13.04.2010

Premier Lig'in Da Vinci'leri! #1





































Bir yardım kampanyası için Premier Lig yıldızlarından kendi portrelerini çizmeleri istenmiş. Ortaya bunlar çıkmış.. Van Persie bugün futbolu bıraksa yarın hemen karikatürist olarak iş yapar. Ancelotti de bir dönem mizah okumadıysa veya bu işe gönül vermediyse ben bir şey bilmiyorum arkadaş.. Fabregas'ın çizdiği çok güzel ama topu 90'a takarken gülümsüyor sinsi sinsi. David James'e de alkış(!), insanın kötü veya şaşkın kaleci olduğunu bilmesi güzel şey. En azından yeteneksiz olmasına rağmen kendini bir halt sanan futbolculara örnek olur.

29 tane var bunlardan, 3 parçaya bölüp yayınlayayım üst üste bir dolu resim binmemiş olsun.

Not: Üstlerine tıklayınca yeterli büyüklüğe ulaşıyor. Küçük halleriyle yetinmeyin :)

Ekleme, Saat 21.44: Robin Van Persie'nin yerine başkasını koymuşum, kimse de unuttun dememiş, hemen telafi edelim..

12.04.2010

Süper Lig'e Hoşgeldin Mavi Ateş

İzmir'de üniversiteye başladıktan sonra tanıştığım en yakın 3 arkadaşımdan biri Karabüklü, diğer ikisi Bandırmaspor ve Adıyamanspor destekçisi. Ben Marmarisspor'un lafını edemedim ya bu sene, yazıklar olsun ne diyeyim..

Durum bu olunca Karabüklü arkadaştan takımı bol bol dinledik sene boyunca. Ben Karabükspor'u Süper Lig'e yıllar sonra döndüğü için tebrik ederken bir yandan da Karabüklü arkadaşımın anlattığı kadarıyla "Mavi Ateş" nedir onu paylaşayım benim gibi merak edenlerle. Takımın tam adı bilindiği gibi Kardemir Demir-Çelik Karabükspor. Bugüne dek ne düşündüm ne de araştırma gereği duydum Mavi Ateş nedir ne değildir diye, meğersem çelik yandığı zaman alevi mavi olurmuş. Yanmaktan kasıt kağıt gibi yanmak değil elbette..
Türkiye'de geçen sezonki Wolfsburg görünümünde götürdüler tüm sezonu. İlk devre normal seyrinde ilerlerken ligin ikinci yarısında gaza bastılar ve ligin en çok atıp en az yiyen takımı olarak hak ederek istedikleri yere ulaştılar. Wolfsburg benzetmesi bununla da kalmıyor, ligin en çok gol atanı oldukları için gol krallığının tepesinde iki Karabüklü birbiriyle yarışıyor. Geçen sezon Bundesliga'da Grafite-Dzeko ikilisi son maç geldiğinde hala krallık için yarışmaktaydı aynı takımda olmalarına rağmen. Bank Asya'da da Emenike-Yasin ikilisi zirvede ilerliyor. Süper Lig'i getiren maçta Emenike sustu, Yasin attı golleri.

Karabük benim aklımda Hagi'nin Şevki'ye attığı enfes golle yer ediyor ki çoğu Galatasaraylı aynı şeyleri aklına getiriyordur Karabükspor dendiğinde. Hagi yanılmıyorsam kaleciden aldığı topu 70 metre sürüp rakip kaleye gitmişti. Herkes ne yapacak diye beklerken 2-3 adım açılmış olan saçlı-sakallı kaleci ekolünün son neferlerinden Şevki Ekşi'ye sağ ayağıyla müthiş bir aşırtma gol atmıştı.

Karabük'ü en son kaleci Şevki ile hatırlıyoruz görüldüğü üzere. Süper Lig'e her sene yükselip düşen asansörlerin yerine böyle renkli ve özlenen takımların gelmesi şarttı. Karabük hep gelmesini istediğim takımların arasındaydı. Sıra Buca'da eğer sezonun son 4 maçında sıfır çekmezlerse.. Play-off sonrasında da Altay veya Karşıyaka gelirse ben daha ne isterim..

"Biz Daha İyisini Yapana Kadar, En İyisi Bu..."

VW Transporter reklamlarını izliyorlarsa, her seferinde kendi oğulları için de böyle düşünüyorlardır. Haklılar..

Mevzunun alevinin geçmesini bekledim bunu yapmak için ama adam boş durmuyor. Sürekli gündeme geliyor. Çocuklarımıza anlatacağımız bir adam işte.

Acı Kaybımız: Tribün

Maçı kısaca maddeledik geçtik. Rahat geçmesi gereken maç beklendiği gibi geçti gitti. Ancak beklenenin çok çok ötesinde olan bir rezillik vardı protesto adı altında. Fenerbahçe maçında olanlara çok büyük tepki gösterip dibe vuruş, çöküş, tribünün bittiği an demiştik ama ne bilelim biz onların devede kulak kıvamında kalacağını. Derbide susup ezeli rakibe meydanı bıraktırıp baskının b'sini kuramamayı eleştirirken Diyarbakır maçında yaşanacak olanları bilemezdik. Diyarbakır da ne talihsizmiş, kendi seyircisinin olaysız atlattığı günde konuşulan şey yine tribün oldu, taraftar oldu, seyirci oldu. Espri kısmını bırakıp ciddi boyuttaki şeylere geçelim.

Maç öncesi TV başında ilk saçmalığa şahit olduk, pankartlar ters asılmıştı. Öyle ki her fırsatta ruhunu çağırdıkları "Taçsız Kral Metin Oktay"ımızın eli göğsünde armasının ve kalbinin üzerinde olan o fotoğrafını bile baş aşağı çevirirken utanmamışlardı. O adam bir semboldür, duruştur, karakterdir, ruhtur, bir tanedir. Sen saçma sapan fikirlerinle tribünün yarısını ele geçirip Galatasaray tarihinin tribünlerdeki en kötü gününe imza atarken Metin Oktay ismine saygısızlık etmeyeceksin. Edeceksen de Galatasaraylıyım demeyeceksin arkadaş, o kadar basit. Bahsi geçen olay bu yazıda altta duran fotoğrafta görülüyor. Siz neymişsiniz ulan be! 23.000 kişilik, 46 yıllık Ali Sami Yen Stadı'nın tek sahibi gibi davrandığınız yetmezmiş gibi Taçsız Kral'ın formasını giyen Kaptan Arda'yı bile ıslıklamakta bir beis görmüyorsunuz. Saydırın, sallayın, küfür edin, ıslıklayın, ne yaparsanız yapın ama bunu Ali Sami Yen Stadı'nın içinde yapmayın. Kahvehanede veya evinizde kendi kendinize yapın.

Çünkü "Galatasaray Taraftarı" siz değilsiniz, hep eleştirdiğiniz o Numaralı'da bu maçta koşulsuz şartsız takımının yanında olanlar var ya işte; Galatasaray'ın gerçek taraftarları orada. Onlar viski içerler, bacak bacak üstüne atıp "Değil mi azizim hah hah keh keh" diye maç izlerler veya daha da basitleştirirsek "çekirdekçi" diye dışlanırlar hep. Tabii bu size göre böyledir, çünkü sizin için tribün demek en ufak hatada insanları asıp kesip kendi yanlışlarını doğruymuşçasına tüm taraftarlara kabul ettirebilmek demek. Numaralı'ya ne derseniz deyin; bugün rerere rarara diye o tribünde gururlar bağıran adamdır benim takımımın gerçek taraftarı. Eski Açık'ta yaş ortalaması 25-26'dır en fazla. Benim tahminim 1-2 sene daha az olduğu yönünde ama net olarak nedir bilemem, belki kulüpten öğrenilir bir araştırma için lazım diyerek. Merak eden şansını denesin.. Konuyu şuraya getiriyorum, kale arkaları stadın en genç tribünleri desek yanlış olmaz. Ağızlarında hep 14 sene şampiyon olamayan takımın ruhu var. E sen 15-20 yaşındasın oraya çıkmış 14 sene şampiyon olunmayan dönemdeki inançtan ruhtan bahsediyorsun. 20 yaşında olan biri 1990 doğumludur ki 14 senelik dönemle alakası yoktur. O dönem yaşananları örnekleyip "bu taraftar 14 sene sabır gösterdi" diye lafa başlayıp gerekirse bir 14'e daha katlanabileceğinizi nasıl iddia ediyorsunuz? Sizin o dilinizden düşürmediğiniz 14 seneyi yaşayan adamlar bugün Numaralı'da oturuyor. 14 seneyi yaşadığı için, o zaman her koşulda her an takımını deli gibi desteklediği için bugün tek maçta takımını satmıyor. Türk futbol tarihindeki en büyük devrimlerden biri için yola çıkılmış ancak bazıları tek sezonda 8 yılda kurulan bugünkü Barcelona'nın performansını bekliyor.
Eski Açık'a konuşlanan ve çoğunluğunun yaşı 15-25 arasında değişen kitlenin çıkıp da 14 yıl şampiyon olamamış takımın o günkü taraftarı ile kendisini bir tutması komedidir, eğer ciddi ciddi bu iddia ediliyorsa da rezilliktir. Hatta daha da abartayım 14 senenin en azından 10 senesini yaşamamış adamın o günkü sabrı veya o günkü tahammülü göstermekten bahsetmemesi lazım. Ben 16 Kasım 1987'de doğdum, yani 14 yıllık hasret bittikten bir kaç ay sonra. Doğduktan sonra tam 10 tane Türkiye Ligi şampiyonluğu yaşamış tuttuğum takım. Bunun yanında 2 tane de Avrupa kupası kazanmışız ki Türkiye'de bunun bir daha başarılabileceği bile muamma. Ben Avrupa'nın en büyük 3 kupasından 2 tanesinin kazanıldığını görmüşüm ömrümde o 10 tane şampiyonluk yetmezmiş gibi. Hal böyleyken çıkıp da "Biz 14 sene şampiyonluk görememiş taraftarız, 3 sene 5 sene görememek değildir bizi isyan ettiren" diyemem. 5 sene şampiyonluk görememeye dayanacağımı söyleyemem arkadaş. Anca işte böyle çıkarım Rijkaard'ın Barcelona'da yaşadığı gibi 1 tane ölü sezona tahammül edebileceğimi söylerim, 2. sezon da o devrim beklenildiği gibi yaşanmazsa umudumu keseceğimi söylerim. Ben buyum, başarıya alıştım ben. Yalanla dolanla işim yok, 14 sene şampiyon olamazsak benim çevremde bunu yaşayanların; yani babamın, dayımın, dedemin dayandığı gibi dayanamam arkadaş, 10. senede isyan ederim. Takımımı yine tutarım, yine bağlanırım belki ama 1-2 sene şampiyon olamadığımız dönemdeki gibi olmam.

Durum buyken tribündeki yaşıtlarımın da sırf İstanbul'da yaşayıp maça gittiği için kendini 25-30 sene önce yaşananları yaşamış gibi göstermesini anlayamam. Tutturmuş bir 14 sene gidiyorsunuz, ayıptır.. Yalana gerek yok, 14 sene tahammül edemezsiniz, inanın buna.

O efsane ve acı dolu 14 seneden bahsetmeden önce biraz daha bilinebilecek, biraz daha yaşanılmış bir olayı akla getirmeli bu sabırsız güruh. Derwall bu takıma geldiğinde 1990'lar gelmemişti, tarih bugün hala dünyada ayrı bir duyguyla anılan 80'ler efsanesini yaşamaktaydı. Derwall ile başlayan devrim sonuca ulaştığında ise takvimler 17 Mayıs 2000 tarihini gösteriyordu. 14 yıllık örnek lazımsa buyrun size daha çarpıcı ve daha gerçek bir 14 yıl. O UEFA Kupası tam 14 yılın sonunda geldi. Ve 14 yılın içinde 5 sene şampiyon olamadığımız dönem oldu en fazla. Derwall'den UEFA'ya uzanan yol 14 yılda tamamlanmışsa biz Rijkaard geldikten 8 ay sonra takımın tamamen buna adapte olmasını mı bekliyoruz? Kötü de oynayacaklar, rezil de olacaklar yeri gelecek. Basındaki bir takım organizmalar Jo'ya parti yaptı diye yüklenip, Arda'nın sinema kapatmasına yüklenip, 2000 yılındaki başarıyla kazanılan ve bugün büyüyüp 14-15 yaşına gelen suni taraftarı gaza getiriyor ve buna kendini Galatasaray tribünlerinin sahibi olduğunu sanan grup da alet oluyor. Medya iki satır yazıyor, tribündeki hainler o iki satırı iki yüz satır gibi abartıp kendi armasını formasını terleten adamı yerden yere vuruyor. Fenerbahçe maçında kötünün iyisi olarak alkış tutulan Jo bugün yerin en dibine gömülüyor. Sonra bazıları da çıkıp biz taraftarız diyor. Manifestolar yayınlayıp "biz buyuz!" diye saçma bir duruş gösterip "Galatasaray Taraftarı"nı kendi stadında küçük düşürmeye çalışıyor. O protestoyu yapan ve tribünde "tek" olduğunu iddia eden grubun üyeleri kendilerini gerçek Galatasaraylı sansınlar, aklı çalışan herkes kimin ne olduğunu biliyor onlara inat.

Benim takımımın kaptanını oyundan çıkarken ıslıklayan insancıklar benim takımımın taraftarı olamazlar. Olmasınlar. Bu adamlar kendi stadında kendi takımını utanmadan arlanmadan eleştiren hainlerden başka bir şey değiller. Bir de utanmadan bağırdılar "Herkes gider biz kalırız, biz Galatasaraylıyız" diye. Mümkünse siz gidin, biz kalalım, zira Galatasaraylı olan bizleriz, sizler değilsiniz.

Biz bir şeyi kaybetmedik bugüne dek, geleceği kazanabilmek adına bugün bir şeyleri kaybetmeyi göze aldık sadece. Ve biz gerçek Galatasaraylıların ruhu bugün tribünün hiç beklenmedik bir noktasındaydı: Numaralı tribünde. Demir yazmıştı ve "Çünkü kaybediyor olmamız, kaybettiğimiz anlamına gelmiyor" demişti. O enfes yazıyı bir kez daha hatırlattıktan sonra şununla bitirmek istiyorum:

Bir devrim için yola çıktık ancak bu devrim yeşil saha sınırları içinde kalmamalı. Tribünde de bir devrim şart ve inanıyorum ki yakın zamanda "tek" olduklarını sananlar da bir gün tek olmadıklarını, Galatasaray tribünlerinin sahibi değil sadece gelip geçici bir rüzgarı olduklarını anlayacaklar..

11.04.2010

Baros Varsa Umut Vardır: Galatasaray 4-1 Diyarbakırspor

Mac yazisini adet yerini bulsun diye yaziyoruz resmen.. Bu gece yazilacak bir konu varsa tabii ki sahadaki dizilisler, yapilan paslar degil.. Ayri bir post gelecek tribundeki grup icin..

Rezil bir atmosferde gecen macin one cikanlarini yazip bitirelim..
  • BJK-FB-TS deplasmanlarindan namaglup cikan Diyarbakir'dan eser yoktu.. Ustune sakatliklar da binince omuzlarina, antremanda yapilan cift kale mactan tek farki hakemler oldu sahada..
  • Baros'un ne kadar golcu kelimesine uydugunu bir kez daha izledik.. Uzun zaman olmustu.. Hasan(Ortega)'dan twitter'da "Tamam kaleci ve defans kotu ama Baros da golcu be abi" diye yazdi.. Aynen buraya tasiyorum izniyle..
  • Santos ve Caner bonservisiyle alinacak saniyorum.. Cok isabet olur ozellikle Santos'un takima kazandirilmasi.. Jo'nun ise bana gore son 5 maci saniyorum Galatasaray formasi altinda..
  • Neill ile 1.5 sene bizlere yetmeyecek gibi.. Daha ogrenecegimiz cok sey var ondan.. Golunu de atti.. Gecenin en guzel olaylarindan bir tanesiydi.
  • Yil 2010 oldu Ayhan hala geriye pas atmak isterken topu kaptiriyor..
  • Emre Colak gayet umut verici.. Aliyor, vuruyor ve en onemlisi yere dusunce hakeme bakmiyor.. Oyununa devam ediyor.. Seneye Musa ile guzel rotasyona girerler..
  • Cok elestirilen devre arasi transfer soleninden bir tek Jo hayal kirikligi oldu fakat Nonda olsa fazlasinin olacagini sanmiyorum o yuzden Baros'un yedegine iki tane Turk santrafor yeterli olacaktir..
  • Metin Aktas'a izledigim en kotu kaleci diyebilirdim ama sakatti adam o yuzden -mus gibi yapiyorum.. Ne sisi yakiyorum ne kebabi..
  • Son olarak Mahmut Ozgener gelip bana sorsa, Fenerbahce sampiyon, Galatasaray 2. olacak dese aninda kabul ederim..

10.04.2010

Şans Önemli Şey: Fiorentina 2-2 Inter

Bazı takımlar ve insanlar vardır dönem dönem çok ballı olurlar. Mourinho ve Inter de bir süredir öyle işte. Ligde puan kaybediyorlar ama şans bu ya rakipler de kaybediyor birer birer. Tek istisna Roma'nın kazandığı hafta kaybetmeleri oldu ki zaten Roma'ya yenildiler onda da!

Öncelikle şu düzeltmeyi yapalım, ben Maicon'u sakat diye oynamayacak sanıyordum ama maçı sunan Osman Sakallıoğlu da belirtti; Maicon idmana geç katılmış, trene de yarım saat kadar geç binmiş o yüzden bir gerginlik çıkmış. Yine de sahadaydı kendisi, biz Vargas'ı izleyemediğimizle kaldık. Muhtemel kadroda Gilardino ilk 11'de gözüküyordu ancak yedek başladı, yerine Keirrison oynadı. Hafta içi dediğim gibi pek takip edememiştim, hafif bir sakatlığı vardı sanırım Gila'nın yoksa yedek kalması gibi bir ihtimal pek düşünülemez böylesine önemli maçta. 3 gün sonraki kupa maçında yine sahamızdaki Inter maçında kadroda olacaktır Gilardino.

Inter'in sağında Maicon olmasaydı bizim sol kanat bu kadar zayıf gözükmeyecekti ancak Vargas'ın yokluğu çok bariz şekilde belli oldu. İki golü de bizim sağımızdan gelen toplarla attı Inter, daha ne olsun! İtalya Ligi hakkında zevksiz/keyifsiz/tatsız diyerek futbola ihanet edenlere en güzel cevaplardan biri oldu bu maç. Bu sene ligin en güçlü takımları arasında oynanan maçlara bakıyorum, neredeyse boş yok. En azından Premier Lig ve La Liga'ya oranlarsa Serie A'da kaliteli maç sayısı çok daha fazla oldu.

Inter'in sağı ile bizim soldan başlamıştık. Bizde Gobbi-Pasqual ikilisi vardı. Değişmeli olarak biri ileride biri geride oynadı durdu ancak şu var ki iyi bir ilk yarı çıkarmalarına rağmen ikinci yarıda oyundan düştüler. 60-65 civarı orada fizik gücü yüksek bir Vargas'ı çok aradık. Maçta ilk 45'i ayrı bir yere koyuyorum zira Fiorentina devreyi hak ettiği şekilde önde kapattı ve ikinci yarı öncesi çok iyi bir iz bıraktı. Fiorentina Gilardino ve Vargas'ın olmadığı kadrosuyla tam kadro olan Inter karşısında adına yakışır bir oyun oynadı. Henüz Inter gibi bir takımla başa baş mücadele edecek düzeyde değiliz, bu açıdan bakınca bugünkü 2-2 yeterli bir sonuç olarak görülecektir. Tam anlamıyla iyi bir Fiorentina 2-3 sene içerisinde ortaya çıkacak ki bu sezon yaşanan istikrarsızlıkla birlikte yönetim kargaşası da bu sürenin ne kadar uzun veya kısa olacağını belirleyecek.
İlk yarıda Inter'e karşı net bir üstünlük kurmamıza rağmen ikinci yarı sol çizginin zayıflığı bizi bitirdi. Keşke diyorum Gobbi veya Pasqual'den biri çıksaydı da yerine Gilardino girseydi. 4-4-2'de ileride oynayan Jovetic'i sol çizgiye çekip Pasqual-Gobbi ikilisinden sahada kalanı sol beke çekerdik. Hücum gücü üst düzey olan Jovetic ile Inter'in sağdan gelişlerinin önüne geçebilirdik ancak bu gerçekleşmedi. İki golü hemen hemen aynı şekilde yemiş olmamız acı ancak aynı gollerin benzerini de biz attık, o da işin ilginç tarafı. Birbirine benzeyen bu 3 golü kıyaslarsak herkes Fiorentina'nın golünün en iyisi olduğuna kanaat getirecektir zira gol gayet organize bir atakla geldi, mükemmeldi. Riccardo Montolivo pasını ilk anda atsa gol gelmeyecekti ancak kendisini diğerlerinden ayıran oyun zekası devreye girdi. Montolivo gibi bir yıldıza sahip olduğumuz için ne kadar mutlu olsak az.

2-2'lik biten maçta aklımda 2 performans kaldı genel olarak. İlkinden ara ara bahsettim: Montolivo. Sahanın tartışmasız en iyi ismiydi kaptan. Orta sahada geldi gitti, rakibi bozdu, gol pozisyonu yarattı, gol attırdı, yapması gerekeni hem de bir kaptan olarak fazlasıyla yaptı. Montolivo böyle oynadığı sürece Fiorentina'nın geleceğinden umutlu olmamak elde değil. Aynı zamanda sezon ortasında pek sıcak bakmadığım Bolatti'nin de Montolivo'ya günden güne daha iyi uyum sağladığını belirtmek gerek. Çok iyi oynuyor olmasa da yapması gerekenleri yapıp orta sahada Montolivo'yu çok iyi destekliyor. Önümüzdeki sezon için orta ikilimiz şimdiden kesin gibi. Tabii adı sıkça bizimle anılan Miguel Veloso gerçekten de Fiorentinalı olmazsa. Akılda kalan diğer isimden de bahsedip bitireyim: Julio Cesar. Ben bu adamın bu kadar kötü oynadığı başka bir maç daha hatırlamıyorum. Fiorentina hak ettiği maçı kazanamadıysa bunda son vuruşlardaki bir kaç şanssızlık ve sol çizgideki eksikliğin payı büyük. Ancak galibiyet kaçtı diye isyan etmemi sağlayan şey tamamen Julio Cesar'ı böyle yakalamışken yeteri kadar gol atamamış olmak. Yan toplarda bu kadar boşa çıkan, elinde aldığı topu Euro 2008'deki Cech misali kaçıran bir Julio Cesar'ı bir daha sadece Fiorentina değil herhangi bir takım tekrar yakalaybilir mi emin değilim. Ki bahsettiğim "Euro 2008'deki Cech" olayı 66. dakikada yaşandı. Cesar topu elinden kaçırdığında topu kapıp boş kaleye yollayamadığımız anda maç uçtu gitti aslında..

Başlıkta da belirttiğim gibi, şanslı olmak önemli şey futbolda. Inter bu kadar "kazanamayacak" bir oyun oynarken puan alabiliyorsa neden şampiyon olduklarını sorgulamamak lazım. Oynayamıyorken de puan veya puanlar alacaksın ki şampiyon olabilesin. Milan ve Roma gibi oynarken puan kaybedersen daha çok diz döversin..

Çılgın Cumartesi & Inter'e Doğru Fiorentina

Hafta içi sınavlarla uğraşırken pek blogla ilgilenemedim. Bu müthiş cumartesi günü ile dönüşü yapıyoruz yeniden. Çok iyi bir maç beklediğim Beşiktaş-Trabzon mücadelesi ile başlayıp 50-55 dakikalık molanın ardından Fiorentina-Inter ile heyecan benim adıma zirve yapacak. Finali de El Clasico ile yapacağız ama Fiorentina maçı ile çakışacağı için tivibu'dan faydalanacağım El Clasico'nun ilk yarım saati için. Süper günün tek eksiği Galatasaray maçı oluyor benim için. Gerçi o kadar heyecan bir arada kaldırılmazdı aynı günde, iyi oldu bir tanesinin sarktığı.

Önce tuttuğum takımla başlayayım, diğerlerine sıra gelir elbet bir şekilde. Fiorentina'da sağ kanadı rakipler adına bir cennete çeviren Marchionni iyileşti ancak kariyerinde tam 2 sezon önce form olarak zirveye çıkan Santana o günlerinden bir kesit sunuyor şu günlerde. Sanmıyorum ki Marchionni oynasın bugün Inter önünde. Fiorentina için esas problem solda başlıyor ki bu problem maçın kaderine doğrudan etki edebilecek durumda: Juan Manuel Vargas. Sol çizgide hücum anlamında ligin en sağlam ismi belki de Vargas -ki bence dünyanın en iyi sol beki şu an-. Inter'de de Vargas ile gireceği mücadele büyük merak konusu olan Maicon'un durumu da şüpheli, onu da ekleyelim. Bu maçta belki de en çok beklenen eşleşmeydi Maicon-Vargas eşleşmesi, belki de ikisi de sahada olmayacak bu maçta. Futbolu sevenler adına heyecan kademesini bir basamak aşağı çekmiştir bu olay muhtemelen. Fiorentina ve Inter'i tutanlar için böyle bir şey söz konusu değil tabii..

Fiorentina için kim konuşsa Şampiyonlar Ligi umudundan bahsediyor. Takımın 3-4 maçlık bir seri ile bunun üstesinden çok rahat gelebileceği konuşulmakta zira artık Juventus'tan umudu kesmiş durumda herkes. Ancak Juve ve Fiorentina'nın böylesine istikrarsız-formsuz olduğu, Lazio'nun ise kümede kalsa sevineceği sezonda kısacası ligin bu 3 güçlü isminin bu kadar kötü olduğu yarışta orta seviye takımlardan biri 4. sırayı alıp Şampiyonlar Ligi sürprizine imza atmayı planlıyor. Juve'den ziyade bu başarıya ve sürprize aç takımları geçebilmek önemli ki ben 4 tanesini birden geçeceğimizi sanmıyorum.

Maç için muhtemel kadromuzu verip Inter heyecanını bir kenara bırakalım:

- Frey; Comotto, Natali, Kroldrup, Felipe; Santana, Montolivo, Donadel, Gobbi; Gilardino, Jovetic
El Clasico'yla devam şimdi de.. İki takımın puan puana gidiyor olması ve Messi'nin Arsenal maçında yaptıkları Türkiye'de zaten merakla beklenen maçı iyice Galatasaray-Fenerbahçe maçı havasına soktu. Ben bugün Real Madrid galibiyeti bekliyorum zira tek çıkış yolları bu gibi gözüküyor. Beraberlik durumunda genel averajdaki 1 gollük fark sayesinde ellerinde tuttukları liderlik o farka rağmen Barça'nın ellerine geçecek. Böyle olunca da Real Madrid için mutlaka puan farkı yaratmak gerekecek kalan haftalarda. Barcelona için bu maçtan beraberlikle ayrılıp puanları dengede tutmak da yetecek, geçmek zorunda oldukları bir rakip olmayacak yani önlerinde. Tabii bu durumda şu çıkıyor ortaya, hangisi daha zor ve daha büyük bir baskı; şampiyonluk için önündeki rakibe karşı puan farkı elde etmek mi yoksa şampiyonluk için gerideki rakibin önüne geçmesine izin vermemek mi?

Beraberliğin Real Madrid adına bir dezavantaj olması benim adıma favori olan tarafı Madrid yapıyor. Ibrahimovic kesin olarak oynamayacağı açıklanmışken Kaka için gelen haberler de pek iç açıcı değil. Günün büyük ve önemli maçlarında kritik isimlerin yokluğu öne çıkıyor görüldüğü üzere. Vargas ve Maicon'dan sonra Ibra ve Kaka da bizleri kendilerinden mahrum bırakacak büyük ihtimalle. İçlerinde oynaması en olası isim Maicon, Kaka için işler o kadar parlak değil. Vargas ve Ibra'nın futbolcu tribününde yer alacağı kesin.

Merakla beklenen son maçta da yine önemli bir ismin sakatlığı ön plana çıkıyor: Ferrari. Beşiktaş-Trabzon maçı diğer maçların gölgesinde kalsa da 90 dakikaların sonunda en heyecanlı maç olarak günü noktalayabilir ki şaşıracağım bir şey olmaz bu. Bu maçın keyifli olacağı yönünde çok büyük beklentilerim var, dilerim yanılşmış olmam. Şenol Güneş ligdeki amaçsız tabloyu unutturabilecek derecede prestije sahip bir maça çıkaracak takımını, bunu düşününce Trabzon'un etkili oynayacağını söylemek çok kolay. Beşiktaş 89-92 arasındaki 3 seri şampiyonluktan beri 2 kere üst üste şampiyon olamadı. Bu başarıyı 18 yıl sonra yeniden yaşamaları önündeki rakiplere bakılınca çok kolay gözükmüyor ilk etapta ancak fikstürde ikisiyle de maçı olduğunu düşününce bu maçın önemi daha da artıyor. Önümüzdeki hafta oynanacak derbi öncesi puan farkını açtırmamaları lazım Fenerbahçe ve Bursaspor'a. İki takımın da kazanmak için elinden geleni yapacağı bir maç bekliyorum. El Clasico ile isim olarak kıyaslanmaz ama sahaya çıkarken iki takımın mantalitesi El Clasico'dakinden daha agresif ve galibiyet isteyen bir halde olacak gibi.

3 maçı tek kuponda oynadım istediğim sonuçlara göre. Mantıkla değil tamamen kendi gönlümden geçen "böyle bitsin" dediklerimle oynadım, kesinlikle tutmayacak ona eminim. Sonuçlandıktan sonra kuponu paylaşırım burada.

9.04.2010

Hayro

Uzun uzun bir kaleci yazısı yazacaktım ama vazgeçtim. Hayro'nun bu enfes fotoğrafına biraz gülelim sadece. Lost'u anlarım, burada Hayro'nun yaptığını anlayamam...

6.04.2010

Kumar Masasında Zardasın NTV !

Rıdvan Dilmen adli bir olay için ifade veriyor. Şike dosyasıyla alakalı olup olmaması önemli değil. NTVMSNBC burada Rıdvan Dilmen'i "eski futbolcu" olarak tanımlıyor.

Haftanın bilmemkaç günü spor programlarına çıkardıkları çalışanlarına "eski futbolcu" diyorlar. Bu garibime gitti sadece. Hani Rıdvan Dilmen bu olaylara karışmış olsa bile -ki onun böyle bir şeye ihtiyacı yok, benim de en ufak bi suçlamam yok- yine sizin yorumcunuzdur ama bunun Ntv'yle alakası olmaz. Ntv'nin programlarına gölge düşürmez.

Bu arada Tanju'daki pişkinlikte bambaşkaymış avukatını vermiş etmiş.

Bu mevzu ortaya çıkınca daha çok şeyler yazacağız gibime de geliyor. Futbol'un içindeki bir Telekulak çeteside ne bilgilere sahiptir kim bilir...

Just because i'm losing..

Barcelona otobusunde Coldplay dinletiyordu.. Simdi sorsan herhalde bu sarkiyi secer.. Biz Galatasaray taraftarlari icin son haftalarin sarkisidir.. En azindan inancini kesmeyen, geneli blog camiasindan olan tanidigim kisiler icin.. Sanirim ilk sezonu gozden cikartirken bu kadar sancili gececegini dusunmedim ben kendi adima.. Ozellike dun son dakikadaki tartismalardan sonra bir ara Rijkaard'in "ehh.. yeter be!" diyerek istifa edecegini sandim.. Neyse ki benim kadar anlik tepkiler vermiyor Rijkaard.. Diger yandan konustugum arkadaslarimin cogu sampiyonluktan cok zora giren Sampiyonlar Ligi'ne uzuluyor.. Bu bile ileriye donuk bakis acisinin oturmaya basladigini gosterir.. En azindan ben oyle goruyorum..

Diyarbakir macinda gizli bir sinav bekliyor aslinda bizi.. Bakalim son 5 haftadaki gidisata nasil reaksiyon verecek tribun.. Isler benim elimde olsa "viva la revolution" pankarti acar altinda Rijkaard ve Neeskens'in fotograflarini koyardim.. Sanirim cumle alemede kapak olurdu bu.. Sarkinin sozlerini dinleyin.. Google'a yazin cevirisini de okuyun bence.. Cunku kaybediyor olmamiz, kaybettigimiz anlamina gelmiyor..

İsyan, Çünkü İsyanımız Var !

franchi yazmış mektubunu, ben de ayrı bir postta yazayım istedim ki, ne kadar çok duyurursak, o kadar iyi. Twitter'da takipçilerinize ulaştırmanızı rica ediyorum.

Star TV Çalışanları;

Ufak hesaplar uğruna bu akşamki "Barcelona - Arsenal" maçını bizleri yasal olmayan yollardan izlemeye sevketmeniz sizlere ve çalışanlarınıza olan güvenimizi ve sevgimizi artık tamamiyle bitirmiştir. Bu zamana kadar gerek UEFA Avrupa Ligi, gerek Şampiyonlar Ligi maçlarında yaptığınız yayın düzensizliğini bile her ne kadar sinirlensem de "Ticari Bir İşletme, Kendileri İçin En İyisi Yapıyorlar" olarak değerlendirmeme rağmen, şu yaptığınız ne ticari ahlaka, ne de insanlığa sığar.

Siz Futbol seyircisine bu şekilde davrandıktan sonra spor programlarınızda "bu ülkede spor gelişmiyor yaaaa" temalı konuşmaları yapmaya yüzünüz olacak mı ? Yoksa yüzsüz müsünüz ?

Şimdi o ufak hesapları yapıyorsunuz ya, gün gelecek sizin başınızdakiler ufak hesapları yapıp sizleri işinizden edicek, o zamanlar bu çok küçümsediğiniz "internet aleminde", sözlüklerde, forumlarda ve çeşitli sitelerde " ühühüh STAR TV çalışanıyız, kaç aydır maaş almıyoruz, bizi işimizden çıkardılar, sendika, insan hakları :( " diye ağlayacaksınız.

Lütfen böyle kötü durumlarda sizi yalnız bırakmamamız için bize bir sebep gösterin. Zira gittikçe gözümüzde düşüyor, çırpındıkça batıyorsunuz.

İsyan deyince aklıma Keny Arkana'nın La Rage'ı geldi ki, buraya ekleyeyim de gaza gelin biraz.

İsyan,
Çünkü İsyanımız Var !


Bu Bir İsyandır: STAR TV!

Ekşi Sözlük'te STAR TV'ye protesto başlatılmış, Barcelona-Arsenal maçını yayınlamadıkları için herkesin mail atması isteniyor bizeyazin@startv.com.tr adresinden. O maillerle maç yayınlanır mı yayınlanmaz mı bilmiyorum da bunun bardağı taşıran son damla olduğunu söylemek gerek. Geçen haftaki mükemmel maçın rövanşını yayınlamayınca ellerine ne geçtiğini çok merak ediyorum. Papatyam isimli dizi bekleyebilir 1 hafta daha, kimsenin Metin Akpınar'ın yapacağı 2 tane komikliği maça tercih edeceğini sanmıyorum.

Ben sözlükteki metinden ayrı kendi adıma bir şikayet maili yazdım, akşam ekranda Barcelona-Arsenal maçını göremezsem de hakkımı UEFA'da arayacağım hem de araya sezon başında TNT'de yayınladıkları Bükreş-Fenerbahçe maçında yayın kurallarını nasıl çiğnediklerini de aktararak. Destek olan olur mu olmaz mı bilmiyorum ama benim mailim şu:

"Merhaba,

Şampiyonlar Ligi'nin resmi yayıncı kuruluşu olarak amacınızın ne olduğunu sizden öğrenebilmek için bu maili atıyorum. Futbol adına son yılların en efsanevi maçı olan Arsenal-Barcelona maçının rövanşını yayınlamamanızın sebebi nedir?

"Papatyam" isimli diziyi bu maça tercih etmenizin özel bir sebebi vardır muhtemelen, merak ediyorum doğrusu bu çok özel sebebi.

Yaptığınız bu hareketle, yani haftada 1 maçı Star'dan verip diğer maçlar için D Spor ve Euro Futbol'u kullanıyor olarak daha fazla abone çekeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Siz her hafta hakkımız olan 1 maçı vermeyip bunu ücretli kanalcığınızdan yayınlayarak D-Smart isimli platformunuza daha fazla üye çekmiyorsunuz bunun bilincindesinizdir umarım.

Sizin Star'dan yayınlamadığınız maçları uydu üzerinde onlarca kanaldan şifresiz olarak takip etmek mümkün. Yayınlarınızda tüm Türkiye'nin spikerlerden dert yandığını düşünürsek de o maçları yabancı spikerlerden dinlemekten hiç kimsenin rahatsız olmadığı da bir gerçek.

Digital platformunuza böyle üye kazandıramayacaksınız. Futbol izleyicisini mağdur ederek, izleyicinin taleplerini hiçe sayarak D-Smart kutusu aldıramayacaksınız bana ve diğer insanlara.

Şampiyonlar Ligi'ndeki bu standart dışı yayın anlayışınız için ve sezon başında yaptıklarınız için size olan şikayetimi UEFA'ya da yapacağımı belirtmek isterim. Türk futbol izleyicisinin taleplerini hiçe sayıyor olabilirsiniz, hatta bu maili görmezden geliyor da olabilirsiniz ancak UEFA'nın konuya sizin gibi tepkisiz kalmayacağını umuyorum. En ufak problemde ve soruda çoğu zaman aynı gün içerisinde kullanıcıya dönüş yapan UEFA bu konuda da bize yardımcı olacaktır.

Sezon başında yaptıklarınız derken ona da açıklık getireyim: TNT'den "şifresiz" olarak maç yayınlanacağını duyurup Digiturk üzerinden de sizin kanalınız TNT'de yayınlanan maçı "izinsiz yayınlıyorlar, kuralları çiğniyorlar" diye isyanlarla yayınladığınız ve ekrana koca bir D-Smart logosu koyup öyle yayınladığınız maç var ya hani, bildiniz mi? İşte o gün yapılanlar UEFA'nın yayın politikasına kökten aykırı şeyler. Haftada 1 maçı şifresiz yayınlama zorunluluğunuz varken diğer platform şifresiz yayınlıyor diye ekrana kendi logonuzu koyup maçı izlenemez hale getirdiğinizin kurallara aykırı olduğunun siz de farkındasınız umarım.

Ben tamamen bağımsız, bireysel bir futbol izleyicisi olarak hakkımı önce size mail yazarak arıyorum. Şayet Barcelona-Arsenal maçını izleyemeyeceksem de hakkımı UEFA nezdinde arayacağımı belirtmek isterim.

Ben futbol izlemek istiyorum. Papatyanız size kalsın.

Saygılar(!)"

5.04.2010

Ah Be Hocam!: Sivasspor 1-1 Galatasaray

"3 tane basan orta saha" isimli faciadan korkarken aynısının dörtlüsü geldi. Ayhan-Sarp-Topal-Barış dörtlüsü ligin sonuncu sırasında her maçını savunma yaparak geçiren aciz bir takımda bile bulunmaz. Sakatlıklar bahane olmamalı. Emre Çolak o kulübede mi? Evet. O zaman o oynayacak. Sakatlık ne kadar çoksa çok, bu dört ismin aynı anda sahada olması insanın geleceğe bakış açısını köreltir. "Total Futbol" diye bir yerimizi yırtıyoruz ama şu dörtlünün orada olması işin total kısmını geçtim futbol kısmı ile açıklanamaz. Geleceğini total futbol üzerine kuran bir takım bugün bu düzenle oynuyorsa o oyun anlayışının mucidi Rinus Michels'in kemikleri mezarında sızlamanın da ötesinde ufak çaplı bir deprem yaşatıyordur o bölgeye. Hadi diyelim o dört kişi bir şekilde o felsefe ile ilişkilendirildi, son 20 dakikayı kendi ceza sahamızda kabullenmemiz nedir? Galatasaray'da Frank Rijkaard ile bir futbol devrimine olan inancım zaman zaman sarsılıyorsa ve bugün o inanç büyük oranda hasar aldıysa ana sorun budur. Sen Catenaccio'ya nispet yaparcasına bir takımla sahaya çıkıyorsan hiç kusura bakma bana Total Futbol'dan bahsedemezsin. Total Futbol'u oynayacak Kewell mı vardı, Arda mı vardı, Baros mu vardı; sen neden bahsediyorsun diye sorulacaktır bugün bana. Sorulsun, sorulsun ki en iyi ilk 11'in dışında alternatif bir sistemin yokken Total Futbol'dan ziyade düşmemeye oynayan, tek farklı öne geçti mi 20 dakika kapanıp gelen topu rastgele tepen anlayışla Total Futbol'u nasıl oynayacağımızı sorgulayalım!

Senin amacın gerçekten böyle efsanevi bir felsefeyle oyun oynamaksa 1-0 öndeyken 90+2'de yenen golle yine 1-1 berabere kalırsın. Ancak bu şekilde kalmazsın. 2. gol için saldırırken yersin o golü. 1-0'a yatmayıp, bildiğini okumaya devam ederken o golü yersen Total Futbol olur, Catenaccio ile yatıp kalkanları bile kıskandıracak bir savunma anlayışı ile o golü yersen değil. Hücum ederken, bildiğimiz oyunu oynarken bu golü yesek ve son şampiyonluk umudunu da bu şekilde kaybetsek bugünkü gibi ağır eleştiriler gelir miydi? Bugün 100 kişiden 90'ı ağır eleştiri yapıyorsa o durumda 100 kişiden olsa olsa 25-30 kişi yapardı bu ağır eleştirileri. Aradaki 60 kişilik fark uğruna koca bir sezonun yakıldığı felsefeye inanan insanlardan, geleceğe umutla bakan insanlardan oluşurdu. Farkı iyi görmek gerek bu noktada. Biz Skibbe'yi 1-0 öne geçip yarım saat yattığı için yolladık. Koskoca Rijkaard ve Neeskens ikilisi de bunu yapacaksa ne anlamı kaldı devrimin? Geçen sezon yaşanan kabus, o geri çekilen aciz takım görüntüsü hala devam ediyor. Takım hocayı dinlemeden kendi kendine çekiliyor dedik hep ancak görüyoruz ki Rijkaard bilinçli olarak kapatıyor takımı. Buradan Skibbe'yi savunduğum, beğendiğim gibi bir anlam çıkmasın, kimsenin kalbini kırmak zorunda kalmayayım. Beyni olmayan insan Skibbe ile Rijkaard'ı kıyaslar veya Skibbe denen vasat hocayı Rijkaard'a tercih eder zira.
Benim isyanım, tüm bu sezonla ilgili sıkıntım kazanılması gereken maçların hepsinde o sistemi bozup yerine defansif anlayışlarla sahaya çıkılması. 4-3-3 ile her maç bir şekilde istenen oyunu oynamışsın, derbiye 4-4-2 ile çıkıp kaybediyorsun. Sivas deplasmanında kazanmaktan başka çaren yok, 4 tane defansif isimle sahadasın. "Ama Ayhan hücumcu, bak ne güzel asist yaptı" demeyin, doğru olmaz çünkü. O oynayan tüm isimler defansif işte. E bu adamlarla herhangi bir total işe girişemiyorsun.

Bu kadar güzel bir ilk yarının ardından böylesine korkak bir şekilde maç sonunu oynayıp puan kaybetmeyi kabullenemiyorum. Saldırarak kaybetmeliydik o puanları. Defalarca tekrarlamak istiyorum bunları, hiç bıkmadan...

Yanıyorum işte puanın bu şekilde gidişine; Aykut'un maçın adamıyken o hatayı yapışından bahsedemiyorum, Topal'ın derbiden sonra yükselen o formundan bahsedemiyorum, Barış'ı yerden yere vurup ağzıma geleni sıralayamıyorum...

Ah be hocam ah, inandığın felsefeden vazgeçme be hocam, savunmayla değil cesaretinle kaybet puanları. Biz senin arkandayız, biz bu sezonu sen imzayı attığın ilk gün çöpe attık. Frank Rijkaard'ın Galatasaray'da yaratacağı devrime inanıyoruz! İnanmayan varsa sussun bir zahmet, hiç zamanı değil.

Tebrikler Nurcan Taylan!

2010 Avrupa Halter Şampiyonası'nda 48 Kg'da mücadele eden sporcumuz Nurcan Taylan, Koparma - Silkme ve Toplamda 3 Altın madalyayı ülkemize getirmiştir.

Silkme'deki derecesi 118 kg ise yeni Avrupa rekorudur. Bu rekoru kırmasının ardından 3. hakkında podyuma bile çıkmaya gerek duymamıştır.

2008 Pekin Olimpiyatlarındaki puslu hava yavaş yavaş dağılmaya başladı. Tebrikler Nurcan ve madalya kazanan diğer sporcularımız.

4.04.2010

Dünya Oyuncak Araba Şampiyonası & Rosberg

Son 2 sezonda F1 araçlarının yaşadığı değişim günden güne sporu itici kılıyor. Yakın tarihin en heyecansız sezonu olan 2009'dan sonra 2010'dan çok umutlu olsam da şimdiye kadar pek bir tat aldığım söylenemez. Takımlar yeni kurallara, biz de çok kötü dizaynlı, kötü görünen, göz zevkine hitap etmeyen araçlara alışana kadar 5-6 yarışı geride bırakacağız muhtemelen. Şimdiye kadar 3 yarış geçti, 2 tanesini izleyemedim sadece 5-10 dakikalık özet izledim. Baştan sona 1 tane yarış izledim ve diyeceğim o ki henüz hazır değilim ben bu sporu bu haliyle takip etmeye.

Bugünkü yarışı görüntüdeki üçlü kazandı. Vettel-Webber ikilisi ile dubleyi yapan sezonun sürpriz yapması en olası takımı Redbull oldu. 3. sırada ise Rosberg yer aldı.

Rosberg çok beğendiğim bir pilot, Formula 1'de öyle deliler gibi bir takım tutup tek kişinin peşinde koşmam. Sezona göre 2-3 favori belirlerim onlarla ilgilenirim. Son 3 sezonda Rosberg sürekli takip ettiğim pilotlardan biri. Kurallar, araçlar, pistler ne durumda olursa olsun Rosberg bir şekilde podyum mücadelesi veriyor çoğu zaman. Kurallarla kıyaslandığında son 3 sezonun birbiri ile alakası yok. 2008'i kazanan Hamilton ve McLaren 2009'da hayal kırıklığı yaşarken bu sezon Redbull bir anda ortaya çıktı. Geçen sezonun bir diğer hayal kırıklığı Ferrari de bu sezon toparlanıp eski günlere döndü. Yani kurallar o kadar değişiyor ki üst üste iki sezon istikrarı yakalamak en büyük pilotlar ve takımlar için bile çok zor hale geldi. Rosberg tüm bunlara rağmen hep podyum mücadelesi içinde yer alıp, kimseyle yüz göz olmadan sadece işini yaparak belirli bir istikrar sağladı. Bu özellikleriyle her zaman başarısını istediğim bir pilot haline geldi. Umarım sezon içerisinde bir kaç kere birincilik kupası ile görebiliriz kendisini.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO