World Cup 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
World Cup 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.07.2010

2010 DK: Birkaç İlginç Kare

Grup maçları oynanıyor ve bir pubda insanlar maçları izliyor. Herkesin içeri gidip elinde içkisiyle maç izleme şansı yoktu Güney Afrika'da, bu da onun en güzel örneklerinden biridir işte.
Bu da yine benzer bir kare. Ülkenin değil kıta tarihinin en büyük organizasyonu olan Dünya Kupası'nda final oynanıyor Johannesburg'da ancak Cape Town'daki insanlar için öncelik final maçı değil buldukları lastikleri yakarak soğuk geçen kış gecesinde ısınabilmek.
Ve hoşuma gittiği için ayırdığım 3 kareden sonuncusu.. 90 dakika boyunca ses şiddeti neden azalmıyor, neden dinlenip dinlenip 2 saat boyunca yorulmadan çalıyorlar diyene güzel bir cevaptır bu. Ufacık çocuğun elinde boyundan büyük vuvuzela var. Koca koca adamların vuvuzela üflerken nasıl hırslanıp gözlerini döndürdüklerini biliyoruz, bu kare bize çekirdekten böyle yetiştiklerini anlatıyor.

12.07.2010

Bitti: Hollanda 0-1 İspanya

Kupa başından beri iki takım için de ne söylediysek o oldu ancak biraz farklılıklar gördük final maçında. Hollanda yine önce savunma diye çıkıp hücumu 2. planda tuttu, "yemeyelim de, nasıl olsa atarız" mantalitesi tam gaz devam ediyordu anlayacağınız üzere. Hollanda'nın bu sistemine karşı koyabilen takım olmamıştı yakın tarihte. 2 yıldır kendilerini yenebilen bir takım çıkmamasının başka açıklaması olamazdı. İspanya bu tabuyu yıkma ve kendileri adına da ilk finalde ilk kupayı kapma amacıyla çıkmıştı sahaya.

Hollanda'da savunmayı ön planda tutup yetenekli oyuncularla gol bulup maçı kurtarma işi 20-25 maçtır tutuyor, kupada da tüm maçlarda tuttu. Ancak şu var ki, hep bahsettiğimiz ileri uç elemanlarının beklenen golü bulamaması koskoca takımın elini kolunu bağlayabiliyor işte. Casillas'ı beğenmem ben genelde, en üst düzey kalecilerin arasına almam kendi adıma ancak bu maçta ilk finalin verdiği heyecanı bir kenara koyup konsantrasyonu iyi sağlamıştı. Robben'e ilk pozisyonda geçit vermese şans diyebilirdik ancak ikincisinde de kendisini durdurması alkışı hak etmesini sağladı. Bir de kupada 6 maçtır savunma yapan Hollanda'nın genelde çirkef bir oyun oynamayıp, efendi gibi sahada durup işini yapmasına rağmen son maçta neden Antalyaspor gibi oynadığını anlayamadım. Stekelenburg'u 15 cm kısalt, saçı da sıfırla, takımın tek eksiği olan Ömer Çatkıç'ı da tamamlamış olursun. Bu haldeydi Hollanda. Gelene geçene dalalım saldıralım diye çıktılar sahaya... Efsane Rinus Michels'in mezarından kalkıp "arkadaşım ne yapıyorsunuz?" diye gelmesini bekledim ben en sonunda. Tüm sertlikleri anlarım, hepsine hak veririm de De Jong'un yaptığını şurda ben evimin önünde birine yapsam, hadi onu geçtim halı sahada birine yapsam en temizinden 4-5 yıl hapis cezası garanti. Kasten adam öldürmeye teşebbüstür bunun adı, başka bir şey diyemiyorum.

Burada hakeme yatay geçiş yapalım, De Jong'u atamamak kendisinin ilk hatasıydı, maçın gidişatını etkiledi, belki de İspanya 45. dakikada işi bitirip rahatlayacaktı. Burada sertliğe iyiden iyiye müsaade eden hakem Howard Webb maçın ve kupanın kaderiyle de 115. dakikada oynadı resmen. Kullanılan serbest vuruşta hem İspanyol barajına çarpıp 3-4 metre yön değiştiriyor top, hem de Casillas çıkarken son anda yine dokunuyor. Birini görmesen ötekini göreceksin ve korner olacak. Döndü Iniesta'nın golü geldi iş bitiverdi hemen.
Maçta gözüme en çok çarpan şeyle bitirmek istiyorum: Yıldız oyuncu ve büyük oyuncu arasındaki fark.

Yıldız oyuncu olmak zor iş değildir, biraz parlarsın Dünya seni alkışlar yıldız olursun ama 50 sene sonra hala alkışlanıyorsan "büyük" oyuncu olursun. Bu finalin yıldız oyuncu olarak kalacağını belgeleyen adamı Sneijder olurken büyük adam olacağını belgeleyen Iniesta oldu. Takım gol yemiş, son 4 dakika ve olası 2 dakika uzatma ile 6 dakika şansın kalmış, santrada doğrudan rakip kaleye vuruyorsun gol atmak için. 1996/97 sezonunda devre arasında Galatasaray kamp için Marmaris'i seçmişti. Evimden çıkıp 10 dakika uzaktaki stada yürüyüp Marmaris-Galatasaray maçını izlemeye gitmiştim koşarak. O maça dair aklımdaki ilk şey şudur: Santrada Hagi doğrudan kaleye vurmuştu. O zaman Hagi gibi bir efsanenin bile saçma sapan işler peşinde koşuyor olmasına sinirlenmiştim 9-10 yaşındaki çocuk aklıyla. Basit bir hazırlık maçı, isterse stadın ortasında denize yollasın topu, sana ne ki? Ama saçmaydı işte, Hagi bile olsa yapmamalıydı onu çünkü gol falan olmayacaktı. Tabii şu kısa anıdan Hagi onu yaptı diye büyük değil yıldız oyuncu olarak kaldı gibi bir izlenim çıkartan olursa zeka testi öneririm.

Hazırlık maçında yapılması bile böyle saçma bir işken adam Dünya Kupası finalinde gidip de santradan kaleci yerindeyken kaleye vuruyor. Ki sadece bu değil, çaprazdan basit bir serbest vuruş, 1000 tane oyuncuya kullandırsan 999 tanesi orta açar, ancak Sneijder 1000. adam olarak şut deniyor oradan. Olmayacak işte, Dünya Kupası finali değil halı saha olsa o golü atman zor. Ki çapraz olduğu için mesafe 50 metrenin üzerinde neredeyse... Maç boyu en azından 6-7 pozisyonu olmaz denen yerlerden şut çekerek harcadı Sneijder. Maç sonunda da oturmuş ağlıyor çok bir şey yapmış gibi. Robben'in ve diğerlerinin kendisinin ağzını burnunu kırma vardır bence, keşke dövseler de oh olsun desek biz de. Sinirim ne boyuta ulaştı düşünün artık. Wesley Sneijder her zaman "bir dönem oynamış yıldız oyuncu" olarak kalacaktır sadece şu final sonrasında bile. Sanmıyorum ki 50 sene sonra çocuklarımıza falan "bir Sneijder vardı ki of of of..." diye anlatalım.

50 sene sonra anlatılacak adam Andres Iniesta'dır ama işte. İki pozisyonu çocuk gibi heyecana kapılıp harcamış olsa da attığı gol ile ve maçtan kopmaması ile neden yıllar geçse de büyük bir isim olarak hafızalarda yer edeceğini gösterdi.

Futbol yıldız oyuncularla güzel olsa da kupalar büyük oyuncularla geliyor her zaman.

7.07.2010

DK 2010 Yarı Finaller: URU 2-3 HOL & ALM 0-1 İSP

Iki sene once iki takimin mucadelesinden once, ustelik bu karsilasmanin final de olmasina ragmen Ispanya acik favori olarak cikiyordu maca. 2 sene sonra ise Ispanya cizgisini korurken bu sefer rakipleri olan Almanlar futbollarinin ustune cok sey koymus olarak geliyorlardi yari finale. Kupayi finalde kaybettikten sonra takimi genclestirip, kadroya Mesut ve Kroos gibi futbol zekasi ustun oyuncular eklediler ve bunun meyvelerini Arjantin ve Ingiltere dahil olmak uzere 13 gol ve yari final olarak aldilar.. Uluslararasi turnuvalardaki aclik ve yakalanan mukemmel jenerasyon ise Ispanya ya iki yil sonraki 2. finalleri olarak geri donuyor.

Almanya'nin tek eksigi kart cezalisi Muller'di mac oncesinde. Ispanya'da ise Afrika havasina alisamayan Torres kenardayken, yerine Pedro sahadaydi. Del Bosque, Ispanya'nin yarisini Barcelona'dan kurup cikartti sahaya. Macin ilk yarisinda Ispanya lale devrinin bittigini gosterdi adeta Almanlara. Dar alanda yaptiklari kusursuz yardimlasmalarla Almanya'nin dengesini bozdular. Almanlar ise alisik olmadiklari uzere topsuz oynamalarina ragmen ilk yarida iyi reaksiyon gosterdiler Ispanya'ya ve bunun sonucunda kisir bir ilk yari izledik. Villa ve Mesut'un yarim pozisyonlari kimseyi kesmedi tabii.

Ikinci yarida Ispanya isi ciddiye bindirince Low hamleleri yapmaya basladi. Ara ara yine tempo dusse de Almanya'nin bolgesine cok iyi top getiren Ispanyollar Ramos ve Capdevila'nin etkili hucuma cikislariyla bayagi bir zorladilar Almanya'yi. Low ozellikle Ramos'un kanadindan memnun olmayacak ki once Boateng'i aldi oyundan; fakat iyiden iyiye ileride top tutamamaya basladi Almanya. Mesut'u iyi kitledi Ispanyollar. Podolski, Ramos'un hucuma cikislariyla kendi isini yapamaz oldu. Bu dugumu Kroos'u oyuna olarak cozmeye calisti Low fakat tek pozisyon disinda yine dertlere care olamadi.

Ispanya varyasyonlarina alan savunmasiyla direnen Almanya'nin direncini bir duran top yikti. Puyol ilk yarida yokladigi Almanya kalesini ikincisinde guzel bir kafa vurusuyla avlayarak Ispanya'ya mac basindan beri eksik olan tek seyi kazandirdi. Bu dakikadan sonra Gomez'in oyuna girmesiyle umutsuzca Ispanya yari sahasina giden Almanlardan, Ingiltere ve Arjantin'in intikamini cok rahat alabilirdi Ispanya. Once Pedro-Villa-Iniesta ile, Villa'nin cikmasindan sonra Pedro'nun bencilligi ile 2. golu kacirdilar. Bu bencillik kendisine kenara gelme olarak donen Pedro sanirim mac 1-1 bitseydi futbol hayatinin en kotu gunlerinden birini yasayacakti. Macin son bolumunde Iniesta ve Silva ile topu tehlike bolgesinden uzak tutan Ispanya hakettigi bir mac sonucunda tarihinde ilk defa finale yukseldi. Hollanda'nin tarihinde iki defa final kaybetmisligi var. Birinde Neeskens'in golu de vardi ustelik. Ispanya ise dedigimiz gibi ilk defa yasayacak bu tecrubeyi, kupa daha once kazanmayan bir takima gidecek artik kesinlesti. Ispanya yine acik favori olarak cikiyor bana gore finale. Temsili ucunculuk macindan sonra guzel bir kapanis yakisir bu kupaya.

~

Almanya-İspanya Demir'den geldi görüldüğü üzere. Ben de(franchi) Hollanda maçını yazarak noktalıyorum yarı final yazısını.

Öncelikle şu var ki Uruguay-Gana maçının kazananı Hollanda'yla eşleşecekti ve ben tek şeyden emindim: Turu Gana geçerse Gana finale çıkacak, Uruguay geçerse Hollanda finale çıkacak. İki ihtimalin de nasıl sonuçlanacağını bilme imkanımız yoktu ama bildiğimiz şey şuydu ki bir tanesinin sonucunu mutlaka alacaktık ve gerçekleşen şey doğru çıkmış oldu.

Hollanda'nın oturmuş savunma düzenine en çok golü atan takım oldu Uruguay ancak en zorlayan takım olduklarını söylemek zor. Hollanda, Almanya'nın devlere yaptığının daha beterini sürpriz peşindeki Uruguay'a yapabilirdi ancak insaflı çıktılar. Ki garantici oyunlarının bunda etkisi büyük. Hep bahsettiğimiz "Golü yemeyelim de..." diye başlayan felsefenin izleri yine vardı. Yememeyi düşündüler, sonra atmayı bir şekilde başardılar. Gio ve Forlan'ın inanılmaz füzeleri istatistikmiş, felsefeymiş, oyun yapısıymış dinlemeden gol olacak şeylerdi. O yüzden gelen ilk gollerin iki takımın savunma yapılarının bozulmuş olabileceğini gösteren etkenler olmadığını belirtmek lazım.

Şu bir gerçek ki Lugano olmadan Uruguay'ın savunması orta sahadan gelen destek dahil olmak üzere hep eksik, hep bir basamak geride. O yüzden bu fırsatı iyi değerlendirdi Hollanda. İki takımın bahsi geçen oyun yapılarını ilk değil ikinci yarı özetliyordu zaten. Lugano olmadan savunma gücü zayıflayan Uruguay, hücumda da Suarez olmadan oynayınca iyice ne yapacağını bilemez haldeydi. Son dakikalardaki karambollerde orada bir Suarez'e ihtiyaçları vardı; ani adam geçen, olmaz denen yerden sürpriz şutlar atabilen bir Suarez özellikle de.

Cavani önceki maçların üstünde bir performans sergiledi ancak maç geneline bu performansı yayamayıp yanına yancı arayan Forlan'ı tam olarak destekleyemedi. Hollanda için de işler yine beklendiği gibi gitti, berabere yani istedikleri gibi giden ilk yarının ardından ikinci yarıda 5 dakika saldırıp hep bahsettiğimiz o orta saha oyuncuları ile sonuca gittiler. Hollanda'da ortadaki adamlar bireysel olarak bile bir takımı yarı final oynatabilecek adamlarken bunların hepsi bir arada oynuyor, öyle düşünmek gerek. E hepsi birleşince de final zor olmuyor.

Eksiğiyle gediğiyle iyi dayandı Uruguay da, son şansı da birkaç defa buldular ancak Hollanda'ya iki gol atıyorsanız maçı kazanmanız lazım, çünkü daha fazlasını son iki yılda sistemi oturan Hollanda'ya atmak çok zor. Bunu yapabilecek olan takım yine Hollanda gibi her yönü üst düzey bir orta sahaya sahip olan takım olur, o da İspanya olabilir bu kupada sadece ve finalde rakip oldular. Kimse çıkıp demesin Brezilya'nın orta sahası da öyle değil miydi diye, Melo'nun olduğu orta sahanın "her yeri" üst düzey olamaz.

Finalde ki takımın da ilk kupa peşinde koşacak olması zevkli bir final müjdelese de beklentileri yüksek tutmamak lazım, sonra durduk yere hayal kırıklığına uğruyoruz.

6.07.2010

Güle Güle Kader!

Şu fotoğraf karesi bitirdi belki de Keita'nın Galatasaray kariyerini. Hemen hemen geçen sezon aldığımız fiyata satmış olmamız bir an önce kurtulma çabasından başka bir şey olmamalı. Yerine gelen transfer yokken böyle bir oyuncuyu sırf "karakter" veya "etik" maskesi altına saklanıp satmak doğru mudur diye tartışmamız gerekir bence.

Sezon boyu Kadıköy ve Trabzon'da yaşanan iki kendini atma olayı ile şimşekleri üzerine çekti Keita. Dahası, Kadıköy'deki maç dönebilecekken, takım ayağa kalkmışken Roberto Carlos'a yenik düşüp kırmızı kartı gördüğünde çok büyük işler yapıp kupa kazandırmadıkça önümüzdeki sezonu göremeyeceği konuşulmuştu. Beklenen de oldu; Keita, Atletico Madrid maçlarında takımın yıldızı olmasına rağmen tur gelmeyince kendi ellerinde olmadan kredisini tüketmeye başlamıştı. Üzerine sezona erken havlu atılması da eklendi ve Dünya Kupası'nda piyasa yapar denen adamın tek hareketi piyasasını yerle bir edecek bir hareket olunca da aldığımız fiyata satıp kenara çekildik. 1 sene boyunca istatistik anlamda çok yararlı olsa da takımın günlük değil de sezonluk başarı yakalamasına diğer oyuncular gibi o da katkı yapamadı. Ancak 1 senede Rijkaard'dan devrim yapmasını beklemiyorsak Keita'dan da takımın en büyük yıldızı olmasını beklemek büyük hatadır.

Keita'dan Galatasaray ruhu ve duruşuna sahip olmasını beklediği için yönetim alelacele sattı adamı. Adamın ömrü Afrika-Fransa arası geçmiş, sömürgenin günümüzde en aktif olduğu sektör olan futbolla uğraşıyor üstelik. Ben zor yaşam koşullarından gelmiş ve kariyerinde ikinci ülkesi olan Fransa dışındaki tek Avrupa takımı Galatasaray olan bir adamdan tutup da Galatasaray'a uygun ruh, karakter ve duruş sahibi olmasını bekleyemeyiz. Bu tip hassas konuları yerli oyuncularda arayacağız, her yabancıda bunu bulamaz insan. Kewell gelir o sahip olur, daha doğrusu sahip olmaz da hemen benimser ve içine işler bu duruş ve karakter. Kewell koskoca Premier Lig'in Giggs ve Pires ile birlikte gördüğü en büyük sol kanat adamıdır bence yakın tarihte. İngilizlerin futbol kültürünü alıp ömrünü orada harcamış ve efsane olmuş adam o özlenen duruşa sahip olur ancak Keita olmasın be, beklemeyin. "Avrupa Şampiyonası Gol Kralı" etiketli Baros da o ruhu benimser ama Keita öyle değildir. Keita bu isimler gibi rahat koşullarda doğup büyüyen bir adam değil. Dünya'nın en eski kıtası Afrika'dan çıkıp sadece futbolla hayata tutunan adamın gelip de 1 sene dolmadan "Galatasaray ruhu budur, ben buna uygun davranmalıyım, hayatımı böyle yönlendirmeliyim" demesini beklersek daha çok yabancının ipini çekeriz.

Tüm bu bahsi geçen etik temalı olayların üstüne Kaka olayı ile iyice çatlak sesler yükselince yönetim 1 senedir aradığı Galatasaray ruhunu ve karakterini Keita'da bulamayacağını anladı. Aslında bunu hiç bulamayacaklarını, Kewell-Baros-Neill gibi bu olayı benimseyemeyeceğini anlamaları lazımdı da iyice dibe vuran zihniyetten bunu beklemek yersiz olurdu.

Haldun Üstünel giderken Adnan Sezgin'in başımızda durması son yılların en büyük skandalıdır. Haldun Üstünel'i savunmuyorum, son 1 senede olanlardan sonra gitmesi benim adıma üzücü bir olay değil, olamaz. Evet transferde efsanevi bir yönetici, Türkiye tarihinin en başarılısı bile diyen olabilir ancak konu sadece transfer değil işte. 3 sene önceki Üstünel ile şimdiki arasında devasa farklar var ancak bu isim ne denli kötüye gitmiş olursa olsun ilk gidecek olan kesinlikle Adnan Sezgin olmalıydı. İstanbulspor'un başındayken her fırsatta Galatasaray'ı karalamaya kalkan adamın şimdi başımızda olması ayıptır, skandaldır.

Şuraya getiriyorum lafı, Keita transferi ile etik-kütük-düdük-büzük konuşan yönetimin niyeti gerçekten etikse Haldun Üstünel ile birlikte Adnan Sezgin'i bir an önce başımızdan atması lazım. Keita'da ruh arayan adamlar o ruhu Adnan Sezgin'de bulacaklarını düşünüyorlar. Mart 2010'daki seçimde arkasına dünyaları alan Polat yönetimi bugün devrilse üzülen adam sayısının 4 ay öncekine oranla yüzlerce kat azalacağına eminim.

Etik diye diye Keita'yı yediler, sırada başkaları olur mu bilemem. Tabii şu var, bu transferi yanlış buluyorsam sadece bu etik konusundandır. Yoksa maddi konudan bakınca seneye satamazdık bu adamı bu fiyata, yarısına bile zor giderdi muhtemelen. Zira bu senekinden daha pasif bir Keita olacaktı bu sezon, bunun izlerini görmek zor değil. Aldığımız fiyata satıp 1 sene yararlanıp sadece 1 yıllık ücretten zarar etmek başarısızlık değil başarıdır. Artık tek problem yerine kimin geleceği. Serdar ile şampiyonluk gelmez, Dos Santos ile gelebilir, o zaman şu kazanılan 8 Milyon €'nun bir açıklaması olmalı önümüzdeki günlerde.

Keita'nın gidişinde tek üzüntüm şudur: Formama ismini yazdıracak kadar sevdiğim ender yabancılardandı. Son 10 yılda Hagi-Kewell-Song-Baros vardı sadece formalarımda. Keita bunlara 5. olarak gelmişti.

5.07.2010

DK 2010: İspanya 1-0 Paraguay

Maçın ilk kısmını yarım yamalak izledim. Hatta 18'e kadar izledim sonra Can'a(fever pitch) bağlandım ilk yarı sonunu kaçıracağım için. Marmaris'ten Datça'ya daha doğrusu Palamutbükü'ne giderken yolda arada maç başına denk gelip pek sıkıcı geçen 18 dakikadan sonra 53. dakikadan sona kadar izleyebildim. Pek de hoş bir maç olmadı aslında gördüğüm kadarıyla. Datça merkezden Palatmubükü'ne geçerken Can'ın ilk yarı sonuna doğru telefonda yaptığı özette de hiçbir şey kaçırmadığımı anlamış bulundum.

İkinci yarı başlamadan Palamutbükü'nde eve varmıştım ancak az oturup dinlenip ikinci yarı başını kaçırmışım. Maçı açtım 5 dakika izleyip içecek almaya gittim geldim penaltı oldu. Elit golcü kapsamına sokulabilecek düzeye erişen Cardozo yükselen kariyerine yakışmayan penaltıyla Paraguay'ın sürpriz umudunu gömdü ceza sahasına. Maçın en aksiyonlu 5 dakikasında izlemeye başlayınca insan afallıyor ekran başında. Paraguay'ın kaçan penaltısına şaşıramadan Alonso izleyenlere göz kırptı adeta. O kadar adamın içerisinde Xabi Alonso niye kullandı onu anlayamadım ben ya neyse...

Ayrıca bu maçta Fabregas'ın bu kadar üzün süre oynaması benim adıma sürprizdi. Adamı 10 dakika civarı izlemeye alışınca böyle oluyor. Üstelik Torres'in yerine yine bir forvet girmesini beklemiştim ben. Sonuç olarak Fabregas oynadı ve bence bu kupada olması gerekenden çok daha fazla süre alması gerektiğini kanıtladı. İspanya kupa genelinde olduğu gibi bol ve sıkıcı pas trafiği ile bezdirdi insanı.

Karşılıklı kaçan iki penaltı olayı olmasa şu maç unutulmaz maç değil rastgele bir Dünya Kupası maçı olurdu. Baştaki iki penaltı ve Casillas'ın ikinci yarıda iyi bir maç çıkarmış olması maçı uzun süre sonra hatırlanacak hale getirdi. Bu maç bir kısmını kaçırdığım için mi yoksa herken için mi öyle bilmiyorum ama 4 maç arasında açık ara en kötüsüydü. Hatta çoğu 2. Tur maçı bu maçtan fersah fersah ilerideydi. Yine de o penaltılar ilginç kıldı işte...

Bunu Sen İstedin Diego: Almanya 4-0 Arjantin

Bir yazı önce ne diyorduk? Maradona 32 hoca arasında en yetenekli 20 hoca arasına giremezdi bu kupada ancak en inanan adamdı demiştik. İşte başarmanın yarısı inanmak denir ama diğer yarısı için şu ortamda gereken en önemli şey teknik-taktik yetenekti, yetmedi Maradona'nın sahip olduğu kadarı...

Messi üzerinden oyun kuruyorsun tamam da Tevez ile Higuain ile tatmin edici bir uyum sağlayamamışsa bir maçta da Milito veya Agüero'yu dene Messi'nin yanındaki adamlardan birinin yerine. Orta sahada Veron hamlesi sıkça tartışıldı ama kevgire dönen o orta sahada Veron varken daha iyi organize oluyordu Arjantin. Veron olmadan daha vasat görüntü çizdiler. Eleştirilen Veron neye dayanılarak kenara alındı bilmiyorum ama Maradona'nın dış seslere kulak verdiğini düşünmek aptallık olur bu konuda. Zira dışarıdan gelen sesleri dinliyor olsa Higuain-Tevez-Messi üçlüsü dışında bir üçlü daha çıkarabilirdi iki tanesi aynı isimden oluşan. Maradona aynı isimlerle yürümeyi seçti, işler tam yolunda gitmiyor olsa bile. Sonucuna da katlanmak zorunda. Rahat alabileceği kupayı elleriyle teslim etti belki de.

Tabii Almanya'nın hakkını vermek gerek. Rakibin kim olduğuna bakmadan Avustralya maçında da aynı oyunu oynadılar, İngiltere ve Arjantin maçlarında da. Bu gidişle İspanya'ya karşı ne yapacakları merak konusu zira kupada grupta en sürpriz dolu maç olarak gördüğüm Avustralya maçını Cahill'in saçmalamasının yardımıyla 4 gollü bir zaferle atlattılar. İngiltere ve Arjantin için de aynı durum geçerliydi. Aynı stratejiyi ısrarla uygulayıp başarıya ulaştılar. Bu açıdan bakınca Hollanda ile birbirlerine benziyorlar biraz. İki takım da inandıkları ve daha önce başarıya ulaşmış olan yapılarını durum ne olursa olsun korudu ve ikisi de yarı finali buldu hak ederek.

Şu kupada tüm tahminlerim daha önce hiç olmadığı kadar yanlış gidiyor ama çeyrek finalleri inanılmaz hikayelerle süslenen kupanın finaline Almanya-Hollanda gibi efsanevi bir final damga vurmalı artık.

Tahmin konusunda ne durumda olduğumu söyleyeyim: Arjantin-Brezilya finali bekliyordum ben. Dahası, 2006 Dünya Kupası'nda maçlar daha oynanmadan Fransa-İtalya finali konusunda emin konuşup haklı çıkmıştım. 4 senede tahminlerin böylesine terse gitmesi normal mi değil mi bilemedim.

3.07.2010

Tanrı'nın Diğer Eli: Uruguay (4)1-1(2) Gana

"Tanrı'nın Eli"nden sonra gördüğümüz ve ana teması el olan en net maç buydu sanırım Dünya Kupası tarihinde. Gana'nın geçmesini istediğim ve son anda kadar Gana'nın şansının yanında olduğu maçın tarihi bir finalle bitmesi böyle bizim gibi uzaklardan öylesine iki takımdan destekleyenleri üzmedi kesinlikle. Afrika'nın düzenlediği ilk Dünya Kupası'nda bir Afrikalı maksimum sayı olan 7 maça ulaşsa iyi olurdu da kendi elleriyle verdiler maçı.

Maç başında Uruguay'ın etkili olması beklense de Gana neden çeyrek final oynayıp da finali hedeflediğini hatta 2014'e şampiyonluk hedefi koyduğunu açıklama fırsatı buldu. Uruguay biraz hücuma kalkar gibi olsa da Gana'nın huzlı ve güçlü hücum hattı dur dedi. Lugano'nun sakatlanıp çıkmasıyla da Uruguay'ın işi zorlaştı zira kupa başından beri Lugano merkezli bir düzene oturan savunmaları vardı. Ayrıca diğer başarılı isim Fucile de durduk yere can veriyordu saha ortasında. Şu an unuttum ama Inkoom olabilir, o rakibiyle girdiği mücadelede yüklenip hava topunda faulu alayım derken Ganalı'nın yükselmemesi ile kafa üstü serbest düşme hareketi yapmış oldu Fucile.(Fizikçi yorumu olsun bu da)
Yalnız şu var ki Gana takım halinde çok iyi hücuma çıksa da bireysel olarak fazlasıyla panik yapan isimlere sahip. Böyle bir aceleci, hemen iş bitirelimci bir tavır... Hal böyle olunca Uruguay'ın işine geldi bu ikinci yarıda, her ne kadar devreye girerken Muntari'nin sürpriz füzesi ile yenik duruma düşmüş olsalar da. Turnuva boyunca orta yuvarlak civarında bile olsa her duran topa inatla giden Forlan durdu durdu en sonunda istediği şeyi yaptı ve nefis bir gol attı. Hemen bazı gereksiz bünyeler çıktı "... ama Jabulani ..." diye kalıplar üzerinden konuştular. Yahu vuranın hiç mi payı yok? En ufak falso alan topa itiraz ediliyor, sanki normalde tüm toplar düz gidiyor, hiç falso almıyorlar. Az durun ya, kupa bitti top lafı bitmedi.

Maçın sonundaki olaya gelirsek iki tip görüş var: Suarez'in yaptığı Henry'nin yaptığı ile aynı diyenler olduğu gibi tamamen zıt diyenler de var. Aynı diyenler kusura bakmasınlar da bir takım organlarımı da kullanarak gülüyorum kendilerine. Ağzımla gülmek yetmiyor. Neymiş; Henry bir takımı elemiş elle oynayıp, Suarez de elemiş. Eee? Bu mu yani tüm argümanlar? Bu kadar? Komik olmaktan öteye gidemiyorsunuz arkadaş. Dakika olmuş 121, kale çizgisinde takımını savunuyorsun forvet halinle, top çizgiden geçti geçecek, tek engel sensin ve kafan, gövden ve bacakların izin vermiyor topu tutmana. Tek çare ellerinle topu kesmek... Bu noktada "Aman da top geçsin, önemli olan etik kütük düdük büzük" demenin alemi var mı?

Luis Suarez veya orada duran başka bir Uruguaylı için başka bir ihtimal yoktu o an, o top elle kesilecekti ve Suarez olması gerekeni yaptı. 121. dakikayı oynuyorsan ve bu pozisyon maçın son pozisyonuysa, top kale çizgini geçmek üzereyse elle oynarsın başka şansın olamaz. Luis Suarez'in elle oynaması Nike reklamına konu olan ve patlayan birçok hikayenin gerçeğe dönmüş hali oldu. Tabii Suarez'in geleceği yazmak için açtığı sayfanın büyük bir bölümünü Gyan doldurdu ve o da "Write The Future" slognanına ortak oldu. Gyan bu reklamda karavanda yaşayan göbek-sakal bağlayan Rooney oldu, Suarez ise Dünya'daki herkesin hareketini taklit edip ilahlaştırdığı Ronaldinho oldu.

Beter Ol Melo!: Hollanda 2-1 Brezilya

Maç yazısını Fiorentinalı olarak yazınca geçen yaz bu vakitler kaçarcasına Fiorentina'dan kaçan Melo'nun Brezilya'yı tek başına ateşe atmış olmasından fazlasıyla mutluluk duyduğumu belirtmem lazım. İlk yarısında Robinho ile öne geçtikleri maçta turu alacak bir oyun oynayan, rahatça yarı final görür denen Brezilya'nın kabustan beter ikinci 45'indeki başrol oyuncusu Melo rezalet geçen sezonu kendine yakışır şekilde kapattı resmen.

İlk yarıda şahsım adına beklediğimden çok daha erken bir gol atıldı. Ben devre sonuna doğru bir gol gelir diye beklemiştim. Brezilya'da anlamadığım bir nokta var ki herkes bunda hemfikir olsa gerek. Elano'nun yerine Dani Alves'in kullanılması. Tamam sağ açık olarak Alves kullanılıyor olabilir ancak kendisi aynı zamanda elemelerde olduğu gibi başarılı bir sol bek olarak da görev yapabiliyor. Sağ bek Maicon'a emanetken solda Dani Alves'i oynatıp Bastos isimli mazlumu orta sahaya çekmek sanki çok daha akıllıca bir tercih olacaktı. Kupa boyunca bunu göremedik ki ben grubun son maçında böyle bir şey denenmesi taraftarıydım. Dunga'dan iyi mi bileceğiz denebilir bu rotasyon hamleleri/önerileri için ancak Dunga'nın da izleyenler dışında ekstra bir şey bildiğini sanmıyorum. O kadar adamın içinden Bastos'u yetersiz olduğu su götürmez bir gerçekken sol bekte ısrarla oynatmak hatadır işte.Marcelo'nun Madrid için yetersiz olduğunu düşünenler bile var ki ben kendisinin üst düzey bir isim olduğunu düşünmekteyim. O Marcelo bugün Bastos'un yerine görev alıyor olsaydı durum daha parlak olurdu. En azından Robben-Sneijder ikilisi orayı deyim yerindeyse kevgire çeviremezlerdi. Bastos bir tane olumlu iş yapıyorsa karşılığında üç tane olumsuz iş yapan adam. Buradan Çağrı'ya(chao grey) selam olsun, Bastos'un can düşmanlarından biri olarak. Ben Bastos'u beğenirim demiştim sezon içerisinde ancak şu kupada sol bekteki oyunu kendisini sildi attı gözümün önünden.

Hollanda'ya bakarsak adamlar elemelerden beri gelen sağlam savunma veya en azından gol yemeyen savunma özellikleriyle bir yere gelmeye devam ediyorlar. Kadroda pek sevmediğim ve Hollandalı Hasan Şaş diye dalga geçtiğim Robben varsa, Sneijder varsa, Van Persie varsa, Van Der Vaart varsa o takım bir şekilde gol atıyordur zaten. E hiç yemezse veya tek gol yerse de şu adamlardan biri ekstra iş yapıp golü buluyor ve yenilmemiş oluyorlar. İşte böyle basit görünen bir şekilde yollarına devam ediyorlar ancak yaptıkları sistemli savunma izlenip alkışlanmaya değer. Brezilya biraz pozisyon bulsa da ikinci yarıda gol ararken bile taviz vermeyen yapılarıyla neden yarı finalde olan taraf olduklarını tüm Dünya'ya anlattılar.

Felipe Melo'nun kendi kalesine golü, Sneijder'in kafası derken kısa süre içerisinde kupanın kaderi değişti belki de. Şu maçı yıllar sonrasında efsaneler arasına sokacak olan şey ise kesinlikle Brezilya'nın ikinci yarı performansıdır. Hollanda neyse onu yaptı, çıkan 11'i bozmayacaklardı bile ancak son anlarda Huntelaar fırsatları değerlendirsin diye tek değişiklik yapıldı. Uyguladığınız sistemin doğru olduğuna inanıyorsanız ve geçmişte bunu kanıtladıysanız yine bundan taviz vermeyerek sonuca ulaşabileceğiniz en güzel örneğidir Hollanda Milli Takımı.

Ayrıca maçı Marmaris'te evde değil yat limanında izledim. Marmaris'e gelen turistler arasında İngiltere-Hollanda-Rusya üçlüsü açık farkla öndedir hep. Hal böyle olunca maç öncesi sokaklarda turuncu formalı yüzlerce turiste rastlamak mümnkündü. Maç sonu ise kendimi Hollanda'da sandım, her yerden bağırıp çağırıp tezahüratlar eşliğinde geçen onlarca Hollandalı grubun arasında...

28.06.2010

2010 DK: Arjantin 3-1 Meksika

Evet Maradona kupadaki 32 teknik adam arasında "teknik-taktik" yetenek konusunda ilk 20'ye bile alınmayabilir bazıları tarafından, ancak şu var ki bu adam diğer 31 meslektaşına oranlar çok daha fazla istiyor bu kupayı. Bir kez daha tanık olduk buna Meksika maçı ile. Takım ne kadar istenen oyunu oynayamasa da oyuncular kendileri için olduğu kadar Maradona için bir şeyler yapıp maçı almaya çalışıyorlar sanki. En azından bende böyle bir izlenim bırakıyor maçlarını bir bir kazanan Arjantin.

Maradona maça Veron sürprizi ile başladı demek istiyorum ama kimilerine göre Veron'un ilk 11'de oluşu sürprizdi, bu maçta kenarda olması normaldi. Ben sahada olması gerektiğini düşünenler arasındayım onu da not düşmüş olalım. Bu maç Veron değil de Tevez-Agüero değişikliği bekliyordum ben aslında ancak tamamen ters tepti bu beklenti. Tevez 1-0 yaptığında hakem yüzünden yer yerinden oynasa da adam maçı kazandırmış oldu bir şekilde. İlk golde Rosetti'nin gol olmadığını göre göre santra yapılmamışken kararı değiştirme yetkisi olmasına rağmen golü iptal etmemesi Almanya'dan sonra Arjantin'i de hakemle tur atlamış gibi gösterdi. Arjantin şu maçı yine kaybetmezdi ancak Meksika gibi bir takımı bu kadar çabuk sindirmiş olmaları kendileri adına iyi oldu. İlk yarıyı gol yemeden kapatabilen bir Meksika ikinci yarıda sinirleri iyice gerip Arjantin'i çok zorlardı, Fransa'ya yaptıkları acı sürprizi yapacak güçleri yoktu bugün ancak ben ilk gol iptal edilebilse Arjantin golünün 70-75'e kadar gelmemiş olacağını iddia ediyorum.

Yine de sinirleri gerilen Arjantin turu atlardı. Olmayacak şeyler üzerinden fazla gitmemek lazım. Sahada olanlar üzerinden gitmeliyiz, mesela ilk yarıda Arjantin'e turu hediye eden Meksika savunmasında Marquez'in 1-0'dan sonra geriye çekilmemesi ciddi bir hata oldu Aguirre adına. 1-0'ı bulup bir gol daha atmak isteyecekti Arjantin ve Meksika bunu değerlendirmeliydi, yapamadılar. Gerçi yapacak pek vakitleri olmadı ilk golden daha saçma bir şekilde gelen ikinci gol yüzünden. Yine de ilk golün hemen ardından gelen Marquez hamlesi ikinci gole engel olacaktı muhtemelen, bu açıdan bakmak lazım. Meksika adına Giovani Dos Santos'un önceki maçlara göre sönük kalması ve bir türlü patlama yapmayı beceremeyen Guardado'nun yine aynı vasat oyunu oynaması işi bitiren etkenlerin başında geliyordu. Ben çok beğendiğim için Carlos Vela'nın oynayamamasını da ciddi bir eksik olarak ekleyebilirim ama katılmayanlar olacaktır buna. Guardado gibi o da beklendiği kadar etkili değildi grupta oynayabildiği dönemde. İlk yarıda düğümün sadece 7 dakikada çözülmesiyle ikinci yarı bize güzel goller dilenen ve boş geçmesinden korkulan bir 45 dakika olarak dönüyordu.

Neyse ki ikinci yarı Tevez'in hayatında ilk kez uzaktan şut atıyormuş gibi topa vurarak attığı golü izlettirdi bize erkenden. Devamında da Meksika'nın umutlanır gibi olmasına rağmen balonunun çabuk sönmesine engel olamayan bir gol geldi ki son vuruş olarak tamamen şans dolu bir gol oldu. Bazı oyuncular bilerek tavana asarlar topu, kurtarılması zor diye. Meksikalı Hernandez biraz istemediği bir vuruş yaptı ancak olabilecek en mükemmel yere vurdu ve golü buldu. Kalan dakikalar futbol adına pek bir şey vermedi bizlere. Messi'nin birkaç çalım denemesi heyecan yaratsa da bunların son vuruşla süslenmemesi umutları boşa çıkardı. İkinci yarı o kadar amaçsızdı ki tur için gollere ihtiyaç duyan Meksika 3. oyuncu değişikliğini yapmaya gerek bile duymadı...

Lineker, Hep Haklısın: Almanya 4-1 İngiltere

Aslında başlık Almanya'nın oyununa bakılırsa haksız bir gönderme sayılabilir. Ama bir bakıma sayılmaz da. Almanya bugün futbol şansı anlamında ne gerekiyorsa sahipti çünkü. Ferdinand'ın ve King'in yokluğu, İngiltere'nin bekleri dışında kanatlardan bir şey üretememe sıkıntısı, hakem kararı, Mesut'un önüne o şekilde düşen o uzun top... Ki turnuva boyunca Jabulani'nin yere değip de uygun hız kazandığı yegane uzun toptu belki de. Almanlar kazansın diye ne gerekiyorsa oldu bugün sahada.

Tabi Panzerler'in şansı yerinde değildi sadece. İngiltere çözmek bilemediği sıkıntısını hala çözememişti hatta bence bırakın çözmeyi teşhis bile edememişti. Capello'ya biri kafasına vurarak hatırlatmalı: Orta sahada birileri top taşımalıdır, adam geçmelidir. Oyunu ileriye topu ayağında taşıyarak savunmanın arasında boşluk yaratmalıdır. Savunmanın içinde boşluk yaratabilecek potansiyeli gösteremezseniz formanızda Lampard, Gerrad veya Barry yazması savunmanın çözülmesini sağlamaz. İngiliz futbolunu uygulamak için de gerçekten hızlı oynamanız gerekir ki o kadar yetenekli adam bunu da beceremediler. İngiltere futbolun gerçekleri adına hiçbir şeyi tam anlamıyla üretemedi. Ve hak ettiğini aldı, elendi. Rooney'i şut atıp gol, gol pası üretmesi gereken bölgeden sürekli geri getirip oyun kurucu forvet pozisyonlarına getirmeye çalışmak da mantıksızlığın daniskasıydı. Garry, Gerrard, Lampard ne için oradaydı o halde? İngilizler bir çuval inciri çöpe boşalttıkları için geliyorlar evlerine...
Almanya ise grup maçlarında ne yapıyorsa onu yaptı. Klose'yi çayıra salıp etrafını Mesut, Podolski, Müller üçlüsüyle deşti durdu. Asıl cevabını merak ettiğim soru şu: Mesut'un, Müller'in, Podolski'nin ve zaman zaman Khedira'nın İngiliz savunmasını paramparça ettiği sırada İngilizler'in o çok güvendikleri çift yönlü orta sahaları neredeydi? Barry dördüncü golde Mesut'a eşlik ediyordu mesela. Ben bir onu görebildim. Bu da gösteriyor ki İngiltere oyuncularını belirli bir plana göre yetenekleri ölçütünde yerleştirmeyi başaramadı. Müller, Podolski ise gerçek mevkileri forvet olan ve zaten kanada forveti çoklamaları için konulmuş oyuncular. Mesut tam bir forvet arkası ve Klose şu modern zamanda klasik forvet adına son mohikanlardan. Bu klasik dörtlüyü ise arkalarında olması gerektiği gibi sıra dışı iki orta saha elemanı tamamlıyor: Sami Khedira ve Bastian Schweinstegier.

Bu 4-1'lik hezimetten sonra ortaya çıkan futbol gerçeğiyse Almanlar'ın şanslı oldukları değil aslında. Evet, hakem golü verseydi her şey çok farklı olabilirdi. Ama İngiltere'nin fark yaratmak için 50 dakikası daha vardı oradan sonra. Yaratamadılar. Söz konusu Almanlar ise fark şans değil. Fark, bir düzen içerisinde oyun içinde belirli hedeflerle ilerlemek. Her Almanya Milli Takımı oyuncularıyla ne yapacağını bilen bir yapıda oynadığı için sürekli başarı gösteriyorlar. İngiltere gibi topu Rooney'e verme, Gerrard'a orta kestirme gibi oyun planlarıyla ilerleyenler ise ya kupalara gelemiyor -Türkiye- ya da bir yere kadar gelebiliyor...

Lineker hep haklı çıkıyor tabi o sırada. Böyle giderse hep de çıkacak...

26.06.2010

2010 DK: Bir Devrime Doğru... Mu? ABD 1-2 Gana

Öncelikle şunu söylemek lazım İkinci Tur tamamlandığında en sağlam hikayelerden birine sahip maçlardan biri olarak hatırlanacak bu maç. Sahada tam bir Dünya Kupası maçı vardı, sonunda. Başlangıcı, ortaları ve bitişiyle Dünya Kupası heyecanını iliklerde hissettiren bir 120 dakika vardı. Ve tabi, Dünya Kupası maçlarının olmazsa olmazı ülke ve futbolcu karakteri çok belirleyici oldu.

Mücadelenin olumlu anlamda en belirleyici oyuncusu sürpriz şekilde Kingson oldu. Hatta bu belki de o sahada olabilecek en sürpriz şeydi. Bir de üstüne Gana'nın maça Afrika takımlarına has bir bireysel orta saha adamı golüyle başlamasıyla ilk yarıda ABD gardı düşmüş boksörden farksız bir hale geldi. Kafalarında çok farklı bir başlangıç planladıkları gol sonrasındaki düşüşlerinden belliydi. Bradley'in takımı Gana karşısına tam anlamıyla oyunu domine etmek, oyunu ilk andan kontrol ederek rakiplerini sürklase etmek için çıkmıştı. Prince'in sürpriz golü afallamalarına sebep oldu. Üstüne Kingson'ın üst üste müthiş kurtarışları gelince ABD iyice afalladı.

Bradley grup mücadelelerinde çokça yaptığı gibi oyuna müdahale zamanlamasını çok iyi ayarladı. Oyunu tekrar tutmanın yolunun orta sahada sağlam durmak olduğunu görerek Edu'yu oyuna sürdü. Maç içinde gördük ki Edu fizik anlamda da sağlam durma anlamında da oraya tam gereken adamdı. Hatta maça 11'de çıkmaması büyük bir hataydı. Edu'nun arkada sağlam durması Bradley'in ileri çıkışlarına uygun ortamı hazırladı. Ama ilk yarıda ABD ruhen gol atmaya hala hazır değildi. Devre arasında gelen konuşma ABD'yi adamakıllı uyandırdı. Gana ise ilk yarıda başka bir senaryo gerçekleşse çok yanacağı hatalar yaptı. Ki bu tüm turnuvadır görülen eksiklikleriydi. Artık tüm takımın fazlaca genç olmasından mı, Afrikalı olmanın verdiği psikolojiden mi bilemiyorum ama Gana %75'i Avrupa'da oynayan bir takıma yakışmayacak bir sürü hata yaptı. İlk yarı ayaklarına biraz hakim olsalar, orta yapmalarının tek mantıklı iş olduğu yerlerde topu Allah'a sığınıp sığınıp kaleye vurmasalar maç 60'ncı dakikada çoktan bitmiş olurdu. Çeyrek finalde kendilerinden daha sert oynayabilen ve ABD'den çok daha teknik Uruguay önünde işleri zor bu halde.

İkinci yarıdan itibaren ABD beklenen baskıyı yaptı. Buna rağmen golü bulmaları çok zor olacak gibi duruyordu. Gana'nın dengesiz defansına rağmen bir türlü topa gerektiği gibi dokunamıyorlardı. Dempsey'in o çalımı olmasa ABD için çok stresli bir sürece girilecekti. Ama Dempsey çalımı attı ve gol geldi. Yanlış oyuna girmeleriyse bu golden sonra oldu.
ABD bu dakikadan sonra ikinci gol için bastırmalı ve maçı olabildiğince erken tekeline almalıydı. Sonra da top çevirerek 90. dakikaya kadar Afrikalı Fatih Akyeller'in Allah'a adadığı Jabulaniler'den birinin 90'ı bulmamasını ummalıydı. Ama 1-1'i elde tutmayı, işi en azından uzatmalara götürmeyi tercih ettiler. Ama her FM'cinin bildiği bir gerçeği unuttular: Natural Fitness. Yapılan ikinci büyük hata ise Altidore'u oyundan almak oldu. Kabul, Altidore çok yorulmuştu. Mensah'ı 90 dakika sırtında taşımak gerçekten yorucu bir şey. Ama bunu dünya üstünde başarabilecek fiziğe sahip 10-15 oyuncudan biri Altidore'du zaten. Altidore'un ilerideki fizik gücünün de eksilmesiyle ABD uzatmanın 119. dakikasına kadar yokları oynadı. Gana resmen kaslarıyla yendi ABD'yi. Üstüne tüm maç yanlarında olan futbol şansı ve Gyan'ın becerisi eklenince kendilerini çeyrek finalde buldular.

Yazının başında oyuncu karakteri demiştik: Maç içinde Gana oyuncularının delişmenliğinden çok çekse de Prince'in ilk 10 dakikada gelen o golü olmasaydı ne olurdu kimse bilemez. Diğer yanda ise Kingson'ın kariyerinin en parlak gecelerinden yaşaması vardı. Gana bu akşam gerçekten şanslıydı. Sonlarını hazırlayabilecek eksikleri onları çeyrek finale götürdü.

Şimdiyse önlerinde Uruguay var. Ya Rajevac şu birkaç günde kanat oyuncularına önemli olanın pas olduğunu hatırlatacak ya da Gana en önemli oyuncusu olmadan Afrika futbolunda bir devrim yaparak yarı final vizesi almayı erteleyecek...

2010 DK: Uruguay 2-1 Kore Cumhuriyeti

Basarisiz antrenor deyimiyle: Artik telafisi olmayan maclar basladi Dunya Kupasi'nda. Antrenorlerden girmisken, artik eleminasyon maclarinda antrenorlerin maca mudahaleleri hayati onem tasiyor. Bu her zaman icin gecerli fakat basta da dedigim gibi bu sefer isin telafisi yok. Grubunu gol yemeden 7 puanla tamamlayan Uruguay, Kore karsisina kagit ustunde favori olarak cikti.

Bir macta taraflardan biri Guney Kore ise o mac izlenmeye degerdir her zaman. Ne olursa olsun 90 dakika boyunca temiz futbol oynuyorlar ve rakiplerini de futbol oynamaya itiyorlar. Iki takima da saygi gostermek lazim; "su 0-0'i bi' goturelim sonra bakariz" kafasina hic girmediler. Maca etkili baslayan Uruguay oldu. Haliyle defans hattina olusan guven ve halihazirda atilacak bir golun cok buyuk avantaj oldugu bir macta boyle baslamalari cok normal. Uruguay pozisyonlara girerken topu sadece Park ile rakip yari alana tasiyabildi Kore. Bir de duran toptan diregi gorduler ama gol Uruguay dan geldi. Kore'nin ciktigi bir anda hizli hucumu bulan Uruguay Forlan'a atilan kotu otesi bir pasla set hucumuna donmusken sahneye Forlan cikti. Oldu denilen topu arka direge gonderdi ve kalecinin zamanlama hatasi ile arka direkte Suarez'in onune piyango gibi firsat geldi. O da geri cevirmedi tabii. Golden sonra devre bitene kadar oyunun temposunu ayarlayan Uruguay icin ikinci yari isler pek iyi baslamadi.
Ikinci yari muhtesem bir Kore izledik. Ozellikle 55'ten sonra bagira bagira gol atatacagiz biz hazirlayin kendizi dediler. Uruguay'i yari alanlarina hapsettiler ve geneli kanatlardan olmak uzere her turlu varyasyonu denediler. Gol 68'de Lee'nin kafasiyla geldi. Bu gol ikinci yari kapanan Uruguay'i da kendine getirdi diyebiliriz. Uc mac sonra kalesinde gol goren mavililer ileride ki silahlarini daha fazla kullanmaya basladilar. Bir 5-6 dakika karsilikli ataklarin oldugu guzel bir ralli izledik adeta. 80. dakikada ilk golun sahibi Suarez yine sahneye cikti ve boyle maca boyle bir gol yakisir dercesine harika bir vurus yapti Kore kalesine. Direge carpip iceri giren top Uruguay hanesine 2. gol olarak yaziliyordu ve kalan 10 dakika bu avantaji korumasini bildiler ve ceyrek finale kalan ilk takim oldular. Kore oyun mantalitesi ile takdir toplasa da bir takim cikacakti ust tura, o da Uruguay oldu. Macin adami golleri atan Suarez tabii ki. Ilk golde Forlan'in katkisi bir kenara yazilmali. 2. gol tekrar tekrar izlemelik.

2. Tur maclari guzel basladi. Aksam Gana ve Amerika maci da zevkli gececek gibi duruyor ama tabii ki akillar Almanya-Ingiltere karsilasmasina kaydi artik.

2010 DK: Günün Özeti (25 Haziran)

G grubu hakkinda soylenecek pek fazla bir sey yok aslinda. Ilk iki macinda bir ust turu garantileyen Brezilya dogal olarak rotasyona gitti Portekiz karsisinda. Fildisi ile 0-0 kalip kupaya pek farkli baslayamayan Portekiz sempatik Korelilerin ustunden gecince, G grubunun tur atlayanlari belli olmustu aslinda. Portekiz'in yenilmesinin yani sira, Fildisi'nin Kore karsisinda 6+ averaj yakalamasi gerekiyordu ki, bu ihtimal sadece kagit uzerinde kaldi dogal olarak..

Mac beklendigi gibi temposuz basladi.. Portekiz biraz daha ilerde basarak oyunun kontrolunu ele almaya calisti. Ilk 30 dakika kismen de olsa basardilar diyebiliriz. Macin kritik dakikasi kesinlikle 25. dakika. Brezilya defansinin arkasina atilan uzun topu eliyle kesen Juan'a sari kart gosterdi hakem. Hali sahada yapsan adam gibi oyna diye firca yersin. Bana gore bariz gol sansindan dolayi kesin kirmizi kart gerekiyordu ama hakem sarida karar kildi. Ilk yarinin sonlarina dogru Brezilya'nin direkten donen topu disinda pek etkili olamadi iki takim da. Sag acikta Elano'nun yerine oynayan Dani Alves'in gereginden fazla rakip defansin arasina girmesi sag kanadi sekteye ugratti Brezilya'da. Ikinci yari hakkinda yazacak pek bir sey yok. Iki guclu takim puanlari paylasarak rakiplerini beklemeye koyuldular.

H grubu ise akibeti en belirsiz gruplardan biriydi. Ilk macta soka ugrayan favori Ispanya, Honduras karsisinda yapmasi gerekeni yapmis ve Sili ile final macina cikmaya hak kazanmisti. Sili ise Honduras maciyla basladigi etkili hucum futbolunu pek skora yansitamasa da 6 puan ve guzel futbol ile kupanin hafizalara kazinan takimlari arasina girdi. Isvicre ise Ispanya'yi devirmenin getirdigi kredi ile gruptan cikma sansi kendi ellerinde olan bir takimdi. Honduras gol atamadan elendi ama grubun kaderini de belirlemeyi ihmal etmedi.

Gunun en guzel maci oldu kuskusuz Sili-Ispanya maci. Mutlak galibiyete ihtiyaci olan Ispanya yerine Sili daha etkili basladi maca. Sanchez ve Gonzalez ile kanatlari etkili kullanan Sili bir arka direk organizasyonunda gole cok yaklasti. Ispanya ilk iki macta oldugu gibi pek dominasyon kuramadi rakip karisisinda. Kalecinin zor pozisyonda uzaklastirdigi topun Villa'nin gelisine cok guzel vurmasi sonucu ipler Ispanya'nin eline gecti. Sili agresif oynamak isterken oyuncularin erken gordukleri sari kartlar baslarina is acti. Iniesta'nin harika golunden sonra bir de 10 kisi kalan Sili icin artik diger mactan haber bekleme zamaniydi. Ikinci yarinin basinda biraz da sansinin yardimiyla topu aglara gonderen Millar, sili icin hayati bir gol atiyordu. Zira Isvicre'nin artik 2-0 kazanmasi gerekiyordu Honduras macini. Onu da yapamadi Isvicre. Ustelik koru korune yuklenirken Honduras'in kacirdigi goller beni bile isyan ettirdi izledigim dakikalarda.

Sonuc olarak iki grupta da hak eden takimlar cikti diyebilirim. Ozellikle Sili gruplarda elenseydi yazik olurdu gercekten. Artik gruplar bitti, tek macin gerilimi basliyor takimlar icin. Bu daha cok temkinli oyun demek tabii ki ama ben daha guzel maclarin cikacagi kanisindayim, en azindan mac sonlari iyi gerilim olur. Bu iki gurubun eslesmelerini de yazip maclari beklemeye baslayalim: Brezilya-Sili & Ispanya-Portekiz

Let the world cup begin!

24.06.2010

Horoz Dövüşü


Fransa'nın yaklaşık bir haftadır içinde bulunduğu skandal çığ gibi büyümeye devam ediyor...

Biraz geriye doğru giderek bakalım: Aslında ortalık gerilmeye Zidane ve Sagnol ikilisinin eleştirileriyle başladı. Zaten Domenech'i günahı kadar sevmeyen Fransız medyası Domenech ve elbette Domenech aracılığıyla takımın üzerindeki baskıyı arttırdıkça arttırdı. Her şey Uruguay ve Meksika maçlarıyla çözülecekti.

Çözülen Fransa Milli Takımı oldu. Liderlik ya da şöyle diyelim; bir futbolcu olarak "kişilik sahibi olmak" marifetinden pek nasibini almamış bulunan Anelka'nın patlamasıyla ortalık yangın yerine döndü. Oysa zaten Domenech gidecekti. Şu da ortadaydı ki takımın teknik direktörünün mental ya da teknik olarak 2006'dan beri takımın üstünde etkisi kalmamıştı. Anelka'nın bu vahim tablo karşısında soğuk davranamaması, kariyer geçmişi boyunca yeteneğini çoğunlukla heba etmesine sebep olan sabırsızlığı sebebiyle senelerdir Domenech'in elinde pimi çekilmiş bir el bombası misali tuttuğu Fransız Milli Takımı en sonunda darmadağın oldu.


Ortalığın karışmasında daha pek çok etken sayılabilir: Evra'nın takım kaptanı olarak uzlaşma ortamı yaratmayı denemek yerine bir nevi örgüt liderliğine soyunması, Ribery'nin sahada çook uzaklardan belli olan ruhsuzluğu, medyanın turnuva öncesi ortaya koymadığı destek ortamı gibi. Ama ortada açık bir gerçek var: Les Blues iyileşmesi çok zor yaralar aldı. Şimdiden takımda bir daha oynatılmaması konuşulan çok kritik isimler var. Daha önemlisi ise bu isimler ayrıldıktan sonrası... Çünkü yeni gelişmeler ortaya dökülmeye devam ediyor.

En son iddia ise Domenech'e isyan eden takımın içinde belirli kamplaşmalar olduğu. Abidal, Ribery ve Evra'nın başını çektiği kıdemlilerle; Gourcuff, Sagna ve Lloris'in başını çektiği takımın yenilerinin de birbirlerine girdiği hatta takım otobüsünde yumruklaşmaların yaşandığına kadar varıyor havadisler. Anelka'nın patlaması bir antrenman boykotundan çok daha fazlasına sebep oldu, bu açık. Büyük bir futbol ülkesinin gelmiş geçmiş en önemli nesillerinden birini ortadan ikiye böldü.

Bu şartlarda Fransa Futbol Federasyonu'nun daha cevaplaması gereken çok fazla soru, vermesi gereken daha çok karar olacağı açık. Bir tarafta ise Laurent Blanc var. Kupadan sonra geleceğini yönlendirmesi gereken koca bir kaos onu bekliyor. En vahim durum onun karşısında duruyor.

Diğer tarafta ise Domenech var. Masumu oynaması için fırsat veren bir boykotun ardından ceplerini parayla doldurmuş ayrılıyor işinin başından. Fransa futbolunu bu şartlara onun saçma sapan icraatlarının getirdiğini hatırlayan ise pek fazla değil gibi. Adam bir Dünya Kupası finali karşılığında ülke futbolunun altına dinamit döşemiş giderken...

Fransızlar'a o kadar yıldır edilen beddualar yerini bulmuşa benziyor...

WC 2010 Babes / Switzerland





2010 DK: Günün Özeti (23 Haziran)


Slovenya icin kara bir kupa gunu geride kaldi. Son maca lider girdikleri gruptan cikamadilar. Hem de son dakika goluyle. Gruba bakarsak oynanan maclar sonucu cikmayi hak eden takimlar bana gore Slovenya ve ABD idi ama kupanin selameti icin Ingiltere'nin 2. tura cikmasini istiyordum. Sonucta, Almanya-Ingiltere macinin Almanya-Slovenya macindan daha cok ilgi cekecegi asikar. Maca beraberligin kendilerine yettigini bilerek cikan Slovenler belki de ilk yariyi 0-0 bitirse Ingilizleri kitleme sansina sahip olacaklardi. Turnuva basindan beri ha patladi ha patlayacak dedigimiz Ingiltere yine kopuk bir goruntu verdi. Futbolun besigi dedigimiz ulke resmen sisirme futbol oynuyor, saka gibi. Skor avantajini Defoe ile elde ettikten sonra ilk iki maca gore daha cok pozisyona giren ingiltere 2 gol atarak gruptan cikmayi basardi. Ozellikle 60. dakikadan sonra Slovenya'nin ataklarinda gol geliyor dedim ben artik. Ceza sahasi icinde son vurusu yapamadilar kac defa. Diger macin skoru kendilerine yetiyordu ama islerini garantiye almak istediler. Cok da hakliydilar bunda zira 90. dakikada gruptan cikan Slovenya 4 dakika sonra ulkesine donmek zorunda kaldi.
ABD-Cezayir macini internetten izleme sansim oldu. Iki takima da galibiyet gerekiyordu mac oncesi. Ozellikle Cezayir'e en az iki farkli bir galibiyet gerekiyordu. Ellerindeki kadroya ragmen iyi de is cikarttilar diyebilirim. Ilk yaridaki ABD dominasyonunu kayipsiz atlattilar. Dempsey'in akillara ziyan kacirdigi pozisyonlar ve bir de verilmeyen golu vardi bana gore ABD'nin. Devre arasinda Slovenya'nin maglup oldugu haberini aldiktan sonra iki takim da iyice acildi. Ozellikle 1 gole ihtiyaci olan ABD ikinci yariyi Cezayir yarı sahasinda oynamaya basladi ve yine cok onemli pozisyonlari kacirdilar. Cezayir ise bir noktadan sonra artik kapanmanin ise yaramayacagini idrak etmis olmali ki ABD'nin actigi genis alanlari iyi degerlendirmeye basladi. Ozellikle 70 ve 89'da iki golluk pozisyonu harcadi Cezayir. Macin geneline baktigimizda hak eden kesinlikle ABD'ydi.. Beasley'in oyuna girmesiyle topu rakip bolgede daha cok tutmaya baslayan ABD, 90. dakikada 4'e 2 yakaladigi pozisyonu az kalsin degerlendiremiyordu. Kaleciden seken topa cok iyi kosu yapan Donovan topu kalenin en garanti yerine yollarken ABD 2. tura merhaba diyordu.

Almanya, Sirbistan macindan sonra da yazdigim gibi ilk iki sirasini en cok merak ettigim gruplardan biriydi D grubu. Maclar oncesi Gana'ya beraberilk yeterken, Almanya ve Sirbistan'in diger maclara bakmamasi icin kazanmasi gerekiyordu. Ilk iki mac sonucu agir yaralar alan Avustralya ise mucize pesinde cikti sahaya. Almanya'nin Gana'yi yenmesi beklenen bir olaydi. Zira turnuvaya firtina gibi giren Almanlar ikinci macta Sirbistan'a yenilmelerine ragmen iyi futbollarina devam etmislerdi. Rakipleri Gana mucadele eden fakat hucumda etkinligi az bir takim goruntusu verdi ilk iki macinda. Ilk yaridaki en onemli pozisyon tabii ki Mesut'un karsi karsiya kacirdigi pozisyon. Boyle durumlarda kaleciyi calimlamayi seven Mesut istedigi gibi vuramayinca kaleci Kingson'un kucaginda eridi pozisyon. Gana'nin kanatlardan ceza sahasina girip degerlendiregemedigi pozisyonlari da not dusmek lazim. Gana'nin en buyuk sorunu zaten burada. Getirip getirip bir sey yapamiyorlar. Ikinci yariya yine net bir pozisyonu harcayarak baslayan Almanya'nin imdadina Mesut Ozil yetisti. Ilk yarida kacirdigi pozisyonun daha zorunu ve guzelini atarak mest etti beni Mesut. Sagindan gelen pasi onune cok guzel aldi ve nefis vurdu. Bu dakikadan sonra art arda gelen Avustralya golleri macin temposunu dusurdu biraz. Zira Sirbistan'in atmasi gereken 3 gol vardi ve Gana ve Almanya'ya bu skor yetiyordu. O dakikadan sonra Avustralya'nin ufak bir umudu olustu ama ilk macta Almanya'dan aldiklari hezimet onlerini cok tikadi. Zaten Pantelic'in golunden sonra iki macin da bir anlami kalmadi hemen hemen.

Suphesiz bundan sonra Almanya-Ingiltere macini bekliyor olacagiz. Turnuvanin en formda takimlarindan biri olan Almanya zevk vermeyen Ingiltere'ye karsi oynayacak. Bu guzel mac oncesi gorunum boyle ama favori vermek anlamsiz olur. Bu milli takim derbisinden zevk almak duser bize. Gonlum Mesut'un kupada daha cok devam etmesinde tabii ki.

WC 2010 Babes / Mexico





22.06.2010

2010 DK: Günün Özeti (21 Haziran)

Portekiz-Kore macina fazla deginmeye gerek yok.. Brezilya macinda ortaya koyduklari futbolla sempati kazanan Kore ekibi turnuvadaki ikinci macinda fena dagildi. Portekizin ikinci golune mest oldum. O golden sonra mac koptu zaten. 7-0 ile grup maclarinin en farkli skoru geldi portekizden.

17.00'de oynan mac gunun en cekismeli maciydi. Honduras'i etkili futboluyla yenen Sili ve ilk macta Ispanya'yi yenerek buyuk bir surprize imza atan Isvicre karsilasti. Isvicre'de Barnetta ve Eren'in yedek olmasini cok garipsedim. Sili tarafinda ise surpriz yoktu. Vidal ve Behrami mucadelesinde kendini yere atan Vidal, Behrami'yi saha disina gonderip takimina haksiz bir kazanc sagladi. Bu dakikadan sonra oyunu iyi kotu idare eden Isvicre, Sili'nin etkili hucumlarina daha fazla direnemedi ve bir kanat organizasyonu sonucu yenik duruma dustu. Oynayan 9 kisiyle iyice risk alan Isvicre'nin arkada biraktigi bosluklari Honduras macinda oldugu gibi degerlendiremedi Sili. Averaj sistemine bakilinca cok arayabilirler gibi gozukuyor bu kacan golleri. Macin son dakikasinda Eren'in penalti noktasindan kacirdigi gol Sili'ye agir bir tokat olabilirdi ama isler son maca kaldi.

Ilk macta soka ugrayan Ispanya'nin zayif rakibi Honduras karsisinda farka gitmesi bekleniyordu herkes tarafindan. Farka gidecek topu da oynadilar zaman zaman ama genel olarak daha durgun bir Ispanya izliyoruz iki mactir. David Villa'nin iki guzel goluyle Honduras'i rahat gectiler. Ozellikle ilk gol Villa'ya hayran birakacak cinsten. Barca taraftarlari ayrica sevinmislerdir sanirim. Ikinci golu bulduktan sonra iyice rahatlayan Ispanyollar, Portekiz gibi hezimet yasatamadilar rakiplerine. Villa'nin kacan penaltisi hat trick hayallerini oldurunce grupta isler son maca kaldi. Son macta Sili ile oynayacak Ispanya icin kesin yener ifadesini kullanmak guc. Cok zor bir maca cikacaklar. Diger macta Isvicre, Honduras'i farkli gecerse gruptan cikmak icin hala avantajli duruyor.

18.06.2010

2010 DK: Almanya 0-1 Sırbistan

Acikcasi bu kadar pozisyonlu ve heyecanli bir mac beklemiyordum TV karsisina otururken. Sirbistan, Gana macinda tatsiz bir izlenim birakmis, Almanya ilk macinda sov yapip 3 puani cebe koymus durumda cikti sahaya. Almanya'nin alacagi 1 puana pek ses cikartmayacagini dusunuyordum, kagit ustunde 3 puana ihtiyaci olan Sirbistan'di ve onu da aldilar.. Mac beklendigi gibi basladi aslinda. iki takim da topun kendisine kalmasini istedi, bunu daha cok basaran Almanya oldu diyebiliriz. Almanya kazanan 11'i bozmadan cikti sahaya. Sirbistdan'da Gana macinda silik oynayan Krasic daha cok kendini belli etti bu mac. İlk macta yedek oturan Kuzmanovic bu sefer Antic'in 5'li orta sahasinda kendine yer buldu.

Futbol guzel bir oyun. 37. dakika da her sey normal giderken 39. dakika da 10 kisi olarak santra yapiyordu Almanlar. Klose 40 dakika olmadan 2 sari kart gorerek oyundan atildi. 1 dakika sonra Zigic'in indirdigi topu macin en etkili oyuncularindan biri Jovanovic gole cevirdi. Gana'ya carpilan Sirplar icin bulunmaz nimetti tabii ki bu. Iki teknik adam da devre arasini beklerken Khedira'nin ikinci yari planlarini alt ust edebilecek sutu direkte patlayinca devre bu skorla bitti.

Ikinci yarida Podolski'nin formsuzlugu Almanya'nin puan hesaplarina comak sokar gibiydi. Sirbistan iyi hizli hucumlarini kotu bitirmese mac cok onceleri bitebilirdi Almanya icin. Her seye ragmen Sirbistan'in elle penalti yapma tiki devreye girdi ama Podolski icin isler iyi gitmiyordu bugun. Penaltiyi da kacirinca Low, Marin ve Cacau hamlelerini yapti, Antic ise Kacar hamlesiyle orta saha-defans arasina taze kani verdi. Macin bitimine kadar Marin disinda yine yaraticiliktan uzak kaldi Almanya ve kupanin en golcu takimlarindan biri olarak ciktigi macta gol atamadan yenildi ve grupta isler karisti. Tablo Gana icin buyuk firsata, Avustralya icin ufak bir umuda donustu. Son maclar arasinda en heyecanlisi sanirim Grup D olacak.

2010 DK: Fransa 0-2 Meksika

Kupada yarı final oynayacağını iddia ettiğim bir takımdı Meksika. Son maçta mucize gerçekleşmezse de grubu aşmış oldular. Ben lider çıkacaklarını düşünmüştüm, son maçta Uruguay'ı yenmeleri gerekecek, bu da zor görünüyor. Ben Dünya Kupası grupları belirlendiği gün Meksika'nın Fransa'yı zorlanmadan geçeceğine inandığımı söylemiştim. Kadro seçimleri ne olursa olsun bazen bunları görmek zor olmuyor; Fransa'nın şu turnuvada Meksika'yı yenmesi mucizevi bir olaydı bence.

Meksika maçın ilk dakikalarında ne yapacağını gösterdi Fransa'ya. Buna göre tedbir almayıp kafasına göre oynamayı seçen Domenech daha 5. dakikada kendi ipini çekmiş oldu. Hayran olduğum oyunculardan biri olan Carlos Vela yanındaki Dos Santos'a topu aktarmayı başarsaydı kabustan uyanır mıydı Fransa bilmiyorum ama 2-0'lık sonuç gayet yeterli oldu. Devrenin golsüz tamamlanması Fransa'yı işlerin yolunda gittiğine ve ikinci yarı durumu toparlayabileceklerine inandırmış olsa gerek. Yoksa ikinci yarıya ilk yarıdakinden hiç farkı olmadan çıkmanın başka bir açıklaması olmamalı. Anelka-Gignac değişikliği büyük fark yaratacak bir olay değildi zira Fransa'nın problemi gol vuruşu değil gol vuruşu yapacak adama o imkanı tanıyamamaktı.

Carlos Vela'nın sakatlığı sonrası oyuna giren Barrera şapkadan çıkan tavşan oldu doğrusu. Vela gibi etkili olmasını beklemiyordum ancak aratmadı Vela'yı. Şapka-tavşan olayını da nedense bu ara pek sık kullanıyorum, konudan bağımsız olarak aklıma geldi. İki takım da ilk yarıda yaptıklarını doğru bulup aynı strateji ile ikinci yarıya başlamıştı ki tekrar etmiş olalım ilk yarı kendi adına doğruyu yapan takım Meksika'ydı, Fransa değil.
1-0'dan sonra bile orta sahasının savunmasına yeteri kadar yardıma gelmediği, aynı orta sahanın yeteri kadar golcüyü besleyemediği Fransa mağlup olmayı ve 2002'de yine bir 0-0'lık Uruguay maçı içeren aynı kabusu yaşamayı çoktan hak etti bana kalırsa. Umarım son maçta güzel bir vedaya hazırlanan Güney Afrika da acı bir sürpriz yapıp Fransa'yı son sırada bırakır. Domenech gibi bir ismi bu kadar zaman görevde tutan ve inatla aynı oyun felsefesine bel bağlayan Fransa köklü bir sistem değişikliğine gitmenin zamanının geldiğini anlamalı artık. Gourcuff oynamasın diye isyan eden bir oyuncu topluluğu var, bu isyana kulak verip saçmalayan teknik adam var, güven vermeyen savunma ve formsuz orta saha hattı var. Büyük bir takımda olmaması gereken çoğu şey vardı Fransa'da; üstelik sadece dün akşam değil kupa boyu birçok yanlış yapılıyor.

Neyse, benim favorim Meksika istediğini aldı bana yeter. Son maçta da Uruguay'ı geçip lider olmalarını diliyorum, 2. sırada kalıp Arjantin ile karşılaşmayı istemeyeceklerdir herhalde.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO