Formula 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Formula 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.03.2024

Start Finish: 2024 Suudi Arabistan GP

 


    Dün itibariyle Max Verstappen'in pole alıp, kısa bir süre Lando Norris'e kalan kısmı saymazsak, lider götürüp kazandığı bir yarışı daha geride bıraktık.

    Red Bull içindeki Helmut Marko - Christian Horner cepheli savaş devam ederken, Max Verstappen'in 2025'te Mercedes'e gideceği dedikoduları konuşulurken pisti doğrudan etkileyen haber Ferrari'den geldi.

    Carlos Sainz'ın apandisit ameliyatı geçirmek zorunda kalmasının ardından koltuğunun 18 yaşındaki İngiliz pilot Oliver Bearman tarafından doldurulacağı duyuruldu. Daha o gün Formula 2'de pole pozisyonu almış genç adam kendisini bir anda Formula 1 aracında buldu. Sıralama turlarında ufak bir farkla 11. sırada kalan Bearman, yarışta da son dakika katılmasına rağmen iyi bir performans sergileyerek 7. sırayı aldı ve hafta sonuna damga vurdu. Gelecek sene kendisine gridde yer bulması neredeyse garanti diyebilirim.

    Yarış hakkında söylenecek fazla bir şey yok. Lando Norris'in cezasız kalan jump startı, Pierre Gasly'nin ilk tur tamamlanmadan yarıştan çekilmek zorunda kalması, bu pistte yine yarış bitiremeyen Lance Stroll'ün duvara girdikten sonra yarış mühendisiyle yaşadığı "-Aracı geri getirebilir misin? -Hayır?" diyaloğu, Magnussen'in tren oluşturarak takım arkadaşı Hulkenberg'e puan yolunu açması aklımda kalanlar oldu. Belki biraz da amaçsız olsa da Hulkenberg-Ocon-Albon-Tsunoda arasındaki çekişme.

    7. turdaki güvenlik aracında pite girmeyen ve ikinci bir güvenlik aracı için kumar oynayan Hamilton ve Norris'in kumarları tutmadı. Norris yarış yeniden başladığında liderdi ancak Verstappen'in gerisinde kalması uzun sürmedi. Max Verstappen ufka doğru süzülerek uzaklaşırken Sergio Perez de onu takip etti. Charles Leclerc, 43 turluk lastikleriyle en hızlı turu attı ancak Perez'in pitte güvenli olmayan çıkışı sebebiyle aldığı 5 sn cezaya rağmen 2.liği alamadı.

    Hamilton'ın pite girene kadar arkasında tutmayı başardığı Oscar Piastri 4. sıraya yerleşirken Fernando Alonso da iyi bir yarış çıkartarak 5. sıraya tutundu. George Russell-Oliver Bearman-Lando Norris-Lewis Hamilton'dan oluşan İngiliz ekibi kalan sıraları alırken son puan Hulkenberg'e gitti. Sauber pilotları Valtteri Bottas ve Zhou Guanyu ise son sıralara demir atarak başka bir şekilde dikkat çektiler.

    Bu yarışı da böyle hafızamda kalsın diye not düşmüş oldum. Şu anda Formula 1'de pist dışının pistten kat kat ilginç olduğu bir gerçek. Önümüzdeki haftalarda da değişecek gibi görünmüyor.

2.03.2024

Start Finish: 2024 Bahreyn GP "2023 Sezonu Kaldığı Yerden Devam Ediyor"


    Buraya son Formula 1 yarış yazısı yazmamın üzerinden 6 seneye yakın süre geçti. Bu yazıyı yazarken beklentim de esasında birilerinin okuması, aydınlanması ya da başka yerde bulamayacağı bilgileri bulması değil. Zaten artık hayatımızla tamamen bütünleşen sosyal medya sayesinde yarış öncesinde, sırasında ve sonrasında pilotların ve arabaların en küçük detaylara kadar bilgilerini alabiliyoruz. Bu yazıyı yazmaktaki amacım hem kaybettiğimi düşündüğüm yazma becerilerimi yeniden kazanmak hem de hafızamı tazelemek.

    2022 sezonuyla başlangıcını gördüğümüz, 2023 sezonunda da artık sinir bozucu bir hale gelen Red Bull - Max Verstappen dominasyonu kaldığı yerden devam ediyor. Esasen kimsenin de değişiklik olacağına dair bir inancı ya da beklentisi yoktu. Yalnızca Red Bull'un RB20 aracıyla, Mercedes'in deneyip başarısız olduğu sıfır yan-pod konseptine geçiş yapması ve Christian Horner'a yöneltilen suçlamaların takım içinde düzensizlik yaratıp yaratmayacağına dair soru işaretleri yarattı. Bu iki konunun Red Bull dominasyonunu tamamen bitirmese bile Ferrari ile Mercedes'in daha da yakınlaşarak rekabete katılmasına sebep olabileceği bir an da olsa akıllardan geçti. Geçen haftaki test seansları RB20'ye dair şüpheleri silerken, Horner mevzusunun çözümsüz kalması da henüz takım üzerinde bir etki yaratmamış gibi görünüyor.

    Sıralama turlarında pole pozisyonunu akıllıca bir taktikle eline alan Max Verstappen, yarışın da ilk turundan itibaren hala kalan 19 pilottan başka bir dünyada takıldığını gösterdi. Yarış bittiğinde takım arkadaşı Sergio Perez'in 22 saniye önünde olan ve en hızlı tur puanını da elinde tutan Verstappen, başına bir olay gelmedikçe 4. şampiyonluğunu da geçen sezonki kadar rahat kazanacağa benziyor.

10. tur itibariyle Verstappen'in açtığı fark.

    Sergio Perez de yarışa 5. sıradan başlasa da RB20 ile önündeki pilotları teker teker geçerek takım arkadaşının arkasında rahat sayılabilecek bir 2.lik kazandı. Carlos Sainz ile arasında 2.5 saniye tutarak podyumun ikinci basamağına yerleşen Perez bu sezon belki de 2023'ten daha rahat olabilir.

    Podyumun son basamağını kazanan, gelecek yıl yerine Lewis Hamilton'ın geçeceği Carlos Sainz ise ilk yarıştaki performansıyla gelecek sezon kendine koltuk bulmanın pek zor olmayacağının sinyallerini verdi diyebiliriz. 

    Biraz garip gelebilir ancak Mercedes, takımlarda Ferrari ile 2.lik için mücadele vermeye çalışacakken McLaren ile de 3. sıra için mücadele edecek gibi görünüyor. Aston Martin de aracını geliştirmeyi başarırsa McLaren'in yakasına yapışabilir.

    Diğer takımlar da üç aşağı beş yukarı 2023 sezonunda kaldıkları yerlerden devam ediyorlar. Alpine dışında kış arasını verimsiz geçiren bir takım olmamış gibi. Esteban Ocon yüzünden pek hoşlaşmadığım Fransız takımı ise kış arasını oldukça kötü geçirmiş. Testlerde de ortaya çıkmıştı ancak ilk yarışta bu doğrulanmış oldu. Bottas ve Sergeant'ın başına gelenler olmasaydı son sıraya demir atacaklardı.

    Yarışta DRS yardımıyla üst üste geçişler ve mücadeleler izlesek de bence hafızalara kazınacak tarzda bir an göremedik. Belki Sainz-Leclerc mücadelesi ilk yarışın hatrına yazılabilir.Yarıştan benim aklımda kalanlar şunlar oldu:

    Charles Leclerc'in 10. virajı 4-5 kez blokajla kaçırması. İzleyenler olarak telsiz konuşması gelene kadar Leclerc'in Bahreyn'de alkolü nereden bulup fazla kaçırdığını sorgulamamız ancak telsiz konuşmasını duyunca yine bir araç problemi yaşadığını anlamamız. Ön frenlerdeki ısı dengesizliği sebebiyle yarış boyunca fren yaptığında aracın sağ tarafa gittiğinden yakınıp durdu kadersiz arkadaşımız.

    Logan Sergeant'ın durduk yere pist dışına çıkıp bir dakikaya yakın orada bekleyip oyalanması. Daha sonra Williams aracında direksiyon problemi olduğu ve değiştirildiği açıklandı. 

    Startta iyi bir kalkış yapsa da Hulkenberg-Stroll kazasına ucundan karışarak geriye düşen Valtteri Bottas'ın bir de pitte lastik takılamaması sebebiyle 52 saniye süren pit stopu. Böyle şeyler hep bu 1980ler seks filmi aktörü imajıyla gezen Bottas'ı buluyor zaten.

    Yarışın son turlarında Ricciardo'ya yer vermesi istenen agresif Japon arkadaşımız Tsunoda'nın takıma trip yapıp bir de yarış bittikten sonra trafikte makas atan maganda gibi Ricciardo'nun önüne dalması (divebomb).

    Yanılmıyorsam tarihte ilk kez yarışa başlayan bütün araçların damalı bayrağı gördüğü bir sezonun ilk yarışını izlememiz. Bu kadar dayanıklı araçların olması yarışlardaki sürpriz faktörünü ortadan kaldıracağı için kaçınılmaz olarak seyir zevkini iyice azaltacaktır.

    Gelecek hafta Ramazan ayı başlangıcı dolayısıyla yine bir cumartesi günü Suudi Arabistan'dayız. Merak edenler varsa bu durumdan da bahsedelim. Ramazan ayı başlayacağı için Suudi Arabistan'da yarışın cumartesi günü yapılmasına karar verildi. Kurallar gereği iki yarış arasında en az 1 hafta olması gerektiğinden bu haftaki yarış da mecburen bugün yapıldı.

    Artık nasıl gerçekleşebilir en ufak bir fikrim yok ancak umuyorum ki daha heyecanlı, en azından 2. lik mücadelesine tanıklık edeceğimiz bir yarış olur.


23.11.2018

Bal Porsuğuna Kulak Verin



2018 Abu Dabi GPsi ile Red Bull için son yarışına çıkacak olan Daniel Ricciardo, The Players’ Tribune sitesine çocukluğundan başlayıp Renault’a gitme kararına kadar yaşadığı önemli anları yazdı.


*Zaman zaman Aussie jargonu içeren bu yazının duygusunu korumak için uğraşsam da bazı yerleri dümdüz çevirmek zorunda kaldım.

Tamamdır… Daha önce böyle bir şey yazmadım ancak bu yazı büyük bir karar vermek zorunda kalmış herkese gelsin.


Temmuz sonundaki Macaristan Grand Prix’inden sonra Los Angeles’a gittim. Uzaklaşmak istedim. Boşluğa ihtiyacım vardı. WiFi ve dikkat dağıtacak şeylerin olmadığı 9 saatlik bir uçuşa ihtiyacım vardı. Bir karar vermeye ihtiyacım vardı.

Red Bull ile geçirdiğim 10 yılın ardından takım bana yeni bir F1 kontratı sundu. Bütün profesyonel yarış kariyerimi Red Bull ile geçirmiştim fakat Renault da bana bir kontrat önermişti. İki takım da onlar için sürmemi istiyorlardı ve iki taraf da hemen bir cevap bekliyordu.

Şimdi dönüp baktığımda F1’deki geleceğimle ilgili kararın bir süredir hayatımdaki yegane şey olduğunu ve bana fark ettiğimden fazla zarar verdiğini görüyorum. Kulağa biraz dramatik geliyor ama bu hayatımdaki en büyük kararlardan bir tanesiydi. Formula 1 pilotu olmak için daha ergenlikte ailemi ve arkadaşlarımı bırakıp Avrupa’ya gitmeye karar vermek kadar büyük.

Hayati kararlar konusunda insanların çok daha zor kararlar vermek zorunda olduklarını biliyorum ama benim için bu karar hayat değiştirici olacaktı. Ayrıca bugün olduğum noktaya gelebilmek için gerçekten çok fazla çalıştım.

Böylece uçağa bindim ve yolun yarısında, ABD’nin doğu yakasının 40.000 fit kadar üzerinde bir yerlerde izlediğim filmi kapattım, bir kadeh şarap aldım ve geleceğim hakkında uzun ve ciddi şekilde düşündüm.

Gözlerimi kapattım ve motorların sesini dinledim. Her zaman insanların “her şeyin netleştiği an”dan bahsettiklerini duyardım. Ben de “Tamam netlik, neredesin?” der gibiydim.

Ve sonra, her şeyi düşündüm. Yani cidden her şeyi.


Geriye, benim için her şeyin başladığı zamana gittim.

Görüyorsunuz ben her zaman Daniel’dım. Her zaman aynı tavra sahiptim. Arsız olmayı seviyorum, gülmeyi seviyorum ve yaptığım her şeyde eğlenmeyi seviyorum.

Çocukken Perth’teki evimizdeki odamın duvarında büyük boy bir Michael Jordan posteri asılıydı. 88’deki ünlü smaç yarışmasındaki meşhur fotoğrafının posteriydi. Uçuşunun tam ortasında, resmen havada süzülürken! Her gün okuldan önce ona bakardım, şey der gibi Tamam, bugün MJ olacak mısın? Şimdi bakınca o zamanlar MJ değildim – o öldürücü güdüye sahip değildim. Demek istediğim, sadece bir çocuktum.

Yarış benim kanımda var. Babam İtalyan ve zamanında biraz yarışçılık yapmış. İki ya da üç yaşımdayken annemim kucağında, babamın Perth’ten çok uzak olmayan Wanneroo’daki pistte yarıştığını izlediğimi hatırlıyorum.

Birkaç yıl sonra ilk kez karting yarışındaydım ve babam izleyenler arasındaydı. İlk yarışıma çıktığımda kartıma 3 numara verildi.

Onu ben seçmedim – o beni seçti. Ev adresimiz 3 numaraydı, Dale Earnhardt 3 numaralı aracı sürüyordu, yani bayağı meşru bir durum gibi geldi.



Avustralya’da yaşarken F1 ve NASCAR yarışlarını izlemek için çok erken uyanmam gerekiyordu ama buna alıştığıma inansanız iyi edersiniz. Yemin ederim beni her Formula 1 yarışına uyandıran bir biyolojik saatim vardı. Alarmımı gece 3’e kurardım ve 2:55’te kendiliğimden uyanırdım – biliyordum. Anne babamın odasına koşar, televizyonu açıp yatağın kenarına oturup yarışı izlerdim. Pazartesi sabahı oldukça yorgun bir öğrenci olurdum ama her zaman buna değerdi.

Nihayetinde yerel şampiyonalardan biraz daha ciddi olanlara terfi ettim ve size anlatmak üzere olduğum hikaye Bal Porsuğu’nun kökeninin hikayesi.

Her zaman hatırlayıp üzerine düşündüğüm özel bir haftasonu var.

Babam ve ben piste gitmek için birkaç saat yolculuk yapmıştık. Sezondaki önemli yarışlardan biri olduğundan Cuma günü bir antrenman seansı vardı. Babam bizi oraya götürebilmek için işten izin almıştı. Haftasonuna doğru o kadar iyi sürmüyordum; daha iyi olmam gerektiğini biliyordum. Antrenman sırasında iki rakibim tam önümde hem savaşıyor hem de pisti birlikte öğreniyorlardı. Birbirlerini itiyorlardı ve ben sadece arkalarında kalıp onları izledim. Sonuç olarak bütün günü boşa harcadım çünkü antrenman sırasında hamle yapmaya korkmuştum.

Babam üzgündü. Neden olduğunu anladım. Onun için işten izin almak kolay olmamıştı. Ve daha az önce; durmadan, tekrar tekrar Senna ve Dale Sr. gibi bir pilot olmak istediğini söyleyen oğlunun antrenmanda çok çekingen olduğu için bütün günü boşa harcadığını izlemek zorunda kalmıştı.




Babam go-kartı sessizce kaldırırken onu izledim. Eve dönerken neredeyse hiç konuşmadık. Döndüğümüzde benim gibi yarışan bir arkadaşımı aradım. Ona bir daha asla yarışmayacağımı düşündüğümü söyledim.

Eğer bir daha hiç yarışmasam bunu anlardım. Babam yarış dünyasını biliyordu… Perth’te yaşayan Daima Mutlu (Happy-Go-Lucky [film]) bir çocuğun başarılı olmak için başka bir vites bulması gerekecekti. (Kelime oyunu için özür dilemeyeceğim.)

Böylece, birkaç hafta sonra ve babamla bazı ciddi konuşmalardan sonra bir sürücü antrenöründen biraz yardım aldım. Bana kullanışlı birçok teknik öğretti ama esas yardımcı olduğu konu işin mental tarafıydı. O antrenman seansından sonraki ilk yarışımda antrenörümle birlikte pistteydim ve 10 metre ötemde rakiplerimden birinin kartına binmeye hazırlandığını gördüm. Antrenörüm “Daniel, yanında git ve ona iyi şanslar dile.” dedi.

“Ben… o beni sevmiyor bile. Ben de onu sevmiyorum. Neden bunu yapayım ki?” dedim.

“Onun aklını karıştıracaksın. Sadece yap.” aklınızda bulunsun daha 13 yaşlarındaydık.

Çekiniyordum ama antrenörüm beni tam anlamıyla iterek asfaltın üstünde onun yanına götürdü. Yürüdüm, çocuğun gözlerine baktım, elini sıktım ve ona iyi şanslar diledim. Elimi yumuşakça sıktı ve hayalet görmüş gibi baktı.

Onu o gün yendim. Yakınımda bile değildi. Michael Jordan gurur duyardı.

Yani eğer insanlar size neden Red Bull’daki elemanın kaskında bal porsuğu olduğunu sorarlarsa, onlara çok, çok uzun zamandır iç-porsuğumu beslediğimi söyleyin. O, Batı Avustralya’nın go-kart pistlerinde doğdu.

O haftasonundan itibaren, porsuğu takip ettim.


2007 yılında, Portekiz’in Estoril şehrinde Red Bull çocuk programının testindeydim. Helmut Marko ile o gün tanıştım, kariyerimin yönünü değiştirecekti. Şansıma onun gözünde çok iyi iş çıkarmıştım ama adamım, o gerçekten korkutucu bir kediydi – bir kötü bakışı ödünüzü kopartırdı. Ancak her şeyden fazla şunu anlamıştım ki bu adam yarışı seviyordu ve takımına gerçekten önem veriyordu. O tutkuyu hissedebiliyordum.

Red Bull programı böyledir. Evet, acımasız olabilir ama bunun iyi bir sebebi vardır. En yüksek seviyede yarışmak acımasızdır. İniş ve çıkışlara hazır olmanız gerekir. Sizi hazırlar böylece zamanı geldiğinde hazır olursunuz.

Hazır olduğumu zannediyordum. Sonra o telefon geldi. Hazır değildim.

Yağmurlu bir Haziran gününde, anne babamla birlikte Milton Keynes, Birleşik Krallık’taki mutfağımdaydım. Masada duran telefonum titredi. Helmut arıyordu.

“Daniel” dedi, “gelecek haftaki Britanya Grand Prix’inde HRT için sürücü olacaksın.”

Lanet olası telefonu neredeyse düşürecektim.

Oturma odasına gittim ve ailem bir şey olduğunu anladı. Onlara 8 gün içinde F1 aracıyla yarışacağımı söyledim. Bu yarış için alarm kurmayacaktım bunu biliyordum.

Bütün o hafta sonu bulanıktı. Basın toplantısında Rubens Barrichello’nun yanında oturdum. Şapkamdan taşan dağınık saçlarımla aptal gibi görünüyordum (haha). Basın, Rubens’e bana tavsiye vermesini söylüyordu. Bense hayatım boyunca bu adamı izledim ve o muhtemelen beni hiç duymadı diye düşünüyordum.

Toplantıdan sonra Lewis Hamilton beni kenara çekti.

“İyi olacaksın. Sadece… arada bir etrafına bak ve tadını çıkar. Bir gün bununla ilgili bir yazı yazacaksın ve detayları hatırlamak isteyeceksin.”

(Tamam, son kısmı söylemedi ama yine de…)

Bir dünya şampiyonunun kendi evindeki grand prixde vakit ayırıp benimle konuşması beni çok sakinleştirdi. Pazar günü bana dört kez tur bindirildi ve rezalet bir gündü … ama lanet olsun ki mükemmeldi. Bir turluk temponun bir sürücüyü iyi yapmakta çok, çok az etkisi olduğunu öğrendim. Bir direksiyonda tam olarak 1 milyon tuş olduğunu öğrendim. Ve bir F1 aracı sürmenin yapabileceğiniz en eğlenceli şey olduğunu öğrendim.

Son nokta süper önemli.

Her zaman eğlenceli olmalı.

Bu yüzden yarışıyorum.

Ve kimse Red Bull’dan daha eğlenceli değil. Bunu 2014’te Toro Rosso’dan Red Bull Racing için yarışmaya çağrıldığımda öğrendim. Atmosfer çok sakin ve rahattı. Üzerimde baskı yoktu. Yani demek istediğim Seb ile aynı garajdayken kimse benden bir şey beklemiyordu. Üst üste dördüncü dünya şampiyonluğunu kazanmıştı. O sezona başlarken onu birkaç kez yenmeyi başarırsam benim için çok iyi bir görüntü çizeceğini biliyordum. Onun bir sezon önceki araç içi kamera görüntülerini izliyor ve Adamım, bunu ben de yapabilirim… değil mi? diyordum.

O düşünceyi hatırlıyorum. Kendine güvenin şoku. Sonra ilk bildiğim şey, 2014’te Montreal yaşandı – Kanada Grand Prix’indeki ilk F1 galibiyetim. Bu hikayeyi anlatabilmek için yarışın bitimine 22 tur kaldığı andan başlamam gerekiyor.

Mercedes pilotları Lewis Hamilton ve Nico Rosberg ile Force India pilotu Sergio Perez’in arkasında dördüncü sıradaydım. Neredeyse turu tamamlamıştık ve Lewis’in aracını pite sürüklediğini gördüm – fren problemiyle yarış dışı kalmıştı.

Tamam, tamam, tamam, bu bir podyum diye düşünüyordum.

Bütün gün Mercedesleri görememiştim. Bütün haftasonu boyunca mega-hızlılardı. Sonra, birkaç tur sonunda, Sergio’nun birkaç viraj önünde … oradaydı… Nico. Yarış lideri olan Rosberg’i o öğleden sonra ilk kez görebiliyordum. Onun da Lewis ile aynı problemi yaşıyor olabileceğini biliyordum.

Formula 1’de henüz yarış kazanamamıştım. Yaklaşmıştım ama daha kazanamamıştım. Bu benim şansımdı ama Sergio’yu geçmem gerekiyordu. Problem şu ki Force India’sı düzlüklerde hızlıydı ve Montreal’de çok fazla düzlük vardı. Tur üstüne turlardan sonra yaklaşmıştım ama yeterince yakın değildim. Zamanım azalıyordu ve Vettel, dördüncü, tam arkamda bana yaklaşıyordu.

Altı tur kala Sergio’nun virajlara biraz erken frenleyerek girmeye başladığını görebiliyordum – bir sorunu idare etmeye çalışıyordu. Start-finish düzlüğünü bir kez daha geçtik ve ben a**** k******, burada göndereceğim der gibiydim.

1. Virajda dışardan döndüm. Spin atsam ya da beceremesem bile yapmak, denemek zorunda olduğumu biliyordum. Bir an için çok dibe gittiğimi düşündüm. İki lastiğim çimlere girdi çıktı, neredeyse kontrolü kaybettim ama geri getirip yapıştırdım! 2. SIRA!

Sırada Nico vardı.

Sorunu gittikçe kötüleşiyordu ve iki tur kala onu arka düzlükte yakalayıp geçtim. Sonra kafama dank etti: H…., lidersin.

Sadece ellerimin çalışmaya devam etmesini istedim. Sakin kalmak ve nasıl vites değiştirip nasıl frenleneceğini, nasıl F1 aracı sürüldüğünü hatırlamak için çok zorluyordum. Vücuduma sakin kalması için yalvarıyordum – sadece birkaç sol ve birkaç sağ dönüş daha. Ve sonunda çizgiyi son bir kez geçtim, soluma baktım ve damalı bayrağı gördüm. Gördüğüm en güzel bayraktı. Bir tur önce Felipe Massa ve Sergio’nun 1. Viraj öncesi çarpıştıklarını görmüştüm bu yüzden radyoda takımıma onların durumunu sordum. Kutlamadan önce iyi olduklarını teyit ettim.

Yarış mühendisim Simon’ın “İyi durumdalar gibi görünüyor Daniel” dediğini duyduğumda rahatlamıştım. Sonra taşlar yerine oturdu. Formula 1 yarış galibi, Daniel Ricciardo. Oğlum, çok tatlı bir andı.

O günü ve Sergio’yu geçiş hamlemi asla unutmayacağım, sonsuza kadar aklıma yapışacak. Çünkü bir zamanlar, ergenken bunu yapmaya cesaretim yoktu. Bir zamanlar, bal porsuğu ruh hayvanım, alter-egom yoktu.


Uçakta oturmuş o galibiyeti hatırlarken aklıma birçok başka hatıra geldi. Bir tanesi öne çıktı. Monako. Bu yıl.

Monako Grand Prix’inin 28. turunda beygir gücünün bir bölümünü kaybettiğimde aklıma gelen ve ilk gördüğüm şey eski takım arkadaşım Seb oldu. Böyle bir sorunu birkaç km kala yaşamak olabilir ama daha bitişe 50 tur kala ve kuyruğumda O ADAM varken? Haydi be. Monako’da böylesine kötü bir şansı hak edecek ne yaptım.

İki yıl önce Monako’daki ikinciliğim aklıma geldi**. Montreal’de aracını idare etmeye çalışırken geçtiğim Nico aklıma geldi. Çekingen olduğum go-kart antrenmanı aklıma geldi.

**Yarışı lider götürürken Red Bull’un pit hatası sebebiyle ikinci olmuştu.

Bu yıl Monako’da kazanabilmek için yapabileceğim her şeye ihtiyacım vardı. Frenleme noktalarımı ve vites değişimlerini yarış sırasında yeniden öğrendim. Virajlarda beni geçmenin neredeyse imkansız olduğunu biliyordum bu yüzden Seb’i düzlüklerde geride tutabilmek için virajlarda fark açmalıydım. Hayatımın en test edici 50 virajıydı.

Ve sonunda… başardım. Biz başardık. Takip eden saatleri hayal meyal hatırlıyorum, çok yorucuydu. Eve gece 1’de döndüm ve kutlamaya devam etmek istedim ama hiç gücüm kalmamıştı. Ölmüştüm.

Buzdolabına gittim, bir bira aldım ve yatağa uzandım.

Muhtemelen hayatımın en iyi birasıydı. Benim bira fabrikamdan olmasının da etkisi var tabii, hahaha.

F1 Monako galibi, Daniel Ricciardo. İşte bütün her şey bununla ilgili.


Uçuşun bu noktasında Los Angeles’a iniş için neredeyse alçalmaya başlıyorduk. Cevabımı bulmaya yakındım. Çok sayıda mutlu anının üzerinden geçtim… Düşünceler daha yoğun ve hızlı geliyordu çünkü artık günümüze gelmiştim. Aklım olması gereken yerdeydi: bu yılın yarı noktası.

Zaman zaman bu sezon inanılmaz zor oldu. Zorluklara göğüs germekle ilgili şeyler söyledim… ama adamım bir süre sonra ben bile yoruldum. Ben insanım. Ama hepinizin şunu duymasını gerçekten istiyorum: Umarım herkes Red Bull’un bir markadan çok daha fazlası olduğunu anlar. O bir aile, o neyin mümkün olduğuna dair bir ifade şekli. Eğer bir takım bütün bunları yapabiliyorsa; futbol liglerini kazanmak, en hızlı araçları üretmek, en iyi oyuncuları(gamer) takıma katmak, uçak yarışları düzenlemek, biz hepimiz neler yapabiliriz? Red Bull yalnızca havalı işler yapıyor ve bunun bir parçası olmayı çok sevdim.

10 yıl boyunca Red Bull ailesinin parçası olduğum ve Red Bull Racing için yarıştığım için inanılmaz derecede ayrıcalıklı hissediyorum. Bana şansımı verdiler ve Dr. Marko yıllar önce beni fark etmese hayalimdeki iş olan F1 pilotluğuna ulaşabileceğimi zannetmiyorum.

Bu takımı, bu harika insanları, bu aileyi sonsuza kadar hatırlayacağım.

Ve bu düşünce, tam da burası, netliği bulduğum yerdi. Red Bull ile çok fazla şey başardım. Her zaman olmak istediğim kişi oldum, onların yanında. Ve biliyorum, biliyorum ki onlara her şeyimi vermiş ve aynı karşılığı görmüş şekilde buradan ayrılabilirim.

 
Ancak kalbimi dinlemem gerekiyordu, tek başıma gidip kendi kararımı vermeliydim. Değişim korkutucudur – insanın ödünü kopartır. Biliyorum ki yolculuğumun sıradaki kısmı her zaman kolay olmayacak ama en iyi versiyonum olabilmek için bu adımı atıp denemem gerekiyor. Bu her zaman buydu. Sıradaki adım, sıradaki sıçrama, yeni bir mücadele.

Gelecek yıl Renault’ya gidiyorum. Açık bir zihin ve tam bir kalple gidiyorum. Kimsenin kristal bir küresi yok ya da geleceği tahmin edip seçimlerimin sonuçlarını söyleyemezler ama ne olursa olsun, bir karar verildi.

Ancak şimdilik bu yılı güçlü bitirmek istiyorum. Mental olarak kolay olmayacak. Bunu biliyorum. Araçla attığım her tur beni Red Bull yarış tulumuyla attığım son tura daha da yaklaştıracak. Ve Abu Dabi’de son kez çıktığımda… Sanırım bayağı sağlam ağlayacağım. Belki birkaç kere. Sonra kış gelecek, Renault’taki arkadaşlarımla tanışacağım ve yeni bir sayfa açacağım.

Böylece uçaktan indim, yeni maceramın da ilki kadar eğlenceli olması umuduyla. Çünkü yaşlanıp saçlarıma aklar düştüğünde ve Wikipedia sayfamı okuyup tekrar genç hissetmeye çalıştığımda birkaç şey görmek istiyorum.

İlk olarak benim en az bir Formula 1 dünya şampiyonluğu kazandığımı yazmasını istiyorum. Bir taneye ihtiyacım var değil mi?

İkincisi, bal porsuğuyla ilgili bir bölüm olmalı. Bunu hak ettiğini düşünüyorum.

Üçüncü olarak da umarım benim sporu bir şekilde değiştirdiğimi, eğlendiğimi, sert ama adil yarıştığımı, izimi bıraktığımı yazar. Umarım dünyanın dört bir yanında her haftasonu izleyen çocuklar eğlenebileceğinizi, sert çocuk olabileceğinizi ve yine de yaptığınız işte gerçekten iyi olabileceğinizi biliyorlardır.

Ve eğer bu çocuklara yalnızca bir tavsiye verebileceksem o da budur: Ne yaparsanız yapın kendinize karşı dürüst olun.

Ve eğer bu işe yaramazsa – pulu yapıştırın ve gönderin.***

--Daniel

***”Lick the stamp and send it” kalıbı bu sezon Çin GP’sinde Vettel’i geçerken yaptığı riskli hamle sorulduğunda verdiği cevap (Bazen pulu yapıştırıp göndermeniz gerekir). Düz çevirisi “pulu yalayın ve gönderin” oluyor.

Bu yazının orijinali 21 Kasım 2018 tarihinde The Players’ Tribune adresinde Daniel Ricciardo tarafından yayınlanmıştır. Başlık fotoğrafı hariç tüm fotoğraflar yazıdan alınmıştır.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.

12.08.2018

"Motor Sporları Spor Değil Bir İştir"



17 yaşındaki İngiliz motor sporcusu Jordan Cane’in babası Facebook’ta yayınladığı bir mesajla oğlunun sporu bırakma kararına; Formula 1 alt serilerinde sürücülerin yaşadıklarına, fedakarlıklarına ve sporun mali boyutuna ışık tuttu.


Jordan’ın babasından! Öncelikle Jordan’a gönderdiğiniz destek mesajları için hepinize büyük bir teşekkürler, verdiği karar üzücü olsa da tamamen saygı ve gurur duyuyorum. Verdiği karara anlam vermekte güçlük geçen bazılarınız için bir perspektif oluşturmaya çalışacağım ve başlamadan önce Jordan’ın birkaç yıl daha yarışmaya devam edecek bütçeye sahip olduğunu açıklamak istiyorum.

Motor sporları spor değil bir iştir, bu yüzden konuya ciddi olarak yarışmaya devam etmek isteyen her sürücünün karşılaştığı bir iş teklifi olarak yaklaşalım ancak bu seferlik Jordan’ın durumu hakkında konuşacağım.

Jordan Cane için yapılan yarışçılık teklifi: 14 yaşından itibaren evde eğitim göreceksin çünkü okulun senin sınavlar için orada olamadığında desteklemeyecek. Birçok arkadaşını geride bırakacaksın çünkü onları bir daha asla göremeyeceksin. Özel hayatın olmayacak ve yıllar boyunca yaz tatillerini özleyeceksin. Yılda 6-8 hafta sonunda yarışacak olsan da yılın 52 haftasını da antrenmana adamak zorundasın. Haftada 5 gün simülatörde, 5 gün spor salonunda çalışmalı ve 7/24 yiyip içtiğin her şeyi kontrol etmelisin. Sonsuza kadar insanlara ne kadar iyi olursan ol, iyi bir araç olmadan ve her şey yolunda gitmeden kazanamayacağını, aldığın sonucun aslında elinden gelenin en iyisi olduğunu açıklayacaksın ama onlar asla tamamen kavrayamayacaklar çünkü galibiyet almazsan iyi olduğuna dair bir kabul görmeyeceksin. Yaptığın işi seveceksin ancak yarış hafta sonlarını etkileyecek kontrolün dışında birçok şey olduğundan eve sık sık hayal kırıklığıyla döneceksin. Bazı harika arkadaşlıklar edinip güzel insanlarla tanışacaksın ama bunların on katı kadar da sadece paranı almaya çalışıp söz vermelerine rağmen sana bir şey vermeyecek insanlar olacak. Kendine olan inancına rağmen merdiveni tırmandıkça şunu anlayacaksın ki yeteneğinin konuyla alakası yok, kazanmak için en iyi şansın herkesten fazla para ödemek.

Sakatlanacaksın, muhtemelen hafif sakatlıklar olacak ancak ciddi bir sakatlık ve hatta hayatını kaybetme riskin de fazlasıyla olacak. Çoğu durumda da bu senin suçun olmayacak.

Bunu hala okuduğuna seviniyorum çünkü bu yarışçı olmak için gerekenlere sahip olduğun anlamına geliyor ancak henüz bitirmedim. Bu mükemmel deneyimi yaşayabilmek için çok ama çok fazla para ödemen gerekiyor.

Seçeneklerin şunlar olacak:
Sezon ve testler için gerçekçi bütçeler:

Formula Ford: 50 bin pound - Birleşik Krallık. 150 bin pound – ABD.
(En fazla eğleneceğin nokta burası, bundan sonrası git gide sinir bozacak)

USF2000: 300 bin pound
F4: 250-350 bin pound
BRDC F3: 250 bin pound. 500 bin pound + Carlin ile testler.
Eurocup: 300 bin pound eşekle (sıradan araç) 500 bin pound rekabetçi bir araçla.
GP3: 650 bin pound
Pro Mazda: 500 bin pound
FIA F3: 1.2 milyon pound
INDY Lights: 900 bin pound
F2: 5-6 milyon pound (ama birçokları daha fazla harcıyor)
Indycar: 7 milyon pound
F1: 60 milyon pound, arka sıra aracı için ve belki de takıma ortak olmanız gerekebilir!


Tamam demek ki paran var belki de sponsor bulabiliyorsun (sponsorluk da arkadaşınız ya da aile dostunuz değilse olmaz)
Belki burs alabilirsin (ah bekle, dünyada yarışçılarına destek sağlamayan tek ülkeyiz)

Tamam demek hala ilgileniyorsun, şimdi de muhtemel ödülleri ve bundan elde edeceğin kariyeri açıklamama izin ver:

Eğer 70 milyon poundunu harcadın ve Formula 1’e ulaştıysan hatırla ki bu sadece bir sezon için geçerli ve tekrar ödemen gerekecek, belki şansın yaver gider ve büyük takımlardan birini etkileyerek maaşlı sürücü olabilirsin, gerçi iyi şanslar muhtemelen Williams sürüyor olacaksın.

Ama endişelenme, eğer bu kadar uzağa gidemiyorsan ve sadece 2-5 milyon pound harcadıysan o zaman Sports Car serilerine geçebilirsin. İyi sürücüler maaş alır ama gerçekçi olarak şu noktada tek maaş alma şansın bir gentlemen driver (pay driverın bu serilerdeki ismi, takıma para ödeyen) ile ortaklaşa sürmek olur. Onlar tur başına 2-6 saniye daha hızlı olacaklar, asla yarış kazanamayacaksın ama en azından yarış kariyerin olacak! 100 binin üzerinde maaş alabilirsin ama gerçekçi olursak daha az olacak ve çok da uzun sürmeyecek.

Özet olarak, normal yaşamından korkutucu derecede vazgeçeceksin, ciddi sakatlık ya da daha kötüsünü yaşama riskini alacaksın, arkadaşlarının canlarının yanmasıyla kesinlikle başa çıkman gerekecek. O kadar çok saçmalıkla uğraşacaksın ki gerçek dışı gelecek, milyon poundlar harcayabilirsin ama dönüş olarak muhtemelen hiçbir şey kazanmayacaksın ama kazanacak olursan da yatırımının karşılığı harcadığının %5inden az olacak!

Hala bir akıl hastanesine kayıt yaptırmadıysan devam et ve lütfen imzala!

İşte bu olayın iç yüzü ancak böyle gerçekleşmiyor, alt seviyelerde başlıyorsun ve giderek adım adım içine çekiliyorsun.

Ama gerçekten hiçbir pişmanlığımız yok. İşler iyi giderken fantastikti ve Jordan’ın çok sakin ve olgun bir insana dönüşmesine yardımcı oldu, onu odakladı. Sokaklardan ve birçok gencin uğraşmak zorunda kaldığı baştan çıkarıcı şeylerden uzakta tuttu.

O her şeyini verdi ve durumla başa çıkma şekliyle ve dönüştüğü kişiyle çok gurur duyuyorum.
Eğer bir anlığına bile hayalinin gerçekçi bir gerçekleşme şansı olsaydı hala yarışıyor olurdu. Sadece, hayattan daha fazlasını istediğine karar verdi ve onu yarışta başarıya götüren tutkusu şimdi onu farklı fırsatları değerlendirmeye itti.

Başardıklarıyla gurur duyabilir:

2015 yılında, 14 yaşındayken dünyadaki en genç, profesyonel, açık tekerlek yarış serileri sürücüsüydü. USF1600 serisinin tüm zamanlar galibiyet rekorunu kırdı ve açık tekerlek yarış serilerinde kazanan en genç İngiliz sürücü oldu. 2016’da Mazda Road to Indy serisinde en genç podyuma çıkan isim oldu. 2017’de F3’te yarışan ve galibiyet alan en genç sürücü oldu.

Eğer buraya kadar okuduysanız demek ki motor sporlarının ya da Jordan’ın gerçek bir hayranısınız ve size bir kez daha teşekkür ederiz.

Bu yazının orijinali 4 Temmuz 2018’de Facebook’ta Jordan Cane Racing sayfasında paylaşılmıştır.

Bu çeviri Artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

8.08.2018

Force India’nın yeni sahipleri kimler?



Force India’nın satın alınmasında Lawrence Stroll’ün etkisi manşetlere çıktı ancak anlaşmaya imza atan konsorsiyumda başka büyük isimler de var.

Lawrence Stroll’ün Force India F1 takımını satın almaya çalıştığı bir süredir biliniyordu. Padoktaki itibarı ve bağlantıları göz önüne alındığında Silverstone merkezli takım için kazanan teklifi yapması sürpriz olmadı.

Ne var ki Kanadalı milyarder bu anlaşmadaki tek kişi değil. Yakın arkadaş ve iş arkadaşlarının da içinde bulunduğu bir konsorsiyuma liderlik ediyor. CVlerini bir araya getirdiğimizde kesinlikle etkileyici görünüyor ve bu durum kayyum yöneticisi George Rowley’i teklifin ciddiyeti konusunda ikna etmiş olmalı.
Stroll’ün yalnızca bu gücün arkasındaki sürücü değil aynı zamanda ana yatırımcı olduğuna inanılıyor, diğer isimler daha az miktarlarda yatırım yaptılar.

Yine de onların varlığı dikkatlerin Stroll’den uzaklaşmasında faydalı oluyor çünkü kaçınılmaz olarak bu yatırımın basit bir iş yatırımı mı yoksa sadece oğlu Lance Stroll’ün kariyerini ilerletmek için yapılıp yapılmadığı tartışılıyor.

Öyleyse şimdi takımda hisse sahibi olanlar kimler?



Andre Desmarais (Kanada): Desmarais ailesi, Canadian Business sitesinin listesine göre ülkedeki 7. en zengin aile, bu listeye göre Stroll ailesi 55. sırada.

Aile şirketi Power Corporation, rahmetli Paul Desmarais tarafından kurulmuştu. Küçük oğlu Andre şirketin başkan vekili, genel müdürü ve eş-CEOsu. Şirket genel olarak finansal hizmetlerle uğraşıyor ama bunun yanında iletişim ve enerji sektörlerinde de iş yapıyorlar. Adidas, Total ve Pernod Ricard gibi şirketler bünyelerinde küçük holdingleri de mevcut.

Şirket güçlü politik bağlantılarıyla da tanınıyor. Andre’nin eşi France, 1993-2003 arasında Kanada Başbakanı olan Jean Chreiten’in kızı, Chreiten daha öncesinde de Power’ın yönetim kurulundaydı.

Jonathan Dudman (Büyük Britanya): Dudman, Monaco Sports and Management’ın başkanı. Şirket kendisini “Yüksek net değere sahip müşteriler ve ailelerine hizmet veren yönetim danışmanlık şirketi” olarak tanımlıyor. MSM şirketi IMG’nin parçası olarak Monako’da başladı ve şu anki kimliğine 2010 yılında kavuştu.

Dudman birçok ünlüyle ve sporcuyla çalışıyor, özellikle finansal ve hukuki menfaatleriyle ilgileniyor. Stroll de uzun zamandır müşterilerinden bir tanesi. Motor sporlarıyla bağlantılarının yanısıra Dudman eskiden Jody Scheckter’ın Laverstoke Çiftliği işletmesinin yöneticisiydi.



John Idol (ABD): Idol, 1984 yılında Polo Ralph Lauren’e katıldı, grubun başkanı ve bölgesel COOsu (Uygulayıcı Genel Müdür) oldu. 1997’de Donna Karan’ın CEOsu seçilerek görevi şirketin kurucusundan devraldı. 2001’de VMH Moet Hennessy Louis Vuitton ile birleşme sonrasında görevinden ayrıldı.

Daha sonra 2003’te moda markası Michael Kors’un ortağı ve CEOsu oldu. O günden beri şirketi büyütürken Stroll ile yakından çalıştı. Yüksek profilli hamleleri arasında ayakkabı markası Jimmy Choo’nun satın alınması vardı. 2016-17 sezonunda Michael Kors, McLaren’in sponsoruydu.

John McCaw Jr (ABD): McCaw zenginliklerini telekomünikasyon ile sağlamış dört kardeşten üçüncüsü. Babaları John tarafından inşa edilen McCaw Cellular kurumunu 1994 yılında AT&T’ye 12.6 milyar dolara sattılar. En büyük kardeş Bruce’un güçlü motor sporları bağlantıları bulunuyor – 1993’ten 2002’ye kadar PacWest Champ Car takımının sahibiydi. Mauricio Gugelmin, Mark Blundell ve Scott Dixon gibi isimleri bünyesinde çalıştırmıştı.

John Jr diğer sporlara odaklandı ve eskiden NHL takımlarından Vancouver Canucks’ın, NBA’den Vancouver Grizzlies’in ve MLB’den Seattle Mariners’ın sahiplerinden birisiydi. Ne var ki Bruce ve Craig kardeşler gibi onun da klasik arabalara büyük ilgisi var ve Ferrari 250GTO’yu da içeren inanılmaz bir koleksiyonu var.

Michael de Picciotto (İsviçre): Picciotto, amcası Edgar tarafından kurulan Genova merkezli Union Bancaire Privee’nin kıdemli genel müdürüydü. 2016’da Hamburg merkezli Engel & Völkers’in denetsel yönetim kurulunda başkan yardımcısı olmak için şirketten ayrıldı. Şirket dünya çapında en üst düzey emlak işleriyle, yat ve uçaklarla da ilgileniyor.

Şirket, Picciotto’nun “yaratıcı ve tecrübeli bir bankacı olarak yerleşmiş bir itibarı olduğunu, modern finans dünyasının beklenmedik durumları ve mücadelelerine aşina bir isim” olduğunu belirtiyor.



Silas Chou (Hong Kong): 72 yaşındaki Chou, tekstil işleriyle kapsamlı olarak ilgilenen bir aileden geliyor ve otuz yıldır Stroll’ün yakın iş ortağı, farklı moda işletmelerinin Uzakdoğu’daki üretimlerine odaklanıyor.

Birlikte Tommy Hilfiger’ı küresel bir markaya dönüştürdüler, Chou başkandı, ve aynısını John Idol’dan yardım alarak Michael Kors’a da yaptılar. Chou aynı zamanda Karl Legerfeld, Pepe Jeans ve Esprit gibi markalarla da iş yapıyor.

Bu yazının orijinali 8 Ağustos 2018’de Motorsport.com adresinde Adam Cooper tarafından yayınlanmıştır.



28.05.2018

Start Finish: 2018 Monako GP



Beklediğimizden daha sıkıcı, olaysız bir yarış oldu. Heyecan katan tek unsur Daniel Ricciardo’nun güç ünitesiyle sorun yaşayıp otomobilinin tam hızına erişememesiydi. Buna rağmen Monako pistinde geçişin çok zor olması bütün hafta gösterdiği performans ile sonuna kadar hak ettiği galibiyete tutunmasını sağladı.

Max Verstappen üçüncü antrenman seansında kaza yapıp sıralama turlarına katılamadığı için son sıradan başlamıştı. Aracının kendisine sağladığı avantajla yarışı puan alacak bir sırada tamamlamayı başardı. Az da olsa geçiş heyecanı yaşattı.

Williams gördüğüm en kötü hafta sonu performanslarından birine imza attı. En iyi hafta sonunu geçirmekte olan Sirotkin’in lastiklerini starta üç dakika kala hala takamadıkları için Sirotkin 10 saniye dur kalk cezası aldı. Yetmiyormuş gibi araca müdahale ettikleri için yine inceleme aldılar. Stroll, Eriksson’un aracına temas ettiği için sol ön lastiği patladı. Zaten kötü gidiyorlardı iyice felakete dönüştü.

Pitstoplarda bu kez üzülen Sergio Perez oldu. Puan alacak durumdayken geldiği pitte sağ arka lastiği hızlı değiştirilemeyince gerilere düştü. Takım arkadaşı Ocon ise altıncı sırayı alarak başarılı bir yarış çıkardı.

Charles Leclerc kendi mahallesinde puan alamasa bile iyi bir yarış çıkartıyordu ancak fren problemi yaşayıp Hartley’e çarparak yarışa nokta koydu.

Fernando Alonso da uzun bir aradan sonra vites kutusundaki mekanik problemle yarış dışı kaldı.

Benim beklentilerimin altında kalan bir yarış oldu ki bu yarışa ne kadar önem verdiğimi daha önce belirtmiştim. Benim için bile sıkıcı geçtiyse sizlerin yaşadığı zulmü düşünmek istemiyorum. Geçmiş olsun, Kanada’da görüşmek üzere.



23.05.2018

Start Finish: Monako GP Özel




Takvimde en çok beklediğim yarış yine geldi. Pist üzerinde yaşananlar nadiren heyecanlandırıyor, en ufak kazada güvenlik aracı yarışı kilitliyor, pitstoplar dışında geçiş izlemek neredeyse imkansız, yarışın sonucu sıralama turlarında belli oluyor, takvimdeki en yavaş viraja sahip, peki Monako Grand Prix’ini neden bekliyorum? Öncelikle yarışın tarihine biraz değineceğim, sorunun cevabını direkt okumak isteyenler aşağılara inebilir.

Monako Grand Prix’i adından belli olacağı şekilde Fransa’nın güneyinde bulunan bağımsız bir şehir ülkesi olan Monako’da yapılıyor. Bu ufak ülkenin kumarhaneleriyle, zenginleri ve lüks yaşamlarıyla ünlü olan Monte Carlo bölgesinin sokaklarında 1929 yılından beri yapılan yarışın Formula 1 takvimine girişi 1950 yılında olmuş. Peki F1’den önce ne varmış?

1929 yılında, Anthony Noghes isimli Monakolu bir devlet yöneticisi Prens 2. Louis’in de destekleriyle ilk grand prixi düzenliyor. Aslında 1928 yılında Monako’ya ait bir ralli için uluslararası motor sporları federasyonuna başvuruda bulunuyorlar fakat yarışın çoğunluğu komşu ülke topraklarında geçtiği için ulusal bir yarış olarak kabul edilmiyor. Bu yüzden yarış kulübü de bölgesel bir Fransız kulübü statüsünden ülke çapında geçerliliği olan bir kulüp statüsüne kavuşamıyor. Noghes bunun üzerine Prens 2. Louis’den resmi bir izin alıyor ve Monakolu Grand Prix pilotu Louis Chiron’un desteği ile Monte Carlo sokaklarında yapılacak bir yarış organize ediyor.

14 Nisan 1929 yılında yapılan ve yalnızca davet üzerine katılınabilen bu yarışı William Grover-Williams, Bugatti Type 35B ile kazanıyor. Bugatti, Mercedes gibi önemli takımlar katılırken Alfa Romeo ve Maserati sürücüleri daveti kabul etmiyorlar. Chiron da aynı gün yapılacak olan Indianapolis 500 sebebiyle yarışa katılamıyor. İlk yarıştan 1938 yılındaki son yarışa kadar popülerliğini hızla arttıran Monako GP’si, 1939-1945 yılları arasında 2. Dünya Savaşı yüzünden düzenlenemiyor. 1946 yılında FIA tarafından oluşturulan Grand Prix kategorisine alınan yarış, 1949 yılında 2. Louis’in vefatı sebebiyle düzenlenmiyor. 1950 yılında ise temelleri yeni atılan Formula 1’e katılan yarış Formula 2 regülasyonları ile düzenleniyor fakat 1951-1953 ve 1954 yıllarında yarış yapılmıyor.

1970lere kadar pistte, park edilen araçların yoldan kaldırılması ve birkaç viraja koyulan saman balyaları dışında fazladan bir güvenlik önlemi alınmıyor. Yani yarışlarla günlük yaşam arasında yolun yapısı açısından hiçbir fark yok. 1969 yılında Jackie Stewart’ın çabalarıyla Formula 1 yarışlarında çeşitli güvenlik önlemleri alınıyor ve bugün de piste karakteristik özelliğini veren ARMCO bariyerler ekleniyor. 1972 yılında bariyerler tamamlanıyor ve böylece yoldan çıkan yarışçıların binalara, ağaçlara, vitrinlere vs. çarpmaları engellenmiş oluyor. Günümüze kadar pistte bazı değişiklikler yapılsa da, örneğin Rainier III Nauitical Stadyum inşaatı sebebiyle yolların değişmesi, ana hatlarıyla aynı kalan Monako GP o yıllarda kaosu bol, heyecanlı yarışlara ev sahipliği yapıyor. Bunda etkili olan faktör ise pilotların becerilerinden çok modern araçların daha rahat kontrol edilebilmesi, lastik ve fren teknolojisindeki gelişmeler vs.

Pistin yapısını en iyi tanımlayabilecek söz üç kez Formula 1 şampiyonluğu yaşamış olan Nelson Piquet’e ait: “Burada yarışmak oturma odanızda bisiklet sürmeye çalışmaya benziyor. Burada bir galibiyet ise başka bir yerdeki iki galibiyete eş değer.”. Pistin en meşhur yerleri Monte Carlo liman bölgesi, takvimdeki en yavaş viraj olan Fairmont virajı ve casinonun altından geçen tünel. Bu pist günümüzde takvime eklenmek istense muhtemelen ret yiyecekti çünkü en ufak hata yarış dışı kalmak anlamına geliyor ve gerekli güvenlik önlemleri de sıkışıklık nedeniyle alınamıyor. Her yarışta özel vinçler kaza ihtimali yüksek alanlarda bekletiliyor. Bakü ve Singapur gibi cadde pistlerinin aksine yüksek hızlara çıkılabilecek yer sayısı da gerçekten kısıtlı.


Monako’yu bugüne kadar en çok kazanan isimlere baktığımızda bizi Ayrton Senna altı galibiyetle ilk sırada karşılıyor. Onu beşer galibiyetle Graham Hill “Bay Monako” ve Michael Schumacher takip ediyor. Alain Prost’un burada 4 galibiyeti var. Ayrıca Prost ve Senna’nın 1983-1993 arasında burada galibiyeti başka kimseye bırakmadıklarını belirtmekte fayda var. Stirling Moss, Jackie Stewart ve 2013-2015 arası üç kez üst üste kazanan Nico Rosberg, Prost’u takip eden isimler. Fernando Alonso, Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel şu an gridde olan ve iki galibiyeti bulunan sürücüler.

Takımları incelediğimizde McLaren’in 15 galibiyetle en yakın rakibi Ferrari’ye 5 galibiyetlik bir fark attığını görüyoruz. Lotus ve Mercedes 7 galibiyetle onları takip ediyor fakat Mercedes’in 3 galibiyetinin Formula 1 öncesi döneme ait olduğunu belirtmekte yarar var. Geçen yıl Vettel galibiyet alana kadar Mercedes’in 4 yarışlık bir dominasyonu vardı, ondan önce de 3 yıllık bir Red Bull dominasyonuna tanıklık etmiştik.

Monako GP neden sürücüler için önemli?

Monako Grand Prix’i, Indianapolis 500 ve Le Mans 24 ile birlikte motor sporları dünyasının Triple Crown denen üç en önemli yarışını oluşturuyor. Geleneksel olarak büyük öneme sahip bu yarışların üçünü de kazanmak bugüne kadar yalnızca Graham Hill’in gerçekleştirebildiği bir başarı ve elbette imkanı olan sürücüler bunu denemek ve başarmak istiyorlar. Fernando Alonso’nun geçen yıl Monako GP’si yerine Indy 500’e katılmasının, bu sene yavaştan WEC yarışlarına girmesinin arkasında yatan sebep de bu.

Monako GP’yi neden seviyorum? Bu kadar sıkıcı bir yarışı bu kadar prestijli bir hale getiren nedir?

İki soruyu birleştirdim çünkü cevapları aynı. Formula 1 başladığı günden bu yana “lüks, şatafat, ihtişam” gibi kavramlarla tanımlanan bir spor ve Monako da bu kavramların dünyadaki mabedi. Doğal olarak ikisi bir araya geldiğinde ortaya çıkan atmosfer benim gibi lükse sahip olamasa da ona tanıklık etmeyi seven bir insansanız sizi büyülüyor. Dünyanın en prestijli kumarhanelerinin önünden geçerek milyarlarca dolar değerindeki yatları selamlayarak yarışan canavar gibi araçlar bana büyük keyif veriyor. Monako’nun ihtişamı ve şatafatı, görgüsüzlük açısından diğer zengin yerlerle karşılaştırıldığında son derece zarif ve belirli bir kalitede oluyor. Misal olarak Piers Morgan’ın Monako belgeselini izledikten sonra açıp bir de Mallorca-Marbella belgeselini izlerseniz aradaki kalite farkını rahatlıkla fark ediyorsunuz. Belgesel ne yazık ki altyazısız, sonlara doğru David Coulthard ile de kısa bir röportaj var. Buradan da başka bir noktaya bağlamak istiyorum. Monako vergi kanunları nedeniyle olsa bile birçok Formula 1 sürücüsüne ev sahipliği yapan bir ülke. Doğal olarak “mahallede yarış kazanmak” sürücüler için önemli bir olay oluyor. Ayrton Senna, David Coulthard, Max Verstappen, Jenson Button aklıma şu an gelen isimlerden birkaç tanesi.

Monako’dan çıkan Formula 1 sürücüleri ise yalnızca 4 kişi. Louis Chiron, Andre Testut, Olivier Beretta ve Charles Leclerc. 1994’te Olivier Beretta’dan beri ilk kez Monako GP’de Monako’yu temsil edecek Leclerc, şu ana kadar birden fazla yarıştan puan alabilen ilk Monakolu olarak tarihe geçti bile.

Monako kraliyet ailesinin de üç jenerasyondur yarışlara büyük destek vermesi ve ülke tanıtımında ön plana çıkarması da yarışa ayrı bir önem katıyor.

Pistte hataya yer olmaması, yarışta geçişler açısından değil ama ortalığı karıştıracak kazalar açısından sürekli diken üstünde izlemenize yol açıyor. Geçmişteki araçlar kadar olmasa da ciddi bir pilotaj yeteneği ve risk alma gerektiren bu pistte kim becerikli ve cesur anlamak daha da kolay hale geliyor. Bu kadar kaotik bir ortama rağmen kırmızı bayrak Monako’da sık rastladığımız bir şey değil. 1984’teki bir fırtına sebebiyle ilk kez kırmızı bayrakla durdurulan yarış daha sonra 1990, 1995, 2000 yıllarında ilk turda kaza sebebiyle, 2011’de 6 tur kala ve 2013’te 46. turda kırmızı bayrakla durdurulmuş.


Herkes Monako GP’yi seviyor mu?
Hayır. Formula 1 seyircileri arasında “sıralama turlarından sonucu belli yarışı niye izleyelim ki?” diyerek yarışı pas geçen ya da denk gelirse izleyen kişilerin sayısı oldukça fazla. Haklılar diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Cumartesi günü sıralama turlarında ilk 3 sırayı alan sürücüler, 64 yarıştan 54ünü kazanmışlar. 1985’ten bu yana yalnızca 1996’da 14. sıradan başlamasına rağmen galibiyete uzanan Olivier Panis bunu başarmış. Sürprize kapalı bir yarış olduğu kesin fakat drama açısından hiç eksiklik hissedilmiyor.

Bazı örnekler:

2016 yılında galibiyete giden Daniel Ricciardo’yu pite çağıran Red Bull’un lastikleri hazırlamadığı için yarışı Mercedes’e hediye etmesi. Ricciardo’nun telsizden “söyleyeceğiniz hiçbir şey bunu düzeltmeyecek, o yüzden susun” sözü her şeyi özetliyordu.

Michael Schumacher’in geri döndükten sonraki en iyi performanslarından birini göstererek 2012’de pole pozisyonunu alması fakat daha önceki cezası nedeniyle 5 sıra geriden başlamak zorunda kalması.


Harika bir pazarlama hamlesi olarak tarihe geçen ve komplo teorilerini ateşleyen bir olay: Ocean’s Twelve filmi için iki Jaguar aracının burnuna 300.000 $ değerinde elmasların yerleştirilmesi ve Christian Klien’ın kazasından sonra elmaslardan birinin kaybolması ya da kaybolduğunun iddia edilmesi.

Bir şekilde yine araç parçalayan Kimi Raikkonen’in yarış bitmeden doğrudan yatına gitmesi.

1982’de son turlarda Prost’un kazasıyla başlayan ve liderliğin üst üste el değiştirdiği yarış.

Ayrton Senna’nın 1990 yılında pole pozisyonunu almasını sağlayan efsane turu.

2004’te Jarno Trulli’nin pole pozisyonunu ve yarışı kazanması.

2006’da Michael Schumacher’in sıralama turlarında birinciliği aldıktan sonra kaza yüzünden(!) hız kesecek bir noktaya park etmesi ve sonucunda ceza alıp son sıradan başlamak zorunda kalması.

2014’te Nico Rosberg’in pole pozisyonunu ele geçirdikten sonra kaza yaparak(!) sarı bayrakları sallatırması ve Lewis Hamilton’ın pole şansını engellemesi. Bunun üzerine ortalığın komplo teorileriyle yanması.

Bonus içerik: Grosjean’ın bütün yarış haftasına yaydığı muhteşem Monaco 2013 performansı.

2018 Monako GP

Bu yılki yarış da büyük ihtimalle sıralama turlarından belli olacak, geçen yılki gibi pit yüzünden geçiş izleyebiliriz. Charles Leclerc’in ne yapacağını merakla bekliyorum, genç bir pilot için zor bir pist ancak kendi evinde yarışacak olmanın getirdiği motivasyona ve bu yarışı kıvırabilecek yeteneğe sahip. Bize pisti anlattığı bir simülasyon turu videosu mevcut ki fena gitmiyor. Fazla detaylı tahminlere girmek istemiyorum. Yarışa dair bir umudum yağmur yağmasıydı o da tahminlerde gözükmüyor.

Antrenman turları diğer yarışların aksine Perşembe günleri yapılıyor. 24 Mayıs 10:00 ve 14:00te antrenman seansları olacak. 26 Mayıs Cumartesi günü 11:00’de 3. Antrenman seansı 14:00’te sıralama turları yapılacak. Yarış ise 27 Mayıs Pazar günü 14:10’da start alacak. Paragraflarca yazdığımın aksine yarış esnasında heyecanı bol, geçiş denemeleri izlediğimiz bir yarış olmasını dilerim. Şimdiden iyi seyirler.



15.05.2018

Start Finish: Pierre Gasly




Scuderia Toro Rosso’nun genç pilotu Pierre Gasly geçtiğimiz sezon Formula 1’e adım atma şansı yakalamıştı. Geçen sezonda yaptığı 5 yarışta seriye adapte olma şansı bulan Red Bull akademi üyesi Fransız bu sezonki ilk 5 yarışta Bahreyn’de aldığı 4.lük ile dikkatleri üstüne çekti. Ben de desteklediğim bu genç sürücüyü sizlere kısaca tanıtacağım.


Fransa’nın kuzeyindeki Normandiya bölgesinde bulunan Rouen kentinde 7 Şubat 1996 yılında dünyaya gelen Pierre Gasly, 2006 yılında go-kart aracı kullanmaya başlayarak motor sporları dünyasına adım atar. Burada kaderin bir cilvesi olduğunu yıllar sonra öğreniriz. Force India’nın Fransız pilotu Estaban Ocon geçen sezon verdiği bir röportajında Gasly’e ilk karting şansını veren kişinin kendisi olduğunu söylemiştir: “Yedi ya da sekiz yaşlarındaydı, ailelerimiz arkadaş olduğundan görüşüyorduk. Bir gün ben go-kart sürerken Pierre futbol oynuyordu. Babam da ona ‘Estaban’ın go-kartını sürmeyi denesene’ dedi. O andan sonra futbolu bıraktı. Kariyerimin başından beri birbirimizi tanıdığımızı söyleyebilirim.”. Gasly’nin verdiği röportajlarda anlattıkları ise bu hikayeyi yalanlamıyor fakat Gasly ailesinin kartinge hiç uzak olmadığını da görebiliyoruz.

Gasly: “Dedem kartingde yarıştı, babam kartingde yarıştı hatta babam ulusal endurance yarışında Peugeot 206 ile yarıştı, bazı rallilere de katılmıştı. Fransa şampiyonuydu ama hep ulusal seviyede kaldı. Ayrıca üç abim var hepsi kartingde yarıştı. İki yaşımdan beri annem beni de abilerimi desteklemem için karting yarışlarına götürüyordu. Desteklemek güzeldi ama bir noktada ‘Ben de biraz aksiyon istiyorum’ dedim. Altı yaşımda ilk karting testime katıldım. Açıkçası ilk testi ailemi çok zorladığım için gerçekleştirebildim, denemek istemiştim. Oldukça pahalı bir spor olduğunu biliyorlardı ve üç abim yüzünden durumun farkındaydılar. İki yıl boyunca sadece antrenmanlara katıldım, yarışlara katılmak istedim ama onlar bunu istemedi. Sonra sponsorlarla irtibata geçtiler ve bana sponsor bulmayı başardılar. Tamam olur dediklerinde 9 yaşındaydım.”


Gasly, 2009 yılında 13 yaşındayken federasyondan birilerinin gelip kendisine bir seçim sunduğunu söylüyor: “Le Mans’ta bir okul vardı. Gidip orada okuyabiliyor, geceleri de antrenman yapabiliyordunuz ancak evinizi terk etmeniz gerekiyordu. F1’de yalnızca 20 sürücü olduğunu düşündüm demek ki F1 sürücüsü olmak için bazı fedakarlıklar yapmam gerekecekti. 13 yaşımda o okula gittim. Temel olarak eski bir şatodan ibaretti, sabahları duşa ilk giren olabilmek için savaş veriyorduk çünkü ilk giren sıcak suyu kullanabiliyordu. Biraz eski bir okuldu ama çok güzel anılara sahip oldum. O yıllarda Jean-Eric Vergne, Jules Bianchi ve Adrien Tambay tek koltuklu serilerde Fransız takımındalardı.”

2011 yılına kadar karting serisinde yavaş yavaş ilerleme kaydederek en sonunda Avrupa serisinde ikinci sırayı alan Pierre federasyonun gözüne girmiştir. “Bir gün federasyondan birileri gelip ‘Şimdi araç değiştirme zamanı, seni destekleyeceğiz.’ dedi. Yeterince karting yarışı yaptığını düşünüyoruz. ”

Fransa Formula 4 serisine geçen Gasly, 4 yarışta galip gelerek sezonu 3. sırada bitirir. Bir yıl sonra 2 litrelik Renault motorlarla gerçekleştirilen serilere katılmaya başlayan Gasly, Eurocup Formula Renault 2.0 serisinde yalnızca 2 kez podyum görerek 10. sırayı alırken Red Bull’un dikkatini çekmeye başaran Gasly, Helmut Marko tarafından ziyaret edilir ancak Marko hızlı olmasının yeterli olmadığını söyler, daha dikkatli olmayı öğrenmesini belirttikten sonra Gasly’e yalnızca ufak ölçüde sponsor olur. Red Bull sponsorlu kaskı kafasına geçiren Gasly, Red Bull programına dahil olmak için biraz daha bekleyecektir: “Federasyondan birisi Helmut Marko’ya ‘Hata yapıyorsun. Seneye bir Eurocup zaferi elde etmiş şekilde döneceğiz.’ dedi. Sonra şansıma İsviçre’den bana sponsor olacak birini buldular ve Renault ile bir sezon daha geçirme şansım oldu.”


Gasly, federasyon yetkilisinin söylediği gibi 2013 yılında büyük bir ilerleme göstererek 14 yarışta 3 galibiyet 8 podyum ile 1. olur. Helmut Marko beklediği performansı sonunda görmüştür ve Gasly’i Red Bull programına katar. 2014’te Formula Renault 3.5 serisinde yarışan genç Fransız, 17 yarışta 8 kez podyum görür hiç yarış kazanamaz fakat sezonu ikinci sırada tamamlar. Birinci olan isimse Toro Rosso koltuğuna oturacak olan Carlos Sainz Jr.’dır. Aynı yıl Caterham Racing ile de o zamanki adıyla GP2 serisinde 6 yarışa çıkar. Gasly ilk GP2 yıllarından bahsederken: “Aracı hayvanlar gibi zorlayabildiğiniz 3.5 serisinden Pirelli lastiklerin kullanıldığı GP2’ye gelmek çok zor oldu. Lastik aşınmalarıyla ilgili çok sorun yaşadım.” diyor.

2015 yılında DAMS takımına geçerek GP2’de yarışan Gasly, 4 kez podyum görse de yarış iptal ettirecek düzeyde -2015 Abu Dabi- kazalar dahi yaptığı sezonda beklenen performansı veremez. Aslında GP2 düzeyinde yaşanan kazalar büyük hatalardan kaynaklanmadığı ya da sonuçları büyük olmadığı sürece Formula 1’deki kadar haber değeri taşımaz. O serideki genç pilotların tecrübesizlik, heyecan, kendini ispatlama çabası gibi sebeplerle sık sık kazalara karışmaları normaldir. Bu yüzden Youtube’da misal olarak 1 dakikalık 2017 F1 kazaları videosu varsa 5 dakikalık 2017 F2 kazaları videosu oluyor.

2015 yılında Red Bull tarafından test sürücüsü olarak takıma dahil edilen Pierre Gasly, 2016 için Prema takımıyla anlaşır ve GP2’de 4 galibiyet, 9 podyum ile sezonu şampiyon kapatır. 2016 sezonu  Prema’nın domine ettiği bir sezon olsa da takım arkadaşı Antonio Giovinazzi ile sıkı bir rekabete giren Gasly yarışlarda iyi performanslar ortaya koymuştu. Bir sezon sonra ortalığı dağıtan Leclerc kadar iyi performanslar göstermese de

Aslında şartlar onun 2017’de Red Bull’un alt takımı Toro Rosso koltuğuna oturması için uygun görünüyordur fakat o koltuğa çoktan oturmuş olan bir isim vardır: Daniil Kvyat. Gasly, GP2 sezonu bitmeden alınan bu kararı eleştirir, şaşırtıcı olduğunu söyler: “Bana bu kararı açıklamalarını istedim, sürpriz olmuştu. Bunu yapmak için bazı nedenlerini olduğunu söylediler. Daha fazlasını bilmiyorum. Helmut Marko ile de konuşuyorum, hedeflerimi ve F1’e katılmak istediğimi biliyor. Keşke sezonun bitmesini bekleselerdi böylece şampiyon olup olamayacağımı görerek karar verirlerdi.” diyen Gasly’e cevap Christian Horner’dan basın yoluyla geliyordu: “Gasly takımın bir parçası olarak kalacak. Geçen hafta yaptığı lastik testleri bizim için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kadar çok yeteneğe sahip olmamız bizim şansımız.”

Super Formula

Sonuç olarak Formula 1’e katılabilmek için artık yeterli başarılara sahip olan Gasly’nin şansı yanında değildir. Avrupa’da gidebileceği bir tane bile boş yarış koltuğu yoktur. Onun planlarını bozan bir diğer sürpriz aslında Max Verstappen’in hızlı yükselişidir. 2015 yılında Toro Rosso koltuğuna oturan Max Verstappen’in hızlı yükselişi, 2016 sezonunun başında Red Bull’a geçmesi takım içindeki planları değiştirmiştir. Gasly ise Stoffel Vandoorne’un yaptığını yapacak ve zaman kaybetmemek için Japonya’daki Super Formula serisine katılacaktı. Helmut Marko daha sonra bu kararın doğruluğunu onaylayarak: “Kendi başının çaresine bakmayı öğrenmesi gerekiyordu ve bunu neredeyse hiç kimsenin dilini konuşmadığı bir yerde yapacaktı. Bunu başardı. Seriyi kazanamamasının tek sebebi ilginç bir fırtına vakası. Takımını zirveye çıkardı.” diyecekti.

Gerçekten de Super Formula serisinde Nakajima Racing adına yarışan Gasly’nin gösterdiği performans harikaydı. Üstelik şans da kendisinden yana dönmüştü. Danill Kvyat’ın üst üste yaptığı hatalarla birlikte Carlos Sainz Jr.’ın anlaşma gereği Renault’a geçmesi Toro Rosso’nun sezonun kalanında koltuğu Brendon Hartley ve Pierre Gasly’e emanet etmesine yol açacaktı.

Gasly, Formula 1 hayaline kavuşmuştu ancak Super Formula sezonu da devam ediyordu. Formula 1’deki şanssızlığını Super Formula’ya aktaran Gasly’nin şampiyonluk ümitleri doğal sebeplerle yok olacaktı. Helmut Marko’nun bahsettiği fırtına, Suzuka’da yapılacak olan sezonun son iki yarışının iptal edilmesine neden olan tayfundu. Gasly, şampiyonluğu yarım puanla kaybetmişti. Üstelik Gasly bunun için ABD GP’sine katılmamıştı. Buna rağmen kendisi de Japonya’ya yaptığı bu yolculuğun olumlu yanlarından bahsediyor: “Beni mental anlamda olduğumdan daha güçlü biri haline getirdi. Orada edindiğim tecrübeler arasında kötü bir tanesi olmadığını söyleyebilirim. İyi ya da kötü, hepsinden bir şeyler öğreniyorsunuz. Uzun bir yolculuk oldu ama bir sürü iyi tecrübe yaşadım, benim için yararlı olacak.”.




2018 yılı şimdilik Pierre Gasly için benim beklediğimden iyi gidiyor. Sadece bir yarışta puan almayı başardı, o da Bahreyn’de aldığı dördüncülük, yabana atılacak 1-2 puan değil tam 12 puan. Avustralya’da mekanik problemle yarışı bıraktı, Çin’de Hartley’in kendisine yol verdiğini zannederek kaza yaptı ve 18. oldu. Azerbaycan’da 12. sırayı aldı, İspanya’da ise Grosjean tarafından daha dördüncü virajı göremeden yarış dışı bırakıldı. Honda motorunu kullanmaya başlayan Toro Rosso’da tıkır tıkır puanlar almasını beklemiyorum. Zaten orta sıra takımları daha da güçlendi ve arka tarafla farkı açmaya başladılar. Aracının el verdiği ölçüde pistte bizlere yarış becerilerini sergilemesi yeterli olacaktır. 

14.05.2018

Start Finish: 2018 - Formula 1 Avrupa’ya Döndü




Bahreyn GP’nin bir yarısını yolda diğer yarısını maçta izlemek zorunda kaldığım için yazı yazmak içimden gelmedi. Çin GP geldi geçti, Bahreyn’i yazmadım bunu da yazmayayım Azerbaycan GP’de toplu yazarım diye düşündüm. Bakü’de yaşanan kaos sonrası tek yazıda toparlamaya çalıştım ancak başarılı olamadım hala bir yerlerde taslak olarak duruyor galiba. Utangaç ve mahcup bir şekilde, İspanya GP’sini de geçtikten sonra karşınıza çıkıyorum. Bu yazıya özel bir değişiklik yapacağım ve yarıştan ziyade sürücüler özelinde kısa kısa meramımı anlatmaya çalışacağım çünkü önceki yarışları yazmamışken tek başına İspanya GP’sinden bahsetmek istemiyorum. FIA’nın ve Pirelli’nin aldığı bir takım kararların yarışlara etki ettiğini düşünsem bile sadece bu yazıya özel olarak onları da göz ardı ediyorum.

Lider ile başlayalım. Lewis Hamilton kendi performansıyla kıyaslarsak oldukça kötü başladığı sezonda zirveyi ele geçirdi ve bir anda en yakın rakibine 17 puan fark atmış bir duruma geldi. Bahreyn’de radyo sorunu yaşamasının yanında iyi de yarış çıkarmıyordu. İdeal performansını hiç bulamadığı Çin ve Azerbaycan’da ise şansı çok ama çok yaver gitti bu bir gerçek. Çin’de Verstappen, Vettel’e daldı, Bakü’de Bottas lider giderken pistteki parçalar yüzünden lastiği patladı. Ben kendisinin psikolojik olarak Bakü’de ciddi şekilde silkelenip toparlandığını düşünüyorum ki bu hafta İspanya’da gördüğümüz üzere sıralamalarda olsun yarışta olsun kendisine güvenen, iyi yönde hırslanmış bir Hamilton vardı. En az hata ile pole pozisyonunu ele geçirdikten sonra yarışı da sorunsuz bir şekilde götürdü. Niko Rosberg’in söylediği söze katılıyorum; diğer pilotlar Hamilton’ın yapacağı hatalardan, geçireceği kötü günlerden olabildiğince faydalanmalılar. Her ne kadar hoşlanmasam da yeteneği açık seçik ortada olan bir sürücü.

Sebastian Vettel. Sezonun şu ana kadar en şanssız isimlerinden, kazanacaklarını kaybedeceklerini düşünürsek en şanssız olanı. Pole pozisyonlarını leblebi gibi topladığı halde geldiği nokta Hamilton’ın 17 puan gerisi ancak unda kendisinden çok diğer sürücülerin ve takımının etkisi var. Vettel ile ilgili bu sezon dikkatlerden kaçmayan bir özellik artık daha tecrübeli ve ağırbaşlı davranması. Geçen yıl Bakü’de Hamilton ile yaşadığı olayı düşünecek olursak Çin’de yarış sonrası gelip yarışının içine ettiği için kendisinden özür dileyen Verstappen ile oldukça sakince konuşması, yarış sonrası röportajlarda gösterdiği sakin tavırlar bu konuda gelişimini gösteriyor. Elbette bunlar bir anda gridin en ermiş insanı olduğunu göstermiyor, şampiyonluk yarışı daha da kızıştığında gerçekten ne kadar geliştiğini görürüz. Bakü’de ise çoğu kişi Bottas’ın başına geleni örnek gösterip sabırlı olması gerektiğini söylese de Vettel kahin olmadığı için yapabileceği en mantıklı hamleyi yaptı ancak blokaj sebebiyle birincilik kovalarken podyum dışında kaldı. İspanya’da podyumun dışında kalmasında ise Ferrari’nin iki pitstop stratejisinin çuvallaması var, yarışı ikinci sırada götürürken pitstop sonrasında podyuma el salladı. En başarılı olduğu yarış ise şüphesiz Bahreyn GP’siydi, son 10 tur boyunca artık bittiğini söylediği lastiklerle Bottas’ın önünde birinciliğini savunmayı başardı.

Geldik bir diğer şanssız isme. Valtteri Bottas. Avustralya’daki kötü başlangıçtan sonra iyi bir performans gösteren, sıralama turlarında Hamilton’ı zorlayan hatta geçen Fin sürücü de bulunduğu yer hak etmiyor. Bahreyn, Çin ve son olarak İspanya’da ikinciliği elde eden Bottas’ı liderlikten eden ise Bakü’de yaşadığı şanssızlık oldu. Devamlı olarak Mercedes’teki son sezonu olduğundan bahsedilen ve Ricciardo’nun boşa çıkacak olmasıyla üstünde baskı hissettiği söylenen Bottas bu sezon ortaya koyduğu performans ile yerini kolay kolay bırakmayacağını gösterdi. Bakü’de son anda kaybettiği yarıştan sonra oldukça üzgün hatta çökmüş olduğu gözlenen Bottas ,1992’den beri F1’de yılın en övgüye değer sporcusuna verilen Lorenzo Bandini Ödülü’nü aldığında ise son derece mutlu olmuştu. Yaptığı açıklamalarda son derece samimi olduğuna inanıyorum, izleyiciler için belki pek bir anlam ifade etmeyen bu ödül Bottas’ın sezonunun dönüm noktalarından olabilir.


Kimi Raikkonen, Kimi Raikkonen seni başımıza nereden yolladılar? Bu yazıda şanssızlık kavramını çok kullandım kullanacağım da, Raikkonen için kullanılan kelime de genelde şanssız. Fakat bence uğursuz ve hatta suçlu. Geçen sene bir ara Formula 1’de pek kimseden nefret etmediğimi sadece sevmediğimi yazmıştım. Asılsız Raikkonen övgüleri okumaktan nefret edecek noktaya geldim. Kendisi konusundaki düşüncelerimi detaylıca yazmak istiyorum ki bu konuya bir açıklık getireyim. Artık azılı Ferrari taraftarı değilim ama yazacaklarımda Ferrari’de yarışmasının payı da büyük.

Raikkonen’i ilk hatırladığım zamanlar McLaren ile gride adım attığı yıllar, hatta aracında Kimi şeklinde isminin yazması o kadar hoşuma gitmişti ki uzaktan kumandalı arabama Ögeday yazan kağıtlar yapıştırmıştım. O dönem izlemesi keyif veren hatta zaman zaman inanılmaz performanslar ortaya koyan bir sürücüydü. Şanssızlıklar(!) sonucu araçlarıyla hep sorun yaşıyordu. Schumacher sonrası Ferrari’ye gelmesini biraz yadırgamıştım, inanılmaz bir 2007 finaliyle Ferrari’nin son şampiyonu ünvanını almayı başardı ve soruyorum “Baba biz o günden bugüne ne izledik biri bana anlatsın ya?” haydi tamam Alonso gelecek diye takımdan haksız yere yollandı gitti ralli, Nascar vs. gezdi. Sonra Lotus ile geri döndü. O günden geçen yıla kadar ben ne zaman bir bayağı zaman oldu haydi bir yarış izleyeyim“ diye internette link kovalayıp ekran başına kurulsam Raikkonen’in Ferrari’sini ya duvarda gördüm ya biriyle kaza yapmıştı ya da araç kenara çekilmiş bir halde bekliyordu.

Şanssızlık dediğin 2017 model McLaren ile yarış bitirmeye çalışan adamların başına gelendir, 10 küsür yıldır kullandığı her araçta sık sık teknik sorunlar yaşayan sürücüde ben hata ararım. Yıllar önce başarılı bir şeyler yaptı diye, Ferrari’de ikinci sürücü olmayı kabul ettiği için takım tarafından hakkının yendiği iddia edilerek hala övülüyor hala bu adamdan bir şeyler bekleniyor. Ben özellikle geçen yıl birkaç kez düzgün savunma yaparak takıma yardımcı olmasını bekledim ama kendisinin yerinde yuvarlanan bir kaya olsa Mercedes’e daha çok zorluk yaratabilirdi. Artık onu da beklemiyorum. Vettel’in kafası rahat diye takımda duruyor ve artık büyük mucizeler yaşanmazsa son sezonu olacak.

Gerçekten şanssızlık yaşadığı bir an Bahreyn’deydi. Pitstopta lastik sisteminin yanlış sinyal vermesi sebebiyle yeşil ışığı görerek gaza basan Raikkonen bir mekanikerin bacağının üstünden geçti ve hem mekanikerin bacağını kırdı hem de yarış dışı kaldı. Çin’de Verstappen’den nasiplendi, Bakü’de yarış başında Ocon’a bindirdikten sonra güvenlik aracı periyodunu iyi değerlendirdi ve başarılı bir şekilde şansının da biraz yardımıyla üçüncü sıraya ulaştı. İspanya’da ise motor arızasıyla yarış dışı kalana kadar bir numarasını görmedik. Hakkını teslim edebileceğim en önemli nokta ise sıralama turlarında gösterdiği performanslar.


Daniel Ricciardo. Gridin en sempatik, en gözde, en akıllıca risk alan adamı. Sene sonunda talipleriyle bir çay içmek için bekliyor olacak. Çin’de güvenlik aracını iyi değerlendirerek geçtiği yeni lastiklerle yaptığı usta işi geçişlerle gelen galibiyet taraftarlarını sevindirse de Bahreyn’de aracının kendi kendini kapatması, Azerbaycan’da Verstappen’le yaşadığı aşırı gereksiz kaza puan sıralamasında daha yukarılarda olmasını engelledi. İspanya’da ise akarı kokarı olmayan bir yarış geçirerek beşinci sırayı aldı. Yarış kazandığında ayakkabısından şampanya içmese daha çok seveceğimiz birisi olacak ancak sonuç olarak Aussie, insan bir şey diyemiyor.

2016 Brezilya’daki yağmur performansıyla beni Formula 1’e geri döndüren o genç, atik, hırslı genç Max Verstappen o kadar kötü bir sezon geçiriyor ki anlatmak mümkün değil. Bugün sezonun ilk podyumuna erişerek sevindirse bile bunu yaparken VSC altında Stroll’le temas yaşayarak ön kanadını kırdı ve durduk yere riske girdi. Avustralya’da hırs yapıp spin atmıştı, Bahreyn’de Hamilton ile girdiği mücadelede yine gereksiz hırs yapıp lastiğini patlattı ve yarış dışı kaldı, Çin’de yediği haltı tekrar tekrar yazmaya gerek yok Red Bull’u dubleden etti. Bundan sonra azarlandı, linç edildi, akıllanacak dendi uslanacak dendi gitti Azerbaycan’da yine kazaya karıştı. Kazada suçun büyük bölümü kendisine ait çünkü savunma yaparken iki hamle yapıyor, izin verilen hamle sayısı bir ki öndeki sarhoş sürücü gibi sağ sol yaparak kazaya yol açmasın. Hırsını kontrol altına alması gerek, sabrı öğrenmesi gerek. Ya hep ya hiç diyerek ancak yarış kazanabilir ancak şampiyon olması mümkün değil. Başarılı olmasını gerçekten istiyorum çünkü inanılmaz geçişlere imza atabiliyor, izleyenlere olumlu yönde heyecan yaşatabiliyor. Fakat akıllanmazsa devamlı sağa sola çarpan aşırı panik genç pilot olarak kariyerini sürdürecek, Grosjean’ın tahtına oturur artık. Red Bull da bir noktaya kadar iltimas gösterecektir.



Fernando Alonso felaketlerle dolu bir sezondan sonra McLaren ile 5 yarıştan da puan almayı başardı. Arada gitti 6 saatlik endurance yarışı kazandı, sezon şu an İspanyol sürücü için oldukça iyi geçiyor. Özellikle Azerbaycan’da Sirotkin tarafından tepelenip iki sağlam lastikle pite ulaşabildikten sonra 7. olmasını kimse beklemiyordu. Biraz ön tarafın karışmasının da etkisi de vardı elbet ama yaptığı iş küçümsenecek bir şey değil. Küçümsenecek olsa ben küçümserdim yani biliyorsunuz. Aslında kendisiyle olan husumetim de iyice bitme noktasına geldi, en son endurance yarışı öncesi verdiği röportajda köpekleri kedilerden fazla sevdiğini söyleyince bayağı kanım ısındı. Hala hayalini kurduğu gibi zirveye oynayamıyor ve oynayamayacak da belki ama yarışmaktan daha fazla keyif aldığı bir gerçek.

“Nazar ettiniz hayin insanlar nazar ettiniz!” Bu özlü İbrahim Tatlıses cümlesini kimin için kuruyorum? Nico Hulkenberg. Sıralama turlarında 7. sıraya abone olan Alman sürücü sezonun ilk üç yarışından puanlar almıştı ve iyi bir performans gösteriyordu. Bakü’de sıra cezası alarak başladığı yarışta geçen yılki gibi duvara bindirerek yarış dışı kaldı. İspanya’da ise yakıt pompası sorunları sebebiyle iyi bir yerden başlayamadığı yarışta daha ilk turu yarılayamadan Grosjean terörünün kurbanı oldu. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Monako’da olumlu yönde sürprizlerini bekliyorum.

Kevin Magnussen. Benim bu adam hakkında neden hiç fikrim yok bilmiyorum. Geçen yıl Hulkenberg ile polemiğe girmişti, arada saçma sapan sürdüğü için başkalarıyla da kavga ediyordu. Bu sene ilk yarışta pitstop faciası yaşamıştı ondan sonrası bende hiç yok. Hayır arada iyi sonuçlar da aldı ama mesela bugün 6. oldu ama aklımda kendisine dair Grosjean’ın kazasında yardımcı oyuncu olması haricinde hiçbir şey kalmamış. İlginç. Grosjean’ın olduğu takımda adeta bir Juan Pablo Montoya klasında diyebiliriz o ayrı tabi.

Carlos Sainz Jr. Bahreyn hariç her yarıştan puan almayı başardı. Red Bull tarafından motor karşılığında Renault’a 1 yıllığına gönderilmişti, kendisini gösterip muhtemelen Ricciardo’dan boşalacak koltuğa geçmek istiyor. Bakü’de Red Bull sürücülerini bir ara avlasa da tekrar gerilerinde kalmıştı, kazalarından sonra da 5. sırayı alarak bu yılki en iyi derecesini elde etti. Bugün de Ericsson ile girdiği mücadele ile bizlere keyifli anlar yaşattı. Kendisi pek hoşnut olmadığım sürücüler arasında yer alıyor bu yüzden Red Bull’da görmek gibi bir isteğim yok.

Sergio “Checo” Perez. Force India araç yönünden bu sezona geçen yıla kıyasla felaket bir başlangıç yapınca bu sefer takım arkadaşı Ocon ile dalaşmasına gerek kalmadan gerilerde kalmıştı. İlk üç yarışta sıfır çektikten sonra Azerbaycan’da aracın uzun düzlüklerde coşmasıyla birlikte kendisi de coştu ve son turlarda Vettel’i de geçmeyi başararak podyumun son basamağına adım attı. Bu yıl daha ilginç bir yarış olmazsa alacağı en başarılı sonuç bu olacak muhtemelen. Takım da kendisi de bu sonucun istisna olacağını söylüyordu ki İspanya’da 9. olabildi. Yine de sezon başına bakacak olursak puan alabilmiş olması ilerleme olduğunu gösteriyor.

Bu sezonki iki favori çaylağımdan birine geldik, Pierre Gasly. Honda motorlu Toro Rosso ile yarıştığı için kendisinden pek başarı beklesem de Bahreyn’de 4. sırayı alarak büyük iş başarmıştı. Takım arkadaşı Hartley’e kıyasla çok daha iyi performans ortaya koyuyor. İlk yarışta mekanik arıza, bugün ise Grosjean yüzünden yarışı tamamlayamadı. Çin’de ise acemilik hatası ve anlaşmazlık yüzünden virajda Hartley’e çarparak güvenlik aracına sebep olmuş ve uyukladığımız yarışa heyecan getirmişti. Sırf bu yüzden kendisine kızamıyorum. Azerbaycan’da sıralama turlarında takım arkadaşıyla birlikte ölümden döndüğünü belirtmekte de fayda var, takım arkadaşı Hartley’in lastiği patlamıştı ve zamanında kenara kaçamadı. Arkadan gelen Gasly az kalsın 300 km üstünde süratle çarpacaktı.

Ve esas adamım, Formula 2’de çıkarttığı inanılmaz yarışlarla dikkatleri üstüne çeken Charles Leclerc ilk sezonunda, sürünmesi beklenen Sauber ile önemli işlere imza atmaya başladı. İlk üç yarışın ikisinde takım arkadaşı Ericsson’dan iyi performans gösterse de -Ericssonda çok sağlıklı bir ölçü değil ama- puan alamayan Fransız sürücü Azerbaycan’da 6. olurken İspanya’da 10. olarak puan almayı başardı. Çok önemli olmasa bile Alonso’ya kısa bir süre kafa tutabildi. Pilotaj becerisi ve araçları kıyaslarsak geçilmesi sürpriz olmadı. Kendisi hakkında daha detaylı bir yazıyı yaz arasında yazmayı planlıyorum, beklentilerim büyük. Daha önce bir röportajını çevirmiştim, ilgilenenler buradan okuyabilir.



Belçika’nın iftihar duyduğu isim Stoffel Vandoorne. Kendisinde yetenek var daha iyi bir araçla yarışırsa görürüz demiştim. Geçen yıla kıyasla daha iyi bir araçla yarışıyor, Çin ve İspanya hariç her yarıştan az da olsa puan aldı. İspanya’da mekanik problem yaşayarak bu yıl ilk kez yarış bitiremedi. Fernando Alonso’nun ekstra performans göstermesi kendisinin aldığı sonuçları gölgeleyebilir ama ortalama bir sürücüyle Mclaren’in şimdilik alabileceği sonuçlar bunlar. Çekincem şu ki ortalama halinden daha ileriye gidememesi. Alonso yanındayken öğrenebileceği her şeyi öğrenmeli.

Lance Stroll. Tek başarısı geçen yıl son anda ikincilikten üçüncülüğe düşüp podyuma adım attığı Bakü’de 8. olmak oldu. Zaten beğenmiyorum ancak bu durumun tek suçlusu kendisi değil. Williams o kadar kötü bir araç yapmış ki tarif etmek mümkün değil. F1 bilgisayar oyunlarını oynayanlar bilir, oyunu klavye ile tam verimle oynamak mümkün değildir. Hele assistleri kapatarak oynamak neredeyse imkansızdır. Williams aracı en zor ayarda, assistler kapalı, tırt marka klavyeyle oynanmaya çalışılan bir F1 oyununu anımsatıyor. Stroll, Sirotkin, Kubica hatta geçen yıl Massa. Araç içi kameralara bakarsanız diğer araçların çoğunda minimum direksiyon hareketi yapılırken Williams sürücüleri sürekli sağ sol yaparak aracı dengede tutmaya çalışıyorlar. Yine de, Stroll’ün İspanya’daki sıralama turlarında 1991’den beri kimsenin kaza yapmadığı virajda kaza yapıp üstüne yayayken ezilme tehlikesi atlatması çok şeyler beklemememiz gerektiğini gösteriyor.

Marcus Ericsson. Bahreyn’de 9. oldu, başka da bir olayı yok sanıyorum ki. Takıma Leclerc gelince ne mal olduğu iyice ortaya çıktı.

Estaban Ocon. Force India’nın daha şanssız olanı. Bahreyn’de 1 puan almayı başardı. Bakü’de daha ilk turda Raikkonen ile çarpışıp yarış dışı kaldı ki yarış kazası olsa bile Raikkonen’i geçmişti bence güme gitmiş oldu. Perez’in podyum gördüğünü düşünürsek kendisi de iyi bir sonuç elde edebilirdi. İspanya’da ise pitstopta sorun yaşayınca bayağı süre kaybetti, sonra da sorun yaşayarak yarış dışı kaldı. Puan tablosunda bu kadar gerilerde olmayı hak etmiyor.

Brendon Hartley. Azerbaycan’da aldığı 10.luk dışında bu adamın olayı nedir gerçekten anlamadım. Aracın gelişimi için iyi geri bildirim veriyor diye bir iddia okudum da İspanya’da aracı öyle bir duvara soktu ki sıfırdan araçla yarışmak zorunda kaldı. Araç taşınırken arkası düştü o derece. Bu kadar masraflı geri bildirim olmamalı. 28 yaşında Formula 1’e adım atmanın sancılarını yaşıyor olabilir, kişilik olarak da iyi birine benziyor o yüzden daha iyi noktalarda görmek isterim.



Romain Grosjean. Bu inanılmaz bir yetenek, böyle aşmış bir sürücü izlemek herkese nasip olmaz gerçekten çok şanslıyız. 5 yarışta 3 yarış dışı, ikisi kendi suçu. Bahreyn ve Çin’de aldığı puanlara bakıyoruz koca bir sıfır görüyoruz. Avustralya’da pit ekibi sıçtı sıvadı tarihi başarı gelecekti belki diyorduk ama son iki yarıştaki mallıklarına bakınca görüyoruz ki orada da kendi hatasıyla yarışı tamamlayamama ihtimali yüksekmiş. Bakü’de güvenlik aracının arkasında sağ sol yapamadı, SAĞ SOL YAPAMADI VE DUVARA GİRDİ. İspanya’da Magnussen az bir şey önüne gelince dışarı taştı aracın kontrolünü kaybetti. Olabilir. BASKI YİYORSUN OLABİLİR. Peki neden ilk kez F1 aracı kullanıyor gibi gaza yüklenmeye devam ederek pistin ortasında terör estiriyorsun? Bunu Sirotkin yapsa anlarım, Leclerc, Gasly vs. yapsa yine anlarım da bir insan 2012 yılında Alonso’yu tepeleyip şampiyonluğa el değiştirttiği günden beri gram ilerlemez mi? Daha önce de bir sürü vakası var da ben burayı onlarla doldurmak istemiyorum. Bu kadar kazmalığa rağmen hep şikayet ediyor, devamlı bir şeylerden şikayet ediyor. Monako’da 3 sıra geriden başlama cezası aldı bakalım orada neler yapacak.

Sergey Sirotkin. Hem pay-driver hem acemi hem Williams ile yarışmaya çalışıyor. Azerbaycan’da sağdan hafif darbe alınca E-5 trafiğinde panik yapan acemi sürücü gibi sola kırıp Alonso’yu tepeledi. Bir tane övecek yanını arıyorum bulamıyorum.


Yazının puanlar ve istatistikler hariç çoğunu aklımda kaldığı kadarıyla yazdım, yanlış yazdığım ya da atladığım önemli noktalar varsa kusura bakmayın. Mayıs sonunda yarış anlamında keyif vadetmese bile önemli bir prestij yarışı olan, benim de çok sevdiğim Monako’ya gidiyoruz, o yarıştan sonra görüşmek üzere.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO