classics etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
classics etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9.04.2017
Kısa Bir Veda Yazısı: Tom Boonen
yazan:
firat selcuk
Elbette Tommeke hakkında çok daha uzun ve duygu dolu şeyler yazılabilirdi ama biraz kısa tutarak iki gün önceki çeviri dışında da kısaca veda etmek istedim. Tamamen kişisel ve tam da Boonen odaklı olmayan dağınık bir yazı olacak ama boş boş otururken bir şeyler karalamak iyi bir fikir. Hep çeviri yapıyorum bu ara; kendimden de bir şeyler yazmam lazım artık.
Hep bahsederim, bisiklete olan ilgim 2009 gibi başladı. Aslında biraz da tesadüf oldu ya da denk geldi diyebiliriz. Öğrenci evine kendi adıma internet bağlattığımda o ara yayına yeni başlayan Tivibu da 1 TL fiyattan teklif edilmişti. Eurosport ve belgesel kanalları da var denince tamam dedim geçtim. Okula düzenli gitmediğim için İzmir'de evde olduğum dönemde kenara Eurosport açıp olan bitene bakıyordum... Tam tarih Nisan 2009 ortaları. Kısa süre sonra Giro başladı, ilk etaplarda konuyu anlamasam da "Ne güzel gidiyorlar, zaten İtalya, izlerim ben bunu..." diyerek ısrarcı oldum. O sezon yarış takvimine göre ne izleyeceğime aylar önce karar vermiyordum ama o gün denk geliyorsam kesinlikle izliyordum. Neyse bu kısmın konumuzla çok da ilgisi yok gibi duruyor ama bağlayacağım elbette. Hey yavrum hey. Böyle böyle başladı ilgim. Klasiklerle ilgili ilk bilgilerimi 2010'da edindim. Zaten üç-beş favorisi olan tek günlük yarışlara neden o kadar adamın katıldığını anlamakta zorlandıktan sonra birkaç klasik izlediğimde "o kadar adamın" gerekli olduğunu anladım.
2010'un Ronde ve Roubaix ile Tom Boonen'ın kim olduğunu öğrenmeye başladım. 2010'da Cancellara duble yaparken Boonen kazanamamıştı ama adı hep anılıyordu. İkisini de okuyup etkilendim. 2011'den itibaren en büyük iki klasikte onlara odaklanmıştım. Her ne kadar tekrar beraber podyum görememiş olsalar da onların olduğu yarışta hamlelerini beklemek bile büyük bir zevkti.
Beni bisiklete bağlayan adam Mark Cavendish olsa da kısa sürede klasiklerin türlerini ve neden hepsine herkesin katılmadığını, Cavendish'in neden buralarda olmadığını, neden Boonen-Cancellara ikilisini klasiklerde ilk sıraya yazmam gerektiğini öğrendim.
2011'de tabii ki tüm yarışları bilmiyordum ama yavaş yavaş hepsini öğrendikçe karşıma bol bol Boonen ve Cancellara isimleri çıkıyordu. Ne kadar büyük ve eşi benzeri bir daha gelmeyecek sporcuları izlediğimin de farkındaydım. İyi ki o 1 TL'lik paketin etkisiyle bisiklet izlemeye başlamışım ve Boonen'ı da Cancellara'yı da yarışlar kazanırlarken izlemişim.
Geçen sezon Cancellara herkese el sallayarak bırakıp gittiğinde tıpkı Baggio ve Batistuta başta olmak üzere hayatta çok farklı yere koyduğum diğer sporcuların gidişleri gibi üzülmüştüm. Sonuçta izlediğim ve bağ kurduğum bisikletçiler arasında ilk kez emekliliğini açıklayan vardı. 2017 sezonu geldi, Cancellara birkaç aydır yok ve bu gayet üzücü. Geçen sezon Roubaix sonrası "Bir yıl daha varım" diyen Boonen'ın emeklilik gününe yaklaştıkça daha da katlandı bu üzüntü.
Daha birkaç yarış var diye beklerken önce Ronde, sonra Scheldeprijs ve nihayet Roubaix geldi çattı. 2-9 Nisan arası yaşanan sekiz gün resmen Boonen adına bir resmi geçit oldu. Geçen sezonki gibi "Bir yıl daha" demeyeceğini biliyoruz. Kazanır mı, kazanmaz mı, podyum görür mü bilmiyorum ama Boonen, Roubaix'de son kez velodroma girdiğinde kalabalığın nasıl çıldıracağını ve hüzünle sevinci bir arada yaşayacağını biliyorum. Sonuç ne olursa olsun yedi saatlik yayında Tom Boonen'ı son kez izleyeceğiz. Cancellara'nın olmadığı 3.5 aylık yeni sezon zaten sıkıcıyken o gelmemesini istediğimiz son gün de geldi ve artık tüm bisiklet yarışları bu ikili olmadan yapılacaklar.
Şu an faal sporcular arasında Vince Carter, Nowitzki, Buffon, Federer, Totti, Pirlo gibi isimler bıraktığında ne hissedecekseniz bu da öyle... Birkaç ayda iki büyük bisiklet efsanesine veda etmek zor iş.
Kendi adıma asla unutmayacağım detaylardan birini de yazı sonuna iliştireyim. Kısa derken zaten epey uzattım ama olsun, başka Boonen yok. 2015'te Türkiye Turu'na geldiğinde elbette Marmaris etabını finiş çizgisinde izledim. Cavendish'in geride kaldığı etabı Greipel almış olsa da hızla yarışı tamamlayan pelotondaki onlarca isimden biri de Tom Boonen'dı. Hafif bir eğimde birkaç saniye görerek izleyememiş olsam da Tom Boonen'ın yarıştığı bir etabı yerinde izlemiştim. Bir sezon önce bisikletteki en büyük kahramanım Cavendish gözümün önünde etap alırken bu defa onu kenara koymuştum. Gidip Etixx-QuickStep takımının arasından Boonen'ı bulmalıydım. Biraz ilerlediğimde diğer mavi formalı adamların arasında Tom Boonen'ı da görüp tebrik ettim ve el sıkıştım. Basit bir olay belki ama böyle büyük bir efsaneyi evden çıkıp 100 metre ileride görüp selamlaşmak kolay kolay denk gelmeyecek bir şey. En büyük efsanelerden birini evimin dibinde yarışırken gördüm. Yaşadığınız şehre, sevdiğiniz sporun en büyük kahramanlarından birinin resmi bir yarış/maç için geldiğini düşünün... İki yıl sonra hemen hemen aynı günlerde kariyerine nokta koyacağını bilsem birkaç saniyeyle sınırlı tutmazdım o anı ama yapacak bir şey yok, hiç görememiş de olabilirdim.
Bisikleti öğrendiğim yıllarda kılavuzum olan, bisiklete bağlanmamı ve yaptıklarından etkilenmemi sağlayan en büyük adamlardan biri ile ilgili daha çok şey yazılır ama şimdilik tüm dünyanın veda ettiği hashtag ile son noktayı koyayım: Her şey için teşekkürler Tom Boonen!
#ThxTom
7.04.2017
Son Yarışı Öncesi Tom Boonen’ın Sakinlik Dolu Röportajı
yazan:
firat selcuk
QuickStep’in Paris-Roubaix öncesi basın toplantısında, muhabirler, kameralar ve mikrofonlardan oluşan bir denize karşı, odanın başında oturan Tom Boonen oldukça rahat görünüyordu. Kariyerinin, kazanmayı çok istediği son profesyonel yarışından üç gün uzaklıktaydı.
Beş galibiyetle tüm zamanların rekorunu tek başına ele geçirme ihtimaline rağmen üzerinde en ufak bir gerginlik yoktu.
Her şey pazar günü yaşanacak ama o tamamen havaya girmişti.
“Oldukça iyiyim,” dedi, yaklaşmakta olan emekliliği yüzünden duygusal olup olmadığı sorulduğunda. “Geçen yıl bir karar verdim. Hala kararımın arkasındayım. Bu tip yarışları iyi durumdayken bitirebilmek için alınmış bir karardı.”
“Şu an iyi durumdayım. Sonuçta istediklerimi aldım. Bu yüzden bu kadar da duygusal olmaya gerek yok.”
“Bisikletçi olarak işe başladığınızda bir gün emekli olmak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz. Benim zamanım geldi. Aldığım karardan memnunum.”
Pazar günü duygusallaşabileceği tekrar sorulduğunda hemen kesin bir dille “Hayır, hayır” dedi. “Odağımı kaybetmeyeceğim.”
![]() |
| Boonen geçen pazar Ronde öncesi rahattı. Şans yanında değildi ama Roubaix öncesi de aynı sakinliğini koruyor. |
Boonen profesyonel kariyerine 2002’de başladı ve Rubaix’de büyük bir iz bıraktı. US Postal Service’ten takım arkadaşı George Hincapie’ye domestiklik yapmak için katıldığı yarışta son bölümde daha güçlü olan taraftı ve Amerikalı arkadaşı geride kalınca şansını denedi.
Çizgiyi üçüncü geçti, geleceğinin nasıl olacağını gösteren harika bir başlangıçtı.
Performansı QuickStep Davitamon takımının dikkatini çekti ve takip eden iki sezonda 24. ve dokuzuncu oldu, gelişmeye devam etti. 2005’te ise Hincapie ve Juan Antonio Flecha’yı geçerek yarışı ilk kez kazandı. Bu başarısını, Tour de France 2005’te iki etap alıp aynı yılın eylül ayında Madrid’de dünya şampiyonu olarak sürdürdü.
Yarıştaki diğer galibiyetleri 2008, 2009 ve 2012’de gelirken, geçen yıl onu bir yıl yarışlardan uzak bırakan kötü bir sakatlığın sonrasında, Avustralyalı Mat Hayman’ın hemen ardından ikinciliği elde etti.
Emekli olmak üzereydi ama bu kadar yakın bir yarış kaybetmek onu hem sinirlendirdi hem de cesaretlendirdi ve 12 ay daha yarışmaya karar verdi.
Ve bir kez daha aynı yerdeyiz.
Dört galibiyetli Boonen, rekorun eski sahibi Roger de Vlaeminck’i yakalayıp ortak olmuştu. Yarışlar bir piyangodur ama pazar günü çok az kişi başka birine bahis yapacak.
“Geçen yıl da odaklanmıştım,” diye cevapladı geçen yılki ve bu yılki mental ve fiziksel durumu sorulduğunda: “Ama geçen yılkinden daha iyi durumdayım.”
“Geçen yıl Roubaix için hazırlanmak gerçekten zamana karşı bir yarıştı, bu defa kendimi hazırlamak için daha fazla vaktim vardı. Klasikler şu ana dek iyi gittiler. Şu an her şey daha iyi ama bu geçen yılkinden daha iyi bir sonuç alacağım anlamına gelmez.”
Başka bir deyişle, Boonen kendine güveniyor ama yarışı cepte görmüyor. “Tüm malzemeler ortadalar. Artık iş pazar günü hepsini bir arada tutabilmek.”
“Her şey mümkün.”
![]() |
| "Kahramanlar hatırlanırlar ama efsaneler asla ölmezler" - Specialized, Tom Boonen'ın kariyerini özel bir şekilde onurlandırdı. |
Boonen’ın bu sezonki performansları da daha iyi olduğu konusundaki sözlerini doğruluyor. Ocak ayında Vuelta de San Juan’da bir etap kazandı, geçen ayki E3 Harelbeke ve Gent-Wevelgem’de ise sekizinci ve altıncı oldu.
Pazar günkü(2 Nisan) Ronde’de de güçlü gözüküyordu, dördüncü galibiyeti alarak rekor kırma arzusu, yaşadığı iki mekanik problemle son buldu.
Bu yaşanmamış olsa podyum için veya daha fazlası için mücadele edebilirdi.
Neredeyse bir hafta geçen yarışla ilgili “şu olsaydı bu olsaydı” değerlendirmelerine karşı çıktı. Son tırmanışta Peter Sagan ve Van Avermaet ile aynı grupta yer alabilir miydi diye sorulduğunda spekülasyon yaratmayı reddetti.
“Yarış bitti. Kaza yapanlar, mekanik problem yaşayanlar hakkında konuşmak zorunda değiliz. Bu bir bisiklet yarışı, her şey olabilir,” dedi.
“Alexander Kristoff’un beşinci bitirdiğini gördüm. Gün boyu, Ronde için en iyi modunda değildi, belki en kötü ihtimalle beşincilik için sprint atıyor olabilirdim. Belki de ikincilik için atardım.”
“Ama önemli değil. Bu oldu, yarış bitti.”
Hala hislerinin iyi olduğunu kabul ediyor mu?
“Evet, gerçekten iyilerdi,” diye onayladı. “O ana kadar gerçekten iyilerdi. Beraber gittiğim gruba bakarsanız ön tarafta değişen bir şey yoktu. Oradaki birçok adam ilk 10 için yarışıyorlardı.”
“Kondisyonum ve bacaklarım onlarla yarışabilecek durumda olduğumu hissettirdi. Ama sonuç için tahmin yapmaya çalışmaya gerek yok, çünkü ben orada değildim.”
Mekanik problemler yaşayana kadar nasıl hissettiği -ve Kappelmuur’da pelotonu nasıl böldüğü- düşünüldüğünde neden sakin olduğu ve kendinden emin bir şekilde pazar gününü(9 Nisan) hedeflediği anlaşılıyor.
Tam olarak nerede olmak istediği görülüyor.
Pazar günü Compiegne’de bayrak sallandığı zaman birçok sıkı favori olacak. Van Avermaet ve Sagan gibi bisikletçiler favori listelerinin üst sıralarında yer alacaklar ama dikkat edilmesi gereken diğer isimler de olacak.
Boonen’ın elinde iki şey var. Birincisi, yılın şu ana kadarki bölümünde çok büyük başarılar elde eden, Boonen’a adanmış bir kadroyla Fransa'ya gelen QuickStep Floors takımı.
İkincisi ise deneyimi ve geçmişteki performansı. Dört galibiyetine ek olarak yarışı ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı, dokuzuncu ve onuncu da bitirdi. Genellikle şans ve güçle tanımlanan bir yarış için bu muhteşem bir sonuç ve starttan saniyeler önce cesaret kazandıracak bir şey.
Doğal bir yeteneği var ve bunun farkında.
“Bu alanda oldukça iyiyim,” diyor taşlı yollarda yarışmaktaki yeteneği ile ilgili. “Bu yüzden seviyorum muhtemelen. 82 kiloyum, çok zayıfladığımda 80 kilo oluyorum. Bir bisikletçi için oldukça ağır bir adamım. O yüzden tarihe geçebileceğiniz çok fazla yarış yok.”
“Bisiklet gelişti ... her zaman zordu ama daha çok tırmanışçılar ve finişe doğru üç-dört kilometrelik yokuşları sevenler için gelişti.”
“Çoğu zaman aynı beş-altı adam yarışlar için favori oluyorlar. Klasikler farklı. Ben onlarda iyiyim ve Paris-Roubaix çocukken ilk kazandığım andan itibaren benim favori yarışım haline geldi.”
“Ronde de çok özeldi. Onunla da ilgilendim ama Paris-Roubaix biraz daha ışıltılı. Kendi alanında benzersiz bir yarış.”
Ona pedal çevirirken daha da şevk veren şeylerden biri de şu an sahip olduğu duygusal zenginlik. Pazar günü(2 Nisan) Ronde’de ağırlandığında coşkulu bir kalabalık ona hoş geldin demek için toplanmıştı.
Çarşamba günü(5 Nisan) Scheldeprijs’ta da benzerini yaşadı. Yarış onun doğduğu kasaba olan Mol’dan başladı ve finişe kadar diğer özel noktalara da uğradı.
“100 yılda ilk kez start noktasını değiştirdiler,” derken etkilendiği mimiklerinden anlaşılıyordu.
“Çok özeldi. Evimin etrafında ve her zaman antrenman yaptığım caddelerde 50 kilometre gittik ve seyirciler harikaydılar. Çarşamba günüydü ama bir Tour de France etabındaki gibi kalabalıktı. Bu asla ve asla unutmayacağım bir şey, oraya bana teşekkür etmek için gelen herkese minnettarım. Ben de cevap olarak onlara teşekkür etmek istiyorum.”
![]() |
| Niki Terpstra, 2012'de Tom Boonen'ın tekerleğinde kalamamıştı. |
Boonen en iyi teşekkür yönteminin pazar günü Roubaix veledromunda çizgiyi ilk sırada geçmek olduğunu biliyor.
Ne olacağı belli değil ama bunu başarabilirse kariyeri için Hollywood-vari bir son olacak.
Bu şekilde bitirebilmek için elinden geleni yapacak ama kimsenin ona iyilik yapmayacağının da farkında. Kazanabilirse, hak ederek kazanmış olacak.
“Özel bir yarış değil. Diğer bisikletçiler için normal bir Paris-Roubaix olacak,” diye açıkladı: “Roubaix’de finişe vardığımızda sadece benim için her şey bitecek.”
“Pelotonun pazar günü benim son yarışım olduğunu düşüneceğini sanmıyorum. Belki öncekilerden de fazla asılacaklar yarışa. Takip etmeleri gereken kişi olduğumu biliyorlar. Bu yıllardır hep böyleydi.”
Kendisini takip edenleri şekere üşüşen sineklere benzetiyor, olumsuz taktiklere karşı en iyi panzehirin savaşmak olduğunu biliyor.
“Umarım sert bir yarış olur,” dedi ve devam etti: “Hava durumu iyi gözüküyor. Garip gelecek ama iyi hava her zaman zorlu bir yarışa sebep olur. Gün boyu hız hep yüksektir.”
“Sonunda herkes bitik durumdayken güzel bir taşlı sektörde belirleyici hamleyi yapabilirim.”
Eğer her şey yolunda giderse Belçika’dan yükselen kükremeleri Roubaix’de duyabiliriz.
Bu yazının orijinali, Shane Stokes tarafından 7 Nisan 2017’de Cycling Tips’te yayınlanmıştır. Yazıdaki ana görsel de yine Shane Stokes’a aittir.
Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.
31.03.2017
Pelotonun Hayaletleri: Henri Van Lerberghe, Lichtervelde’nin Ölüm Sürücüsü
yazan:
firat selcuk
Bu hafta sonu(2 Nisan), dünyadaki en iyi klasikçiler, dünyada yılın en büyük tek günlük yarışlarından biri için Kuzey Belçika’nın taşlı yollarını geçecekler: Ronde Van Vlaanderen. “De Ronde” öncesinde Connor Christensen bizi yarışın ilk yıllarına götürecek ve adı sonsuza dek yarışın 1919 edisyonu ile anılacak olan bir adamın hikayesini anlatacak: Henri Van Lerberghe.
Eğer profesyonel bisikletin zengin tarihinde uzun yıllar boyunca gerçekliğini koruyan bir şey varsa o da kaçış gruplarının nadiren kazandıklarıdır. Yalnız bisikletçilerden olan küçük grubun kaderi durdurulamaz ve yorulmak bilmez peloton tarafından yakalanıp yok edilmektir. Bu gerçek, bisiklete yeni merak salan seyirciler veya gelip geçici olarak ilgi duyanlar tarafından en sık sorulan sorulardan bazılarına sebep oluyor: Eğer kaçış grubunun kaderi buysa neden bir sürücü bunun parçası olabilmeyi ister? Neredeyse tüm kaçış grupları peloton tarafından yakalanacaksa kaçanlar ne diye enerji harcıyorlar? Neden şanslarını deniyorlar?
Cevap; tabii ki arada bir, ezici bir üstünlüğe karşı da olsa kaçış grubu kazanabiliyor.
1914’te Ronde Van Vlaanderen’ın ikinci edisyonunda, Belçikalı Henri Van Lerberghe pelotondan kaçan 47 kişi arasındaydı. Yıl içerisinde kutsal alan haline gelecek olan yollardan geçtikten sonra 280 kilometrenin sonlarında seçkin bir grup tarafından yakalandı. Yedi kişiye kadar düşen grup, tarlalardaki tekerlek izlerinin ve Batı Belçika’nın cezalandırıcı derece dik tepelerinin(berg’ler) ardından 10 saatlik bir sürüş sonunda Gent’teki veledroma ulaştı.
Van Lerberghe, velodromdaki son turda Tour de France 1913’ün yıldızı Marcel Buysse ile kafa kafaya gitti. Son dönüşte Van Lerberghe eğimli tarafa doğru açıldı. Buysse küçük boşlukta avantajı yakaladı ve Van Lerberghe’nin yanından yıldırım gibi geçerek onu ikinciliğe itti.
Kaçış grubu yine kaybetti.
O dönemde de tıpkı günümüzdeki gibi dağlık etapları kazanan yıldız sürücüler veya düzlükte sprintle kazananlar vardı. Ama pelotondaki bazı sürücüler ne en iyi tırmanışçıları geçebilirlerdi ne de en hızlı sprinterleri yenebilirlerdi. Bir yarış kazanabilmek için, nasıl olduğu fark etmeksizin, pelotondan kopup yarış sonuna kadar önde kalarak, enerjilerini sonuna dek harcayıp şanslarını denemeleri lazımdı.
Van Lerberghe’nin her zamanki bu stratejisi ona bir lakap da kazandırmıştı: Lichtervelde’nin Ölüm Sürücüsü.
Van Lerberghe, rakiplerini veya kendini metaforik bir mezara gömer gibi olabildiğince hızlı ve sert olmalıydı ve bunu yine olabildiğince uzun süre yapmalıydı. Çoğu zaman Van Lerberghe yorulurdu, zorlanırdı ve gösterişli bir şekilde kaybederdi. Ancak ara sıra da olsa kaçış grubu, hızla gelen pelotonu geride tutmayı başarırdı ve Van Lerberghe kazanmak için yarışabilirdi.
Bir önceki yıl, Tour de France’ın 1913 edisyonunda pelotondaki 140 sürücü içerisinde, genel klasman mücadelesi bir yana, bir tane bile etap kazanma şansı çok az olan isimlerden biriydi. Van Lerberghe’nin profesyonel bir takımla bağı olmadığı için bir de her etap öncesi pelotonun 15 dakika gerisinden başlamak zorundaydı. Ancak La Rochelle-Bayonne arasında Fransa’nın batı kıyılarını saran anıtsal uzunlukltaki(377 km) beşinci etapta, Van Lerberghe, takımları olan sürücülerin grubunu yakaladı, sonra pelotondan kaçtı ve açtığı farkı finişe kadar koruyarak kariyerinin ilk Tour de France etabını kazandı. İki etap sonra ise abandone oldu.
![]() |
| Tour de France 1913'te şartlar oldukça zorluydu |
Van Lerberghe acı verici derecede az farkla kaybettiği Ronde Van Vlaanderen 1914’ün ardından, iz bırakmak ve kariyerinin ikinci Tour etabını almak üzere o yaz yeniden Tour de France’a döndü. Tour de France’ın bu edisyonu 28 Haziran 1914’te start aldı. Takvimdeki bu garip rastlantı Grand Depart’ın insanlık tarihinin en çarpıcı olaylarından biriyle çakışmasını sağlıyordu; tek başına bir çağı kapatan ve 20. yüzyılın tamamını en sert şekilde şekillendiren bir an.
Pelotonun Paris’ten Le Havre’a doğru start aldığı o gün, Avrupa’nın başka bir köşesinde Avusturya-Macaristan prensi, Saraybosna’nın bir caddesinde 19 yaşında bir Sırp milliyetçi tarafından vurularak öldürülüyordu. Bir ay sonra Tour de France bittiğinde, Van Lerberghe formsuzluğu yüzünden abandone olup turu tamamlayamamıştı, vatandaşı Belçikalı Philippe Thys genel klasmanı kazanmıştı ve kıtanın her yerinde ordular, insanlık tarihinin en yıkıcı, en çarpıcı ve en gereksiz savaşı için hazırlık yapmaya başlamışlardı.
Günler sonra Almanya, tarafsız olan Belçika’yı işgal etti.
Belçika ordusu Liege’de kahramanca savaşsa da bu, dev Alman İmparatorluğu’nun gücüyle başa çıkamazdı. Birkaç gün içerisinde, batıda Yser Nehri’nin ardındaki küçük alan dışında Belçika’nın tamamı Almanya tarafından işgal edildi. Belçika ordusu ve Yser Cephesi savaş sonuna kadar dayandı. Yser Cephesi’ndeki savaş Ypres, Passchendaele veya Arras’taki kadar yıkıcı ve ölümcül değildi ama Belçikalı askerler burada büyük sıkıntılar yaşadılar. Bu cephedeki askerlerden biri de Ölüm Sürücüsü’nün ta kendisiydi, Henri Van Lerberghe.
Van Lerberghe’nin savaşa katılması bisikletçiler arasında özel bir durum değildi. Savaş öncesi dönemin birçok önemli bisikletçisi, 1914’te savaş giden ilk gönüllüler arasındalardı. Tour de France’ın kurucusu ve direktörü Henri Desgrange, vatandaşlarının savaşa katılmalarını rica eden bir yazı yayınlamıştı. Desgrange, 50 yaşında olmasına rağmen 1917’de gönüllü olarak orduya katıldı.
Bisikletçiler çeşitli görevler aldılar, piyade eri, pilot veya bisiklet yeteneklerini de kullanarak cepheler arasında kurye oldular. Bazıları, sayıları milyonları aşan hayatlarının baharındaki genç adamlardan biri olarak Flandre, Somme ve Verdun’daki çamur deryasının veya hendeklerin içinde hayatlarını kaybettiler. Lucien Petit-Breton, Francois Faber ve Octave Lapize gibi Tour de France şampiyonları da Fransa için savaşırken hayatlarını kaybettiler ve dehşet verici mücadeledeki sayıya dahil oldular.
![]() |
| 1. Dünya Savaşı'ndaki Belçikalı askerler bisikletleriyle |
1918’in 11. ayının 11. gününün 11. saatinde, Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da bir caddede öldürülmesinin üzerinden dört yıldan fazla zaman geçmişken savaş nihayet, merhametle sona ermişti. Artık sınırları yeniden şekillendirme, mültecileri yerleştirme ve yerle bir olmuş dünyayı yeniden inşa etme süreci başlamıştı.
Mart ayında, savaş biteli henüz birkaç ay olmuştu. Diplomatlar henüz bir barış antlaşması için karar bile vermemişlerdi. Ancak geçen beş yılın ardından, Flandre’nin en güzel yarışı, Ronde Van Vlaanderen, 1919’da beş yıl sonra geri döndü. Yıkılmış bir kıta ve yıllarca işgal edilmiş, savaşmış ve sonra özgürlüğüne kavuşmuş bir ülke için zorlu bir gecikmeydi. 23 Mart 1919, bisiklet için önemli bir gündü.
Van Lerberghe de dahil olmak üzere o gün 47 bisikletçi start aldı. Ordudaki görevi sonrası doğrudan buraya gelmişti, yarışa hiç hazırlanamamıştı ve kayınbiraderinden bir bisiklet ödünç almak zorunda kalmıştı. Starttan önce toplanan pelotona onları bitireceğini söylemişti. Pelotondaki daha büyük favoriler, Van Lerberghe’nin bu anlamsız çıkışını absürt bulmuşlardı. Yüzüne karşı gülerek onun öfkesini tavan yaptırdılar. Ronde 1914’ü az kalsın kazanacaktı ama savaş sonrası ilk edisyonun favorilerinden biri değildi.
Hal böyle olunca da finişe 120 kilometre kala yapmak zorunda olduğu ve neredeyse her yarışta yaptığı şeyi yaptı. Van Lerberghe, taşlı dik tepelerden birinde atağını yapıp, rüzgara karşı tek başına kaçtı. Yarış, ülkeyi yeniden normale döndürmek için düzenlenmiş olsa da yol ve koşullar hiç normal değillerdi. Parkurlar her zaman zorluydu, Batı Belçika’da tarlaların arasındaki yollardan ve dik tırmanışlı taşlı tepelerden geçilirdi. Ancak şimdi, o geçilen yollarda savaşın izleri çok tazeydi, savaşılmıştı, can alınmıştı ve can verilmişti.
Yarış, Ypres bölgesinin açık alanlarını dolaşıyordu ve o sahipsiz bölgede devasa top mermilerinin açtığı kraterler, yerin derinliklerine kazılmış boş hendekler ve etrafa saçılan savaş malzemeleri vardı. Ypres yakınlarındaki tüm köyler, tuğla tozlarının ve taş yığınlarının arasında görünmez hale gelmişlerdi. Bu yıkık manzara, uzun yıllara yayılan bisiklet tarihinin en gülünç, tuhaf ve doğruluğuna emin olunamayan olaylarından birine ev sahipliği yapacaktı.
![]() |
| 1. Dünya Savaşı'nda iki yıl sonra Ypres'in hali |
Van Lerberghe, saatlerdir yarışın en önünde gidiyordu ve beslenmesi lazımdı. Nasıl başardıysa, Marcel Buysse’nin yardımcılarından birini tespit etti ve onu Buysse’nin yarıştan kopup ayrıldığına ikna etti. Bu durumda, Buysse’nin yemeği çöpe gideceğine Van Lerberghe yese olmaz mıydı? Buysse’nin yardımcısı tufaya düşmüştü.
Rakibinin yemeğini yiyerek yeniden güç depolayan Van Lerberghe, durmuş bir tren tarafından önü kesilene kadar tek başına kaçmaya devam etti. Van Lerberghe, beklemek yerine bisikletini omuzladı, sakince vagona girdi, oturan ve büyük ihtimalle şaşkına dönen yolcuların bakışları arasında yolun diğer tarafına geçerek bisikletine bindi.
Van Lerberghe, efsaneye göre kendisi ve peloton arasında asla yakalanamayacağı kadar büyük bir fark yaratarak Gent’e tek başına ulaşmıştı.
Geçmişten bugüne spor savaşla hep ilintilidir, yarışlar epik savaşlar olarak adlandırılırlar, büyük takımlar fetheden ordular olarak tanımlanırlar ve ani hızlanmalar da saldırı olarak tarif edilirler. Ama bu bisiklet yarışında, çağı kapatan savaşta mücadele ettikleri, arkadaşlarının öldüğü, yıkım yaşadıkları arazilerden geçen askerler yarışıyorlardı. Van Lerberghe, yerle bir olmuş manzaranın arasından geçip Gent’e ulaştığında, o şartlar altında aklı başında olan her insanın yapacağı şeyi yaptı.
Veledromun yanındaki bir pub’da durup kendine bir bira söyledi.
Hikayenin devamına göre birasını bitiren Van Lerberghe, bunun oldukça hoşuna gittiğini fark etti. Bir saniye sonra ikinci birayı da söyledi. En sonunda oradakilerden biri kendisini tanıyıp yarış organizatörlerine haber verdi ve onu, biralar yüzünden düşmeden süremeyeceği bisikletine bindirdiler. Van Lerberghe, veledromda zafere uzanacağı son turu yürüyerek attı, bisikleti de yanındaydı.
Tezahürat eden seyircilere sarhoş bir şekilde bağırarak evlerine gitmelerini, yarıştaki diğer isimlerin kendisinden yarım gün daha uzakta olduklarını söyledi. Beş yıl önce Van Lerberghe aynı pisste kaybetmişti ama uzun süren kaçışı sonunda başarılı olmuştu. Sonunda Ronde’yi kazanmıştı.
Van Lerberghe’nin kariyeri 1920’lerde de devam etse de bir tane bile yarış kazanamadı. Ancak gerçek bir Flandreli, Belçika topraklarında ve taşlı yokuşların ortasında büyümüş güçlü bir adam için Ronde’yi kazanmak herhangi bir galibiyetten çok daha fazlasıydı.
Modern edisyonların her birinde yarış organizatörleri, eski şampiyonları onurlandırmak için yol üzerindeki köylerden birini Ronde Köyü(Dorp van de Ronde) olarak seçiyorlar. 2004’te, Van Lerberghe’nin memleketi Lichtervelde seçilmişti. Peloton bu küçük kasabanın sokaklarında, Van Lerberghe’nin doğduğu yeri onurlandıran bir tabelanın yanından geçtiler. Ana meydanda ise yarış organizatörleri cadde üzerine büyük bir kemer kurmuşlardı.
Ölüm Sürücüsü’nün 85 yıl önceki yarışına atıfta bulunmak için, modern dönem bisikletçilerinin finişe doğru giden yolda geçtikleri o kemer, tren vagonu şeklinde yapılmıştı.
Ronde Van Vlaanderen 1919’daki unutulmaz olayların tamamı tarihi bir araştırmaya dayanmıyorlar. Van Lerberghe, Gent’e uzanan solo kaçışında, yaptığı söylenen şeylerin bazılarını veya hiçbirini de yapmamış olabilir. Hikayenin büyük bir kısmı 30 yıl sonra bir gazeteci tarafından üretildi. Tüm bu detaylar gerçek olsa da olmasa da sorgulanamayacak tek bir şey var.
Kaçış kazandı.
Kaçış, 14 dakika farklı kazandı.
Kaçış, Ronde tarihinin en büyük zaman farkıyla kazandı.
Ve Van Lerberghe, kaderine terk edilmiş kaçış gruplarının aziz patronu, bisiklet tarihinin silinmez bir parçası oldu.
-
-
Bu yazının orijinali Connor Christensen tarafından, 29 Mart 2017’de Cyclingtips’te yayınlanmıştır.
Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.
13.03.2017
Tarihin En İyi Sprinterleri #1: Mark Cavendish
yazan:
firat selcuk
John Degenkolb, Caleb Ewan, Marcel Kittel ve Peter Sagan gibi daha genç isimlerin nefeslerini ensesinde hissediyor olsa da 31 yaşındaki Mark Cavendish, modern dönem sprinterleri arasında başka bir seviyede yer alıyor. Tıpkı prestijli spor gazetesi L’Equipe’in beş yıl önce onu Tour de France tarihinin en büyük sprinteri olarak gösterdiği gibi biz de onu, geride kalan 40 yılı kapsayan Tarihin En İyi Sprinterleri listemizin ilk sırasına koyuyoruz.
Hala büyük yarışlar kazanıyor ve önünde iyi geçirebileceği dört veya beş sezonu olan Cavendish'in rekorlar kırmaya devam edecek potansiyeli var. Şimdiden tarihin en fazla etap kazanan sprinteri oldu ve Eddy Mercx’in 14’ü bireysel zamana karşı olmak üzere 34 galibiyetlik rekorunu yakalamak için dört galibiyete ihtiyacı var; ayrıca Giro d’Italia’da 15, Vuelta a España’da ise üç etap kazandı ve üç Grand Tour’da da puan(sprint) mayosunu kazanmayı başardı.
Tek günlük yarışlarda ise Cavendish 2011’de dünya şampiyonluğunu kazandı(Ekim 2016’da neredeyse ikinci kez kazanacaktı) ve Milan-San Remo, Scheldeprijs(üç kez), Kuurne-Brüksel-Kuurne(iki kez) gibi klasik galibiyetleri aldı. Ek olarak yeni World Tour yarışları arasındaki RideLondon-Surrey Classic’te de zafere ulaştı. Cavendish, hızını ve dayanıklılığını pist bisikletinde üç tane altı gün yarışı, omnium’da bir Olimpiyat gümüşü ve üç tane madison dünya şampiyonluğu kazanmak için de kullandı. Madison’daydı, yaşı 19’du, o Cavendish bisiklet tarihindeki ilk patlamasını yaptı. 2005’te Carson, Kaliforniya’daki Pist Bisikleti Dünya Şampiyonası’nı izleyenler, Britanyalı veteran Rob Hayles’ın hırçın takım arkadaşı Cavendish’in, altı gün uzmanları arasından fırlayıp yaptığı güçlü atağı hatırlayacaklardır -sonrasında ise riskli bir sürüşle beraber altın madalyaya uzandı. Cavendish sonraları bana, “Yorgun tamamlamıştık. Gözyaşları içindeydim ve bu rahatlattığı kadar da gurur vericiydi.” dedi.
Cav, Los Angeles’a sadece deneyim kazanmak için gitmişti; sakatlanan Geraint Thomas’ın yerine son anda kadroya dahil edildiği için, Hayles ile ilk kez yarışacaktı. O yılın devamında, bir kıta takımına transfer olmadan önce para biriktirmek için iki yıldır yaptığı banka memurluğunu bıraktı ve Almanya’nın ikinci seviye takımı Sparkasse takımıyla sözleşme imzaladı. “Tek yapmak istediğim, bisikletimle yarışmak ve ne kadar iyi olduğumu kanıtlamaktı, böylece profesyonel kontrat imzalayabilirdim.” diyor. “Ama amatör olarak geçirdiğim iki yıl boyunca bir tane bile toplu sprint kaybetmediğimde ne kadar hızlı olduğumu anladım...”
2007’de T-Mobile(sonra Columbia ve HTC-Highroad adlarını alan takım) ile profesyonel kontrata imza atar atmaz yarışlar kazanmaya başladı -o yıl, Scheldeprijs’ta Robbie McEwen’ın önündeki ilk galibiyetini 10 galibiyet daha takip etti. Çaylak sezonunda Tour de France’ta bile yarıştı ama Londra’dan Güney İngiltere’deki Canterbury’ye giden ilk etapta onu yarış dışı bırakan kaza, potansiyel olarak Tour de France kariyerine yapacağı sansasyonel başlangıcı elinden aldı. İlk Tour etabını kazanmak için 12 ay daha beklemesi gerekiyordu. 2008’de Cholat-Chateauroux arasındaki 5. etapta(fotoğraftaki) bir grup sprint tanrısını yerle bir ederek galibiyete uzandı: Oscar Freire(turuncu), Erik Zabel(mavi) ve Thor Hushovd(yeşil). Cav o yıl üç tane daha olmak üzere, 2014’te yine Büyük Britanya’dan başlayan Tour de France’ın açılış etabında dar yolda çok tehlikeli bir menavra sonucunda kaza yapıp yarış dışı kalması hariç her yılda en az bir Tour de France etabı kazanmayı başardı.
Bazen korkusuzca sprint atmakla suçlanıyor ve biri onun sprint çizgisini kapatıp önünü kestiği zaman genellikle deliye dönüyor ama o pelotondaki gerçek dahilerden biri ve hamlesini tam olarak ne zaman yapacağını çok iyi biliyor, özellikle de bir lead-out adamı tarafından taşınmadığı zaman. Bir keresinde onu motive eden şeyin ne olduğunu sorduğumda bana şu cevabı verdi: “İnsanlar bana kazanmak istediğim bir sonraki yarışı sorduklarında ‘finiş çizgisinin yer aldığı sıradaki yarış’ diye cevaplıyorum. Eğer finişe ulaştıysam, en önde geçen olmayı istiyorum. Motivasyonum bu.”
10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.
Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.
-
Peloton Magazine'in 10 "Greatest Road Sprinters" serisinin tamamına aşağıdaki listeden isimlere tıklayarak ulaşabilirsiniz:
- Tarihin En İyi Sprinterleri #2: Mario Cipollini
- Tarihin En İyi Sprinterleri #3: Erik Zabel
- Tarihin En İyi Sprinterleri #4: Oscar Freire
- Tarihin En İyi Sprinterleri #5: Alessandro Petacchi
- Tarihin En İyi Sprinterleri #6: Sean Kelly
- Tarihin En İyi Sprinterleri #7: Robbie McEwen
- Tarihin En İyi Sprinterleri #8: Eddy Planckaert
- Tarihin En İyi Sprinterleri #9: Andre Greipel
- Tarihin En İyi Sprinterleri #10: Djamolidin Abdujaparov
-
Peloton Magazine'in 10 "Greatest Road Sprinters" serisinin tamamına aşağıdaki listeden isimlere tıklayarak ulaşabilirsiniz:
- Tarihin En İyi Sprinterleri #2: Mario Cipollini
- Tarihin En İyi Sprinterleri #3: Erik Zabel
- Tarihin En İyi Sprinterleri #4: Oscar Freire
- Tarihin En İyi Sprinterleri #5: Alessandro Petacchi
- Tarihin En İyi Sprinterleri #6: Sean Kelly
- Tarihin En İyi Sprinterleri #7: Robbie McEwen
- Tarihin En İyi Sprinterleri #8: Eddy Planckaert
- Tarihin En İyi Sprinterleri #9: Andre Greipel
- Tarihin En İyi Sprinterleri #10: Djamolidin Abdujaparov
11.03.2017
Tarihin En İyi Sprinterleri #2: Mario Cipollini
yazan:
firat selcuk
Mario Cipollini’nin, Tour de France 1993’ün açılış etabını iki zorlu sprinterin -Wilfried Nelissen(mavi formalı) ve Laurent Jalabert(pembe formalı)- önünde kazanırkenki bu fotoğrafı, Aslan Kral, Süper Mario veya basitçe Cippo olarak anılan adamın benzersiz tarzını özetliyor. Kolları kariyerinin ilk Tour de France galibiyetini kutlamak için havaya kalkmış, moda haline getirdiği dev gözlüklerini takmış ve beyaz şapkası da bu kompozisyonu doğru bir açıyla tamamlamış. Belçika merkezli Velo, 2005 yıllığında özel bir bölüm ayırdı ve İtalyan sprinteri şöyle tanımladı: “Kendi döneminin kesinlikle en iyi sprinteri.”
Bu niteleme, emekliliğinden yıllar sonra Şubat 2013’te La Gazzetta dello Sport’un Cipollini’nin de Operacion Puerto doping skandalına bulaştığını iddia etmesiyle gölgelendi ve aynı yılın temmuz ayında Fransız Senatosu, sporun içindeki dopingle ilgili kapsamlı bir araştırmada Cipollini’yi de Tour de France 1998’deki idrar örneklerinin geçmişe dönük testlerinde EPO kalıntılarına rastlanan 18 sporcudan biri olarak açıkladı. Mario suçlamalar karşısında sessiz kalırken, tıpkı Erik Zabel gibi onun “pozitif” testleri de Dünya Anti-Doping Ajansı’nın sekiz yıllık zaman aşımı süresinin gerisinde kaldı.
Cipollini'nin 20 yıla yayılan kariyerindeki 191 galibiyet arasında rekor düzeydeki 42 Giro d'Italia etap galibiyeti(1989-2003 arası), 12 Tour de France etabı, üç Vuelta a España etabı ve 2002 Dünya Yol Şampiyonası ile beraber Milan-San Remo(2002), Gent-Wevelgem(1992, 1993, 2002), E3 Prijs(1993) ve Scheldeprijs(1991 ve 1993) gibi klasik zaferleri bulunuyor.
1.88 boyunda ve 79 kilo olan Cipollini, bisiklet tarihinin gördüğü en güçlü sprinterlerden biriydi ve Grand Tour’larda onu hızla finişe ulaştıran Kırmızı Tren’le(Team Saeco’daki yedi yılında) beraber neredeyse durdurulamıyordu. Cipollini tam bir şovmendi; bir keresinde Tour de France etabına iki tekerlekli savaş arabasının üzerinde bir Roma imparatoru edasıyla kafasına yaldızlı defne yapraklarından oluşan bir taç takıp toga* giymiş halde geldi; ve Giro d’Italia 2002’nin zamana karşı prolog etabında tepeden tırnağa kaplan desenli bir mayo ve kaplan çizgileriyle süslü bir bisikletle yarıştı. (*toga: Eski Roma kıyafeti)
Kesin olan şu ki bisiklet sporu bir daha asla Mario Cipollini gibilerini göremeyecek.
10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.
Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.
28.02.2017
Tarihin En İyi Sprinterleri #4: Oscar Freire
yazan:
firat selcuk
Hiçbir bisikletçinin, son 40 yıldaki en iyi sprinter listesinin dört numarası Oscar Freire gibi bir hikayesi yok. 1999’da Verona’da düzenlenen Dünya Yol Şampiyonası’nın son 500 metresine kadar adeta kimse ondan haberdar değildi. Sonrasında ise uzaklardan beyaz formalı birinin son virajı tek başına aldığını gördük, birçok kişi Almanya’dan Jan Ullrich’in uçup gittiğini düşünmüştü. Ancak görüntü netleştiğinde durum hiç de öyle değildi, Almanya milli formasının mavi omuzları yerine İspanya’nın sarı ve kırmızısı vardı.
Oscar Freire, bu son atağıyla yarışı önde bitiren kaçış grubundan da dört saniye önde gökkuşağı mayonun sahibi oldu. Yeni dünya şampiyonu hakkındaki bilgileri kurcalayınca öğrendik ki kendisi 23 yaşındaydı ve kariyerinin geride kalan ilk iki profesyonel sezonunda yalnızca 1998’de Vuelta a Castilla y Leon’da rüzgarli bir etap sonunda toplu sprinti kazanmıştı. Üstelik 1999’da yaşadığı diz sakatlığı yüzünden sadece 11 yarışa katılabilmişti ve İspanya kadrosuna son anda dahil edilmişti.
Sonra şunu da öğrendik ki Freire, Kantabria bölgesinin liman kenti olan Torrelavega’nın işçi sınıfı semti Covadonga’da büyüyen dört kardeşin en küçüğüydü. 1.70 boyunda ve 63 kilo olan Freire, bir saf sprinter fiziğine sahip değil ama bize, özellikle de uzun, tırmanışlı etapların sonunda en hızlı sprinterleri yenebilecek hıza sahip olduğunu gösterdi. Freire, 2000 yılında dünyanın 1 numarası olarak gösterilen Mapei takımına imza atıp yedi galibiyetin yanı sıra Milan-San Remo ve Dünya Şampiyonası üçüncülükleri alarak değerini kanıtladı. 2001’de sezon boyu sakatlık yüzünden çok yarışamadığı halde Vuelta a España’da formunu buldu ve Paris-Tours ikincisi olup Lizbon’daki Dünya Şampiyonası’nda da gökkuşağı mayoyu ikinci kez kazandı.
Freire ilk kez 2002’de Tour de France’a katıldı. Almanya’nın Saarbrücken şehrinde ikinci etap, ev sahipliği yapan ülkenin yıldızı Erik Zabel için hazırlanmıştı ama İspanya’nın dünya şampiyonu, üç korkutucu sprinter olan(fotoğrafta soldan sağa) Robbie McEwen, Erik Zabel ve Baden Cooke’un önünde tüm gücünü ve hızını kullanarak etabı(fotoğraftaki) aldı.
15 yıllık profesyonel kariyerinin sonunda Freire yedi Vuelta etabı, dört Tour de France etabı, üç Milan-San Remo ve birer tane de Paris-Tours ve Gent-Wevelgem kazandı -ve üç şampiyonlukla Eddy Merckx, Rik Van Steenbergen ve Alfredo Binda’nın Dünya Yol Şampiyonası’ndaki rekorlarına ortak oldu.
10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.
Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.
HŞB Bisiklet #3: Omloop, Kuurne ve Abu Dhabi
yazan:
firat selcuk
Her Şeyi Biliyoruz Podcast'in bisiklet serisi üçüncü bölümüyle sizlerle. Klasiklerin açılış hafta sonunun iki harika yarışı Omloop Het Nieuwsblad ile Kuurne-Brüksel-Kuurne'yi konuştuk. Tamamlanan bir diğer World Tour yarışı Abu Dhabi Turu'nu yokuş etabı üzerinden değerlendirdik ve noktayı da birkaç ufak doping göndermesiyle yaptık.
Dinleyecek olan herkese şimdiden teşekkürler...
26.02.2017
Tarihin En İyi Sprinterleri #5: Alessandro Petacchi
yazan:
firat selcuk
Geride kalan 40 yılda, listemizin beş numarası Petacchi kadar verimli çok az sprinter vardı. 1996’da 21 yaşında(*) profesyonelliğe adım atıp kariyerinin ilk dört yılını küçük bir İtalyan takımında geçirecekti. 2000’de, düzenli olarak sprint etapları kazanmaya başlayacağı güçlü Fassa Bartolo takımıyla sözleşme imzalayana kadar ihtiyacı olan itici güce kavuşmak için bekleyecekti 1.83 boyundaki, 72 kiloluk Petacchi.
İlk büyük galibiyetleri o yıl Vuelta’da kazandığı iki etaptı... ama 2003’te, 29. yaşına dek kariyeri gerçek anlamda yükselemedi. O yıl ise fotoğrafta gördüğünüz, Dünya Şampiyonu Cipollini’nin önünde kazandığı Catania’daki 5. etap da dahil olmak üzere altı Giro d’Italia etabı, dört Tour de France etabı ve beş de Vuelta a España etabı kazandı!
Petacchi’nin, Cipollini gibi ihtişamı veya Erik Zabel gibi isikrarı yoktu ama inadı ve hırsı vardı. Memleketi La Spezia’dan çok da uzakta olmayan, Ligurya kıyılarını kucaklayan Milan-San Remo favori yarışıydı. Bu anıtsal klasiğe 16 kez katıldı ve yedinci denemesinde, bir yıl önceki dördüncülüğünün ardından La Classicissima’yı(Süper Klasik) Alman Danilo Hondo, Norveçli Thor Hushovd ve son şampiyon İspanyol Oscar Freire’nin birkaç bisiklet farkla önünde 2005 yılında kazanmayı başardı.
Kazandığı tek anıtsal klasik buydu ama iki tane de sprint klasiğini kazandı: Paris-Tours 2007 ve Scheldeprijs 2009. Ama Petacchi’nin esas faaliyet alanı Grand Tour’lar oldu. Sonuncusu 2011’de 37 yaşındayken olmak üzere 22 Giro d’Italia, 20 Vuelta a España ve altı Tour de France etabı kazandı. Ve üç Grand Tour’da da sprint klasmanını kazanmayı başaran ender sprinterlerden oldu.
O artık emekli, La Gazzetta dello Sport’taki son röportajına göre Lido di Camaiore kıyısındaki dairelerinden birini, sprintin en büyük genç yeteneği Fernando Gaviria’ya kiraya vermek üzereydi -Gaviria da tıpkı Petacchi gibi şimdiden bir Paris-Tours kazandı ve İtalyan yıldızın Giro’daki etap galibiyetleri ile Milan-San Remo’daki zaferlerini tekrarlayabilecek potansiyele sahip.
*Petacchi 3 Ocak 1974 doğumlu ancak sözleşmeler 1 Ocak günü başladığı için profesyonel kariyerine 21 yaşında başlamış olarak gözüküyor.
10 yazılık bu seri, Şubat 2017’de Peloton Magazine tarafından hazırlanmıştır.
Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















