bir insanken İstanbul'daki Avrupa Şampiyonası ile birlikte spor olarak da yüzmeyi takip eden bir insan oldum. Bisiklet çok daha yeni, belki beş sene falan olmuştur. Öncesinde bisikletle sık gezip tozan ama spor olarak TV'de çok ilgilenmeyen birisiydim.

Düşününce hala en fazla bu üç sporla ilgileniyor olmamı şans olarak görüyorum. Her spora saçma sapan ahkam kesip hepsini sanki iyice kavramışım gibi konuşacağıma, bu üçü hakkında net konuşup, sevdiğim diğer birkaç spor için de iyi ve izlerken her şeyin farkında olacak kadar bilen bir izleyici olmayı yeğlerim. Mesela basketbolda sevgi-ilgi ölçeğim Galatasaray'dır. Onlar iyiyken NBA'i de daha çok izlerim, Euroleague ve Eurocup da ilgimi çeker. Ancak Galatasaray kötüyse basketbolda sadece Galatasaray'ı izler diğerlerine denk düşmedikçe gözümü çevirmem. Gece uyanık duran bir insan olduğumdan NBA'i o saatteki tek alternatif olduğundan sık takip ederim. Buna rağmen de tutup basketbol konusunda oyununu sevmediğim üç beş adamı eleştirmekten ileri gidip teknik veya taktik konulara girmem, giremem.

Atletizm, tenis ve Formula 1 az önce bahsettiğim "iyi izleyici" tanımına uyar benim için. Daha fazlası değilim, olmak da istemem, onlara daha çok yoğunlaşıp çok büyük detaylara inersem yüzme-futbol-bisiklet üçlüsüne daha az zaman ayırırım çünkü. Gerçi futbola zaman ayırmasak da o herhangi bir anda zamanımızdan kendi payına düşen kısmı çıkarıyor.

Ancak...

Şimdilerde bakıyorum, futbolla ilgilenen ve yanına birkaç spor koyan adam ay içerisinde snooker, tenis, futbol, at yarışı(aslında sadece Gazi Koşusu), Amerikan futbolu(ki bu da sadece superbowl) diyor... Hatta bunlar da kesmiyor ve basketbol, atletizm, beyzbol falan ne bulursa yorumluyor "şu şudur, bu budur" diyor, bilmeden konuşmak oluyor bu da. Futbol, basketbol, x, y diye dört veya beş sporla ilgilen ama bu kadar da şovmen olup internetten gelen bilgiyle hepsinde uzman olma be.

Yıl boyu Amerikan futbolu takip etmeyip de senede bir kere Super Bowl izleyip anlık yorum yapma. At yarışına koca sezonda hiç bakmayıp Gazi Koşusu geldiği zaman taraf olma, şova kalkma. Yemezler. Motor sporlarını şeyine takmayıp da senede bir kere F1'in son yarışını izleyip, bir kere de Le Mans 24 Hours izleyip motor sporcusu olma bana.

Phelps rekor için yüzüyorum dediği zaman yüzme izlemeye kalkıp Olimpiyatlar bittiği zaman dönüp gitme, o havuza dört senede bir bakacağına hiç bakma, ya da bakıyorsan da uzmanıymış gibi yorum yapma. Bırak senin dört yılda bir izleyerek edindiğin bilgi dağarcığı değil, sezon boyu yüzme izleyen takip eden adamın dağarcığı bilgilendirsin insanları.

Weylandt'ın ölümüyle sonrasındaki nötralize etabı izleyip "Herkes saygılı. Ay ne de duygusal." diyerek bisiklet fedaisi olma, hemen ardından koskoca üç haftalık turu iki kaza haberi ile "şu kazanır bu kaybeder" diye yorumlamaya kalkma. Bırak o turu günlerce izleyen yorumlasın. Bir sporcunun ölümüne olan üzüntünü anlatman için ilgilenmediğin sporda uzman taklidi yapmana gerek yok. Hatta daha da saçma insanlar var, Kırkpınar'ı yorumluyor adam finalden sonraki iki dakikalık haber bültenini izleyerek.

Her spor için tek tek üretilir bunlar... Oturduğum yerde sadece şampiyona izleyip haberlerle pek ilgilenmeden atletizm yazarken izlediğim şeyi yazarım. Sporu tüm taktik detaylarıyla yazmaya kalkarsam bu işi hakkıyla yapana karşı mahçup olurum.

Ancak işte insanımızda bu yok. Adam Twitter üzerinden saatlerce Gazi Koşusu, Super Bowl gibi şeyleri yorumluyor. Buz hokeyi ile ilgisi kavga görüntülerinden ibaret olan adam NHL finalleri geldiği zaman gözünü ayırmadan izliyor "Aman ha geri kalmayayım, önemli bir hadise olurken benim yorumum olmazsa eksik kalırım" düşüncesi ile.

İyi bir halt ettik diye düşünürlerken komik duruma düşüyorlar ve işin acı tarafı, farkında olamıyorlar.

9.06.2011

12 Haziran 2011 - Formamla Sandığa Gidiyorum!

Twitter üzerinden başlatılan bu harekete Galatasaraylılar ile birlikte 15 Ocak 2011 günü Aslantepe'de yaşanan siyasi skandala tepki gösteren Fenerbahçe, Trabzon ve Beşiktaş taraftarları da destek olmaya başladı.

Sebep belli: AKP'yi üyesi olduğu Galatasaray'a tercih eden Erdoğan Bayraktar'ın skandaldan öte konuşması, stat açılışında spora siyaseti karıştırmaya kalkması, Başbakan olabilen ama eleştiriyi kaldıramayan diğer Erdoğan'ın -başka bir deyişle Recep Bey'in- bu olay sonrası stadı vermemek için yaptığı tehditler...

O gün spora siyaseti bulaştıran ve yıllardır beklenen stat açılışında kendi şovlarını yapmak isterken o açılışı oyuncağa döndüren AKP, Recep Tayyip Erdoğan ve Erdoğan Bayraktar gibilerine inat 12 Haziran 2011 günü bu sefer biz siyasete sporu karıştırıyoruz. Formalarımızla gidiyoruz oy vermeye.

Twitter üzerinden #formamlasandigagidiyorum ve #15ocakunutmaunutturma tagleri ile takip edebilirsiniz.

"Fikri hür, vicdanı hür Galatasaray taraftarı..."

24.05.2011

Not Defteri #47

  • Şu an tam 08.45 saat; ve ben bu satırlara başlarken(çok hisli girdim ama duygusal değil korkmayın) bir çeşit manyaklık yapmış bulunuyorum daha yeni. Sabah 06.00 civarı NBA'de Dallas-Oklahoma'yı izlerken canım sıkıldı Facebook'a girdim birilerine sarayım online kimse var mı diye. Baktım stres atacak kimse yok ki o an arkadaşıma selam verdim, İzmir'de misin Marmaris'te misin diye sordum İzmir'deyim derse görüşelim gün içerisinde diye seslenmiştim. Alsancak'tayım dedi, on dakikaya senin evdeyim dedi, beni Üçyol'dan aldı çorbacıya gittik, 06.45 civarı da çorbayı içip Kordon'a geçtik. O saatte oturduk çayımızı içtik sanki öğleden sonraymış gibi. Sabah o saatte Alsancak'ta oturulabiliyormuş yani denize karşı, bunu öğrenmiş olduk. Hatta nargile bile sorduk(yalan değil, ciddi ciddi sorduk).
  • Ve tüm bunlar olurken evde masum masum çilek yemeye başlamıştım aslında.
  • Çilek demişken de, hafif ekşi oluyor ya böyle, çok tatlı olmadan ekşimsi tadı oluyor da, o tat bence en güzel çilek tadı. Şeker yermiş gibi çok tatlı olmasın çilek, HELE Kİ ÇİLEK YERKEN PUDRA ŞEKERİ SAÇMALIĞINA HİÇ GİRİLMESİN.
  • Oh sinirimi de yaptım, saracak yer de buldum.
  • Çilek demişken, kiraz da çıkmış ki bence bu sene çok ucuza kiraz yenecek, erken çıktığı zaman 20 TL'den başlayan kiraz sadece 8 TL'ydi, bol bol yenir bu sene bu.
  • Ki bana kalsa kiraz yerine hep vişne yerim, daha güzel oluyor.
  • Ayrıca erik konusunda ciddi sıkıntılarım var, çok ekşi ve sulu olanını bulamadım. Papaz erik diye tatlımsı bir şey satılıyor, içim sıkılıyor, ruhum sıkılıyor, sinirlenip cinnet geçirip kendimi yerlere atasım geliyor manavın önünde. Çok ekşi erik bulup tuza bana bana yemek istiyorum, az ekşi erik sevilmez. Ben o az ekşi eriğin tıynetini.....
  • Her erik dediğimde aklıma Eric Cartman'ın gelmesi bence tesadüf değil.
  • Bu arada yaz gelir gibi oluyor ama tam gelmiyor ya, hah işte, ben böyle olunca sinirleniyorum. Yaz ya gelmiştir, ya gelmemiştir, bugün sıcaklar gelip yarın soğuk olup sonraki gün yine sıcak olunmasın, böyle gevşek karakterde olunmasın.
  • Nargilenin -ki kendisi ile olan geçmişim iki seneyi biraz geçiyor- yeşil elmalısı tırt bence. Elmalı nargile dediğin kırmızı elmalı olmalı.
  • Nargile demişken de, hiç denemeyen varsa hindistan cevizi-vanilya denesin karıştırıp. Çok efsane olmazsa gelin beni bulun, evimden aldırın Matrix gibi siyah takım elbiseler giyip.
  • Ayrıca nargile içiyor olabilirim ama ömrüm boyunca ağzıma sigara değmedi, sıfır. Bunu söylerken de çok nefis gurur duyuyorum. Kıskanılıyorum da bence. Nargile aynı şey demeyin, haftada bir kere içiyorum o da "BELKİ".
  • Yaz gelse de, bisikletten inmesem, Marmaris'te veya Datça'da günde üç dört saat kendi kendime Tour de Fırat yapsam manyak gibi. Tour de France halt etmiş bence Tour de Fırat'ın yanında.
  • Bisiklet sporunu ve bunun en efsane turu TdF böyle ayaklar altına alınmamalıydı ama ben aldım.
  • Bisiklet demişken de: ADAM DEĞİLSİN ALBERTO CONTADOR.

11.05.2011

Not Defteri #46

  • Hep daha sık yazacağım diye söz verdiğim ama ihmal etmekten de hiç geri kalmadığım Not Defteri'nden bir kez daha merhaba. Sıklaştırma sözü vermiyorum, verince ihmal ediyorum işte, bir de böyle deneyelim. İhmal edebilirim diye belirteyim, belki bu kez de sıklaşır.
  • Totem gibi oldu. Hiç de sevmediğim şeyler ota boka totem yapmak.
  • "Totemlik bi' durum yok abi" diye karikatürü vardı Umut'un ama şimdi bulamadım.
  • Kitap okuma ışığı denen ve sayfanın üstüne konan o sayfa boyutundaki ilginç şeyden aldım. Benim gibi, yatağa uzanmışken kitap okumaya başlayıp işi bitince ışığı kapatmak için tekrar kalkmak isterken canından can giden üşengeçler için yeryüzünün en kritik icatlarından biri.
  • Şunu belirteyim, aklımdayken, "NET Limitsiz" denen tarife var ya. Hah. Durun şimdi. Santralinizi arayın sorun, hattınızın ADSL2+ ve 16 Mbit hızı destekleyip desteklemediğini iyice öğrenin. "16 Mbit'e kadar limitsiz" isimli tarifeye geçin. 8'e kadar limitsiz olana 55 TL verirken buna 59 TL vereceksiniz. Benim hızım 8'lik pakette en fazla 6.5 Mbit oluyordu, şimdi bununla 12-13 Mbit arası gidip geliyor. 4 TL'lik fark hızınızı ikiye katlıyor, asla kaçmamalı bu fırsat. Taahhüt olması da fark etmiyor, üst pakete geçtiğiniz için taahhütten çıkmıyorsunuz.
  • Sonra tabii şöyle bir ihtiyaç doğuyor: Yeni bir harici disk. (burada random gülme yapmam lazımdı da blogda da yapılmasın artık bu, suyu çıkmasın olayın)
  • Mayıs'ın 11'indeyiz ve İzmir hala serin, hala yataktan kalkınca üşüyorum, hala tişört ile gezemiyorum. Büyük problem.
  • İmkanım olsa minimum 35° sıcaklık olacak der kural koyarım, sabitlerim sıcaklığı. Mis gibi.
  • Bana sıcak koymuyor sonuçta, çok sıcak olması hiç problem değil. Marmaris'te 40° sıcaklıkta battaniye ile uyuyabilen bir insanım ben, gelmeyin üstüme. Sıcağı seviyorum ne yapayım.
  • Milletin "ılık" dediği sıcaklıklar benim için soğuk. Ve yine herkesin "serin" diye hafife aldığı havalar benim için dondurucu soğuk. Hep sıcak olsun.
  • Sıcak ve yaz demişken de Lipton Ice Tea sezonumu açtım. Günde en az bir litre gidiyor, hayırlısı...
  • Kampüste 17 Mayıs günü Redd konseri var, kaçmayacak tabii ki ama Redd'i Ogün Sanlısoy'un ardına alt grup gibi koyan zihniyete de buradan çeşitli küfürler hediye ediyorum. Redd'in yanında Ogün Sanlısoy da kim oluyor ki?!
  • Kampüs dediğim de Ege Üniversitesi oluyor bu arada. Neresi diye sorulmadan önce cevabı vermiş olayım kendim.

9.09.2010

İyi Bayramlar


Bütün blog okuyucularımızın bayramını kutlarız.
13 Eylül'deki Galatasaray - Gaziantepsor maçına bir biletimiz de size bayram hediyesi olsun.

19:05'te soru burada.

21.08.2010

Türkiye Ultimate Festival 2010


Frizbi ile oynanan bu ilginç oyun ilk günden beri dikkatimi çekiyor. Bu oyuna gönül veren samimi bir arkadaşımın olması da içimdeki frizbi peşinde koşturan köpeği uyandırıyor.

Kendileri ellerindeki kısıtlı imkanlarla maksimum seviyede bu oyunu duyurmaya, tanıtmaya ve federasyonlaşmaya çalışıyorlar.

Siz de bu oyunu daha yakından tanımak isterseniz 18-19 Eylül günleri BURC Beach te olun.
Detaylı bilgi için: http://www.34hat.com/

Bu arada benim desteklediğim takımı merak edenler için söylüyorum : cCc Türk Kası cCc

17.08.2010

Orada Kimse Var Mı ?

Yazılacak, söylenecek çok şey var ve hiç bir şey yok esasında.
O kadar büyük bir felaketti ki, nasıl Çanakkale Savaşı'nda her aileden en az bir şehit varsa, 17 Ağustos 1999 Depremi'nde de herkesin en az bir akrabası/tanıdığı/yakını/sevdiği vefat etti.

8.08.2010

"Ekşi/GSözlük Futbol" Bloglara Da Geldi!


Ekşi Sözlük'ten siegfried sözlük yazarları ve okurları için güzel bir uygulamaya imza atmıştı. Futbol maçlarının altına maçla ilgili bilgiler içeren bilgi kutucukları ekliyorduk ufak bir script yardımı ile. Daha sonra kendisi ile iletişime geçtim ve ziegfiroyt nicki ile bünyesine kattığım Galatasaray Sözlük'e de aynı uygulamayı eklemiş olduk. Sezon içerisinde fazlasıyla işe yarıyor bu eklenti.

Ve bu postta da görüldüğü üzere aynı arkadaşımızdan bloglar için de bir eklenti geldi. Maç yazılarının arasına, başına, sonuna sıkıştırdığımız iki satır kod yardımı ile maç ile ilgili küçük bilgi kutucukları açılıyor.

Hemen o kutucukları da tanıtayım:
Olaylar/Kadrolar: Maçta atılan goller, gösterilen kartlar dakikalarıyla birlikte yer alıyor tıpkı livescore.com benzeri sitelerde olduğu gibi. Bunun yanında her maçta olmasa da önemli maçlarda kadro ve oyuncu değişikliği bilgileri görülebiliyor.
Takım İsimleri: Bu bilgi kutucuğuna tıkladığımızda takımların oynadığı son maçlara ulaşmak mümkün. Açılan pencerede maçların skorlarına tıkladığımızda ise o maçla ilgili bilgi sayfasına erişip gol, kadro gibi bilgilere ulaşabiliyoruz.
VS butonu: İki takım ismi arasındaki VS butonu ise iki takımın aralarında daha önce oynanmış olan maçları gösteriyor.
İddaa: Adından da anlaşıldığı gibi bu buton yardımıyla maçla ilgili tüm iddaa oranlarına ulaşmak mümkün.
Tahmin: Buradan da bu sistemin ana kaynağı olan Açık Futbol'daki kullanıcıların maçla ilgili iddaa tahminlerine ulaşıyoruz.
Blog: Bu tuş bize diğer bloglarda maç hakkında ne yazıldığını listeliyor.
Soru İşareti: Buraya tıklayarak o maçla ilgili kodu kendi sitenizde de kullanmak için alabiliyorsunuz.

Ben soru işaretinden tam anlamadım, bloglarda veya sitelerde kullanım için bilgi ve yine örnek bir post isterim derseniz: http://acikfutbol.blogspot.com/2010/08/futbol-bloglar-icin-bilgi-kutucuklar.html

NOT: Bunun reklam olmadığını belirtmek isterim. Gelişim aşamasında az da olsa katkı sağlayıp yeni özellik geldikçe test ederek fikir paylaşımında ve yardımda bulunduğum için duyurmak istedim.

20.07.2010

Derbinin Skorunu Bil, Formayı Kazan!

Yeni sezonun ilk derbisine kısa bir süre kala iki kulübün de kredi kartı sponsoru olan Bonus Card bloglar aracılığıyla forma veriyor. Her blogdan 1 adet forma kazanılıyor, Artemio Franchi'nin talihlisi kim olacak bakalım. Yapmanız gereken çok basit, yorumlara maç sonucunu ve maçtaki gollerden herhangi birini atacağını düşündüğünüz ismi yazıyorsunuz.

Örnek vermek gerekirse şu şekilde yorum bırakmanız yeterli(bu benim tahminim değil, aynı bu örnekteki tahmini yapmak isteyenler elbette yapabilir)
Galatasaray 2-1 Fenerbahçe
GOL: Arda


Unutmadan, ben Galatasaraylıyım diye Fenerbahçeli arkadaşlar yorum yapmamazlık etmesin, sonuçta kendi formalarını kazanacaklar doğru tahmin ederlerse.

GS Bonus: http://www.facebook.com/gsbonus
FB Bonus: http://www.facebook.com/FenerbahceBonus


NOT: Yorum bırakırken adsız yorum bırakmamaya özen gösterin.

13.06.2010

DK 2010 Tahmin Yarışması

Tribün Dergi'de bir yarışma var, sağ tarafta da dönüyor bannerların arasında. Henüz haberi olmayanlara bunu duyurmuş olalım:

- http://www.tribundergi.com/forum/viewtopic.php?f=1&t=66745 -

Yapmanız gereken çok basit:
Dünya Kupası 2010'da Şampiyon Kim Olur?
Yarı Finalistler Kim Olur?
Gol Kralı Kim Olur?


Bunlarla birlikte averaj uygulaması için gruplardan 1. çıkacak 8 takımı da belirteceksiniz.

Bu üçünü tahmin olarak yazan postlar arasında ilk kişi Sony PlayStation 3 (Slim) kazanacak.

Son Katılım: 15 Haziran 2010, Saat 23.59

Tahminlerim ise şu şekilde:
Şampiyon: Brezilya
Yarı Finalistler: Meksika, Brezilya, Arjantin, İtalya
Gol Kralı: Gilardino (İtalya)
Opsiyonel Grup 1.'leri: Meksika, Arjantin, İngiltere, Almanya, Hollanda, İtalya, Brezilya, İspanya

Tahminleri üstteki linke atacaksınız tabii, buraya değil. "Dakika 1 gol 1" olarak adsız bir yorum geldi zira..

3.06.2010

Elano'nun Oteli

Daha önce Elano'nun ailesinin Brezilya'da bir otel sahibi olduğunu duymuştuk. İşte merak edenlere o otelin fotoğrafları ve logosu. Anladığım kadarıyla Marmaris'te ve diğer tatil yerlerinde de pek fazla rastlanan iki-üç yıldızlı otellerden bu da. Gayet hoş ve güzel görünüyor otel.
Bu otelin dış görüntüsü, arka tarafta geniş bir alanı yoksa havuzu yok otelin ben onu anladım.
Otelin girişinde Elano'nun milli takımda attığı gol sonrası sevinci ile karşılaşıyorsunuz. Sanırım Elano's Hotel ismini görünce isim benzerliği mi diye düşünenler için gayet yeterli bir cevap bu.
Bu da otelin restoranından bir kare. Sabah kahvaltısı 6.00-10.00 arasında, öğle yemekleri 12.00-14.00 arasında, akşam yemekleri ise 19.00-22.00 saatleri arasında. Burası oteldeki müşterilerin kullanımına olduğu gibi halka da açık bir yermiş. Oldu da Brezilya'ya gittiniz denk geldiniz buraya, otel müşterisi olmadan da yemeklerin tadına bakma şansınız var yani.

Otel hakkında bir kaç bilgi verip kapatalım bu yazıyı. Otelde artık olmazsa olmaz haline gelen internet mevcut, "bizde internet var" diye sitede bunu duyurmak gereksiz bile olmuş denebilir :) Tabii internetin yanında yine artık klasik haline gelen kablo/uydu televizyon sistemleri ve mevcut. Otelin restoranından ayrı bir de cafe bölümü var, o da 08.00-22.00 saatleri arasında açıkmış kahvelerini ve çaylarını içmek isteyenler için.

Otelin 11 tane odası ve süiti mevcutmuş; bu otel nerede derseniz de São Paulo'da Iracemápolis bölgesinde/mahallesindeymiş.

31.05.2010

Not Defteri #40

  • Bizim Not Defteri'ni karalamayalı 5 hafta olmuş. 23 Nisan'dan beri yazmamışım hiç bir şey.
  • Hemen postun fotoğrafıyla gireyim olaya. Gördülüğü üzere Marko Marin forması oluyor kendisi. Werder Bremen Almanya'da sevdiğim ender takımlardandır, Frings orada daha ne olsun.. Marin'i de severdim oraya gitti. Marmaris'te de orjinal formaya denk gelince kaçıramazdım.. Mükemmel..
  • Almanya'da sevdiğim ender takımlar dedim de Bremen'den ayrı bir de Dortmund'u severim biraz, başka da yok. O da çocukluğumda Şampiyonlar Ligi finali oynadıklarından olsa gerek. İyi oynuyorlardı, "kötü değil aslında" diye izlenim bıraktılar. Tabii bir de UEFA'da güle oynaya elediğimiz için :)
  • Bir de çoğu kişi gibi Lena Meyer'i sevdim Almanya'dan. Aslında tam olarak "güzel" değil ama sempatiklik ve sevimlilik konusunda açık ara önlerde olduğu kesin.
  • Tam 3 haftadır kola içmiyorum. Coca Cola, Pepsi veya diğerleri, hiç birini içmedim. Sprite içiyorum ya da 2 litrelik Sprite bulamazsam SenSun içiyorum..
  • Tabii Ice Tea Limon'u es geçmemek lazım. Milli içeceğim benim.
  • Ayrıca şu an Maliano kişisini kınamakla meşgulüm twitter üzerinden, akşam yemeğinden önce buraları yazıyorum ve karnım çok aç ama kendisi öyle bir künefe fotoğrafı koydu ki dibim düştü. O künefe fotoğrafının intikamı alırım ben, kolla kendini basketçi blogcu!
  • Beach Life ve SimCity 4'e başladım geçenlerde. Delilik değil de nedir bu sorarım size. Finallerden sonra Dünya Kupası sırasında boş vakit geçirirken iyi işe yarar bunlar.

28.05.2010

Yapma Bunu NTV

NTV Spor'da Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı hakkındaki haberin son paragrafını görüyorsunuz. Taraflı-tarafsız tartışması sık yaşanıyor medyada ama böyle bir hata/ihmal/kasıt ne derseniz deyin, hiç bir şekilde kabul edilemez bir şey.

Bir takımın antrenöründen "antrenörümüz" diye bahsediyor Türkiye'nin en "ciddi" ve "tarafsız" spor servisi. Linki bu, düzeltilmemiş olursa buradan görürsünüz, yoksa fotoğrafta zaten belli oluyor açık açık.. Muhtemelen Fenerbahçe'nin resmi sitesinden aldılar bu metinleri ama belli ki pek de sorun teşkil edeceğini sanmamışlar, metinleri kontrol etme gereği duymamışlar. Sizi bizi mi olur bu işin, değil mi?

Gerçi bende de sorun var, sana ne kardeşim, neden takıyorsun bunlara.. Bu ülkede Bursa'nın şampiyonluğunun ertesi günü en çok satan, mevcut şartlarda en kaliteli gözüken spor gazetesinin bile ana sayfasında şampiyonluk haberi minik bir yere iliştiriliyor.. Birileri çıkıp Fenerbahçe'ye açık açık "biz" demekten çekinmemiş, suç mu? Değildir herhalde..

Yardım/Destek

Gün içerisinde ve dün(27 mayıs) gece maillerimi pek kontrol etme fırsatım olamadı, o yüzden durumdan yeni haberim oldu.

Hemen içeriği paylaşalım sözü uzatmadan.. Galatasaray tribünlerinden bir arkadaşımızın kardeşine lösemi teşhisi konmuş. Bu hastalığın tedavisinde en iyi yerler Çapa ve Cerrahpaşa deniyor mailde ancak bu iki yerde hasta arkadaşımızı/kardeşimizi yatırıp tedavi ettirmek için bir aracı veya yardımsever birilerini bulmak zorundalar. Bu iki hastaneden birinden doktor bulmaları lazımmış sevk yaptırabilmek için.

Bahsi geçen doktor bir yakınınız veya tanıdığınız yoksa da bunu ne kadar çok kişiye iletirseniz o kadar iyi olur..

İletişim:
Yunus Dinç & Şükrü Dinç
yunus_dinc@colpal.com
only_you89@hotmail.com
Telefon: 0 538 891 49 49

20.05.2010

İzmir'de Ücretsiz Yavru Kediler!

Fotoğraflarda görünen yavrular ücretsiz olarak verilecekler. Toplam 8 tane yavru var, 8 ayrı yere de verilebilir, isteyen 1-2-3 tane de alabilir. Tek şart bir heves alıp 5-10 ay bakıp sokağa terk etmemek, hayvancıkların kaderiyle oynayacaksanız hiç ilgilenmeyin lütfen. Uzun süre bakıp sahiplenecek olanlar iletişime geçsin sadece..

Anneleri ile birlikte değil yavrular ve bakıldıkları evde 1 kedi ve 1 köpekle birlikte tam 9 kedi 1 köpeklik nüfus oluşturuyorlar, böylece bakımları da zorlaşıyor..

İlgililer blogun mail adresine (violafranchi@gmail.com) mail atıp iletişime geçebilirler benimle. Ben oradan kediyi nasıl alacakları konusunda bilgilendirme yapacağım, gerekli mail ve telefonu iletirim.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO