taktik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taktik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.12.2016

Üç Defanslıların Savaşı’nda Conte, Guardiola’yı Nasıl Yendi?


Bu yazının orijinali TheGuardian.com adresinde yayınlanmıştır.

Taktik savaş bir futbol maçının gidişatını gösterir ancak maçın sonucu ufak anlarda yaşananlara bağlıdır. Chelsea’nin Manchester City’e karşı aldığı 3-1lik zafer bunun mükemmel bir örneğiydi. Eğer ilk bir saatin muhteşem oyuncusu Kevin De Bruyne, Manchester City’i 2-0 öne geçirecek olan o golü atsaydı bu yazı Pep Guardiola’nın Antonio Conte’nin 3-4-3ünü nasıl çözdüğüyle ilgili olacaktı. Ancak De Bruyne bir şekilde direği nişanladı ve devamında Chelsea’nin geriden gelip maçı alması Guardiola’nın sisteminin sorgulanması anlamına geldi. Gerçek ise bu kadar basit değil.

Bu; baştan sonra heyecan dolu, enerjik, son derece taktiksel ve komiklik derecesinde açık bir maçtı. Guardiola’nın diziliş seçimi, her zaman olduğu gibi, ilk 11ler açıklandığında dahi tahmin edilemezdi ancak biraz 3-2-4-1in gelişinin habercisiydi. Guardiola geride üçe karşı üç kişiyle gidecekti, Leroy Sane ve Jesus Navas’a Chelsea’nin beklerini takip etme konusunda büyük iş düşecekti. Bu da ortada bu maçta iki büyük taktiksel özelliği olduğu anlamına geliyordu: İlk olarak bekler devreden çıkıp savunma görevlerini boşlayacaklardı; ikinci olarak City, Chelsea hücumlarında üçe üç kalacak ve Chelsea rahatça bunu aşabilecekti.

Kanat-beklerin durumu ilk yarıda gayet ortadaydı. Yakın zamanlarda gösterdiği birkaç performansa rağmen Victor Moses oynadığı pozisyonda rahat değildi ve savunma anlamındaki zayıflıkları, David Silva onun üstünden Sane’ye mükemmel bir top aşırttığında bakakalmasıyla ortaya çıktı. Sane pozisyonu değerlendiremedi. Öbür yandan hücum odaklı Sane, savunmadayken Moses’ı takip etme konusunda ciddi problemler yaşadı.

Ters kanatta, Jesus Navas bazen Marco Alonso tarafından itilerek kendini sağ bekte buldu. Bazı anlarda İspanyol meslektaşını takip etmek için kolayca hevesleniyordu ki Chelsea’nin ilk ciddi gol fırsatında da bu oldu. Eden Hazard topla birlikte hızla Navas’In arkasında bıraktığı boşluğa girip Claudio Bravo’yu geçse de sürpriz bir şekilde dar açıdan şut çekmemeyi tercih etti.

Bu arada Alonso Sane, Navas ya da Moses’ın daha doğal bir kanat-bek oyuncusu olduğundan savunma görevlerini yerine iyi getirdi, Navas’ı sıkıca marke etti. Öte yandan Hazard’ın savunma konusundaki ilgisizliği kanatta boş alan yarattı böylece De Bruyne o boşluğa girerek tekrar tekrar yere yakın sert ortalar kesti. Alonso bocalamaya başladı ve sonunda City’i öne geçiren gol Navas’ın ortasında geldi. Gary Cahill tarafından başarısız bir şekilde kendi ağlarına gönderilmiş bir gol.

Navas ayrıca De Bruyne’ün kaçırdığı kritik gol pozisyonunda da ortayı yaptı ve City topa sahip olma konusunda maçı domine ederken Chelsea dümene geçti ve City’nin gerideki adam eksikliğinden faydalanmaya başladı. Guardiola, Silva ve De Bruyne’ü Chelsea’yi orta sahada boğarak City’nin topa sahip olması için kullanırken, Hazard ve 50. dakikada Pedro’nun yerine giren Willian hızlıca gerideki City üçlüsüne doğru öne çıktı. Eğer Chelsea topu hızla hücuma gönderebilirse, hücumcuların gole gitmeden önce geçmesi gereken sadece bir adam vardı. İkinci yarı boyunca tekrar tekrar yaşanan şey tam anlamıyla buydu.

Chelsea’nin bütün golleri bilhassa direktti. İlk golde Cesc Fabregas kendi sahasında bir kısa pas aldı, daha topu kontrol etmeden iki kere kısaca Costa’ya bakıp yerini kontrol etti, sonra forvetin göğsüne doğru uzun bir nokta pas attı. Costa yalnızca Nicolas Otamendi’yi yenerek topu Claudio Bravo’nun yanından ağlara yapıştırdı. 3-4-3 sisteminde ilk maçına çıkan Cesc Fabregas’tan mükemmel bir oyun geldi, sakatlanan Nemanja Matic’in yerine oynayan İspanyol daha geniş çaplı bir pas imkanı sundu ki direkt futbol için mükemmel bir özellikti.

İkinci gol tamamen farklıydı, ileri üçlüyü kullanan klasik bir kontratak: Hazard topu defanstan ileri taşıdı, Costa yakına gelerek top aldı ve ileri doğru hızla çıkan Willian’ın koşuyoluna mükemmel şekilde oynadı. Ama yine de bir Chelsea oyuncusunun rakibini geçmesi yetti. Costa orta yuvarlakta Otamendi’yi döndürerek onu tekrar alt etti.

Üçüncü gol duraklamalarda geldi. Guardiola, forvet Kelechi Iheanacho’yu stoper John Stones’un yerine sokarak kumar oynadıktan sonra. Ama yine de, tekrardan, tamamen basit bir goldü ve bir Chelsea hücumcusunun bir City defans oyuncusunu yenmesi vardı. Hazard’ın Aleksandar Kolarov’u geçerek şık bir şekilde gol atması devre yarısından sonraki sıradışı kontratak performasını taçlandırdı.

Sonuç olarak Chelsea’nin galibiyeti rahat alınmış gibiydi. Ancak Conte’nin Guardiola’yı alt etmesinden daha çok; büyüleciyi, karmaşık, Premier Lig’in daha önce benzerini üretmediği bir taktik savaştı: 3-4-3e karşılık 3-2-4-1. Taktiksel anlamda, yazın Guardiola ve Conte’nin gelişi Premier Lig’i yeni bir seviyeye taşıdı.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

29.11.2016

Montella’nın Milan’ına Taktiksel Bir Bakış



AC Milan Avrupa’nın en köklü kulüplerinden bir tanesi. Kulübün sahip olduğu kaliteyi yalnızca kendi tarihi geçebiliyor. Son birkaç yıldaki felaket yönetim sayesinde AC Milan’ın futbol dünyası için ne kadar önemli bir kurum olduğu kolayca unutuldu.

Bu, 18 Serie A şampiyonluğu ve 7 Avrupa Kupası sahibi olan bir kulüp. Bu, futbola Franco Baresi ve Paolo Maldini’yi vermiş bir kulüp. Yıllar boyunca Marco Van Basten, Ruud Gullit, Frank Rijkaard, Marcel Desailly, Zlatan Ibrahimovic, Andriy Shevchenko, Andrea Pirlo, Alessandro Nesta, Kaka, Ronaldo, Rivaldo, Ronaldinho ve Rui Costa gibi isimlerin ilk 11inde sayıldığı bir kulüp. Arrigo Sacchi, Fabio Capello ve Carlo Ancelotti’yi teknik direktörü olarak çağırma şansına erişmiş bir kulüp.

Bu, tepeden tırnağa büyüklükle bezenmiş bir kulüptü. Efsaneler inşa etmekle bilinen bir kulüptü.
Ancak daha sonra çatlaklar belirmeye ve imparatorluk sarsılmaya başladı. Kötü yatırımlar daha da kötü teknik direktör seçimleriyle beter edildi ve korkunç bir döngü başladı. Milan göz açıp kapayıncaya kadar Serie A şampiyonluğuna oynayan bir takımdan, bir orta sıra takımına dönüştü. Son üç sezondaki lig sıralaması sırasıyla 8, 10 ve 7 oldu. Massimiliano Allegri’nin Ocak 2014’te kovulmasından bu yana San Siro’da tam altı farklı teknik direktör görev yaptı.

Şu sıralar Milan’ın dümeninde bulunan isim ise Vincenzo Montella. Montella’nın 2012-2015 arası yönettiği Fiorentina, tartışılabilir olsa da İtalya’da lider Juventus’tan sonraki en iyi futbolu oynuyordu.  Topa sahip olma üzerine kurulu bir futbol oynayan takımı futbolun en saf halini yansıtıyordu. Montella, Milan’ın başına geçtiğinden beri çoğu kişi, halihazırdaki kadronun Fiorentina’da o kadar başarılı olmasını sağlayan futbolun aynısını oynayıp oynayamayacağını sorguladı.

Montella, oyuncuları istediği gibi kullanmaya alışmış bir teknik adam. Milan’da, güzel futbol gitmişti ve yerini pütürlü, çirkin ve aç bir stil almıştı. Montella işin temeline döndü. Kontra atak yapmadan önce işleri geride sağlam tutmaya çalıştılar. Bu seferki Milan’ın elinde en iyi oyuncular yok ancak onlar Montella’nın alfa olduğu bir kurt sürüsü gibiler.

Yeni Milan Sistemi



Geçtiğimiz sezon Milan ilk olarak elmas dizilimli 4-4-2 kullansa da zaman zaman klasik/düz 4-4-2’ye döndüler hatta 4-5-1 ile de flört ettiler. Ancak Montella’nın Milan’a gelişinden beri tutarlı bir şekilde 4-3-3 dizilimiyle oynuyorlar.

Yukarıdaki resim nasıl dizildiklerini gösteriyor. 17 yaşındaki Gigi Donnarumma kalede başlıyor, devamında soldan sağa şekilde savunmada Matteo De Sciglio, Alessio Romagnoli, Gabriel Paletta ve Ignazio Abate yerleşiyor. Orta saha 18 yaşındaki Manuel Locatelli, Juraj Kucka ve Giacomo Bonaventura’dan oluşuyor. İleride tercih edilen üçlü ise düzenli olarak Suso, Carlos Bacca ve M’Baye Niang’dan oluşuyor.


Milan, defanstaki Alessio Romagnoli’nin topla oynama ve pas becerilerinden yararlanmak üzerine kuruluyor. Üstteki resim, oyuncuların bir aut atışında oyunu geriden kurmak için nasıl yerleştiklerini gösteriyor. Gördüğünüz üzere stoperler ceza sahasının kenar çizgilerine açılırken bekler ileri çıkıyor. Ayrıca Locatelli biraz geriye gelerek iki kanatla da pas üçgeni kurabilecek bir pozisyona geçiyor. Milan oyuncularını rakibin pres yapma denemelerine karşılık merkezde boşluk yaratacak şekilde yaymaya çalışıyor.

Roma’dan 25 milyon euro karşılığında gelen Romagnoli, her 90 dakika için ortalama 52.2 pas ile oynarken bu pasların %86.8’ini başarıyla yerine ulaştırıyor. Milan’ın derinden oyun kurma planında en önemli eleman.


Bir üstteki fotoğraf ise Milan’ın kendi sahasında savunma yaparken aldığı şekli görüyoruz. Dört defans oyuncusunun çizgi şeklinde dizildiğini rahatça görebiliyorsunuz, Locatelli yine en derindeki orta saha oyuncusu olarak dizilirken Kucka ve Bonaventura biraz ilerde duruyor. Beyaz halka içine alınmış Suso ve Niang savunmalarına destek olmak için daha geriye geliyorlar. Milan’ın savunmada efektif bir şekilde topun gerisinde üç çizgi halinde, yoğun ve dar alanda yerleştiğini fark etmişsinizdir. Alana hakimiyet kuruyorlar ve rakibi kanatlara inmeye zorluyorlar.


Burada Milan’ın şeklini herkes yine rahatça görebiliyor. Bu resimde Suso ve Carlos Bacca’nın rakibi geriye kadar takip ederek topu kapmaya çalıştıklarını görebiliyorsunuz. Bahsi geçen Suso, Liverpool’da taktiksel anlamda lüks ve yeterince çalışmadığı söylenen Suso. Montella’nın felsefesini kabullenmiş durumda ve hücum görevlerini yerine getirdiği kadar savunma görevlerini de yerine getiriyor. Resimde, Milan’ın rakip onların yarı alanına girer girmez nasıl alan sıkıştırdığını görebiliyorsunuz. Bu örnekte topun gerisinde yedi Milanlı var. 13 lig maçında 17 gol yiyen takım, savunmasıyla ünlü eski Milan takımları kadar savunmada yıkılmaz değil ancak Montella takımına disiplin ve yapı kazandırmayı başardı, bunu takım şeklinden görebiliyorsunuz.



Üstteki iki resimde Milan’ın rakip geriden oyun kurmaya çalıştığında rakibi nasıl kontrol altına almaya çalıştığını görüyoruz. Suso ve Niang diğer iki ileri orta saha oyuncusuyla birlikte çizgi oluşturmak için geriye geliyor ve Milan neredeyse 4-1-4-1 dizilişini alıyor. Orta sahalardan biri ya da ikisi birden Bacca’yla birlikte rakibe baskı uygulamak için ileri çıkıyor. Locatelli ve savunmanın presin aşılarak rakiple karşı karşıya kalmaması için Suso ve Niang’ın ikisinin de savunma sorumluluklarını görmezden gelmemesi çok önemli. Bu iyi oturmuş bir sistem.



Milan’ın oyun kurma aşamasında Montella’nın yaratıcı tarafına dair ilginç bir gözlem yapılabilir. Yukarıdaki bu resimde üç kişilik orta saha beyaz çizgilerle birleştirilmiş durumda. Mario Pasalic normalde bir bekin olacağını düşündüğünüz pozisyonu almış durumda. Dar alanda iyi top sürebilen orta saha oyuncusu, Milan’ın geriden oyuna çıkabilmesi için önemli bir şans sunuyor. Aynı zamanda De Sciglio’yu geri çekilmeye zorlayarak sol hücum oyuncusu Niang’ın ortaya yaklaşıp Bacca’yı desteklemesine olanak sağlıyor. Bu Milan’ın orta saha oyuncularını oyuna katabilmek için iki kanatta da uyguladığı bir taktik.

Bu geçen yılın Milan’ı değil ve Montella takımı doğru yönde yeniden inşa etmek istediğini devamlı söylüyor. Umutlarını yıldız oyunculara bağlamıyor, onun yerine Avrupa’ya katılmaya çalışırken bir yandan da takım kurmaya çalışıyor. Şimdiye kadar işler iyi gidiyor, Montella’nın favori hücum üçlüsü Suso, Niang ve Bacca toplamda 13 gol atarken orta saha üçlüsü Locatelli, Bonaventura ve Kucka 5 gol attı. Golleri paylaştıkları gibi savunma sorumluluklarını da paylaşıyorlar. Bu sezon halihazırda Juventus’u yenmiş durumdalar ve şu an (26 Kasım 2016) itibariyle Serie A’nın üçüncü sırasında bulunuyorlar. Juventus’un 7 puan gerisinde ve ikinci sıradaki Roma’nın averajla hemen arkasında. Montella’nın yeni görünüşlü Milan’ı gelecek sezon Avrupa’da olabilir.

Bu yazının orijinali footballwhispers.com adresinde yayınlanmıştır.


Bu çeviri artemiofranchi.org dışında herhangi bir yerde, kaynak gösterilse dahi izinsiz yayınlanamaz.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO