16.04.2009

Acil Toplantı : Fiorentina 11-0 U.S. Antella

Melo'nun 5 haftalık cezası Montolivo'nun bu haftaki cezasıyla birleşince Udinese deplasmanına orta sahanın en önemli iki ismi olmadan çıkacağız. Prandelli bu kaos ortamında ne yapabileceğini kestirmek için yerel amatör takımlardan U.S. Antella 99 ile bir hazırlık maçı yapıldı bugün. Maç öncesi bir de basın toplantısı vardı, kaptan Dainelli basının karşısına çıktı. Şampiyonlar Ligi iddiasından vazgeçilmeyeceğini ve 4. sıraya yeniden yükselip kalıcı olacağımızı söyledi.

Biz maça geçelim. Önceki postta orta sahada gelecek haftalardan bahsetmiştik ama Udinese deplasmanında neler olacağı belli değildi Montolivo'nun kart cezası yüzünden. İlk yarıdaki kadro şu şekildeydi :

Frey, Zauri, Dainelli, Gamberini, Pasqual, Semioli, Donadel, Kuzmanovic, Almiron, Jovetic, Gilardino.

Buradaki dörtlüde Montolivo'nun yerine Semioli'nin dahil olduğunu görüyoruz. Maçı izleme gibi bir şansımız olmadığı için Semioli forvetin arkasına mı geçti yoksa solda oynayıp Kuzmanovic'i sağ kanada mı itti bilmiyorum. Melo da yokken Semioli'nin olduğu bir 4'lü orta saha düşünmemiştim ben doğrusu. Almiron'un ise yedek kalacağını düşünüyordum yine ama şimdilik 11'de gözüküyor.

İkinci yarıda ise orta saha biraz da gelecek haftaları düşünerek kurgulanmıştı. "Böyle yapsak nasıl olur ?" diye düşünüp 4-5-1'i denemiş olmalı Prandelli :

Avramov, Mazuch, Kroldrup, Comotto, Pasqual, Vargas, Almiron, Montolivo, Jorgensen, Zauri, Bonazzoli.

Zauri ileriye çekilmiş ve orta saha 5'lenmiş. Tabii böyle bir tek forvetli sistem denenirse Jovetic sahada olacak, Gilardino tek forvet olacak, Bonazzoli değil. 5'li pek tutmaz gibi geliyor bana bu ortamda. 4'lüden vazgeçmemek lazım, yine de denemedim dememiş oldu Prandelli.

Maçla ilgili okuduğum kısa şeylerdeki ortak kanı Jovetic'in Gilardino ile birlikte çok iyi bir uyum içerisinde olduğu ve oynadığı bölümde de en fazla göze batan isim olduğu. İlerleyen haftalar için şimdilik bilinen şey Jorgensen veya Vargas'ın değil Semioli'nin ilk tercih olarak düşünüldüğü. Şu Udinese maçını atalatalım da Montolivo'lu orta saha bir şekilde idare eder kalan maçlarda. Geçen sezon son haftalarda bir kaç maçta oynanan o etkili ve baskılı oyunu yine oynayalım sorun olmaz sakatlıklar ve cezalar.

Goller : Jovetic(2), Kuzmanovic(2), Gilardino(2), Pasqual, Bonazzoli(2), Rider, Jorgensen

Felipe Melo & Ceza & Orta Saha

Melo Cagliari maçında Lopez ile tünelde kavga edip salı günü 5 maçlık ceza almıştı. Tam da tekrar seri galibiyetlere başlanmışken orta sahanın değişmez isminin neredeyse sezonu tamamlamış olması kötü bir şey. Bu noktada Prandelli'nin orta saha tercihinde neler yapacağı önem kazanıyor. Melo ve Montolivo değişmiyordu genelde ve böyle kilit bir ismin sahada olmayacak olması yeni tercihler doğuruyor.

Son haftalardaki görüntü Prandelli'nin 4-5-1 kumarı oynamayacağını işaret ediyor, yani 4-4-2 varyasyonları ile uğraşacak ki burada ikili forvetin arkasında bir isim olup olmayacağı ana konuyu oluşturuyor. Kuzmanovic-Donadel-Montolivo şimdilik garanti isimler. Sakatlık ve ceza engeline takılmadıkça bu isimler sahada olacaktır. Burada düşünülmesi gereken 3+1 veya 4'lü orta sahadaki diğer ismin kim olacağı. Santana geri gelmeyecek önümüzdeki sezona kadar, o sahada olsa forvet arkasına geçip bu üçlünün önünde yer alacağı garanti olacaktı. Şu konumda formda olan Pasqual savummadayken solda ciddi bir tehdit olan Vargas'a yer açılabilir sol açıkta. Veya forvetin arkasında Jorgensen düşünülebilir ancak kanattaki performansı ortada vermesi zor bir isim Jorgensen. Vargas sahada olursa ortadaki üçlüde Montolivo'nun yerine geçebilir ve bu defa da Montolivo Jovetic-Gilardino ikilisinin arkasında yer alabilir. İsimler sabit gibi dursa da Melo'nun yerine geçecek isim orta saha düzenini belirleyecek. Olmaması mümkün tek şey Gobbi'nin ilk 11'de çıkması. Tabii ki sol bekte Pasqual'in yerine Vargas'ın geçmesi ihtimali var bir de, o zaman Jorgensen'in forması garanti gibi.

Düşük de olsa beni kahredecek bir ihtimal var ki o da Bonazzoli-Gilardino ikilisine forvette yer verip forvet arkasına Jovetic'i koymak. Son maçlarda Gilardino'nun yanında 2. forvet olarak güzel işler yapıyordu Jovetic, orta sahaya çekip hücum hattını baştan yaratma riskine girilirse Udinese deplasmanı kocaman bir kayıp olabilir elimizde. Udinese deplasmanında Montolivo da yok üstelik. Üst tarafta yazan tüm ihtimaller ileriki haftaları kapsıyor. Udinese deplasmanında hem Melo hem de Montolivo olmayacağı için bugün antrenman sahasında bir hazırlık maçı var..

Betfred.com World Snooker Champ. 2009

Bloga daha yeni başladığımda Snooker yazmıştım biraz, sonra unuttum gitti, izleyemedim bir süredir. Geri dönüşü Masters 2009 ile yapmıştım ama bugün-yarın derken bloga yazmayı unutmuştum. 2009 Dünya Şampiyonası göz hapsimde olacak. Ronnie O'Sullivan son şampiyon ünvanıyla katılıyor ki bu yıl yapılan Masters'ı da O kazanmıştı. Ronnie, Masters'tan sonra Galler'de ve Çin'de çeyrek finallerde kalmıştı 5-3 ve 5-4'lük mağlubiyetlerle, o kadar formda gelmese de her zaman olduğu gibi bir turnuvaya katıldıysa en büyük favori O'dur.

Dünya Şampiyonası'nın öneminden bahsetmek gerekirse, sıralamaya en fazla etki eden turnuva ve aynı zamanda snooker dünyasında da en prestijli turnuva. Futbolda Süper Kupa'nın Şampiyonlar Ligi'nden daha prestijsiz olduğu gibi Masters ile Dünya Şampiyonası da hemen hemen aynı değerdeler. Masters'a da şampiyonlar gidiyor ama Dünya Şampiyonası'ndan daha önemli olamıyor.

18 Nisan-4 Mayıs tarihleri arasında oynanacak maçlar. 4 Mayıs günü Ronnie masada olursa o finalin tadı bambaşka olur.

Şampiyonlar Ligi 2009 : FA Cup Edition

İtalya'nın sadece Udinese ile Avrupa'ya tutunduğu, İspanyollar'ın sadece insanüstü takım Barcelona ile varlıklarını sürdürebildiği Avrupa'da İngilizler yine kupayı FA Cup'a döndürdü. Porto son dakikalarda yüklenirken kenardan Jesualdo Ferreira keşke mantıksız şutlar yerine düzgün paslar atılmasını söyleseydi. Bazı yerlerde öyle kötü şutlar denediler ki bir tanesini olumlu kullansalar şu an yarı finali görmüş olacaklardı.
Kupadaki diğer İspanyol Villarreal'in eleneceği olası görünüyordu eşleşmeler yapıldığında ki ilk maçtan sonra zaten bu kesinleşmişti. Nihat'ı oyuna almak için 2-0'ı beklemek hatalı karardı, hemen ardından da 3-0 olunca Nihat kalan dakikaları sağlık koşusu yaparak geçirdi.

Bir Şampiyonlar Ligi sezonu daha sona doğru yaklaşıyor ve yine İngiltere Federasyon Kupası'ndan bir farkı kalmadı. 4 takımın 3'ü İngiliz.. Benim gibi İngiltere Ligi'ne büyük maçlar dışında 90 dakika tahammül edemeyenler için zevksiz bir finale doğru adım adım gidiliyor.. Gözlerim yine İtalyan arıyor buralarda ama birbirlerini yemekten fırsat bulamıyorlar.

15.04.2009

Not Defteri #17

  • Pazartesi günü bir süredir beklediğim kedim geldi, 5 haftalık, küçücük bir şey. Adı da Peri oldu. Kedimin adı Peri yani. Kedi Peri. Katy Perry telif hakkı istemesin, vermem. Henüz bebek gibi olduğu için dolaşıp mama yiyor ve yarım saat kadar oynayıp uyuyor tekrar.
  • Laptoptan çok memnunum, FM 2009'u sanki CM 01/02 oynarmış gibi oynuyorum, seri ve kesintisiz.. Performansı net olarak test etmek için NBA 2k9 indiriyorum.
  • Şu an 15 Nisan 2009'dayız, anladım ki portakal yememek lazımmış. Erik ve çilek çıkmaya başlamışken aynı tabakta portakalın yeri olmamalı.
  • Nescafe 2'si 1 arada benim için biçilmiş kaftan. Aslında böyle hazır paket değil ayrı ayrı alıp kendimce yapma taraftarıyım her zaman ama tembellik anlarında 3'ü 1 arada şekerli geldiğinden mecburen yine kavanozdan koyuyordum. Bu yenisi çıktı çıkalı kavanozdaki kahveyi unuttum.
  • Nescafe demişken, bir tane Eti Puf alıyoruz, bisküvisini ve üzerindeki süslemeyi/kaplamayı yiyoruz böylece elimizde sadece marshmallow kalıyor. Kendisini ağır ağır keyif yaparak yemek yerine kahvenin içine atıyoruz ve eriyip gidip kahvenin tadına mükemmel bir katkı yapıyor. Deli işi gibi durduğuna bakmayın, deneyin, pişman olmayın.
  • Gitar konusunda 6 ders sonunda geldiğim noktaya kendim bile şaşırdım. Hocam benim bu işi becerebileceğim için böyle iyi, doğru ve hızlı gittiğimi söylüyor ama ben kendisinin 35 yıllık birikiminin ve deneyiminin daha önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Bir şu dördüncü parmağı çabuk güçlendirsem iyi olacak.
  • Uykusuz'un 5. cildi ve Çarpışma'nın albümünü D&R ve Remzi'de bulamadım, İletişim'de de bulamazsam meydanlara çıkıp kendimi yakmayı planlıyorum.

14.04.2009

francHits #14

1. Tool - Jambi
2. Slipknot - Psychosocial
3. Muse - Bliss
4. Red Hot Chili Peppers - Torture Me
5. Buz - Omzundaki Yük

13.04.2009

Özet : Fiorentina 2-1 Cagliari

Oh Be #2

14 Kasım 2008 tarihinde uzun süren sakatlığının ardından oh çekmiştik. Mehmet Topal döndükten sonra orta saha ve takım bir anda daha iyi oynamaya başlamış ve sezonun kalanı için umutlar azalırken yeniden çoğalmaya başlamıştı. Bugün sezonun geri kalanında pek iddiamız bulunmasa da Mehmet Topal'ın geri dönüşü savunmada yapılan saçmalıklardan sonra oh dedirtti yeniden. Maç yazısında yazmadım Mehmet'i, o kötü şeylerin arasında kaynamasın istedim. Stoperde en son Almanya maçını hatırlıyorum, döktürmüştü 3 gol yesek de. Bugün yine uzun süren sakatlıktan sonra stoperde oynadı ve Servet'in sakatlığından sonra iki maç üst üste gol yemedik ilk kez, oyundan düştüğümüz ve Güiza-Semih ikilisinin ciddi sorunlar yaşattığı dakikalarda üç tanesinde son adam olmasına rağmen soğukkanlı şekilde topunu aldı ve gollere engel oldu. Uzun sakatlık döneminden sonra esas mevkiisinde oynamamasına rağmen futbolsuz geçen gecede futbolun dönem dönem gözüktüğü anlarda maçın tartışmasız yıldızı oldu.. O olduğu sürece savunma her zamankinden daha güvenli oluyor, en azından Barış veya Ayhan gibi kritik hatalarla başımızı ağrıtmayacağına emin oluyorum. Bir daha böyle uzun ayrılıklar yaşatmamasını dileyerek bitireyim bu postu..

Bayrak Adamlar

Arda Turan & Semih Şentürk

12.04.2009

Yine Aynı Film : Galatasaray 0-0 Fenerbahçe

Derbi gündüz başlamıştı, yani hava aydınlıktı. Galatasaray için de aynı oranda parlak başlamıştı herşey. İlk yarım saatteki baskıyı Bülent Korkmaz döneminde ilk kez görebildik. Galatasaray'ın kazanması için de o bölümde golü bulması lazımdı ama olmadı. O bölümde farka gidebilecek maçta gol gelmeyince kalan 60 dakikada pek de gol bekleyemedim, nedenini bilmiyorum ama bir umutsuzluk vardı içimde. O da bana özel bir saçmalık olarak kalsın. Futbolu dolu dolu yazmak isterken akşamın sonu tatsız bitti. İlk yarım saatteki futbolu 90 dakika oynayıp kazanamasak üzülmezdim ama o güzel oyun bu saçma sapan olayların ardında kayboldu gitti ya, buna üzülüyorum işte ben. Bu tatsızlığın temelleri ilk yarıda atılmıştı, Emre Belözoğlu-Sabri ikilisi aslında ilk yarıda oyun dışına alınabilse daha doğrusu gönderilebilse daha temiz bir maç sonu yaşayabilirdik. Gerçi Ali Sami Yen'de üç maçtır üst üste 90 dakikayı tamamlayamayan Lugano'ya nasıl engel olunacaktı, o da ayrı bir konu. Arda-Semih kargaşasına ise diyecek çok şeyim yok, iki oyuncu da basın açıklaması yaptı. Arda net ve seri şekilde konuştu ve gitti. Semih ise duraksadı, takılarak konuştu ve vurmadığını söylerken sert dokunmuş olabilirim diye ağzından kaçırdı bu ikili arasındaki olayı kendisinin başlattığını. Zaten iki oyuncunun gözlerine baktığımız anda anlıyoruz kimin doğru kimin yanlış konuştuğunu. Emre Aşık'a da yazık oldu, maç boyu agresifti belki ama uzatmadaki kavgada pisi pisine gitti. Dayağı yedi ve atılan o oldu.

Maç sonu için Lig TV'yi alkışlamak istiyorum(!) Çok adaletliydiler doğrusu.. Lugano olayların başlamasından sonra aut çizgisinde Emre Aşık'ı yere düşürdükten sonra üzerine gidip Emre yerdeyken vurmaya hazırlanıyor, yayıncı kuruluş kesiveriyor görüntüyü o noktada. Olayları başlatan noktada Lugano'nun Emre'ye attığı kafayı gösterirken de zoomlanan görüntüyü Yasin'den sonra kesip sadece Emre'nin düşüş anını gösterdiler, kafa vurma anı görünürde yoktu. Neyse ki TRT tüm detaylarıyla gösterdi hepsini. Bu bir detaydı, değinmesek olmazdı. Lugano-Emre arasındaki iki kritik olay da sıcağı sıcağına gösterilebilecekken Lig TV'nin makasına kurban gitti.
Futbol konusunda konuşulacak şeyler dediğim gibi ilk yarım saatteydi. Carlos'un arkasına bu kadar çok sarkılıp pozisyon bulunmasında Fenerbahçe adına en büyük etken Uğur Boral'dı. Gençlerbirliği'nde savunma yapmaya alışmışken Fenerbahçe'de tamamen ileride oynayıp savunma yönünü unutmasının getirisiydi bu, savunmada Carlos'un kademesine gelememesi Kewell, Baros ve Sabri için bulunmaz bir nimetti. Carlos'un tamamen kendi suçu olan tek pozisyon maçın da kader anıydı bana göre. Kewell jeneriklik golü denemeye kalkmayıp yürüse boş kaleye iki üç arkadaşını yollayacak topla birlikte.. Heyecan veya acele ne dersek diyelim, olan oldu bir kere. Kewell'a o pozisyon dahil hiç bir şekilde tek kelime edemeyiz zaten. Son olayda oyunda olmasa da maç içerisinde hiç bir gerilim dolu pozisyonda Kewell ön planda değildi, sadece Selçuk'un kartında faulün yapıldığı isimdi. Keşke tüm yabancılar böyle olabilse, keşke Lugano ile uğraşmasak. Lugano hakkında konuşunca tepki çekeceğimi biliyorum ama durunm böyle, bunu da değiştiremem, sonuçta kuzguna yavrusu şahin görünecek her zamanki gibi. İki takımın da rakipleri tarafından en çok saygı duyulan iki oyuncusu Arda ve Semih'in atılmasına başrolü oynadı Lugano.

Fırat Aydınus'un ilk anlarda yani maçın maç olduğu anlarda yönetimi gayet iyiydi de Emre B.-Sabri olayında kontrolü eline alamadı, Selçuk'a ikinci kartı veremedi derken ikinci yarı koptu gitti herşey. Her olayda kahkahalar atıp gülüp eğlenip milleti susturmasa, biraz ciddiyete doğru kaysa sert tavır takınsa daha güzel şeyler olabilirdi. Güler yüz ve sempatik tavırlar da bir yere kadar olumlu sonuç veriyor, sonrasında böyle oluyor işte her şey. Selçuk'un uçan tekmesi kasıtlı olmasa da cezası yeryüzünün her noktasında sarı karttır, nedense Fırat Aydınus'a göre öyle olamadı bu. Şu maçta Emre Aşık atılırken Sabri ve Emre Belözoğlu 90 dakikayı tamamlayabiliyorlarsa o hakem başarısız olmuştur, bunu daha da uzatmaya hiç mi hiç gerek yok.

Bütün bunlar olurken Fransa'da Lyon artık lider değil, Türkiye ve İtalya'da iki büyük derbinin oynandığı haftaya damgasını vuran olay budur benim gözümde.

11.04.2009

Devam...

Asus'umu aldım sonunda, internet de pazartesi günü hazır olacak. Blogdaki durgunluğun da sona ermesi demek bu.. Zaten pazartesi günü bir kaç parçaya ayrılmam gerekecek internet, kedi, okul derken..

5.04.2009

Atalanta 1-2 Fiorentina

Skor geç gelse de, kendi adıma konuşayım, bu sezon ilk kez son dakikalarda alınan bir maçta gerginlik yaşamadım. İlk yarıda beraberlik varken bu maçın kazanılacağı o kadar belliydi ki ikinci yarı öncesi tedirgin değildim. 49'da Plasmati'nin golü korku yarattı biraz ama Mutu'nun sakatlığı sonrası hakettiği şekilde ilk 11'e geri dönmüş olan Stevan Jovetic kırmızı kartla birlikte gelen penaltıyla 1-1 yaptı 59'da. Bu iki gol arasındaki 10 dakikalık süre Atalanta'dan nefret etmek için yeterli bir zaman dilimiydi. Gereksiz bir sertliğe başvurdular bu dakikalarda. Büyük takımlara karşı golü atıp santrayla birlikte hemen çirkefliğe başvuran Anadolu takımlarımıza döndüler bir anda. Neyse ki kırmızı kart ve penaltı durdurdu onları biraz. Skoru tekrar eşitledikten sonra iş tek kaleye döndü, yüklendikçe yüklendik ama sonradan oyuna giren Bonazzoli insanları yine çileden çıkarttı, çıldırttı. Atılması gereken golleri basitçe harcadı, direğin yanından giden kafa topu var bir tane ki aynısı Gilardino'ya bir kere bile denk gelse gol sevincini 89'da değil 70'lerde yaşıyor olacaktık. Atalanta eksik de olunca iyice yaslandı iyice kapandı ve gelin bize gol dedi adeta. Bu kadar anti-futbol sevdalısı olunca gol yemeyi de sonuna kadar hakettiler. Semioli'nin sağ dibe inip yerden yaptığı sert ortaya Gilardino rahat dokundu iki rakibin ve kalecinin önünde. Sonrası da yine son anlarda, heyecan üst seviyedeyken kazanılmış bir maç oldu. Mutu'yu beğenmesem de geçtiğimiz 1.5 ayda yine sakatlıktan dönüp iyi şeyler yapmıştı bir kaç maçta, kendisi yokken değişen taktik düzende ilk maçı kayıpsız atlatmak lazımdı ve geç de olsa başardık bunu. Bundan sonrası Jovetic'in de katılımıyla kolay geçmeli, geçmek zorunda. Mutu döndüğü vakit de Jovetic 11'deki yerini kaybetmemeli, bu çok önemli.

Haftaya cumartesi Cagliari ile Artemio Franchi'de oynuyoruz, 3 puan demek 4. sıra ve Şampiyonlar Ligi umutları için yeniden ayağa kalkmak demek.

2009 Malezya GP

Button adının hakkını veriyor doğrusu, Benjamin Button gibi tersten bir kariyer yaşamaya başladı adam. Yıllar yılı Formula 1'de gelecek vaad eden genç İngiliz diye anıldıktan sonra değişen aerodinamik ayarların ve yeni kuralların getirisiyle birlikte sezona 2'de 2 yaparak girmiş oldu. Tüm sürücülerin tamamladığı en son tura bakıldığı için 31. turun sıralaması yarışın da sıralamasını belirlemiş oldu, bu da yarışın durdurulduğu andaki sıralamaların neden geçerli sayılmadığını merak edenler için bilgi olsun. Bu yüzden Glock 3. sırayı aldı, yarış durduğu anda 2. olması bir şey ifade etmiyor. Yarış durdurulduğu ve o sırada %75'i tamamlanamadığı için pilotlar ve takımlar almaları gereken puanların yarısını aldılar bu yarışta.

Yarış hakkında söylenecek en güzel şeyi hiç şüphesiz Okay Karacan söyledi. Ses bağlantısında sorun olduğu için Serhan Acar'ın yerine geçici olarak yarışı sunan Okay Karacan'ın yarışın durdurulduğu son turda yaptığı espri aslında bütün günün de özetiydi :

- "İstanbul trafiğinde gibiler !"

Malezya GP'si sonrası ilk 8 sıra ve aldıkları puanlar :

Pilotlar ve markalar klasmanında genel sıralama :

Pilotlar
1. Button - 15
2. Barrichello - 10
3. Trulli - 8.5
4. Glock - 8
5. Heidfeld - 4
6. Alonso - 4
7. Rosberg - 3.5
8. Buemi - 2
9. Webber - 1.5
10. Hamilton - 1
11. Bourdais - 1

Markalar
1. Brawn - 25
2. Toyota - 16.5
3. BMW - 4
4. Renault - 4
5. Williams - 3.5
6. Toro Rosso - 3
7. Reb Bull - 1.5
8. Mercedes - 1
9. Force India - 0
10. Ferrari - 0

3.04.2009

Not Defteri #16

  • İzmir'e döndüm döneli yine yazamadım ama bu defa keyiften değil, artık laptop sahibi birisi olmak üzereyim, onunla uğraşırken internete girecek zaman bulamadım. Daha önce adını andığım bir modeli vardı Asus'un ama fiyatı 2.800-3.000 TL arasındaydı ki şu durumda onu almam imkansız. Zaten öyle bir dizüstü bilgisayarı yaklaşık 6-7 kullanırdım ben.
  • Laptop için 2-3 hafta daha bekleyebilirdim kendi kaynaklarımla alabilmek için ama çevremdeki herkes biliyor, buradan da söylememde sakınca yok. Kardeşime yerel seçimlerin ertesi günü Canon EOS 450D alınınca isyan bayrağımı çekiverdim. Babam kardeşime onu alınca annem de bana laptopu aldı. 22 yaşımda hala böyle ince hesaplar peşindeyim, utanmıyorum da üstelik.
  • Aldığım laptopun modelini söyleyeyim önce : ASUS X59SL 226DV. Dün öğleden sonra Vatan Bilgisayar'dan aldım ama henüz elimde değil. Fiyatı nakit ödedim, 1.447 TL. Almak isteyenlere şiddetle öneririm. Özelliklerin detayı için google'da basit bir arama yeterli. 2.26GHZ çift çekirdek işlemci, 256MB ATI ekran kartı, 3GB ram, 250GB hdd diye özet geçeyim. İşlemci, hdd, ram ve ekran kartı için daha detaylı şeylere girmeyeyim ama tek sıkıntısı hddnin 5400rpm olması, bunu söylemeden geçemem. Bir iki say sonra değiştiririm onu da. Sadece LG'nin benzer bir modelinin 1.850 TL civarı olduğunu söyleyebilirim. Üstelik işlemci bir kademe daha düşüktü.
  • Bunun dışında internet bağlatmak için önce telefona başvurmak gerekiyor ki pazartesi günü halletmeyi planlıyorum. Akşam müşteri hizmetlerini arayıp olursa hemen bağlatabilirim telefonu ki sanmıyorum gelip de haftasonu yeni hat bağlasınlar. Hat sorununu çözünce ADSL için engel kalmıyor. ADSL başvurusunu yaptığım gün bağlanacağını söyledi başvuru noktasındaki adam.
  • Hangi servis sağlayıcıda alacağıma karar verememiş olsam da TTNET'in Pikatel modem vermesi canımı sıkıyor, o kadar kalitesiz bir modem görmedim ben kullandıklarım arasında. Biri veya Smile eğer AirTies falan veriyorsa direkt onlara giderim hiç uğraşmadan. Modem konusunda en iyi servis sağlayıcı hangisi bilmiyorum, bu konuda fikri olanlardan yardım bekliyorum. Servis sağlayıcılar modem verirken gidip de kendim boşuna modem almak istemiyorum. Zaten gidince Marmaris'teki emektar kablolu modemimin yerine kablosuz birşey alacağım, bir de İzmir'e masraf yapmak istemiyorum, dedim ya ne de olsa ADSL'i alacağım şirket modemi verecek.
  • Modem ve servis sağlayıcı konusunda bu kadar kararsızken fikirlere açık olduğumu belirtmek isterim. Bir süre daha yazma konusunda bu 3-4 günlük ağır tempo sürebilir. Haftasonu sadece lig maçlarını ve izleyebilirsem Atalanta-Fiorentina maçını yazmak için gelirim.
  • Hafta içi Ağustos-Eylül 2008 ve Şubat 2009'daki o hızlı tempoya yeniden döneceğim ve blog ile o dönemlerdeki gibi ilgileneceğim için de heyecanlanmadım desem yalan olur.. İzmir'deyken saçma saçma internet cafelerle uğraşmak 1 senedir canımı sıkıyordu, kurtulmak güzel oldu..
  • Ayrıca son notum olsun, birileri bir yerlerden sorunsuz çalışan Champions League 1999/2000 isimli PC oyununu bulabilirse -torrent olur, cd olur, herşey olur- o kişinin karma puanını yükseltirim, evil bile olsa aniden good yaparım o karakteri. Arcanum'a haftasonu evdeyken yeniden başlayınca son cümle böyle oldu.. Daha da saçmalamadan Not Defteri'nin 16. sayfasına noktayı koyayım.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO