18.02.2018

Fernando Alonso ve Bisiklet Takımı Gerçekleri



Takvimler 2 Eylül 2013’ü gösterdiğinde bisiklet dünyasına C-4, F1 dünyasına ise ses bombası gibi düşen bir haber gündeme geldi. Ferrari pilotu Fernando Alonso sıkıntılı günler yaşayan ve kapanması beklenen Bask ekibi Euskaltel-Euskadi’nin UCI World Tour lisansını alacak, böylelikle 2010’daki bir röportajda dile getirdiği bisiklet takımı sahibi olma hayalini gerçekleştirecekti. Bisiklet sporuna çok daha fazla ilgi çekebilecek bu proje bugüne kadar gerçekleşmedi.

Bazıları Alonso’nun o dönemde Ferrari ile yaşadığı sıkıntıların ve kariyerine yön çizememenin bu projeyi sekteye uğrattığını söyledi, kimisi iki spora da yeterli vakit ayıramayacağı için yarış kariyeri bitene kadar beklemesinin önerildiğini yazdı ve kimileri ise (adı lazım değil baş harfi Ö) Fernando Alonso’nun karakter eksikliğinden muzdarip boşa sallayan bir insan olduğunu öne sürdü. Fakat artık sır perdesi aralanıyor, ArtemioFranchi.org yazarı aydın insan Ögeday Karabulut sizler için bu çalkantılı dönem hakkında çok ciddi araştırmalar yaptı (Google>Ara>Fernando Alonso, Euskaltel-Euskadi, Cycling, Fail, Liar Alonso, is Fernando Alonso honorless?, hot F1 Grid Girls nude) ve gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

2013’te çıkan haberler Alonso’nun sponsorlarının da desteğiyle Euskaltel-Eustadi’ye UCI World Tour lisansı alacağı ve 6 milyon euroya yakın bir yatırım yapacağıydı. 2015 yılına kadar takımla kontratı olan bisikletçilerin kontratları devam edecekti. Yani takımda köklü ve ani değişiklikler yapmak yerine var olan yapı korunarak değişim yıllara yayılacaktı. Takımın halihazırdaki en başarılı ismi Samuel Sanchez’in etrafına uluslararası bisikletçiler katarak yıllar içinde global bir değer haline gelmek amaçlanıyordu. Takımın ismi ise Fernando Alonso Cycling Team (FACT) olacaktı. FACT (TR: Gerçek; slogan olarak kullanıldığında daha etkili bir kelime) kısaltmasındaki kelime oyunu da gözlerden kaçmayacak ve Alonso’nun ne kadar içten pazarlıklı bir şahsiyet olduğunu gözler önüne serecekti. İnternet sitesinden yaptığı açıklamada takımın “şeffaflık ve sıfır tölerans” değerleri üzerine kurulacağını açıklayan Alonso bisiklet dünyasındaki yozlaşmadan bıkmış spor sevdalılarına göz kırpmayı ihmal etmiyordu. Yaban çakalı.

Bu haberin bisiklet severlere getirdiği mutluluk yaklaşık 21 gün sürdü. Euskaltel ve Alonso cephesinden gelen açıklamalar yapılan prensip anlaşmalarına ve olumlu açıklamalara rağmen projenin kesin anlaşmasının yapılamadığı yönündeydi. Euskaltel “KAPATIYORUZ” pankartını vitrine asarken, Fernando Alonso da “sonuna kadar denedik ama 2014 yılı için bir bisiklet takımı kurmanın imkansız olduğunu anladık” diyordu. Bisiklete olan tutkusuna en ufak bir zarar gelmediğini açıklayan Alonso’nun gerekirse sıfırdan tırnaklarımızla kazıya kazıya gurur duyacağımız bir takım kuracağız açıklamalarıyla takım satın almayacağı yavaş yavaş belli oluyordu. Güvenilir kişilerden (Ö.K.) gelen Alonso’nun bu işi paravan olarak kullanıp bir titan zinciri kurup kurmadığı soruları ise “saçmalama o öyle bir insan değil” denilerek geçiştiriliyordu.

-Pamuk mu polyester mi? Çin GP'sine gidince ucuza yaptırırım bunu sen pahalıya almışsın.

Yaklaşık bir yıl sonra 29 Mayıs 2014’te Fernando Alonso 2014 Giro d’Italia’nın 18. Etabını ziyaret ettiğinde haberler tekrar harlandı. “Takımımızı Aralık ya da Ocak gibi kurmaya karar vermiştik ancak şu an Mayıs ayındayız hatta Haziran oldu” diyerek zaman kavramı ve planlamayla da arasının çok iyi olmadığını gösteren Fernando Alonso “üstünde çalışıyoruz ancak lisans alana kadar beklememiz gerekiyor, lisans için son tarih de Kasım ayında. Ağustos 1’e kadar da kurallar gereği bisikletçilerle görüşmemiz bile yasak ve bu yüzden o zamana kadar her şey söylentiden ibaret” açıklamalarıyla yine bahanelerin arkasına saklanıyordu. Menajeri olan Luis Garcia Abad’ın açıklamaları UCI’ın Alonso’ya “sıfırdan takım kurmakla uğraşma git hazır takım al” dediği Alonso’nun ise işi kendi yöntemiyle halletmekte ısrarcı olduğuydu. “Gelecek yıl da arabada olmayı ancak takım direktörü olarak olmayı istiyorum” diyen Alonso’nun yanında oturan isim ise iki kez dünya bir kez de olimpiyat şampiyonu (2004 Atina) olan isim Paolo Bettini’ydi. Bettini bu proje uğruna kandırılarak İtalya milli takım baş antrenörlüğünü bırakmış bir isim olarak çok yakında pişman olacağından habersizdi. Kendisine ilerleyen paragraflarda değineceğiz.

Alonso’nun gönüllere boş yere umut tohumları ektiği Ekim ayının başında ortaya çıkacaktı. UCI Başkanı Brian Cookson; kardeşim başvuru tarihi geçti, bize gelen giden belge yok, ne tıkırtı var ne şıkırtı var Alonso ne arar la bazarda minvalinde açıklamalarla bisiklet sevdalılarına artık aklınızı başınıza alın bu dolandırıcının kurbanı olmayın diyordu. Bir yandan da ayıp olmasın diyerek “bu sene gitti ama gelecek yıl için ProContinental takım kurabilirler o yönde bir beklentimiz var, beklemedeyiz” diyerek Alonso’ya kapıları tamamen kapatmıyordu. İşin detayına inildiği zaman topun tamamen Alonso’da olduğu Cookson’ın “ona gereken her bilgiyi verdik ve planlarını bize anlatmaya hazır olduğunda dinlemeyi dört gözle bekliyoruz. ProContinental seviyesinden başlayarak yükselmeye hazır olduğunu ve mutlu olacağını bize söyledi.” açıklamalarından anlıyorduk.

Bir ay sonra Mexico City’de EFE haber ajansına konuşan Fernando Alonso “bir sürü nedenden ötürü” 2015 yılı için bisiklet takımı kurma işinin yattığını açıklıyor, F1 ve bisikletin bir araya gelebileceğini ve gelecekte bunu yapmak istediğini söylüyordu. Bisikletçileri överek kendini kurtarabileceğini zanneden İspanyol “F1’in bisikletten eksik kaldığı yönler var. Takım çalışması ve fedakarlık gibi.” diyerek bir yandan Ferrari’deki başarısızlığını ima yoluyla takıma yıkmaya çalıştığının farkına yalnızca yaban çakalı kişiliğini bilenler varıyordu. “Bisiklette de F1’deki teknoloji yok. Bisikletler kurallarla sınırlanmış ve teknolojik olarak gelişmemişler” açıklamasıyla siz ilkelsiniz demeye getiriyordu. Ancak şanlı bisiklet sporu çok geçmeden gizli motorlu bisiklet skandallarını ortaya çıkaracak ve kendisinin ne kadar haksız olduğunu ortaya serecekti. İşte hiçbir şeyden haberi olmayan adam bu işe girecekti bir de düşünün sayın okurlar. “Bisikleti seviyorum, her gün 100 km üzerinde bisiklet sürüyorum.” açıklamalarına kimse atma Ziya diyerek müdahale etmediği için durmayan Alonso “ancak sakince amatör seviyede çalışmak başka bir şey profesyonelce yapmak bambaşka” diyerek bilinmeyeni bildiriyor görünmeyeni gördürüyordu. Teşekkürederiz.swf.

-Şurada dolandırılacak birileri var galiba çabuk.

Ocak 2015’te aklı başına gelip dolandırıldığını hala anlamayan Paolo Bettini, La Gazzetta dello Sport’a “2014 Alonso’nun bisiklet projesi için yanlış bir yıldı” açıklamasını yapıyordu. Proje neden yürümedi diye sorulduğunda “Çünkü her şey Fernando için yanlış yılda oldu. Onun işi F1 pilotluğu yapmak. Ferrari’de herkesin bildiği değişiklikler olmaya başladı, Alonso da takım değiştirmek için hazırlıklara başladı.” diye cevap veriyor, hala parçası olduğu saadet zincirinin farkına varamıyordu. “Takımı için çok kritik bir yıldı ve onlara konsantre olmak zorundaydı, bu kadar etkileyici ve aynı zamanda emek isteyen bir proje için hiç zamanı yoktu, yani bütün proje beklemeye alındı” açıklamalarıyla derdini anlatmayı sürdüren Bettini kendisine yöneltilen “e siz işsiz kaldınız ne olacak tazminat filan?” sorularına ise “Hukuksal olarak bir sıkıntı yok, öyle bir şeyle ilgilenmiyorum. Beklemedeyiz, Fernando hala gelecekte bir takım sahibi olduğunu görüyor. İnanması güç biliyorum özellikle Euskaltel’i satın alma girişiminden sonra ama birçok kez konuştuk ve sizi temin ederim o işinin ehli ve tutkulu birisi. Aynı zamanda gururlu, bu hikayenin böyle bitmesini istemiyor.” diye cevap veriyordu. Bir ay kadar önce Fernando’nun kendisinden özür dilemesiyle dostça ayrıldıklarını belirten Bettini “ilerde bana ihtiyacı olursa haber versin koşullar uygunsa ve boştaysam görüşürüz” cümlesiyle de aklının başına pek gelemediğini gösteriyordu.

Ve gelelim 2017’nin Kasım ayına. Elconfidencial.com adresinde görev yapan şerefli, onurlu, gözü pek gazeteciler Fernando Alonso’nun bisiklet takımı serüveninin Panama Papers ile olan bağlantısını haber yapıyorlardı. Bisiklet takımı mevzusunun bisikletçiler arasında hafif tabirle “goygoy” malzemesi olduğuna dikkat çeken ekip bu işe “Bisiklet dünyasının El Dorado’su” yakıştırmasını yapıyordu. Yani söylenti ve beklenti boldu ama ortada bir şey yoktu. Alonso’nun macerasını kısaca özetleyen gazete, 2015’te takımın start almasına bir adım kaldığını Panama Papers’tan görebildiğimizi açıklıyordu. Ancak “İspanyol takımı” kimliğiyle bağdaştırılan takımın merkezinin Malta olduğu da bu sızıntıda ortaya çıkmıştı. Fernando Alonso, İspanyol bisiklet severlerin gönüllerine girmeye çalışırken takımını Malta’ya yerleştiriyordu. Alonso’nun menajerinin (Luis Garcia Abad) Katar yatırım fonu olan Novo Holding ile bir araya gelip Revolution Holdings’i Malta’da kurduğu belgelerle kanıtlanmıştı.

El Confidencial tarafından iletişime geçilen Garcia Abad takımın herhangi bir İspanya bağlantısı olmadığını doğrulamış, ne sponsorların ne de ana merkezin İspanya bağlantısı olmadığını söylemiş. “İspanya’da projenin sponsorlar tarafından ilgi görmemesi yüzünden birçok potansiyel sponsorun yabancı olduğu doğru” açıklamasını yapan Abad takımı neden İspanya’da kurmadınız sorusuna da “İspanyol hisse grubu sermayenin ancak yüzde ellisini toplayabildi, diğer üçüncü parti grupların ise İspanya ile ilgisi ya da bağlantısı yoktu. Bu tarz geliştirme projelerinin çoğunda olduğu gibi bizim de İspanya’da ana şirket kurmak gibi bir niyetimiz yoktu” diye cevaplamış.

Burada akıllara gelen soru şu: Alonso’yu yakından tanıyan İspanyol sponsorlar bu işin bir ponzi, bir dolandırıcılık, bir titan, bir Kenan Şeranoğlu, bir Jet Fadıl girişiminden daha güvensiz olduğunu düşündükleri için mi bu projeye destek vermediler? Sadece soruyorum!

El Confidencial’in haberine göre Malta 2003’ten beri (çift vergilendirme anlaşmasının imzalandığı tarih) İspanyollar için vergi cenneti olarak kabul görmese de OECD tarafından vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelerden birisi. Malta birçok şirket için cazip bir ülke: İngiliz sisteminden uyarlanmış tanıdık bir vergi sistemi, AB üyeliğinin getirdiği güvenceler, %5 civarına kadar düşürülebilen gelir vergileri gibi avantajlar var. Bir bisiklet takımı kurma hayali olduğunu söyleyen Alonso’nun bunlarla ne işi olabilir, ne amaçlamaktadır? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Vekalet versen elinden her şeyini alır, tipe bak.

Garcia Abad, El Confidencial’e gönderdiği belgelerle takımın hiçbir avantajdan faydalanmadığını ve İspanyol Hazinesi’nin Revolution Holdings Limited’ın varlığından haberdar olduğunu kanıtlarken tek bir Euro fatura kesmediğini de belgelemiş. Abad neden iş yürümedi konusunda ise “Sponsorlarla pazarlıklar gösterdi ki herkesin istediği gibi bir bütçeyi oluşturmak mümkün değildi ve istediğimiz gibi takımı 2016’da hazır hale getiremezdik. Bu gerçek ve ortaklarımızla olan belli farklılıklar projeyi önce durma sonra da iptal olma noktasına getirdi. Malta’daki şirket hala inaktif durumda ve tasfiye süreci başladı.” açıklamalarını yapmış.

Haberde dikkat çekilen bir diğer nokta ise 15 prensip anlaşmasına varılmış bisikletçinin olduğu ve takımın altyapısının yüzde yetmişinin hazır olduğu. Bazı kaynaklara göre Alonso’nun anlaşmaya vardığı (ağına düşürdüğü) bisikletçilerden birisi de bisikletin sansasyonel ismi Peter Sagan’mış. Projeden kendisine hayır gelmeyeceğini anlayan Sagan o sezon Tinkoff ile anlaşmaya karar vermiş. Aynı kaynaklar Alonso’nun Cannondale-Tinkoff birleşmesinden sonra boşa çıkacak Pro Tour lisansının peşinde olduğunu da belirtmiş ancak bu iş de gerçekleşmemiş.

Tarih 18 Şubat 2018. Formula 1 sezonunun açılmasına kısa bir süre kaldı, Fernando Alonso’nun bisiklet takımıyla ilgili herhangi bir gelişme yok. Bisiklet severlerin kalplerini kırdı, umutlarını çaldı, karşılığında güzel birkaç sözden başka hiçbir şey vermedi. Şimdi ise orada da yarışacağım burada da yarışacağım diye kapris yaparak koca yarış takvimlerini değiştirtiyor. Uyanın artık spor severler uyanın.

Fernando Alonso
Bisiklet camiasının
Dolandırıcısı o

Uyuma bisikletçi uyuma.

Kaynaklar:

http://www.telegraph.co.uk/sport/othersports/cycling/10282106/Fernando-Alonso-rides-to-rescue-of-threatened-Basque-cycling-team-Euskaltel-Euskadi.html

http://www.bbc.com/sport/cycling/24211808

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-still-aiming-launch-cycle-team-2015-124728

http://www.cyclingweekly.com/news/latest-news/fernando-alonso-cycling-team-will-happen-2015-143067

http://road.cc/content/news/140729-paolo-bettini-says-2014-was-wrong-year-fernando-alonso-cycling-project

https://www.elconfidencial.com/economia/paradise-papers/2017-11-08/fernando-alonso-cycling-team-malta_1473384/

7.02.2018

Start Finish #8: F1 Camiasının Bisikletle İmtihanı


Formula 1 sürücülerinin hepsi; sezon hatta yarış aralarında fit kalmak, güçlenmek, stres atmak gibi amaçlarla diğer spor dallarına yöneliyorlar. Gridde en çok tutulan sporlardan biri de bisiklet. Antrenmanlar öncesi pistlerde atılan toplu turların birçoğunda bisikletle rahat rahat gezen pilotlara şahit oluyoruz. Ben de bloğumuzda sıkça yer verdiğimiz bu iki spor dalını hayatlarında daha fazla bir araya getiren isimleri kısaca derledim. Tabi çoğunlukla bisiklet süren insandan ziyade kazaya karışan insan haber olduğu için isimlerin çoğu kazalarla gündeme geldi. Yoksa Instagram’da sürücüleri takip ettiğiniz zaman özellikle yaz aralarında üçüncü sınıf bir bisiklet yarışı kadar çok hikaye ve fotoğraf görebiliyorsunuz.

Kevin Magnussen

2015 yılında McLaren’in yedek pilotu olan Magnussen, Singapur GP’si öncesi bisikletten düşerek kafileye katılamamıştı. Kaza sonrası elinde kırık meydana gelen Magnussen “en iyisi dört tekere devam etmek” şeklinde bir tweet atarak kendisiyle dalga geçmişti.

HABER (İngilizce)

Valtteri Bottas

Mercedes’in beklentileri aşan sürücüsü Valtteri Bottas da özellikle Instagram’da sıkça bisiklet üzerinde gördüğümüz isimlerden bir tanesi. Paylaştığı hikayelerde daha çok bisiklet üstünden görüntüler olsa da kendisi fotoğraflarda bisiklet ve manzarayı kombinlemeyi daha çok seviyor. Misal: 1, 2.
Bottas bisiklete olan sevgisini bir adım ileriye götürmüş ve her yıl Valtteri Bottas Duathlon adı altında bisiklet + koşudan oluşan bir yarış düzenliyor. Kendisi de bu yarışlara aktif katılım gösteriyor.

Mark Webber

Richie Porte gibi bir Avustralyalı olan Webber de yıllar önce bisikletle kazaya karışan isimlerden. 2008 yılında, Red Bull için pilotluk yaparken, Tazmanya’da kendi düzenlediği hayır etkinliğinde yarışırken karşıdan gelen arabayla kafa kafaya çarpışan Webber bacağını kırmış. Başarılı bir ameliyat sonrası ise 2009un ilk yarışı olan Avustralya GP’ye yetişmiş.
Bu arada düzenlediği etkinlik de dağ bisikleti, kano ve trekkingden oluşuyormuş: Mark Webber Pure Tasmania Challenge. Yakışır.

Fernando Alonso
Bisiklet sevdalısı olan İspanyol bundan beş sene önce “Euskaltel Euskadi’yi satın alacak” üç sene önce de “Kendi bisiklet takımını kuracak” gibi iddialarla gündeme gelmişti. Çeşitli sebeplerden dolayı iki planını da gerçekleştiremeyen Alonso nadiren de olsa planlarının sadece ertelendiğini söylüyor. Ayrıca kendisi fırsat buldukça pedallamaktan geri durmuyor.

Daniel Ricciardo
Gridin sempatik yüzü Daniel Ricciardo özellikle dağ bisikleti kullanmayı çok seviyor. Geçtiğimiz sene sezon başlamadan önceki bir hazırlık videosunda fitness tavsiyeleri verirken, dağ bisikleti ile çıktığı kısa bir parkura da eşlik etmiştik. Ayrıca takım arkadaşı Max Verstappen ile bisiklet üzerinde Abu Dabi pistini gezdikleri bir video da mevcut.

Marcus Ericsson
1.5 yıl önce Tayland’da bisiklet sürerken bir tavuğa çarparak tarihe geçen Marcus Ericsson, kazadan sonra “45 km hızla giderken (büyük) bir tavuğa çarpmayı önermiyorum ama yaralarım sarıldı ve hafta sonuna hazırım” şeklinde bir tweet atmış. Daha sonrasında ise “tavuk iyi, koşmaya devam etti, Tayland’da bu tavuklara ne yedirdiklerini bilmiyorum ama bu güçlüydü” demiş.

HABER (İngilizce)

Toto Wolff

Bu camiada sadece sürücüler değil, takım patronları da bisikletten ve kazalardan nasibini alıyor. Mercedes patronu Toto Wolff de 2014 yılında geçirdiği bisiklet kazası sonucu omzundan sakatlanmış. Wolff kaza sonrası “şimdilik işi profesyonellere bırakmaya karar verdik, Lewis ve Nico 300 kilometrede teker tekere giderken bizim 30 kilometrede gidebildiğimizden daha iyiler” açıklamasını yapmış.

HABER (İngilizce)

Jenson Button

Sansasyonların adamı Jenson Button, bir bisiklet yarışına katılıp da “çok hızlı gittiği için” diskalifiye olmayı başarmış. Bir Ironman etkinliğine katılan İngiliz; yüzme, bisiklet, koşu* branşlarının hepsini başarıyla tamamlasa da bisiklet etabında güvenlik sebebiyle hız limiti konulan kısımda hız limitine uymadığı için elde ettiği üçüncülükten olmuş.

HABER (İngilizce)

*düzeltme için McDennis08'e teşekkürler.

Nico Rosberg

Rosberg’in bisikletle olan ilişkisi biraz farklı. 2016’daki şampiyonluğunu “bisikleti bıraktım başarıya ulaştım” diyerek açıklamış. O sezonki yaz arasında bisiklet sürmeyi bıraktığını söyleyen Rosberg, bunun sonucunda 1 kg verdiğini, bunun da vücudun en ağır kaslardan biri olan bacak kaslarından gittiğini açıklamış. Araç ağırlık limitindeyken vücuttaki bir kilogramın tur başına 0.04 saniyeye mal olduğunu söyleyen Rosberg, Japonya GPsinde verdiği 1 kg sayesinde pole pozisyonunu aldığını, bunun da Lewis Hamilton’ın kafasını karıştırarak startta hata yapmasına yol açtığını iddia etmiş. Bir şey diyemiyorum haklı olabilir ya da sadece Hamilton konsantrasyonunu kaybetmiştir Rosberg kendine pay çıkarıyordur. 

Sonuç olarak bisikleti bırakıyoruz başarılı günlere yelken açıyoruz arkadaşlar, Fırat’la da konuşuyorum bloğu kapatıyor, haydi görüşürüz…

HABER (İngilizce)

Porte Geçmişe ve Geleceğe Bakıyor



Avustralya’nın güney kıyısındaki Tazmanya adasında büyüyen BMC Racing bisikletçisi Richie Porte, kendisini dünyanın en iyi etap yarışçılarından biri olarak kabul ettirmek için çok yol aldı. Son iki Tour de France kazanma girişimini yaşadığı kazalar bozsa da bu sene kötü şansını geride bırakmayı umuyor. 33 yaşındaki dost canlısı isimle bu egzotik adadaki kökleri, bisiklet yarışçılığı ve arkadaşlık hakkında konuştuk.

Peloton Magazine: Richie sen sıklıkla Avustralyalı diyip geçmek varken Tazmanyalı bir yarışçı olarak tanımlanıyorsun. Bu senin için ne anlama geliyor. Birçoğumuz sadece Tazmanya Canavarı’nı biliyor ama adana ait çok daha fazlası olmalı. Tazmanyalı olmak nasıl bir şey? Mesela Avustralyalılar sizi belli bir şekilde kategorize ediyor mu? Köklerinle oldukça gurur duyuyor görünüyorsun. Son olarak Tazmanyalı bir çocuk nasıl WorldTour bisikletçisi oldu?

Richie Porte: Oh, bu farklı bir dünya. İnsanlarla Tazmanya hakkındaki konuşmalarımın yarısı onlara Avustralyalı olduğumuzu açıklamakla geçiyor. Avustralya pasaportuna sahibim. Anakara Avustralyalıları her zaman Tazmanyalılarla dalga geçer, çok ufak bir adamız olduğu için bizle eğlenirler. Ancak bu durumun örnek olarak Sardunya’nın İtalya’yla ya da Korsika’nın Fransa’yla olan ilişkisinden bir farkı yok.

Benim için Tazmanya sadece dünyanın güzel bir parçası… ve ayrıca insanlar da iyi! İnsanlar gerçekten çok rahat belki anakara Avustralyalılarından bile daha rahatlar. Tazmanyalı olmaktan gurur duyuyorum. Geri dönüp tamamen rahatlayabildiğim tek yer. Monako’da [Avrupa’daki evi] hiçbir zaman yüzde yüz rahat değilim. Bazı açılardan Tazmanya gerçek Avustralyadır. Avustralya sakinliğiyle bilinir ve Tazmanya oradan daha sakindir. Tazmanya’da evden çıktıktan sonra 15 dakika boyunca hiç kırmızı ışık görmeyebilirsiniz. Orada olmayı seviyorum. Bisiklet sürmek için şahane bir yer. Bütün gün iniş ve çıkışlar var ayrıca her zaman da diğer rüzgarlara galip gelen bir pruva rüzgarı [karşıdan esen rüzgar] mevcut. Favori tırmanışım, 2000 metrelik tırmanış boyunca dönen 135 kilometrelik yol. Bu size nasıl bir şey olduğuyla ilgili güzel bir fikir veriyor. Burada devasa dağlar yok ancak her zaman iniş çıkışlar var, muhteşem doğal parklarla birlikte.

Çocukken triatlona başladım ve bisiklete geçmeden önce bu yolda ilerleyebildiğim kadar ilerledim. Ebeveynlerime ve diğer birkaç insana Avrupa’ya gidip profesyonel bisikletçi olmam konusunda teşekkür etmem lazım. Bayağı sıkı bir yolculuk oldu ancak bu herkes için böyle.



Alberto Contador ve Chris Froome gibi şampiyonlarla çalıştıktan sonra Porte BMC ile yuvasını buldu.

Peloton: BMC’de takım lideri olmadan önce kendini ispatladın diyebiliriz, Alberto Contador ve Chris Froome için yarışarak. Bu şampiyonlardan neler öğrendin?

Porte: Aslında Alberto ile sürdüğüm 2011 yılında yapabileceğim pek bir şey yoktu. O sene kendisine Giro d’Italia’da eşlik ettim ve o kadar güçlüydü ki o kadar yardıma ihtiyacı olmadı. Pelotondan ayrılmaya yardım etmek için önde sürerdim ama bu kadardı. Dürüst olmak gerekirse muhtemelen Chris’ten daha çok şey öğrendim. Chris, Brad’in [Wiggins] gölgesindeyken onunla bir bakıma ahbaptım. Chris hakkında söyleyebileceğim şey hem bisikletin üstündeyken hem de yerdeyken son derece profesyonel olduğu. Efor sarfetmekten hiç kaçınmaz. Mental olarak her zaman çok güçlüdür.

Ve yarış sırasında hiçbir şeyi hediye etmez. Geçen yılki Dauphine’e bakın [Porte son gün lider mayosunu giyerken Froome’un Sky takımı final etabının başında atak yapmış ve yarışı karıştırmıştı – sonunda Froome da kaybetmiş, Astana’dan Jakob Fuglsang’ın zaferi kazanmasına yol açmıştı.]. Sanırım büyük yarışları kazanacaksanız böyle olmanız gerekiyor.
Şahsen bunu yapabilir miydim bilmiyorum. Kendimi arkadaşlarına biraz daha sadık biri olarak görüyorum. Örnek olarak, Tazmanyalı dostum Will Clarke’a yarış sırasında zarar verecek bir hamleyi asla yapmam. Bunu bir arkadaşa asla yapmam. Ancak Chris böyledir. Kimseye eyvallahı yoktur.


Peloton: Peki Chris’in Vuelta a Espana’daki doping testini geçemediği haberini nasıl karşıladın?

Porte: Sadece bekleyelim ve görelim. Kendisini savunması gerekiyor. Ancak gün sonunda bisiklet sporu iki türlü de kazanamayacak. Devasa bir utanç.

Peloton: Richie sen dünyanın en iyi tırmanışçılarından birisin. Fakat gün geçtikçe iniş yarışlarda daha büyük rol oynamaya başladı. Senin gibi ufak bir adam inişlerde dezavantajlı olduğunu düşünüyor mu?

Porte: Evet ufak olmak biraz daha zor oluyor. Tour’daki kazama dönüp baktığımda; insanlar ileri geri konuşuyordu ancak ben Le Mont du Chat’ın dibine kadar Chris, Jakob Fuglsang ve diğerleriyle birlikte indim. Risk alan birisi değilim ama rahatça iniş yapabiliyorum. Ancak kaza yaptığım o gün, frene dokunduğum anda arka tekerleğim kilitlendi. Bu bisikletin bir parçası, yükselmeli ve alçalmalısınız. Gün sonunda eğer Nibali gibi pelotondaki en iyi inişçilerden biri kaza yapıyorsa başka bir ismin de büyük bir kaza yapmasının da an meselesi olduğunu düşünürüm. Benim için o kazayı yapmak ve koltukta oturup kaza hakkında düşünmek için fazla süremin olması, kazayı mental olarak atlatmamın biraz zaman alacağını anlamamı sağladı.

Peloton: Bu -çılgın inişler- gelecekte psikolojik olarak kendini hazırlayabileceğin bir şey mi?

Porte: Evet, yüzde yüz! Tassie’den, psikiyatr olan bir arkadaşım var ve elbette bu konuya değindik, çünkü sonuçta bu büyük bir travma. Birisinin kötü bir araba kazası geçirmesinden farkı yok. Tepeden aşağı inmeye başladığınız anda bu endişeler başlıyor… ama sonuçta bu bir bisiklet yarışı ve zemine ulaşmak zorundasınız. Bununla birlikte kariyerimde bisiklet yarışının en önemli şey olmadığı bir noktaya doğru ilerliyorum -Mayıs ayında bir bebeğimiz olacak-.

Peloton: Geçen sezona harika bir başlangıç yapmıştın. Kendini yine aynı seviyede hissediyor musun ve yine benzer bir takvimin olacak mı?

Porte: Evet bu sezon da geçtiğimiz sezon Tour’a kadar yaptıklarımı tekrar etmek isterim. Tour of Romandie’yi kazandım ve Dauphine’de ikinci oldum. Fakat bu sezon bir adım ileri gidip Tour [de France] kutusuna da bir tik atabilmek istiyorum. İyi şans dilemiyorum sadece kötü şans olmamasını diliyorum. Önümüze motosiklet çıkmamasını, kaza yaşamamayı ve gerçekten neler yapabileceğimi görmeyi ki sonunda “acaba”lar ve “böyle yapmalıydım”lar olmasın. Tour’a gidebilmeyi, sadece orada olmayı ve podyum için mücadele vermeyi umut ediyorum.

Bu yazının orijinali James Startt tarafından 6 Şubat 2018 tarihinde PelotonMagazine.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri, kaynak gösterilse dahi izin alınmadan ArtemioFranchi.org adresi dışında yayınlanamaz.

5.02.2018

Defter Arkası #3


Askerliği yiyip bitireli pratikte 2.5 hafta, kağıtta ise 5 gün oldu. Bilgisayar başına geçtiğim son birkaç gündür bir yazı yazayım, çeviri yapayım da ortamlara geri döneyim gibi niyetlerim vardı ancak kışla içinde girdiğimiz psikoloji yüzünden -internet erişimim olmasına rağmen- her spor dalına "haydi ya öyle mi olmuş vay Emenike" mesafesindeyim. Askerliğini yapmış olanlar bilir, yapmamış olanlara tarif etmesi gerçekten zor oluyor ama şöyle açıklamaya çalışayım: günlerce beklediğim; nöbet, iş, temizlik vs. hiçbir görevim yokken sakin kafayla izlemeye çalıştığım Galatasaray-Göztepe maçının 20. dakikasında "ben ne izliyorum ki" tepkisini vererek gidip uyumayı tercih etmiştim.

Yavaş yavaş bu psikolojiden sıyrılıyorum ve geçtiğimiz altı ay içinde olup bitenleri detaylarıyla öğrenmeye çalışıyorum. Sadece elimin pası gitsin diye yazacağım bu yazıda ise ne kitap, ne spor, ne de askerlik anısı anlatacağım. 3 haftadır telefonumun şarjını emikleyen, deli gibi sardığım bir oyundan bahsetmek istiyorum. (Hayır viral reklam almadık ama vermek isteyen varsa iletişime geçebilir. Lazım çünkü...) Unutmadan, ben gittikten sonra birkaç kişi mesaj ve yorum yazmış. Onlara da çok teşekkür ederim, yazıların okunduğunu bilmek gurur veriyor.

Dashy Crashy isimli şeytan icadı prensip olarak çok basit. Aracınızla beş şeritli bir yolda sonsuza ilerliyor, yolunuza çıkan diğer araçlara ve engellere çarpmamaya çalışıyorsunuz. Bu basit ve sıkça gördüğümüz formülü eğlenceli kılan ise verilen görevler, belirli bir puan toplayınca açılan fenomen olmuş araçlar, her aracın farklı bir özelliğinin hatta farklı bir oyun modunun olması. Oyun içinde oyunlar mevcut denilebilir. Örneğin askeri jiple tank desteği çağırarak engellere takılmadan ilerlerken, Knight Rider ile gece olduğunda üç kat puan toplayabiliyor, ralli aracıyla trafiksiz bir ortamda checkpointlere yetişmeye çalışıyorsunuz. Kargo aracıyla yol üstünde kutuları alıp bırakarak, çöp aracıyla kaza yapmış araçları toparlayarak puanınıza puan ekliyorsunuz. Oyunda uzaktan kumandalı arabadan X-Wing'e, Batmobile'den Tardis'e geniş bir yelpaze mevcut. Oyun son derece hızlı akıyor, ses efektleri ve emoji dolu görseller de bir an olsun canınızın sıkılmamasına yardımcı oluyor.

Bir diğer sevdiğim nokta oyunda -IOS için en azından- zırt pırt reklam çıkmaması. Böylesine hızlı ve sık sık başa döndüğümüz bir oyunda aralara reklam girse ikinci saatte silmiş olurdum. Oyun bu iğrenç formül yerine reklam karşılığı açılmamış bir aracı 5 sefer kullandırmak, bonus puan vermek, kaldığınız yerden devam etmek gibi özellikler sunuyor. Bu keyfi reklam uygulaması oyundan kopmanızı engellerken geliştiricilere destek olmanız için de can sıkmayan fırsatlar sunuyor.

Dashy Crashy'i indirmek için: Appstore ya da Google Play linklerine bakabilirsiniz.

Bu ısınma yazısını noktalarken silah altındaki alt devrem, sayın blog yazarımız Eric Cantona'ya ve aylardır blogu boşlayan ev sahibi Fırat Selçuk'a selamlar gönderiyor, herkese esenlikler diliyorum. En yakın zamanda yepyeni çevirilerle görüşmek üzere (bir altı ay daha haber alınamadı).

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO