



Kısa bir transfer hikayesi ile sizlerleyiz... Birkaç madde ile derdimi en iyi şekilde anlatabileceğime inanıyorum, başlayalım:
Portekiz-Kore macina fazla deginmeye gerek yok.. Brezilya macinda ortaya koyduklari futbolla sempati kazanan Kore ekibi turnuvadaki ikinci macinda fena dagildi. Portekizin ikinci golune mest oldum. O golden sonra mac koptu zaten. 7-0 ile grup maclarinin en farkli skoru geldi portekizden.
Acikcasi bu kadar pozisyonlu ve heyecanli bir mac beklemiyordum TV karsisina otururken. Sirbistan, Gana macinda tatsiz bir izlenim birakmis, Almanya ilk macinda sov yapip 3 puani cebe koymus durumda cikti sahaya. Almanya'nin alacagi 1 puana pek ses cikartmayacagini dusunuyordum, kagit ustunde 3 puana ihtiyaci olan Sirbistan'di ve onu da aldilar.. Mac beklendigi gibi basladi aslinda. iki takim da topun kendisine kalmasini istedi, bunu daha cok basaran Almanya oldu diyebiliriz. Almanya kazanan 11'i bozmadan cikti sahaya. Sirbistdan'da Gana macinda silik oynayan Krasic daha cok kendini belli etti bu mac. İlk macta yedek oturan Kuzmanovic bu sefer Antic'in 5'li orta sahasinda kendine yer buldu.
Kupada yarı final oynayacağını iddia ettiğim bir takımdı Meksika. Son maçta mucize gerçekleşmezse de grubu aşmış oldular. Ben lider çıkacaklarını düşünmüştüm, son maçta Uruguay'ı yenmeleri gerekecek, bu da zor görünüyor. Ben Dünya Kupası grupları belirlendiği gün Meksika'nın Fransa'yı zorlanmadan geçeceğine inandığımı söylemiştim. Kadro seçimleri ne olursa olsun bazen bunları görmek zor olmuyor; Fransa'nın şu turnuvada Meksika'yı yenmesi mucizevi bir olaydı bence.
1-0'dan sonra bile orta sahasının savunmasına yeteri kadar yardıma gelmediği, aynı orta sahanın yeteri kadar golcüyü besleyemediği Fransa mağlup olmayı ve 2002'de yine bir 0-0'lık Uruguay maçı içeren aynı kabusu yaşamayı çoktan hak etti bana kalırsa. Umarım son maçta güzel bir vedaya hazırlanan Güney Afrika da acı bir sürpriz yapıp Fransa'yı son sırada bırakır. Domenech gibi bir ismi bu kadar zaman görevde tutan ve inatla aynı oyun felsefesine bel bağlayan Fransa köklü bir sistem değişikliğine gitmenin zamanının geldiğini anlamalı artık. Gourcuff oynamasın diye isyan eden bir oyuncu topluluğu var, bu isyana kulak verip saçmalayan teknik adam var, güven vermeyen savunma ve formsuz orta saha hattı var. Büyük bir takımda olmaması gereken çoğu şey vardı Fransa'da; üstelik sadece dün akşam değil kupa boyu birçok yanlış yapılıyor.
Kupanın açık ara en tatmin edici, en keyifli günü kendine yakışan bir final yaptı. Günün son maçında ev sahibi kupaya resmen olmasa da veda etti diyebiliriz. Uruguay ise üçlü forvet sevdalısı bünyelere ilaç gibi geldi. Ev sahibi demeden korkusuzca Cavani-Forlan-Suarez üçlüsü ile yüklendiler ve amaçlarına da ulaştılar. Meksika-Fransa maçı iki takımın finali oldu neredeyse bu sonuçla. Uruguay ise son maçta Meksika'yı yenmek için sahaya çıkacak sonuçlar ne olursa olsun, zira diğer yanda liderliği alması yüksek ihtimal olan Arjantin ile karşılaşacaklar.
Penaltı gelene kadar Uruguay'ın baskısı sürdü, tartışmalı gibi duran ama bence doğru bir kararla kırmızı kart da gelince Güney Afrika tamamen çözülüp teslim oldu. Luis Suarez bu maçla birlikte Hollanda'da patlayıp başka liglerde sönen basit golcülerden olmadığını da göstermiş oldu. Benim gözümde 2 gol sahibi Forlan'ın üzerine çıktı performans olarak. O enerji Uruguay'a çeyrek final getirmeli en azından. Meksika ile birlikte el ele çıksınlar tabi oralara ancak Arjantin'e denk gelene yazık olacağa benziyor. Uruguay'da dikkat çeken başka isim düşünüyorum ama ilerideki üçlüden en etkisiz görüneni Cavani bile tatmin edici bir oyun ortaya koydu. Yani Uruguay'da maçın etkili isimleri forvetler oldu. Diğerleri de yeteri kadar ayak uydurunca rahat bir galibiyet geldi böylece. Uruguay bu dakikadan sonra olur da gruptan çıkamazsa bir daha Dünya Kupası'na katılmasın, gerek olmaz zira.
İşte bu! Kupada futbol kalitesinin üst düzeyde olduğu maç izlemeyeceksem bu tip maçlar izlemeliyim ki tadı çıksın işin. Tüm takım halinde İsviçre beğenimi topladı. Körü körüne değil de bilerek ve oynayarak savunma yapan takıma her zaman saygım vardır, her zaman beğenirim o tip defansif oyunu. Bu sezon Inter'i yerden yere vurmadıysam sebebi budur, aynı şekilde İsviçre'ye itiraz etmeyip alkışlıyorsam da yine aynı sebeptendir.
Kupanın açık ara en keyifli maçını izledik, Almanya ve Kore dahil olmak üzere en keyiflisiydi bence bu. Tek golle bitmesi talihsizlik olsa da bu kesinlikle bir ölçü değil maçın kalitesi hakkında. Alexis Sanchez yıldızlaştığı maçı golle süsleme peşine düşmeyip asiste daha fazla şans tanısa kupanın en ciddi farkını atacaktı Şili.
İlk yarısı 5-10 dakikalık bölüm haricinde kupanın diğer maçları gibi klasik can sıkıcı halde geçen maç ikinci devre az da olsa önümüzdeki maçlar için umutlandırmış oldu. Öncelikle şunu belirtmek gerek 2002'deki Türkiye heyecanını gördük Koreli oyuncularda. Muhtemelen ilk yarı bittiğinde durum berabere olunca "Acaba karambolde bir şeyler yapsak tek golün üstüne yatar mıyız" diye düşünmüş olmalılar.
Kupanın "dağ fare doğurdu" deyimine uyan ilk maçı ile karşı karşıyayız. Büyük beklentilerin olduğu, futbol zevkinin zirve yapacağının düşünüldüğü maç açık ve biraz da taraflı konuşmak gerekirse Kader Keita girene kadar tatsız tuzsuzdu. Keita'nın girdikten sonra takımı canlandırıp Fildişi'nin Portekiz'i yarı sahasına hapsetmesinde önemli rol oynadığını söylemek doğru olacak.
Bir hayli geciken bir maç yazısı oldu ancak maçı dışarıda izleyip bir gün evvelden hesapta olan programın fazlasıyla dışına çıktığımız için eve gece 3'te gelip Ezel'i izleyip uyudum hemen. Maç yazmaya vakit kalmadı yani.
Kötü bir maçı daha geride bıraktık kupada. Böyle maçlar izleyeceksek burnumuzun dibinde oynanan TFF 2. ve 3. Lig'e haksızlık etmişiz diyesim geliyor. Aynı oranda sıkılırdık o maçları da takip etsek. Bu maç 9. maç oldu kupada ve ben Kore Cumhuriyeti ve Almanya maçları dışında 90 dakika keyif almadım başka maçlardan. Hep saman alevi durumu söz konusu oldu maçlarda. İyiden iyiye sıkıntı veren bir hal aldı kupa. Şimdilik sabrediyorum ilk maçlara veriyorum bu futbolsuz geçen saatleri ancak gruplarda herkes iki maç oynadıktan sonra durum yine aynı olursa izlediğim en boktan kupa olarak tarihe altın harflerle işleyeceğim bunu. 1990 da çok kötü bir kupa derler ancak ben o dönemde 3 yaşında olduğumdan tüm maçları değil, sonradan izlediğim final dışındakileri bile zar zor hatırlıyorum ara sıra özetleri izlemiş olsak da.©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.