8.02.2010

Serie A'ya Son Nokta : Fiorentina 0-1 Roma

Maç içerisinde çok söyledim; bu maçtan galibiyet gelmezse sezonun en acı maçı olur, Fiorentina önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'ne veda ettiği gibi Avrupa kupaları şansını da tehlikeye atar. Kafamda kurduğum kötü senaryo maç sonu ortaya çıktı maalesef. Önce Prandelli'nin kafasındaki Fiorentina'ya göz atalım. 4-4-2 düzeniyle sahaya çıktık, belki 4-4-1-1 denebilir açmak gerekirse. İlerideki o ufak farklılığın sebebi Jovetic'in birazcık serbest oyuncu olarak kullanılmasıydı. İzleyememiş olduğum ilk 15 dakikasında sıra dışı bir şey olmadıysa maçın geneli Fiorentina'nın topu tutup Roma'yı sahasına hapsetmesi ancak bulunan fırsatları kaleci Julio Sergio'nun birer birer engellemesi şeklinde geçti. Prandelli'nin sahaya çıkardığı 11'e bakınca istekleri gerçekleşmişti demek doğru olur. Savunmada kanatları Gobbi ve Comotto değil de Pasqual ve De Silvestri'den oluşturması niyetinin rakibi boğup öncelikle kanatlardan kilitlemek olduğu anlaşılıyor. Roma'nın bekleri ve açık oyuncuları da maç boyu hemen hemen hiç tehlike yaratamadı zaten. Ortada ise Montolivo-Bolatti ikilisi vardı ki Montolivo'nun aradığı partner Bolatti olabilirmiş gibi geldi bana. İki ihtimal var burada, ya gerçekten Bolatti Montolivo'nun yanında olması gereken tipte bir adam ya da Montolivo sağındaki solundaki adamlardan bağımsız olarak tamamen kendi kendine sezonun en iyi 2-3 maçından birini çıkardı. Her ne olduysa Montolivo özlenen oyununu ortaya koydu, umarım bunun sebebi Montolivo'nun bu büyük maça sıkı hazırlanmasından daha ziyade Bolatti'nin aranan adam oluşudur. Bu maçla Serie A konusundaki büyük hedeflere bu sezon önemli ölçüde nokta koymuş olsak da orta sahadaki ikilinin uyumu Şampiyonlar Ligi mücadelesi için ve önümüzdeki sezon için takımın en kilit noktalarından biri. Prandelli'yi incelemeye devam edip orta sahanın kanatlarına bakalım. Solda Vargas her şartta oynuyor, strateji ne olursa olsun yerini alıyor orada. Sağdaki kargaşada bugün piyangonun vurduğu isim Marchionni oldu ki maçın kader adamlarından birisi oldu kendisi, ona geleceğim az sonra. İleride Keirrison hamlesini beklerdim ben aslında ama bunun için Pasqual'in kulübeye, Vargas'ın da beke geçmesi lazımdı. Gilardino'ya Jovetic destek oldu ileride, bu ikili maç maç ayrı olarak değil maç içerisinde bile uyumluluk konusunda gel git yaşayan bir ikili olduğu için ortak bir dengeden söz etmek yanlış olacaktır.

Bizim "Yakışıklı" lakaplı hoca kafasındakileri iyi yansıttı sahaya, takım da pek boşa çıkarmadı ancak kendi elimizde olmayan bir engele takıldık : Julio Sergio. Rakip kaleciyi geçememenin cezasını acı bir duran top golüyle ödedik ki sezonun kötü anlamda bir dönüm noktası oldu bu başta bahsettiğim gibi. En acı maçtan kastım rakibe karşı bu kadar baskı kurmuşken 3 puan alamamak oldu. Nice sıkıntılı maçlarda saçma şekilde 3 puan alabilmişken sahamızda bu kadar baskıyla mağlup olmak "acı" oldu tek kelimeyle.
Futbol açısından tatmin olmadığını iddia edenler var ama ben bu blogda Serie A'yı neden sevdiğimi anlatmıştım yakın tarihte, o yüzden benim için gayet tatmin edici bir maçtı. Hem zaten tuttuğum takım maçın 80 dakikasını tek kale oynamış neredeyse. İlk yarıda Totti, ikinci yarıda Baptista ile sahada olan Roma eğer ilk yarıdaki gibi kalabilseydi tek yönlü baskılı oyundan söz edemezdik. İlk yarı da baskılı olan taraf bizdik ama Roma az çok atak geliştiriyordu her ne kadar Totti kötü oynuyor gözükse de. İkinci yarı Roma kalemizde ilk aksiyonu 79'da gösterdi, 82'de 2. kez geldiler ve 3 puanı getirecek o altın gibi golü atıp gittiler. O dakikaya kadar bir çok net fırsatı harcayan Fiorentina da direncini yitirdi, bilinçli şekilde hücum eden takım saçmalayıp Roma'nın daha fazla üzerine gelmesine imkan tanıdı, yapılan hücumlarda tercihler komik denecek düzeye gelmeye başladı, son 8 dakikada ve 5 dakikalık uzatmada olası bir geri dönüş hayalleri uçtu gitti..

Fiorentina'da Montolivo'ya değinmiştim üstte kısaca. Yine uzatmadan bahsedeyim. Orta sahada çok çok iyi bir Mehmet Topal hayal edin, gelen her topu alan, pas trafiğini iyi şekilde sağlayan ve bunu yaparken uzun paslarla da Elano gibi etkili olan bir oyuncu.. Bunun üzerine bir de Arda kadar rahat olmasa da yine Elano ayarında adam geçebilen bir isim düşünün.. Bu iki ismi kombine edince karşınıza çıkan adamdı işte Montolivo bugün. Bu kadar parladığı maç çok çok azdı bu sezon. Ancak Montolivo ne kadar parladıysa Marchionni o kadar düştü. Yine üstte söylemiştim az sonra değineceğim diye, işte oraya geldik. Kendisini de yine Galatasaray'daki bir kaç performansın karışımı olarak tabir edeyim net olarak anlaşılması için. Aydın Yılmaz'ın standart bir maçını düşünelim, ayağına gelen topları kaybediyor, söylenen görevi yapmıyor, savunmaya pek yardımı dokunmuyor.. Böyle bir Aydın'ın üzerine Sabri'nin agresifliğinin tamamını değil de %50'sini katalım.. Elde ettiğimiz karışıma da Barış Özbek'in "dur bakayım belki bu sefer yaparım hadi kısmet" şeklindeki başarısız orta açma girişimlerini ekleyelim.. İşte bugün Marchionni böyle bir performans gösterdi, takımın ve sahanın en kötüsüydü. Son bölümlerde bulduğu tüm fırsatları harcayınca geriye kötü bir performans ve Ljajic'i arayan gözler bıraktı.

Prandelli'yi bugün hayranlıkla izledim ancak son 10 dakikada yaşananlar biraz düşündürdü beni. Golden sonra hemen Keirrison oyuna alındı bir savunmacının yerine. Burada şunu merak ediyorum, neden 0-0 olduğu bölümde denenmedi Keirrison ? Madem oyuna girebiliyor, girmesine bir sakınca yok, neden gol yemeyi bekliyoruz. Jovetic iyi gününde değilken en azından Vargas geriye Jovetic sola çekilip Gilardino'ya partner olarak Keirrison denenebilirdi. Jovetic-Gilardino ikilisi bile hücumda biraz karmaşıklığa sebep olmuşken 3. adamı oraya almak olmadı.. Üzerine bir de Keirrison'dan sonra Santana girdi oyuna De Silvestri sakatlandığı için. Yine aynı soru geldi akla : Madem oynayabilecek durumdaydı neden bu vakte kadar beklendi Santana ? Sağ kanatta Marchionni yokları oynarken Santana son 5-6 dakikada oyuna girecek adam olmamalı.. Kötü durumda da olsa, önceki sezonları aratsa da Marchionni'den daha yararlı olurdu bugün. Ayrıca De Silvestri demişken, ilk yarı sonunda bomboş pozisyonda hemen gelişine vurup topu dağlara taşlara atması gerçek bir kırılma noktası oldu maçta..

Bundan sonra ağırlık Şampiyonlar Ligi'ne verilmeli.. Fiorentina olarak lige son noktayı koyduk muhtemelen.. Bir mucize lazım ki o mucizenin futbol karşılığı da ligde 8-9 maçlık efsanevi bir galibiyet serisi yakalamak.. Olur mu ? sanmam..

7.02.2010

Euro 2012 Grubumuz : Deplasman Yok!

Beklediğimden çok daha kolay bir grup geldi. Sanki Türkler için eğlencesine bir grup çekilmiş gibi : Almanya - Türkiye - Avusturya - Belçika - Kazakistan - Azerbaycan.

Öyle bir kura ki her torbadan içinde en çok Türk yaşayan ülkeler geldi. Belki ismen daha kolay görünen gruplar gelebilirdi ancak uzun vadede düşününce en iyisini çekmiş olabiliriz. Kazakistan ve Azerbaycan ile 4 maçımız olacak ve olası bir kritik durumda bu ülkeler bizim yolumuzu açıp kolaylık sağlayabilecek ülkeler. Futbolda siyasi ilişkiler ve bu tip birbirine yatmalar pek konuşulması istenmeyen şeyler ama millet neler neler yapıyor Avrupa'da, biz de kendi insanlarımızdan olası bir zor durumda kolaylık beklesek suç olmaz herhalde. En büyük deplasmanımız Almanya olacak ki oradaki maçta Türkiye'dekinden bile daha az Alman seyirci olabilir tribünlerde, kimse şaşırmaz sanırım bu gerçekleşse. Muhtemelen iki Türk takımdan 6+6 yapıp 12 puanı cebe koyacağız, Avusturya ve Belçika'dan da 10 puan bekliyorum ben henüz bir şeyleri kestirmek zor da olsa.. Almanya'dan da içeride zor da olsa 3 puan aldığımızı düşünürsek toplamda 30 puanın 25'ini alabilmeliyiz. 25 puan da bizi belki lider bile çıkarabilir ancak tüm bu hesaplamaları baltalayacak bir takım var benim çekindiğim : Belçika. Şu takım bir şekilde bizim canımızı sıkıyor yıllardır, içeride yenip dışarıda yenilmeden şu takımı sorun olmadan rahat geçebilelim artık yeter ki..

6.02.2010

Forvetsizsen Bu Kadar... : Kayserispor 0-0 Galatasaray

Ben 10 gün evvel Giovani Dos Santos'a hocadan torpilli dediğimde suçlu olmuştum. Bugün 85 dakika boyunca bomboş bir oyuncu izledik. Adam geçemiyor, pas atamıyor, pozisyon yaratamıyor, sol çizgide oturmuş bekliyor öyle. Aydın Yılmaz'ı hafif karartıp sahaya sürmüşler deseler ben hiç mi hiç şaşırmam doğrusu. Tamam daha yeni falan filan ama hiç bir şey yapmayacağı bu kadar belliyken 85 dakika Dos Santos'u izlemek zorunda değilim ki ben. Emre Çolak ile oynanan 5+3 dakikayı küçük Brezilyalı ile oynanan 85+1 dakikaya değişmem. Emre girdi oyun canlandı bir anda. Bu çocuk dikine/ileri oynama konusunda Türkiye'nin en iyi oyuncusu olur 2-3 sene içerisinde. Arda'dan ayrıldığı nokta da bu zaten. Arda tek top oyuncusu mudur diye sorsak hayır denemez ama evet yerine de "belki" lafı çıkar en fazla, daha ilerisi olmaz. Dos Santos en fazla "iyi gibi görünen yedek" şu anda, 11'de başlaması akılla mantıkla değil ancak hoca torpili ile açıklanacak bir şey. Bugün sevindiren esas olay Emre Çolak'tan ziyade diğer Emre'ydi, Emre Güngör. Servet'in değil de Emre Güngör'ün sahada olduğunu görünce çok sevindim. Bana kalırsa da çok iyi bir performans gösterdi Emre Güngör. Neill ile uyumu Servet-Neill ikilisinin uyumundan çok daha iyiydi, iki maçtır yerden yere attığım Neill'ı eleştirmekten kaçınıyorsam bunun sebebi Emre Güngör ile beklenenin çok üzerinde uyum göstermesi. Tabii Neill'ı oyuna top sokma konusunda yine başarısız buluyorum, ancak savunmada çabuk karar verip ne yapacağını kolayca kestirebildiği için sorun olmuyor. Savunmacı olarak çok iyi bir adam Neill ama Popescu gibi hücumu beslemesini beklemeyelim, hayal kırıklığının ötesinde olur o..

Rijkaard forveti Arda ile süsleyince ben gol konusunda büyük sıkıntı çekeceğimizi düşünmüştüm, öyle de oldu. Arda bu takımın forveti değil ne yazık ki.. Orta sahadaki bolluğa rağmen Emre Çolak forma giyebilirken elde kalan tek forvet olmasına rağmen Cem Sultan neden 18'e bile giremez anlamıyorum. Zamanında Hagi Cafercan'ı çok kritik bir maçta yakmıştı oyuna alıp ancak bugün Cem Sultan oyunda olsa en azından işini bilen bir golcümüz olacaktı, Arda'nın rakip stoperlerle boğuşmasını izlemeyecektik. Üstelik Keita sahadayken Arda'nın ısrarla en uç eleman olarak kullanılması ayrı bir soru işareti. Forveti daha iyi götürebilecek adam kanatta bekledi, o adamın performansı düşmedi ama Arda'yı kullanamamış olduk. Yine de hücum hattında yaptığı presle elinden gelebilecek olanın en iyisini yaptı Arda. Özellikle de koşmadığını iddia edenlere bu maçı gösterip ne kadar boş konuştuklarını ispatlamak lazım. Arda Turan kendi bölgesindeki oyuncular arasında en çok koşanlardan biri belki de. Arda'yı top eziyor diye eleştirsinler anlarım, çok çalıma gidiyor tempoyu yavaşlatıyor diye eleştirsinler anlarım, yapmadığı halde takımın hızını kesiyor deseler yine ses etmem ama koşmuyor diye eleştiren at gözlüğü takıyordur, amacı kötülüktür. Forvet olayından nereye geldim yalnız bir anda.. Cem Sultan'ı Cafercan gibi yanacak harcanacak bir oyuncu olarak görmemek lazım, o gün Hakan Şükür sahadayken Cafercan oyuna girmişti yanılmıyorsam. Bugün elde kalan tek forvetimiz Cem, o yüzden oynamasını ve kötü performans göstermesini kimse yadırgamazdı.(İtiraz eden olur muydu gerçekten ? Olursa neden eleştirirdi ? Bunlara yorum kısmında değinen olursa sevinirim)
Keita konusuna tekrar dönelim. Hakan'ın kırmızı kart görmesini Keita'nın oyunculuğuna bağlayanlar oldu sözlüklerde maç anında. Oysa ki buradaki asıl suçlu Tolunay Kafkas'tır. Hakan'ın ilk yarıda sarıyı görmesiyle Keita'nın tamamen Hakan'a yüklendiğini görmeyip kendisini oyunda tutmak teknik adamlık adına bir hatadır. Keita mı oyuncu Hakan mı sert hakem mi kötüydü tartışmasına girmeden önce Tolunay Kafkas'ı eleştirmek en doğrusu. Bana göre iki kart da haklıydı, Hakan'ın oyundan atılacağını ilk yarıda söylemiştim yanımdaki arkadaşıma, ikinci yarı da "zamanı geldi artık, Keita Hakan'ı hatırladı" dedim ve 5 dakika içerisinde Kayseri 10 kişi kaldı. Biz de o an ümitledik rakip 10 kişi diye ancak hiç de beklenen olmadı, forvetsiz olunca 10 kişilik değil 7-8 kişilik rakibe karşı bile oynasak gol gelemezdi. Emre Çolak'ın gol pozisyonu gibisi 1-2 kere denk gelir koca 90 dakikada.. Bugün de zaten öyle oldu görüldüğü üzere, Emre golü atsa ve 3 puan gelse dahi bu forvet probleminde Arda'yı golcü gibi kullanma konusu eleştirilirdi. Elano'ya arkada yer açıp çift ön liberolu taktikten vazgeçmeme adına bu tip risklere girmemeliyiz. Bırakalım Cem Sultan kaçırsın, Cem Sultan kaybolsun rakip savunmaların arasında, yeter ki bir golcü oynasın orada.. 1 maç kötü olur 2 maç kötü olur ama bir yerden sonra alışır Cem ona..

Not Defteri #35

  • Marmaris'e geldim ya 29 Ocak günü, blog biraz aksamaya başladı, uzun zamandır görmediğim yakın arkadaşlarımla birlikte olduğum için  bu durumu normal karşılarsınız umarım. Bir kaç gün içerisinde normale döner buralar..
  • Bu satırları yazarken yüksek miktarda alkol aldım ama hiç bir sarhoşluk belirtisi yok. 3 sene evvel ben 1 biraya sarhoş olabilecek, alkolün kokusuna bile dayanamayan bir adamdım. Günümüzde ise alkol gitgide gazoz kıvamına gelmeye başladı bünyem için, etki etmiyor bir türlü. Tek etkisi bir süre sonra beliren tuvalet ihtiyacı. Çıldırmam an meselesi bu durum yüzünden. Birazcık içip de kafam dağılıp başka boyutlara gitsin diyemiyorum alkol etki göstermediği için. Bu durum ilk başlarda güzeldi "ehehe olm içiyorum içiyorum etki etmiyor hehehe" diye coşuyordum ama  şimdi düşününce iyi değil, insanın istediği zaman ne kadar içerse içsin sarhoş olamaması kötü bence.
  • Ayrıca görüldüğü üzere Not Defteri'nde 35. sayfaya geldik, İzmir'in plakası oluyor, buradan 4.5 senedir üniversite okumaya çalıştığım İzmir'e el sallıyorum.
  • Ayrıca ben hafiften sözünde durmayan cins bir adamım, onu belirteyim, itiraf edeyim. Modern Warfare 2 oynayacağımı ve oyunun esiri olacağımı söylemiştim, henüz başlamadım bile ne yazık ki.. İlk edindiğim oyun bozuk çıkmıştı, ikincisi doğru sanırım. Çok beğenirsem orjinalini alacağım, zira FIFA 10'un taksitleri bitti, bir bakıma yabancı kontenjanından yer açmış oldum da diyebiliriz. Bu yabancı kontenjanını başka bir güzel oyun ile doldurabilirim, ya da bir boardgame alabilirim.
  • Boardgame demişken, sanırım bunların en güzeli Tabu değil Trivial Pursuit. Böyle keyifli bir oyun görmedim ben daha evvel, mükemmel bir şey. Bir süre sonra bazı sorular ezberden gitse de insanın genel kültür seviyesine hatırı sayılır bir katkı sağlıyor. Yanlış olan bir kaç soru var ama onu masada bilen en az bir kişi çıkıp doğrusunu belirtiyor, sorun olmuyor.
  • Bu kadar oyundan bahsetmişken, Katil Martı serisi benzeri bir Fiorentina serisi yapma niyetindeyim FM 2010'da.. Çok sıradışı olayların döndüğü bir kariyer yaşamaktayım, 3. sezonuma başladım bu ara.. İstek gelirse bunu yazayım seri olarak, gittiği yere dek.. İlk sene hedefleri tutturamayıp kendi beklentilerimin altında bir sezon geçirsem de ilk sene sonundaki büyük sürpriz dolu gelişmeler oyunun seyrini değiştirdi.. Gelen tepkilere göre bu kariyeri yazıp yazmama konusunda kararımı vereceğim, şimdilik devamını söyleyip işin tadını kaçırmayayım.
  • Marmaris'e geldim geleli Digiturk kumandasını esir aldım evde. Spormax senin Eurosport benim, GS TV senin Lig TV benim geziyorum umarsızca, NTV Spor zaten her daim göz hapsimde.. Moviemax ve Goldmax ikilisi de beklenmedik anda nefis filmler yayınlayıp göz kamaştırıyor. İzmir'deki öğrenci evinde uydu alıcı kayıt yapabilen ve tüm kanalların biss kodlarının ve şifrelerinin otomatik işlendiği güzel bir uydu alıcı olsa da Digiturk'ün yerini tutmuyor benim içim. O uydu alıcının markası Prozec, yanlış anlaşılmasın Dreambox gibi "yasa dışı / suç unsuru" ürünlerden biri değil.
  • Marmaris'te Barlar Sokağı civarında 1 tane kokoreççi vardı en son Kurban Bayramı'nda, aradan geçen 2 aylık sürede bu sayı 3'e yükselmiş. Ancak ben bu 3 tanesini bir kenara atıp Datça yolu üzerinde TESPO'nun yanında, yani oradaki halı sahanın yanında içeriye Armutalan'a ve Siteler'e sapan yolun köşesindeki kokoreççiyi tek geçerim. (Marmaris'teki okuyucular ve arkadaşlarım beni çok net şekilde anladılar şu an eminim.)
  • Yine yeme içmeden bahsediyorum ama aç değilim. Hem madem yemekten bahsettim patates kroket denen şeyin ucuz ve kalitesiz gözükmesine rağmen nasıl o kadar lezzetli, nefis, eşsiz olduğunu sorgulayaraktan bu sayfayı kapatayım artık..
  • Sabah sabah daha fazla uzatmamak lazım, biraz uyuyup öğleden sonraki maçlara uyanayım. Gündüz bakacak bir şey olmadığı için mecburen Spormax'te hiç sevemediğim Premier Lig maçlarını izleyeceğim ne yapalım..
  • Bu arada gece 4 tane içtiğim votka burn(redbull değil özellikle burn)'ün fotoğrafı ile süsledim postu, bulduğum fotoğraf theprodigy.deviantart.com adresindeki kullanıcıya ait, herhangi bir sorun çıkmaması adına buraya not düşelim ve bir uyarı halinde buradan bu fotoğrafı kaldırabileceğimi belirteyim. Linkten görüldüğü kadarı ile kendisi ezeli rakibimiz Fenerbahçe'nin taraftarı, buraları okuyorsa kendisine selam edelim..

4.02.2010

Altaysporlu Musa Çağırhan(!)

Başlıktaki gariplik benim eserim değil, önce koskoca Galatasaray'ın resmi sitesi yapıyor bu hatayı, sonra da NTV Spor üzerinden saatler geçmesine rağmen farketmiyor. Kendileri aynen bu başlıkta yazan şeyi iddia ediyorlar. "Altayspor" diye bir takımdan "Musa Çağırhan" diye bir oyuncuyu almışız. Oysa ki ben Altay'dan Musa Çağıran'ı aldık diye biliyordum.

İnsanoğludur, hata yapar, hatasız olanına tarih boyu rastlanmamıştır henüz de bu kadarı olmaz. Galatasaray'da ve NTV gibi bir kurumun spor servisinde şu haberi hazırlayan kişi dışında okuyan 2. kişi yok mu ? Bir kişi de çıkıp "Altayspor nedir ?" veya "Çağırhan kimdir?" diye sormuyor mu yazana ? Ya da haber yayına konmadan önce yazan adam dışında hiç kimse mi kontrol etmiyor eksiği gediği var mı diye ? Gerçi Galatasaray resmi sitesinde bunu diyen olmuş ki haber hemen düzeltilmiş. Gel gör ki NTV'de hareket yok..

Haberi aldığınız resmi site "Çağırhan" yazıp "Altayspor" diye bir hata yapmış, siz de oradan almışsınız metni olduğu gibi tamam da resmi site hatayı anında görüp değiştirirken NTV'de gece vakti haber hatalı haliyle manşette duruyor.. Bilmiyorum gereksiz yere mi yüklendim ama komik olmuş böyle. Haberin kaynağı hemen hatasını telafi ederken NTV'nin saatlerdir görmemesi yakışmıyor..

3.02.2010

Jo Gitti Maç Bitti : Antalyaspor 2-1 Galatasaray

Bugün açık ve net şekilde Jo sakatlandıktan sonra sahadan silindik. Jo varken, daha doğrusu bir golcümüz sahadayken az çok bir şeyler oynadık bu soğuk akşamda ama Jo gidince maçı da noktalamış olduk. Jo'nun çıktığı ana kadar az çok dayanabilmiştim ama sonrası için diyecek sözüm yok pek.

Benim gelmek istediğim nokta bireysel performanslar. Öncelikle Denizlispor maçında amaçsızca Leo Franco'yu savunanların günah keçisi ilan ettiği Uğur Uçar'ı yakan esas adamla başlayalım. Neill'ın yüzünden "adamını kaçırdı" denmişti Uğur Uçar'a. Ofsayt taktiği için gayet doğru bir hamleyle adamını arkasına alan Uğur Uçar üstüne düşeni yapmıştı ancak taktiğe uymayan Neill yüzünden top arka direkteki adama ulaşırken ofsayt olmamıştı. Uğur da ofsayt taktiği için arkasına aldığı adamı "kaçırmıştı(!)". Neill o gün Uğur'u yaktı, devamında da Leo Franco adeta Neill'a destek olup golü yedi. Bugün aynı Lucas Neill yine ön plana çıktı bugün. Bu defa bir ofsayt taktiği yoktu ama Djiehoua'nın attığı ve Ufuk'un kucağına gidecek olan şutta topa yatıp Ufuk'u yaktı, terste yakalattı ve gol oldu. Maçı izleyen bazı arkadaşlar golü Ufuk'un kendi kendine yediğini iddia etse de top çok çok net bir şekilde Neill'a çarpıp yön değiştiriyor. Ufuk gerizekalı değil takdir edersiniz ki, 1 metre sağından geçecek top için neden soluna hareketlensin ki adam ? Tamam ayağına çarpıp giren top için savunmadaki bir adam suçlanmaz, bu çok sığ bir hareket olur da genç oyuncuların başının yakılmasına da ses etmemek olmaz. Neill şu ana kadarki performansıyla benim için hayal kırıklığı değil, zira bu ayarda bir performans vermesini bekliyordum, sürpriz olarak gitmiyor kendisi bana göre.. Keşke sürpriz olsaydı benim için, tahminlerimde yanılıp "boşuna yüklenmişiz" deseydim ama açılış hiç öyle değil ne yazık ki. Kendisi güya Popescu misali oyun kurup top yapacak ama kusura bakmayın top yapacak olan adam maç ciddiye alınmamış da olsa son 15 dakikada ileri attığı her topu rakibe teslim etmez.. Emre Güngör ne kadar sağ bekse, Neill da o kadar stoperdir, daha fazlasını bekleyip de bu Avustralyalı'dan Popescu olmasını hayal etmek komedi olur sanırım en fazla..
Ufuk Ceylan'a gelince, Demir'in(demiycem) maç sonu netten bana dediği şeyle başlayayım : "Ufuk kornerden gelen topta kafaya çıkıp kendi kalesine top atsa sesimi çıkarmam."

Aynen ben de o durumdayım, Leo Franco skandalı varken kaleye odun diksek ses etmem. Hatta sözlükte de görmüştüm güzel bir laf, "Federasyon Ankaraspor maçımızı 3-2 tescil etse itiraz etmeyiz bu adam yüzünden" diyordu, şahsen o durumda ben de "noluyor o nasıl hükmen galibiyet skoru" demem.. Ufuk'u bugün eleştirmek Leo Franco'yu 6 aydır izleyen takım taraftarının yapacağı iş değil, kaldı ki zaten eleştirecek bir durum yok. İlk golde kontrpiyede kalmış kaleci, ikinci golde de top gitmeyecek yere gitmiş, yiyen değil atan haklı.. Uzak direğe giden ve yiyenin suçlu olduğu goller için size yine Antalya'da oynanan Süper Lig'deki Galatasaray maçının gollerini tavsiye ederim.. Ufuk Ceylan 2-3 maç şu kalede kalsın, Leo Franco'nun 6 ayda uyum sağlayamadığı savunmamızla birazcık uyum sağlasın o zaman tekrar görelim Ufuk Ceylan'ı saçma saçma eleştirenleri..

Bunlardan ayrı da uzun bir şey eklemek istemiyorum doğrusu. Ne takım maçı ciddiye almış, ne de ortada 90 dakika oynanabilmiş bir maç var.. 35'te noktaladık maçı, sonrası Antalya'nın kendi kendine oynadığı koca bir boş maç. Hemfikir olmayan var mıdır bilmiyorum ama tam kadro bir Galatasaray bu rakibe Ali Sami Yen'de 3 golü terlemeden atar, 5 golü de yorulmadan.. Sağ bekte Emre Güngör'ün olduğu, ortada Barış ve Ayhan'ın aynı anda sahada olduğu bir Galatasaray 90 değil 900 dakika maç yapsa yine zevk almam ben. Emre Güngör stoper oynayacak adam, ne diye sağ bekte 90 dakika uğraşılır anlamam.. Üstte de değinmiştim, orjinali sağ bek olan Neill stoper oynuyor, orjinali stoper olan Emre de sağ bek oynuyor. Rijkaard'ı bunun için suçlamıyorum ama savunmadaki 4 adamdan 3 tanesi esas yerinde değilse geride top yapmaya uğraşmamak gerek, bol pasla rakibi bezdiren, buzlu zemindeki Antep maçında bile bunun başarıldığı o sistemin doğru işlemesini beklememek gerek..

Adanalı Hasan Şaş


Saba Tümer'in konuğu olan Hasan Şaş, az evvel Milli takım dünya kupasına giderken uçak türbülansa girmiş onunla ilgili bir hikaye anlattı, aklımda kaldığı kadarını yazıyorum, zaten sabaha kalmaz videoları düşer:

Ergün rüyasında dişlerinin ağzına geldiğini görmüş. Bende takip ederim rüya yorumlarını, eyvah dedim toplu ölüm! Neyse uçak türbülansa girdi düşüyoruz artık. Hostesler ağlıyor, arkadan Bülent abiler bağırıyor "speak lan kaptan" diye... Topu topu bildiğim 4 dua var zaten, okuyorum okuyorum başa dönüyorum. En sonunda baktım önümde Hakan Şükür var. Allah'ım dedim, Hakan Şükür'ün ettiği bütün dualara katılıyorum.

Edit:
Videoyu gelgidersin eklemiş.

2.02.2010

Hoşçakal Martin!

Devre arasında önce kaptana veda etmişti Fiorentina, şimdi de diğer bir tecrübeli isim Jorgensen'e veda vakti geldi transferin son gününde. Devre arasında normalden daha fazla takım değişikliği yaşandı, bunun sebebi elbette ki Dünya Kupası. Orada forma giyebilmek için kupa öncesi bir kulüpte devamlı oynaması gerektiğinin farkında olan çoğu isim vardı, Jorgensen de bunlardan biri.
4 yaşında Midtdjurs takımının kapısından içeri girmiş olan Jorgensen, daha sonra 14 yaşında kendisini Avrupa'ya sunacak olan AGF Aarhus kulübünün altyapısına geçiyordu. Profesyonel hayata da burada adım atan Jorgensen daha sonra keşfedilip Udinese'nin yolunu tutmuştu. Oradaki 180 maçtan fazla süren uzun ve başarılı kariyerin ardından da Fiorentina'ya adım attı. Fiorentina'da 2008/2009'da sakatlıkla boğuşan Danimarkalı yıldız bu sezon forma şansı bulmakta çok zorlandı, devre arasında Ljajic'in alınması ve Jovetic'in iyileşmesi ile forma şansı iyice sıfıra yaklaştı. Fiorentina'da iyi anılarla ayrılıp her zaman sevilecek biri olarak akıllarda kalmış oldu.

Jorgensen'in güzel açıklamalarına yer verelim son olarak :

- "Floransa'da olağanüstü bir deneyim yaşadım, anlık olarak bir çok duygu geldi geçti. Gitmem gerekiyordu çünkü Dünya Kupası'nda oynamak istiyorum. Bunun için de Fiorentina'dakinden daha fazla süre almaya ihtiyacım vardı. Benden sonra kaptanlığı Montolivo devralacak, liderlik için her şeyi yapabilecek, takımı bir arada tutabilecek bir isim. Unutamayacağım maçlar ise Torino'da Juve'yi yendiğimiz maç ve Liverpool'a karşı benim de attığım golle kazandığımız maç."

Efes Pilsen - Siena Maç Bileti Kazananlar


Naumoski İtalya'da Siena dışında Treviso, Milano, Guido Rossi ve Derthona Basket takımlarında forma giydi. Sponsor değişikliklerinden ötürü takım isimlerinde farklılık olabiliyor ama Treviso ve Milano cevaplarını doğru kabul ettim.

Gerçi benim yaş grubum için Milano diyenlerin aklına ilk gelen Stefanel, Treviso için Benetton, Bologna için Teamsystem ve Kinder.

Soruya cevap veren 8 arkadaşımız da doğru cevapları verdi. Tebrik ediyorum. İlk sorumuza doğru cevabı en önce veren pclion, necip, salmiakgeist, esref ve answer arkadaşımıza ek olarak bu sorumuza da doğru cevap veren ilk 5 kişi : Can Ü..., omega, oumar, Evrim ve ako kullanıcılarıyla toplam 10 kişiyi bulduk. ( iSonka ve feetdeep maça gidemeyeceğini belirtti )

Bu arkadaşlar bana kendi kullanıcı adlarıyla bir yorum yapıp maça gideceklerin isim ve soyisim bilgilerini bildirip bir de irtibat maili atsın. Kendilerine gerekli açıklamayı mail olarak yollarım. Ayrıca bu postun yorum kısmında da gerekli bilgileri göreceksiniz.

Biz elimizden geleni yaptık, sıra F.Ülker'e tarihi fark atan Siena'ya cezanın kesilmesinde.

Efes Pilsen - Siena Maç Bileti / 2. Şans

Dünkü sorumuzun cevaplarından birisi olan Petar Naumoski bugünkü sorumuzun ana kaynağı. Hem Efes Pilsen hem de Siena forması giymiş olması bize bir ortak nokta sağladı.

Naumoski bambaşka bir oyuncu, benim yaş grubumdan onu sevmeyen yoktur. Belki David Rivers geldiğinde Tofaş-Efes çekişmesinin tavan yaptığı zaman Tofaş'ı destekleyenler bir nebze soğuk kalabilirler.

Ülkemizde Efes Pilsen ve Ülker formasını giyen Naumoski ilk geldiği sezonlarda yıllık 50K $'a oynamış bir oyuncuydu. 1997-1998 yıllarında avrupanın en çok kazanan oyun kurucusu haline gelmişti.

Neyse lafı fazla uzatmadan bugünkü 5+5'lik bilet sorumuzu sorayım.

Petar Naumoski İtalya'da Siena dışında 4 takımın daha formasını giydi. Bu takımlardan 2 tanesini yazmanız yeterli...

2 Şubat 1936-2010

Taçsız Kral 74 Yaşında!

Kazananlar & Efes Pilsen - Siena Maç Bileti

Sorumuza cevap veren 11 arkadaşımız var. Bunlardan 10 tanesi doğru cevabı verdi. Ergin Ataman'ın Siena'nın başında olduğu ve Saporta Kupasını kazandığı 2001-2002 sezonunda Alpay Öztaş, Petar Naumoski, Vrbica Stefanov, Steven Rogers ve Brian Tolbert daha önce TBL'de oynamış olan oyunculardı. Bu oyunculardan 2 tanesini söyledi 10 arkadaşımız. Tebrik ederiz.

Çağrı kullanıcı isimli arkadaşımız 2002-2003 sezonunda forma giyen Mirsad Türkcan ve 2002-2004 arası oynayan Dusan Vukcevic isimlerini vermiş. Her ne kadar Ergin Ataman döneminde olsa da bu oyuncular Saporta Kupasının kazanıldığı sezon yoktular.

Doğru ve en hızlı cevap veren 5 okurumuz: pclion, necip, salmiakgeist, esref ve answer. Bu kullanıcı adlarıyla bana maça gidecek arkadaşıyla beraber kendi isim-soyisimlerini ulaştırmalarını bekliyorum, osyayinda@gmail.com adresine mail atarak.. Eğer bu arkadaşlardan maça gidemeyecek olan varsa bir an önce belirtirse sevinirim. Böylelikle cevaplama sırasına göre diğer arkadaşları yedek yapmış oluyoruz.

Aynı gün Antalyaspor-Galatasaray maçı olması, Abdi İpekçi'nin yollarının taştan olması ve hava muhalefeti korkusu sebebiyle beklenen ilgi olmayabilir bu maça. Biz yine de elimizden gelen desteği yapalım.

Yarın öğlen saatlerine doğru 2. sorumuzda burada olacak, onunla da 5 kişiye 1 arkadaşıyla maça gidebilmesi için olanak sağlayacağız.

Bu bilet organizasyonunun içinde olan efesliler.org ekibine ve o ekipten bizimle temas halinde olan Fahir arkadaşımıza teşekkür ederiz.

1.02.2010

Efes Pilsen - Siena Maç Bileti


Yine bir Efesliler.org organizasyonu ile sizlerleyiz. İlk sorumuz 5 tane çift kişilik bilet için. Bunun üzerine ekleyeceğimiz bilet olacak fakat sayısı henüz belli değil. Neyse detayları konuşuruz biz soruya gelelim.

2002'deki son Saporta kupasının sahibi olan Siena'nın başında Ergin Ataman vardı. O sezon kadroda daha önce Türkiye'de oynamış isimler vardı. Özellikle 2001-2002 sezonunda forma giyenlerden 2 ismi soruyorum sizlere...

Keirrison Fiorentina'da

Transfer biterken Mutu'nun kariyerini bitirme noktasına gelmesiyle arayışa giren Fiorentina Cassano ile anlaşamayınca Benfica-Barcelona ikilisinin kapısını çalıp Keirrison'u istemişti. Benfica'da oynayamayan oyuncu bu teklife olumlu bakınca Barcelona işi yokuşa sürmedi ve 2 yıl boyunca Fiorentinalı olmak için bugün erken saatlerde Floransa'ya ayak bastı Brezilyalı golcü. Cassano neden olmadı diyen olursa cevapsız bırakmamış olalım : Fiorentina'ya şimdi değil sezon sonu gelebilirim dedi ve o iş rafa kalktı hemen.

Dün gelen ilk haberlerde olduğu gibi Keirrison 2 yıllık kiralık sözleşmeye imza atacak gün içerisinde. Sadece kiralıktır diye korkmuştum ama yine dünkü haberlerde olduğu gibi bir satın alma opsiyonundan söz ediliyor. Tek farkı şu, dün net bir miktar konuşuluyordu, bugün ise türlü türlü spekülasyon var yok şu kadar yok bu kadar diye. Dün yazanlar doğruysa 12 Milyon £, yani yaklaşıp 15 Milyon € civarı bir satış opsiyonu var sözleşmede. Keirrison gibi bir golcü için fazla sayılmaz bu, başarılı olduğu zaman ve o günkü şartlar almamızı gerektiriyorsa Fiorentina hiç mi hiç zorlanmayacaktır satın alırken. Ancak şu var, hem Keirrison başarılı olur hem de Seferovic iyi gelişim gösterip forma mücadelesi içerisinde olursa satış opsiyonu kullanılmayabilir. Babacar-Seferovic-Carraro gibi isimler 2 sene içerisinde kadroyu zorlayabilecek isimler oldukları için başarılı olsa bile Keirrison'un kalıcı olup olmayacağı soru işareti şimdilik.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO