quickstep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
quickstep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.07.2017

Tour de France 2017: 17. Etap

Alpler nihayet geldi çattı ve son iki yokuş etabına girdik. Bu etapla da biri geride kalmış oldu ancak vadettikleri ile elde edilen şeyler bambaşka oldu. Bu etapta yeşil mayoda değişimi ve sürpriz iki abandoneyi kimse beklemiyordu muhtemelen. Thibaut Pinot ve Marcel Kittel abandone oldular, mayo da Michael Matthews'a geçti. Kazanan ise 35 km kala yaptığı solo atakla Primoz Roglic oldu. Bisikletin en enteresan karakterlerinden, hikayesi en acayip adamlarından Roglic, yükselişine adım adım devam ediyor. Geçen yıl Giro'da kıl payı kaçırdığı zamana karşı etabından sonra bu defa kazanmayı başardı. Üstelik uzman olduğu zamana karşıda değil, Telegraph-Galibier ikilisinin çıkıldığı günde yaptı bunu. Yokuş ve etap kovalayan bir zamana karşıcı mı olur, Ardenne klasiklerine mi yönelir yoksa genel klasman mı kovalar bilmiyorum ama şu karar aşaması sayılabilecek iki-üç yılında bir genel klasmancıya dönüşmesini çok çok istiyorum. Çok heyecan veriyor kendisi.

Blogda daha önce kimi çevirsek uğurlu gelmişti o kişiye, Roglic için de değişmedi kural. Ögeday'ın yaptığı Roglic çevirisine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.artemiofranchi.org/2017/02/primoz-roglic-kimdir.html

Roglic'in galibiyeti dışında genel olarak yaşananlara uzun uzun değinmek istemiyorum çünkü artık keyif almıyorum Tour de France 2017'den. Bardet kendi başına bir şeyler deniyor, Froome yakalıyor, Uran en güçlü bacaklara sahip belki de ama o da gitmiyor, Aru desen zaten neyse şimdi.......

Uran neden hiç atak denemiyor bilmiyorum ama kazanmaktansa podyumu garantiye almayı düşünmesi en yüksek ihtimal. Muhtemelen burada podyumda yer almaya veya kazanmaya bu kadar yaklaşmaya takımı da ihtimal vermiyordu. Temkinli olmalarını bir nebze anlıyorum. Domestiğiniz yokken Aru-Bardet-Froome üçlüsüne karşı tek atak şansınız olur ve eğer başaramazsanız bir dahaki atakta çatır çutur yerler sizi. Belki de Izoard'ı bekliyordur. Bugün ikinci sıraya ortak oldu, zamana karşıda Bardet'yi yer bitirir, en kötü ikinci olur. Şu an Froome'un 27 saniye gerisindeler ve Bardet için son şans Izoard yokuşu olacak. Adeta ya hep ya hiç diye saldırmak zorunda. Yoksa zamana karşısı hiç iyi değil, belki Aru ile mücadele eder ve geçer ama Uran ve Froome'dan fark yiyecek.

Bu ataksızlık ve büyük beklentilerle başlayıp bomboş, heyecansız geçen etaplar beni genel klasman konuşmaktan soğuttu. Daha doğrusu her gün aynı şeyleri yazmak istemiyorum. Gerçekten bıktık yahu. Atak yok, kimse kimseyi dökmüyor, son anda zaman bonusu varsa sprint atıyorlar. Sadece Aru denen salak arkadaşımız iki etapta çok alakasız zaman kaybı yaşadı ve podyumdan düştü. Izoard'da harcayacak bir yakıtı yoksa şampiyonluk değil podyum mücadelesi de bitti onun için.

Günün üzücü gelişmesine dönelim: Marcel Kittel. Etabın ilk bölümlerinde yaptığı kazadan sonra sağ dizi kanlar içindeydi, sağ omzunda da mayosu yırtılmıştı. Ne yazık ki olmadı, devam edemedi. Bir gün önce sprint etabında çapraz rüzgar kurbanı oldu, Team Sunweb adeta dürüme sarıp tatlı tatlı yedi Kittel'i. Bugün de direnecek gücü kalmadı kazadan sonra. Michael Matthews, Kittel abandone olmadan önce ikinci derece yokuşu aşıp sprint kapısını almıştı ve farkı dokuza kadar indirmişti. Matthews sonuna kadar hak etmişti bu turda bir ödül almayı ama keşke bir iki etapta daha zorlayıp Kittel de yarışırken kazansaydı. Hem Kittel'in yeşil mayo hikayesi yarım kaldı hem de Matthews'ın olası yeşil mayo zaferindeki epik detaylardan biri uçtu gitti. Yapacak bir şey yok, bisikletin acımasız yönü işte. Üç haftanın her gününü sağlam çıkarma ihtimaliniz yok. Düz yolda düşen Kittel abandone olurken Porte ile beraber 72 km/s hızla inerken kayaya çarpan Dan Martin devam edebiliyor. Düşerken kazanın nasıl sonuçlanacağı büyük bir piyango bazen. Bu yıl çok fazla iyi adamı beklenmedik şekilde yarıştan uğurladık, umarım kalan dört etapta daha fazla can sıkıcı abandone görmeyiz.

12.07.2017

Tour de France 2017: 11. Etap - Kittel Tarihe Geçti

Böyle karbon kopya misali etaplardan bıktık doğrusu. Neyse ki önümüzde genel klasmanı baştan aşağı yeniden yazması beklenen bir perşembe-cuma ikilisi var da kendimize geleceğiz.

Yine tüm gücüyle çalışan ama Greipel'e bir şey kazandıramayan Lotto-Soudal vardı sahnede. Bu etap, onlar adına bir gün önceki 10. etaptaki kadar rezil olmasa da şu geride kalan iki etap hanelerine çok ciddi bir eksi yazdırdı. Üstelik bu eksi puanları sadece Tour değil, sezon geneli için de yazarım ben hiç düşünmeden. Greipel'in bu kadar pasif kaldığı bir tur hatırlamıyorum ben. Neresinden bakarsak bakalım üzücü gerçekten.

10. etap yazısını yazarken "belki 11'de bir şeyler olur" dediğim için pişmanım. Keşke iki etabı aynı anda yazıp en azından daha elle tutulur bir içerik sağlasaydım diyorum şu an. Bu sezon Grand Tour'lar dengesiz profilleriyle işimizi zorlaştırdılar. Giro'da dağlık etap yoğunluğu iyi bir sonuç vermedi ve büyük oranda hareketsiz yokuşlar izledik. Tersi şekilde Tour'daki az yokuş ve dağlık etap yoğunluğu da sprintten bıkma noktasına getirdi. Bunu diyen ben, bisikleti Cavendish ve sprint etapları ile sevmiş bir adamım üstelik.

Kittel dünkü veya daha önce kazandığı etaplardaki gibi Cav-Sagan ikilisini kenara koyarsak çok açık farkla en güçlü olduğunu gösterdi. Ben iddiamın her zaman arkasındayım, Tour 2016'da da gördük, Cavendish iyi olduğu zaman onunla rekabet edebilecek biri yok. En iyi Kittel'i, en iyi Sagan'ı veya en iyi başka bir ismi şu an yenebilirsiniz ama en iyi Cavendish'i kimse yenemez. Kittel bu boşluğu muhteşem değerlendirdi, meydanı böyle boş buldun mu adını tarihe kazıyacaksın. O da öyle yapıyor. 1909'dan bu yana ilk 11 etapta 5 galibiyet alabilen başka bir isim yok. Tarihe geçti Kittel. Birkaç yıl sonra "ama Cav yoktu, Demare yoktu, Sagan yoktu..." diye konuşmayacak kimse. Kittel 2017'de Fransa'da adım adım herkesi ezerek yeşil mayoyu aldı diyeceğiz.

Günün talihsizleri Astana ve sorun yaşayan AG2R takımı ve lideri Bardet oldular. Umarım yokuşlara etki edecek bir problem yoktur Fransız takımında. Bardet son metreye kadar bu işin içinde olmalı. En atak, en korkusuz, en mücadeleci iki isimden biri çünkü Aru ile beraber. Aru demişken de Astana'nın yaşadığı soruna dönelim: Dario Cataldo kolunu acı içinde tutarak Tour de France 2017 macerasını noktaladı. Çok güçlü Sky'a karşı çok güçlü bir domestik elden gitmiş oldu. Fuglsang da biraz kötü işaret verdi bu düz etapta ama yokuşa bir şeyi kalacağını sanmam. Fuglsang biraz başına buyruk davranmayıp tam olarak süper domestiklik yapmaya ikna olursa Aru, Paris'te sarı mayoyla belirebilir. Göreceğiz hepsini.

Etaptan ziyade öylesine ortaya karışık görüş bildirme yazısı oldu... Nihayet az sayıdaki dağlık etaplardan birindeyiz perşembe günü, kıymetini bilelim. Aru ve Bardet ceplerinde bir şeyler saklıyorlar, hala oynayacakları kozları var. Merakla bekliyorum. Astana'nın yine aptalca bir Froome domestikliği yapmamasını diliyorum tabii bir de.

11.07.2017

Tour de France 2017: 10. Etap

Yine bir şeyler karalamanın zor olduğu günlerden birini yaşadık. 11. etabı da bağlayıp ikili yazmak daha doğru olacaktı ama belki 11. etapta farklı veya konuşulacak bir gelişme olur diye bunu ayrı tutmak istedim.

Etapla ilgili anlatılacak her şey son kilometrelerde oldu. Öncesindeki upuzun bölüm "gittiler, gittiler, biraz daha gittiler, sonra tekrar gittiler, gittiler..." diye anlatmaktan başka bir şeye sahne olmadı. Son bölümdeki birkaç kilometrede Lotto-Soudal, mecaz anlamdaki treni geçtim gerçek bir tren gibi çalıştı. Neredeyse tam kadro, Greipel'i istediği etap galibiyetine taşımak istediler. Tam tersi şekilde Quick-Step ve Kittel üç kişi bile dizilemediler. Sabatini-Kittel ikilisine Stybar birkaç dakika eşlik edebildi o kadar. Direct Energie de alamayacağı etap için deli gibi çalıştı ama neyse, ufak bir takımı böyle bir etap çabası boşa gitti diye ezmeye gerek yok. Olabilecek en iyisini yaptılar, olmadı. Kittel, diğerlerinden çok daha önde, son 30 metrede pedal çevirmeyi bırakıp sevinmeye başladı ve ona rağmen farklı kazandı.

Bunlardan bahsetme sebebim ilk 10'daki sürpriz sonuç oldu. Kittel'in kazanması sürpriz değil elbette, o zaten en garanti yoldu. Demare yok, Cav-Sagan yok, Greipel bir türlü patlayıcı gücü ortaya çıkaramıyor derken zaten meydan onun. Sürpriz kısım Greipel'in ilk 10'a girememesi oldu. Bu kadar ciddi, sağlam ve istekli çalışan bir sprint treni, günümüzün en büyük sprinterlerinden birini nasıl olduysa ilk 10'a sokamadı. O sondaki iki dönüş biraz düzeni bozdu herhalde. Kendisi de güçlü mü kalamadı, ne oldu bitti bilmiyoruz. Garip yani böyle bir adamın ilk 10 yapamaması.

Greipel, hayatının en kötü sprintlerinden birini attığı etap sonrasında şöyle bir tweet attı: "Lotto-Soudal'in sprint için her şeyini vermesinden mutluyum. Kendi performansımdan utanç duyuyorum. Marcel Kittel'e tebrikler."

Görüldüğü üzere teknik bir sorun yok, kötüydüm ve olmadı diyor.

Bana da etapla ilgili yazıyı noktalamak kalıyor. Epey uzun bile yazdım herhalde bu boş etap hakkında.

2.07.2017

Tour de France 2017: 2. Etap - Kittel Geri Döndü!

Almanya'dan Belçika'ya geçilen günde, klasik gri bir Belçika havasında geçen etapta Almanların istediği oldu. Marcel Kittel etabı ve yeşil mayoyu aldı. Etapların baştan sona yayınlanma fikri başta sıkıcı geldi ama dünkü zamana karşıyı saymazsak bugün bunu ilk kez deneyimlemek hoşuma gitti. Taylor Phinney ilk Tour de France katılımının henüz ikinci etabında ilk yokuş kapısını ilk sırada geçerken canlı canlı izledik. Normalde bunu 100-150 km kala bağlandığımız bir etapta "Phinney kapıyı önde geçti" olarak duyacaktık. Bacaklar diriyken güzel bir sprint attılar yokuş kapısında, iyi ki izledik.

Sonucu saymazsak günün iki olayı var. İlki, Phinney ve Offredo'nun son 1.5 km'ye kadar dayanmaları oldu ki keşke etabı alsalardı o kadar çabadan sonra. 27 ve 30 yaşındaki iki adam da kariyerlerinde ilk kez Tour de France'ta yarışıyorlar. İlk Tour de France'larındaki ilk yol etaplarını almaları muazzam bir hikaye olurdu. Hele Phinney gibi sakatlıklar ve kazalarla sıkça boğuşmuş bir adam için...

Günün diğer olayına gelelim... 30 km kala Sky'da sarı mayolu Geraint Thomas ve bir numaralı favori Chris Froome dahil birkaç kişi yerde kaldı. En önde liderlerini korurlarken en önde yaşanan kaza onları bir anda kaosa soktu. Kazaya karışanlardan en önemli ikinci isim Romain Bardet oldu. Fransızların podyum ve hatta şampiyonluk umudunun yanında takım arkadaşı, yarının favorisi Oliver Naesen de düştü. Bardet, önünde Naesen gibi bir motor olduğundan şanslıydı, hemen peloton'a yetişti. Froome ise takım arkadaşı Knees'in ardında kısa sürede peloton'a tutunsa da bisiklet değişimi için takım aracına geri gitti ve tekrar peloton'u yakalamaya çalıştı. 30 saniye geride kalıp, birkaç km boyunca ekstra bir güç harcadı ama yarışın geleceği için çok da problem değil. Team Sky'ın sarı mayo stratejisi konusunda ilk ipuçlarını gördük etapta. Froome da yetiştikten sonra Kiryienka'yı öne attılar ve kaçan grubu yakalamak için sprint hedefleri olmamasına rağmen bir süre çaba harcadılar. Çünkü Phinney, yakalanmaması durumunda sarı mayoyu alacaktı. Gün sonunda sarı mayo Geraint Thomas'ta kaldı. Sky belki de mayoya baştan sonra sahip olup görülmemiş bir gövde gösterisi yapmanın peşinde. Bekleyelim bakalım.


Sprinte gelirsek, Kittel kazandı ama sonuç listesinde de gördüğünüz gibi tam anlamıyla "herkes oradaydı" diyebiliriz. Olmayan yoktu. Hiçbir favori geri kalmayıp bize son yılların en kalabalık ve heyecanlı finişlerinden birini izlettiler. Mark Cavendish son anda Arnaud Demare'ın arkasında kaldı, muhtemelen ikinci olacaktı, dördüncülükle yetindi. Demare önünü kesti demiyorum zira Demare'ın da kazanabilmek için yana doğru açılması lazımdı. Biraz doğru yolu seçememek oldu Cavendish'in şanssızlığı. Andre Greipel ise her zaman "oralarda" olacağını gösterdi. Sessiz sakin bir şekilde üçüncü oldu. Peter Sagan'ın önde başladığı sprintte 10. bitirmesi biraz garip oldu bence. Etap ortalarında sohbet ettiği Michael Matthews ile arka arkaya bitirmiş oldular. Yine de Matthews-Bouhanni-Sagan üçlüsünün Swift'e geçilmeleri beni biraz güldürdü. Tabii ki ciddiye alınacak bir şey değil, birkaç milimetre ile kaybettiler. Sadece kağıt üzerinde bakıyorum olaya. Elbette kalabalığın arasında değil de başa baş kalsalar Swift'i ağlatarak geri gönderirler.

Gelecekte bu sprinterlerden eksilen olmazsa Paris'e kadar böylesine güçlü, kalabalık ve kıran kırana sprintler izleyeceğiz muhtemelen. Bugün Kittel aldı ama böyle kalabalık bir ortamda kesinlikle tek bir ismin ambargo koyması mümkün değil. Bunu ancak formda bir Cavendish yapar. İlerleyen etaplarda en az üç farklı isimden etap bekliyorum -Cavendish'in formunun iyi olmadığını düşünerek.

3. etapta Belçika klasiklerini aratmayan bir profil var. Etap baştan sona izlenebilecek bir kaos ortamına sahip olabilir. Ara ara yağmur yağma ihtimali de var ki sonlara doğru yağış artarsa bizim bile kalp ritmimiz tavan yapabilir. Herkese iyi seyirler... Bir sonraki etapta görüşmek üzere.

20.05.2017

Giro d'Italia 2017: 13. Etap - Son Sprint

Giro'da işi genel klasmana bırakmadan önceki son düz etap geride kaldı. Açıkçası birkaç etaptır bir şeyler yazmıyor olma sebebim de buydu. Artık genel klasman, tırmanış, atak, zaman kaybı, pembe mayo gibi ana unsurlardan bahsetmek istiyorum zira Blockhaus ve zamana karşı dışında bir şey olmaması canımı sıktı. Dümdüz etap da olsa izlemekten sıkılmak söz konusu değil belki ama birbirinin kopyası olaylar hakkında her gün uzun uzun konuşmak gelmedi içimden. Her gün yeni yazı bekleyen illaki olmuştur, onlardan da anlayış bekliyorum.

Gelelim etaba... Fernando Gaviria, bu sezon Giro'daki dördüncü ve son etabını kazanarak henüz 22 yaşında ilk kez bir Grand Tour'da çok ciddi izler bırakmayı başardı. Belki de ilk etaptaki sürpriz kaçışa imkan tanınmasa bugün beşinciyi bile kazanmış olabilirdi. Güçlü gözüken Greipel'i de, yaş olarak gelecekteki en ciddi rakiplerinden Ewan'ı da rahatlıkla geçti gitti. Diğer iki rakibi de etap kazandılar ama Gaviria herkesten çok daha yukarıda. 12. etabın sonunun fotokopi veya ctrl+c kombinasyonu ile üretilmiş bir kopyasını izledik desek yeridir. Pöstlberger son bir kaçış deneyip şaka yaptı ama sonuç değişmedi. Richeze son anda Ewan'ı biraz kapattı ama Ewan da onun üzerine doğru hamle yaptı. İki taraftan birine suç atıp haksızlıktan bahsetmeyi doğru bulmuyorum bu olayda. Richeze, liderine yol açmak zorunda, Ewan da sprint yolu bulmak zorunda, e hal böyleyken bir tarafa suç atmak son derece anlamsız olurdu. Ciddi ve yaralayıcı bir kazaya da dönebilirdi iş ama sprintin doğası gereği bu tip sürtüşmeler olmak zorunda. Yoksa uçak pistine koy herkesi yan yana, en hızlı giden kazansın...

12. etap da 13. etap da Gaviria ile sona erdi. Bundan sonra sprint yok. Sprint olmamasına güzel diyemem ama Nibali'nin de sıkça bahsettiği, genel klasman iddialısı herkesin merakla beklediği 20 Mayıs ve sonrasındaki 1.5 haftalık süreç geldi çattı. Giro'da artık sekiz etap var ve sekiz etap boyunca ya inecekler ya çıkacaklar. Neredeyse düzlük yok diyebiliriz. Bu açıdan bakınca sprintlerin son bulması güzel. Tek düşündürücü nokta, siklamen mayoyu almaya kimin gücünün yeteceği. Gaviria sekiz etap boyunca acı, çile ve sıkıntı çeke çeke Milano'ya gitmeyi deneyebilir. Bu konuda iddialı da gözüküyor ki henüz 22 yaşında bir Grand Tour'da puan mayosunu almak, kariyer açısından büyük ve etkileyici bir detay olacak. Umarım en azından kendisi son güne kadar gider. Bu konudaki hedefini okumadım ama son birkaç günde değişen bir şey olmadıysa buraya gidebilmesi olası. Zaten yayında da Berkem Ceylan bahsetti, dağlık etapları çekmek, sprinterlerin bacakları ve gelecekte uzun turları çıkarabilmeleri için yararlı bir şey. Zaman limiti içinde kalarak nefes nefese yokuş çıkmak bugün zor olabilir ama 22 değil 32 yaşına geldiği zaman o çıktığı tüm yokuşlara minnet duyacak Gaviria. E profesyonel bir adamın da bundan elbet haberi vardır. Dediğim gibi, umarım dayanır ve son gün Milano'da olur. Bisiklet takip etmeye ilk olarak sprintlere hayranlık duyarak başlamış bir adam olarak Gaviria'yı son gün o mayoyu kazanmış halde görmeyi istiyorum.

Bundan sonra genel klasmanda dengeler her bir yokuşta ayrı ayrı değişebilir. Birkaç tane şok abandone görüp ne kadar güçlü olsa da Milano'ya gidemeyecek, gitse de ilk 20'ye bile zor tutunan isimlere tanıklık edeceğiz önümüzdeki günlerde. Tam tersi olarak ilk 10'da nasıl yer aldığına şaşıracağımız, genel klasman mücadelelerine renk katacak bir veya birkaç yeni yüz de göreceğiz. Giro şimdi başladı diye diye 13 etabı yedik ama Giro, 14. etapla beraber acımasız ve korku dolu yüzünü göstermeye başlayacak.

Buraya kadar iyi dinlendik, artık izleyenler de sporcular kadar yorulacaklar son sekiz etapta!

11.05.2017

Giro d'Italia 2017: 5. Etap - Gaviria'dan Duble

Giro'nun beşinci etabı, son bölümdeki uzun yıllar güleceğimiz olay sayesinde unutulmaz Grand Tour etapları arasındaki yerini aldı. Öncelikle olaydan bağımsız şekilde kazanan Gaviria'ya değinelim. Beşinci etap, kağıt üzerinde Giro'daki dördüncü sprint etabı olsa da tam anlamıyla ilk toplu sprintin bu etapta atıldığını söyleyebiliriz. Kopanın, düşenin, sorun yaşayanın olmadığı etap, olması gereken bir sprintle sonuçlandı ve her şey yolundayken en güçlünün kim olduğunu gördük. Greipel'in hakkını yemek istemem ancak Mareczko'ya bile geçildi Gorilla. Son anda bir mekanik sorun yaşamadıysa karizmaya minik bir çizik attırdı diyebiliriz kaba tabirle.

Fernando Gaviria, Giro'daki ikinci etabını aldı ve bu adam henüz 22 yaşında. Çok çarpıcı ve unutulmaz bir kariyere doğru adım adım ilerliyor, umarım bir sakatlık belasıyla uğraşmaz. Kararlı, güçlü ve hırslı yapısı onu 2020'li yılların açık ara en iyi sprinteri yapmaya yetecek. Birçok yeni rakibi de doğacak ama tıpkı blogdaki Tarihin En İyi Sprinterleri yazı dizisinin üst sıralarındaki isimler gibi kendi "10 yıllık" döneminin tarihteki en iyisi olabileceği kesin gibi. Belki de Greipel'in aldığı etapta Ewan ile çarpışmamış olsa bugün üçüncü etabını almış olacaktı. Kittel ile aynı takımda olması ona şimdilik Tour de France kapılarını kapatıyor olsa da 2018 veya 2019'da bayrağı Cavendish'ten devralıp "en iyi benim" diyebilir. Şimdilik beklemek lazım. Kariyerine farklı bir yön verip klasik odaklı hale de gelme ihtimali yok mu? Elbette ufak da olsa var ama bu Giro deneyimi ona kesin kararını vermede yardımcı olacaktır ve tamamen sprinti düşünecektir bence. Neyse yahu, etap konuşuyorduk, neden Gaviria'nın kariyerine yön verdik? Zaten yeteneği ve potansiyeli iki yıldır biliniyordu gerçi ama siz hala almadıysanız bir kenara not alın Fernando Gaviria Rendon ismini. 

Gelelim günün ve son zamanların en komik olayına. Geçmişte etap kutlarken yarış kaybeden, ikinci olduğu etapta önde kaçan adamı unutup sevinen birçok isim oldu ama bir Grand Tour'da daha yarışın bitimine 5.9 kilometre varken birinin sevindiğini görmek pek rastlanabilecek bir şey değil.

Son 8-9 km'de Bahrain-Merida'dan bir isim öne çıktığında bu ismin, son tur öncesi finişten ilk geçişte kendi kasabasındaki insanları selamlamak isteyen Nibali olduğunu düşündüm ancak o olmadığı hemen belli oldu. Kaçan arkadaş Luka Pibernik'ti ve bir zamana karşı temposuyla kalan 8 km'de şansını deneyecekti... ya da biz öyle sanıyorduk. Pibernik, Finişten ilk geçişten sonra kısa bir tur daha atılacağını ve daha 5.9 km olduğunu unutup etap galibiyetine gittiğini sandı. Çizgiyi geçer geçmez de kollarını kaldırıp galibiyeti kutladı ama bir sorun vardı... Ne önünü kesen ve kutlayan vardı, ne de arkadan gelenler durmuşlardı. Kafayı arkaya çevirdiğinde acı gerçeği öğrendi ve peloton onu hemen araya aldı ve yuttu.
Radyosunun bozuk olduğunu ve daha bir tur olduğunu haber alamadığını söyledi. Paralel şekilde Nibali, takım radyosundan onu uyardıklarını ancak Pibernik'in duymadığını söyledi. Buraya kadar tamam da... Be adam, eh be adam... Hiç mi düşünmedin ya? Hiç mi aklına gelmedi "Arkadakiler ikincilik için bile olsa neden sprint atmıyorlar" diye? Son 100 metre civarı bakıp öyle sevindi. Normalde ikincilik için bile olsa sprinterlerin birbirlerini çiğ çiğ yiyor olmaları lazımken sprint takımları normal şekilde önde tempo yapıyorlardı.

Tamam Pöstlberger de böyle etap aldı ama o alırken son bölümde 90 derecelik keskin dönüşler, mini yokuşlar, aniden üçte bire kadar daralan yollar ve rüzgarlar vardı... Seninkinde bunların hiçbiri yok, dümdüz ve sakin bir yol, hiç demedin mi ya "Bunlar neden beni böyle bıraktılar, bir akıllı ben miyim" diye? Vallahi pes. Büyük bir salaklık edip yarışı anlatan Berkem Ceylan'ı da, izleyen bizleri de kahkahalara boğdu. Kızdım ve azarladım gibi oldu ama bu yazıyı yazarken bile garibimin kazandım sanıp sevinmesi aklıma geliyor ve sırıtıyorum. Safım benim ya... Neyse, daha 23 yaşında bir kardeşimiz, öğrenir ve güzel bir ders olur bu. Buna 23 ve genç diyorum da, demin de söyledim, Gaviria 22 yaşında neler yapıyor... Yetenek meselesi farklı tabii, ikisini aynı anda değerlendirmek elma ve armutları birbirine karıştırmaya benziyor.

Ama ne olursa olsun, radyosu bozulsa da bir insanın kolay kolay bu hatayı yapmaması lazım. Kadroda etap profili bantlanmış oluyor, yol bilgisayarı kaç km gittiğini gösteriyor, radyo çalışmıyor olsa da finiş çizgisinde son tura girildiği anlamına gelen, tüm sporlarda evrensel bir şey olan çan çalıyor... E bu daha neyin unutması? Radyo bozuk diyerek bu salaklıktan yırtmaya çalışmakla FIFA oynarken "KOL BOZUK!!!!" diye ağlamanın hiçbir farkı yok. Pibernik kendini nasıl savunursa savunsun yıllarca unutulmayacak bir hataya imza atıp milyonlarca insanı aynı anda kahkahaya boğdu. Siz de yazının arasındaki videoyu açın açın gülün, bu kadar dalga geçilmeyi ve kahkahayı hak ediyor çünkü kendisi.

Umarım bu olayla ivme kazanan çok güzel bir kariyerin olur Luka Pibernik...

8.05.2017

Giro d'Italia 2017: 3. Etap - Sprint Dersi

100. Giro'nun Sardinya'daki üç günlük macerası Cagliari'de son buldu. Etap genele oranla kısaydı ve sprint için çok uygundu ama böylesine düz ve kısa etaplar için, kaza gibi kötü etkenleri saymazsak senaryoyu baştan yazdırabilecek yegane şey gerçekleşti: Çapraz rüzgarlar!

Etap sonuna 10.2 kilometre kala düz yolda esen çapraz rüzgar, bir anda peloton için senaryoyu değiştirdi. Toplu sprinte gidilirken Quick-Step takımı, Bob Jungels önderliğinde neredeyse tam kadro "takım zamana karşı" temposuna girdi ve aldı götürdü. Greipel ilk etapta tutundu ama sonra geride kaldı. Röportajda "Tempoya dayanamadım ve geri düştüm" gibi bir şey dedi sanırım ama hepimiz ekranda pedala baktığını ve sanki bir sorun yaşadığını gördük. Belki de koptuktan sonra bir şeyleri ayarlıyordu, bilemiyorum.

Gördüğümüz sahne, geçen yıl Türkiye Turu'nda Konya etabı sırasında Lotto-Soudal'in yine çapraz rüzgarları değerlendirip üç ciddi tempo ile herkesi geride bırakıp etabı adeta alay ederek almasını anımsattı. Ancak geçen yıl bunu yapan Lotto-Soudal ve Greipel, bu kez kurban olan taraftı.
Etap kısa ve düz olsa da bisiklet konusunda muhteşem detaylar barındırıyordu. Çapraz rüzgarları tekrar tekrar söylemeye gerek yok. Videoda da görüyorsunuz zaten Jungels'in nasıl ok gibi fırlayıp bir zamana karşı temposuyla Gaviria'ya etabı getirecek hamleyi yaptığını. O dakikadan sonra Quick-Step'i yakalayamamak olağan, yakalamak ise olağanüstü bir durumdu. Gaviria da olması gerektiği gibi rahat bir sprintle hem etabı aldı, hem de Greipel'e zaman farkı atıp bonusları da kaparak pembe maoyunun sahibi oldu. Tabii ki bu bir gün daha süremeyecek, Etna'da bırakacak mayoyu.

Burada Quick-Step'in pembe mayoyu düşürmesi zaten Jungels'in de söylediği gibi planın bir parçasıydı ama daha rahat bir sprint için olabildiğince tüm sprinterleri düşürmeleri lazımdı. Geride bırakamadıkları tek tehdit Nizzolo oldu ama onu da Gaviria'nın patlayıcı gücü kolaylıkla alt etti.

Konuyu buraya bağlama sebebim Velon'un paylaştığı bu grafikti. Gaviria'nın, son 300 metrede Nizzolo ile hemen hemen aynı ortalama watt değerlerine sahip olmasına rağmen nasıl çok rahat kazandığını gösteriyordu.

Buradan sonrası etabın gecesinde attığım tweet'lerin kopyalarından ibaret olacak.

Bugünkü etap sonunda Gaviria ve Nizzolo'nun sprint sırasındaki değerleri, sprint konusunu anlamak için güzel ipuçları veriyor. Nizzolo'nun pedala uyguladığı güç daha yüksek ortalamalı ancak "peak" yani en üst değere bakarsanız fark ortaya çıkıyor. Gaviria'nın ortalamasının biraz daha az olma sebebi elbette son metrelerde pedala basmayı bırakması ya da daha az basması. Gaviria farkı atınca pedalı bırakmasa bile ortalama ancak 5-6 watt kadar değişirdi. Nizzolo aynı güçte gitmesine rağmen "peak" konusunda sınıfta kalıyor.

Aynı değerlerde sprint atsanız bile sizi ileri atacak olan şey, sprinte kalktığınız andaki patlayıcı gücünüz. Gaviria burada Nizzolo'ya 270 watt fark atıyor ve sprinti kazandıran farkı bu şekilde elde ediyor. Tabii ki anlık tek değer değil bu. Farkı attığı anlarda Nizzolo 1000-1100 arası gitmiştir muhtemelen. Gaviria'nın 1300'lerin altına indiğini sanmıyorum o birkaç saniyede. 300 metrelik sprintin değerleri bu şekilde. belki izlerken 10-15 saniyelik olay ama küçük detaylara inilince işin sırrı ortaya çıkıyor. Ve tabii ki uyguladığı güçler eşit olsa da maksimum watt sayesinde elde ettiği hız sayesinde ortalama hızda fark atıyor, rahat kazanıyor. 300 metrelik sprintin değerleri bu şekilde. Belki izlerken 10-15 saniyelik olay ama küçük detaylara inilince işin sırrı ortaya çıkıyor.

Dördüncü etapta ortalık yangın yerine dönecek ki etabın Etna'da geçeceğini düşünürsek bu deyimin hakkı verilecek. 

7.04.2017

Son Yarışı Öncesi Tom Boonen’ın Sakinlik Dolu Röportajı


QuickStep’in Paris-Roubaix öncesi basın toplantısında, muhabirler, kameralar ve mikrofonlardan oluşan bir denize karşı, odanın başında oturan Tom Boonen oldukça rahat görünüyordu. Kariyerinin, kazanmayı çok istediği son profesyonel yarışından üç gün uzaklıktaydı.

Beş galibiyetle tüm zamanların rekorunu tek başına ele geçirme ihtimaline rağmen üzerinde en ufak bir gerginlik yoktu.

Her şey pazar günü yaşanacak ama o tamamen havaya girmişti.

“Oldukça iyiyim,” dedi, yaklaşmakta olan emekliliği yüzünden duygusal olup olmadığı sorulduğunda. “Geçen yıl bir karar verdim. Hala kararımın arkasındayım. Bu tip yarışları iyi durumdayken bitirebilmek için alınmış bir karardı.”

“Şu an iyi durumdayım. Sonuçta istediklerimi aldım. Bu yüzden bu kadar da duygusal olmaya gerek yok.”

“Bisikletçi olarak işe başladığınızda bir gün emekli olmak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz. Benim zamanım geldi. Aldığım karardan memnunum.”

Pazar günü duygusallaşabileceği tekrar sorulduğunda hemen kesin bir dille “Hayır, hayır” dedi. “Odağımı kaybetmeyeceğim.”

Boonen geçen pazar Ronde öncesi rahattı. Şans yanında değildi ama Roubaix öncesi de aynı sakinliğini koruyor.
“Geçen yıl zamana karşı yarıştık... Şimdi kendimi hazırlamak için daha çok vaktim vardı” 

Boonen profesyonel kariyerine 2002’de başladı ve Rubaix’de büyük bir iz bıraktı. US Postal Service’ten takım arkadaşı George Hincapie’ye domestiklik yapmak için katıldığı yarışta son bölümde daha güçlü olan taraftı ve Amerikalı arkadaşı geride kalınca şansını denedi.

Çizgiyi üçüncü geçti, geleceğinin nasıl olacağını gösteren harika bir başlangıçtı.

Performansı QuickStep Davitamon takımının dikkatini çekti ve takip eden iki sezonda 24. ve dokuzuncu oldu, gelişmeye devam etti. 2005’te ise Hincapie ve Juan Antonio Flecha’yı geçerek yarışı ilk kez kazandı. Bu başarısını, Tour de France 2005’te iki etap alıp aynı yılın eylül ayında Madrid’de dünya şampiyonu olarak sürdürdü.

Yarıştaki diğer galibiyetleri 2008, 2009 ve 2012’de gelirken, geçen yıl onu bir yıl yarışlardan uzak bırakan kötü bir sakatlığın sonrasında, Avustralyalı Mat Hayman’ın hemen ardından ikinciliği elde etti.

Emekli olmak üzereydi ama bu kadar yakın bir yarış kaybetmek onu hem sinirlendirdi hem de cesaretlendirdi ve 12 ay daha yarışmaya karar verdi.

Ve bir kez daha aynı yerdeyiz.

Dört galibiyetli Boonen, rekorun eski sahibi Roger de Vlaeminck’i yakalayıp ortak olmuştu. Yarışlar bir piyangodur ama pazar günü çok az kişi başka birine bahis yapacak.

“Geçen yıl da odaklanmıştım,” diye cevapladı geçen yılki ve bu yılki mental ve fiziksel durumu sorulduğunda: “Ama geçen yılkinden daha iyi durumdayım.”

“Geçen yıl Roubaix için hazırlanmak gerçekten zamana karşı bir yarıştı, bu defa kendimi hazırlamak için daha fazla vaktim vardı. Klasikler şu ana dek iyi gittiler. Şu an her şey daha iyi ama bu geçen yılkinden daha iyi bir sonuç alacağım anlamına gelmez.”

Başka bir deyişle, Boonen kendine güveniyor ama yarışı cepte görmüyor. “Tüm malzemeler ortadalar. Artık iş pazar günü hepsini bir arada tutabilmek.”

“Her şey mümkün.”

"Kahramanlar hatırlanırlar ama efsaneler asla ölmezler" - Specialized, Tom Boonen'ın kariyerini özel bir şekilde onurlandırdı.
Boonen’ın bu sezonki performansları da daha iyi olduğu konusundaki sözlerini doğruluyor. Ocak ayında Vuelta de San Juan’da bir etap kazandı, geçen ayki E3 Harelbeke ve Gent-Wevelgem’de ise sekizinci ve altıncı oldu.

Pazar günkü(2 Nisan) Ronde’de de güçlü gözüküyordu, dördüncü galibiyeti alarak rekor kırma arzusu, yaşadığı iki mekanik problemle son buldu.

Bu yaşanmamış olsa podyum için veya daha fazlası için mücadele edebilirdi.

Neredeyse bir hafta geçen yarışla ilgili “şu olsaydı bu olsaydı” değerlendirmelerine karşı çıktı. Son tırmanışta Peter Sagan ve Van Avermaet ile aynı grupta yer alabilir miydi diye sorulduğunda spekülasyon yaratmayı reddetti.

“Yarış bitti. Kaza yapanlar, mekanik problem yaşayanlar hakkında konuşmak zorunda değiliz. Bu bir bisiklet yarışı, her şey olabilir,” dedi.

“Alexander Kristoff’un beşinci bitirdiğini gördüm. Gün boyu, Ronde için en iyi modunda değildi, belki en kötü ihtimalle beşincilik için sprint atıyor olabilirdim. Belki de ikincilik için atardım.”

“Ama önemli değil. Bu oldu, yarış bitti.”

Hala hislerinin iyi olduğunu kabul ediyor mu?

“Evet, gerçekten iyilerdi,” diye onayladı. “O ana kadar gerçekten iyilerdi. Beraber gittiğim gruba bakarsanız ön tarafta değişen bir şey yoktu. Oradaki birçok adam ilk 10 için yarışıyorlardı.”

“Kondisyonum ve bacaklarım onlarla yarışabilecek durumda olduğumu hissettirdi. Ama sonuç için tahmin yapmaya çalışmaya gerek yok, çünkü ben orada değildim.”

Mekanik problemler yaşayana kadar nasıl hissettiği -ve Kappelmuur’da pelotonu nasıl böldüğü- düşünüldüğünde neden sakin olduğu ve kendinden emin bir şekilde pazar gününü(9 Nisan) hedeflediği anlaşılıyor.

Tam olarak nerede olmak istediği görülüyor.

"Thx Tom" - UNILIN QuickStep Floors'un Wielsbeke'deki merkezinde kutlama havası vardı. Boonen, 2003'ten beri Patrick Lefevere'in takımıyla beraberdi, Belçika'daki ünü ve galibiyetleri sponsorlar için büyük bir nimetti. 
“Paris-Roubaix biraz daha ışıltılı” 

Pazar günü Compiegne’de bayrak sallandığı zaman birçok sıkı favori olacak. Van Avermaet ve Sagan gibi bisikletçiler favori listelerinin üst sıralarında yer alacaklar ama dikkat edilmesi gereken diğer isimler de olacak.

Boonen’ın elinde iki şey var. Birincisi, yılın şu ana kadarki bölümünde çok büyük başarılar elde eden, Boonen’a adanmış bir kadroyla Fransa'ya gelen QuickStep Floors takımı.

İkincisi ise deneyimi ve geçmişteki performansı. Dört galibiyetine ek olarak yarışı ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı, dokuzuncu ve onuncu da bitirdi. Genellikle şans ve güçle tanımlanan bir yarış için bu muhteşem bir sonuç ve starttan saniyeler önce cesaret kazandıracak bir şey.

Doğal bir yeteneği var ve bunun farkında.

“Bu alanda oldukça iyiyim,” diyor taşlı yollarda yarışmaktaki yeteneği ile ilgili. “Bu yüzden seviyorum muhtemelen. 82 kiloyum, çok zayıfladığımda 80 kilo oluyorum. Bir bisikletçi için oldukça ağır bir adamım. O yüzden tarihe geçebileceğiniz çok fazla yarış yok.”

“Bisiklet gelişti ... her zaman zordu ama daha çok tırmanışçılar ve finişe doğru üç-dört kilometrelik yokuşları sevenler için gelişti.”

“Çoğu zaman aynı beş-altı adam yarışlar için favori oluyorlar. Klasikler farklı. Ben onlarda iyiyim ve Paris-Roubaix çocukken ilk kazandığım andan itibaren benim favori yarışım haline geldi.”

“Ronde de çok özeldi. Onunla da ilgilendim ama Paris-Roubaix biraz daha ışıltılı. Kendi alanında benzersiz bir yarış.”

Ona pedal çevirirken daha da şevk veren şeylerden biri de şu an sahip olduğu duygusal zenginlik. Pazar günü(2 Nisan) Ronde’de ağırlandığında coşkulu bir kalabalık ona hoş geldin demek için toplanmıştı.

Çarşamba günü(5 Nisan) Scheldeprijs’ta da benzerini yaşadı. Yarış onun doğduğu kasaba olan Mol’dan başladı ve finişe kadar diğer özel noktalara da uğradı.

“100 yılda ilk kez start noktasını değiştirdiler,” derken etkilendiği mimiklerinden anlaşılıyordu.

“Çok özeldi. Evimin etrafında ve her zaman antrenman yaptığım caddelerde 50 kilometre gittik ve seyirciler harikaydılar. Çarşamba günüydü ama bir Tour de France etabındaki gibi kalabalıktı. Bu asla ve asla unutmayacağım bir şey, oraya bana teşekkür etmek için gelen herkese minnettarım. Ben de cevap olarak onlara teşekkür etmek istiyorum.”

Niki Terpstra, 2012'de Tom Boonen'ın tekerleğinde kalamamıştı.
Boonen en iyi teşekkür yönteminin pazar günü Roubaix veledromunda çizgiyi ilk sırada geçmek olduğunu biliyor.

Ne olacağı belli değil ama bunu başarabilirse kariyeri için Hollywood-vari bir son olacak.

Bu şekilde bitirebilmek için elinden geleni yapacak ama kimsenin ona iyilik yapmayacağının da farkında. Kazanabilirse, hak ederek kazanmış olacak.

“Özel bir yarış değil. Diğer bisikletçiler için normal bir Paris-Roubaix olacak,” diye açıkladı: “Roubaix’de finişe vardığımızda sadece benim için her şey bitecek.”

“Pelotonun pazar günü benim son yarışım olduğunu düşüneceğini sanmıyorum. Belki öncekilerden de fazla asılacaklar yarışa. Takip etmeleri gereken kişi olduğumu biliyorlar. Bu yıllardır hep böyleydi.”

Kendisini takip edenleri şekere üşüşen sineklere benzetiyor, olumsuz taktiklere karşı en iyi panzehirin savaşmak olduğunu biliyor.

“Umarım sert bir yarış olur,” dedi ve devam etti: “Hava durumu iyi gözüküyor. Garip gelecek ama iyi hava her zaman zorlu bir yarışa sebep olur. Gün boyu hız hep yüksektir.”

“Sonunda herkes bitik durumdayken güzel bir taşlı sektörde belirleyici hamleyi yapabilirim.”

Eğer her şey yolunda giderse Belçika’dan yükselen kükremeleri Roubaix’de duyabiliriz.

Bu yazının orijinali, Shane Stokes tarafından 7 Nisan 2017’de Cycling Tips’te yayınlanmıştır. Yazıdaki ana görsel de yine Shane Stokes’a aittir.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz. 

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO