31.08.2009

En Kötüsü Böyle! : Ankaraspor 0-2 Galatasaray

Bir maç hatırlıyorum, tarihini kontrol ettim 22 Şubat 2006'ymış. Chelsea Stamford Bridge'de 1-0 önde giderken Rijkaard oyuncu değişiklikleriyle maçı çevirdi bir anda ve deplasmandan kazanarak döndü Barcelona. O maçı aklıma getiren şey de bugün atılan 2 golde imzası olan 4 ismin 3 tanesinin oyuna sonradan girmesiydi. Arda ve Aydın asistledi Kewell ve Nonda attı benim de aklıma o maç geldi işte. Takım kötüyse veya iyi de olsa istediği skoru elde edememişse Rijkaard bir şekilde durumu farkedip işleri yoluna koymayı başarıyor. Şampiyonlar Ligi 2. Tur maçı da olsa, 34 haftalık ligin henüz 4. maçı da olsa aynı ciddiyetle ve kararlılıkla yapıyor işini. O değişikliklerle maçı çevirip Avrupa'nın kendisini ayakta alkışladığı adam aynı alkışları bugün bizlerden alıyor, transferin son gününde bir kez daha teşekkür edelim yönetim kurulumuza.

Şunu kabul etmeliyiz ki bugün Tobol maçları dahil en kötü maçımızdı bu sezon. Tobol'a karşı ligi devam eden ve ritmini bulmuş bir rakip vardı karşımızda, biz de daha ilk resmi maçımıza çıkıyorduk ve fiziksel olarak %50'lerde bile değildik, O gün Elano ve Keita da yoktu üstelik. Bugün fiziksel olarak kendini bulmuş, Keita'yı kazanmış, Elano'yu takıma adapte etmeye başlamış bir takımdık. Teraziye bunları koyunca bugünkü oyunun olumsuz anlamda daha ağır bastığını görüyoruz. Pujol ve Cuadrat o kadar iyi kondisyon yüklüyor ki sakatlanıp da geri dönenlerin nasıl diğerlerine göre vasat kaldığını hemen görüyoruz. Bugünün fizik olarak vasat isimleri Hakan ve Topal'dı. 1 haftalık sakatlık bile yaramıyor oyunculara, anında düşüyorlar. Kewell, Keita, Baros gibi oyuncularda bu düşüş gözlemlenmiyor dışarıdan yeni geldikleri için, ancak uzun süredir Türkiye'de olan Hakan ve zaten Türkiye çıkışlı olan Topal'ı gördük bir anda çöküvermişler fiziksel anlamda. Geçmişte fizik olarak da yeteri kadar çalışmadığımızı biliyoruz bu sezon, hala bunu görememiş olanlar için çok güzel iki belgedir Hakan ve Topal'ın bugünkü oyunları. Mustafa Sarp'a ağır deniyor ama bugün Topal'ın yanında turbo motor gibiydi 90 dakika boyunca. Bu açıdan bakınca özellikle yerli oyuncularımızın 10 günlük aradan sağlam dönmesi gerekiyor.
Bugün oynanan kötü oyununun temeli kilit noktalardaki oyuncuların yetetsizliğinden ileri geliyor bana kalırsa. Şöyle düşünelim, rakip takım bu kadar çok üstümüze gelmeyip pozisyon bulmasa sezonun en kötü oyunu olduğunu iddia etmezdik değil mi? Takımın sol beki hücuma katılamıyor, katılınca da dönemiyorsa, orta sahada Arda ve Elano'dan önce pas dağıtımını yapıp oyunu şekillendirebilecek oyuncu olan Topal işini yapamıyorsa ve sağ bekteki isim de her zamanki fizik gücünden uzaksa rakip için madene dönüşüyor defansif yönümüz. Zaten hücum oynamayı seven Ankaraspor geride pek sağlam durmayan Galatasaray'ı görünce iyice cesaretlendi. Geride işi sıkı tutalım diye düşünen ilerideki oyuncularımız da tedirgin oynamaya başladı ve içinden çıkılmaz bir hal aldı durum. Özellikle de ilk yarı böyleydi durum.. İkinci yarıda biraz daha toparlandık ki ilk bölümde bahsettiğim fiziksel durumun yansıması bu hepimizin bildiği gibi. Ankaraspor bu yarıda da biraz gelmeye çalıştı hatta Leo Franco'nun çıkıp 2 kere uzaklaştırdığı ve sonra aşırtma vuruş denemesiyle biten pozisyon var, kendimize gelip uyanmamız adına ciddi bir tehlikeydi o. Yavaş yavaş Ankaraspor'u geriye hapsedip oyunumuzu kabul ettirmeye başlamıştık. Tam da rakibin çekinmeye başladığı noktada Kewell ve Nonda'nın oyuna girmesi işi bitiren hamle oldu. Belki organize gibi görünen tek golle maçı kazanabilirdik ama duran topla beklenenden erken bir gol bulduk ve kapanan Ankaraspor'un açılmasına sebep olduk, haliyle de rahat pozisyonlar bulmaya başladık bu noktadan sonra. Oyuna sonradan giren diğer isimlerden olan Aydın da son noktanın konmasına yardım etti. Değişikliklerin üçünün de böyle isabetli olup sonuca doğrudan etki ettiği maç sayısı pek azdır yakın tarihimizde. Durum iyi de olsa kötü de olsa Mehmet Güven ve Volkan Yaman oyuna giriyordu son 2 senedir, ezberlenmiş gibi bu adamlarla uğraşıyorduk her maçın son yarım saatinde ve kötü sonuç alıyorduk. Şimdi bu iki isim uzak tutuluyor takımdan ve yerlerine dünya çapında isimler oyuna giriyor. Bu dünya çapındaki isimler geçen sezon da oyuna girebiliyordu belki ama doğru yerde ve zamanda değil. Bu teknik kadromuzu ve olumlu yönlerini saya saya bitiremiyoruz, her hafta başka bir yönleriyle bizi kendilerine hayran bırakıyorlar.

Özet : Fiorentina 1-0 Palermo


Görünen o ki farklı da kazanabilirmişiz bu maçı, tam aksine yenilebilirmişiz de. Yine kaçmaması gereken goller var arada.. Neyse, maçın devre arasındayız, özeti verip geçmiş olalım..

Futbol Yerine Oynanan Sokak Oyunları : Yağlı Kayış

Bu serinin ilk yazısında simitten psikopat bir oyun diye bahsettikten sonra, psikopatlıkta çığır açan bir başka oyundan da bahsetmemek olmazdı.Yağlı Kayış'a yılda maksimum 4-5 defa oynanabilen bir oyundur. İlla birisi sakatlanır, bir yerine kemerin tokası gelir, kavga çıkar, orası burası acır, oyunculardan birinin annesi babası görür vs.vs.

Burada bir es vereyim, bu tip oyunların tercih edilmesinin en önemli sebeplerinden birisi herhangi bir aksesuar gerektirmemesidir. Tıpkı Simitteki gibi sadece oyuncular yeterlidir. Bu oyunda da sadece bir kemer gerekir.

Bu oyun için gereken kemer illa ki oyunculardan birisinde bulunur. Bir sonraki gün zaten herkes en kallavi, en hayvani tokalı kemerlerini takmış, hazırda gelir. Bu kemer seçimi yüzünden havanın kararıp, oyunu oynayamamışlığımız bile vardır...

Neyse, geçelim oyunun detaylarına.. İlk ebe -genelde kemerin sahibidir- seçilir ve diğer oyuncular bir yerde toplanır. Ebe kemeri saklar, sakladıktan sonra gelir ve diğer oyuncular aramaya çalışır. Kemeri bulan diğer oyuncuları toplanma yerine kadar adeta kamçılar. Sonra bulan kişi tekrar saklar eder.. bu şekilde birisi sakatlanana ya da hava kararana kadar o günlük oyun devam eder.

Oyun eğlenceden çok stresle doludur. Bir tek kendini oyuna kaptıranlar eğlendirir. Kayışa en yakın sizseniz ve ebe sıcak-kaynıyor tarzı kelimelerle ortamı iyice germişse, etrafınızdaki insanlara yapabileceğiniz bir feyk ortalığı birbirine katabilir. Oyuncuları çil yavrusu gibi dağıtabilirsiniz.

Şimdi bu oyunumuzda da 3 tip oyuncu karakteri vardır:

1- "hacı ben kemeri yemiyeyim de, kim bulursa bulsun" diyip, herhangi bir oyuncu buldu bulacak diye gerilimi yaşayan tırsaklar,

2- En önde koşa koşa aranan elemanlar, artık kemer bulma ateşi mi, mahalleliye sopa atma sevdası mı bilemem

3- Karaktersizler: Efendim her oyundaki gibi bundada işin cinliğini, seviyesizliğini yapan elemanlar da vardır.

- Şirket kurup birbirlerine sakladıkları yeri söyleyen, bu şekilde tüm mahalleye sopa atan kişiler,
- Kayışı görmüş olmasına rağmen görmemiş gibi davranıp etrafına daha çok kurbanın toplaşmasını isteyenler
- Karanlıktan faydalanıp kendi kemerini çıkarıp oyunculara dalanlar...

Kayışın saklanılmasında en çok kullanılanlar şunlardır:

- Toprağa düz bir şekilde gömmek.
- Ağaca yılan sarkıtır gibi sarkıtmak
- Oyunu izleyen herhangi bir elemanın üzerine saklamak.

Yine de her şeye rağmen eğlenceli bir oyundur. Birisinin sakatlanması ya da kemer sahibinin eve gitmesiyle oyun biter, bu oyunun bitişinden sonra direk saklambaç'a geçilir.

Futbol Yerine Oynanan Sokak Oyunları : Simit

Zdravko Kuzmanovic Yolcu Mu ? (Gitti Bile...)

Bu sezonun en büyük bilmecelerinden biri oldu Kuzmanovic. Geçen sezonki form düşüklüğünün acısını çekiyor şu an kadroya bile girmekte zorlanarak. Transferde son güne girmişken alıcıları var ve 8-9 Milyon € karşılığında gitmesi an meselesi. Stuttgart ve Sevilla transferdeki en ciddi iki kulüp. Kuzmanovic şu anda takımdaki 4. tercih konumunda, Zanetti, Montolivo ve Donadel'in ardında sıra bekliyor. Ayrıca formadaki 4. sıra kontenjanı için genç Di Tacchio da kendisini safdışı bırakabilir. Durum böyle olunca Kuzmanovic ve Dünya Kupası'nda oynama şansını kaybetmek istemiyor ve gitmeye sıcak bakıyor. Halbuki Melo'dan sonra forma şansı bir kat daha artmış ve Montolivo ile birlikte orta ikilinin değişmezi olma şansını yakalamıştı. Kendisine şans verilmedi sezonunun ilk resmi maçlarında, bir iki defa oynatmayı denesek olumlu sonuç alabilirdik belki ama Prandelli inatla Donadel ve Zanetti'yi tercih etti Montolivo'nun partneri olarak. Ne kadar formsuz olursa olsun aynı transfer döneminde Melo'dan sonra Kuzmanovic'i de kaybetmek orta saha kalitemize güçlü bir darbe vuracak. Tabii transferi gerçekleşmeyebilir son 24 saat içerisinde, ben de gayet mutlu olurum. Yönetim satmak için ekstra çaba harcamıyor her ne kadar her an gidebilecek olsa da 22 yaşında ve geleceği son derece parlak bir ismi yok pahasına yollamayı kimse istemez. Oyuncu devamlı oynama garantisi alırsa gidecek, yoksa gittiği yerde de yedek kalacaksa Fiorentina'da kalıp formayı ele geçirmeyi tercih edecektir. Kendisi giderse Edinho ve Dzemaili takıma gelebilir ki Zanetti'den iyi olacakları kesin. Ancak Dzemaili de oynamak istiyor olası bir Dünya Kupası şansı için. Bu yüzden Zanetti'den kaliteli olsa da Fiorentina'ya gelmesi formasının garanti olduğu anlamını taşımıyor, nasıl bir tercih olacak, 24 saatte neler yaşanacak çok merak ediyorum.

Ekleme, 15.45 : Bunları yazarken Stuttgart'ın teklifinde sona gelindiği ancak kesin bir şey olmadığı yazılmaktaydı. Gelen yorumda da görüldüğü üzere transfer resmileşti ve Kuzmanovic 8 Milyon € karşılığında Stuttgart'ın yolunu tuttu. Hleb ve Kuzmanovic Stuttgart'ı yeniden şampiyon yapar mı bilemem ama yeniden tepedeki takımların seviyesine geldiler. Ayrıca Beşiktaş bekleseydi Yıldıray'ı da ucuza kapatabilirdi bu transferden sonra. Boşuna Delgado'yu da küstürdüler. Gerçi Tabata mı Yıldıray mı deseler cevap Tabata olur da ekonomik de düşünmek gerek bu devirde. Sanırım Beşiktaş ve ekonomi lafını aynı cümlede kullandığım için gözlerinin önüne Demirören'i getiren Beşiktaşlı arkadaşlar kahkaha atıyorlar bana şu an.

İşin daha ilginç bir tarafı var ki o da Corvino'nun açıklamaları :

- Kuzmanovic'in yerine takviye yapmayacağız çünkü Prandelli böyle istiyor, bunun takım içerisinde çözülebilecek bir sorun olduğunu söylüyor.

Fiorentina 1-0 Palermo

Bu defa maçı izleyemedim, internette yayın bulamadım bugün. Dört gözle özetleri bekliyorum maçı az çok yorumlayabilmek için.

Jo-Jo golünü yine attı ve 4 günde 2. kez takımı ipten aldı, sonra bu adam oynatılmadı diye Prandelli'ye yüklendiğimde kötü konuştu oluyorum...

30.08.2009

Cihan Ceylan #6

Futbol karikatürlerinin diğerleri ve bana göre öncekilere oranla çok daha komik olanları, özellikle en üstteki saat ve en alttaki jübile karikatürlerini ne zaman okusam deli gibi gülümsüyorum dakikalarca.

29.08.2009

Meydan Mourinho'nun : Milan 0-4 Inter

Günün ikinci dev maçı Türkiye'de ne yazık ki izlenemedi. AZ TV yayınlıyormuş şifresiz olarak ama ben internetten takip ettim. Azerbaycan'da tüm ligler şifresiz şekilde yayınlanabilirken ülkemizde hepsine şifre dayatılması ve o da yetmezmiş gibi İtalya'yı zaten izleyemiyor olmak sinir bozucu. Bunu tekrar tekrar açmanın mantığı yok, Türk spor yayıncılığı tarihinde skandaldır bu sezon başı yaşananlar.

Milan'ın kalesinde Storari'nin oynayacağı dünden belliydi zaten, bahisçiler için "üst" ve "2" seçeneklerinin belgesi gibiydi bu haber. Ne var ki bahis tahminleri doğru da olsa bugünkü sonucun sorumlusu Storari değildi. Milan takım halinde kötü oynamaya devam etti ki takımın başındaki Leonardo'nun bu konudaki en son suçlulardan biri olduğunu söylemek gerek. Yeni bir Guardiola yaratalım dediler ama bunu düşünürken Leonardo'nun stajını unuttular. Barcelona'da A takımın oynadığı sisteme alıştı, aynı sistemle B takımını yönetti Guardiola ve bugün yaşananlar ortada. Leonardo'ya oyuncu kalitesi ne olursa olsun dünyanın en sert mücadelesinin yapıldığı liglerden birinde kariyerinin ilk teknik adamlık deneyimini yaşatıyorlar, haliyle de çuvallıyorlar böyle. Leonardo o sistemle oynadı, bu dizilişle oynadı, şu şekilde oynadı diye eleştiremiyorum ben. Adam ne yaparsa yapsın şu an Milan kalibresinde bir isim değil, işin ilginç yanı belki hiç bir zaman Milan seviyesine çıkamayacak bu şekilde kariyerine başladığı için. Kendisini Serie C'den bir takıma verip orada staj yaptırıp şöyle bir baksaydı keşke Milan'ın tepesindeki isimler.

Durum böyleyken Inter de boş durmayacaktı tabii ki, Eto'o ve Milito ikilisinden Arjantinli olanı açılışı Amerika'da yapmıştı Kalac'ın koruduğu kaleye 2 gol gönderip. Kamerunlu ise ilk derbisinde gol atma peşindeydi. Aslında atıyordu ama Gattuso gole giderken indirdi ve penaltıya sebebiyet verdi sarı kartı da yanına alıp. 4 dakika sonra sarı kartları çiftleyip erkenden duşa girecek olan Gattuso bence bu penaltı pozisyonunda görmeliydi kartı, Eto'o vursa Storari çaresizce bakacaktı Motta'nın golündeki gibi. İki yeni Interli'den Eto'o penaltıyı yaptırdı Milito da Amerika'da kaldığı yerden devam etti ve bir gol daha yolladı Milano'nun kırmızı formalılarına. Aslında maç böyle karamsar başlamamıştı Milan için, ilk 20 dakikada önemli sayılabilecek pozisyonları da buldular, belki 2-0 önde geçeceklerdi o bölümü. Ancak %100 olarak değerlendirilecek ve nasıl kaçar bu diye hayretlere düşülecek pozisyonlar yoktu, yani 20. dakikaya Milan'ın 2-0, 3-0 önde girebilmesi ne kadar normal olacaksa 0-0 girilmesi de normaldi, sürpriz aramamak lazım. Inter durup bekledi Milan ne yapacak diye ve pozisyon bulurken bile organize olamayıp "ya tutarsa!" diye gol arayan bir rakibi karşılarında görünce harekete geçtiler. 4 seri pasla gelen güzel golle Motta öne geçirdi takımı, sonra bahsettiğim penaltı pozisyonu oldu. Gattuso 40. dakikada göstere göstere kırmızı kartı görünce Milan'ın tüm direnci kırılmış oldu. Daha önceki 2 golde olduğu gibi yine Milan'ın solundan gelerek yaratılmış bir 3. gol de vardı elde ilk yarı sonunda. Maicon'un klasik gollerinden biri oldu, sağdan girip son gücüyle topa saldırdı ve golü buldu diyeyim izlemeyenlerin de zihninde canlanmış olsun pozisyon.

İkinci yarıda ilk yarıdaki maçı seyretmeyeceğimiz belliydi. Öyle de oldu, rölantide götüren bir Inter vardı sahada, ilk yarıdaki gibi üsteleseler 6-7'yi bulmaları zor olmazdı. Inter ara ara yokluyordu kaleyi, sanırım Stankovic'in durumu 4-0'a getiren golü gibi jeneriklik bir gol peşindeydiler, yoksa gol o kadar gecikmezdi. Arada sayılmayan bir yan top golü var ki karar doğru açık bir ofsayt o. Skoru 4-0'a getiren o güzel golden sonra maç iyice koptu gitti. Ronaldinho çıkıp Huntelaar girdiğinde Ronaldinho hoşnut değildi durumdan, sanki çok çabalamış da haksız yere kenara alınmış gibi davranıyordu ki oyundan çıkması gereken ilk isimdi Milan'da. Huntelaar girdiğinde Milan'daki geleceği konusunda konuşabileceğimiz bir oyun ve düzen yoktu sahada, taraftarla tanışsın ilk resmi maçı olsun diye göstermelik olarak oyuna sürüldü. Ancak az çok bildiğimiz Huntelaar bu Milan'da doğrudan oynar ki açık konuşmak gerekirse geçen hafta adı yalan içerikli transfer haberlerine karışan Sabri de oynar bu Milan'da. Durumları çok kötü ve sezonun kalan 36 haftasında dev bir soru işareti ile karşı karşıya duruyorlar. Bir Fiorentinalı olarak durumdan şikayetçi değilim aslında, sadece olaya basit bir futbolsever olarak bakıyorum. Yoksa Milan'ın bu şekilde devam etmesi demek Fiorentina formsuz da başlasa ligin son bölümleri için ilk 4'te kesin olarak kalıp geçen sezon olduğu gibi son haftaya yine olası bir 2.'lik şansıyla girmek demek. Ancak İtalya Ligi'nin itibarı için ve Şampiyonlar Ligi'ndeki başarı hedefi için baktığımızda Milan'ın durumu acınacak halde.

Son sözüm de Galliani'ye olacak, transferi kapattık demişti hatırlarsanız; mümkünse bir dahaki transfer sezonunu o açmasın.

Manchester United 2-1 Arsenal

Premier Lig'deki favorim Arsenal'i ilk kez 90 dakika izledim bu sezon. Ve izledikten sonra bir kez daha ümitlendim Arsenal'in şampiyon olmasına. 2-1 kaybettiler ama gol pozisyonlarını özetlerden çıkarıp birine izletsek ve "burada golleri kestik sence ne oldu sonuç" diye sorsak cevap yine Arsenal'in galibiyeti olurdu. Ancak hakem ve Diaby el ele verip maçı hediye ettiler. Hakem M. United forması giyse daha az dikkat çekerdi bugün, taraf olmadan izlediğim bir maçta bunu diyorum, Arsenal'i ciddi ciddi tutup destekleyen biri olsam kim bilir neler çıkardı ortaya.

Hakem ilk yarıda penaltıyı vermedi Arshavin yere indirildiğinde ama ikinci yarıda aynı yerde Rooney kendini yere bırakınca penaltıyı çaldı ve maçın kaderi o an değişti. Ardından Arsenal toparlanayım derken Diaby kendi kalesine şık bir kafa golü attı(?!) Diaby ilk yarıda maçın kötülerindendi, ikinci yarıda toparlandı biraz iyi işler yapmaya çalıştı ama 3-4 kişiyi geçip karşı karşıya kaçırdığı pozisyondan sonra iyice dağıldı gitti, oyundan çıkması gereken ilk isimdi. Arshavin gibi bir isim Diaby'nin olduğu sahada kenara gelecek son isimdi. Sir Alex geçen seneki tek forvetli sistemini deneyip zorlandı ama hakem ve Diaby kendisine yardım ettiği dediğim gibi. Arsenal bugün kazanamadı ama sezon sonu kazanan taraf olur böyle giderlerse, Old Trafford'da bu kadar rahat, sakin ve kendinden emin oynamak her takımın üstesinden geleceği türden bir iş değil.

Milano Derbisi

Naklen yayinsiz bir Milano derbisi yasayacagiz ilk defa. La Liga buyusuyle unutuldu resmen Serie A bu sezon.. Neyse bulacagiz bir yolunu izleyecegiz maci..

Milan'in bu seneki durumu malum.. Henuz resmi olarak 1'de 1 gozukse de Inter karsisinda hemde San Siro'da favori bile olamiyorlar artik.. Bence sportif basaridan daha cok yipratir bu bir Milan taraftarini.. San Siro da Milan'in favori olmamasi ne demektir?.. Kaka'siz derbide yerin dibine batsin ayrica.. :)

Bunda Milan'in yasli kadrosu disinda Inter'in son yillardaki dominasyonu ve korku salan forvet hattinin etksi tartismasiz.. Balotelli - Milito - Eto'o Leonardo'nun basini agritacaktir mac oncesi.. Inter'in hucum gucunun yaninda Milan ise Ronaldinho'nun ve Pato'nun eline bakiyor olacak.. Orta sahalara baktigimiz zaman bana gore Flamini - Pirlo - Gattuso orta sahasi macin kilit noktasi.. Inter'in orta sahasindan iyi oynadiklari zaman cok cok daha iyiler.. Ben bir Milan taraftari olarak bugun bu ucluye guveniyor olacagim.. Huntelaar'in eger 11'de baslamaz ise sonradan girip golu atip maci kurtarmasi ve Curva Sud'a kosmasi mac fantezim olsun benim.. Forza Milan..

Eğlence Kapıda : Avrupa Ligi'nde 6 Hakem Kesinleşti

Daha evvel bu uygulamanın hayata geçirilmesi için ciddi adımlar atılmıştı ve karar bekleniyordu. Flying Dutchman'de güzel bir yaz vardı bu konuyla ilgili. Kuralları belirleyen International Board kesin kararını vermiş ve UEFA Avrupa Ligi'nde bu sezon ekstra 2 hakemin görev almasına karar verilmiş. Ceza sahasının arkasında top toplayıcı gibi bir fosforlu yeşil formalı adam daha bulunacak, ilginç olacak. Bence sadece ceza sahasının arkasında değil pozisyonun yerine göre yan çizgiye de geçebilmeliler, bir karışıklık anında yarı sahanın ortalarındaki pozisyonu görmek için sahaya da girebilmeliler. Yardımcı hakemle orta hakem arası bir özgürlükleri olmalı saha içerisinde. Hani nasıl desem, orta hakem gibi aksiyonun tam içerisine girmesinler sahada, çok yakından izlemesinler ama görebilecekleri uygun bir açı yakalamak için saha içerisine de girsinler. Hem o zaman bizim için de eğlenceli olur iş, "abi bak bak diğer hakem girdi sahaya kesin bi' pislik var, kesin!" gibi heyecan kokan cümleler duymak sürpriz olmaz bu şekilde. Tabii 4 tanesine küfür yetiştiremeyen yurdum insanının 6 tanesine nasıl yetişeceği ise ayrı bir tartışma konusu. Nice boğazlar, nice gırtlaklar, nice ses telleri heba olacak bu yolda...

Futbol Yerine Oynanan Sokak Oyunları : Simit

Erkek çocuğu sokakta genelde futbol oynar, basketbol oynar, bilemedin saklambaç oynar. Ortamda kız varsa illa ki şişe çevirmece oynar.

Kendi çapımda bir seri yapacağım. Futbol yerine oynadığımız sokak oyunları. İlk oyunum ise çocukluğumdan kalan en güzel, en psikopat oyun olan Simit.

Eğer ebeyseniz; ortaya çizilen ebe yuvarlağı dışında nefesinizin kuvvetine göre sopa yersiniz.

Oyunda dayak yersiniz, atarsınız şansınıza kalmış, ama inanılmaz eğlenceli, gülmekten katılabileceğiniz durumlarla da karşılaşabilirsiniz.

Misal;
Ebe insanı olarak "simiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiit" diyerek yardırırsınız. Nefesinizin bitmesi yaklaşınca etrafınıza bir göz gezdirirsiniz, kaçınılmaz son mevcuttur. Artık orda ya yerlerse diyerek "simiiğiğğğiğğğğğiğğğğiğiiiit" diyerekten son heceyi uzatarak oyuncuları şaşırtıp bir kaç saniye süre kazanabilirsiniz. "lan yoksa?" diye düşünmeleri bile kârdır sizin için. Aynı şekilde sizin bu komik heceyi uzatma şekliniz oyuncuları gülme krizine sokar, yiyeceğiniz tekme sayısını azaltabilirsiniz.

Ebeler mazlum olurlardı. Nefesi bittiğinde ise ebe yuvarlağına koşarken hala simit diye bağıranı da vardır, yerlere yatılasıdır. Lan olm git koş işte, hala ne simidi ? Yiyorsun tekmeleri. Hatta yediği her tekmenin ardından simit diyenini bile gördüm. Bu çaresiz çırpınışlar bile oyuncuları gülme krizine sokabilir.

Bir de asıl çapanoğulları vardır bu oyunda. Siz ebe yuvarlağını terkettiğiniz anda, bir şekilde arkanızdan gelip, simit yuvarlağının önüne pusu kurar adiler. Gerçek hayatta da kaçınmak lazımdır bu tip insanların arkadaşlığından. Bunlar pusuyu kurarlar ve her şekilde ebelenen oyuncuya veya nefesi biten ebeye altın vuruşu yapmakla görevlendirmişlerdir kendilerini.

Bir başka kaos ise, dokundum dokunmadım restleşmesinde yaşanır. Ebe bir oyuncuya değer gibi olur, ebe "deydim lan" der ve bi tekme basar tedirgince devamını diğer oyuncuların getirmesini bekler, oyuncu "hadi lan yavsak" karşı çıkışına "bitti olm simit" cümlesini de ekleyerek bir tekme de o atar. Burdan sonra iki alternatif var.

1- Bu iki arkadaş kavgaya tutuşabilir.
2- Diğer oyuncular toplanır deydin deymedin diye konuşulurken, birisi gerçeği kabul eder ve kaçmaya başlar. Bu arada diğer oyuncular anlaşmazlığı çözmek için toplanmışken ebe yuvarlağının oradaki yavşak sinsice orda beklemektedir hala.

Bu davranışlarla bir kaç tekme eksik yersiniz her şekilde. Çamura yatmak gerekir her türlü.

Bir de annenin çağırması vardir ki; siz "simiiiiiiiiiit" diyerekten yardırıken, anne bağırır balkondan: "ooooooooooooosssss", siz de sazan gibi atlayabilirsiniz "anne dur oyun oynu..aaaagggh". Ben yaptım ordan biliyorum.

Bu oyun genellikle her yıl en fazla 3 defa oynanır. O 3 oyundan birisinde mutlaka birisi ciddi bir sakatlık geçirir. Sonra oyun bir şekilde bozulur, tekrar futbol ve başka oyunlara yönelinilir. Ta ki kış geçip, bahar gelip açığa çıkan enerjiyi salmak gerekene kadar. Tabi o zamanlar çocuğuz bahar bahar enerjimizi nereye atacağız ? Kızlara yapılan 2-3 el şakasıyla biter mi o enerji ? Tekrar başlar simit oyunları ve yine bir sakatlıkla biter.

Aslında bu oyun için en önemli unsur oynanacak arkadaş grubunun iyi seçilmesidir. Oyuncular kesinlikle bot giymemelidir. Taban kullanılmamalıdır. Biz bu olayi sandaletle oynayarak çözmüştük, gerçi şimdiki sandaletlerle değil, bir aralar modaydı böyle pofuduk pofuduk lastikliler.

Esasında en temizi kumsalda oynananıdır. Ayaklar çıplaktır. Yediğiniz tekme o kadar acıtmaz ama normaldeki gibi burda da yavşaklar vardır. Siz "simiiiiiiiiiit" diye yırtınırken malum kişi bir avuç kum savurur üstünüze, dengeniz bozulur, simitiniz bozulur, yersiniz tekmeleri.

28.08.2009

Uefa Avrupa Ligi : Gruplar | F & H

Fiksture bakmak isteyenler buradan oncelikle..

Herseyiyle guzel bir kura oldu oncelikle Galatasaray ve Fenerbahce'nin 2. torbadan katilmalarina ragmen grupta birinci olmamalari icin hic bir neden yok gibi gozukuyor ilk etapta.. Fenerbahce'nin grubu H ye bakicak olursak Kadikoy'de 9 puan cepte gibi gozukuyor.. Twente ve Steaua deplasmanlari her turlu sonuca acik.. Fenerbahce rahat cikar bu gruptan.. Diger takimi Twente olarak goruyorum ben.. İkisi cikar bu gruptan.. İlk macin icerde Twente ile olmasi iyi baslangic morali acisindan cok onemli..

Galatasaray ise F grubunda yine bir Yunan ekibiyle cekisicek.. Bu sefer derbinin diger yakasi Panathinaikos.. Gecen sene Ali Sami Yen'de Olympiakos'u yenerek gruplara iyi baslamistik.. Bu sefer ilk mac Atina'da.. Atmosferi konusmaya gerek yok.. Gecen sene bir Yunanistan deplasmani olsaydi 0 puan yazardim ben tahminlerime.. Ama simdi bambaska bir takim ve teknik ekip var.. franchi'ninde belirttigi gibi PAO'yu Chelsea'nin 2. adami ve Rijkaard'in kankasi Henk Ten Cate calistiriyor.. Kadrolara baktigimiz zaman tabii ki PAO Galatasaray'in gerisinde kaliyor ama dedigim gibi Yunanistan'a gidecek her Turk takiminin isi zordur.. Bukres ve Graz icin fazla bir sey konusmaya gerek yok.. Her ne kadar S. Graz gecen senenin flas ekibi Metalist'i eleyerek gelsede ben bu iki takimdanda 12 puan alinacagi konusunda eminim.. Sturm Graz maci 2. haftada icerde.. Bu sefer kendi yari alanina cekilip top cevirme gibi bir olay soz konusu olmayacak malesef :)

Aslinda 1. torbadan Steua ve PAO yerine daha guclu takimlar gelmesini isterdim ben.. Zaten Turkiye Ligi'nde karsilasilan rakiplerin gucu belli.. Zaten 3 ve 4. torbalardaki rakipler 6'sar puanlik.. En azindan takim motivasyonu acisindan guzel 2 mac izlenebilirdi.. PAO'yu biraz ayirmak gerekecek sanirim siyasi nedenlerden dolayi o maclarin konsantrasyonlari apayri olacaktir tabii ki..

Ekleme, saat 22.23 (franchi): Demir atlamış sanırım, PAO maçlarını Olimpiyat Stadı'nda oynuyor geçici olarak. Yani ambiyanstan o kadar korkmamıza gerek yok bu sezon.

Eski Dostlar

Henk Ten Cate vs. Frank Rijkaard

Zlatan'ı ve Kaka'yı Milano'ta, Eto'o'yu da Barselona'ya yolladı dün kuralar, bugün işin içine biz de karıştık, üstüne çok yazılıp çizilecek ikililerden biri oldu bu. Takımlar Türk ve Yunan, başlardındakiler de Barcelona'nın efsane ikilisi.. Neresinden tutarsak tutalım ilginç oldu..

Pana - Galatasaray - D. Bükreş - S. Graz, detaylar Demir'den gelecek ayrı bir post olarak.

Orhan Ayhan

Uzun yıllar oldu radyodan maç yayını takip etmeyeli. Bugün Talinn - Galatasaray maçını dışarıda izledikten sonra eve doğru gelirken Radyo-d'den Fenerbahçe - Sion maçını dinledim. Tanıdık bir ses yoktu fakat saçmalamaları oldukça tanıdıktı. Özellikle yıllar önce Emre Tilev radyo spikeriyken her gol pozisyonunda kalenin ölçülerinin 7.32 - 2.44 olduğunu ısrarla belirtirdi.

Herneyse, benim bahsedeceğim radyo spikeri ise bu aralar boks ve bilimum kavga dövüş maçlarını yorumlayan Orhan Ayhan.Kendisi maç dışında gördüğü herşeyi bizlere iletir. 90'lı yıllardan aklımda kalan bir radyo yayını aşşağı yukarı şöyleydi :

- Evet sayın dinleyiciler maçın yedinci dakikasındayız. Takımlar iyi mücadele ediyor. Stadın çevresindeki binaların balkonlarında ve çatılarında insanlar maçı izliyor. Hava şartları futbol oynamaya çok müsait, yemyeşil bir saha, rüzgar yok, hakemler zaten ağları kontrol ettiler, korner bayrakları yerinde ve bu arada gol oldu sayın dinleyiciler. 19xx* yılında da böyle bir gol olmuştu ama o zaman mevsim kıştı, yağış vardı.


o zamanlar Radyo-1'den dinleyebiliyoruz maçı, internet zaten yok televizyonda da söylenmiyor o kadar sıklıkla. Kurbanlık koyun gibi bekliyoruz kim gol attı söylesin diye, kedinin ciğere baktığı gibi bakıyoruz radyoya, ama söylemiyor.

35. dakikada öğrenmiştik kim gol attı diye.
O ana kadar maçın yapıldığı şehrin bitki örtüsünden, sanayisine kadar dinledik.

Bu arada, bugün hem d-smart yayınlarında, hem de dönüşte dinlediğim radyo yayınlarındaki bütün spikerler Galatasaray ve Fenerbahçe'nin beraberliği kabul etmemesini, hem ülke hem de takım puanı açısından çok önemli olduğunu üstüne basa basa vurguladılar. pclion bahsetmişti, bu sene sistem değişti, takım puanı için turu geçmek önemli diye. Keşke biraz araştırsalarmış.

27.08.2009

Şampiyonlar Ligi 2010 : Gruplar

Hemen giriselim degerlendirmeye; tek tek uzun bir degerlendirmeye gerek yok sanirim..

B grubu isin ulkemizi ilgilendiren kismi.. United rahat bir sekilde lider cikacaktir.. Besiktas acisindan bakicak olursak gruplara, fiksturun 2 acidan onemi var.. Birincisi United ile son maclarda karsilasmak.. Yani gruptan cikmayi garantilemis bir Manchester United ile İnonu'de oynamak hesapta olmayan puani hanesine yazmasina neden olur Besiktas'in.. İkincisi ise CSKA ile yine son maclarda karsilasmak.. Fenerbahce'nin basina gelen olaydan hatirlayacagimiz gibi Rusya Ligi, Şampiyonlar Ligi'nin son maclarina dogru bitiyor ve futbolcularda ister istemez bir tatil havasi olusuyor.. Bunlar isin futbol disindaki etkenleri.. Tabii ki oynamadan hic bir basari beklememek lazim.. 2. torbadan CSKA'nin gelmesi sansli bir cekimdir ama Zico mac oncesi analizde pek zorlanmayacaktir.. Wolfsburg'a gelince 4. torbanin en zorlu takimi geldi diyebiliriz.. Almanya'nin da pek avantaj olacagini sanmiyorum zira buna karsi onlemleri aliyor artik Alman klupleri.. Ancak Berlin gibi istisnalar disinda tabii ki.. Tahminim United ve Wolfsburg gruptan cikar.. CSKA ve Besiktas'tan biri ise Avrupa Ligi'ne doner..

Enteresan gruplara gelirsek tabii ki C ve F gruplari one cikiyor hemen..

Dun Fiorentina'ya uygun gorduk, franchi'nin beddualari sonucsuz kalmadi ve Milan'in grubuna dustu Real Madrid.. Bu grupta Kaka tekrar San Siro'ya donuyor, hemen ilk akillara gelen.. Taraftarin reaksiyonu soru isareti ama genel olarak taraftarın Galliani'yi sucladigini biliyoruz.. Zurich tum takimlara 6 puan dagitmak icin gelmis gozukuyor.. Real Madrid isi siki tutup rahat lider cikacaktir.. Milan ise her ne kadar zayif gozukurse gozuksun ikinciligi Marsilya'ya birakmaz..

F grubu ise 2. torbadan Inter geldigi andan itibaren gulumseten bir grup.. Ibrahimovic - Eto'o takasindan sonra iki oyuncununda yillardir oynadigi sahaya "deplasman" adi altinda gitmesi en onemli nokta.. Inter'in Sampiyonlar Ligi'nde gruptan cikmaktan baska yaptigi bir is yok Dinamo ve Rubin kendi aralarinda oynadiklari maclarla Avrupa Ligi'ne gidecek takimi belirler.. Guardiola vs. Mourinho grubu tam.. İkiside hazir.. Bence gruplarin en onemli 2 maci olacaktir..

Son olarak G grubu Avrupa Ligi'nde olsa sasiracak insan sayisi cok az olurdu saniyorum.. Fikstur icin buraya..

Son Menekşe : De Silvestri

Hoşgeldin Artemio Franchi'ye!


Seyirci : "Şımardı Yavşak"

İlkokuldaydım, fazla yetenekli olmamama rağmen sınıfça oynadığımız her maça katılırdım. Eğlenirdim sonuçta futbol oynarken. Sınıflar arası futbol turnuvası var, 3-C olarak önümüze geleni deviriyoruz ve finale çıkıyoruz. Finalde rakip 5-B. Bizden iki yaş kadar büyük olmalarına rağmen bizim sınıfta benim gibi iri kıyım arkadaşlarımız olduğundan küçüklüğümüz o kadar belli olmuyor, bir de bastı bacak Tahir var tutulamıyordu, zamanında Ribery gibiydi.

Neyse, final maçı olduğu için bütün okulun bizi izlediği bir saatte yapılmıştı. 3. sınıflar bizi, 5. sınıflar da 5-B'yi destekliyordu. Doğal olarak onların sesi daha gür çıkıyordu ama biz kasıp kavurmuşuz ortalığı, moralimiz de var. 5-B'de bir tedirginlik "ulan 3. sınıfa yenilirsek rezil oluruz" şeklinde. Biz o stresten faydalanıp rahat götürüyoruz maçı, gol ve goller atıyoruz, ben de böyle üzerinize afiyet şov yapiyorum. gol üzerine gol, her golden sonra alkışlıyorlar, bağırıyorlar "os os" diye.

O değil, bizim sınıfın kızları da izliyor, özellikle Nihan da var, hastasıyım hatunun, o da alkışladıkça böyle bir kabarıyorum hindi gibi mübarek.

Neyse maçın sonlarına yaklaşıyoruz, böyle fark olmuş, biz kesin kazandık, vakit öldürüyoruz. 5. sınıflarsa 5-B'den ümidi kesmiş, susmuşlar. Bu arada bir anda bir top kapip, bir gol daha atıyorum, galibiyeti perçinliyoruz adeta. Bu golün üzerine 5. sınıflar başlıyor "os buraya, os buraya" şeklinde beni çağırmaya. Ağır adımlarla artist artist gidiyorum onların olduğu tarafa doğru, bir taraftan da Nihan'ı kesiyorum.

Tam önlerine geldiğimde başlıyorlar:

şımardı yavşak ( şak şak şak şak )
şımardı yavşak ( şak şak şak şak )

Bir an böyle başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyor, rezil oluyorum. 3. sınıfların olduğu tarafa bakiyorum, hepsi gülüyor, takım arkadaşlarım zaten yerlerde.

Ulan sınıf arkadaşınızı maymun ettiler orda bir moral verin bir şey yapın, yok.
Nihan'a bakiyorum, gülmekten kıpkırmızı olmuş.
Zaten bu olaydan sonra basketbola sardım.

Hem şımarırım ulan tabi ! 9 yaşında çocuğum ben. Gol atmışım bir de 5. sınıflara, takımımız şampiyon olmuş. Hiç...

Yıllar geçti Facebook sayesinde öğrendim, Nihan evlenmiş, Tahir göbekli ve kel olmuş, Ribery hala bir yerlerden bir yerlere kaçma peşinde.

Sonuç olarak çok etkili bir tezahürattır. Çağırırsın adamı ayağına övecekmiş gibi, sonra başlarsın: "şımardı yavşak"

Şampiyonlar Ligi 2010

Pot 1ClubCoefficent
1FC Barcelona (ESP, holders)121.853
2Chelsea FC (ENG)118.899
3Liverpool FC (ENG)118.899
4Manchester United FC (ENG)111.899
5AC Milan (ITA)110.996
6Arsenal FC (ENG)106.899
7Sevilla FC (ESP)100.853
8FC Bayern München (GER)98.339

Pot 2ClubCoefficent
9Olympique Lyonnais (FRA)91.033
10FC Internazionale Milano (ITA)87.582
11Real Madrid CF (ESP)78.853
12PFC CSKA Moskva (RUS)71.525
13FC Porto (POR)68.292
14AZ Alkmaar (NED)64.826
15Juventus (ITA)63.582
16Rangers FC (SCO)56.575

Pot 3ClubCoefficent
17Olympiacos FC (GRE)52.633
18Olympique de Marseille (FRA)48.033
19FC Dynamo Kyiv (UKR)46.370
20VfB Stuttgart (GER)45.339
21ACF Fiorentina (ITA)42.582
22Club Atlético de Madrid (ESP)41.853
23FC Girondins de Bordeaux (FRA)40.033
24Beşiktaş JK (TUR)32.445

Pot 4ClubCoefficent
25VfL Wolfsburg (GER)21.339
26R. Standard de Liège (BEL)21.065
27Maccabi Haifa FC (ISR)17.050
28FC Zürich (SUI)14.050
29FC Rubin Kazan (RUS)9.525
30AFC Unirea Urziceni (ROU)8.781
31APOEL FC (CYP)4.016
32Debreceni VSC (HUN)1.633

İsin en zevkli kismi basladi artik.. Tabii ki bu Besiktas taraftarlari icin x10 vaziyette.. Bu gecenin ardindan oynanan maclar sonrasi torbalarda belli oldu ve yarin 7'ye kadar tahminlerden ve temennilerden olusan guzel saatler bekliyor bizleri..

Kisaca torbalara bakicak olursak 1. torbada Bayern'in kotu form durumunu ve Almanya kozunu goz onune alirsak, 1. torbanin korku salmayan ekibi olarak Bayern ve Sevilla derim ben.. Geri kalan tum takimlar can yakici oldugu icin en iyisini secmiyorum buradan..

2. torbada cogu takimin bakmaya bile korktugu Real Madrid var ki yarin bir tane olum grubu olacak bu kesin, gecenin en sanssiz 3. ve 4. torba takimlari bakalim kimler olacak.. AZ Alkmaar tabii ki yakismiyor o pota.. En zayif halka olarak AZ'yi seciyorum..

3. torba ise tam bir 3. torba.. Bu takimlari siralayip kacinci torba diye sorsalar 3 derim ben direk.. Buranin zayifi ise Besiktas gozukuyor keske kadrosuna ve performansina bakarak bunun sadece kagit ustunde oldugunu soyleyebilsek ama gercekten de Besiktas icin fazlasini soylemek zor.. Atletico Madrid ise bu potun krali gibi duruyor..

4.torbada Wolfsburg ve Standard disindaki rakipler 6 puan degerinde..

Tahmini besiktas grubum ve olum grubumu yazarak bitireyim.. Yorumlarda atis serbest..

Chelsea - Inter - Besiktas - Standard
M. United - Real Madrid - Fiorentina - Wolfsburg


Fiorentina'yi olum grubuna attim franchi kizmasin.. Tahmin bu sonucta (:

Ekleme(franchi): Demir'in tahmin ve torba yorumlarının üzerine bir kaç satır da ben yorum yapayım torbalarla ilgili. Her zaman zirvede olan 3 büyük ligin torbalara dağılımı pek enteresan. Big Four 1. torbayı esir almış durumda, İspanya ise Barça'nın yanında Sevilla ile temsil ediliyor ki Sevilla çifte UEFA'nın keyfini sürüyor yine. Değinmek istediğim nokta şu ilk torbada, İtalya'nın tek temsilcisi var ve o da sezona yerlerde sürünerek başlayan AC Milan. Ligde 4. sırada olmasına rağmen dışarıda hala en iyi İtalyan olarak göze çarpıyorlar. İspanya'da da Real Madrid bir kaç sezondur erken elenmenin ve final görememenin cezasını çekiyor. Sevilla gelemeyeceğine göre üst torbadan zayıf takım çekme şansları yok. Zorlu bir rakip gelecek, belki Bayern rahatlatabilir biraz ki Toni ve Ribery form tutunca Bayern'de 1. torba takımına yakışacak konuma gelecek.

Real'in durumundaki bir diğer takım da 2. torbadaki öteki ağır top olan Inter. Onlar da rakiplerine oranla erkenden ülkeye geri dönmenin cezasını çekmekteler. Lyon ise asla 1. torba takımı olamamıştır benim gözümde, burada olmaları yeterli, bir kademe daha yukarıda olacak durumda değiller. Alkmaar konusunda ise herkes hemfikir, yakışmıyor buraya. Koskoca Hollanda'nın tek temsilcisi olmaları ise ayrı bir skandal elbette. Gerçi Hollanda'dan 2. takım gelse bu Twente olacaktı, değişen bir şey olmayacaktı, 3 dev yine olmayacaktı burada. Ajax ve PSV'nin olmadığı Şampiyonlar Ligi eksik kalmıştır benim gözümde, yerleri ufak tefek çerezlerle doldurulacak takımlar değil bunlar. 3. torbada gönül isterdi ki Fiorentina olmasın, daha tepede olsun bizimkiler ama gerçekler üzerinden hareket edince olduğumuz yer şu an normal. Kurada Alkmaar ve Sevilla çekebilirsek bir üst tura yükselip önümüzdeki senelerde 2. torba takımı olma yolunda dev bir adım atılmış olur. Beşiktaş için de temennim son torbadan Wolfsburg çekmeyip 2. torbadan da Alkmaar duasına çıkmaları. Yeni sistemi beğenen beğenmeyen var, ben de eleştirmiştim önceden ara sıra ama şöyle elemeler sonlandıktan sonra bakıyorum da Şampiyonlar Ligi'nin adına yakışmasını sağladı yeni gelen küçük şampiyonlar.

Ferenc Puskas'ın yattığı topraklardan bir takımın her sezon bu ligde olması lazım mesela. O yüzden Debreceni ayrı bir sempati oluşturdu bende. Fiorentina ile birlikte Debreceni'dir bu ligde destek olacağım diğer takım. Ayrıca Anorthosis sürprizinden sonra bir sürpriz de APOEL'den beklesek mi bilemedim, Ketsbaia'nın ekibi geçen sezon Güney Kıbrıs'ta beklentileri arttırmıştı. Bu yüzden APOEL'in farklı bir misyonu olacak gruplarda. Sonuçta Inter'i elinden kaçırmış bir Anorthosis vardı geçen sene..

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO