29.04.2017

Scarponi ve Frankje

Kuşlardan korkan bir adam olarak bir kuşla ilgili yazı yazacağımı hiç düşünmezdim. Michele Scarponi'nin ölümü sonrası en acı detaylardan biri de papağanı olarak bildiğimiz Frankje'ydi. Adını bazen Frankie diye de yazıyordu Scarponi ama Frankje olduğunda hemfikiriz artık. Sık sık beraber videolarını paylaştığı Frankje'yi, Scarponi'nin papağanı sanıyorduk ama sonra öğrendik ki sahibi o değildi. Frankje'nin sahibi Scarponi değildi belki ama bu ikisi arasındaki özel bağı ve dostluğu değiştirmiyor.

Kasım 2016'nın sonlarında Frankje ile olan dostluğundan bahsetmiş Scarponi. Velonews'teki bu içeriği bir Facebook paylaşımım sonrası Sarper Günsal iletti bana, Scarponi'nin anlattıklarını, sık sık paylaştığı videolarla birleştirince Frankje'nin nasıl sadık bir dost olduğunu kolaylıkla anlayabiliyoruz. Zaten o yüzden gören herkese acı veren bu fotoğraf ortaya çıktı. Frankje, en yakın dostlarından birini, belki de en yakınını tam da öldüğü noktada umutsuzca bekliyordu. Ben kuşlardan ciddi derecede korkuyorum ama Frankje'nin Scarponi'yi beklediği o fotoğraf, hayatımda en uzun süre kilitlenip kaldığım kuş fotoğrafı oldu.


Konuyu ikilinin dostluklarının nasıl başladığına ve ilerlediğine getirelim, Scarponi'nin kendi cümlelerini de ekleyerek...

Scarponi, sözlerine "Öncelikle Frankje benim papağanım değil," diye başlıyor ve komşu köylerden birinde yaşayan birinin papağanı olduğunu söylüyor. Ancak Frankje o bölgenin maskotu haline gelmiş bir papağan olduğu için insanlarla arası oldukça iyi. Yaz aylarında evlerin açık pencerelerinden içeri dalıp misafirliğe giden Frankje, önemli futbol maçları olduğunda bara gidip insanlarla beraber bile takılıyormuş meğer. Hikayenin Scarponi'ye dokunmayan kısımları bile Frankje'yi sevmek için yeterli.

Scarponi'nin bu sevimli deli kuşla tanışması birkaç yıl öncesine dayanıyor: "Bisikletle köyden geçiyordum, etrafta büyük bir kuşun uçtuğunu gördüm. Böylesine bir kuşu görmeyi garipserken beni takip etmeye başladı. Bana yaklaştı, ne yapacak diye düşündüm. Geri dönüp gidemedim, korkmuştum. İyice yakınlaşıp üstümden uçtu. Durdum, biraz uzaktaki ağaçta o da durdu ve beni bekledi. Bana saldıracağını düşündüm!"

Birkaç hafta sonra Scarponi yeniden oradan geçerken o papağanı sahibi ile beraber görüyor. Adamla konuşmaya başlıyorlar ve Frankje'yi Scarponi'nin omzuna koyuyor. Velonews'te Scarponi ile söyleşiyi yapan Andrew Hood bunu harika bir sözle açıklamış: "Bu ilk gagada aşktı!"


"Benimle çok rahattı, Astana mayosunun renkleriyle kendi renkleri çok benzediği için aynı takımdan olduğumuzu mu düşünüyordu bilemiyorum. O gün özel bir şey başladı aramızda ve her geçişimde, eğer yakınlardaysa 'Frankje!' diye bağırdığımda bisikletime konuyordu." diye büyük bir mutlulukla anlatmış Scarponi. Bu söyleşinin bir gün öncesinde de Frankje'yi görmüş üstelik. Hava sisli olduğu için gezmesine izin verilmeyen Frankje, evinde pencerenin ardında dışarıyı izlerken Scarponi'yi görüp üç kere ötmüş ve çağırmış. "Beni çok iyi tanıdığına eminim!" demiş, dostluklarının ve hikayelerinin birkaç ay sonra acı bir şekilde yarım kalacağını bilemeden...

Konuyla ilgili sözlerini ise şöyle sonlandırmış Michele Scarponi: "Frankje, dünyanın en ünlü papağanı! Frankje'nin kendisini mi bisikletçi olarak gördüğünü yoksa benim mi papağan olduğumu düşündüğünü bilmiyorum! Bunu henüz anlayamadım."

Bu sevimli ikilemin cevabını bulamadan aramızdan ayrılan Scarponi, bir hayvanla insanın nasıl iki insana göre çok daha güzel bir dostluk kurabileceğinin en güzel örneklerinden birini sundu bize. Çağırdığı zaman hemen omzuna veya bisikletine konuyor, Scarponi hız yaparken uçmak istemediği zamanlarda gagasıyla Scarponi'nin kaskına tutunup gidiyor. Bazen kaskı çekiştiriyor ve Scarponi'yi deli ediyor, bazen de onunla yarışıyor yanında uçarak... İzlerken hep gülümseten şeylerdi bunlar ama Scarponi hayatını kaybettikten sonra tebessümle beraber acı yerleşiyor insanın içine.

Pelotondaki en sempatik adamlardan birinin aramızda olmamasına ne kadar çok üzülüyorsam Scarponi'nin öldüğü köşedeki tabelanın üzerinde, bir daha asla gelmeyeceğinin farkında olmadan onu son gördüğü yerde bekleyen Frankje'ye baktıkça birkaç kat daha üzülüyorum...

Dünyadaki en güzel dostluklardan birine tanıklık etmemizi sağladığı için Michele Scarponi'ye teşekkürler.

#CiaoMichele!

25.04.2017

Elveda Scarponi

17 Nisan Pazartesi öğleden sonrasıydı, fırsatı olan bisiklet izleyicileri referandum ve sonrasında yaşananların ardından kafayı dağıtmak için bisiklet yayınlarına gözlerini çevirmişlerdi.

Eski adıyla Giro del Trentino, yeni adıyla Tour of the Alps’te genel klasmana etki edebilecek ilk etapta çizgiyi ilk sırada geçen Michele Scarponi, herkeste heyecan yaratmıştı. Birkaç gün önce Astana’nın Giro’da liderliğini yapacak olan Fabio Aru, antrenmanda düşerek sakatlanmıştı ve Giro’ya katılamayacaktı. Astana’nın, sakatlık haberi üzerine -beklendiği üzere- yeni lider olarak açıkladığı Scarponi, takımına da izleyicilere de umut vermişti. Genel klasman mücadelesi de, Astana’nın yarıştaki hedefleri de büyük ihtimalle sekteye uğramayacaktı.

Bütün bu olasılıkları artık gerçekleşmesi mümkün olmayacak şekilde yazdık çünkü Michele Scarponi, cumartesi öğleden sonra Tour of the Alps’i genel klasman dördüncüsü olarak tamamlayıp, aynı akşam çocuklarıyla evinde oynarken bunun hayatındaki son saatleri olduğunu bilmiyordu...

Tribun Dergi için yazdığım bu yazının devamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz...

17.04.2017

Start Finish: 2017 Bahreyn GP


Bu yazıyı seri bozulmasın, ileride "yahu Bahreyn'i de pas geçmiştim zaten bunu da yazmasam ne olur" dememek için yazıyorum. Malum dün seçim vardı ve her ne kadar yarışa odaklanıp seçime yarıştan sonra bakacağım desem de başarısız oldum. Yarış sırasında öncekiler gibi kenara not almadım.

-McLaren Honda cephesinden yeni gelişmeler var ancak ters yönde. Sıralamalarda yaşadıkları arızalar bir yana, bu sefer Vandoorne'un aracı daha piste çıkamadan motor arızası yaşadı ve yarışa katılamadı. Vandoorne daha sonra koşu bandından bir fotoğraf paylaştı, ben üstünde Honda logosu olan bir kum torbasını yumruklamasını beklerdim.

-Sıralama turlarında sürpriz yaparak kariyerinin ilk pole pozisyonunu alan Bottas, yarışta beklenen performansı veremedi. Yarıştan önce aracının arka lastiklerine yanlış basınç ayarı yapılmış anladığım kadarıyla. Vettel'in arkasındayken iki kere Hamilton'la yer değiştirmek zorunda kaldı çünkü kendisi Vettel ile olan farkı kapatamıyordu.

-Raikkonen de çok kötü start alarak Massa dahil geçilebileceği herkese geçilerek 7. sıraya düştü. Yarış sırasında da ekstra bir performans göstermedeen 4. oldu.

-Ricciardo da önüne gelen fırsatı değerlendiremeyen 5. sıraya yerleşti.

-Ferrari'nin pit planı bu sefer tuttu. Vettel pite girdikten iki üç tur sonra güvenlik aracı piste çıktı. Çin'deki gibi olsa Ferrari kaza yapanları dövmeye giderdi herhalde.

-Önce Verstappen, pitstoptan sonraki ilk turunda fren arızası yaşayarak bodoslama şekilde duvara gitti.

-Biz onu izlerken üstüne önce pistte kalan Lance Stroll'u sonra da Carlos Sainz Jr.'ı gördük. Bu ne herkes patır patır dökülüyor derken mesele anlaşıldı. Pitten çıkan Sainz, ilk virajda Stroll'a yandan dalarak genç pilotun yine bir yarışta bitiş görememesini sağladı.

-Şaşırtmayacak bir şekilde Fernando Alonso da bitişe iki tur kala motor arızası yaşayarak damalı bayrağı yine göremedi. Zaten yarış sırasında artık sabrının kalmadığı takımla olan diyaloglarından belliydi, plan değişikliği yapılması sorulunca "kafanıza göre takılın" demesi kaderini kabullendiğini gösteriyordu.

-Hamilton pit girişinde Ricciardo'yu engellediği için (ki hakikaten engelledi) çok gereksiz bir 5 saniye cezası aldı. Yarışın kaderini biraz da bu ceza belirledi. İkinci kez pite girdiğinde harcadığı 5 saniye Vettel'e rahat galibiyeti getirdi.

-Wehrlein da sakatlık sonrası döndüğü ilk yarışta Sauber'e 11. sırayı getirdi. Puan alamasa da harika bir performans.

-Verstappen'in olmaması beni üzdü çünkü son anlara kadar heyecanlı bir yarış izleyebilirdik.

-Sezon güzel başladı. Keyifli geçişler izliyoruz. Toplan geçiş sayısı geçen yıla göre azalsa da DRS desteğiyle olan geçişler geçen sezona oranla azalmış durumda. Bu da pilotaj becerisiyle olan geçişlerin dramatik olmasa da yükseldiğini göstermekte.

-Şu an için Vettel-Hamilton savaşı göreceğimiz kesin. Vettel en son üç açılış yarışından ikisini kazandığında şampiyon olmuştu fakat Hamilton ve Vettel şampiyonluk yaşarken araç faktörü yüzünden birbirlerine hiç denk olamadılar. Bu sefer Ferrari başa güreşiyor.

-Tek sıkıcı olan kısım neredeyse ilk 7nin belli olması. İlk iki sıra için Hamilton/Vettel, 3.sıra için Bottas/Raikkonen/Verstappen 6-7 için de Ricciardo/Massa mücadelesi görecek gibiyiz. Tabi ki konuşmak için çok erken. Sezon ilerledikçe araçlar gelişecek, yeni pilotlar form bulacak. Hatta iyi bir çocuk olursa McLaren Honda puan bile alabilir.


15.04.2017

Artemio Franchi Podcast #4


4. bölümde Ronde ve Roubaix konuştuk. Boonen'a saygı duyduk, Van Avermaet ve Sagan'ı ana gündem konusu yaptık. Son kısımda ise Giro'ya sakatlığı yüzünden katılamaması neredeyse kesin olan Aru'ya ve nedense Thibaut Pinot'ya değindik.

Daha önce "Her Şeyi Biliyoruz Podcast" bağlantılı olarak kaydettiğimiz bisiklet podcast'leri artık Artemio Franchi adıyla sizlerle...

14.04.2017

Olaylı 1994 ve Finali: Schumacher vs Hill


1994, Formula 1 severler tarafından asla güzel duygularla hatırlanamayacak bir yıl olmuştur. Henüz sezonun üçüncü yarışı olan San Marino GP’de Rolan Ratzenberger ve Ayrton Senna’nın hayatlarını kaybetmeleri sezonun geri kalanında morallerin yükselmeyeceğinin garantisi olmuş, gelecek diğer skandalları bile gölgelemiştir. Bu kötü sezonun kapanış perdesi de son derece şaibeli bir şekilde inmiştir.


              1994 sezonundaki trajediyi bir kenara koyarsak sezona damga vuran isimler Benetton-Ford takımı ve F1’deki üçüncü sezonunu geçirmekte olan genç pilotu Michael Schumacher’di. 8. yarış olan Britanya GP’sine kadar 6 yarış kazanan Alman pilot, en yakın rakibi İngiliz pilot Damon Hill’le olan farkı iyice açmıştı. Sezonun geri kalanında da oldukça tartışılacak olan konu ise Michael Schumacher’in aracının kullanılması yasak olan elektronik desteklere sahip olup olmadığıydı.

                Schumacher pistte harikalar yaratsa da rakipleri ve hatta takım arkadaşı Jor Verstappen (Max’ın babası) Schumacher’in bu başarısının ardında saf yetenekten fazlası olduğuna inanıyorlardı. Schumacher startlarda çok başarılı çıkış yapıyor, turlar geçtikçe rakiplerine farklar atıyordu. Hatta Senna, Japonya GP’de ikinci turda yarış dışı kaldıktan sonra pistin kenarından Schumacher’in aracını dikkatle izlemiş ve dinlemiş, illegal bir çekiş kontrol sistemi kullanıp kullanmadığını çözmeye çalıştıktan sonra pite dönüp Williams ekibine kesin bir dille Benetton’ın hileli araç kullandığını açıklamıştı.
               

             Schumacher’in aracını kullanan Jor Verstappen’in “Michael beni karting yarışlarında geçemezdi ancak ben de onu pistte geçemiyordum. Onun aracını kullandığımda onun aldığı performansı alamadım ve direksiyonda benim aracımda olmayan bazı düğmeler vardı. Beni nasıl yenebildiğini o zaman anladım. Takım menajeri Flavio Brivatore’ye bu durumu sorduğumda ‘Bunun hakkında konuşmayalım’ dedi” şeklinde demeçleri mevcut.

                FIA ilerleyen zamanlarda Ferrari  ve McLaren ile birlikte Benetton’a da soruşturma açmış, Ferrari gereken verileri hızla FIA’ya verirken McLaren ve Benetton verileri vermeyi reddettiklerinden 100.000 dolar cezaya çarptırılmıştı. FIA yaptığı araştırmada McLaren’in yazılımının vites değiştirmeye yardımcı olduğunu ve legal kabul edildiğini, Benetton’ın ise çekiş kontrol sistemine etki eden bir elektronik yazılım kullandığını ancak bunu yarışlarda kullandıklarına dair bir kanıt olmadığı için ceza veremeyeceklerini açıklayacaktı.

                Senna’nın bir diğer şüphesi ise, sonradan doğruluğu bir kazayla ortaya çıkacak olan, Benetton’ın yakıt pompalarının diğer takımlara göre daha hızlı yakıt doldurduğuydu. Jor Verstappen’in başına gelen kazadan sonra Benetton’ın pompalarındaki filtrelerin söküldüğü, bunun da yüzde 12,5 gibi bir hız sağladığı ortaya çıkmıştı. FIA ise burada cezayı Benetton’a değil pompaları üreten Intertechnique firmasına kesmişti. Benetton yetkililerine göre ise bu işi yapan tek takım değillerdi ve yakalanmalarının tek sebebi başlarına gelen kazaydı.

                8. yarış Britanya GP’sinde ise Damon Hill galip gelmiş, Schumacher de ikinci olmuştu. Fakat Schumacher atılan iki formasyon turunda da Hill’i geçtiği için aldığı 5 saniyelik cezaya takım emirleri gereği uymamıştı. Benetton yarış sonuna kadar cezaya itiraz edip kaldırtmaya çalışsa da Schumacher’e siyah bayrak sallanmıştı, yani diskalifiye olmuştu. Schumacher’e yarıştan men cezası verilmesi konuşulsa da Benetton karara hemen itiraz ederek ceza açıklanana kadar Schumacher’in yarışabilmesine imkan sağlamıştı. Bu sırada puan durumu Schumacher 66, Hill 39 şeklindeydi.


                Almanya’daki yarışı tamamlayamayan Schumacher, Macaristan’da kazanarak sezon sonu yaklaşırken şampiyonluğu cebine koymuş gibiydi. Bir diğer tartışmalı karar ise Spa’da yani Belçika’da geldi. Yarışı kazanan Schumacher’in aracının altındaki ahşap gövde, izin verilenden yüzde 10 daha fazla aşınmıştı. 11 mm olması gereken gövde 7,4 mm olarak ölçülmüştü. Bu sebeple Schumacher bir kez daha diskalifiye oluyordu. Yarış öncesi testlerin ıslak zeminde, yarışın ise kuru zeminde olduğunu söyleyen Schumacher aracın piste sürttüğünü son anda fark ettiklerini ve aracı yarım cm kaldırdıklarını açıklamıştı fakat bu  yeterli olmamıştı. Britanya GP’sinden kalan bayrak cezasına yapılan itiraz da reddedilince Schumacher’e iki yarış ceza verilmişti. Bu da kalan 5 yarıştan 2sini kaçıracağı anlamına geliyordu.

                Söylenenlere göre Benetton ve FIA pazarlığa oturmuş, Spa ve Silverstone (Britanya) diskalifiyelerine karşılık yakıt ikmal ve elektronik aksam konularında ceza almayacakları konusunda anlaşmışlardı. Formula 1’in meşhur politik dümenleri bir kez daha devredeydi.

                Hill, Schumacher’in kaçırdığı İtalya ve Portekiz GP’lerini kazanırken, Schumacher geri döndüğü İspanya GP’sini Hill’in önünde ilk sırada tamamlamıştı. Sondan bir önceki yarış olan Japonya GP’si Suzuka’da ise iş tersine dönmüş bu sefer damalı bayrağı önde geçen isim Hill olurken Schumacher ikinci kalmıştı. Sezonun son yarışına girilirken puan durumu Schumacher 92, Hill 91di.


                Yazının başlığına konu olan olay ise son yarış olan Avustralya GP’sinin 35. turunda gerçekleşti. İki yarış önce David Coulthard’ın yerine Williams’a gelen Nigel Mansell’ın pole pozisyonunda başladığı yarışta kısa bir süre sonra klasik görüntü oluşmuş, Schumacher-Hill ilk iki sırayı diğer rakiplerine fark atarak kapatmışlardı. Schumacher 35. turda East Terrace virajında aracının kontrolünü kaybederek duvara hafif bir temasta bulundu, bunu fırsat bilen Hill bir sonraki virajda içeriden atak yapmayı denedi fakat Schumacher agresif bir şekilde virajı alıp içeriye girmek isteyince iki araç çarpıştı. Havalanan Benetton yarış dışı kalırken Hill’in Williams’ı da ilk görüşte ufak hasarla pite gelse de pitte sorunun büyük olduğu ortaya çıktı ve Hill yarış dışı kaldı. Bu Schumacher’in şampiyonluğunu ilan etmesi anlamına geliyordu. Bir FIA yetkilisinin açıklamasına göre "böyle bir sezona yakışan bir son" olmuştu.

                Bu kazada kimin suçlu olduğu hala tartışılmakta. Bir kesim Schumacher’in 3 yıl sonra aynı şeyi Villeneuve’e karşı denediğini ve başarısız olduğunu yani Schumacher’in bunu bilinçli yaptığını savunurken, diğer kesim Hill’in sabırsız davranarak erken atak yaptığını, Schumacher’in önceki kazasının paniğiyle arkadan gelen Hill’i fark etmemiş olabileceğini savunmakta. Bazıları ise Senna/Prost kazalarını öne sürerek bunun o zamanlar için F1’de olağan bir durum olduğunu söylemekte ve Hill’in de önde olsa benzer bir şey deneyebileceğini söylemekte. Hill’in de ilerleyen sezonlarda Schumacher’e karşı temiz yarışmadığı yarışlar mevcut. 1995 Silverstone kazası, 1997 Japonya’da Schumacher tur bindirirken vakit kaybettirmesi gibi. Bir not olarak FIA’nın 1997’de Schumacher’i ağır bir şekilde cezalandırarak bu rakibe çarpma işine el attığını belirtmekte fayda var.


                Hill’in Schumacher hakkında söylediği sözlerle yazıyı bitiriyorum. “Michael açık şekilde oldukça yetenekli ve kararlı bir sürücüydü ancak birlikte olduğu ekip kazanmak için ne gerekiyorsa yapmaya yatkın insanlardan oluşuyordu.”



Bu yazı ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

12.04.2017

Nibali’den Aru’ya Mektup: “Sakatlığı Yen ve Giro’ya Katıl”


Vincenzo Nibali, Sardinyalı rakibinin sakatlığı sonrası bir mektup yazarak destek oldu...

Astana’nın, Fabio Aru’nun dizindeki problem nedeniyle çok büyük ihtimalle 5 Mayıs’ta Sardinya’daki startta yer alamayacağını açıklamasına rağmen Vincenzo Nibali, Aru’ya bir mektup yazarak sakatlığı yenip Giro’ya katılma umudunu kaybetmemesi konusunda cesaretlendirdi.

Aru, geçen hafta Giro d’Italia hazırlıkları kapsamında irtifa antrenmanı yaparken inişte lastiğinin patlaması sonucu kaza yapıp sakatlanmıştı. Pazartesi günü(10 Nisan) Milano’da ziyaret ettiği uzman, 10 gün boyunca bisiklete binmeyip dinlenmesini söyledi. Team Astana da hemen bir açıklama yaparak Aru’nun Giro’ya kaçıracağını ve Michele Scarponi’nin liderlik yapacağını açıkladı.

Aru’nun olmaması demek hem ilk üç etapta Sardinyalı seyircilerin kendi memleketlerinden olan Aru’ya destek olamamaları hem de Giro boyunca Aru-Nibali düellosu izlenemeyeceği anlamına geliyor.

Astana’da beraber yarışan Aru ve Nibali arasında takım içi rekabet doruk noktasına ulaşmıştı ancak ikilinin arasındaki buzlar Olimpiyat Oyunları ve Tour de France sırasında epey erimişti. Nibali yeni sezonda Bahreyn-Merida’da kariyerini sürdürüyor ama Nairo Quintana’yı ve diğer genel klasman iddialılarını devirebilmek için bir ortaklık kurmayı umuyordu.

Nibali, La Gazzetta dello Sport’un çarşamba(12 Nisan) baskısında Aru’ya, yarışı tamamlayamasa da en azından Giro’nun startında yer alması için çağrıda bulundu.

“Fabio, umudunu yitirme. Zor hatta imkansız gözükse de 5 Mayıs’ta Giro d’Italia’nın Alghero’daki açılışında yer almak için hala şansın olduğunu düşünüyorum. Sen ve ben iki büyük İtalyan genel klasmancıyız ve Sardinya’da yer alamazsan herkes bundan mahrum kalacak.”

“Profesör Combi’nin verdiği 10 günlük istirahat süresince bir şeylerin değişebileceği konusunda kalbimde bir umut var. Olanlar için çok üzgünüm. Bir bisikletçi olarak düşünüyorum; özellikle bizim gibi adalardan gelen ve evimizin yakınlarında pek yarışma şansı bulamayan sporcular için evinin yakınından başlayan Giro d’Italia’ya katılma uğruna aylarca hazırlanıp bunu özel bir hedef olarak belirlemenin ne anlama geldiğini biliyorum. Eğer her şey yolunda gitseydi sen kesinlikle pembe mayo için iddialı olacaktın.”

Aru’nun Giro d’Italia’yı kaçıracağı için sinirden deliye döndüğü söylendi ama Nibali savaşmasını ve nisanın son üç haftasındaki antrenmanları kaçıracak olsa da yarışabilmek için çok çok az bile olsa umudunu korumasını söyledi.

“Doktor değilim ama bazen insanların tahmin ettiklerinden daha önce iyileşebiliyoruz. Belki birkaç gün sonra bazı şeyler daha iyiye gider... Fabio, her şey bitmiş gibi gözükse de umudunu kaybetme. Mucize gerçekleşebilir, gerçekten seni 100. Giro’nun açılışında görebilmeyi umuyorum.”

“Fikrini değiştme ihtimalin olduğunu umuyorum. Herkes ne yaşadığını biliyor ve kimse %100’ünü vermeni beklemeyecek. Ama belki yarışmayı deneyebilirsin ve eğer devam edemeyecek olursan turu bırakabilirsin. Ne olursa olsun, Giro gelecekteki yarışlar ve Tour de France için yararlı olabilir.”

Bu yazının orijinali 10 Nisan 2017 tarihinde Cycling News'te yayınlanmıştır.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.


11.04.2017

Ayrton Senna ve Pistteki Karanlık Yüzü



Aytron Senna, 1994’teki talihsiz ölümünden dolayı benim gibi 1990lı yıllarda ve sonrasında doğanların aklında sadece müthiş bir yarışçı olarak yer edindi. Senna filmi de Brezilyalının kusursuz imajını daha da kuvvetlendirdi. Ancak Senna dönemine daha iyi şahitlik etmiş kişilerin yazdıklarını okuyup, o dönemki yarışları izleyince her şeyin kusursuz olmadığını görebiliyoruz.

                Bu yazıda “Senna’yı iyi biliyorsunuz ama aslında itmiş kopukmuş, rakiplerinin lastiklerini şişleyip benzin depolarına işiyormuş.” gibi şeyler yazmayacağım. Tek amacım kendisinin bana ilginç gelen olaylı vakalarını yazmak. Senna, birçok büyük sürücü gibi kazanmak için yaşayan, bunun için pistte her şeyi göze alıp kuralları esnetmekten çekinmeyen, agresif, politik oyunlara başvuran bir isimdi. Bu yüzden seveni kadar sevmeyeni de varmış ancak “nefret” eden kimse olduğunu sanmıyorum. Zaten Formula 1’de nefret duygusu yaratan sürücüye de pek rastlanmaz. Misal ben Alonso, Raikkonen ve Hamilton’a karşı olan hoşnutsuzluğumu sık sık dile getirsem de bunu nefret olarak tanımlayamam, bu adamlarla yarışların ayrı bir güzel olduğunu bilirim.

Michael Schumacher’in de pistte yaptıkları yüzünden sevmeyeni çoktu, pist dışında Formula 1’in en arkadaş canlısı en sevilebilir isimlerinden biri olan Sebastian Vettel’in de Red Bull döneminde pistte yaptıklarından dolayı sevmeyenleri çok. Niki Lauda’nın da tüm başarılarına rağmen yarış yıllarında dost cemiyetlerinin aranan ismi olmadığı malum. Yılların başarılı ismi Lewis Hamilton ile takım arkadaşı Nico Rosberg arasında yaşananlar, arkadaşlıklarını bitme noktasına getirip Rosberg’in emekli olmasına yol açan olaylar çok taze. Bu, bahsi geçen isimlerin kötü insanlar oldukları anlamına gelmiyor, tıpkı Senna’da olduğu gibi. Birçok sporun ama özellikle Formula 1’in doğasında bu var, kazanmak istiyorsanız pistte acımasız olmalı ve arkadaş canlısı olmamalısınız.

Ayrton Senna’nın karanlık diye tabir ettiğim tarafına özellikle 1988’de Prost ile takım arkadaşı olduktan sonraki süreçte sıkça rastlamak mümkün. Bunun en önemli sebebi genç bir yetenek olan Ayrton Senna’nın tecrübeli Alain Prost’u kendine hedef belirlemiş olması. Hedefine Prost’u koymuş ve ondan daha iyi olmak için çabalamış. Senna’nın karıştığı en büyük vakalar da Prost ile girdiği mücadelelerden kaynaklanmakta.

Aralarındaki ilk gerginlik 1988 Portekiz GP’de Senna’nın Prost’u pit duvarına sıkıştırmasıyla başlıyor. Ben bu hamlenin çok benzerlerini yıllar boyunca gördüm, izledim o yüzden bana garip gelmedi ancak anladığım kadarıyla o zaman için oldukça agresif, hatta düşmanca kabul ediliyormuş. Schumacher emeklilikten döndükten sonra bir yarışta Barrichello’yu duvarla bir ediyordu, o hareketin o zamanlardaki eşi sanırım. Bir sezon sonra San Marino GP’de hala takım arkadaşı olan isimler bir anlaşmaya varıyor. İlk virajı önde geçen yarış sonuna kadar lider gidecek, arkadan gelen geçmeye çalışmayacak. Yarış başladığında Senna ilk virajı önde geçiyor ancak yarış bir kazadan ötürü tekrar başlatılıyor. Bu sefer de Prost ilk virajı önde geçiyor ancak Senna yarış sırasında kendisini geçiyor. Prost’a göre yarış yeniden başladığına göre yapılan anlaşma da yeni starta göre olmalı, Senna’ya göre ise yarış ilk başladığında kendi önde olduğu için birincilik kendi hakkı. Bu arada Senna’nın Honda’yı parmağında oynattığına dair farklı ifadeler var. Prost’un da Ferrari’den sonraki kısa emekliliğinden sonra gittiği Williams’ta “Senna’yı transfer edemezsiniz” maddeli bir sözleşme yapması bunun doğru olabileceğini gösteriyor. Hatta bu yüzden Williams, bedavaya kendilerine gelmek isteyen Senna’yı transfer edemiyor.

İkili arasındaki tansiyon bitmiyor. 1989’da iki isim şampiyonluk için kafa kafaya son yarışa geliyor ancak Senna’nın şampiyon olmak için Japonya GP’sini kazanması şart. Prost önde başlıyor, Senna bitime 13 tur kala Prost’u yakalıyor. Senna’nın yarışı mutlaka kazanmak zorunda olduğunu bilen Prost ilk geçiş denemesinde aracını iç çizgiye kaydırıyor ve ikili çarpışıyor. Burada kimin suçlu olduğu konusunda hala tartışmalar var ki ben Prost’un bu hamleyi kasten yaptığını düşünüyorum. Senna yarışa devam ediyor ve kazanıyor fakat piste dönerken “kaçış yolunu kullandığı” gibi saçma bir bahaneyle diskalifiye ediliyor.

Bir sezon sonra Prost, Ferrari’ye geçiyor ve bu sefer son yarışta şampiyonluk için kendisinin kazanması gerekiyor. Suzuka’da pole pozisyonu Senna’da ancak pole, pistin kirli tarafında (yol tutuşunun zor olduğu) alanında kalmış durumda. Sürücüler bunun değiştirilmesi için oy verse de FIA başkanı Balestre (bir önceki sezon Senna’yı diskalifiye eden isim) bu öneriyi reddediyor. Yarış başladığında Prost öne geçiyor, Senna daha ilk virajda Prost’a arkadan çarparak ikisini de yarış dışı bırakıyor. İlk başta “bilinçli değildi” dese de bir süre sonra (şampiyonluğun elinden alınmayacağı kesinleşince) 1989’un intikamı olduğunu kabul ediyor.

Senna sözünü sakınmayıp bir basın toplantısında Prost’a açık açık “korkak” demekten de geri kalmamış bir isim. Ancak iki ismin özellikle Prost emekli olduktan sonra iyi arkadaş olduğunu da anlatılanlardan biliyoruz.

Bu iki olayda da başrollerden olan Alain Prost’un da masum olmadığını belirtmem lazım. Başta yazdığım örnekler gibi kendisi de kazanmak için yaşayan bir sürücü. Hatta o zamanlar kullanılan “sezon boyunca alınan en iyi 11 sonucun” değerlendirildiği puan sistemi olmasa dünya şampiyonluğu sayısı Schumacher ile eşit oluyor bildiğim kadarıyla. 1989’daki diskalifiyede Balestre ile iyi ilişkilere sahip olmasının etkisi olduğu bir gerçek. Daha önceki bir çevirimde takım arkadaşı Nigel Mansell’ın kullandığı şasiyi gizlice kendi aracına taktırdığını da yazmıştım.

Senna’nın genç pilotlara karşı pek tahammülünün olmadığı da bilinen bir şey. 1993’te yine Japonya GP’de (ne uğursuz yermiş be) yarışı kazanan Ayrton Senna, tur bindirirken kendisine zorluk çıkardığına inandığı Eddie Irvine’ı hemen tören sonrasında ziyaret eder. Çarpacaktın çarpmayacaktım diye tartışırlarken, en sonunda Irvine “Yarışıyordum!” der ancak Senna “Yarışmıyordun!  Aptal gibi sürüyordun a... k...! Sen yarış sürücüsü değilsin sen a... k.... bir aptalısın!” diye bağırır ve Irvine’a yumruk sallar. Yumruğun Irvine ile ne derece temas ettiği biraz muamma.

M. Schumacher de gençlik yıllarında Senna ile kapışıp azar işitmiş bir isim. 1992 Brezilya GP’de yarıştan sonra Senna’dan şikayetçi olan Schumacher, Senna’yı kendisinin daha hızlı olmasına rağmen geçmesine izin vermemekle, zor duruma düşürüp diğer pilotların kendisine karşı avantaj kazanmasını sağlamakla suçlar. Anavatanında Senna’ya laf söylediği yetmezmiş gibi Magny Cours’ta Senna’ya çarparak yarış dışı bırakan Alman sürücü yarış sonunda Senna’dan “Brezilya’daki gibi homurdanmadan önce bir sorunun varsa gel benle konuş” diye azarı işitir. Schumacher, Senna’yı fren yaparken çizgi değiştirmekle suçlar, bir tur önce de Brezilyalı sürücünün Grossjean ile temas ettiğini, problemin Senna’da olduğunun ortada olduğunu söyler. Senna ise Grossjean’in geç fren yapıp kendine çarptığını, Schumacher’in de aynı şeyi yapmasını istemediğini ancak onun bunu fırsat görüp kendisini geçmeye çalışırken çarptığını iddia eder.

İki ismin daha sonra başbaşa 20 dakika boyunca tartıştığı ve sonradan “ikimizin de birbirimizi anlamaya ihtiyacı vardı, sorunlarımızı konuşarak çözdük” dedikleri de biliniyor. Birçok yarışsever ve yorumcu da Senna’nın o zamanlar Schumacher’de kendi gençliğini gördüğünü ve başına bela bir rakip olacağını bildiğini söylemekte. Senna’nın sık sık diğer genç sürücülere pist dışında gözdağı vermekten geri kalmadığını aktaranlar da mevcut. Ancak bunun da “beni geçersen seni faveladan çağırdığım adamlara dövdürürüm oğlum” şeklinde olmadığı belli.

Yazıyı bitirirken Ayrton Senna’nın gerektiği anda kazanma hırsını bir kenara bırakabildiğine en güzel örnek olan Eric Comas kazasını paylaşmak istiyorum. Spa 1992’de sıralama turlarında kaza yapan Comas’a ilk yardım eden isim olan Senna, Comas’ın aracının motorunu kapatarak çıkması çok olası bir yangından kurtarır.


1 Mayıs’ta Formula 1 dünyası kendisini bütün ihtişamıyla tekrar anacak. Benim gibi kendisini zamanında izleyememiş olanlar ise hayıflanmakla yetinecek.


Bu yazı ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

-

Bu yazı AmazeLaw sponsorluğunda yazılmıştır. "Starting A Law Firm" makalesi ile hukuk bürosu nasıl açılmalıdır, hukuk bürosu açarken nelere dikkat edilmelidir, hukuk bürosu özellikleri gibi birçok sorunun cevabına ulaşabilir, site üzerinden hukuk konusunda bilinmesi gerekenler hakkında detaylı incelemeleri takip edebilirsiniz: https://amazelaw.com/starting-a-law-firm/

10.04.2017

“Bu bir peri masalı”: One For Arthur, İskoçya’ya ikinci Grand National Zaferini Getirdi


Cumartesi günü koşulan Grand National yarışında Derek Fox tarafından mükemmel şekilde sürülen One For Arthur, dünyanın en ünlü engelli yarışında İskoçya’ya ikinci zaferini getirdi.


Lucinda Russell tarafından eğitilen galip, Rubstic’in 1979’daki galibiyetine benzer şekilde son düzlükte performansını arttırarak Cause of Causes’tan açık arayla önde bitirdi.

Derek Fox için bu zafer birkaç hafta önce ciddi bir kol sakatlığı yaşadığında pek ihtimal dahilinde gözükmüyordu – henüz bu haftanın başında yarışabilecek duruma gelmişti.

Fox “Bu bir peri masalı ancak mükemmel tıbbi tedavim olmasaydı bunu başaramazdım,” dedi. 24 yaşındaki İrlandalı “Bu inanılmaz, o (at) son derece cesurdu. Bazılarımız asla şampiyon bir jokey olamayacak ancak bugün benim gibi birinin büyüklere karşı gelebildiği günlerden bir tanesi.” diye ekledi.

Büyük isim Peter Scumadore’ın ortağı olan ve hiç yarış kazanamamış olan Russell ise duygu doluydu.

Russell ise “Bu muhteşemdi, şu an gözlerim dolu dolu ama muhteşemdi,” dedi. “Bu tamamen Derek’in başarısı, hiç paniklemedi. National’ı kazanmış durumdayım. Her zaman bir kaza olmazsa National galibi olacağını düşünürdük ve bu gerçek oldu.” diyerek devam etti.

Russell, National kazanan kadın antrenörler olan Jenny Pitman, Venetia Williams ve Sue Smith’in arasına katılmaktan gurur duyduğunu söyledi. “Bu asil isimlerin arasında olacağımı asla düşünmezdim,” dedi.

Yarışı kazanması halinde torununa midilli alacağının sözünü veren Scumadore ise bir National galibine bağlı olmanın gurur verici olduğunu belirtti. “AP McCoy en sonunda bir National galibine bindiğinde bir parça kıskançlık hissetmiştim (Don’t Push It, 2010) fakat hayat devam etti. National galipleri Sue Smith ve eşi Harvey gibi isimler arasına katıldığım için son derece ayrıcalıklı ve mutlu hissediyorum,” dedi Scumadore.

Atın sahipleri, eşleri bütün zamanlarını golfte geçirdiği için kendi spor tutkularını bulmaya karar veren iki isim, Deborah Thomson ve Belinda McClung şanslarına inanamadıklarını belirttiler. Thomson

“Tam anlamıyla mükemmel bir gün oldu. Arthur yarışı rüzgar gibi bitirdi, Derek son derece iyi sürdü ve şu an gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum. Grand National’ı kazandığımıza gerçekten inanamıyorum, fantastik bir şey,” dedi.

Amatör Jamie Codd tarafından sürülen ve ikinci olan Cause of Causes hızlı atak yapan Saint Are’ye (2015 ikincisi) geçilmemeyi başardı başardı, bu arada favori isim Blaklion da yarıştaki en yaşlı jokey olan 41 yaşındaki Noel Fehily’e 15 yarışta ilk kez ilk 4 içinde yer alma başarısını getirdi.

Favori atları destekleyenlerin birçoğu iki yanlış starttan sonra başlayan yarıştaki kaderlerini çoktan kabullenmişti.

Geçen yılın İskoç Grand National galibi Vicente -yakın zamanda üç kez National kazanan Trever Hemmings’in sahini tarafından alındı- ilk başta Cocktails At Dawn tarafından düşürüldü. Günün favorisi olan isim Definitly Red ikonik Becher’s Brook’ta şansını kaybetti, The Young Master da aynı şekilde.

Jokey Danny Cook “Sadece kendim için değil, tüm bağlantılarım için de çok üzgün durumdayım,” dedi. “Sam Waley-Cohen, The Young Master’ın üzerine düştüğünde ben de onun üzerine indim, bu bizi dağıttı ve onu tekrar kaldırmak zorunda kaldım.” diye ekledi.

Katie Walsh’ın galip gelen ilk kadın olma hayali, Wonderful Charm’ın üstünde 19. ve sonuncu gelmesiyle gerçeğe dönüşmezken önde gelen üst siklet The Last Samurai da 16. sırada sönük bir yarış sonu geçirdi.

Bu yazının orijinali 8 Nisan 2017 tarihinde TheNational.ae adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Boonen Hiç Pişman Değil




Tom Boonen, profesyonel bisiklet hayatının son yarışı olarak katıldığı prestijli Paris-Roubaix yarışında elde ettiği hayal kırıklığı yaratan 13.lük derecesinden sonra hiçbir pişmanlığının olmadığını açıkladı.

“Kuzeyin Cehennemi” Tom Boonen’ı diğer bütün yarışlardan daha fazla efsane haline getirmişti. Ancak bu sefer kendisi emsalsiz bir beşinci zaferle veda etmeyi başaramazken memleketlisi Greg Van Avermaet ilk kez zafere uzandı.

36 yaşının ve 100den fazla yarış zaferiyle dolu kariyerinin ardından Boonen bisikletini asmanın zamanının geldiğini açıkladı.

Popüler Quick Step lideri “Son birkaç hafta duygusal anlamda çok inişli çıkışlıydı ve herkes onlara izlettiğim her yarış dakikasından çok keyif alıyor gibiydi, kazanamamış olsam bile.” dedi.

“Bugün çok zordu, gerçekten çok sıcaktı.”

Tek günlük yarış uzmanı Boonen bisikletin birçok büyük yarışında zaferler kazandı. 2005’te dünya şampiyonluğu, 2007’de Tour de France yeşil sprinter mayosu ve 7 “Anıtsal” şampiyonluk ünvanı gibi (3 tanesi Ronde ve 4 tanesi Paris-Roubaix’da olmak üzere).

Kariyerini de idealist bir şekilde “Klasikler Kraliçesi”’nde bitirmek istedi.

“Bu benim için dünyadaki en iyi yarış – çok seviyorum! Ayrıca benim için tam zamanı, geçen yıldan beri bunu hissediyorum. Hala iyi yarışlar çıkartabilirim ve eğer kendimi motive edebilirsem iyi Dünya Şampiyonluk mücadeleleri verebilirim, fakat zamanı geldi ve bundan mutluyum.”

Boonen o kadar baş tacı edilen bir isim ki Quick Step takımı bütün stratejisini yarışı ona kazandırmak üzerine kurdu.

Hatta zafer için mücadele edecek üç kişilik kaçış grubunun parçası olan Çek bisikletçi Zdenek Stybar bile son bölüme kadar kendi kazanma şansını düşünmedi.

“Bugün yüzde yüz olarak Tom için mücadele ettik. Bütün takım onu destekliyordu ve hepimiz tüm kalbimizle onun galip gelmesini diledik – bunu başarmak için elimizden geleni yaptık,” dedi ikinci bitiren Stybar.

“Yarıştan önce kendim için sürmek ya da galibiyet için sprint atmak aklıma bile gelmedi. En büyük hayalim velodromea Tom ile birlikte gelmekti. Elbette ikincilik benim için üzücü ancak diğer yandan buraya kazanmak için gelmemiştim. Ancak son 4 kmde radyodan ‘Tamam, şansını dene’ mesajını duydum.”

Stybar iki yıl önce de ikinci olmuştu ve buna rağmen Boonen’ın hedefine ulaşabilmesine yardımcı olmaktan bir an bile tereddüt duymadı.

“Tom çok özel bir insan, çok kibar bir insan, son derece arkadaş canlısı – eğer yapabiliyorsanız onun için her şeyi yaparsınız. Bunu yapmak zorunda olduğumuzu hissetmedim, yüzde yüz gayretimizi bunu hak ettiği için ona verirdik.”

Kral artık emekli oldu, yine de Belçika’nın onun yerini alacak yeni bir vekili var, Van Avermaet, Olimpiyat şampiyonu.

Ancak 31 yaşındaki isim, Boonen’ın inanılmaz başarılarına erişme umutlarını kesin bir şekilde reddetti.

“Dün onun aldığı tüm sonuçları görmek için Wikipedia’ya baktım – inanılmaz, burada dört kez kazanmış ve çok sayıda büyük yarışlarda da,” dedi yeni şampiyon.

“Ben farklı tarzda bir bisikletçiyim, sprinterden çok tırmanışçı.”


“Her insan kendi kariyerini yaratır ancak Tom’un elde ettiği zaferleri kazanmam imkansız olacak çünkü onun 100den fazla zaferi var ve benim şimdi 31 oldu. Yani daha almam gereken çok yol var!”

Bu yazının orijinali 9 Nisan 2017 tarihinde Yuzuru Sunada tarafından pelotonmagazine.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

9.04.2017

Start Finish: 2017 Çin GP


Sezon başlangıç heyecanını atınca sıralama turları için ayrı yazı yazma hevesini kendimde bulamadım. Zaten Verstappen'in motor problemiyle 17. olması (Giovinazzi ceza alınca 16. oldu) ve Giovinazzi'nin kazası dışında çok akılda kalacak şeyler olmadı. Vettel ve Bottas'ın 0.001 lik farkla ikinci ve üçüncü sırayı alması belki ilginç bir not olarak düşülebilir, düştü.

Yarışa geçelim:

-Yarıştan önce beklenen ve yağan yağmur, yarış başlangıcında ortalarda görünmeyince geride temiz bir hava ancak kaygan bir pist bıraktı.

-Çin'de görev yapan reji o kadar vasat bir performans gösterdi ki startta tam karşıdan ve fizandan yapılan çekim yüzünden ben birçok araç yerinde kaldı sandım. Bakıyorum bakıyorum Hamilton traktörle geliyormuş gibi bir süratle hareket ediyor, ayıp lan. Viraja yaklaştıklarında esas heyecanı yaşadık.

-Yanlış hatırlıyor olabilirim ancak Palmer sanırım formasyon turundan sonra pite girip lastik değiştirdi ve yarışa pitten başlamayı, ıslak zeminde uygun olmayan lastiklerle yarışmaya tercih etti.

-Carlos Sainz bir risk aldı ve diğer rakiplerine göre daha yumuşak, yani zemini kavrayamayacak lastiklerle start alarak zemin kuruduğunda avantaj yakalamayı düşündü ancak felaket bir start performansı gösterdi. Bu performansa rağmen yarışı 7. sırada bitirmeyi başararak günün benim açımdan en başarılı ikinci ismi oldu.

-Günün bence en başarılı ismi, adamım diye söylemiyorum, Max Verstappen'di ki Günün Sürücüsü ödülünü de kazandı. 16. sıradan başladığı startta daha ilk viraja gelirken birkaç kişiyi geçmişti, tur sonundaysa 7. sıradaydı. Yarışı da takım arkadaşı Ricciardo'nun önünde üçüncü sırada bitirdi. Bu performansında elbette Mercedes-Ferrari-RedBull araçlarının farklı klansmanda olmasının da etkisi var. Fakat 3. sıradan başlayıp güvenlik aracı girdiğinde 13.lüğe kadar düşüp, kolayca geri gelemeyen Bottas da bu teorinin antitezi olarak önümüzde duruyor.

-Güvenlik aracı niye girdi? İlk turda Perez-Stroll ufak bir temas yaşadı ve Stroll çakıl havuzuna saplanarak yarış dışı kaldı. Ancak bu yüzden girmedi. Bu kaza sebebiyle VSC uygulaması devreye girdi. Vettel fırsattan istifade hemen pit yaparak ilerde liderlik için savaşma hesabı yaparken...

-Dün sıralama turlarında ikinci seansa geçerek büyük başarı yakalayan Giovinazzi, start düzlüğüne girerken arka lastiği suni çime kaptırmış, duvara çarpıp aracının bir yarısını pert etmişti. 15.lik garantiyken vites kutusunu da değiştirmek zorunda kalıp 20. sıradan başlamıştı. Yarışta da aynı yerde bu sefer düz yolda giderken, devasa medya merkezinin altında kalan ıslak zeminde kaydı ve duvara girerek güvenlik aracının da piste girmesine yol açtı. Hemen önünde giden takım arkadaşı Ericsson'un da aynı yerde pist dışına çıkışı Sauber'in dünden hiç ders almadığını gösterdi.

-Giovinazzi açısından büyük şanssızlık tabi ki. Herkes "bu genç pilot şansı hak ediyor" derken üst üste iki kaza yapması hoş olmadı. Ayrıca ilerde Ferrari koltuğuna aday gösterilen bir ismin Ferrari'ye dolaylı olarak bu kadar zarar vermesi de kaderin bir cilvesi oldu. Güvenlik aracının girişi Vettel'in bütün planlarını bozdu, Gio'nun yapabileceği daha kötü şey direkt gidip Raikkonen veya Vettel'den birine vurması olurdu sanırım.

-Özel bir yeteneğin sinyalini veren sürücüler söz konusu olduğunda bu olaylar gözardı edilebiliyor. Michael Schumacher de daha ilk F1 test sürüşünde kaza yapmış misal. Ancak Giovinazzi yetenekli olsa da henüz "inanılmaz yetenek" ışığı veren bir isim değil. Bakalım kariyerine etkisi ne olacak.

-Güvenlik aracı girdiğinde ne olduğunu anlayamadık ancak Valtteri Bottas taa en gerilere bir yerlere kayboldu. En son haber alındığında 13. sıradaydı.

-Vettel ve Raikkonen bu kargaşadan sonra Verstappen-Ricciardo ikilisinin arkasında kaldı. Verstappen'i geçmelerinin zor olacağı belliydi ancak Verstappen, Ricciardo'yu avlayarak Hamilton'ın peşine takıldı.


-Raikkonen'i sevmediğim için yazmadığıma söz vererek yazıyorum. Raikkonen bugün Ferrari'nin pitstop stratejileri nedeniyle kayba uğrasa da, Ricciardo'ya karşı atak yapamayarak Vettel'in zamanından çalmış ve zirve mücadelesine taş koymuştur. Vettel kendisini geçtikten sonra Ricciardo'nun ardına geldi. İnanılmaz bir lastik lastiğe mücadeleden sonra Ricciardo'yu geçip Verstappen'in peşine takıldı.

-Burada biraz hayalkırıklığı yaşadık açıkçası çünkü heyecanlı bir savaş beklerken Verstappen blokaj yapmak zorunda kalarak pist dışına çıktı ve Vettel yanından geçti gitti. Bu sırada Hamilton en önde süzülüp gidiyordu.

-Ön sıralarda yarış sonundaki kısa bir Ricciardo-Verstappen çekişmesi dışında başka bir değişim yaşanmadı. Hamilton haklı bir galibiyet alarak pilotlar şampiyonasında Vettel ile eşit duruma gelirken, Mercedes de Ferrari'nin 1 puan önüne geçti.

-Yarıştan aklımda kalan diğer detaylardan en sinir bozucu olanı ise McLaren Honda'nın Fernando Alonso'ya yaşattıkları. Bunu milyonuncu kez belirtiyorum belki ama durumun vehameti için önemli. Fernando Alonso'ya karşı Schumacher dönemine dayanan bir sevgisizliğim var. Fakat kendisinin kalitesindeki bir pilota düzgün çalışan bir araç veremeyen McLaren Honda'nın Formula 1'de YERİ YOK. Yapamayan s.... gitsin. (Twitter'da açık açık yazdım burada niye sansürlüyorsam, blog elit bir ortam diye sanırım).

-Alonso altındaki hurdaya rağmen kendi cümlesiyle "hayvan gibi zorlayarak" 7. sıraya geldi ve burayı inatla savunmaya çalıştı. Ancak araba o kadar boktan bir durumda ki yanından önce Bottas sonra Sainz süzülerek geçip giderken hiçbir şey yapamadı. Aynı Avustralya'da olduğu gibi. Sonra da aracı bozuldu ve yarış dışı kaldı. Takım arkadaşı Vandoorne da yakıt basınç problemiyle daha 10 tur olmadan yarış dışı kalmıştı.

-Sezon öncesi gülüp eğleniyorduk, şakasını yapıyorduk tamam da "nasıl olsa düzeltirler" düşüncesi de aklımızın bir köşesindeydi.

-Yeni bir takım olsa, daha ikinci yarışı olsa bunlar gözardı edilir. Kaç yıldır bu camiada olan isimler daha yarış tamamlayacak araba yapamıyorsa hiç yapmasınlar daha iyi. Yarış dışı kalan 5 isim var, 3 tanesi araç yüzünden, bunun iki tanesi McLaren Honda. E zaten iki aracınız var lan bari birine yüklenin de o bitirsin yarışı.

-6. viraj resmen geçiş yeri oldu. Neredeyse bütün geçişler burada yaşandı.

-Manasız sevinç çığlıklarıyla akıllarda yer eden Mercedes yarış mühendisi Tony Ross, bu sefer de Valtteri BottasNico Rosberg ile karıştırdı. 

-Bu sefer kısa bir arayla, hemen haftaya Bahreyn GP var. Daha güzel ve heyecanlı bir yarış izlemek dileklerimle, okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

Otostop çekerek daha hızlı gideceğini anlayan Alonso

Kısa Bir Veda Yazısı: Tom Boonen


Elbette Tommeke hakkında çok daha uzun ve duygu dolu şeyler yazılabilirdi ama biraz kısa tutarak iki gün önceki çeviri dışında da kısaca veda etmek istedim. Tamamen kişisel ve tam da Boonen odaklı olmayan dağınık bir yazı olacak ama boş boş otururken bir şeyler karalamak iyi bir fikir. Hep çeviri yapıyorum bu ara; kendimden de bir şeyler yazmam lazım artık.

Hep bahsederim, bisiklete olan ilgim 2009 gibi başladı. Aslında biraz da tesadüf oldu ya da denk geldi diyebiliriz. Öğrenci evine kendi adıma internet bağlattığımda o ara yayına yeni başlayan Tivibu da 1 TL fiyattan teklif edilmişti. Eurosport ve belgesel kanalları da var denince tamam dedim geçtim. Okula düzenli gitmediğim için İzmir'de evde olduğum dönemde kenara Eurosport açıp olan bitene bakıyordum... Tam tarih Nisan 2009 ortaları. Kısa süre sonra Giro başladı, ilk etaplarda konuyu anlamasam da "Ne güzel gidiyorlar, zaten İtalya, izlerim ben bunu..." diyerek ısrarcı oldum. O sezon yarış takvimine göre ne izleyeceğime aylar önce karar vermiyordum ama o gün denk geliyorsam kesinlikle izliyordum. Neyse bu kısmın konumuzla çok da ilgisi yok gibi duruyor ama bağlayacağım elbette. Hey yavrum hey. Böyle böyle başladı ilgim. Klasiklerle ilgili ilk bilgilerimi 2010'da edindim. Zaten üç-beş favorisi olan tek günlük yarışlara neden o kadar adamın katıldığını anlamakta zorlandıktan sonra birkaç klasik izlediğimde "o kadar adamın" gerekli olduğunu anladım.

2010'un Ronde ve Roubaix ile Tom Boonen'ın kim olduğunu öğrenmeye başladım. 2010'da Cancellara duble yaparken Boonen kazanamamıştı ama adı hep anılıyordu. İkisini de okuyup etkilendim. 2011'den itibaren en büyük iki klasikte onlara odaklanmıştım. Her ne kadar tekrar beraber podyum görememiş olsalar da onların olduğu yarışta hamlelerini beklemek bile büyük bir zevkti.

Beni bisiklete bağlayan adam Mark Cavendish olsa da kısa sürede klasiklerin türlerini ve neden hepsine herkesin katılmadığını, Cavendish'in neden buralarda olmadığını, neden Boonen-Cancellara ikilisini klasiklerde ilk sıraya yazmam gerektiğini öğrendim.

2011'de tabii ki tüm yarışları bilmiyordum ama yavaş yavaş hepsini öğrendikçe karşıma bol bol Boonen ve Cancellara isimleri çıkıyordu. Ne kadar büyük ve eşi benzeri bir daha gelmeyecek sporcuları izlediğimin de farkındaydım. İyi ki o 1 TL'lik paketin etkisiyle bisiklet izlemeye başlamışım ve Boonen'ı da Cancellara'yı da yarışlar kazanırlarken izlemişim.

Geçen sezon Cancellara herkese el sallayarak bırakıp gittiğinde tıpkı Baggio ve Batistuta başta olmak üzere hayatta çok farklı yere koyduğum diğer sporcuların gidişleri gibi üzülmüştüm. Sonuçta izlediğim ve bağ kurduğum bisikletçiler arasında ilk kez emekliliğini açıklayan vardı. 2017 sezonu geldi, Cancellara birkaç aydır yok ve bu gayet üzücü. Geçen sezon Roubaix sonrası "Bir yıl daha varım" diyen Boonen'ın emeklilik gününe yaklaştıkça daha da katlandı bu üzüntü.

Daha birkaç yarış var diye beklerken önce Ronde, sonra Scheldeprijs ve nihayet Roubaix geldi çattı. 2-9 Nisan arası yaşanan sekiz gün resmen Boonen adına bir resmi geçit oldu. Geçen sezonki gibi "Bir yıl daha" demeyeceğini biliyoruz. Kazanır mı, kazanmaz mı, podyum görür mü bilmiyorum ama Boonen, Roubaix'de son kez velodroma girdiğinde kalabalığın nasıl çıldıracağını ve hüzünle sevinci bir arada yaşayacağını biliyorum. Sonuç ne olursa olsun yedi saatlik yayında Tom Boonen'ı son kez izleyeceğiz. Cancellara'nın olmadığı 3.5 aylık yeni sezon zaten sıkıcıyken o gelmemesini istediğimiz son gün de geldi ve artık tüm bisiklet yarışları bu ikili olmadan yapılacaklar.

Şu an faal sporcular arasında Vince Carter, Nowitzki, Buffon, Federer, Totti, Pirlo gibi isimler bıraktığında ne hissedecekseniz bu da öyle... Birkaç ayda iki büyük bisiklet efsanesine veda etmek zor iş.

Kendi adıma asla unutmayacağım detaylardan birini de yazı sonuna iliştireyim. Kısa derken zaten epey uzattım ama olsun, başka Boonen yok. 2015'te Türkiye Turu'na geldiğinde elbette Marmaris etabını finiş çizgisinde izledim. Cavendish'in geride kaldığı etabı Greipel almış olsa da hızla yarışı tamamlayan pelotondaki onlarca isimden biri de Tom Boonen'dı. Hafif bir eğimde birkaç saniye görerek izleyememiş olsam da Tom Boonen'ın yarıştığı bir etabı yerinde izlemiştim. Bir sezon önce bisikletteki en büyük kahramanım Cavendish gözümün önünde etap alırken bu defa onu kenara koymuştum. Gidip Etixx-QuickStep takımının arasından Boonen'ı bulmalıydım. Biraz ilerlediğimde diğer mavi formalı adamların arasında Tom Boonen'ı da görüp tebrik ettim ve el sıkıştım. Basit bir olay belki ama böyle büyük bir efsaneyi evden çıkıp 100 metre ileride görüp selamlaşmak kolay kolay denk gelmeyecek bir şey. En büyük efsanelerden birini evimin dibinde yarışırken gördüm. Yaşadığınız şehre, sevdiğiniz sporun en büyük kahramanlarından birinin resmi bir yarış/maç için geldiğini düşünün... İki yıl sonra hemen hemen aynı günlerde kariyerine nokta koyacağını bilsem birkaç saniyeyle sınırlı tutmazdım o anı ama yapacak bir şey yok, hiç görememiş de olabilirdim.

Bisikleti öğrendiğim yıllarda kılavuzum olan, bisiklete bağlanmamı ve yaptıklarından etkilenmemi sağlayan en büyük adamlardan biri ile ilgili daha çok şey yazılır ama şimdilik tüm dünyanın veda ettiği hashtag ile son noktayı koyayım: Her şey için teşekkürler Tom Boonen!

#ThxTom

7.04.2017

Son Yarışı Öncesi Tom Boonen’ın Sakinlik Dolu Röportajı


QuickStep’in Paris-Roubaix öncesi basın toplantısında, muhabirler, kameralar ve mikrofonlardan oluşan bir denize karşı, odanın başında oturan Tom Boonen oldukça rahat görünüyordu. Kariyerinin, kazanmayı çok istediği son profesyonel yarışından üç gün uzaklıktaydı.

Beş galibiyetle tüm zamanların rekorunu tek başına ele geçirme ihtimaline rağmen üzerinde en ufak bir gerginlik yoktu.

Her şey pazar günü yaşanacak ama o tamamen havaya girmişti.

“Oldukça iyiyim,” dedi, yaklaşmakta olan emekliliği yüzünden duygusal olup olmadığı sorulduğunda. “Geçen yıl bir karar verdim. Hala kararımın arkasındayım. Bu tip yarışları iyi durumdayken bitirebilmek için alınmış bir karardı.”

“Şu an iyi durumdayım. Sonuçta istediklerimi aldım. Bu yüzden bu kadar da duygusal olmaya gerek yok.”

“Bisikletçi olarak işe başladığınızda bir gün emekli olmak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz. Benim zamanım geldi. Aldığım karardan memnunum.”

Pazar günü duygusallaşabileceği tekrar sorulduğunda hemen kesin bir dille “Hayır, hayır” dedi. “Odağımı kaybetmeyeceğim.”

Boonen geçen pazar Ronde öncesi rahattı. Şans yanında değildi ama Roubaix öncesi de aynı sakinliğini koruyor.
“Geçen yıl zamana karşı yarıştık... Şimdi kendimi hazırlamak için daha çok vaktim vardı” 

Boonen profesyonel kariyerine 2002’de başladı ve Rubaix’de büyük bir iz bıraktı. US Postal Service’ten takım arkadaşı George Hincapie’ye domestiklik yapmak için katıldığı yarışta son bölümde daha güçlü olan taraftı ve Amerikalı arkadaşı geride kalınca şansını denedi.

Çizgiyi üçüncü geçti, geleceğinin nasıl olacağını gösteren harika bir başlangıçtı.

Performansı QuickStep Davitamon takımının dikkatini çekti ve takip eden iki sezonda 24. ve dokuzuncu oldu, gelişmeye devam etti. 2005’te ise Hincapie ve Juan Antonio Flecha’yı geçerek yarışı ilk kez kazandı. Bu başarısını, Tour de France 2005’te iki etap alıp aynı yılın eylül ayında Madrid’de dünya şampiyonu olarak sürdürdü.

Yarıştaki diğer galibiyetleri 2008, 2009 ve 2012’de gelirken, geçen yıl onu bir yıl yarışlardan uzak bırakan kötü bir sakatlığın sonrasında, Avustralyalı Mat Hayman’ın hemen ardından ikinciliği elde etti.

Emekli olmak üzereydi ama bu kadar yakın bir yarış kaybetmek onu hem sinirlendirdi hem de cesaretlendirdi ve 12 ay daha yarışmaya karar verdi.

Ve bir kez daha aynı yerdeyiz.

Dört galibiyetli Boonen, rekorun eski sahibi Roger de Vlaeminck’i yakalayıp ortak olmuştu. Yarışlar bir piyangodur ama pazar günü çok az kişi başka birine bahis yapacak.

“Geçen yıl da odaklanmıştım,” diye cevapladı geçen yılki ve bu yılki mental ve fiziksel durumu sorulduğunda: “Ama geçen yılkinden daha iyi durumdayım.”

“Geçen yıl Roubaix için hazırlanmak gerçekten zamana karşı bir yarıştı, bu defa kendimi hazırlamak için daha fazla vaktim vardı. Klasikler şu ana dek iyi gittiler. Şu an her şey daha iyi ama bu geçen yılkinden daha iyi bir sonuç alacağım anlamına gelmez.”

Başka bir deyişle, Boonen kendine güveniyor ama yarışı cepte görmüyor. “Tüm malzemeler ortadalar. Artık iş pazar günü hepsini bir arada tutabilmek.”

“Her şey mümkün.”

"Kahramanlar hatırlanırlar ama efsaneler asla ölmezler" - Specialized, Tom Boonen'ın kariyerini özel bir şekilde onurlandırdı.
Boonen’ın bu sezonki performansları da daha iyi olduğu konusundaki sözlerini doğruluyor. Ocak ayında Vuelta de San Juan’da bir etap kazandı, geçen ayki E3 Harelbeke ve Gent-Wevelgem’de ise sekizinci ve altıncı oldu.

Pazar günkü(2 Nisan) Ronde’de de güçlü gözüküyordu, dördüncü galibiyeti alarak rekor kırma arzusu, yaşadığı iki mekanik problemle son buldu.

Bu yaşanmamış olsa podyum için veya daha fazlası için mücadele edebilirdi.

Neredeyse bir hafta geçen yarışla ilgili “şu olsaydı bu olsaydı” değerlendirmelerine karşı çıktı. Son tırmanışta Peter Sagan ve Van Avermaet ile aynı grupta yer alabilir miydi diye sorulduğunda spekülasyon yaratmayı reddetti.

“Yarış bitti. Kaza yapanlar, mekanik problem yaşayanlar hakkında konuşmak zorunda değiliz. Bu bir bisiklet yarışı, her şey olabilir,” dedi.

“Alexander Kristoff’un beşinci bitirdiğini gördüm. Gün boyu, Ronde için en iyi modunda değildi, belki en kötü ihtimalle beşincilik için sprint atıyor olabilirdim. Belki de ikincilik için atardım.”

“Ama önemli değil. Bu oldu, yarış bitti.”

Hala hislerinin iyi olduğunu kabul ediyor mu?

“Evet, gerçekten iyilerdi,” diye onayladı. “O ana kadar gerçekten iyilerdi. Beraber gittiğim gruba bakarsanız ön tarafta değişen bir şey yoktu. Oradaki birçok adam ilk 10 için yarışıyorlardı.”

“Kondisyonum ve bacaklarım onlarla yarışabilecek durumda olduğumu hissettirdi. Ama sonuç için tahmin yapmaya çalışmaya gerek yok, çünkü ben orada değildim.”

Mekanik problemler yaşayana kadar nasıl hissettiği -ve Kappelmuur’da pelotonu nasıl böldüğü- düşünüldüğünde neden sakin olduğu ve kendinden emin bir şekilde pazar gününü(9 Nisan) hedeflediği anlaşılıyor.

Tam olarak nerede olmak istediği görülüyor.

"Thx Tom" - UNILIN QuickStep Floors'un Wielsbeke'deki merkezinde kutlama havası vardı. Boonen, 2003'ten beri Patrick Lefevere'in takımıyla beraberdi, Belçika'daki ünü ve galibiyetleri sponsorlar için büyük bir nimetti. 
“Paris-Roubaix biraz daha ışıltılı” 

Pazar günü Compiegne’de bayrak sallandığı zaman birçok sıkı favori olacak. Van Avermaet ve Sagan gibi bisikletçiler favori listelerinin üst sıralarında yer alacaklar ama dikkat edilmesi gereken diğer isimler de olacak.

Boonen’ın elinde iki şey var. Birincisi, yılın şu ana kadarki bölümünde çok büyük başarılar elde eden, Boonen’a adanmış bir kadroyla Fransa'ya gelen QuickStep Floors takımı.

İkincisi ise deneyimi ve geçmişteki performansı. Dört galibiyetine ek olarak yarışı ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı, dokuzuncu ve onuncu da bitirdi. Genellikle şans ve güçle tanımlanan bir yarış için bu muhteşem bir sonuç ve starttan saniyeler önce cesaret kazandıracak bir şey.

Doğal bir yeteneği var ve bunun farkında.

“Bu alanda oldukça iyiyim,” diyor taşlı yollarda yarışmaktaki yeteneği ile ilgili. “Bu yüzden seviyorum muhtemelen. 82 kiloyum, çok zayıfladığımda 80 kilo oluyorum. Bir bisikletçi için oldukça ağır bir adamım. O yüzden tarihe geçebileceğiniz çok fazla yarış yok.”

“Bisiklet gelişti ... her zaman zordu ama daha çok tırmanışçılar ve finişe doğru üç-dört kilometrelik yokuşları sevenler için gelişti.”

“Çoğu zaman aynı beş-altı adam yarışlar için favori oluyorlar. Klasikler farklı. Ben onlarda iyiyim ve Paris-Roubaix çocukken ilk kazandığım andan itibaren benim favori yarışım haline geldi.”

“Ronde de çok özeldi. Onunla da ilgilendim ama Paris-Roubaix biraz daha ışıltılı. Kendi alanında benzersiz bir yarış.”

Ona pedal çevirirken daha da şevk veren şeylerden biri de şu an sahip olduğu duygusal zenginlik. Pazar günü(2 Nisan) Ronde’de ağırlandığında coşkulu bir kalabalık ona hoş geldin demek için toplanmıştı.

Çarşamba günü(5 Nisan) Scheldeprijs’ta da benzerini yaşadı. Yarış onun doğduğu kasaba olan Mol’dan başladı ve finişe kadar diğer özel noktalara da uğradı.

“100 yılda ilk kez start noktasını değiştirdiler,” derken etkilendiği mimiklerinden anlaşılıyordu.

“Çok özeldi. Evimin etrafında ve her zaman antrenman yaptığım caddelerde 50 kilometre gittik ve seyirciler harikaydılar. Çarşamba günüydü ama bir Tour de France etabındaki gibi kalabalıktı. Bu asla ve asla unutmayacağım bir şey, oraya bana teşekkür etmek için gelen herkese minnettarım. Ben de cevap olarak onlara teşekkür etmek istiyorum.”

Niki Terpstra, 2012'de Tom Boonen'ın tekerleğinde kalamamıştı.
Boonen en iyi teşekkür yönteminin pazar günü Roubaix veledromunda çizgiyi ilk sırada geçmek olduğunu biliyor.

Ne olacağı belli değil ama bunu başarabilirse kariyeri için Hollywood-vari bir son olacak.

Bu şekilde bitirebilmek için elinden geleni yapacak ama kimsenin ona iyilik yapmayacağının da farkında. Kazanabilirse, hak ederek kazanmış olacak.

“Özel bir yarış değil. Diğer bisikletçiler için normal bir Paris-Roubaix olacak,” diye açıkladı: “Roubaix’de finişe vardığımızda sadece benim için her şey bitecek.”

“Pelotonun pazar günü benim son yarışım olduğunu düşüneceğini sanmıyorum. Belki öncekilerden de fazla asılacaklar yarışa. Takip etmeleri gereken kişi olduğumu biliyorlar. Bu yıllardır hep böyleydi.”

Kendisini takip edenleri şekere üşüşen sineklere benzetiyor, olumsuz taktiklere karşı en iyi panzehirin savaşmak olduğunu biliyor.

“Umarım sert bir yarış olur,” dedi ve devam etti: “Hava durumu iyi gözüküyor. Garip gelecek ama iyi hava her zaman zorlu bir yarışa sebep olur. Gün boyu hız hep yüksektir.”

“Sonunda herkes bitik durumdayken güzel bir taşlı sektörde belirleyici hamleyi yapabilirim.”

Eğer her şey yolunda giderse Belçika’dan yükselen kükremeleri Roubaix’de duyabiliriz.

Bu yazının orijinali, Shane Stokes tarafından 7 Nisan 2017’de Cycling Tips’te yayınlanmıştır. Yazıdaki ana görsel de yine Shane Stokes’a aittir.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz. 

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO