22.06.2010

WC 2010 Babes / Australia





Uzak Dur Bizden City!

Kısa bir transfer hikayesi ile sizlerleyiz... Birkaç madde ile derdimi en iyi şekilde anlatabileceğime inanıyorum, başlayalım:

İstenen: Juan Manuel Vargas & Riccardo Montolivo (İkisi birlikte)
İsteyen: Manchester City
Verilen: Toplam 40 Milyon Euro
Alınan: Baba.

~

Ha bu arada, Miguel Veloso konuştu: Kupa sonrası Milan-Juventus-Fiorentina üçlüsü arasında tercih yapacağım.

WC 2010 Babes / England





WC 2010 Babes / Paraguay





WC 2010 Babes / Netherlands





2010 DK: Günün Özeti (21 Haziran)

Portekiz-Kore macina fazla deginmeye gerek yok.. Brezilya macinda ortaya koyduklari futbolla sempati kazanan Kore ekibi turnuvadaki ikinci macinda fena dagildi. Portekizin ikinci golune mest oldum. O golden sonra mac koptu zaten. 7-0 ile grup maclarinin en farkli skoru geldi portekizden.

17.00'de oynan mac gunun en cekismeli maciydi. Honduras'i etkili futboluyla yenen Sili ve ilk macta Ispanya'yi yenerek buyuk bir surprize imza atan Isvicre karsilasti. Isvicre'de Barnetta ve Eren'in yedek olmasini cok garipsedim. Sili tarafinda ise surpriz yoktu. Vidal ve Behrami mucadelesinde kendini yere atan Vidal, Behrami'yi saha disina gonderip takimina haksiz bir kazanc sagladi. Bu dakikadan sonra oyunu iyi kotu idare eden Isvicre, Sili'nin etkili hucumlarina daha fazla direnemedi ve bir kanat organizasyonu sonucu yenik duruma dustu. Oynayan 9 kisiyle iyice risk alan Isvicre'nin arkada biraktigi bosluklari Honduras macinda oldugu gibi degerlendiremedi Sili. Averaj sistemine bakilinca cok arayabilirler gibi gozukuyor bu kacan golleri. Macin son dakikasinda Eren'in penalti noktasindan kacirdigi gol Sili'ye agir bir tokat olabilirdi ama isler son maca kaldi.

Ilk macta soka ugrayan Ispanya'nin zayif rakibi Honduras karsisinda farka gitmesi bekleniyordu herkes tarafindan. Farka gidecek topu da oynadilar zaman zaman ama genel olarak daha durgun bir Ispanya izliyoruz iki mactir. David Villa'nin iki guzel goluyle Honduras'i rahat gectiler. Ozellikle ilk gol Villa'ya hayran birakacak cinsten. Barca taraftarlari ayrica sevinmislerdir sanirim. Ikinci golu bulduktan sonra iyice rahatlayan Ispanyollar, Portekiz gibi hezimet yasatamadilar rakiplerine. Villa'nin kacan penaltisi hat trick hayallerini oldurunce grupta isler son maca kaldi. Son macta Sili ile oynayacak Ispanya icin kesin yener ifadesini kullanmak guc. Cok zor bir maca cikacaklar. Diger macta Isvicre, Honduras'i farkli gecerse gruptan cikmak icin hala avantajli duruyor.

18.06.2010

2010 DK: Almanya 0-1 Sırbistan

Acikcasi bu kadar pozisyonlu ve heyecanli bir mac beklemiyordum TV karsisina otururken. Sirbistan, Gana macinda tatsiz bir izlenim birakmis, Almanya ilk macinda sov yapip 3 puani cebe koymus durumda cikti sahaya. Almanya'nin alacagi 1 puana pek ses cikartmayacagini dusunuyordum, kagit ustunde 3 puana ihtiyaci olan Sirbistan'di ve onu da aldilar.. Mac beklendigi gibi basladi aslinda. iki takim da topun kendisine kalmasini istedi, bunu daha cok basaran Almanya oldu diyebiliriz. Almanya kazanan 11'i bozmadan cikti sahaya. Sirbistdan'da Gana macinda silik oynayan Krasic daha cok kendini belli etti bu mac. İlk macta yedek oturan Kuzmanovic bu sefer Antic'in 5'li orta sahasinda kendine yer buldu.

Futbol guzel bir oyun. 37. dakika da her sey normal giderken 39. dakika da 10 kisi olarak santra yapiyordu Almanlar. Klose 40 dakika olmadan 2 sari kart gorerek oyundan atildi. 1 dakika sonra Zigic'in indirdigi topu macin en etkili oyuncularindan biri Jovanovic gole cevirdi. Gana'ya carpilan Sirplar icin bulunmaz nimetti tabii ki bu. Iki teknik adam da devre arasini beklerken Khedira'nin ikinci yari planlarini alt ust edebilecek sutu direkte patlayinca devre bu skorla bitti.

Ikinci yarida Podolski'nin formsuzlugu Almanya'nin puan hesaplarina comak sokar gibiydi. Sirbistan iyi hizli hucumlarini kotu bitirmese mac cok onceleri bitebilirdi Almanya icin. Her seye ragmen Sirbistan'in elle penalti yapma tiki devreye girdi ama Podolski icin isler iyi gitmiyordu bugun. Penaltiyi da kacirinca Low, Marin ve Cacau hamlelerini yapti, Antic ise Kacar hamlesiyle orta saha-defans arasina taze kani verdi. Macin bitimine kadar Marin disinda yine yaraticiliktan uzak kaldi Almanya ve kupanin en golcu takimlarindan biri olarak ciktigi macta gol atamadan yenildi ve grupta isler karisti. Tablo Gana icin buyuk firsata, Avustralya icin ufak bir umuda donustu. Son maclar arasinda en heyecanlisi sanirim Grup D olacak.

2010 DK: Fransa 0-2 Meksika

Kupada yarı final oynayacağını iddia ettiğim bir takımdı Meksika. Son maçta mucize gerçekleşmezse de grubu aşmış oldular. Ben lider çıkacaklarını düşünmüştüm, son maçta Uruguay'ı yenmeleri gerekecek, bu da zor görünüyor. Ben Dünya Kupası grupları belirlendiği gün Meksika'nın Fransa'yı zorlanmadan geçeceğine inandığımı söylemiştim. Kadro seçimleri ne olursa olsun bazen bunları görmek zor olmuyor; Fransa'nın şu turnuvada Meksika'yı yenmesi mucizevi bir olaydı bence.

Meksika maçın ilk dakikalarında ne yapacağını gösterdi Fransa'ya. Buna göre tedbir almayıp kafasına göre oynamayı seçen Domenech daha 5. dakikada kendi ipini çekmiş oldu. Hayran olduğum oyunculardan biri olan Carlos Vela yanındaki Dos Santos'a topu aktarmayı başarsaydı kabustan uyanır mıydı Fransa bilmiyorum ama 2-0'lık sonuç gayet yeterli oldu. Devrenin golsüz tamamlanması Fransa'yı işlerin yolunda gittiğine ve ikinci yarı durumu toparlayabileceklerine inandırmış olsa gerek. Yoksa ikinci yarıya ilk yarıdakinden hiç farkı olmadan çıkmanın başka bir açıklaması olmamalı. Anelka-Gignac değişikliği büyük fark yaratacak bir olay değildi zira Fransa'nın problemi gol vuruşu değil gol vuruşu yapacak adama o imkanı tanıyamamaktı.

Carlos Vela'nın sakatlığı sonrası oyuna giren Barrera şapkadan çıkan tavşan oldu doğrusu. Vela gibi etkili olmasını beklemiyordum ancak aratmadı Vela'yı. Şapka-tavşan olayını da nedense bu ara pek sık kullanıyorum, konudan bağımsız olarak aklıma geldi. İki takım da ilk yarıda yaptıklarını doğru bulup aynı strateji ile ikinci yarıya başlamıştı ki tekrar etmiş olalım ilk yarı kendi adına doğruyu yapan takım Meksika'ydı, Fransa değil.
1-0'dan sonra bile orta sahasının savunmasına yeteri kadar yardıma gelmediği, aynı orta sahanın yeteri kadar golcüyü besleyemediği Fransa mağlup olmayı ve 2002'de yine bir 0-0'lık Uruguay maçı içeren aynı kabusu yaşamayı çoktan hak etti bana kalırsa. Umarım son maçta güzel bir vedaya hazırlanan Güney Afrika da acı bir sürpriz yapıp Fransa'yı son sırada bırakır. Domenech gibi bir ismi bu kadar zaman görevde tutan ve inatla aynı oyun felsefesine bel bağlayan Fransa köklü bir sistem değişikliğine gitmenin zamanının geldiğini anlamalı artık. Gourcuff oynamasın diye isyan eden bir oyuncu topluluğu var, bu isyana kulak verip saçmalayan teknik adam var, güven vermeyen savunma ve formsuz orta saha hattı var. Büyük bir takımda olmaması gereken çoğu şey vardı Fransa'da; üstelik sadece dün akşam değil kupa boyu birçok yanlış yapılıyor.

Neyse, benim favorim Meksika istediğini aldı bana yeter. Son maçta da Uruguay'ı geçip lider olmalarını diliyorum, 2. sırada kalıp Arjantin ile karşılaşmayı istemeyeceklerdir herhalde.

17.06.2010

2010 DK: Güney Afrika 0-3 Uruguay

Kupanın açık ara en tatmin edici, en keyifli günü kendine yakışan bir final yaptı. Günün son maçında ev sahibi kupaya resmen olmasa da veda etti diyebiliriz. Uruguay ise üçlü forvet sevdalısı bünyelere ilaç gibi geldi. Ev sahibi demeden korkusuzca Cavani-Forlan-Suarez üçlüsü ile yüklendiler ve amaçlarına da ulaştılar. Meksika-Fransa maçı iki takımın finali oldu neredeyse bu sonuçla. Uruguay ise son maçta Meksika'yı yenmek için sahaya çıkacak sonuçlar ne olursa olsun, zira diğer yanda liderliği alması yüksek ihtimal olan Arjantin ile karşılaşacaklar.

Geleceği bırakıp maça dönersek ilk maçtakine oranla tutuk bir ev sahibi vardı. Uruguay'ın üst düzey forvet hattına ve cesur oyununa direnmeye çalışsalar da yedikleri ilk gol geç bile kaldı. Forlan'ın vuruşunda top çarpabileceği her şeye çarptı ve gol oldu. Önce rakip, sonra direk... Bu noktadan sonra ev sahibi etkili olmaya çalışsa da ipleri bir türlü alamadı rakibinin elinden. Uruguay da devreyi kaza kurşunu yemeden kapattı ve ikinci yarıya rahat çıktı biraz daha.
Penaltı gelene kadar Uruguay'ın baskısı sürdü, tartışmalı gibi duran ama bence doğru bir kararla kırmızı kart da gelince Güney Afrika tamamen çözülüp teslim oldu. Luis Suarez bu maçla birlikte Hollanda'da patlayıp başka liglerde sönen basit golcülerden olmadığını da göstermiş oldu. Benim gözümde 2 gol sahibi Forlan'ın üzerine çıktı performans olarak. O enerji Uruguay'a çeyrek final getirmeli en azından. Meksika ile birlikte el ele çıksınlar tabi oralara ancak Arjantin'e denk gelene yazık olacağa benziyor. Uruguay'da dikkat çeken başka isim düşünüyorum ama ilerideki üçlüden en etkisiz görüneni Cavani bile tatmin edici bir oyun ortaya koydu. Yani Uruguay'da maçın etkili isimleri forvetler oldu. Diğerleri de yeteri kadar ayak uydurunca rahat bir galibiyet geldi böylece. Uruguay bu dakikadan sonra olur da gruptan çıkamazsa bir daha Dünya Kupası'na katılmasın, gerek olmaz zira.

Lugano bu maçı sarı kartsız atlattı ancak Vela ve Giovani gibi iki delinin bulunduğu Meksika maçında kart görmesi olası. Üst turlarda Lugano'nun gerideki oyununa alışmış olan Uruguay için hafif bir tehlike demek bu. Maçı kartla tamamlasa önümüzdeki maç Meksika karşısında zorlanabilirlerdi. İki açıdan da sakat bir durum, Meksika maçını kartsız geçirmesi lazım Lugano'nun.

A grubu bu maçla birlikte şekillenmiş oldu biraz. Fransa-Meksika maçı iki kat önemli hale geldi zira bugün bir beraberlik çıksa o maç riske atılmazdı iki takım adına ama artık kazanmak gerek. Kupanın en iyi maçlarından birini bekliyorum o maçta. Bu maç o maçtaki mücadelenin ve hırsın önünü açtı, umarım hayal kırıklığına uğramam.

16.06.2010

2010 DK: İspanya 0-1 İsviçre

İşte bu! Kupada futbol kalitesinin üst düzeyde olduğu maç izlemeyeceksem bu tip maçlar izlemeliyim ki tadı çıksın işin. Tüm takım halinde İsviçre beğenimi topladı. Körü körüne değil de bilerek ve oynayarak savunma yapan takıma her zaman saygım vardır, her zaman beğenirim o tip defansif oyunu. Bu sezon Inter'i yerden yere vurmadıysam sebebi budur, aynı şekilde İsviçre'ye itiraz etmeyip alkışlıyorsam da yine aynı sebeptendir.

Sezon içerisinde Şampiyonlar Ligi ile ilgili konuşurken sıkça dillendirmiştim, ne kadar doğru ve başarılı bir sistem olursa olsun Barcelona'nın yapısı bir yerden sonra tat vermemeye başlıyor. Messi'nin sıra dışı hareketleri dışında yüzlerce pas yapılarak oynanan oyun ilk dönemlerde ilgi çekiciyken artık sıkıcı hale gelmişti benim için. Çevremde de aynı huzursuzluğu seziyordum. Bu bağlamda İspanya'nın oyun yapısına İsviçre'nin ciddi savunma yapısı ters gelecek diye düşünüyordum. Bu maç şu ana kadar Dünya Kupası'nın en büyük sürprizi ancak İsviçre'nin son durumunu ve Hitzfeld'i bilenler için o kadar da tarihi bir sürpriz değil. Evet İsviçre belki ilk kez böyle bir galibiyet alıyor ancak ne olursa olsun ben büyük çoğunluğun şaşırdığı kadar fazla şaşırmıyorum. Bir kere böyle bir takıma karşı Xavi-Iniesta fazlaydı, birinin yerine Fabregas gibi bir isim lazımdı. Arsenal'in kaptanı sahada olmayınca işler istendiği gibi yürümedi. Geçen sezon Konfederasyon Kupası'nda patlayan İspanya bugün de devam etti serbest düşüşe. Gruptan çıkamama ihtimalleri belirdi zira İsviçre'ye böyle zorlanan takım Şili karşısında daha da zorlanabilir. Şili'ye karşı hücumu düşünmek ve savunma güvenliğini biraz unutmak zorundalar ki Şili'nin Suazo ile mükemmelleşecek hücum hattı karşısında çok zorlanacaklar.

Bugün, özellikle de ikinci yarıda, İsviçre'nin savunmasını çok beğendim. Oyunu yok edip, anti futbol temsilcisi bir takım gibi değil de geride topunu oynayarak savunma yapan bir takım gördük. Hitzfeld bu işi her zamanki gibi başardı ve kupanın en güzel sürprizlerinden birine imza atmış oldu. Şimdi hedef grupta İspanya'nın önünde yer almak. Bu gruptan gelecek 2. sıra takımının muhtemelen Brezilya ile eşleşecek olması olası bir erken finali gündeme getirmişti. İspanya'nın 2. olacağı düşünülemiyordu ancak bugün bir anda değişti senaryo.

Şimdi önümüzde iki güçlü seçenek var: İspanya'nın gruptan çıkamaması veya 2. turdaki Brezilya-İspanya eşleşmesi. İspanya'nın liderliği bu iki seçeneğin çok uzağında kaldı.

2010 DK: Honduras 0-1 Şili

Kupanın açık ara en keyifli maçını izledik, Almanya ve Kore dahil olmak üzere en keyiflisiydi bence bu. Tek golle bitmesi talihsizlik olsa da bu kesinlikle bir ölçü değil maçın kalitesi hakkında. Alexis Sanchez yıldızlaştığı maçı golle süsleme peşine düşmeyip asiste daha fazla şans tanısa kupanın en ciddi farkını atacaktı Şili.

Maçın bu denli baskılı ve pozitif geçmesinde Honduras'ın zayıflığı da önemli. Bize karşı çok vasat oynayan takımı aynı tempoda izledik. Rakibe teslim olan bir oyun anlayışları var, arada her zayıf takım gibi etkili olma telaşları olsa da ilk maçların en kötü takımıydılar benim gözümde. Şili bugün atamadığı farkı grup sonunda arar mı bilinmez ama sonuç ne olursa olsun şu maçta en az üç gol daha atmaları şarttı. Alexis Sanchez beklendiği gibi takımı sürükleyen isim olurken sonradan oyuna giren Mark Gonzalez ise saç baş yoldurmaktan ileri gidemedi.

Yakın tarihte Zamorano sonrasında Marcelo Salas'ın da kariyerinin bitmeye başladığı dönemde Şili'nin en büyük oyuncusu olan Mark Gonzalez'in bu kadar kötü bir hale geleceğini düşünmezdim. Beğenen oldu mu bilmiyorum ama bana aşırı derecede kötü geldi oyunu. Bu kadar bencil, bu kadar takımdan bağımsız düşünen bir oyuncu milli takım seviyesinde çok barınamaz. Sanchez sabırları zorlamıştı, Gonzalez taşıran adam oldu. Keşke Tello oynasaydı da onu görseydik maçın son bölümünde. Ayrıca Suazo'nun da takımda olmadığını belirtmek lazım, belki de Sanchez ve Vidal gibi isimler gol için kendisini arayıp bulamadılar ve bu yüzden tek golle kazanıp Honduras'ın Yeni Zelanda misali son anda sürpriz yapmasından korkarak maçı bitirdiler.

İkinci maçlarla birlikte Suazo'nun takıma döndüğü bir Şili grubun net olarak favorisidir İsviçre'nin önünde. Bakalım zayıf Honduras'a karşı böyle atak oynayan adamlar İsviçre ve İspanya önünde ne yapacaklar diyerek inceden tahmin de yapayım: İsviçre'nin zaman zaman çileye dönüşen savunma sistemine zorlansalar da İspanya'ya ciddi sıkıntı yaşatabileceklerini düşünüyorum. Turnuvanın ön plana çıkan takımlarından olması bekleniyordu Şili'nin ancak ilk turdaki 16 maçta açık ara en iyi ve keyifli oyunu oynayacaklarını düşünememiştim şahsen. Tabii şu da var, tüm bu göze hoş gelen oyunun tek sebebi Honduras'ın çok kötü olması mı acaba?

2010 DK: Brezilya 2-1 Kore DHC

İlk yarısı 5-10 dakikalık bölüm haricinde kupanın diğer maçları gibi klasik can sıkıcı halde geçen maç ikinci devre az da olsa önümüzdeki maçlar için umutlandırmış oldu. Öncelikle şunu belirtmek gerek 2002'deki Türkiye heyecanını gördük Koreli oyuncularda. Muhtemelen ilk yarı bittiğinde durum berabere olunca "Acaba karambolde bir şeyler yapsak tek golün üstüne yatar mıyız" diye düşünmüş olmalılar.

İlk yarıda Brezilya istediği gibi hücum edemedi ki bunda temel nokta 9 kişiyle ölümüne kapanan Kore'den ziyade Luis Fabiano isimli basiretsiz arkadaştı. Senin en ileride gol atsın diye koyduğun adam gol atmaktan ziyade en basit pozisyonlarda faul yapar ve hız keserse istediğin oyunu oynayamazsın. İlk yarı Brezilya'nın Fabiano ısrarı nedeniyle çöpe atılıp unutulacak 45 dakika olarak kaldı sadece. Kore ise ara sıra hücum yapıp belki bir gol buluruz umuduyla cılız ataklardan ileri gidememiş oldu.

İkinci yarı başladığı anda santradaki Brezilyalılar 20-25 metre depar atıp topla ilerleyince Kore afalladı. 10 saniye içinde rakip sahaya yerleşti Brezilya, devrenin büyük bölümünü de orada geçirdiler. Pas trafiğini sağlayıp, Fabiano üzerinden değil de yetenekli isimlerin üzerinden oynamaya başlayınca da oyunu kopardılar. Elano ısrarla uzaktan gol denerken yine rahat vurabileceği bir anda hızla çizgiye akan Maicon'a çok güzel bırakınca çözülüverdi Kore'nin sert savunması. Maicon'un golünü Leo Franco bile yemezdi ama, onu not etmek lazım. Kaleci, Maicon'un geriye çıkaracağını düşünmüş olabilir belki ama o pozisyonda Maicon'un herhangi bir maçını izlemiş olan insan kaleyi öyle boş bırakmaz. Bırakınca gol olur işte... Bu golü Belletti'nin Arsenal'e finalde attığı gole benzettim ben. Hızla bekten geldi, ara pası yakaladı ve vurdu attı. O maçta kaleci boş bırakmamıştı ama elindeki topu içeri almıştı. İkisinin de özünde iyi hazırlanan pozisyonlar ve ciddi bir kaleci hatasıyla sonuçlanan goller var.

Elano'nun golü ise Elano'dan çok Robinho'ya yazılsa kimsenin itirazı olmaz sanırım. City'de rahat edemeyen Robinho'ya Brezilya yaramış demek istemiyorum zira Robinho gibi bir isim nereye gitse formda olmaya devam ederdi. Bu denli istikrarlı ve kendini bozmayan oyuncuları severim. Robinho mu istikrarlı diye çıkışanlar olabilir ancak City'deki kısa dönem hariç hiç de vasat maçlar çıkarıp süründüğü olmado Robinho'nun. İlk golden sonra hafiften çözülen ve gerideki 6 kişilik çakılı hattı bozan Kore baktı ki fark yiyecek, hemen geri döndü o kapalı anlayışına. Ancak Elano'nun golü bitirmişti işte. 88'de gol atmış olsalar da yine 2002'deki Türkiye misali son anlarda "Acaba?" diye sorduklarıyla ve heyecanlandıklarıyla kaldılar. Ancak biz Koreli taraftarlar gibi attığımız tek gole sevinip mutlu uyumamıştık, Brezilya nasıl elimizden kaçtı diye dert yanıyorduk tam aksine. Gerçi züğürt tesellisiydi ama olsun, o dönem oynanan futbol bu yönde düşündürmüştü bizleri.

Son olarak, Kore'nin sol bekini bu gece rahat uyutmazlar. İki golü de kendi kanadından yedi adam, derdinden tasasından türlü türlü hastalık bulsa şaşırmam. Uzak Doğu insanı bir şeyi kafaya takar az çok bildiğimiz kadarıyla, geçmiş olsun diyelim o arkadaşa. Nerden biliyorsun kafaya taktığını diyene de Japonlar boşuna harakiri yapıyor olamazlar derim.

Ha bir de, Elano maça 5M € ile başladı değer olarak, 10M € olmuştur bir güzel asist ve üstüne şık gol ile. Önümüzdeki maçlarda bir gol daha attığı vakit enayi bulmamız lazım 15M € civarına...

15.06.2010

2010 DK: Portekiz 0-0 Fildişi Sahili

Kupanın "dağ fare doğurdu" deyimine uyan ilk maçı ile karşı karşıyayız. Büyük beklentilerin olduğu, futbol zevkinin zirve yapacağının düşünüldüğü maç açık ve biraz da taraflı konuşmak gerekirse Kader Keita girene kadar tatsız tuzsuzdu. Keita'nın girdikten sonra takımı canlandırıp Fildişi'nin Portekiz'i yarı sahasına hapsetmesinde önemli rol oynadığını söylemek doğru olacak.

Hatta son anda aradan fırlayıp bulduğu net pozisyonda açı biraz düzgün olsa Keita puanları ve turu getirecekti ülkesine. Sven-Göran Eriksson'un kendisini yedek oturtacağını sağır sultan dahil herkes biliyordu ancak 82. dakikada dalga geçer gibi oyuna alınacağını kimse tahmin edemezdi. en geç 60-65'te Keita'nın oyuna dahil olması bekleniyordu. Gerçi Keita'dan daha beteri vardı o da Romaric. Böyle bir oyuncu 88-90+3 arası sadece 5 dakika için oyuna alınabilecek biri değil.

Turu geçmesini beklediğim Fildişi Sahili'nin kaderi yanlış hoca seçimi ile baştan yazılacakmış gibi duruyor bu ilk maçtan edindiğim izlenimle. Drogba'nın sakatlığından, yani 90 dakika oynayamamasından ziyade Eriksson'un saçmalığın da ötesindeki tercihleri konuşulmalı bu ülke adına.

Zaten maçta Fildişi Sahili'nin durumu dışında konuşulacak bir şey yoktu. Kore Cum. ve Almanya maçları dışındaki rezil maçlardan biriydi bu da son 10 dakikalık heyecan dışında.

2010 DK: İtalya 1-1 Paraguay

Bir hayli geciken bir maç yazısı oldu ancak maçı dışarıda izleyip bir gün evvelden hesapta olan programın fazlasıyla dışına çıktığımız için eve gece 3'te gelip Ezel'i izleyip uyudum hemen. Maç yazmaya vakit kalmadı yani.

Öncelikle devrede oyundan çıkan Buffon'un durumuna açıklık getirelim: Siyatik sinirlerinde sıkışma olduğu için oyundan alındığını açıklamış doktoru. Yeni Zelanda maçına yetişip yetişemeyeceği de belli değil henüz.

Maça geçersek gözler Gilardino ve Montolivo'da oldu benim için. Takım ne kadar iyiyse Montolivo o kadar iyiydi dün gece bu maçta. Gilardino ise yanında Iaquinta isimli yontulmamış odunla değil Di Natale ile oynamaya alışkın bir isim. Böyle olunca hücumda Iaquinta'nın saç baş yolduran hareketleri iyice çekilmez hale geldi, Gilardino'ya istediği topları ulaştırması gereken adam genelde hızlı oynamak yerine topu kendi taşıyıp kendini ön plana çıkarmak isteyince olan İtalya'ya oldu.

İtalya'nın oyun düzeninde bir farklılık yok. 2006 Dünya Kupası'nda Lippi ile nerede bıraktıysak oradan devam ediyorlar. 2008'deki Donadoni faciasının izleri silinmiş, Lippi hemen eski karakterine sokmuş takımı. Ancak bunlar olurken Montolivo o takımdaki Pirlo görevini görmeliydi. Yine orta sahanın en etkili ismi oldu ancak yeterli değildi. Çok fazla geriye hapsedildi kaldı Montolivo. Kanattaki Simone Pepe'nin de çizgiden ayrılıp sonradan oyuna giren Camoranesi gibi ortaya destek verme yetisi olmadığı için orta alanda Montolivo-De Rossi ikilisi yalnızları oynadılar. Kanattakiler ayrı telden çalıyor, forvetler ayrı telden çalıyor. Orta saha da Dünya Kupası gibi bir organizasyonda iki tane adamla kupa kazandırmaya yetecek bir mevkii olamaz.

Sezonun parlayan isimlerinin kadroda olmasını anlarım ancak Iaquinta ne yapmış da İtalya'da oynamayı hak etmiş büyük bir merak konusu. Her kulvarda rezilleri oynayan Juve'den bu kadar fazla adamın ilk 11 oynaması İtalya ile ilgili umutlarımı bir bir köreltiyor. Ayrıca sezon içinde takımında parlayıp Juve'ye geçen hafta transfer olan Pepe'nin enerjik ama bal yapmayan arı tarzı oyunu da enteresan oldu. Maç boyu ne zaman Quagliarella ile Pepe değişecek diye bekledim ama olmadı bu. Bunun yanında Di Natale hamlesini bekliyor insan dört gözle ancak kenara gelen Iaquinta yerine Di Natale olunca bu tercih de anlamsızlaşıyor. Hepsini geçtim sıfırı tüketen, orta sahada De Rossi ve Montolivo'ya en ufak katkı sağlamayan Marchisio'nun şu takımda bir daha 11'de çıkmasını geçtim sonradan bile oyuna girmemesi lazım. Ayıptır arkadaş ya.

2006'da sonuna kadar güvendiğim ancak 2010'da pek arkasında olamadığım Marcelo Lippi açık ve net bir şekilde Juventus şakşakçılığı yapıyor milli takımda. Marchisio ve Iaquinta'nın bu kadar arkasında olmasını başka hiçbir şekilde açıklayamaz insanoğlu. Korkarım ki Di Natale-Gilardino ikilisi yerine hep Iaquinta'lı tercihler yapacak Lippi, umarım gerçek olmaz bu.

Juventus gibi enkaza dönmüş bir takımdan milli takım iskeleti yaratmaya kalkarsan Paraguay maçından daha beter sıçarsın Slovakya ve Yeni Zelanda önünde. Quagliarella oynamayacaksa, takımda mevcut isimler arasındaki en uyumlu ikili Gilardino-Di Natale birlikte oynamayacaksa, Marchisio ve Iaquinta sırf Lippi'nin Juventus sevdası yüzünden 11'de olacaksa İtalya bitmiştir, boşuna izlemeyin.

14.06.2010

2010 DK: Hollanda 2-0 Danimarka

Kötü bir maçı daha geride bıraktık kupada. Böyle maçlar izleyeceksek burnumuzun dibinde oynanan TFF 2. ve 3. Lig'e haksızlık etmişiz diyesim geliyor. Aynı oranda sıkılırdık o maçları da takip etsek. Bu maç 9. maç oldu kupada ve ben Kore Cumhuriyeti ve Almanya maçları dışında 90 dakika keyif almadım başka maçlardan. Hep saman alevi durumu söz konusu oldu maçlarda. İyiden iyiye sıkıntı veren bir hal aldı kupa. Şimdilik sabrediyorum ilk maçlara veriyorum bu futbolsuz geçen saatleri ancak gruplarda herkes iki maç oynadıktan sonra durum yine aynı olursa izlediğim en boktan kupa olarak tarihe altın harflerle işleyeceğim bunu. 1990 da çok kötü bir kupa derler ancak ben o dönemde 3 yaşında olduğumdan tüm maçları değil, sonradan izlediğim final dışındakileri bile zar zor hatırlıyorum ara sıra özetleri izlemiş olsak da.

Neyse Hollanda maçına geçelim kupa tarihini ve kupanın şimdilik rezilliğini bir kenara koyalım. Hollanda öncelikle hoş bir sürprizle sahaya çıktı, muhtemelen ideal 11 için numaralar 1-11 arası seçilmişti, Robben olmayınca arada 23 numarayla Van Der Vaart belirdi sadece. Güzel ve nostaljik bir hareketti bu ancak Hollanda'nın güzelliği uzunca bir süre bununla sınırlı kaldı. Elemeler sonunda eskisi gibi Total Futbol peşinde koşmadıklarını biliyoruz. Az gol yiyen ve gereken puanı alacak kadar gol atan bir takım vardı karşımızda. Elemelerde bıraktıkları yerden devam ettiler, savunmada sağlam oynayıp 46. dakikada gelen sürpriz golle amaçlarına ulaştılar.

1-0'dan sonrası Hollanda'nın savunmasıyla galibiyeti alacağının göstergesi oldu. İyi ve organize bir savunma hattıyla Danimarka'nın enerjik ve teknik oyuncularına imkan tanımadılar. Hücumda etkili olması beklenen, Hollanda'nın başını ağrıtır denen Danimarka neredeyse sıfır hücumla maçı bitirecekti. Hollanda adına ise umut verici nokta Eljero Elia'nın oyuna girdikten sonra ortalığı hareketlendirip attıkları gol gibi bir kaza kurşununa kurban gitmemelerini sağlaması oldu. Elia'nın dinamik oyunu Danimarka'yı az çok zorladı ve gelen golde Elia'nın iyi koşusu ve genel olarak beğenmediğim ama her zaman doğru yerde durmasını bildiği için takdir ettiğim Kuyt'ın yine bunu sergilemesi ön plana çıktı. Elia'ya sıkıcı maçın son bölümünde birazcık keyif verebildiği için özel olarak teşekkür etmek lazım.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO