23.02.2010

Efes Pilsen - Maccabi Tel Aviv Maçı Davetiyesi

24 Şubat 2010 Çarşamba akşamı saat 20:15'te Abdi İpekçi Spor Salonu'nda oynanacak olan bu maçı salonda izlemek isteyen arkadaşlar, isimlerini ve maillerini yorum bölümüne yazarlarsa kendileriyle iletişime geçeceğim.

Daha önce yaptığımız gibi bu sefer soru sormuyorum. İlk 10 kişi yanında 1 arkadaşıyla beraber gidebilecek. Sizinle beraber gidecek arkadaşınızın da ismini belirtmeniz gerekiyor.

İsim ve mail adreslerinizi yazmaktan çekinmeyin, yayınlamayacağım.
Çarşamba saat 15:00'a kadar bekliyorum. Siz ve arkadaşınızın isimlerini, irtibat için verdiğiniz mail adresini de kontrol edersiniz, biletleri nasıl ve nereden temin edeceğinizi bildireceğim.

Ekleme 12:55: 10 kişi cevap verdi, kendilerine mail attım ve bilgilendirmeyi yaptım. Biz üzerimize düşeni yaptık, ilk 10 yorumu yapanlar da maça giderek yapacak. Sıra Efes Pilsen'de.

Pazarlama Stratejisi Bu Olsa Gerek

Fiorentina'nın taraftar sitelerinden olan fiorentina.it kendi Fiorentina ürünlerini sattığı bölüme bu tişörtü eklemiş. Bayern Münih maçında 1.5-2 metrelik ofsaytı görmeyen, Fiorentina'ya çok tartışılan bir kırmızı veren, Bayern'e tartışılan bir kırmızıyı veremeyen Tom Henning Ovrebo'yu uzun süre unutmayacak Fiorentinalı taraftarlar. Bu hakemi aklının bir köşesinde tutmak veya olayı bir şekilde hatıra boyutuna taşımak isteyenler 12 € ödeyerek bu tişörtü alıyorlar. İtalya'da yaşayan için alınabilecek bir şey belki bu tip ürünler ama Türkiye'de olanlar için 12 €'luk bedelin üzerine 17 € değerinde kargo biniyor ve alışveriş mantıksız bir hal alıyor.

22.02.2010

Derbi ? : Beşiktaş 1-1 Galatasaray

Acikcasi atmosfer disinda pek derbi goruntusu olusmadi macta. Oyunun en fazla 10'ar dakikalik bolumlerinde baski kurabildi ve tempoyu yukseltebildi iki takim kendi adlarina. Degerlendirmeye baslarken once iki takim acisindan macin etkileriyle baslayalim..

Besiktas icin Gaziantep deplasmaninda birakilan 3 puan sonrasi cok kritik 2 puan daha kaybedildi. Mac eksigi olmasina ragmen 8 puanlik farki kapatmasi icin saglam bir seriye ihtiyaci var Besiktas'in artik. Ustundeki rakiplerinden Fenerbahce ve Bursaspor deplasmanlarini da goz onune alirsak sampiyonluk sansini %10 civarina kadar dusurmustur bana gore. Erkenden kehanet yapmak istemiyorum ama Besiktas taraftarlarinin da sanirim pek umidi kalmamistir sampiyonluk icin. Maca gelirsek 30.-45. dakikalar arasi Besiktas'in ev sahibi oldugunu hissettirdigi dakikalardi. Galatasaray'in attigi her uzun topu karsilayip ataga cevirdiler ve 2-3 net denebilecek gol kacirdilar ama hepsi bu. İkinci yarinin -golden sonra bile- neredeyse tamamini silik bir sekilde gecirdiler. Bu nedenle beraberlige uzulduk aciklamalarini samimi bulmuyorum ben Besiktas adina. 15 dakikalik baskiya tum maci mal etmemek lazim..
Galatasaray icin ise bir hafta icinde iki ust duzey deplasmandan yenilmeden cikmak basiridir, bu bir. İkinci olarak Galatasaray'i ikiye ayirip degerlendirmek gerekir. Forvetsiz Galatasaray, deplasmanda forvetsiz oynamasi gerektigi gibi oynuyor. Bu kadar yani yapabilecekleri, daha fazlasi olmaz. Bana gore tek ve en buyuk hata orta sahada pas yapmak yerine bir cok kez uzun top kullanmalari. Uzun toplar tenis topu gibi geri donmeye baslayinca agir bir bocalama donemi gecirdi takim. Devre arasindan sonra bunun biraz daha duzeldigini gorduk. Oyuna Jo'nun girmesinin ardindan uzun bir aradan sonra alistigi duzende oynamaya basladi Galatasaray ve Arda'nin bireysel cabasi sonucu golu buldu. Bu golden sonra Arda'nin sakatlanmasi tam bir talihsizlik zira yerine giren Dos Santos israrla yoklari oynamaya devam ediyor. Keita da yeteri kadar verim veremeyince hucumda etkilerini yitirdiler ve bir yan top goluyle inonuden 1 puanla ayrildilar.

Galatasaray'da deginmek istedigim uc kisi var. Elano, Emre ve Neill. Geldigi gun ile arasinda daglar kadar fark olustu Elano'nun. Tam anlamiyla kendini buluyor diyebiliriz. Kaleye sut cekiyor, pas veriyor, takimi ileri cikartiyor. Ozellikle Galatasaray'in vazgecilmezi olma yolunda ilerliyor. Diger bir isim Emre Gungor, Kayseri macinda Makukula'yi etkisiz hale getirmesiyle "vay be" dedirttikten sonra bugun de kusursuza yakin oynadi. Vazgecilmez gorunen Servet'i konusan kalmadi Galatasaray taraftari olarak. Ve Lucas Neill. Sezonun en yararli transferi benim diye bagirdi mac boyunca. Topun sıkıstıgı bolgelerden ustalikla cikmasi ve topu ileri dogru olumlu kullanmasi bizim defans olgusunda alisik olmadigimiz bir durum.

Kisaca macin kritik anlarina bakarsak.. Holosko'nun kafa vurusu gol degil gibi geldi, bir defa izledim. Ayrica boyle cizgi pozisyonlarini hala konusuyorsak cizgi kamerasinin olmamasi yuzundendir. Bu yuzden yan hakem ne dediyse ona inanmak zorundayiz. Baris'in bombos kacirdigi kafa vurusunu Besiktas defansi topu kornere atarken bile yapamaz. Ikinci yarida Mehmet Topal'in pozisyonu net penalti, deginen olmamasi ilginc. Keita'nin dirsegi direk kirmizi. Ayni zamanda Ibrahim Uzulmezin elide gayet bilincli gidiyor Keita'nin suratina, Keita yazmis bir koseye demek. Leo Franco uzun zaman sonra golluk pozisyon onledi. Nihat, Bobo ve Dos Santos'a gecenin hayaletleri unvanini veriyor ve bir derbi hafatsini daha noktaliyoruz.

Özet : Fiorentina 2-1 Livorno

Gündüz maç saatinde beklenmedik bir yoğunluk yaşadığım için izleyemedim. Benim de şimdilik tüm bilgim bu özetten ibaret, o yüzden ekstra bir şey karalamaya gerek yok galiba. Kusura bakmayın bu haftalık..

19.02.2010

A Milli Takım 2010/2012 Formaları

Turkuaz formanın ardından yeniden efsane formamız olan göğsü kırmızı çizgili beyaz formamıza kavuşuyoruz. Ortaya forma numarası koymak yerine ay-yıldız ekletirsek daha nefis olacak. Forma numarası kuralsa durabilir orada da göğüsteki çizginin altına konsun, zor bir şey değil bu. Logomuzu, daha doğrusu bayrağımızı o çizginin ortasına yerleştirelim öyle kalsın.

Kırmızı formada ise değişiklik yok görüldüğü üzere, yabancı forumlarda ortadaki beyaz çizgi ile birlikte "Neden Japonya ?" diye sorular gelmiş, bazıları da dalga geçer gibi olmuş da bunun daha tasarım aşamasında olduğunu unutmuşlar. Orası ya bayrak ya da numara için öyle boş beyaz formada olduğu gibi..

İsteneni Almak : Atletico Madrid 1-1 Galatasaray

Barcelona karsisinda alinan galibiyet sanirim Atletico Madrid camiasina yetmis gecen hafta. Bekledigim Madrid deplasmani atmosferinden eser yoktu bu gece. Futbolsever olarak canimi siksa da, Galatasaray icin iyi bir ortam olusmustu diyebiliriz.

Maca da bu havada basladi iki takim. Sanki bir Avrupa maci oynanmiyor da İspanya Ligi'nde orta sira mucadelesi veren iki takim karsilasiyor havasi vardi. Macin buyuk bir bolumu de kisir gecti diyebiliriz. Bunda Rijkaard'in defans cizgisini alisik olmadigimiz uzere geride tutmasinin rolu buyuktur. Aguero'nun bir iki bireysel hareketi disinda, Atletico forvetleri icin gecerli bir cozum oldugunu izledik bunun. Gereksiz bir yerde yapilan gereksiz bir faul sonucu Reyes "olmaz"a gonderdi topu ki yapacak bir seyin olmadigi anlardan biridir bu. Macin geri kalan anlarindada kullandiklari her duran toptan tehlike yaratti Atletico. Bunlarin disinda oynadiklari futbol neden İspanya Ligi'nde bu halde olduklarini suratimiza vurur nitelikteydi. Kura cekildikten sonra toparlanirlar elbet diye bekliyordum bende cogu Galatasarayli gibi ama bu sezonun bitmesini bekler gibi bir halleri vardi.

Rakip boyle olunca Galatasaray da elindeki kadroya gore yapabilecegini yapti. Macin baslarinda uzun toplarla cikmak istedik ama atilan her top duvara carpar gibi geri gelince cabuk vazgecildi bundan. Nitekim forvet mevkiisinde oynayan kisi Arda Turan olunca cok mantikli degildi zaten bu secim.. Rijkaard'in mac boyunca hata diyebilecegimiz tek hamlesi Caner-Santos degisikli oldu.. Dos Santos geldiginden beri oynadigi hayalet futboluna devam ediyor. Nereye varacak sonu gorecegiz.. Tabii ki Rijkaard kotu oynayacagini bile bile sokmuyor Santos'u bu noktada, o anda Caner'in yaptigi hatalari gorunce mudahalede bulunmak istedi ama pek basarili olamadi Dos Santos. İlk devrenin sonlarinda dogru bir kac hucumda kaleyi tehlikeli sekilde yokladik ama De Gea gunun Atletico Madrid adina en basarili isimlerinden biriydi oyundan cikana kadar.

Her ne kadar hucumda etkisiz olsak da bu Atletico'ya gol atmadan donseydik cok buyuk kayip olurdu bizim icin. Keita ve Elano ile ayakta durmaya calisan ofans sonunda Keita ile golu buldu.. İkinci yari sag kanadi yipratan Keita arka direge suzulerek belki de sezonun en kritik golune imza atti. Gol sevincinde Santos'u da gormus olduk bu vesileyle.

Sonuc olarak futbol namina pek bir sey olmasada cok avantajli bir skorla cikacagiz Sami Yen'e.. Hamburg macindaki gibi agir sacmalamalar olmazsa turu gecmek artik bizim elimizde diyebilirim. Son olarak : Milan Baros'un acil olarak sahalara donmesi gerekiyor..

Ekleme, franchi :
Maç yazısı Demir'e aitti görüldüğü üzere, ben üstüne bir kaç şeye değinmek istiyorum.

Tam 6 aydır her fırsatta Uğur Uçar'a inanılmaz şekilde yükleniliyor. Ancak bugün bir gerçek varsa o da Uğur ve Neill'ın performansıdır. Neill'ın savunma yönüyle bir problemim olmadığını defalarca söyledim, benim isyanım hücuma katkısınaydı. Defans hattında "akıl" denen olguyu kullanan bir savunmacı lazımdı bize, Neill o adam işte. Varsın Popescu olmasın, böyle savunma görevlerini "müthiş" olarak yerine getirsin problem yok. Uğur Uçar demiştim ona geleyim, Atletico Madrid kanatlardan sık gelip önemli fırsatlar bulan bir takım. Bugün o takım sol kanatları yokları oynadıysa bunun ana sebebi Uğur Uçar'ın savunmadaki mükemmel performansıdır. Sabri'nin yokluğunda formu günden güne artıyor Uğur'un. Hala kendisini eleştirebilenler varsa Atletico Madrid maçını ve ilk yarıdaki Uğur'un 11'de çıktığı herhangi bir maçı izlemelerini öneririm. Aradaki fark çok büyük ve işin güzel kısmı Uğur Uçar artık rahatlıkla rotasyonun değerli parçalarından biri haline geldi. Evet hücumda Kader Keita ile uyumlu değil, o konuda bir iddiam yok. Uğur hücuma çıkıp yararlı olabilen bir isim ama önünde Keita değil Arda-Elano gibi bir isim o an sağ kanada geldiyse uyum gösteriyor, Keita ile Sabri gibi mükemmel bir uyum sağlamasını beklemiyorum ben Uğur'dan. Sırf bunu beklyip de neden olmuyor diye Uğur'u eleştirmek çok acımasız olur.

Bugün Mehmet Topal'ı da hücum değil savunma anlamında tebrik etmek gerek. Hücumu ayrı tuttum zira bir çok topu olumsuz kullandı. Bir kaç pozisyonda felaketle sonuçlanıp farkı daha da açabilecek hataları vardı neyse ki bir şekilde atlatıldı bunlar. Savunma için iyi konuşuyorum zira Servet sol beke yaklaştığında Servet'in kademesine, Neill sağ beke yaklaştığında da Neill'ın kademesine çok iyi girdi. İki stoperin arasına iyi girdi gereken anlarda. Bir stoperin kademesini diğer stopere bırakıp ceza sahası önünde bekleyebilir ve o bölgeyi tehdit içermediği anlarda da öylesine koruyabilirdi bazı pozisyonlarda, kimse de buna itiraz etmezdi. Bir kaç yan topta topları karşıladı ki defansif orta saha oynayan bir isimden beklenen katkılar değildir bunlar.. Savunması hep düzgün gitmeye başladı da hücumda bir iyi bir kötü gidiyor Mehmet. Hücuma ve oyun kurmaya yaptığı katkıları da devamlı hale getirebilir umarım bu sezon içerisinde. Elano'nun yükünü hafifletir o şekilde ve Elano artan formunu iyice yukarıya taşır. Bir nevi kelebek etkisi..

Bir de De Gea hadisesi var tabii. Maç boyu Asenjo'yu sayıkladım, oynasaydı kesin gol atardık, çok boş çıkıp çok top kaçıran bir kaleci diye diye 70 dakika çırpındım olduğum yerde. Çok hoş bir tesadüf oldu benim için Asenjo'nun oyuna girişi. Maç izlediğim yerde dediklerimin bir bir çıkması ise ayrı bir olay. Asenjo girdiği anda maçın 1-1 biteceği yönünde ciddi iddialara girmek istedim ama herkes kaçındı benden, keşke zorlasaymışım... Vasat bile değil bu kaleci, geçen sezon Valladolid forması ile göze batınca eli yüzü düzgün bir kaleci sanmıştık oysa ki. Asenjo sezonun ilk bölümünde kaledeydi Madrid ekibinde ve takımın o formsuz, dibe vurmuş haline doğrudan etkisi vardı. Yaklaşık 25 dakikalık(20+4) bölümde 3-4 topa boş çıktı, durduk yere hava topunda kendi savunmasını rahatsız etti. Attığımız golde yerinde duramaması Keita'ya ikram oldu bir bakıma.

Rövanş için tek isteğimdir Asenjo isimli balonun sahada olması. De Gea 10 gün oynamasın, sonra yine aslanlar gibi devam etsin kaldığı yerden. Asenjo varken 1 gol atmamız sürpriz olmadı bugün, 2-3 tane atsak normal karşılardım..

17.02.2010

Ovrebo'nun Maçı : Bayern Münih 2-1 Fiorentina

Chelsea-Barcelona yarı finalinin olay hakemi Tom Ovrebo şayet UEFA'da hakem olarak görev alabiliyorsa bizim hakemlerimizin hiç suçu günahı yok. Tom Henning Ovrebo Avrupa tarihinin en rezalet performanslarından birini sergilemiş oldu bugün. Geçen sezonki yarı finalin üstüne bugün "sıvadı" adeta. Deyimi anlayaynlar anlamıştır, geçelim hakem dolu maç yazısına ama önce kısa bir Fiorentina değerlendirmesi.

Gamberini yok, sağ kanat yine Marchionni denen futbola biraz yabancı olan arkadaşa emanet çünkü Santana da sakat, stoperde Fiorentina kariyerinde "vasat" kelimesine bile ender olarak yükselen Kroldrup yerini almış, takımın mücadelesinden pek ümit edilmiyordu. Beklenenlerle oynanan oyunu yan yana koysak arada büyük fark var. Burada 500 Days Of Summer'ın efsanevi olarak anılacak olan expectations-reality sahnesine de göz kırpıyorum. Beklentinin düşük olduğu maçta, turun hemen hemen gideceği düşünülürken Artemio Franchi'deki rövanşa bambaşka anlamlar yükledi takım bu oyunuyla. 3 maçtır gol atamadığımız sinir harbine doğru ilerleyen bir seri vardı, bir şekilde gol atarak o şanssızlığı kırdık. Tabii son 7 maçta 6 yenilgiye çıktı olumsuz tablo(İtalya Kupası hariç) ancak bugün lig ve kupadaki o formsuz Fiorentina ayağa kalkma sinyalleri verdi. Takımın tüm dikkati Şampiyonlar Ligi'ne çekip ligi umursamadığı gerçeğini kabullenemiyorduk bir de, kabullendik sanırım kesin olarak. Şu toparlanmayı lige yansıtıp utanç tablosu olan 11. basamaktan ileriye gitme zamanı artık.

Gelelim hakemli kısma... Önce Bayern'in ilk golündeki saçma olaylara gelelim. Penaltıyı vermiyorsun önce, gol olduktan sonra penaltı diyorsun. Golü saymayıp penaltı veriyorsan bunun tek açıklaması vardır : Penaltı pozisyonu kırmızı kart gerektiriyordur. Bana sorarsanız pozisyon temiz bir golden başka bir şey değil. O pozisyona penaltı verecek hakem sayısı çok azdır. İkili mücadele, Kroldrup denen kazma kendini öne atıyor ve Ribery ile takılıp düşüyorlar, o ara zaten Frey topu çelmiş. Ha penaltı diyen olur, o da doğru olduğunu iddia edenin kararıdır. Bu penaltı böyle bir skandalın arasına karışmasa başlı başına bir pozisyon olsa tartışılırdı yine. Ancak burada temel alınan olay farklı, pozisyona penaltı veriyorsan Kroldrup'u atacaksın. Penaltı kararını verip de atmadığın Kroldrup 2. devre başladıktan 4 dakika sonra golü atınca o penaltı kararın daha büyük skandala dönüşüyor işte. Basit bir gol kararı çıkması gereken pozisyonda hatalı penaltı, hatalı penaltıyı verdiyse kesin olarak çıkması gereken ama çıkmayan kırmızı kart ve iptal olan tertemiz bir gol var. Ha şunu da eklemek lazım, Natali son derece doğru bir kararla ofsayt olması için duruyor, Kroldrup ise Ribery'nin peşinden koşturup ofsaytı bozuyor ve sonrası malum, üstteki tüm paragraf bu yüzden oluşuyor. Yerinde durup koşmaması gerektiğini idrak etse pozisyon olmayacak. Olsaydı etseydi yerine gerçeklere dönersek de hakem daha bu kararıyla bile büyük bir skandala imzasını atıverdi koca bir ikinci yarı öncesi.

49'daki gol ilk pozisyonun içerisinde geçmişti Kroldrup imzasıyla. Hatalı penaltı kararında madem ki o pozisyonu penaltı diye yorumladın, o yanlış ama verdin diye asılıp kesilmeyeceğin kararın devamında doğru olması gereken ama yine büyük bir yanlış yaparak kırmızı kartı çıkarmadığın oyuncu böyle gol atıp tur için tüm dengeleri altüst eder. Rövanşta Bayern bize 1-0 kaybedip elendiği vakit bugün bir numaralı dostun olan Almanlar hepten sana yüklenecek Ovrebo efendi.

Kırmızı kart pozisyonunda benim kararım sarı olur.. Vargas ile mücadelede sanırım Robben, araya Gobbi girip vücudunu öne atıyor ve topu taca gönderiyor. E iki kişinin arasına öyle kontrolsüz dalarsan Robben'le de çarpışırsın, Vargas'la da. Piyango Robben'e vurunca kırmızı geldi. Kontrolsüz bir hareketse, kasıt yoksa bunun açıklaması sarı karttır. Gobbi orada Robben'e dirsek atmaya niyetlenmiş olsa muhtemelen beyaz Bayern Münih forması Türkiye Milli Takımı formasına dönerdi. Bana yorumda fanatik diyenler oldu yazı öncesi eklediğim 2-3 cümle için de, sözlükleri, yorum yapılan bir çok blogu veya bir kaç twitter adresini okusalar böyle demeyecek o arkadaşlar. Almanlar ve o Norveçli hariç herkes hemfikir kırmızı kartın çok ağır ve skandal bir karar olduğu konusunda.

Bayern'in 2. golüne diyecek çok sözüm yok. Yardımcının surat ifadesi, önce duraksayıp sonra bayrağı kaldıramaması ve gol demesi başlı başına olay. Şu pozisyonun ofsayt olup olmadığını anlamak için pozisyon tekrarına veya yardımcı hakeme gerek yok, UEFA'da Şampiyonlar Ligi seviyesinde değil en alt kademede bile maç yönetebilecek tüm orta hakemler bunun ofsayt olmadığını rahatlıkla görürler. Ovrebo burada bilerek, kasten, isteyerek, göz göre göre yanlış bir kararı vermiştir. Hata değildir bu, bilerek verilmiş, korkudan iptal edilememiş bir karardır. Aksini iddia edenler tekrar tekrar iki hakemin hal ve hareketlerini izlesinler.

İşte bu da görüntüsü :
Yeryüzünde buna ofsayt değil diyecek "canlı" olduğunu sanmıyorum...


Klose'nin Vargas'a yaptığı kırmızı kartlık hareketi de es geçti hakem. Bu kadar hatayı yapan bunu da yapar tabii, şaşırmamak lazım.

Flying Dutchman'de de hakem konusunda nefis bir yazı var. Orada örtüşmediğimiz tek konu penaltının haklılığı. Ancak penaltı kararının devamı için fikirler ortak yine.

Şu maçta hakem rezaleti yaşanmasa burada "ne şiş yandı ne kebap" konulu bir maç izlediğimizden bahsedecektik, olmadı.. Hem Bayern'in galibiyet serisi ve çıkışı sürdü hem de 2-1'lik skorla Fiorentina tur için önemli bir şans elde edip ufak bir çıkış elde etti diye başlayacaktık.. Özet geçmek zorunda kalıyor insan bu durumu.. Çünkü maçtan konuşsam dönüp dolaşıp hakeme geleceğim yine.

Rövanşta tertemiz bir futbol konuşmak dileğiyle sonlandırayım bu yazıyı...

Ekleme, saat 04.23 : Hakeme gelen tepkiler ve yorumlar için ayrı bir post atmak istemedim, buradan ekleyeyim.

Başkan Andrea Della Valle maç sonu açıklamasında Platini'yi de arkasına alaraktan hakeme yüklenmiş : "Yazık.. Bir skandaldır bu. Pozisyonu net olarak gördüm, yan hakem de yerindeydi. Şu an çok kızgınız ancak bu durumu atlatıp işimize döneceğiz. Platini bile tribündeyken bana golün 1.5 metre farkla ofsayt olduğunu söyledi. Oyuncular da çok kızgın ama gol atabildiğimiz için turdan umutlular. Bunu Bayern'e verilmiş bir ödül olarak kabul ediyoruz, 11'e 11 oynadığımız zaman her şey farklı olacak."

Burada 11'e 11'den kasıt verilen kırmızı karta bir isyan değil, hakem desteğiyle Bayern'in 11 kişiden fazla olduğunu anlatmak istiyor başkan.

Klose'nin Vargas'a yaptığı ve kırmızı kart beklenen hareket, Gobbi'nin gördüğü anlamsız kırmızı ve ofsayttan atılan golde çok bariz hatalar yapan yardımcı da es geçilmiyor başkanın açıklamalarında. Arada Robben'in dünkü yorumuna gönderme yapmayı da unutmuyor : "Bence, ailesi yardımcı hakemi bir an evvel göz doktoruna götürmeli. Bir de 6-0 diyenler vardı, o olay da ters tepti.."

Prandelli de Gobbi olayına haksızlık dedikten sonra klasik olarak oynanan oyundan memnun olduğunu ve rövanşta tur için ellerinden geleni yapacaklarını söylüyor..

Bu hakem olayı çok büyük tartışmalar doğuracak gibi duruyor ama bakalım..

Frey & Milli Takım & Fransız Kaleciler

Frey'in milli takımdaki durumunu herkes biliyordur muhtemelen. Sadece 2 kere giyebildi Fransa formasını ki forma giymediği dönemde sık sık kaleci sıkıntısı oldu Fransa'nın. Bir çok sıkıntı olmasına rağmen Ligue 1'deki formsuzlar bile kaleye geçerken Frey ilk 11'i geçtim aday kadronun ilk 3 kalecisine bile giremedi genelde. Bunda hiç şüphesiz Raymond Domenech'in payı büyük. Frey ne zaman umutlansa o tercihini Coupet ve diğerlerinden yana kullandı yıllardır. Böyle olunca da Frey takımı bıraktığını bir daha oynamayacağını açıklamıştı. Önce bu postu bana hazırlatan soruya ve cevabına gelelim. "Fransa Milli Takımı'nı yeniden düşünür müsün ?" diye bir soru geliyor kendisine ve şöyle cevaplıyor :

- "Onun Fransa'sında geçmişte hatırladığım kadarıyla hiç planlar dahilinde olmadım, gelecekte de yokum. Onun milli takım süzgecinden çok çok az sayıda geçtim ve bu formayla önemli bir sıçrama yapıp ne kadar oynamak istediğimi gösterecek tatmin edici bir fırsat bulamadım. Yani bu demek oluyor ki Domenech oradan ayrılmadığı sürece ben sadece Fiorentina için mücadele edeceğim."

Coupet, Barthez, Mandanda, Landreau, Lloris, Letizi gibi isimler Frey ile hemen hemen aynı dönemin kalecileri. Bir çırpıda akla gelen bu isimler dışında milli takım kapısından içeri girişleri U21 ile sınırlı kalan Itandje ve Valverde gibi isimler de var. Barthez'i diğerlerinden ayrı bir yere koyuyorum çünkü Frey daha Fransa, Avrupa ve Dünya çapında adını duyuramamışken o kaleyi koruyordu. Belki yetenek olarak Frey öndedir, çok daha iyi bir kalecidir ama Barthez 94'te başladı o formayı giymeye. Orada yer etmiş, kendini kabul ettirebilmiş bir ismi en iyi olsanız da kesemezsiniz ha deyince. Sayılanlar arasındaki diğer isimler ise Frey ile daha sorunsuzca kıyaslanabilecek isimler.

Frey'i düşündüğüm zaman genellikle hep formda ve maç alabilen bir kaleci geliyor aklıma. İniş çıkışlı performansı pek yoktur, sezon içerisinde 1-2 defa kötü oynadığı görülür ki dünya çapında kabul gören iyi bir kalecinin en önemli özelliklerinden biridir bu. Düşünüyorum şimdi diğer isimleri, Coupet her daim eleştiri alabilen bir isimdi. Barthez sonrası kaleyi alacak isim Lyon'da o ara başarılı işler yapan Coupet olmuştu ancak Domenech sık sık formsuz dönemler yaşayan kalecisinden asla vazgeçmedi. Lyon'dan koptuktan sonra performansı bir anda dibe vuran bu isim bir süredir milli takım kalesine de uzaktan bakıyor yeni gelen genç isimlerin de etkisiyle. Coupet Lyon'da bile tam bir ritm tutturamayıp eleştiri oklarından nasibini sıkça alırken Frey Floransa'dan izliyordu Fransa'nın maçlarını. 2006 Dünya Kupası ve 2008 Avrupa Şampiyonası için Frey 1 numara olmayı İtalya'daki performansıyla haketse de 2008'de kulübede koltuk doldurmaktan ileri gidemedi. Domenech oradayken ben yokum açıklamasını dün olduğu gibi 1.5 sene öncesinde de yapmıştı ki esas sebep Euro 2008'di bu kararda, bırakma kısmını en sonda yineleyeceğim zaten..
Coupet takımın ana adamıyken ara ara şans bulan diğer isimlere de göz atalım. Bunlardan biri Letizi, diğeri de Nantes ile parlayıp Paris'te beklediğini bulamayan Landreau. Letizi benim pek de beğendiğim isimlerden biri değildir doğrusunu söylemek gerekirse. Overrated demek istiyorum ama kendisi Fransızlar için bile vasatın üzerinde değildi çoğu zaman. Letizi herhangi bir şekilde devamlı forma giyme şansı bulsa bu Domenech'in sonu olurdu muhtemelen. Landreau ise Frey ile 2000'in başından itibaren Fransa kalesi için kapışması beklenen isimdi aslında. Nantes ile parlattığı ismini Paris'te iyice zirveye çıkarıp Fransa Milli Takımı için tek adam olmak istemişti. İstemekle olmadı tabii, beklenenin çok altında bir form yakaladığı için kariyerinin başındaki performansı sonuna kadar taşıyamadı. Şimdilerde Lille'de forma giyiyor, Butelle ile dönüşümlü olarak forma giyiyorlar, as kaleci olabilmeyi ikisi de başarabilmiş değil henüz. Frey'in Fiorentina kariyeri ise günden güne parlıyor. Fiorentina yeniden ligin üst seviye takımları arasına girerken Frey buna önemli bir katkı yaptı. Şayet günümüzde Domenech adil bir seçim yapıyor olsaydı 2-3 sene evvel Frey kaleyi teslim alıp Landreau ve diğerlerini arkasında bekletecekti. Lloris ve Mandanda ile de Frey'i kıyaslayalım tabii bu cümleyi kurduktan sonra. Lloris Coupet'den sonra Lyon kalesini devraldı ki zaman zaman önemli performanslar sergilese de bazen akıl almaz goller yiyor önündeki savunmanın da katkısıyla. Lloris'in ne denli iyi bir kaleci olduğunu görmek için evvela Lyon'un savunmasını toparlamasını beklemek gerek. Dün akşam(16 Şubat) Real Madrid'den gol yemese de henüz net bir şey yok ortada. Coupet'yi milli takıma Lyon savunması taşımıştı, Cris'in önderliğindeki savunma muazzam işler yapıyordu. Sezonun ikinci yarısında toparlanma aşamasındaki Lyon savunması Lloris'in kaderine de etki edecektir. Mandanda ise tamamen sürprizlerle dolu kaleci ekolünden bir isim. Bir bakmışsınız olmaz deneni kurtarıyor, bir de bakıyorsunuz olmayacakları yiyor amatör kaleci misali. Kariyeri ilerlese de, tecrübeler edinse de bazı kaleciler bu huylarından vazgeçmez, o yolda ilerliyor Mandanda. Basit ve sürpriz goller yemekten kendini kurtarırsa Lloris'i Fransa kalesinde yedekte tutacak bir isim ama pek mümkün gözükmüyor. Frey günümüzde bu iki kaleciye Fransa Milli Takımı'nda yol gösterecek adam olmalıydı bana kalırsa, Frey 2014'te Dünya Kupası'nın ardından kaleyi bu ikiliye teslim edip son 2-3 yılını Milli Takımın efsane kalecilerinden biri olarak sadece kulüplerde oynayarak tamamlayabilirdi. Güzel bir senaryo oldu ama adı üzerinde senaryo işte, olsaydı etseydi bu olurdu diye böylesine bir senaryo hakkında kesin kesin konuşulmuyor TV'lerdeki bazı ilginç yorumcular gibi..

Son olarak Frey'in Fransa hayallerini bitiren kısma dönelim. Aslında Euro 2008'den önce Frey'in oynamamaktan yakındığını söyleyemeyiz. Ancak 2007-2008'de öyle müthiş bir sezon yaşadı ki herkes Euro 2008'de kalede kimin olacağından emindi. Tabii bu kendinden emin konuşanların bilmediği bir şey vardı : Raymond Domenech. Fransa basını Domenech'e çok yüklendi bu konuda, Coupet'nin yetersiz olduğu, Frey'in mevcut formuyla sadece Fransa'nın değil her daim dünyanın en iyi kalecilerini bünyesinde barındıran İtalya Ligi'nin de en formda/iyi kalecisi olduğu yazıldı çizildi. Domenech hem bu mükemmel formu, hem de medya baskısını bir kenara itip bildiğini okuyarak Coupet'ye şans verdi. Fransa basını ilk maçtan itibaren Frey'i kollayıp kaleye geçmemesi yüzünden milli takım hocasını eleştirse de çabalar sonuç vermedi. Frey de 20 Ağustos 2008 günü "O adam" varsa ben yokum dedi ve Domenech'in Fransa'sını bıraktığını açıkladı. Milli takıma ilk kez Kasım 2004'te Polonya maçında çağrılan ama forma giymeyen, ilk milli maçına Euro 2008 Elemeleri'nde son maç olan 2-2'lik Ukrayna maçında çıkan, oynaması durumunda Euro 2008'in en iyi kalecisi olmasına hemen hemen kesin gözüyle bakılan o adam 28 yaşında Fransa Milli Takımı defterini kapatmış oldu..

16.02.2010

Dua Et De Gol Yemeyin!

"6-0 ideal bir skor olur ama bu pek mümkün gözükmüyor. İyi oynayıp önce onların gol atmasına engel olmalı ve goller bulmalıyız."
Arjen Robben, Bayern-Fiorentina 1. tur ilk maçını yorumluyor

Diyecek pek fazla sözüm yok, dua etsin Robben efendi de tek bir gol dahi yemesinler. Şakaymış güya bu yaptığı, göreceğiz.. Zaten itici gelir kendisi bana "modern Hasan Şaş"tan fazlası değildir benim için, bilenler biliyordur Robben'e ne denli uyuz olduğumu. Tuzu biberi oluyor bu olay da işte. Ayrı bir hırsla izleyeceğim yarınki maçı.

Sevgililer Günü & Futbol

Puma çok güzel, ince bi nüans yakalamış. Bir çoğumuzun "sevgililer günü & futbol maçı çakışması" anısı vardır.

İngilizce ve İtalyanca olarak 2 versiyon hazırlanmış sadece. Bence blogger tayfa olarak türkçe bir şarkıda da bunu yapmalıyız.

Yayınlamak için geç kaldım ama kaydedin bir yere, seneye de giyersiniz.






Puma'nın sitesi: http://www.pumahardchorus.com/

Nike - Human Chain

Son yıllarda gördüğüm en güzel Nike reklamlarından birisi. Yapan kişi nasıl düşünmüş, nasıl bir teknikle çekilmiş bilemedim valla. Böyle reklamları görünce insan zekasının sınırının olmadığına inanıyorum.

Reklamdaki şarkı ise "The Hours - Ali In The Jungle". Muhammed Ali'ye de selamı çakmış yani Nike yetkilileri.

14.02.2010

Kurşunlar Eski Dostlardan : Sampdoria 2-0 Fiorentina

11. dakikada Gamberini'nin sakatlanmasıyla ilk darbeyi aldık, kötü başlayan maç öylece devam etti zaten. 17'de 1-0 geriye düştük, ardından 22'de de Santana sakatlanıp çıktı oyundan. Bu da oyunun kalanı için olası değişiklikleri kısıtlıyordu. Plansız değişiklikler kalan 70 dakikadaki stratejiyi etkilemiştir yüksek ihtimalle. Gamberini çıkınca oyuna giren ismin Felipe olması büyük bir stratejik hatanın kanıtı oldu adeta. Fiorentina'da hiç iz bırakamamış vasatı asla aşamamış olan Per Kroldrup ilk 11'deydi, Felipe ise kenardaydı. Felipe'yi oynatmayacaksak kiralamanın mantığını çözemiyorum ben. Kötü olsa, o mevkiide çok formda ve kaliteli isimler olsa durumu anlarım ama bu da nedir ya ? Gamberini, Dainelli, Kroldrup ve Natali var kadroda ve kaptanlık görevini de sürdüren Dainelli'yi gönderiyoruz Felipe geldikten sonra. Yani bu demek oluyor ki kaptanı kaybetmeyi göze alabileceğimiz bir oyuncuyu alıyoruz takıma. Bu oyuncunun durumu, yıllardır performansı Cihan Haspolatlı-Orhan Ak ayarında olan vasat bir savunmacının aynısı.. Bu adam 11'de çıkıp kaptanı takımdan yollatan yeni savunmacı niye yedek bekletilir. Arada sakatlık bilmemne oldu da 11. dakikada girip uzatmalarla birlikte 85dk.'ya yakın forma giyiyor adam, bu mu sakatlık yüzünden yedek kalmak ?

Prandelli kırmızı ışıkları yaktı alarm veriyor 2 aydır.. Transfer döneminde yapılanlar, devamında gelen performans ve kadro tarcihleri ile dibe vurmaya doğru koşar adım gidiyor. Ljajic maç koptuktan sonra oyuna giriyor 11'de çıkması gerekirken. Bugün tüm sorun Prandelli'nin değil ancak planladığı muhtemel oynamalar için gereken oyuncu değişikliği hakları çok erken tüketildi. İlk baştaki tercihler yanlış olunca da çifte sakatlık şoku iyice darbe vurdu maç içerisindeki planlara. Takım 2010 yılına girdiğinden beri büyük bir çöküşün içerisinde ki transferlere bakılınca tam tersinin olması lazımdı.. Prandelli'nin Fiorentina'nın başındaki planlarının tam anlamıyla sonuç vermesi için belirli bir süreye yayılan senaryo vardı, kendi ağzıyla söylediği. Bu süre 2010/2011 sezonunun sonuna denk düşüyor ancak Şampiyonlar Ligi'ni de rakibe karşı varlık gösteremeden elinden kaçırırsa planları ve hayalleri son bulabilir. Hep sabırdan gelecekten bahseden ve Floransa'da çok güvenilen bu adam farkında olmadan yolun sonuna doğru attı kendini..

Sampdoria tarafından olaya bakacak olursak kendi sahalarında alıştıkları o etkili oyunu sergilediler. Fiorentina bugün doğru tercihlerle sahada olsa bu kadar kolay kazanamazlardı ancak en azından Fiorentina iyi oynadı da kaybetti derdik. Fiorentina'nın berbat bir gününde olması ekmeklerine yağ sürdü. Eski Fiorentinalı Semioli ile öne geçip yine eski bir Fiorentinalı Pazzini'nin skoru 40. dakikada 2-0'a getirmesiyle maçı çözdüler.. Durum bu olunca da ikinci yarı tamamen sembolik olarak oynanan boş bir bölümden öteye gidemedi..

İki eski oyuncumuzun bizi vurduğu maçtan geriye ise sakatlanan iki isimden iyi haber beklentisi kaldı sadece.. Resmi siteden gelen ilk açıklamada Gamberini adına kötü haberler var. Omzunun çıktığı belirtilen oyuncunun acılarını kesebilmek için o bölgeye anestezi uygulanmış. Gündüz detaylı olarak durumu incelenecek deniyor ve bir kaç kemikte kırık olmasa da çatlakların olabileceği söyleniyor. Gamberini'ye bir süreliğine veda edeceğiz sanırım. Santana da baldırından sakatlandı, onun sakatlığının ciddi olup olmadığı da gündüz yapılacak olan detaylı tetkikten sonra belli olacak.

11.02.2010

Tello Türküsü

Bir Erzurum türküsüymüş bu... Bir arkadaşım yolladı linki, hiç tribünde boşu boşuna "oooo ooo teelloooooo" falan yapmaya gerek yok.


"Sarp" Kayalara Çarpmak! : Galatasaray 3-2 Antalyaspor

Başlıktan yola çıkıp kaçan turu Mustafa Sarp'a yıkıyorsun diyen olabilir. Öncelikle şu maç lig maçı olsa Mustafa Sarp daha az suçlanırdı orada eğri oturup doğru konuşalım, galibiyete rağmen tur kaçtığı için kendisine normalin üzerinde yüklenilecek. Ancak şu var ki Mustafa Sarp içindeki Galatasaray sevgisini fazlasıyla dışa vurduğu için deliler gibi koşup oynayıp her pozisyonun içinde olmak istiyor. Hal böyle olunca da ilk yarıda 5-1 olacak maç sadece 2-1 ile sınırlı kalıyor. Mustafa Sarp her pozisyonun içine "Faydam dokunur belki, saldır saldır saldır" diye girdiği için 2 tanesi net olmak üzere 3 golden olduk. Bir kupa maçında, tur geçmek adına tek şansın olduğu maçta takımının 3 golüne bireysel olarak mani oluyorsan sen suçlanırsın ne kadar iyi niyetli olursan ol.. Bugün de o oluyor, suçlanıyor Mustafa Sarp, haklı veya haksız diyenler olur ama ben eleştirmenin haklı olduğu kanısındayım. Her pozisyonda ceza sahası içine girmemesi gerektiğini öğrenecektir belki artık ancak tur gitti, 3 kupa hedefinin ilki noktalandı, daha kötü bir zararı olamaz bir oyuncunun.. Mustafa elbet isteyerek yapmadı bunları ama Antalya'yı +1, bizi de -1 oyuncu ile oynattı bugün adeta..

Neyse Mustafa Sarp'a yüklenip "sinirleri tavan yapmış, önüne gelene saldıran adam" izlenimi bırakmayalım.. Zira aklı mantığı olan her Galatasaraylı "kötü" görünen son iki maçta her şeye rağmen ilerisi için çok umutlanmıştır. İki maçta oyuna girdiği anda maçın gidişatını etkileyen Emre Çolak var en basitinden, çok eleştirdiğim ancak tükürdüğümü bana yalatma konusunda emin adımlarla ilerleyen Neill'ın Emre Güngör ile yakaladığı müthiş uyum var, "her şeye rağmen 2. yarıyı bekleyelim" diye sabrettiğim Elano'nun günden güne daha fazla parlaması var, yerden yere çarpılan ama yılmayan Uğur Uçar'ın "ben buradayım!" demesi var.. Bir tek maç sonundaki mutluluk eksikti bugün, olmadı işte...

Rijkaard eldeki kadrodan en iyisini 1 eksikle sahaya sürdü, o da Emre Çolak'tı. Giovani Dos Santos'un yerine girdiği son 6-7 dakikada maçın kaderine doğrudan etki ediyordu Kayseri'de, bugün 45 dakika şans buldu yine Giovani isimli 30 numaralı "içi boş" formanın yerine çok iyi işler yaptı. Eleştirilen çok oyuncu oldu ama bu başka bir şey, Giovani Dos Santos pas alamıyor deniyor da aldığı zaman en fazla gerideki Caner veya Uğur'a top veriyor ötesi yok. Sene sonu bonservisi alınan isim Jo olur olursa, Giovani değil. Daha fazla zaman kaybetmek istemiyorum Giovani'den bahsedip, zamandan daha fazlasını kaybettiriyor zira kendisi..

4-5-1 gibi gorunen ama esası 4-6-0 olan taktikle bugün çok iyi mücadele ettik, sağ ve sol açıklar ile forvetteki isim sürekli dönerek rakip savunmayı oyalasa da yeteri kadar dengeyi bozamadı. Gerçi üstte bahsettim, 30 numaralı arkadaş görünmez olduğu için en uçtaki 3 adamdan 2 tanesi aktifti, o da ilk yarıda zarar verdi biraz.. Neyse ki 2. yarı Emre Çolak o sorunu çözdü, hücumda daha etkili olduk her yönden. Emre hakkında son 1 ayda sürekli "bir yıldız doğuyor" dedik durduk, bu maç kendisinin tamamen doğup gün ışığına çıktığı maçtır. Arda'da olmayan uzaktan şut yeteneği var bu çocukta, Arda'da olan diğer her şey de mevcut. Böyle giderse Arda'nın bu sezon sonu gidişini garantileyecek yüksek ihtimalle. 1-2 sene daha kalması beklenen Arda bu yaz Ada'yı veya Çizme'yi görürsek tek sebep Emre Çolak olacaktır.
Biraz da savunma yapmak istiyorum haksızca eleştirilen 2 adam hakkında. Sezon başından beri Uğur Uçar ve Mehmet Topal'ı eleştirmeye doyamadılar bir türlü. Topal son 2 ayda ciddi şekilde toparlanıp çatlak sesleri susturmayı başardı çok büyük oranda, bugün kendisini eleştiren bir kesim gözlemledim az çok. Mustafa Sarp'ın bugünkü performansı bu kadar yerlerde sürünürken ağzını açıp da lafa Mehmet Topal diye başlayanları ayakta alkışlarım "Ben böyle kötü niyet görmedim!" diye. Bir diğer isim Uğur Uçar'a da "kötü" damgasını şak diye vurmuşlar gözlemlediğim kadarıyla. Evet Keita sahada olduğu sürece arkasındaki destekçi Sabri Sarıoğlu olmalı, o konuda ben de ikna olmuştum ilk yarı sonlarında da Uğur sırf Keita ile Sabri kadar uyumlu olamıyor diye neden duvardan duvara çarpılır çözemedim. Durun.. Sakin olun... Uğur'un kötü oynadığı yok, bugünkü bindirmelerin yarısını tırt bir yabancı sağ bek yapsa ayakta alkışlar herkes ancak isim Uğur Uçar olunca "iyi" olan kısım göze batmıyor ne yazık ki. Denizli'de Neill ofsaytı bozuyor takımın yaptığını yapmayıp, top golle sonuçlanıyor hemen suçlu o an yapması gerekeni yapmış olan masum Uğur Uçar oluyor. Uğur kademeye giremiyor diye eleştiriliyor, yahu Sabri çok mu giriyor kademeye ? Hücumcu bek Sabri, yıllardır da böyle, bir kere olsun "şöyle kademeye girip nefis top çıkardı" diyenini duymadım. Varsa yoksa Uğur kötü Uğur yetersiz. Uğur'dan beklenen nedir ? 5-6 adamı çalımlayıp 3 kişiyi de top diye ayağında sektirip 30 metreden 90'a top atması mı yoksa maç boyu 5-6 kere sağ çizgiden orta açması mı ? E ilk seçenek bu dünyada ve paralel evrenlerde pek mümkün olamayacağı için 2. seçenek makuldür bir bek oyuncusu için, Uğur da bunu yapıyor. Neill veya X bir stoper ofsaytı bozuyorsa Uğur Uçar neden bunun sorumlusu olsun ? Yapmayın etmeyin. Kötü orta açtığı söyleniyor da orta açtığı adam Jo, Kewell ve Baros değil, Elano, Keita, Arda ve Emre Çolak'a orta açıyor, bırakın da o kadar olsun yahu..

Bugünün eleştiri konularından biri savunma olacaktır hücum ne kadar güzel olsa da. Kademeydi şuydu buydu değil de, Neill şu pas dağıtımını ve top çalmaları yaptığı kadar ofsaytlarda dikkatli olsa son 3 haftada yediğimiz gol sayısı 3 gol daha az olacaktı. Ofsayt konusunda takımla birlikte hareket etmeyi başarırsa savunmasında başka problem kalmayacak, şimdilik ofsaytta ritmi tutturamıyor olması zarar, bunu kabul edelim. Ofsaytı bozuyor dedim diye "kötü" dedi demeyin, alakası yok, savunması hep iyi bunun da Popescu olmasını beklemek hala hata. İkisi aynı kefeye konmasın o bana yeter..

Son olarak Elano'ya değinmek istiyorum. Sene başı kendisine ısınamadım, sonrasında ikinci yarıyı görelim diyerek kestirip attım eleştirinin dozunu dönem dönem kaçırsam da. Gerçekten de adam dinlenip "ben neredeyim ?" sorusunu cevaplayınca kendine geldi, yeniden doğdu adeta. Kendisinden box-to-box diye tabir edilen o meşhur ve artık klişe haline gelen "çift yönlü" oyunu oynaması bekleniyor 1 aydır ve bunu çok çok iyi yapıyor. Başlarda savunma konusunda problem yaşamıştı ama bugün dibe kadar gelip rakipten top sökerek o işi de kotarmaya başladığını gösterdi bizlere. Bugün sahada en "takım" Galatasaray'lardan birini izledik bu sezon, ve o takım gerçekten "takım" olarak 1-2 oyuncu haric nefis bir iş çıkarırken başrolde Elano vardı. Mükemmeldi bugün tek kelimeyle, Madrid'e karşı da böyle oynarsa bu sezon daha da tek kelime kötü söz etmem kendisi hakkında. Elano eksikti takımda biraz, şimdi tam hale geliyor. Böyle bir Elano, Kewell ve Baros ile buluşunca neler olacağını kestirmek istemiyorum şahsen..

Hakem konusunda bir şey demiyorum bugün. Bünyamin Gezer'i oldum olası sevmem, bugün de sevmedim ama Arsenal-Liverpool maçını izledikten sonra Ali Sami Yen'deki maçta hakem konusu açasım gelmedi. Meşhur Vanspor-Beşiktaş maçının bir kopyası yaşandı, 90+5'te serbest vuruşta Gerrard'ın 90'a süzülen topu Fabregas'ın voleybolcu edasıyla yaptığı smacına takılınca Arsenal'e 3 puan geldi.. Dahası, son 5 dakika içinde "normal" bir hakem için en az 3 tane sarı kartlık pozisyona sebep oldu Fabregas ancak en son serbest vuruş atılırken baraja gitmeyip topun başında beklediği için sembolik bir sarı gördü.. İşte böyle fantastik bir Howard Webb izlemişken bugünkü hakeme bir şey demem ki zaten Ömer Çatkıç'a 50-60 dakika gecikmeli çıkan kart dışında pek de maçın kaderine etki edecek bir hatası yoktu..

9.02.2010

ALS İçin Futbol Yaz, Sen De Bir Hayat Kurtar!

Sedat Balkanlı ile tanıdığımız o kötü hastalığın pençesine başkaları da düşüyor her sene, o büyüklerimize/kardeşlerimize/arkadaşlarımıza yardım eli uzatmak için müthiş bir fırsat.. Fazla uzatmadan konuyla ilgili metni olduğu gibi aktarayım ama öncesinde de bir not düşeyim : Blogun yazarlarından Oğuz(os) da Balıkesirspor'u yazarak bu projeye dahil olacak.. Marmarisspor piyasada olmadığı için ben yazamayacağım sanırım ama belli olmaz, bu sezon ligden çekilen takım hakkında bir şeyler yazabilirsem destek olacağım..

"Geliri tamamen ALS MNH Derneği'ne bağışlanacak olan bir futbol kitabı projesi...

Anadolu futbolunu yazan bloggerlar olarak en büyük çabamız sesimizi duyurmaksa, sadece ama sadece Anadolu üzerindeki ilgisizliği biraz olsun kırabilmekse; sadece blog satırlarından değil; sahaflardan, kitapçılardan da insanlara seslenmeliyiz. Bunun için birkaç kitap yazıldı Türkiye'de, lakin çok büyük kitlelere ses duyurulamadı, Anadolu içinse hala aynı tas aynı hamam! İlgisizlik had safhada...

Bizler, biliyoruz ki Anadolu'da büyük bir potansiyel, lakin büyük olumsuz koşullar var. Bu olumsuz koşullardan birisi de, bilgisizlik. Madem takımını destekliyorsun, madem kalemine sarılıyorsun; sen de katıl! Destek ver...

Takımına dair yazabileceğin şeyleri, insanların ilgisini çekeceğini düşündüğün yönlerini; geçmişi, bugünü ve yarını harmanlayıp yaz...

Sayfa sayısı konusunda bir kısıtlama olmamakla beraber, 10 - 15 civarı bir sayfa sayısı olursa iyi olur. Yazı konusu olarak belli bir kıstasımız yok, sadece okuyanın gözünde takımın eskiden bulunduğu ve şimdi içinde olduğu koşullar, futbolun ana şartı taraftar, oyuncular gibi futbol ögeleri canlanmalı.

Futbol bizimle güzel, futbolu güzelleştirmek de bizim elimizde!

----

Yazıları yollamak veya projeye dair bilgiler almak için adres: flagg.a@gmail.com

Twitter: http://www.twitter.com/alsicinfutbol

Facebook Grubumuz: http://getir.net/kvo "

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO