15.10.2008

Domenech 2010'a Kadar Fransa'da

Başlık herşeyi anlatıyor. Fransa'nın başına bela olan Raymond Domenech 2010 yılına kadar takımın başında olacakmış, gönderilecek tartışmaları üzerine bu açıklamayı yapmış federasyon. Fransızlar için kabus gibi bir gelişme olmalı.

2010 Dünya Kupası'nda Fransa'nın olmama ihtimalini arttırıyor bu gelişme..

Fiorentina 4-1 Milan

ALS hastalığıyla mücadele eden Stefano Borgonovo'ya ve kendisinin kurduğu vakfa yardım amacıyla tam 1 hafta önce oynanmıştı bu maç.

Golleri görmedim ama ilk yarıda bu sezonun kadrosu, ikinci yarıda da eskiler oynamış sanırım. İlk yarı 3-1 bitmiş, eskiler de bir tane atıp 4. yü atmışlar. Asla futbol olarak normal sezonla kıyaslanmayacak bir maç ama insan böyle bol gollü galibiyetleri resmi maçlarda da görmek istiyor. Takımın bu sezonki genel formuna bakınca da bu tatlı bir hayal olmaktan öteye gidemiyor tabii ki.

Davala & Boekamp & Skibbe

Bir önceki post gibi yine gündemi geriden takip eden bir post olacak bu. Aradaki boşlukta meydana gelen olaylar hakkında konuşmak istediklerimi böyle sıralıyorum karışık olarak. Bundan sonra belirttiğim gibi yavaş yavaş eski tempoya oturtacağım blogu.

Ümit Davala'nın geldiği gün çok mutlu olmuştum, Ümit Milli Takım'daki olumlu performansı sonrası iyi işler yapacağını düşünüyordum. Keyif Arası'ndaki bir postun yorumlarında okuduğum gibi Ümit Davala'nın tek etkisi İsmail Güldüren oyuna girdiğinde Kewell'ı kenara almak oldu. Başka da olumlu iş yaptığı söylenemez. Oturdu Skibbe ile birlikte izledi maçları. Etkisiz ve pasif denen Skibbe bile Ümit'le kıyaslanırsa gayet etkili görünüyordu. Adnan Polat bugün "İdmandan 10 dakika önce geliyorlardı, 10 dakika sonra da hemen gidiyorlardı. Memur zihniyetiyle çalışıyorlardı." demiş bu ikili hakkında. Durum gerçekten böyleyse bu iki ismi yollamakta geç bile kalmışız.
Edwin Boekamp'ı zaten geldi geleli anlayamamıştım. Ne maçlarda görünüyordu, ne idmanlarda görünüyordu. İsmi vardı ama icraati pek yoktu, sessiz sessiz geldi, bir görünmez adam olarak kulüpte 3 ay kaldı ve yollandı. Ne işe yaradığını anlamak çok güç. Geçen sezon görevde olan Burak Dilmen'in geri dönüşü olumlu katkı sağlar takıma, bu konuda ise şüphem yok.

Bu ikilinin gönderilmesinin sebeplerinden birinin de Skibbe'nin istifaya zorlanışı olduğu söyleniyor ve yazılıyor bir haftadır. Yönetim Skibbe'yi kovacak olsaydı böyle ucuz oyunların peşine düşmez, direkt olarak yollardı. Skibbe'de bir umut var da yardımcılarında pek bir umut olmadığı açıktı, gayet olumlu ve doğru bir hamle oldu bu. Bir de şu sağlık ekibine çözüm bulsalar da her maç öncesi sakatları konuşmasak daha iyi olacak sanki.

Ertuğrul Sağlam

Kendisi görevinin başındayken ne zaman istifası hakkında yorum yazarım diye merak içerisindeydim. Beşiktaş yönetimi sağolsun pek merakta kalmadım. Ertuğrul Sağlam'ın Beşiktaş'ın başında uzun yıllar kalmasını isteyenlerdendim. Bir maçta adamı astılar kestiler yolladılar. Keşke 8-0'lık Liverpool maçından sonra gitseydi de böyle uzun uzun konuşmasaydık ardından. Israr edilse, destek olunsa çok güzel şeyler yapablecek bir isimdi Ertuğrul Sağlam, tamam Metalist faciası bir ayıptır ama gitmesine hiç gerek yoktu.

Böylesine genç ve geleceği parlak bir ismin yoluna taş koymuş oldular bir anlamda. Sonra da çıkıp boş boş konuşur bazı kesimler : Bizim ülkemizde neden Fergusonlar, Wengerler çıkmıyor.

Nasıl çıksın senin ülkende bunlar ? İki galibiyette adamı asarsan kesersen uzun soluklu ve başarılı bir kariyeri nasıl beklersin ? Bu ülkede ne zaman günü kurtarma değil de yarını düşünme adına hamleler izleyeceğiz diye de meraklanmak istiyorum ama alacağım cevabın "asla" olmasından endişe ediyorum.

Panik Yok, Herşey Yolunda

10 gündür hiç birşey girmiyordum, kapattığımı düşünenler de olmuş. Kapandı sanıp mail atıp blogla ilgili olumlu şeyler söyleyenlere ve aslında hiç gündemde olmayan bu kararımdan dönmemi isteyenlere de teşekkür ederim :)

Merak etmeyin herşey yolunda, Marmaris'ten İzmir'e geldim pazar akşamı, evde eksikler ve düzenlenmesi gereken şeyler vardı, onunla uğraştım 10 gündür. 4 aylık tatilden sonra yeniden ders temposuna alışmakta zorluk çekince de ev-okul-uyku şeklinde devam ettim bir süredir. Bilgisayarımı da İzmir'e getirmeyip Marmaris'te evde bıraktım.

Hal böyle olunca da internete ilk kez bugün girebildim. Yurt gibi saçma yerden kurtulup eve çıkınca iş çok olud, neyse ki ev de yavaş yavaş düzene oturuyor, elime yüksek miktarda para geçtiği an laptop almayı planlıyorum. Geçiçi olarak ucuz birşeyler denk gelirse de alırım.

Bu kadar kişisel açıklama yeterli olur sanırım, 10 günlük aradan sonra yeniden play tuşuna dokunma zamanı geldi..

5.10.2008

Boş Konuşmak

"He was fighting with two of the best midfield players in the world in Frank Lampard and Steven Gerrard, and now you can say Gareth is the main guy in the England midfield."
Stilian Petrov

Lampard dönem dönem tartışılır da. Steven Gerrard'ın olduğu yerde Gareth Barry için "en iyi" demek boş konuşmak değildir de nedir ?

"En formda" ve "en iyi" kavramları arasındaki farkı birilerinin acilen açıklaması lazım Petrov'a.

Barcelona 6-1 Atletico Madrid

"Messi mi Kun Agüero mu ?" soruları çokça soruldu bir haftadır. Benim cevabım Messi'ydi ama böylesine ezici bir şekilde Messi'nin galip geleceğini de düşünmüyordum(Kim düşünebilirdi ki ?). Messi'nin liderliğindeki Barca sildi attı Atletico Madrid'i. Agüero bir kaç çalım ve koşu dışında yoktu maçta. Messi ise attığı tartışmalı golle birlikte sahanın yıldızlarındandı Iniesta ile birlikte. İlk yarı 5-1'den sonra kaçırdığı iki gol var ki akıllara zarar, Messi o golleri de atmış olsa daha ilk yarıda 7-1 olabilirdi skor. İlk yarı ne kadar keyifliyse ikinci yarı o kadar tatsızdı, atılan 5 golün hatrına katlandım ikinci yarıya. Neyse ki Henry'nin mükemmel golü geldi de boş geçmemiş oldu.
Messi kaleci Coupet barajı kurdururken topa vurup golünü attı. Bu golde akla ilk gelen şey Thierry Henry'nin Arsenal'de aynısını sık sık yaptığı oldu. Henry'nin Messi'ye bu konuda akıl/ders verip vermediğini merak etmiyor değilim..
Henry golünü attı, önce tribüne sonra Eto'o'ya koştu. Küsler, kavgalılar derken gayet samimi görüntüler verdiler kameralara. Ülkemizde de nice küs futbolcular gördük gol sevincini birlikte yaşayıp da saha dışında birbirinin adını bile ağzına almayan... Bu da onlardan biri mi değil mi önümüzdeki bir kaç haftada ortaya çıkacaktır.

Avrupa ve İspanya futbolu adına tarihi günlerden birine tanıklık etmek güzeldi. Ancak farkı bulunca saygıdan veya ayıp olmasın gibi saçma düşüncelerden ötürü daha fazla gol atmayıp oyunu dengeleyip orta şekerli götüren takımlara oldum olası gıcık oluyorum. Atabildiğin kadar at be arkadaşım, 15 atabiliyorsan at, 10 atabiliyorsan at. Futbol bu, gol atmayacaksan işin ne orada, 28 dakikada 5 tane at, kalan 62 dakikayı tek golle geçir. Hadi ilk yarıyı silip atalım, 45 dakikada iki cılız pozisyon ve gelen tek gol. Fazla atmak rakibe ayıp olacaksa, sayıgısızlık olacaksa, çok daha fazlasını atabilecek durumdayken bilerek atmamak o maçı izleyen milyonlarca insana karşı çok daha büyük terbiyesizliktir bana kalırsa..

4.10.2008

Vay Be..

2010 Dünya Kupası Eleme Grubu'nda Estonya ve Bosna-Hersek maçlarının kadrosunu açıklamış Fatih Terim.

Serdar Kurtuluş, Aydın Yılmaz, Caner Erkin, Batuhan Karadeniz. Vay be, demek ki Fatih Terim de istediği zaman alkışlanacak tercihler yapabiliyormuş, şaşırtıcı oldu bu biraz. Uzun zaman sonra kendisinin bir işini böylesine beğendim. Umarım bu isimler göstermelik değildir de en az iki tanesini ilk 11'de görürüz. Aslında Nuri de eklenebilir bu listeye ama o çok daha önce şans bulmuştu zaten takımda.

Böyle takdir ettik kendisini ama bir de Sabri Sarıoğlu inadından vazgeçse, bizi boşu boşuna sinir hastası etmese...

Ekleme : Sözlükte görünce yazma gereği duydum ;
Sercan Yıldırım neden düşünülmez bu kadroya diye soruyorum kendime. Verebileceğim tek cevap Batuhan'ın Sercan'dan 10cm daha uzun oluşu. Sanırın uzun boylu birilerine ihtiyacı vardı Fatih Terim'in, piyango da Batuhan'a çıktı.

Yorumsuz

Forma konusunda pek erken konuşmamak lazımmış. Yoksa insan aylar önce ettiği lafı bir güzel yutuyor. Parçalı ve beyazdan çok daha önce dolaptaki yerini almış oldu turuncu forma. Güneşin etkisiyle rengi garip çıktı biraz ama olsun..

"Sen de pek dengesizmişsin be Franchi" diyene fazlasıyla hak veririm..

francHits #4

1. Pearl Jam - Black
2. Athena - Yalan
3. Cake - Is This Love
4. Yerden Yüksek - Maskara
5. Metro - Git

Van Basten Misin Wichniarek ?



Benim gözümde sessiz sakin harika şeyler başaran adamlardan biri olan Artur Wichniarek topu Frankfurt ağlarına yolluyor 28 Eylül 2008 günü. Bize de bu mükemmel golü defalarca izlemek düşüyor..

Van Basten Misin Ümit Karan ?

Öncelikle bunu hatırlamakta yarar var ki sonraki postun başlığı anlamsız kaçmasın.

Videoda golün tekrarı yok, o yüzden Öztürk Pekin'in o golün verdiği keyifle karışık şok etkisiyle sarfettiği "Van Basten misin Ümit Karan" sözü duyulmuyor.

Bir de bu gole İzmir Atatürk Stadı'nda canlı canlı tanık oldum ki o bambaşka bir keyifti işte..

3.10.2008

Lanet Sürüyor

Galatasaray'ın sağ çizgisinde Uğur Uçar ile başlayan lanet bitmek bilmedi. Hem bekte hem hücumda sağ tarafta sakatlanmadan 3-4 maç üst üste oynayabilen adam yok.

Tam yeniden form tutuyor derken Arda Turan da gitti..

Hasan Şaş, Aydın, Sabri, Uğur, Arda, Barış, Serkan, Linderoth...

Sıradaki kim ? Sağ açıkta oynama ihtimali olan Yaser Yıldız ? Sağ bekte elde kalan tek alternatif Serkan Kurtuluş ? Merak içerisindeyim iki maç içerisinde sakatlanan olacak mı.

Galatasaray 2-1 Bellinzona

Rakip takımın teknik direktörü galibiyet için geldik, sahamızda üç tane attık burda da atarız diyerek kendisinin bile inanmadığı cümlelerle takımını motive ediyordu. Galatasaray zaten deplasmandaki skordan sonra durarak oynasa kazanacağını biliyordu. Kısacası UEFA'da günün en heyecansız ve en fazla formalite tanımına uygun maçıydı bu belki de. Bayramın son gününde bol gollü bir bayram hediyesi isteyen taraftarın umudu boşa çıktı. Takımın ıslıklanmasını kimse yadırgamamalı, sonuna kadar hakettiler, tur garanti de olsa böylesine isteksiz olunmamalıydı..

Maç o kadar sıkıcıydı ki geçen sene Fenerbahçe - Inter maçındaki haçlı forma olayı bu defa dikkat bile çekmedi. Maçı izlediğim yerde "bu forma yasakmış aslında" diye fantastik bir yorum duydum sadece, başka da yoruma denk gelmedim.
Sağ kanatta savunmadaki lanet orta sahaya da sıçramıştı son günlerde ki Arda da bu zincirin bir halkası oldu sakatlanarak. Bir de haftalar sonra takıma katılan Mehmet Topal'ın sakatlığı vardı ki o da tatsız geçen günün belki de en tatsız olayıydı Ali Sami Yen'de. Maç hakkında başka da söyleyeceğim birşey yok. Gereğinden fazla sıkıcıydı zira..

Bir de Gökhan Telkenar vardı tabii ki. Serdar Kurtuluş'u 15 dakika, Mehmet Polat'ı ise 90 dakika Galatasaray'da oynattı.

Düzeltme : Maçı anlatan Emre Tilev değilmiş, Gökhan Telkenar anlatmış. İzlediğim yerde ses bol olduğunden spikerin sesini net olarak ayırt edememişim.

2.10.2008

Fiorentina 0-0 S.Bükreş

Böylesine gereksiz bir puan kaybını bekliyordum doğrusu. Çünkü daha yeni bir galibiyet sevinci yaşamışken niye 3 gün sonra bir maç daha kazansın ki takım ? Sevindik biraz sonra yine kendimize geldik. Bu haftasonunu merakla bekliyorum Chievo deplasmanında da puan kaybı gelecek mi bakalım..

Prandelli geçen sezon yaptıklarının yarısını bile yapmıyor şu an. Takımı nasıl oynatacağından kendisi de pek emin değil, bir takımın orta sahadaki dizilişi her maç değişir mi ? Pes... Bir bakıyorum orta saha kalabalık, bir bakıyorum orayı düşünen yok herşey hücum ve savunma olmuş, bir bakıyorum klasik dörtlü orta saha var kanatlar zahmet olursa ileriye çıkıyor ve rakibi bekliyor.. Tamam rakibe göre taktik anlayış değişebilir, bu dünyanın her yerinde oluyor da, her rakibe farklı bir kadro çıkarsa buna rotasyon gibi saçma bir isim de verilemez. Bir iki transfer bu kadar dengeleri değiştirmemeliydi. Fiorentina şu an geçen sezondan çok uzak ve nasıl tekrar o günlere yaklaşır bir fikrim yok.

Ayrıca Mutu'ya taktığımı çoğu kişi biliyor, yine haber olmuş kendisi ki ayrı post yazmak istemedim. Mutu'nun Roma'ya gideceği yönünde haberler çıkmış, durmasın sakın, yolu açık olsun..

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO