Legends etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Legends etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.06.2009

Unutulmayanlar #16

Türkiye-Azerbaycan maçında golleri izledim, neden pek ilgim olmadı. Canım Ailem'i izlemek çok daha cazip geldi açıkçası.. Golleri izledim dedim ama kaçabilirlerdi de, bilgi mesajları vaktinde gelince açtım baktım hemen ve tekrarlarına yetiştim, kadroyu da reklam aralarındaki izleyişlerimde takip ettim hep. Yorum ve dikkatle izleme gerektiren maç Fransa ile, o gün bir saniyesini bile kaçırmadan izleriz her zamanki gibi, sorun değil orası.

Neyse efendim, yine uçup gidip ana konuyu unutmayayım. Maçtaki bir reklam insanı bir anda çocukluğuna yolladı. Efsane marka Sportaç gözlerimizin önüne geldi birden. Futbola gönül vermiş her çocuğun bir tane Sportaç kramponu olmuştur, olmadıysa da olan birine ibretle bakmıştır. Nike bilmezdik, Adidas bilmezdik, varsa yoksa Sportaç'tı bizim için. Mahalle maçlarının fahri sponsoru Sportaç'ı bir kez de bu satırlardan anmış olalım..

30.05.2009

Unutulmayanlar #15

Seriyi yazmayalı 3 aydan fazla olmuş, Unutulmayanlar başlıklı seriyi unutmak da ironik oldu hani. Yavaş yavaş serilere geri dönüşü yapıyorum zaten.. Ayrıca Bir Zamanlar Formalar isimli şeyi de sildim, bilmiyorum neden oldu ama bana bir hal geldi birden. Öyle ilginç şeyleri bu seriye dahil ederim veya seri yapmadan öylece yazarım. Dedim ya esti aniden..
Gelelim konuya.. Malum ligin son haftası ve rakibimiz Sivas veya Beşiktaş değil 5. sıra mücadelesi verdiğimiz Bursaspor. Bursayla son haftada bu kadar ilgilenince aklıma birden sevimli adam Mususi geldi. Timsah yürüyüşü denen şeyi icat edip dönemin görünümüyle Roberto Baggio'yu andıran ismi Ercüment ile birlikte fırtınalar estirirlerdi. Ölüm haberiyle Bursasporlular'ı yıktığı kadar Türk futbolseverinin de içine bir ateş düşürmüştü. Güzel adamdı, keşke buralarda gelse Nouma misali ara sıra "abijim" deyip gitseydi.

17.02.2009

Unutulmayanlar #14

6 yıl, 169 maç, 8 gol

2002 yılında takım Vittorio Cecchi Gori yüzünden, bizdeki karşılığı TFF 3. Lig olan, ülkenin 4. seviyedeki profesyonel ligi Seri C2'ye düşürüldüğünde takımdaki tüm yıldızlar serbest kalma haklarını kullandılar. Kalan tek yıldız Angelo Di Livio oldu..
33 yaşında geldi, 39'da formayı astı. Sonu biraz da Bülent Korkmaz'a benzedi aslında, bir sene daha kalabilirdi, istedi ama kal diyen olmadı. Bülent Korkmaz ve Angelo Di Livio isimleri geçtiği zaman zaten bu yüzden yüzlerini asıyor insanlar kendileriyle ilgili güzel şeyleri hatırlamadan önce...

4.02.2009

Unutulmayanlar #13

Roberto Baggio, 1987

Fiorentina formasını resmi olarak en son giymesinin üzerinden 18 yıl, futbolu bırakmasının üzerinden de 4 yıl geçmesine rağmen Borgonovo'ya yardım için oynanan maçta 10 numaralı forması ile 8 Ekim 2008 günü Artemio Franchi'nin çimlerine çıktığı gün tıpkı 18 sene önce bıraktığı gibi bir sevgiyle karşılanmıştı. Göbeği çıksa da, saçları ağarsa da, at kuyruğunu kestirmiş olsa da o yine 10 numaralı mor formasıyla tribünlerin kendisine taptığı Budistti.
Roberto Baggio, 08.10.2008

27.01.2009

Unutulmayanlar #12

Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk golünü atarken rakip kaledeki adam : Gintaras Stauce. Daha sonra da Galatasaray'da oynadığı kısa sürede gönülleri fetheden adam. Niye gönderildiği sorusunu hala sorarım ismini ara sıra duydukça. Kariyerinde 9 takım dolaşmış, Galatasaray 2. durak oldu kendisi için. Sonra sırasıyla Karşıyaka ve Sarıyer'de oynadı sırayla. Daha sonra da Almanya, Yunanistan ve Letonya'da oynamış. Şu an kariyerine başladığı takım olan Spartak Moskova'nın kaleci antrenörü olarak görev yapıyor bu zayıf ve çelimsiz haliyle aklımızda kalan Litvanyalı.

Litvanya denince aklımıza basketten önce futbolu getiren isim oldu bizler için.

23.11.2008

Unutulmayanlar #11

George Weah

Sadece attığı inanılmaz deparlar ve o müthiş hızıyla bile hatırlanabilir Weah. Ki o çok daha fazlasını yaptı. Ülkesi Liberya'da başlayan kariyerinde Kamerun'a uğradıktan sonra afrika kökenli bir çok örnekte olduğu gibi avrupaya adımını Fransa'da atmıştı. Kendisini 1988'de Fransa'ya getiren isim de hiç yabancı değil aslında : Arsene Wenger. 4 yıl sonra Paris'e transfer olduğunda dikkatleri iyice üzerine çekmişti. 1994'teki şampiyonlukta da O'nun adı yine en önlerdeydi. Şampiyonlar Ligi'nde PSG dönemin en formda futbolunu oynuyordu ve o kadroda golleri atan isim Weah'tı. Paris'teki formu kendisine Milano yolunu açmıştı. 1995'te giydiği kırmızı-siyah formayla futbol tarihine geçeceğinin farkında mıydı acaba ?
Milan'daki ilk senesinde Fransa'daki ve özellikle Paris'teki geçmişinin de katkılarıyla FIFA Dünyada Yılın Oyuncusu ödülünü kazamıştı. Ki bu ödülün yanında Avrupada Yılın Oyuncusu ödülü ve o yıl 3. kez aldığı Afrikada Yılın Oyuncusu ödülü vardı. 1995'te bu üç ödülü birden kazanıp tarihte bir ilk olmayı başarıyordu. İstatistiklere bakıldığında sıradan bir golcü izlenimi vermesine rağmen böylesine efsanevi bir isim olmasının altında da en başta dediğim gibi o sürati ve attığı ani deparları yatıyor. Bu kadar hızlı ve atletik olup üstüne bir de afrikalı oyuncuların çoğunda olduğu gibi 90 dakika boyunca aynı kondisyona sahip olup "yorulmak" denen şeyi pek bilmemesi de O'nu tehlikeli kılan özelliğiydi. Görüntüsünün tam tersi bir çabukluğa sahipti kısacası. Verona'ya attığı golde 80 metre koşup da dalga geçer gibi hiç bir yorgunluk belirtisi göstermemesi bunun kanıtı.
Milan'daki unutulmaz kariyerinden sonra Chelsea ve Manchester City formalarını giydi 2000 yılında. Sonra tekrar Fransa dedi ve Marsilya'da 1 sezon oynadı. Bu 2 yıllık sürede bildiğimiz Weah'ın sadece forması sahada gözüküyordu, o tutulamayan ve kolaylıkla her savunmayı dağıtan adamdan pek eser yoktu. Daha sonra Al Jazira formasıyla kariyerinin son yıllarında biraz daha fazla para kazanıp futbolu bırakarak Liberya'ya döndü. Ülkesinin tarihindeki en önemli isim olduğu tartışılmaz, zaten bu sayede de devlet başkanı ve milli takım teknik direktörü de olmuştu. Dönem dönem çok büyük sıkıntıya düşen Liberya Milli Takımı'nı da finanse ederek ülkesinin futboldan mahrum kalmamasını da sağladı. Belki de kariyeri boyunca en büyük eksiklik uluslararası kariyerdi. Ancak büyük bir milli takımda tartışılan bir golcü olmaktansa Liberya gibi bir ülkede halkın tek umudu olmak çok daha güzel bir duygu olabilir, O'nun cevabını da biz değil Weah verebilir sadece..

Bitirirken de şunu söylemek istiyorum, Milan'da Van Basten'den sonra 9 numaraya en fazla yakışan adam oldu.

8.11.2008

Unutulmayanlar #10

"Karı gibi top oynanmaz çık erkek gibi oyna !"

Penaltının haksız olduğunu düşünen Hayrettin Demirbaş önce Rıdvan'a bağırıyor ve kendisini dövüp tartaklıyor bir güzel, sonra yetmiyor cinnet geçirip Tanju'yu boğazlıyor sahada.

Maçtan sonra söyledikleri ise insanı ayrı bir dünyaya götürecek cinsten : "Rıdvan dediğin yatak döşek 55 kilo gelir. Cidden dövsem hastanelik olurdu."

NOT : Fotoğrafı bir türlü bulamıyordum, Ortega'nın nostaljik postu imdadıma yetişti..

19.09.2008

Unutulmayanlar #9

Steve Komphela

Bu isim nasıl unutulabilir ki. 1994'te Antep transfer ediyor, kör-topal idare ediyor orada. Sonra Akın Sel ile bir kaç keyifli röportaj ve ardından bu gazla gelen Akın Akın Kompela programı. Daha sonra barlarda sahne alıp şarkı söylemeler, Ananın Kompelası programı.. En sonunda da sınır dışı edilmeyle noktalanan Türkiye macerası.

Bir döneme damgasını vuran adamlardandı, siyahi futbolcular yeni yeni gelmeye başlamıştı ülkemize. Bugün siyahi futbolcu denince Iorfa ile birlikte akla ilk gelen isimlerden Kompela.

Hakemin kendisine küfür ettiğini anlatmaya çalışırken kurduğu efsane cümle nasıl unutulabilir ki ?:

- Bana pizivink didi!

6.09.2008

Unutulmayanlar #8

Nice kötü oyuncular geldi geçti Galatasaray'dan ve Türkiye Ligi'nden, daha önce futbolcu olduğuna bile inanmadık bazılarının. Yakın geçmişimizde büyük kulüplerde bile sık sık fiyaskolar yaşandı yabancı transferinde. Ancak o gelip geçen başarısız oyunculardan hiç birisi Dominic Iorfa kadar unutulmaz olamadı.
O dönemde siyahi oyuncu furyası yeni yeni kendini gösteriyordu. Iorfa da siyahi oyuncu rüzgarına kapılıp da ülkemize gelenler arasında ilk sıralardaydı. Bugün hala Dominic Iorfa dendiği zaman hatırlayanların yüzünde küçük bir tebessüm beliriyor. Bu başarısız ve yeteneksiz adamdan nedense hiç nefret edilmedi, yıllar yılı tutmayan her yabancı transferden sonra "bir Iorfa vardı, bundan daha beterdi" diye teselli cümlelerine konu oldu.

Ve gerçekten merak ediyorum, biz bu adamı niye bu kadar sevdik böylesine kötü olmasına rağmen ?

30.08.2008

Unutulmayanlar #7

Hand Of God / Tanrının Eli

Sanırım bu seride yorum yapmaya gerek duymayacağım karelerden biri..

24.08.2008

Unutulmayanlar #6

Lafı uzatmaya gerek yok aslında, çoğumuz biliyoruz fotoğrafın sebebini. Everton taraftarları uyuşturucu kullandığı yönünde suçlamalar atıyor, Liverpoolluların tanrısı da cevabını böyle veriyordu yeşil sahada, aut çizgisine uzanıp burnuyla kokaini çekiyordu onbinlerin önünde...

Houllier oyuncusunu şu şekilde savunuyor : Bu aslında Song'un öğrettiği Kamerun'a özgü bir gol sevinci, çimleri yiyordu Fowler.

Sonuç mu ? Elbette inanmadı yetkililer buna. 6 maç ceza ile selamladılar Fowler'ı.

13.08.2008

Unutulmayanlar #5

Öncelikle fotoğrafla başlayalım, Teddy Sheringham 90+1'de golü atıyor Bayern Münih'e ve finalde skoru 1-1'e getiriyor. Bu golün 1 dakika sonrası ise futbol tarihine geçiyor ve Bayern Münih şampiyon oldu denirken Solskjær golü atıyor ve kupayı United'a getiriyor.

Konumuz bu final maçı değil, Sheringham'ın başına gelen bir tesadüf. Bu sezon gruplarda da bu iki takım karşı karşıya geliyor ve Bayern 11 puanla United ise 10 puanla çıkıyor gruptan. Grup mücadelesinde ise Sheringham belki de bilmeden bu finalin kaderini çiziyordu...
Münih'te oynanan maçta Manchester 2-1 öndeyken 90. dakikada Teddy Sheringham golü kendi filelerine yolluyordu ve maç 2-2 sonuçlanıyordu. Bu son dakika golü olmasaydı belki de grubun kaderi kalan 4 haftada değişecekti, kim bilir belki Bayern Münih belki de Manchester United çıkamayacaktı gruptan.

Sheringham bu grup maçında son dakika golünü atıp bir anlamda finalin oynanmasına da etki ettikten sonra final maçında son dakikada sahneye çıkıp kupanın Manchester United'a gelmesini sağlayan iki adamdan biri oluyordu ve gruptaki o golün intikamını çok daha ağır şekilde alıyordu.

8.08.2008

Unutulmayanlar #4

1998/1999 Sezonu, Barcelona, Patrick Kluivert & Rivaldo

Barcelona'nın ligdeki 6 yıllık kupa hasretinden ve büyük çöküşünden önceki son şampiyonluğunu aldığı sezon ve o kadronun iki büyük ismi Kluivert ve Rivaldo.

Barcelona şampiyonluğa uzanırken Rivaldo 12, Kluivert ise 19 golle takımı sırtlayan iki isim oluyordu. Ancak bu ikilinin performansı Şampiyonlar Ligi gruplarında Bayern Münih ve Manchester United'ın ardında kalmalarına engel olamayacaktı. O sezon Barcelona'yı geçip çeyrek finale çıkan bu iki dev ise asla hafızalardan silinmeyecek 1999 Şampiyonlar Ligi Finali'nde tekrar karşılaşacaktı.

Şampiyonlar Ligi'nden elenen Barça ise lige yoğunlaştı ve müthiş bir uyum içerisinde ulan bu iki yıldızın performansıyla Real Madrid'in 11 puan önünde lig şampiyonu oluyordu.

Bir sene sonra 99/2000 sezonunda Barcelona ligi 5 puan farkla 3. sırada bitiriyordu.. O sezon Kluivert ve Rivaldo yetersiz kalmıştı. Daha sonra Rivaldo'lu Kluivert'lı 1998/1999 sezonunda takımın 100. yılına damgasını vuran kadro yavaş yavaş dağılıyordu ve bir sonraki şampiyonluk ancak 2004/2005'te gelebiliyordu.

İkisi de Barcelona'nın 100. yılındaki şampiyonluğunda en büyük paya sahip isimlerdi. Zaten o sezondan sonra iki ismin kariyeri de düşmeye başladı. Rivaldo başarısız Milan günlerinden sonra kendisini Yunanistan'a atıp yine son zamanlarını el üstünde geçirdi ancak Kluivert her sezon daha kötüye gitti. En son akılda kalan Valencia'daki kötünün de ötesindeki performansı oldu.

Ancak Katalanlar için tarihe altın harflerle geçen bu adamlar ne kadar kötü olurlarsa olsun akıllara Barcelona forması ile yaptıkları gelecek ilk olarak. Rivaldo için bir de 2002 Dünya Kupası'ndaki Türkiye maçında yaptığı çirkin şeyler gelecek akıllara elbette...

5.08.2008

Unutulmayanlar #3

Andres Escobar (1967-1994)
22 Haziran 1994, ABD - Kolombiya, ABD 94' Dünya Kupası

22 Haziran günü bu golü kendi kalesine attığında bunun hayatında filelere göndereceği son top olduğunu bilmiyordu Escobar. Bir savunma oyuncusunun başına gelebilecek en kötü şeylerden birini yaşıyordu, 4 gün sonraki maçı kazanmalarına rağmen kendi kalesine bu gol yüzünden gruptan çıkamamışlardı.

Daha sonra Kolombiya'da 2 Temmuz 1994 günü bir barda eğlenmeye başlıyor. Saldırgan bar çıkışında 12 kurşun sıkıyor Escobar'a ve her kurşunda hayrkırıyor "gol" diyerek.

Saldırganın kendi başına bir hesaplaşma mı yaptığı yoksa mafya adına mı o gün orada Escobar'ı öldürdüğü hala kesinlik kazanamamış bir konu. Kesin olan tek şey Escobar'ın bugün hayatta olmadığı..

2 Temmuz 1994 günü futbol için kara bir leke olarak hatırlanacak sonsuza kadar. 22 Haziran 1994 günü oynanan maç da basit bir Dünya Kupası maçı olmaktan çok bir cinayet filminin giriş sahnesi olarak hatırlanacak..

2.08.2008

Unutulmayanlar #2

Beşiktaş-Chelsea, 9 Aralık 2003, Arena AufSchalke

Jimmy Floyd Hasselbaink ikinci yarının sonlarına doğru skoru 1-0'a getiriyor ve bu hareketi yapıyor, yani Beşiktaş'ı öldüren kurşunu atıyor. Ateş ettiği yönde Türk bayrağı olduğu için bunu kasıtlı yaptığı söyleniyor ve yerden yere vuruluyor Hollandalı. Daha sonra Hollanda'da eskiden sevgilisinin Türk olduğu öğreniliyor, Türklerle arkadaşlığı öğreniliyor ve durum tatlıya bağlanıyor. Ayrıca Almanya'da bir Türk takımının maçı varken stadda Türk bayrağının olmadığı bir köşe/yön bulunması mümkün müdür?..

31.07.2008

Unutulmayanlar #1

Gabriel Batistuta, 10 Nisan 1997, Camp Nou

Yeni serinin ilk ismi blogun yan tarafında duran fotoğraf ile birlikte Batistuta oldu. 11 yıldır amatör olsun profesyonel olsun sayısız futbolcunun kullandığı "sus" işareti işte bu fotoğrafın çekildiği zaman doğdu. 1-0 geride olan Fiorentina Batigol'ün unutulmaz gollerinden biri ile skoru 1-1'e taşıyordu ve golün sahibi Batigol parmağını ağzına doğru götürüp kendi etrafında dönerek 100.000 Katalan'a "susun" diyordu.  Batistuta bu hareketi yaparken daha sonra yüzlerce oyuncuya ilham kaynağı olacağını düşünüyor muydu acaba ?
~

Bu seriye "Legends" etiketi ile de ulaşabilirsiniz, böyle unutulmayan anları, isimleri, formaları, kadroları, görüntüleri bu seriye bağlı kalarak yazmaya devam edeceğim. Kendisi beni Rainbow Box dizisine karıştırmasa da Demir'in bu diziye katkıları olacaktır umarım.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO