bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.08.2018

Tokyo 2020 kadınlar yol yarışı parkurunda neden en iyi kısımlar yok?




Geçtiğimiz hafta UCI, 2020 Tokyo Olimpiyatları için erkekler yol yarışı parkurundan belirgin şekilde daha farklı olan kadınlar yol yarışı parkurunu duyurdu. Erkeklerin yarışı ikonik Fuji Dağı’nın eteğindeki alçak tepeleri ve Mikuni Geçidi’nin dik rampalarını geçecekken kadınlar yarışı -yine zorlayıcı olsa da- bu kritik tırmanışları pas geçiyor.


Sosyal medya konu hakkındaki tartışmalarla alevlendi. Marianne Vos ve Annemiek van Vleuten gibi önemli isimler açıklanan parkurun sporda eşitlik hedefiyle pek de aynı doğrultuda olmadığına dikkat çektiler.

Marianne Vos: “Yarışı yarışçılar belirler ancak kadınlar ve erkekler parkurlarındaki farklılıklar IOC’nin hedeflediği eşitliğin sinyalini vermiyor.”

Bu durum geçtiğimiz yılki Dünya Yol Şampiyonası’nda parkurdaki heyecanlı (ve muhtemelen belirleyici) kısımların kadınlar yarışına eklenmemesine benziyor. Bu yılki yarışta da aynısı olacak.

UCI’a Tokyo 2020 yol yarış parkurları arasındaki bu belirgin farklılığın sebeplerini sorduk. UCI bu parkurları Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları Organizasyon Komitesi ile birlikte oluşturmuştu.

UCI’a göre kadınlar yol yarışı parkurunun dizaynını etkileyen anahtar unsurlardan bir tanesi Tokyo 2020 Organizasyon Komitesi’nin hem kadınlar hem erkekler yarışının Tokyo metropol bölgesinden başlayıp Fuji Dağı’nın yanındaki Fuji Otobanı’nda bitmesini zorunlu koşması. UCI Olimpiyat parkur limitinin kadınlar için 160 ve erkekler için 280 km olması benzer parkurlar tasarlamayı zorlaştırdı.

“Kilometreleri hesaba katarak kadınlar yarışının finalini Fuji bölgesinde olacak şekilde tasarlamaya çalışırken yarışın başlangıç ve bitiş noktaları arasındaki mesafe bizim sınırlanmamız anlamına geliyor” UCI sözcüsü Louis Chenaille bunları söyledi.

Parkurlar – kadınlar için 137 kmlik parkurda 2692 metre tırmanış var, erkeklerde ise 234 km parkurda 4865 metre – ilk 80 km boyunca aynı rotayı izleyecekler ve iki yarış da Fuji Otobanı’nda bitecek.

Chenaille sözlerine “Kadınlar yarışı için Fuji Otobanı’nı 1.5 tur olacak şekilde kullanmak Tokyo ve Otoban arasındaki gerçekten eşsiz rotaya bir övgü ve yol kenarıyla ile bitişte izleyen seyirciler için özel bir atmosfer oluşturacak. Bu arada TV izleyicileri de etkinliği en yüksek kalitede izleme şansı bulacaklar” diyerek devam etti.

Tokyo 2020 Yol Bisikleti Kadınlar Parkuru


Erkekler parkuru ise kadınlar parkurundan otobandan ayrılan iki dikkat çekici dönüşle farklılaşıyor ve bitişe olan yakınlıkları da göz önüne alındığında, belirleyici tırmanışlarla yarışa hareketlilik getirmeleri muhtemel. İlk birkaç ekstra tırmanış Fuji Dağı’nın alçak eteklerinde yer alıyor ve diğer tırmanış ise ortalama eğimin %10.6 olduğu, yer yer %20leri gördüğü 6.5 kmlik Mikuni Geçidi tırmanışı.

Chenaille “Erkekler yarışında 100 km’ye yakın fazla mesafe olması bölge içinde fazladan tırmanışlar ekleme ve yarış sınırları içinde kalarak Fuji Otobanı’na dönme fırsatı doğurdu” dedi.


137 km’lik kadınlar parkuru izin verilen en uzun parkur sınırının gayet altında kalıyor ama erkeklerde de aynı durum mevcut – hatta erkekler parkuru normal minimum mesafesinden biraz daha kısa.

En güçlü yarışçılara yeteneklerini sergileyebilecekleri ve aynı zamanda yarışa başlayan en fazla sayıda sporcunun Fuji Otobanı’nda bitiş görebileceği parkurlar yaratmak istedik.” diyen Chenaille sözlerine devam etti “Hem erkekler hem kadınlar parkurunun irtifa yükseltisinin ekstrem ucunda olduğunu göz önüne alarak yarışçıların normal yarış takvimlerinde karşılaştıkları sınırları zorlamamaya karar verildi.”

“Hava koşulları da -muhtemelen sıcak ve nemli olacak- parkur mesafeleri belirlenirken değerlendirmeye alındı.”

İki parkur da 2016 Rio Olimpiyatları’nın zorlu parkurlarıyla kıyaslandığında fazladan 1000 metre tırmanışa sahip.


Erkekler ve kadınlar pelotonlarının farklılıkları cinsiyetin ötesine gidiyor. Başlangıç olarak Olimpiyatlar’daki kadınlar pelotonun 67 yarışçı olacakken erkeklerde bu sayı 140. Ayrıca kadınlar pelotonunda finansal zorluklar sebebiyle tam zamanlı bisikletçi olan yarışçı sayısı daha az. Buna ek olarak kadınlar yarış boyunca daha agresif yarışıyorlar ve yarışçıların düzenli olarak karşılaştıkları parkurlar erkeklere kıyasla daha kısa oluyor.

Kadınların takviminde erkeklere kıyasla daha az tırmanış ağırlıklı yarış var. Belirtmeye değer bir nokta: UCI’ın kadınlar yol yarışı için belirlediği maksimum limit daha çok yakın zamanda, 2016’da 140 km’den 160 km’ye yükseltildi.

Chenaille “2018 kadınlar uluslararası yarış takvimiyle kıyasladığımız zaman, Innsbruck’teki UCI Dünya Yol Şampiyonası da dahil Tokyo 2020 parkuru herhangi bir yarış ya da etaptan daha zorlayıcı. Regülasyonlar evrimleşmeye devam ediyor ve UCI bütün paydaşlardan gelen geri bildirimleri dinleyerek gelecek planlarında dikkate alıyor” dedi.

Eğer Tokyo 2020 kadınlar yol yarışına verilen kamuoyu tepkisini kriter olarak alırsak UCI’ın gelecek ay ve yıllarda geri bildirim eksikliği yaşamayacağı açık.

Bu yazının orijinali 13 Ağustos 2018 tarihinde Simone Giuliani tarafından CyclingTips.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.


7.08.2018

Mitchelton-Scott, Caleb Ewan’ı Tour de France’a götürmeli miydi?


Plan 2017’de ortaya çıkmış ve Aralık ayında dünyaya duyurulmuştu. Giro d’Italia ve Vuelta a Espana’daki zaferleri sonrasında Caleb Ewan, kariyerinin ilk Tour de France'ına 2018’de katılacaktı.


“Gelecek vadeden bir genç bisikletçi olarak büyürken katılmak istediğiniz bir tek yarış varsa o da Tour de France’tır”, Ewan bunları haberin verildiği basın açıklamasında söylemişti. “Profesyonel olduğumdan bu yana oraya gitmek için sabırsızlanıyorum.”

2018’in başlarında Ewan’ın Tour’da yarışmasının beklenmesi ana gündem maddesiydi. Peş peşe üçüncü Avustralya criterium zaferini kazandığında bu konu kendisine sorulmuştu, Santos Tour Down Under’da etap kazandıktan sonra da. Mart ayında Milan-San Remo’da yarışın galibi Vincenzo Nibali’nin arkasında, sprinti kazanarak ikinci olduğunda da odak noktası elbette buydu.

Ve sonra, Tour’dan birkaç hafta önce, hayal sona ermişti.

21 Haziran’daki bir Intagram gönderisinde Ewan, tur seçiminde gözardı edildiğini açıkladı. “Yıkılmak kelimesi hafif kalır,” diyerek başladığı açıklamasında “İlk TDF yarışım için hazır olmaktan daha da iyisi olma yolundaydım. Bunun için çok fazla çalışmıştım…” şeklinde devam ediyordu.



Mitchelton-Scott, Ewan ile sprintleri ve Adam Yates ile genel klasmanı hedeflemek yerine bütün yumurtalarını GK sepetine koydu. Yates, Avustralyalı takıma liderlik edecek ve 2016’daki 4.lük ve en iyi genç sürücü derecesini 2018’de geliştirmeye çalıştıracaktı.

Tarih 2018 Tour’unu Mitchelton-Scott için tamamen sıradan olarak yazacak. Yates’in Alplerde hidrasyon hatası sebebiyle yarış dışı kaldığı ve takımın iyi bir GK sonucu için umutlarını bitiren bir turdu. Takım vites değiştirdi ve etapları hedeflemeye başladılar, zaman zaman da tehlikeli göründüler. Ancak zafere en çok yaklaştıkları an 16. etapta Yates’in aldığı üçüncülüktü; etap sonuna doğru inişte kaza yapana kadar etap lideriydi.

Takım, Ewan’ı seçmemelerinin başlarına dert açtığı yönünde soru işaretleriyle birlikte Tour’dan çabalarına karşılık alamadan döndü. Neredeyse bütün büyük sprinterlerin kazalar ve zaman sınırları yüzünden yarış dışı kaldığı Tour, yarışta kalan hızlı birkaç adam için harika fırsatlar sundu.

Bu açıdan bakarsak Mitchelton-Scott’ın Ewan’ı evde bırakarak hata yapıp yapmadığı sorusu mantıklı geliyor. Sportif direktör Matt White böyle olduğuna inanmıyor.

White, CyclingTips’e yaptığı açıklamalarda “Hayır, ben Tour’a yaklaşımımızdan mutluyum” dedi. “Adam’ın kötü gününde olduğu zaman Mikel Nieve beşinci oldu. Etap kazanmaya da yaklaştı. Kesinlikle tek boyutlu değildik. Ve Tour’un ikinci yarısında da takımdakiler gayet iyi sürdüler.”

“Takım elemanlarının sayısının azaltılması sebebiyle [2018’de dokuzdan sekize düşürüldü] aynı anda birkaç amaç belirlemek gerçekten zor. Tamam, bu yıl Tour’daki birkaç takım bunu yaptı ama onlar hedeflerine erken vardılar ve sonra sprinterleri her şeye rağmen eve döndü. LottoNL-Jumda [Dylan] Groenewegen ile iki etap kazandı ancak o erkenden yarış dışı kaldı. [Marcel] Kittel yarış dışıydı, sonuç alamadı. [Ilnur] Zakarin’in sonuçları iyiydi, son hafta ilk 10’u zorluyordu.”

“Tour’da iki farklı şeyde uzmanlaşmak zor. Bir bisikletçinin az olması fark yaratıyor.”

Ewan’ın Mitchelton-Scott tarafından Tour kadrosu dışında bırakıldığını açıklamasından iki hafta önce Ewan’ın takımdan ayrılmasının yakın olduğuyla ilgili dedikodular dolaşmaya başlamıştı. 23 yaşındaki bisikletçinin adı Lotto Soudal ile, ki şimdi bildiğimiz üzere yıldız sprinteri Andre Griepel’i 2019’da kaybedecek olan takım, anılmaya başlanmıştı. Ewan, kadro dışı bırakıldığında meçhul soru ortaya atıldı: Ewan, sezon sonunda takımdan ayrılacağı için mi Tour kadrosunun dışında kalmıştı?

White’ın cevabı “Hayır” oldu. “Bakın, eğer bize ilk haftada bir etap galibiyetini garantileyeceğini bilseydik onu götürmemek delilik olurdu. İki yıl önce Michael Matthews’ı – takımdan ayrılacağını biliyorduk – Tour’a götürdük ve etap kazandı.”



“Günün sonunda bir seçim yapmak zorundayız. Geçen yılın sonundaki orijinal planımızı değiştirdik. O zaman Ewan’ın Tour’a gidecek bisikletçilerden birisi olduğunu açıklamıştık.”

Matt White, Ewan’ın Tour kadrosuna seçilmemesinin yetersiz sonuçlar sebebiyle olduğunu söylüyor. Dünyanın en iyi sprinterleriyle dolu olacak olan Tour’da, takımı Ewan’a etap galibiyeti konusunda yeterince güvenmemiş. Ewan’ın 2018’deki sonuçlarına bakınınca White’ın sözlerinde haklılık olduğu ortaya çıkıyor.

Ewan, Ocak ayında Tour Down Under’da bir etap galibiyeti aldı, sonra Şubat ayının başında Almeria Klasiği’nde zafere ulaştı. Ancak o günden bu yana birkaç kez zafere çok yaklaşssa da – özellikle Milan-San Remo’da- Ewan’ın bu yıl yalnızca iki bireysel zaferi var. Eğer 10 podyumununun birkaçını zafere dönüştürebilseydi Tour’da da gayet yarışabilirdi.

White açıklamalarında “Eğer Caleb, Tour’a giden yolda beş yarış -hatta bir ya da iki- kazansaydı muhtemelen start çizgisinde olurdu.” dedi. “Ancak gerçekler Caleb’in istediği gibi bir yıl geçirmediğini gösteriyor. Bu yıl yalnızca bir WorldTour zaferi aldı o da Ocak ayındaydı. Kazandığı son yarış ise Şubat ayındaki Almeria Klasiği’ydi. Çok uzun zaman önce.”

“Sprinterler kazanmaları için para alırlar. Bütün yumurtalarımızı, amaçlarımızla birlikte tek bir sepete koyup koymamakla ilgili bir seçim yapmak zorundaydık. Hiçbir şekilde kolay bir karar değildi. Birkaç yıldır Caleb’i geliştirmek için çok emek harcadık. Elinden geldiğince fazla yarış kazanması için etrafına bir takım kurmaya çalışıyorduk ve sadece bu yıl istediğimiz gibi olmadı.”


Ewan son aylarda medyanın odağından uzakta kalmayı seçti. CyclingTips’in yaptığı röportaj isteğini reddetti. Ancak Ewan’ın menajeri Jason Bakker, müvekkilinin yerine konuşmaya istekliydi. 2018’in ilk yarısında gelmeyen zaferlerin hikayenin yalnızca bir parçasını anlattığını söylüyor.

Bakker, CyclingTips’e “Yılın büyük resmine bakalım.” dedi. “Caleb için takımla birlikte açıkça ortaya konan amaçlar Milan-San Remo ve Tour de France’tı, arada iyi sonuç almayı istediği yarışlarla birlikte. Eğer Ortadoğu’daki yarışlara dikkatle bakarsanız birçok kez galibiyeti gerçekten zorlamadan podyuma çıktığını görürsünüz. Fakat o istikrarlıydı, güç topluyor ve kuvvetleniyordu.”

“Yani zirveye doğru hazırlanıyordu … ve sonra açık bir şekilde o gün [Milan-San Remo] zirveyi gördü ve harika bir yarış çıkardı. Belki Nibali’nin mükemmel performansı olmasaydı ve belki de son birkaç kmde olaylar farklı gelişseydi Caleb, Milan-San Remo’yu kazanıyordu.”

“Sanırım Tour de France’a giden yolda da benzer bir strateji uygulandı, erkenden zirveye ulaşmak istemedi. California ve Slovenya turları … sadece örnek olarak vermek için… ciddi bir rakım antrenmanın ardından geldiler. Zirvesine ulaşamamıştı ancak hala podyumdaydı, birçok yarışta zafere ulaşamasa da ilk üçteydi, Temmuz ayında tam anlamıyla hazır olmak için hazırlanıyordu.”

“Sanırım hedeflediği ya da takımla birlikte belirlediği amaçlarda iyi performans göstermeyi hedefliyordu.”

Ewan profesyonel kariyerine Orica-GreenEdge’de (şimdiki Mitchelton-Scott) Ekim 2014’te başladı ve o günden bugüne Avustralyalı takımın formasıyla yarıştı. Bu zaman zarfında gelişti ve olgunlaştı, dünyanın en iyi sprinterlerinden birisi oldu. Takım da bu zaman içerisinde gelişti.

Bir zamanlar sprintleri, tek günlük yarışları ve etap galibiyetlerini hedeflerken Grand Tour’larda genel klasmanı kovalamak takımın en büyük odak noktası oldu.

“Birçok takım gibi bir bütçeyle çalışıyoruz – seçimler yapmak zorundasınız” diyen White açıklamalarına devam ederek “Şimdi sahip olduğumuz takım ilk kurulduğumuz 2012’den farklı bir takım. Kaynaklarımızı yönetmeliyiz ve şu an biraz daha genel klasman hedefine göre hareket ediyoruz aynı zamanda WorldTour yarışlarına da bakıyoruz. Bu yeni dönüştüğümüz şeklimiz.”

Sanırım insanlar bu yolculuğa başladığımız günden bu yana GK kovalayan bir takım olmayı hedeflediğimizi unutuyorlar. Giro ve Vuelta’da şimdiden 7 kez ilk 20 ve 2 podyum derecemiz var. Genç bir kadromuz var. Yates kardeşler 25, Esteban [Chaves] 27-28 yaşında. Bu adamlar hala gelişime çok açıklar ve bu heyecan verici.” dedi.


O zaman bir diğer makul soru: takımın sprint zaferlerine odağını azalttığını düşünürsek bunun Ewan’ın kontratının yenilenmemesinde etkisi oldu mu? Bu yüzden mi ayrılıyor? Matt White, ayrılmanın takımın değil Ewan’ın kararı olduğunu söylüyor.

Ona bir teklif yapma şansımız olmadı. Ne zaman bu kararı verdi bilmiyorum ama kararını vermişti. Ancak onun takımda kalmasını çok isterdik. Yates kardeşlerin ve Caleb’in aynı zamanda kontrat uzatmaları zor bir kombinasyon olacaktı ancak biz Caleb’i bir süre için daha takımda tutmayı planlamıştık.”

“Denedik. Dediğim gibi o sezona iyi başladı. Down Under’ın birkaç etabında şanssızdı. Bir etap kazandı. Şubat ayında iyi gidiyordu ama bazen sprinterleriniz böyle bir sezon geçirirler. Bazen her şey mükemmel gider ve bazen gitmez.”

Görünen o ki Ewan tehlikeyi önceden gördü. Takım gitgide genel klasmana odaklanırken beklediği desteği ve fırsatları göremedi. Bakker’ın perspektifi de bunları destekliyor:

“Caleb son 6 ay - 1 yıldır çok zaman harcadı, geleceğini ve kendine çizdiği rotanın takımın rotasıyla örtüşüp örtüşmediğini düşündü. Sanırım takım Grand Tour’larda rekabetçi olmak konusunda kamuoyunun önünde oldukça açık sözlüydü. Ve bu tamamen ve kesinlikle onların hakkıdır. Ama bu Caleb’in amaçlarına uyacak mıydı? Ona faydası olacak mıydı? Onun hedeflerini gerçekleştirebilmesi için doğru ortam mıydı?”

“Sanırım yolda bir ayrım noktasına geliniyor ve o noktada önemsiz pazarlıklar yapılıp konuşulabilir ama gerçekte iki taraf da aynı yolda mıydı? Muhtemelen değillerdi demek gerekiyor.”


Bakker’ın söylediklerine göre Ewan, TdF konusunda hayal kırıklığı yaşasa da bu durum sprinterle takımı arasında düşmanlık ya da gerginlik yaratmadı.

“Düşünüyorum ki iki taraf da açık bir şekilde farklı rotalar izliyordu. Bu olur ve aslında sorun yoktur ve Caleb için de sorun yok. Sanırım yapılacak en iyi şey bunu kabul edip açık sözlü olmak ve yola devam etmek.”

Bu da bir soruyu gündeme getiriyor: Grand Tour’larda küçülen takımlarla birlikte (bazı kaynaklar daha küçüleceklerini söylüyor) Mitchelton-Scott’ın genel klasman üzerinde artan odağını göz önüne alırsak, Matt White, takımın başka bir yıldız sprintere yatırım yaparak Ewan’ın yerini dolduracağını düşünüyor mu?

“Hayır, aslında düşünmüyorum. Takımda saf bir sprintercimiz yok ama bazı hızlı adamlarımız var. Luka Mezgec, Matteo Trentin ve Daryl Impey – hepsi yarış kazanabilecek kapasitede. Caleb kadar hızlı değiller ancak başka tarzdaki yarışları kazanabilirler.”

Sezonun bitimine birkaç ay kalmışken rakip takıma imza atan bir bisikletçiyle ilgili yönetilmesi gereken bir gerginlik olacaktır. Her sezon takımların uğraşması gereken bir durum olsa da takım tarafından gördükleri muamele yüzünden mutsuz olan bisikletçileri motive etmek zor olabilir. Aynı zamanda takımların bu bisikletçilere sezonun ikinci yarısında daha sakin bir yarış takvimi vermesi de alışılmadık bir durum değil.


Görünen o ki Ewan’ın eline 2018 sezonunun kalan aylarında birkaç fırsat geçecek. White, bu fırsatlardan yararlanmanın Ewan’a kaldığını söylüyor.

Yani top artık onda. Onu yarışlara liderimiz olarak gönderiyoruz. Onun etrafında bir sprint grubu kuruyoruz. Yarışlara geri döndüğünde göstereceği tavır onun kontrolünde. Ancak biz sezonu onun için galibiyetlerle kapatmak istiyoruz çünkü diğer türlü onu yarışlara göndermezdik. Ya da ona uygun yarışlara göndermezdik.”

Binck Bank Tur’una katılacak. Britanya Turu’na sprint lideri olarak katılacak. Onun için altı-yedi fırsat var. Programını bir süredir biliyor, Eylül ortasına kadar ne yapacağını. Bundan sonra onunla ilgili ne yapacağımızı göreceğiz. Japonya Kupası, Guangxi Turu ve tek günlük İtalyan yarışları var.”

Ewan yedi etaplık Binck Bank Tur’uyla (eski ismiyle Enoco Tur) 13 Ağustos Pazartesi günü yarışlara geri dönecek, sonra 2 Eylül’de Britanya Turu’na gidecek. Yeni kontratının ne zaman açıklanacağı şimdilik belirsiz – Bakker bu soruya cevap vermedi – ama eğer Ewan, Lotto Soudal’e gidiyorsa, birçok kişinin tahmin ettiği gibi, bu 2019’da ilk Tour de France yarışına katılma şansı için iyi olacaktır.

Belçika takımının Grand Tour'larda genel klasman hedefi bulunmuyor ve Andre Griepel’in de ayrılmasıyla Ewan takımın bir numaralı sprinteri olacak gibi görünüyor.

Ve hangi yarış bir numaralı sprinteriniz için gezegendeki en büyük bisiklet yarışından daha önemli olabilir ki?

Bu yazının orijinali 7 Ağustos 2018 tarihinde Matt de Neef tarafından CyclingTips.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org dışında yayınlanamaz.

5.08.2018

Greg LeMond: Neler Öğrendim?




İki kez dünya ve üç kez Tour de France şampiyonu olan Greg LeMond bisiklet sporu tarihinin en tepedeki isimlerinden bir tanesi. Tour’u kazanan ilk Amerikalıydı ve Lance Armstrong’un diskalifiyesinden sonra da kayıtlarda Tour’u kazanan tek Amerikalı olarak kaldı.

LeMond’un kariyer başarıları aynı zamanda 5 Tour, 1 Giro etap galibiyetiyle 1982 Tour de L’Avenir ve 1983 Criterium du Dauphine Libere zaferi içeriyor.

Bu galibiyetlerin ötesinde o mandalsız pedalları, aerodinamik kaskları ve zamana karşı gidonlarını herkesten önce kullanmasıyla tanınan bir bisikletçiydi. Bu yenilikçiliği ona “mucit” etiketini kazandırdı. Bisikletten sonraki kariyerine de kadro tasarlayan şirketiyle ve şu an Deakin Üniversitesi’yle karbon-fiber geliştirme ortaklığıyla devam ediyor.

LeMond ayrıca güçlü karakteri, dopinge karşı gösterdiği tavır ve gerektiğinde kazan kaldırmasıyla da ün kazandı. Lance Armstrong’a karşı durdu ve yıllarca bu yüzden hor görüldü hatta Trek şirketi kendisinin bisiklet markasından vazgeçti. Armstrong ise sonunda kariyerinin büyük kısmında doping yaptığını itiraf etti.

Bugün 56 yaşındaki LeMond, hayat derslerini CyclingTips ile paylaşıyor. “Neler Öğrendim” serimizin son bölümünde LeMond geçmişinden, eski takım arkadaşları Bernard Hinault ve Laurent Fignon ile tecrübelerinden, neredeyse ölümüne yol açan 1987 av kazasından, anti-doping duruşundan, şefkatin öneminden ve direnmenin değerinden bahsediyor.

Çocukken dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (ADD) rahatsızlığım vardı. Çılgındım. Kız kardeşim dünya klasında bir jimnastikçiydi. Adamım, benim aksime çok güçlü bir odağı vardı, okulda da harikaydı. Ancak ben bisiklet sürmeye başladığımda zihnim gerçekten açıldı. Egzersiz yapmak beni öylesine etkiledi ki bir anda okuduğumu anlayıp dikkat gösterebilmeye başladım.

Geriye dönüp bakınca ADD’nin atletik başarımda pay sahibi olduğunu düşünüyorum. Ona bir problem olarak bakmaktansa bazı iyi avantajları olduğunu görüyorum. Aşırı odaklanabiliyorsunuz ve genellikle çok yaratıcı ve hayal gücü yüksek bir zihniniz oluyor. Meraklı bir zihin. Ancak günümüz toplumunda münasip olarak adlandırılan o küçük zarfa sığmıyorsunuz. ADD sahibi pek çok insan geride bırakılıyor. Bisikletin hayatımın yönünü gerçekten pozitif bir anlamda kesin olarak değiştirdiğini düşünüyorum.

Ailem bana ahlaki değerler aşıladı. 12 yaşımdayken sahip olduğum her şey için çalışmak zorundaydım. Sinek oltacılığını* keşfettim ve sineğe ihtiyacım vardı. Aslında onu alacak param yoktu ama balık tutmak istiyordum. Bu yüzden Çin yapımı bir sineği çalmaya çalıştım. Çantayı dürttüm ve oltanın elime saplanmasını sağladım. 12 yaşında, etrafa suçlu suçlu bakınan bir çocuk olarak orada duruyordum. Sonra geri döndüğümde 1.80 boyundaki bir adamın arkamda durduğunu ve her şeyi gördüğünü fark ettim. Konuyla ilgilenmesi için annemi aradı. Adamım, annenizi yüz üstü bıraktığınızda… bu çaldığım son şey oldu. Ailem fevkalade bir iş başardı.
Benim hileye bakış açım şudur: Bitişe ulaşmak için 90 derecelik bir dönüş yapmanız gerekiyor ama dönüşü kaçırıp daha kısa bir yoldan direkt bitiş çizgisine varabilirsiniz… Belki bunu yapabilirsiniz ama kendinizi kandırmış olursunuz. Ne anlamı var ki?


Yanlış yöne gitmekten bahsetmişken aklıma 1986 Coors Klasik yarışındaki Bruno Cornillet geldi. Peugeot takımındaydı ve kaçıştaydı. Polis onu bitişe üç, dört, beş kilometre öncesinde parkur dışına yönlendirdi ve sprinti ben kazandım.

UCI, Cornillet’e ilk sırayı vermiyordu. Bunda ısrar ettiler ben de podyuma çıkmayı reddettim. “Birinciliği almıyorum. Mümkün değil.” Sonunda yarış organizatörlerini ve UCI’ı galibiyeti Cornillet’e vermeleri için ikna ettim. 5-6 yıl sonra takım arkadaşım oldu ve bana gelip teşekkür etti.

Ancak bu normaldi, onun kazanması gerekiyordu. Belki bazı yarışçılar o galibiyeti alırdı, kariyerleri için başka bir başarı olurdu. Fakat bu bana ne ifade edecekti? Umurumda değildi. 

Yarışırken çok fazla yarış kaybediyorsunuz bu yüzden eğer bir galibiyet alacaksanız doğru şekilde alın. Bu mentaliteye bağlı kaldığım için memnunum.

Bir av kazasında vurulmak bana bir şeyi özellikle öğretti: hayat çok kısa olabilir. O zamanlar olanı biteni önemsiz gibi göstermek zorundaydık. Ölümden dakikalar uzaklıktaydım. Kanımın yüzde 60-70ini kaybetmiştim ve sağ ciğerim çökmüştü. Beş hafta içerisinde 68 kilodan 53 kiloya düştüm. Bütün kas kütlemi kaybetmiştim.

Sonra Temmuz ayında başka bir ameliyat oldum. Vurulduktan sonra açık mide ameliyatı olmuştum, 22 santim boyundaydı ve attıkları dikiş yüzünden bağırsaklarınızın yapışıp tıkanmalara yol açması normaldi.

Babamla birlikte San Francisco, Chinatown’daydık ve karnım acımaya başladı. Gıda zehirlenmesi yaşadığımı düşündüm ve bağırsak tıkanması olduğu ortaya çıktı. Hayatımda tecrübe ettiğim en acı verici şeylerden bir tanesiydi. Üstelik başka bir operasyon daha geçirmem gerekiyordu.

Sonraki gün PDM ile anlaştım. Beni kabul eden tek takımdı. Yıl bitmeden yarışacağımdan emin olmak istediler. Bir yarışa katıldım ve yarım kilometre bile gidemedim, beni bıraktılar. Mental olarak buradan devam etmek inanılmaz zor oldu.

Geriye baktığımda bisikleti bırakmadığıma şaşırıyorum. Ve muhtemelen geri dönmem için ne kadar zaman gerekeceğini bilseydim muhtemelen bırakırdım. Doğrusu, 1989 Tour’unu kazanmadan hemen önce bırakmaya çok yakındım.

İnsanlar benim en yenilikçi bisikletçi olduğumu söylediklerinde gülümsüyorum. Bu itibardır. Ancak gerçek şu ki meraklıydım ve başkalarının görmediği yerde fırsatı gördüm. Gerçekten benim güçlü yönlerimden birisi olduğunu düşünüyorum. 

Her zaman neden bir şeyi belli bir yöntemle yapmanız gerektiğini düşünürüm. Daha iyi bir yolu var mı? Ve neden bu yolla yapmazsınız?

Paranın dopingde büyük rol oynadığını biliyorum. 2000lerdeki bisikletçileri yargılamayacağım. Yani bazı elebaşları var – bazı elebaşlarının olduğunu ve kurbanlar olduğunu söyleyebilirim.

Demek istiyorum ki herkesin bir şeyler yapma seçeneği vardır ama bu kadar yaygınken ve hüküm sürüyorken “hayır ben bunu yapmayacağım” diyecek bir grup insan bulmak nadirdir çünkü bisiklet sevdikleri şeydir. Bir de üstüne dopingin onlara zarar vermeyeceği söylenmiştir.

Vurulduktan sonra PDM takımıylaydım. PDM ilk doping yapan takımlardan birisi olarak tanındı ancak onlarla birlikteyken bunun farkına varmadım. O yıl sakatlandığım için şükrediyorum çünkü kendimi onların doping konusunda baştan çıkarıcı yöntemlerine karşı koyamayacak bir atlet olarak düşünüyorum.

Bir keresinde eşimle birlikte Eindhoven’da takımlaydık, büyük bir masada oturuyorduk. “Biliyorsun, gerçekten çok ciddi bir kaza atlattın. Sana yardım etmek istediğimizi de biliyorsun. Bu çerçeve içerisinde sana medikal rehabilitasyon sağlamak istiyoruz” dediler. Ancak onların esas bahsettiği rehabilitasyon değildi, medikaldi.

Onların yapmaya çalıştıkları şey buydu. Bisikletçileri doping için ayartmaya çalışırlardı. Doktorlar “Elbette testosteron seviyen üç haftalık etap yarışının ardından düşük. Elbette bu yüzden toparlanman gerekiyor…” derlerdi.

Profesyonelliğe geçtiğim zaman konusunda çok şanslıyım çünkü 92, 93, 94 yıllarında profesyonel olmaktan nefret ederdim. İnsanlar bisiklete dopinge başlamak için girmezler fakat kültür buysa ve yarışmanın tek yolu buysa… 19, 20 yaşındaysanız, hayatınız bu ise, bisikletçilerin bunu neden yaptığını anlayabiliyorum.

İşte bu yüzden temiz spor konusunda tutkuluyum çünkü bisikletçilerin bu seçimle yüzleşmesini istemiyorum. Diyelim ki 93’te profesyonel oldum, tamamen aynı kişi olarak, ama her şeye teslim olmak zorunda kalarak… beni sonsuza kadar değiştirirdi.

Bazen o zamanlar konusunda gerçekten hayal kırıklığı yaşıyorum çünkü 91’de 1990’dan daha iyi sürdüğümü düşünüyorum. Ve gerçekten yarışın… EPO ortalıkla olmasaydı – Tour’un farklı bir şekilde ilerleyebileceğini hissetmiştim. Kimseyi suçlamaya çalışmıyorum, yarışı kimin kazandığıyla ilgili değil – ancak bütün pelotonun hızı yükselmişti ve bu beni bitirdi.

Eğer dopinge teslim olsaydım kariyerimle bu kadar gurur duyacağımı düşünmüyorum. Dopingi “herkes yapıyor” diyerek meşrulaştırabilirsiniz ancak bu sizi yine de etkiler. Farklı bisikletçilerle konuştum ve keşke o zaman periyodunda olmasaydık dediler çünkü baskı vardı. Şimdi daha iyi bir zamanda olduğumuzu düşünüyorum.

Vurulmak beni daha şefkatli biri yaptı. Demek istediğim her zaman şefkatli bir insandım ancak kazadan sonra işler değişti, farklı bir insan haline geldim. Nasıl? Yani kazadan önce, 86’da iyi durumdaydım. Kimsenin benden vazgeçmeyeceğini biliyordum. O Tour’da acı çekmedim.

Ve sonra, geri geldikten sonra her zaman patlamayı bekliyordum. Her zaman, ne zaman patlayacağımı düşünüyordum. O andan itibaren ne zaman sakatlık geçirmiş, diğer ayrıcalıklı insanların sahip olduğu fırsatlara sahip olmayan insanları görsem yaşadıkları acıyı hayal edebildim. İşlerin her zaman dolambaçsız olmadığını hayal edebildim. Bu şanstır. Ben şanslıydım. Hayatta kaldım, bana bir şans verildi. Birçok insan bu şansa sahip değil.


1986 Tour’u sırasında benimle Bernard Hinault arasındaki gerginlikler hakkında çok şey yazıldı. Ancak bizim ilişkimiz genel olarak çok iyiydi. O, o zamanın Eddy Merckx’iydi. Ben 18 yaşımdayken, Cyrille Guimard’ın Renault takımıyla profesyonel olmamışken uçakla benim evime gelmişti. Birlikte koşulara çıkıyorduk. Bana bir kardeş gibi davrandı. Benim için işleri kolaylaştırabilmek için fazladan çaba sarf etti ama bunu aynı zamanda diğer bisikletçiler için de yaptı.

Hinault takım arkadaşlarına çok iyi davrandı. Elbette ödül parasını paylaşması gerekiyordu bu sporun parçasıydı – ama onun bisikletçilerle paylaşması gerekmeyen parayı da paylaştığını hatırlıyorum. Herkese saygılı davranırdı.

Ego yoktu. Demek istediğim o bir liderdi ancak “sen benim maaşlı domestiğimsin, bu takımda sözün yok” şeklinde değil “tamam, yarın atak yapıyoruz” şeklindeydi. Bunun aynı zamanda Renault takımının ruhu olduğunu da düşünüyorum. Bizim yarış şeklimiz şuydu, eğer ben onun için bir kez çalıştıysam o da benim için çalışırdı. O başka bisikletçiler için de çalışırdı. Böylece başarıyı paylaşmış olurduk.

Çok yakın olduğumuz için 1985 ve 1986’da aramızda o kadar yoğun bir duygusal çatışma oldu. İlk yılda ona beşinci Tour’unu kazanması için yardımcı oldum. Sonrasında o da bana 1986’da yardım edeceğini söyledi ama işler gerçekte öyle olmadı.

Guimard hala bizleri yönetiyor olsaydı işlerin farklı olacağını düşünüyorum. O, Hinault’a “sen beşinci galibiyetini Greg sayesinde aldın bu yüzden ödeşme zamanı” derdi. Bu yüzden benim için zor oldu. Hala daha benim için çalıştığını söylediğinde gülümsüyorum. Ortak takım arkadaşımız Jean-Francois Bernard’ın yazdıklarını yakın zamanda okudum, “ah evet, Hinault ona her gün kazık atmaya çalışırdı” yazmış.

İşler öyle bir noktaya geldi ki Coors Klasiği’inde birbirimizle konuşmuyorduk. Olanlar konusunda sinirliydim ancak bu sadece o an için geçerliydi. Şimdi ise hiç yaşanmamış olmasını diliyorum.

Bazen daha acımasız olup bu tip şeylere önem vermemek isterdim. Ancak ABD’deki CEOların yüzde 25i sosyopattır. Bir sürü çok başarılı insan sosyopattır. Ben değilim. Duygularınız olmadığında, insanlarla empati kurmadığınızda işler kolaydır. Ancak ben bu şekilde çalışmam. Bu yüzden bunu değiştirmem.

Guimard bana kendime gerçekten daha fazla güvenmem gerektiğini öğretti. Bitiş çizgisini geçmeden hiçbir şeyin bitmediği, söylediği en önemli şeylerden bir tanesiydi.

Üstüne bastığı konulardan bir tanesi yarışı öylece bırakamayacağınızdı çünkü bu sefer çok kolay hale gelir. Hayatım boyunca en güçlü yanımın direnmek olduğunu düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse: Şu anki pelotondaki ya da benim yarıştığım pelotondaki bisikletçilerin büyük kısmının benim gibi vurulsalar kariyerlerine devam edebileceklerini düşünmüyorum.  İki yıl boyunca alay konusu oldum, eleştirildim, bana gülündü. Birçok insan bırakırdı.

Benim gücüm bu oldu, yolda kalmak. Ve bu benim hayatım boyunca devam etti… Son 10-15 yıldır bazı zor, stresli zamanlardan geçtim. Bir şeyin arkasından beklenmedik başka bir şey çıktı ve bu birçok insanı zayıf düşürürdü.

Şimdi neden bisiklette iyi olduğumu görüyorum. Eğer bir hedef, bir görev belirlersem ona bağlı kalırım. Tek istisna, eğer mantıksal açıdan devam etmek anlamsızsa olur.


Bunu göz önüne alırsak eğer kariyerimin sonlarında neler olduğunu bilseydim, birçok bisikletçinin EPO kullandığını, hiçbir şansım olmadığını, onlara karşı yarışarak sadece vücudumu harap ettiğimi, muhtemelen 1992’de yarışmayı bırakırdım. Ancak neler olduğunun farkında değildik. Performans kazanımlarının ne olduğunu kimse bilmiyordu.

O zamanlar da bu direnme mentalitesine sahiptim, av kazasından geri dönerken olduğu gibi. Bu yüzden kendimi bitap düşürmeye iki üç yıl daha devam ettim.

Bunun sonucu olarak gerçekten ama gerçekten yıprandım. Kas miyopatisi teşhisi konuldu, biyopsi yaptılar yani sonuç tutarlıydı. Fakat mitokondriniz toksinler tarafından etkilenir. Vurulmamın sonucu olarak vücudumda kurşun vardı ve sanırım EPO kullanan insanlarla rekabet etmeye çalışırken o kadar zorlanmıştım ki bünyem ve mitokondrilerim etkilendi. Fazla bisiklet sürdüğünüzde vücudunuz mitokondrilerinizden kalsiyum çeker fakat benim vücudum kurşun çekiyordu ve bunun etkisi büyük oldu.

O dönemde tanıştığım, aşırı yorgunluk belirtileri gösteren diğer tek bisikletçi Laurent Fignon’du. 2008 ya da 2009’da konuştuk ve bir noktada kollarını kaldıramayacak kadar yorgun düştüğünü söyledi. Ben de “Vay be, ben de Roger Legeay’a kollarımı kaldıramayacak kadar yorgun olduğumu söylerdim” dedim. Laurent de hiçbir zaman grand plateau’ya (büyük halka) giremediğini söyledi. Eğer büyük halkanıza giremiyorsanız, silinirsiniz.

Fignon ile aramdaki fark hatta Andy Hampsten gibi bazı bisikletçiler ve diğer bisikletçiler arasındaki fark şuydu: Eğer genel klasmanda yarışmayan tipik bisikletçilerden biriyseniz sınırlarınızı zorlayana kadar sürer sonra da sınırlarınızın altında sürersiniz çünkü yarışı bitirmeniz gerekir.

Bizim için ise, 10 yıllık yarışmanın ardından pelotondaki yerinizi bilirsiniz. Biliyordum ki eğer antrenmanda iyi sürüyorsam Bugno, Chiapucci ile birlikte önde olmalıydım. Ancak değildim. Patlayana kadar devam ediyordum. Ve bu Laurent’in de yaptığını söylediği şey. Patlayana kadar iki yıl devam etti. İki yıl boyunca bunu yapmak sizi kronik olarak aşırı çalışmış bir hale sokar.


Ben ve Laurent arkadaştık. 89’da büyük bir savaşa girdik. Yarışarak sonuna kadar savaştık. Ancak dürüst olmak gerekirse onun yarışı kaybetmesine üzüldüm çünkü o da benim zirveye geri dönerken yaptığım gibi çabalamıştı. Daha sonra 97’de buluştuk. Sonra 2008’de tekrar buluştuk, bisiklet sürdük, yemek yedik, sonra 2009’da yine.

İyi anlaştık. Biz birlikteyken insanların bana “Greg, Greg, ’89, ne büyük işti”  sonra Fignon’a “ah, nasıl kaybedebildin?” demeleri onun için acı verici tek şey olduğunu düşünüyorum.

Ve ben orada onun yanında durup buna şahitlik ediyordum. Hayal edin, iki zaferi ile değil o tek mağlubiyeti ile hatırlanıyor.

Laurent, 1989 Tour’undan sonra bir daha asla Champs Elysees’ye dönmedi. Hayal edin. Bunun için neredeyse Tour’u geri verebilirdim. Yarışmak benim için o kadar önemli değildi.

Bu yazının orijinali 1 Haziran 2018 tarihinde CyclingTips.com adresinde Shane Stokes tarafından yayınlanmıştır. Yazı içerisindeki fotoğraflar Shane Stokes ve Cor Vos tarafından çekilmiştir.

Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kullanılamaz.

18.02.2018

Fernando Alonso ve Bisiklet Takımı Gerçekleri



Takvimler 2 Eylül 2013’ü gösterdiğinde bisiklet dünyasına C-4, F1 dünyasına ise ses bombası gibi düşen bir haber gündeme geldi. Ferrari pilotu Fernando Alonso sıkıntılı günler yaşayan ve kapanması beklenen Bask ekibi Euskaltel-Euskadi’nin UCI World Tour lisansını alacak, böylelikle 2010’daki bir röportajda dile getirdiği bisiklet takımı sahibi olma hayalini gerçekleştirecekti. Bisiklet sporuna çok daha fazla ilgi çekebilecek bu proje bugüne kadar gerçekleşmedi.


Bazıları Alonso’nun o dönemde Ferrari ile yaşadığı sıkıntıların ve kariyerine yön çizememenin bu projeyi sekteye uğrattığını söyledi, kimisi iki spora da yeterli vakit ayıramayacağı için yarış kariyeri bitene kadar beklemesinin önerildiğini yazdı ve kimileri ise (adı lazım değil baş harfi Ö) Fernando Alonso’nun karakter eksikliğinden muzdarip boşa sallayan bir insan olduğunu öne sürdü. Fakat artık sır perdesi aralanıyor, ArtemioFranchi.org yazarı aydın insan Ögeday Karabulut sizler için bu çalkantılı dönem hakkında çok ciddi araştırmalar yaptı (Google>Ara>Fernando Alonso, Euskaltel-Euskadi, Cycling, Fail, Liar Alonso, is Fernando Alonso honorless?, hot F1 Grid Girls nude) ve gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

2013’te çıkan haberler Alonso’nun sponsorlarının da desteğiyle Euskaltel-Eustadi’ye UCI World Tour lisansı alacağı ve 6 milyon euroya yakın bir yatırım yapacağıydı. 2015 yılına kadar takımla kontratı olan bisikletçilerin kontratları devam edecekti. Yani takımda köklü ve ani değişiklikler yapmak yerine var olan yapı korunarak değişim yıllara yayılacaktı. Takımın halihazırdaki en başarılı ismi Samuel Sanchez’in etrafına uluslararası bisikletçiler katarak yıllar içinde global bir değer haline gelmek amaçlanıyordu. Takımın ismi ise Fernando Alonso Cycling Team (FACT) olacaktı. FACT (TR: Gerçek; slogan olarak kullanıldığında daha etkili bir kelime) kısaltmasındaki kelime oyunu da gözlerden kaçmayacak ve Alonso’nun ne kadar içten pazarlıklı bir şahsiyet olduğunu gözler önüne serecekti. İnternet sitesinden yaptığı açıklamada takımın “şeffaflık ve sıfır tölerans” değerleri üzerine kurulacağını açıklayan Alonso bisiklet dünyasındaki yozlaşmadan bıkmış spor sevdalılarına göz kırpmayı ihmal etmiyordu. Yaban çakalı.

Bu haberin bisiklet severlere getirdiği mutluluk yaklaşık 21 gün sürdü. Euskaltel ve Alonso cephesinden gelen açıklamalar yapılan prensip anlaşmalarına ve olumlu açıklamalara rağmen projenin kesin anlaşmasının yapılamadığı yönündeydi. Euskaltel “KAPATIYORUZ” pankartını vitrine asarken, Fernando Alonso da “sonuna kadar denedik ama 2014 yılı için bir bisiklet takımı kurmanın imkansız olduğunu anladık” diyordu. Bisiklete olan tutkusuna en ufak bir zarar gelmediğini açıklayan Alonso’nun gerekirse sıfırdan tırnaklarımızla kazıya kazıya gurur duyacağımız bir takım kuracağız açıklamalarıyla takım satın almayacağı yavaş yavaş belli oluyordu. Güvenilir kişilerden (Ö.K.) gelen Alonso’nun bu işi paravan olarak kullanıp bir titan zinciri kurup kurmadığı soruları ise “saçmalama o öyle bir insan değil” denilerek geçiştiriliyordu.

-Pamuk mu polyester mi? Çin GP'sine gidince ucuza yaptırırım bunu sen pahalıya almışsın.

Yaklaşık bir yıl sonra 29 Mayıs 2014’te Fernando Alonso 2014 Giro d’Italia’nın 18. Etabını ziyaret ettiğinde haberler tekrar harlandı. “Takımımızı Aralık ya da Ocak gibi kurmaya karar vermiştik ancak şu an Mayıs ayındayız hatta Haziran oldu” diyerek zaman kavramı ve planlamayla da arasının çok iyi olmadığını gösteren Fernando Alonso “üstünde çalışıyoruz ancak lisans alana kadar beklememiz gerekiyor, lisans için son tarih de Kasım ayında. Ağustos 1’e kadar da kurallar gereği bisikletçilerle görüşmemiz bile yasak ve bu yüzden o zamana kadar her şey söylentiden ibaret” açıklamalarıyla yine bahanelerin arkasına saklanıyordu. Menajeri olan Luis Garcia Abad’ın açıklamaları UCI’ın Alonso’ya “sıfırdan takım kurmakla uğraşma git hazır takım al” dediği Alonso’nun ise işi kendi yöntemiyle halletmekte ısrarcı olduğuydu. “Gelecek yıl da arabada olmayı ancak takım direktörü olarak olmayı istiyorum” diyen Alonso’nun yanında oturan isim ise iki kez dünya bir kez de olimpiyat şampiyonu (2004 Atina) olan isim Paolo Bettini’ydi. Bettini bu proje uğruna kandırılarak İtalya milli takım baş antrenörlüğünü bırakmış bir isim olarak çok yakında pişman olacağından habersizdi. Kendisine ilerleyen paragraflarda değineceğiz.

Alonso’nun gönüllere boş yere umut tohumları ektiği Ekim ayının başında ortaya çıkacaktı. UCI Başkanı Brian Cookson; kardeşim başvuru tarihi geçti, bize gelen giden belge yok, ne tıkırtı var ne şıkırtı var Alonso ne arar la bazarda minvalinde açıklamalarla bisiklet sevdalılarına artık aklınızı başınıza alın bu dolandırıcının kurbanı olmayın diyordu. Bir yandan da ayıp olmasın diyerek “bu sene gitti ama gelecek yıl için ProContinental takım kurabilirler o yönde bir beklentimiz var, beklemedeyiz” diyerek Alonso’ya kapıları tamamen kapatmıyordu. İşin detayına inildiği zaman topun tamamen Alonso’da olduğu Cookson’ın “ona gereken her bilgiyi verdik ve planlarını bize anlatmaya hazır olduğunda dinlemeyi dört gözle bekliyoruz. ProContinental seviyesinden başlayarak yükselmeye hazır olduğunu ve mutlu olacağını bize söyledi.” açıklamalarından anlıyorduk.

Bir ay sonra Mexico City’de EFE haber ajansına konuşan Fernando Alonso “bir sürü nedenden ötürü” 2015 yılı için bisiklet takımı kurma işinin yattığını açıklıyor, F1 ve bisikletin bir araya gelebileceğini ve gelecekte bunu yapmak istediğini söylüyordu. Bisikletçileri överek kendini kurtarabileceğini zanneden İspanyol “F1’in bisikletten eksik kaldığı yönler var. Takım çalışması ve fedakarlık gibi.” diyerek bir yandan Ferrari’deki başarısızlığını ima yoluyla takıma yıkmaya çalıştığının farkına yalnızca yaban çakalı kişiliğini bilenler varıyordu. “Bisiklette de F1’deki teknoloji yok. Bisikletler kurallarla sınırlanmış ve teknolojik olarak gelişmemişler” açıklamasıyla siz ilkelsiniz demeye getiriyordu. Ancak şanlı bisiklet sporu çok geçmeden gizli motorlu bisiklet skandallarını ortaya çıkaracak ve kendisinin ne kadar haksız olduğunu ortaya serecekti. İşte hiçbir şeyden haberi olmayan adam bu işe girecekti bir de düşünün sayın okurlar. “Bisikleti seviyorum, her gün 100 km üzerinde bisiklet sürüyorum.” açıklamalarına kimse atma Ziya diyerek müdahale etmediği için durmayan Alonso “ancak sakince amatör seviyede çalışmak başka bir şey profesyonelce yapmak bambaşka” diyerek bilinmeyeni bildiriyor görünmeyeni gördürüyordu. Teşekkürederiz.swf.

-Şurada dolandırılacak birileri var galiba çabuk.

Ocak 2015’te aklı başına gelip dolandırıldığını hala anlamayan Paolo Bettini, La Gazzetta dello Sport’a “2014 Alonso’nun bisiklet projesi için yanlış bir yıldı” açıklamasını yapıyordu. Proje neden yürümedi diye sorulduğunda “Çünkü her şey Fernando için yanlış yılda oldu. Onun işi F1 pilotluğu yapmak. Ferrari’de herkesin bildiği değişiklikler olmaya başladı, Alonso da takım değiştirmek için hazırlıklara başladı.” diye cevap veriyor, hala parçası olduğu saadet zincirinin farkına varamıyordu. “Takımı için çok kritik bir yıldı ve onlara konsantre olmak zorundaydı, bu kadar etkileyici ve aynı zamanda emek isteyen bir proje için hiç zamanı yoktu, yani bütün proje beklemeye alındı” açıklamalarıyla derdini anlatmayı sürdüren Bettini kendisine yöneltilen “e siz işsiz kaldınız ne olacak tazminat filan?” sorularına ise “Hukuksal olarak bir sıkıntı yok, öyle bir şeyle ilgilenmiyorum. Beklemedeyiz, Fernando hala gelecekte bir takım sahibi olduğunu görüyor. İnanması güç biliyorum özellikle Euskaltel’i satın alma girişiminden sonra ama birçok kez konuştuk ve sizi temin ederim o işinin ehli ve tutkulu birisi. Aynı zamanda gururlu, bu hikayenin böyle bitmesini istemiyor.” diye cevap veriyordu. Bir ay kadar önce Fernando’nun kendisinden özür dilemesiyle dostça ayrıldıklarını belirten Bettini “ilerde bana ihtiyacı olursa haber versin koşullar uygunsa ve boştaysam görüşürüz” cümlesiyle de aklının başına pek gelemediğini gösteriyordu.

Ve gelelim 2017’nin Kasım ayına. Elconfidencial.com adresinde görev yapan şerefli, onurlu, gözü pek gazeteciler Fernando Alonso’nun bisiklet takımı serüveninin Panama Papers ile olan bağlantısını haber yapıyorlardı. Bisiklet takımı mevzusunun bisikletçiler arasında hafif tabirle “goygoy” malzemesi olduğuna dikkat çeken ekip bu işe “Bisiklet dünyasının El Dorado’su” yakıştırmasını yapıyordu. Yani söylenti ve beklenti boldu ama ortada bir şey yoktu. Alonso’nun macerasını kısaca özetleyen gazete, 2015’te takımın start almasına bir adım kaldığını Panama Papers’tan görebildiğimizi açıklıyordu. Ancak “İspanyol takımı” kimliğiyle bağdaştırılan takımın merkezinin Malta olduğu da bu sızıntıda ortaya çıkmıştı. Fernando Alonso, İspanyol bisiklet severlerin gönüllerine girmeye çalışırken takımını Malta’ya yerleştiriyordu. Alonso’nun menajerinin (Luis Garcia Abad) Katar yatırım fonu olan Novo Holding ile bir araya gelip Revolution Holdings’i Malta’da kurduğu belgelerle kanıtlanmıştı.

El Confidencial tarafından iletişime geçilen Garcia Abad takımın herhangi bir İspanya bağlantısı olmadığını doğrulamış, ne sponsorların ne de ana merkezin İspanya bağlantısı olmadığını söylemiş. “İspanya’da projenin sponsorlar tarafından ilgi görmemesi yüzünden birçok potansiyel sponsorun yabancı olduğu doğru” açıklamasını yapan Abad takımı neden İspanya’da kurmadınız sorusuna da “İspanyol hisse grubu sermayenin ancak yüzde ellisini toplayabildi, diğer üçüncü parti grupların ise İspanya ile ilgisi ya da bağlantısı yoktu. Bu tarz geliştirme projelerinin çoğunda olduğu gibi bizim de İspanya’da ana şirket kurmak gibi bir niyetimiz yoktu” diye cevaplamış.

Burada akıllara gelen soru şu: Alonso’yu yakından tanıyan İspanyol sponsorlar bu işin bir ponzi, bir dolandırıcılık, bir titan, bir Kenan Şeranoğlu, bir Jet Fadıl girişiminden daha güvensiz olduğunu düşündükleri için mi bu projeye destek vermediler? Sadece soruyorum!

El Confidencial’in haberine göre Malta 2003’ten beri (çift vergilendirme anlaşmasının imzalandığı tarih) İspanyollar için vergi cenneti olarak kabul görmese de OECD tarafından vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelerden birisi. Malta birçok şirket için cazip bir ülke: İngiliz sisteminden uyarlanmış tanıdık bir vergi sistemi, AB üyeliğinin getirdiği güvenceler, %5 civarına kadar düşürülebilen gelir vergileri gibi avantajlar var. Bir bisiklet takımı kurma hayali olduğunu söyleyen Alonso’nun bunlarla ne işi olabilir, ne amaçlamaktadır? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Vekalet versen elinden her şeyini alır, tipe bak.

Garcia Abad, El Confidencial’e gönderdiği belgelerle takımın hiçbir avantajdan faydalanmadığını ve İspanyol Hazinesi’nin Revolution Holdings Limited’ın varlığından haberdar olduğunu kanıtlarken tek bir Euro fatura kesmediğini de belgelemiş. Abad neden iş yürümedi konusunda ise “Sponsorlarla pazarlıklar gösterdi ki herkesin istediği gibi bir bütçeyi oluşturmak mümkün değildi ve istediğimiz gibi takımı 2016’da hazır hale getiremezdik. Bu gerçek ve ortaklarımızla olan belli farklılıklar projeyi önce durma sonra da iptal olma noktasına getirdi. Malta’daki şirket hala inaktif durumda ve tasfiye süreci başladı.” açıklamalarını yapmış.

Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise 15 prensip anlaşmasına varılmış bisikletçinin olduğu ve takımın altyapısının yüzde yetmişinin hazır olduğu. Bazı kaynaklara göre Alonso’nun anlaşmaya vardığı (ağına düşürdüğü) bisikletçilerden birisi de bisikletin sansasyonel ismi Peter Sagan’mış. Projeden kendisine hayır gelmeyeceğini anlayan Sagan o sezon Tinkoff ile anlaşmaya karar vermiş. Aynı kaynaklar Alonso’nun Cannondale-Tinkoff birleşmesinden sonra boşa çıkacak Pro Tour lisansının peşinde olduğunu da belirtmiş ancak bu iş de gerçekleşmemiş.

Tarih 18 Şubat 2018. Formula 1 sezonunun açılmasına kısa bir süre kaldı, Fernando Alonso’nun bisiklet takımıyla ilgili herhangi bir gelişme yok. Bisiklet severlerin kalplerini kırdı, umutlarını çaldı, karşılığında güzel birkaç sözden başka hiçbir şey vermedi. Şimdi ise orada da yarışacağım burada da yarışacağım diye kapris yaparak koca yarış takvimlerini değiştirtiyor. Uyanın artık spor severler uyanın.

Fernando Alonso
Bisiklet camiasının
Dolandırıcısı o

Uyuma bisikletçi uyuma.

Kaynaklar:

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/cycling/10282106/Fernando-Alonso-rides-to-rescue-of-threatened-Basque-cycling-team-Euskaltel-Euskadi.html

http://www.bbc.com/sport/cycling/24211808

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-still-aiming-launch-cycle-team-2015-124728

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-cycling-team-will-happen-2015-143067

http://road.cc/content/news/140729-paolo-bettini-says-2014-was-wrong-year-fernando-alonso-cycling-project

https://www.elconfidencial.com/economia/paradise-papers/2017-11-08/fernando-alonso-cycling-team-malta_1473384/

7.02.2018

Start Finish #8: F1 Camiasının Bisikletle İmtihanı


Formula 1 sürücülerinin hepsi; sezon hatta yarış aralarında fit kalmak, güçlenmek, stres atmak gibi amaçlarla diğer spor dallarına yöneliyorlar. Gridde en çok tutulan sporlardan biri de bisiklet. Antrenmanlar öncesi pistlerde atılan toplu turların birçoğunda bisikletle rahat rahat gezen pilotlara şahit oluyoruz. Ben de bloğumuzda sıkça yer verdiğimiz bu iki spor dalını hayatlarında daha fazla bir araya getiren isimleri kısaca derledim. Tabi çoğunlukla bisiklet süren insandan ziyade kazaya karışan insan haber olduğu için isimlerin çoğu kazalarla gündeme geldi. Yoksa Instagram’da sürücüleri takip ettiğiniz zaman özellikle yaz aralarında üçüncü sınıf bir bisiklet yarışı kadar çok hikaye ve fotoğraf görebiliyorsunuz.

Kevin Magnussen

2015 yılında McLaren’in yedek pilotu olan Magnussen, Singapur GP’si öncesi bisikletten düşerek kafileye katılamamıştı. Kaza sonrası elinde kırık meydana gelen Magnussen “en iyisi dört tekere devam etmek” şeklinde bir tweet atarak kendisiyle dalga geçmişti.

HABER (İngilizce)

Valtteri Bottas

Mercedes’in beklentileri aşan sürücüsü Valtteri Bottas da özellikle Instagram’da sıkça bisiklet üzerinde gördüğümüz isimlerden bir tanesi. Paylaştığı hikayelerde daha çok bisiklet üstünden görüntüler olsa da kendisi fotoğraflarda bisiklet ve manzarayı kombinlemeyi daha çok seviyor. Misal: 1, 2.
Bottas bisiklete olan sevgisini bir adım ileriye götürmüş ve her yıl Valtteri Bottas Duathlon adı altında bisiklet + koşudan oluşan bir yarış düzenliyor. Kendisi de bu yarışlara aktif katılım gösteriyor.

Mark Webber

Richie Porte gibi bir Avustralyalı olan Webber de yıllar önce bisikletle kazaya karışan isimlerden. 2008 yılında, Red Bull için pilotluk yaparken, Tazmanya’da kendi düzenlediği hayır etkinliğinde yarışırken karşıdan gelen arabayla kafa kafaya çarpışan Webber bacağını kırmış. Başarılı bir ameliyat sonrası ise 2009un ilk yarışı olan Avustralya GP’ye yetişmiş.
Bu arada düzenlediği etkinlik de dağ bisikleti, kano ve trekkingden oluşuyormuş: Mark Webber Pure Tasmania Challenge. Yakışır.

Fernando Alonso
Bisiklet sevdalısı olan İspanyol bundan beş sene önce “Euskaltel Euskadi’yi satın alacak” üç sene önce de “Kendi bisiklet takımını kuracak” gibi iddialarla gündeme gelmişti. Çeşitli sebeplerden dolayı iki planını da gerçekleştiremeyen Alonso nadiren de olsa planlarının sadece ertelendiğini söylüyor. Ayrıca kendisi fırsat buldukça pedallamaktan geri durmuyor.

Daniel Ricciardo
Gridin sempatik yüzü Daniel Ricciardo özellikle dağ bisikleti kullanmayı çok seviyor. Geçtiğimiz sene sezon başlamadan önceki bir hazırlık videosunda fitness tavsiyeleri verirken, dağ bisikleti ile çıktığı kısa bir parkura da eşlik etmiştik. Ayrıca takım arkadaşı Max Verstappen ile bisiklet üzerinde Abu Dabi pistini gezdikleri bir video da mevcut.

Marcus Ericsson
1.5 yıl önce Tayland’da bisiklet sürerken bir tavuğa çarparak tarihe geçen Marcus Ericsson, kazadan sonra “45 km hızla giderken (büyük) bir tavuğa çarpmayı önermiyorum ama yaralarım sarıldı ve hafta sonuna hazırım” şeklinde bir tweet atmış. Daha sonrasında ise “tavuk iyi, koşmaya devam etti, Tayland’da bu tavuklara ne yedirdiklerini bilmiyorum ama bu güçlüydü” demiş.

HABER (İngilizce)

Toto Wolff

Bu camiada sadece sürücüler değil, takım patronları da bisikletten ve kazalardan nasibini alıyor. Mercedes patronu Toto Wolff de 2014 yılında geçirdiği bisiklet kazası sonucu omzundan sakatlanmış. Wolff kaza sonrası “şimdilik işi profesyonellere bırakmaya karar verdik, Lewis ve Nico 300 kilometrede teker tekere giderken bizim 30 kilometrede gidebildiğimizden daha iyiler” açıklamasını yapmış.

HABER (İngilizce)

Jenson Button

Sansasyonların adamı Jenson Button, bir bisiklet yarışına katılıp da “çok hızlı gittiği için” diskalifiye olmayı başarmış. Bir Ironman etkinliğine katılan İngiliz; yüzme, bisiklet, koşu* branşlarının hepsini başarıyla tamamlasa da bisiklet etabında güvenlik sebebiyle hız limiti konulan kısımda hız limitine uymadığı için elde ettiği üçüncülükten olmuş.

HABER (İngilizce)

*düzeltme için McDennis08'e teşekkürler.

Nico Rosberg

Rosberg’in bisikletle olan ilişkisi biraz farklı. 2016’daki şampiyonluğunu “bisikleti bıraktım başarıya ulaştım” diyerek açıklamış. O sezonki yaz arasında bisiklet sürmeyi bıraktığını söyleyen Rosberg, bunun sonucunda 1 kg verdiğini, bunun da vücudun en ağır kaslardan biri olan bacak kaslarından gittiğini açıklamış. Araç ağırlık limitindeyken vücuttaki bir kilogramın tur başına 0.04 saniyeye mal olduğunu söyleyen Rosberg, Japonya GPsinde verdiği 1 kg sayesinde pole pozisyonunu aldığını, bunun da Lewis Hamilton’ın kafasını karıştırarak startta hata yapmasına yol açtığını iddia etmiş. Bir şey diyemiyorum haklı olabilir ya da sadece Hamilton konsantrasyonunu kaybetmiştir Rosberg kendine pay çıkarıyordur. 

Sonuç olarak bisikleti bırakıyoruz başarılı günlere yelken açıyoruz arkadaşlar, Fırat’la da konuşuyorum bloğu kapatıyor, haydi görüşürüz…

HABER (İngilizce)

Porte Geçmişe ve Geleceğe Bakıyor



Avustralya’nın güney kıyısındaki Tazmanya adasında büyüyen BMC Racing bisikletçisi Richie Porte, kendisini dünyanın en iyi etap yarışçılarından biri olarak kabul ettirmek için çok yol aldı. Son iki Tour de France kazanma girişimini yaşadığı kazalar bozsa da bu sene kötü şansını geride bırakmayı umuyor. 33 yaşındaki dost canlısı isimle bu egzotik adadaki kökleri, bisiklet yarışçılığı ve arkadaşlık hakkında konuştuk.


Peloton Magazine: Richie sen sıklıkla Avustralyalı diyip geçmek varken Tazmanyalı bir yarışçı olarak tanımlanıyorsun. Bu senin için ne anlama geliyor. Birçoğumuz sadece Tazmanya Canavarı’nı biliyor ama adana ait çok daha fazlası olmalı. Tazmanyalı olmak nasıl bir şey? Mesela Avustralyalılar sizi belli bir şekilde kategorize ediyor mu? Köklerinle oldukça gurur duyuyor görünüyorsun. Son olarak Tazmanyalı bir çocuk nasıl WorldTour bisikletçisi oldu?

Richie Porte: Oh, bu farklı bir dünya. İnsanlarla Tazmanya hakkındaki konuşmalarımın yarısı onlara Avustralyalı olduğumuzu açıklamakla geçiyor. Avustralya pasaportuna sahibim. Anakara Avustralyalıları her zaman Tazmanyalılarla dalga geçer, çok ufak bir adamız olduğu için bizle eğlenirler. Ancak bu durumun örnek olarak Sardunya’nın İtalya’yla ya da Korsika’nın Fransa’yla olan ilişkisinden bir farkı yok.

Benim için Tazmanya sadece dünyanın güzel bir parçası… ve ayrıca insanlar da iyi! İnsanlar gerçekten çok rahat belki anakara Avustralyalılarından bile daha rahatlar. Tazmanyalı olmaktan gurur duyuyorum. Geri dönüp tamamen rahatlayabildiğim tek yer. Monako’da [Avrupa’daki evi] hiçbir zaman yüzde yüz rahat değilim. Bazı açılardan Tazmanya gerçek Avustralyadır. Avustralya sakinliğiyle bilinir ve Tazmanya oradan daha sakindir. Tazmanya’da evden çıktıktan sonra 15 dakika boyunca hiç kırmızı ışık görmeyebilirsiniz. Orada olmayı seviyorum. Bisiklet sürmek için şahane bir yer. Bütün gün iniş ve çıkışlar var ayrıca her zaman da diğer rüzgarlara galip gelen bir pruva rüzgarı [karşıdan esen rüzgar] mevcut. Favori tırmanışım, 2000 metrelik tırmanış boyunca dönen 135 kilometrelik yol. Bu size nasıl bir şey olduğuyla ilgili güzel bir fikir veriyor. Burada devasa dağlar yok ancak her zaman iniş çıkışlar var, muhteşem doğal parklarla birlikte.

Çocukken triatlona başladım ve bisiklete geçmeden önce bu yolda ilerleyebildiğim kadar ilerledim. Ebeveynlerime ve diğer birkaç insana Avrupa’ya gidip profesyonel bisikletçi olmam konusunda teşekkür etmem lazım. Bayağı sıkı bir yolculuk oldu ancak bu herkes için böyle.



Alberto Contador ve Chris Froome gibi şampiyonlarla çalıştıktan sonra Porte BMC ile yuvasını buldu.

Peloton: BMC’de takım lideri olmadan önce kendini ispatladın diyebiliriz, Alberto Contador ve Chris Froome için yarışarak. Bu şampiyonlardan neler öğrendin?

Porte: Aslında Alberto ile sürdüğüm 2011 yılında yapabileceğim pek bir şey yoktu. O sene kendisine Giro d’Italia’da eşlik ettim ve o kadar güçlüydü ki o kadar yardıma ihtiyacı olmadı. Pelotondan ayrılmaya yardım etmek için önde sürerdim ama bu kadardı. Dürüst olmak gerekirse muhtemelen Chris’ten daha çok şey öğrendim. Chris, Brad’in [Wiggins] gölgesindeyken onunla bir bakıma ahbaptım. Chris hakkında söyleyebileceğim şey hem bisikletin üstündeyken hem de yerdeyken son derece profesyonel olduğu. Efor sarfetmekten hiç kaçınmaz. Mental olarak her zaman çok güçlüdür.

Ve yarış sırasında hiçbir şeyi hediye etmez. Geçen yılki Dauphine’e bakın [Porte son gün lider mayosunu giyerken Froome’un Sky takımı final etabının başında atak yapmış ve yarışı karıştırmıştı – sonunda Froome da kaybetmiş, Astana’dan Jakob Fuglsang’ın zaferi kazanmasına yol açmıştı.]. Sanırım büyük yarışları kazanacaksanız böyle olmanız gerekiyor.
Şahsen bunu yapabilir miydim bilmiyorum. Kendimi arkadaşlarına biraz daha sadık biri olarak görüyorum. Örnek olarak, Tazmanyalı dostum Will Clarke’a yarış sırasında zarar verecek bir hamleyi asla yapmam. Bunu bir arkadaşa asla yapmam. Ancak Chris böyledir. Kimseye eyvallahı yoktur.


Peloton: Peki Chris’in Vuelta a Espana’daki doping testini geçemediği haberini nasıl karşıladın?

Porte: Sadece bekleyelim ve görelim. Kendisini savunması gerekiyor. Ancak gün sonunda bisiklet sporu iki türlü de kazanamayacak. Devasa bir utanç.

Peloton: Richie sen dünyanın en iyi tırmanışçılarından birisin. Fakat gün geçtikçe iniş yarışlarda daha büyük rol oynamaya başladı. Senin gibi ufak bir adam inişlerde dezavantajlı olduğunu düşünüyor mu?

Porte: Evet ufak olmak biraz daha zor oluyor. Tour’daki kazama dönüp baktığımda; insanlar ileri geri konuşuyordu ancak ben Le Mont du Chat’ın dibine kadar Chris, Jakob Fuglsang ve diğerleriyle birlikte indim. Risk alan birisi değilim ama rahatça iniş yapabiliyorum. Ancak kaza yaptığım o gün, frene dokunduğum anda arka tekerleğim kilitlendi. Bu bisikletin bir parçası, yükselmeli ve alçalmalısınız. Gün sonunda eğer Nibali gibi pelotondaki en iyi inişçilerden biri kaza yapıyorsa başka bir ismin de büyük bir kaza yapmasının da an meselesi olduğunu düşünürüm. Benim için o kazayı yapmak ve koltukta oturup kaza hakkında düşünmek için fazla süremin olması, kazayı mental olarak atlatmamın biraz zaman alacağını anlamamı sağladı.

Peloton: Bu -çılgın inişler- gelecekte psikolojik olarak kendini hazırlayabileceğin bir şey mi?

Porte: Evet, yüzde yüz! Tassie’den, psikiyatr olan bir arkadaşım var ve elbette bu konuya değindik, çünkü sonuçta bu büyük bir travma. Birisinin kötü bir araba kazası geçirmesinden farkı yok. Tepeden aşağı inmeye başladığınız anda bu endişeler başlıyor… ama sonuçta bu bir bisiklet yarışı ve zemine ulaşmak zorundasınız. Bununla birlikte kariyerimde bisiklet yarışının en önemli şey olmadığı bir noktaya doğru ilerliyorum -Mayıs ayında bir bebeğimiz olacak-.

Peloton: Geçen sezona harika bir başlangıç yapmıştın. Kendini yine aynı seviyede hissediyor musun ve yine benzer bir takvimin olacak mı?

Porte: Evet bu sezon da geçtiğimiz sezon Tour’a kadar yaptıklarımı tekrar etmek isterim. Tour of Romandie’yi kazandım ve Dauphine’de ikinci oldum. Fakat bu sezon bir adım ileri gidip Tour [de France] kutusuna da bir tik atabilmek istiyorum. İyi şans dilemiyorum sadece kötü şans olmamasını diliyorum. Önümüze motosiklet çıkmamasını, kaza yaşamamayı ve gerçekten neler yapabileceğimi görmeyi ki sonunda “acaba”lar ve “böyle yapmalıydım”lar olmasın. Tour’a gidebilmeyi, sadece orada olmayı ve podyum için mücadele vermeyi umut ediyorum.

Bu yazının orijinali James Startt tarafından 6 Şubat 2018 tarihinde PelotonMagazine.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.

20.10.2017

Sezon sonu puanlaması: World Tour takımları 2017'yi nasıl geçirdiler?

Ag2r, Tour 2017'nin 15. etabında Col de Peyra Taillade'de ekip çalışmasında
 WorldTour takımlarının geride kalan 2017 sezonunu nasıl geçirdiklerini gözden geçireceğiz.

Ag2r La Mondiale - 6/10

Takımın 2017 sezonunda en çok hatırlanacak şey Romain Bardet ile elde edilen Tour de France podyumu ve takımın yarışta uyum içindeki sürpriz  performansı olacak. Bunun yanında Domenico Pozzovivo'nun Giro'daki altıncılığı, Oliver Naesen'in klasiklerde favori haline gelen performansı ve elde edilen 17 galibiyet de biraz hatırlanacaklar.

Jakob Fuglsang, Dauphine'yi kazanırken
Astana - 5/10

Michele Scarponi'nin zamansız ölümü Astana'nın 2017 sezonunun üzerine kara bulut gibi çöktü ve takım da özellikle bahar aylarını bu ölümün ardından gelen travmatik etkiyle geçirdi.

En azından yaz aylarına yolda bir sonuç elde ederek başladılar ve Jakob Fuglsang, Criterium du Dauphine'de genel klasmanı kazandı ama Grand Tour liderleri(Tour'da Aru, Vuelta'da Lopez) etkileyici performanslarını genel klasmanda yüksek yerlere taşıyamadılar.

Vincenzo Nibali, Il Lombardia'yı kazanırken
Bahrain-Merida - 6/10

Sonny Colbrelli'nin elde ettiği birkaç galibiyeti kenara koyarsak WorldTour'un yeni takımı, başarı için sezon boyunca yıldız ismi Vincenzo Nibali'nin ellerine baktı.

Tamamen kendine göre dizayn edilmiş bir takıma sahip olmayı avantaja çeviren Nibali, Giro ve Vuelta'da podyumda yer alarak tamamladıktan sonra sezonu son anıtsal klasik olan Il Lombardia'daki galibiyetle kapattı. Yine de 11 galibiyet, WorldTour takımları arasındaki en düşüklerden biri.

Greg van Avermaet, 2017 Omloop Het Nieuwsblad'ı kazanırken
BMC Racing - 8/10

BMC'nin 48 galibiyetlik sezonunda daha iyisini yapabilen tek takım Quick-Step Floors oldu ve bu takım tarihinin en iyi performansıydı. 48 galibiyeti 13 farklı isim elde etti ki bu da kadrodaki güç dağılımının ve kadro derinliğinin muhteşem bir yansıması.

Yine de takım için acı verici aksaklıklar da yaşandı; Richie Porte, Tour de France'ta ciddi bir kazayla yarış dışı kaldı ve devamında takım Tour'da bir galibiyet bile elde edemedi, ayrıca Dünya Zamana Karşı Şampiyonu unvanını da yitirdiler. Ama Greg van Avermaet'ın klasiklerdeki tarihi dörtlemesi ve Paris-Roubaix galibiyeti devasa bir başarıydı.

Toru de France 2017 3. etabını kazandıktan sonra Peter Sagan tebrikleri kabul ediyor
Bora-Hansgrohe - 7/10

Peter Sagan'ın ilk sezonunda takımın yıldızı olacağı kaçınılmaz bir gerçekti ve Sagan'ın Bergen'deki dünya şampiyonasında elde ettiği galibiyet, takımın adını bir sezon daha gökkuşağı mayoya yazdırmasını sağladı.

Sagan'ın, takımın 30'dan fazla galibiyetinin yarısından daha azına sahip olması ise Sam Bennett, Rafal Majka ve Maciej Bodnar gibi isimlerin ne kadar yetenekli olduklarını ortaya koydu.

Pierre Rolland, Cannondale-Drapac'in Grand Tour galibiyeti hasretini Giro'da sona erdirdi
Cannondale-Drapac - 6/10

Cannondale-Drapac'ın eski günlerde olduğu gibi "küçük ama başarılı" kimliğine yavaş yavaş döndüğüne dair işaretler vardı. Rigoberto Uran'ın Tour de France'ı genel klasman ikincisi olarak noktalaması da Pierre Rolland'ın Giro'daki etap galibiyeti de bunu kanıtlar nitelikteydi.

Bu sonuçlar, takımın yeni bir sponsorla geleceğini garanti almasına ve önümüzdeki sezon da WorldTour'da kalmasına imkan tanıdı.

Edvald Boasson Hagen, Tour de France 2017'de etap galibiyetini kutlarken
Dimension Data - 4/10

Yıldız ismi Mark Cavendish'in uzun süren yokluğuna rağmen 25 galibiyet elde eden takımın muhteşem bir direnç gösterdiğini söylemek ve hakkını vermek gerek.

Yine de büyük yarışlarda "Manx Missile" Mark Cavendish'i aradılar; Edvald Boasson Hagen'in Tour de France'ta yıldızlaşıp etap galibiyeti kazanan formuna geri dönmesi en üst seviyede sezon boyu elde edebildikleri tek başarıydı.

Thibaut Pinot, Giro d'Italia 2017'de
FDJ - 6/10

Marco Madiot'nun takımı için sağlam bir sezondu, iki yıldız isim de büyük gelişim gösterdiler -Thibaut Pinot, Giro'da genel klasmana oynayıp son anda podyumu kaçırdı ve Arnaud Demare da Toure de France etabı kazandı.

Takımın çoğunu Fransa'nın küçük yarışlarında elde ettiği 27 galibiyetin 10'unda Demare imzası vardı.

Ilnur Zakarin, Giro d'Italia 2017'de
Katusha-Alpecin - 3/10

Katusha-Alpecin için epey çalkantılı bir yıl geride kaldı, galibiyet getiren tek adam Alexander Kristoff olunca takım yönetimi yere çakıldı.

Simon Spilak Tour de Suisse'yi kazandı ve Ilnur Zakarin, Vuelta'da üçüncü sırayı elde attı ama yine de hepsi bir araya geldiğinde takım bu sezon beklentilerin altında kaldı. Katusha, 2017'de World Tour etabı kazanamayan tek takım oldu.
Primoz Roglic, Tour de France 2017'de Galibier'de etap zaferine ulaşırken
LottoNL-Jumbo - 5/10 

Tarihi boyunca genel klasman mücadelesinin ortasında yer almış bir takım için koca sezon boyunca üç Grand Tour'da sadece bir kez ilk 10'da yer almak(Kruijswijk, Vuelta'da 9. oldu) büyük bir hayal kırıklığıydı.

Pozitif tarafta ise iki genç yıldız, sıçrama yaşadıkları bir sezonu geride bıraktılar -Sprinter Dylan Groenewegen Şanzelize'de etap kazandı ve Primoz Roglic de Dünya Zamana Karşı Şampiyonası'nda gümüş madalya kazandı. Roglic sezonun ilk yarışlarında da parlamıştı ancak henüz takımın genel klasmandaki dertlerine çare olamadı.

De Gendt nihayet bir kaçışında zafere ulaşıyor
Lotto-Soudal - 4/10

Lotto-Soudal, takım halidne kaçışlara olan tutkusunun ödülünü bazen alıyor. Tıpkı Vuelta'da dört etap galibiyeti elde etmeleri ve thomas de Gendt'in Dauphine'deki başarısı gibi.

Ancak mevcut durumlarının daha fazlasına ihtiyacı var, neredeyse sessiz sakin geçen klasikler ve Andre Greipel'in kötü formu bu sezon telafi edilemedi.

Nairo Quintana, Giro'da ikinci sırayla yetinmek zorunda kaldı
Movistar - 6/10

En iyi dönemleri de vardı en kötü dönemleri de. Alejandro Valverde, takımın sezonunu muhteşem bir açılışla yapıp tur galibiyetlerini Ardenneler dublesi ile sürdürürken Nairo Quintana da Tirreno-Adriatico'yu kazandı ve Giro'da genel klasman ikincisi oldu.

Sonrasında Valverde diz kapağını kırdı, Quintana'nın benzini bitti ve sezonun kalanında lastikleri patladı. Temmuzdan itibaren Tour ve Vuelta hayal kırıklıkları dahil olmak üzere kayıtlara sadece iki galibiyet geçirebildiler.

Caleb Ewan, Sam Bennet ve Fernando Gaviria'nın önünde Giro'da etap zaferini alırken
Orica-Scott - 5/10

Orica-Scott'ın Grand Tour genel klasmanlarındaki gelişimi bu yıl da test aşamasındaydı. Adam Yates, Simon Yates ve sakatlıklarla boğuşan Esteban Chaves'ten hiçbiri Grand Tour ilk 5'i yapamadı.

Takım yine de etkileyici bir sezon geçirip Caleb Ewan, Michael Albasini ve Yates kardeşler gibi isimlerle 32 galibiyet elde etti ama bunların yalnızca biri bir büyük turda(Giro'da Ewan ile) geldi ve WorldTour'a dahil klasiklerde hiçbir galibiyet elde edemediler.

Marcel Kittel, Tour de France 2017'de
Quick-Step Floors - 9/10

Quick-Step 2017'de de yine bir sezonda 50'nin üzerinde galibiyet elde etmekle kalmadı -bu galibiyetlerin çoğu çok büyük yarışlarda elde edildi.

Marcel Kittel, Tour de France'ta 5 etap alırken Fernando Gaviria ve Matteo Trentin'le Giro'da Vuelta'da dörder etap galibiyeti elde edip saygıyı hak ettiler ve dahası, Philippe Gilbert ile Ronde'yi ve Amstel Gold Race'i kazandılar.

Eğer bu kadar başarı size yetmediyse tüm Anıtsal Klasiklerde podyuma bir sporcu sokmayı başardılar ve Grand Tour genel klasmanlarını da Dan Martin ve Bob Jungels ile zorladılar.

İki Grand Tour birden kazanan Chris Froome, Team Sky'la beraber tarih yazdı
Team Sky - 10/10 

Tour de France'ı kazanmak Team Sky için artık bir formalite haline gelse de bir sezonda iki Grand Tour kazanmak takıma yeni bir çıta kazandırdı.

Tour ve Vuelta'da deneyimledikleri ve Chris Froome'un zaferleriyle sonuçlanan kontrol mekanizması gerçekten insanı dehşete düşürdü. Michal Kwiatkowski(Milan-San Remo, San Sebastian ve Strade Bianche'yi kazandı) ve Sergio Henao(Paris-Nice galibi) gibi çok güçlü ve başarılı isimler, Froome'un ardında takımda domestik olarak görev aldılar.

Tom Dumoulin, Giro d'Italia 2017 genel klasman zaferini kutlarken
Team Sunweb - 10/10

Team Sunweb, 2017'de neye elini attıysa altına dönüştü.

Tom Dumoulin ile Giro'yu kazandılar, bunun yanında Michale Matthews ve Warren Barguil ile Tour de France'ın yeşil ve polkadot mayolarını kazandılar ve dört de etap galibiyetl elde ettiler, Dünya Yol Şampiyonası'nda ise hem takım hem bireysel zamana karşıda zirveye çıkıp iki de altın madalya kazandılar.

Böylesine mütevazı bütçeye sahip bir takım için tüm bunlar sıra dışı başarılardı.

Alberto Contador, Vuelta a Espana'da 20. etabı kazanırken
Trek-Segafredo - 4/10

Hiç şüphesiz Trek-Segafredo'nun sezonunda iz bırakan an, Alberto Contador'un Vuelta'da kariyerinin son yarışını koşması ve bunu Angliru'daki tarihi galibiyetle süslemesiydi. 

Contador'un vedası, Tour de France'ta Mollema'nın etapla süslediği performansını gölgede bırakırken, takımın klasiklerdeki iddialı kadrosu bahar aylarını galibiyetsiz kapattı. 

Maciej Mohoric, Vuelta'da etap kazanırken
UAE Team Emirates - 3/10

UAE Team Emirates'ten daha fazla ikincilik elde eden takım çok azdı ki Rui Costa'nın Giro'daki üç etap ikinciliği sinir bozucuydu. Bu, tüm sezonun en öne çıkan performansıydı yine de.

Kazandıkları yarışlar genel olarak daha düşük profilli yarışlardı ama yine de Jan Polanc ve Matej Mohoric ile Giro ve Vuelta'da etap alabildiler.

Bizden gelen bir çeviri eklentisi: Bu yazı, son iki World Tour yarışı olan Türkiye ve Çin yarışları öncesi yazılmıştı. Diego Ulissi'nin sezon sonunda Türkiye Turu'nu kazanarak takıma bir World Tour genel klasman galibiyeti getirdiğini eklemek gerek. Belki bu şekilde puanlarını 3'ten 4'e yükseltebiliriz.

-

Bu yazının orijinali, 11 Ekim 2017'de CyclingWeekly.com'da Stephen Puddicombe tarafından yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmaksızın artemiofranchi.org dışında bir yerde kullanılamaz. 

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO