28.04.2009

Bindik Bir Alamete...

Ersun Yanal'ın Trabzon'u ve Abdullah Avcı'nın Büyükşehir Belediyespor'u, ikisi de uzun yıllar takımlarında kalıp başarı hedefiyle yola çıkmışlardı. İkisinin de ortak yönü pozitif futbol yani hücum futbolu adıyla oynadıkları oyunlar ve genç oldukları gibi gelecekleri de parlak gözüken teknik adamlar olmaları. Farkları ise takımlarının başında aldıkları süreler. Avcı 2006'dan beri Belediye'nin teknik direktörüydü, takımını 1. Lig'den alıp Süper Lig'e taşıdı, Yanal ise 2007/2008'in lik yarısında Ziya Doğan'ın yerine göreve geldi 10 hafta sonunda. Diğer fark da birinin görevde olup diğerinin takımıyla yollarını ayırmış olması.

Yanal ile birlikte Trabzonspor geçtiğimiz sezonu iyi kötü bir şekilde tamamlamak istiyordu, kayıp sezonda Yanal'ın performansı geleceği adına bir işaret değildi. Bu sezon başı lig tarihindeki en kapsamlı değişimlerden biri yapıldı Trabzonspor kadrosunda, bir kaç oyuncu dışında tüm takım değişti. Bu süreçte Trabzon Karadenizspor diye bir pilot takım oluşturuldu, Ersun Yanal'ın transferini isteyip Trabzonspor'da oynayacak seviyeye henüz ulaşmadıklarına karar verdiği oyuncular bu takıma gidiyordu. Sistemli ve uzun yıllar birlikte olmayı gerektirecek bir yapılanmaya girmişlerdi. İstikrar kelimesini dillerinden düşürmeyenler Sivasspor maçı sonrası hem bu sezonun kalan kısmını çöpe attılar hem de gelecek sezon için parlayan ışığı önemli ölçüde söndürdüler. Kadrosuna 25'ten fazla yeni isim katılmış bir takım sezonu iyi veya kötü 3. sırada götürümekteyken ve Şampiyonlar Ligi'ne katılma yolunda da iddialı konumdayken yapılacak iş değil bu. Ha Ersun Yanal da sütten çıkma ak kaşık değil. 10. haftada göreve geldiği Trabzon'da kalan 24 haftada istediği gibi kendini deneyebilir, yapacağı taktikleri ve uygulayacağı rotasyonu gönül rahatlığıyla deneyebilirdi. 24 haftayı tamamen deney yapmaya ayıran bir adamın sonraki sezonun 29. haftasında hala hücum hattında sorunları olması madalyonun diğer yüzünün de parlak olmadığını gösteriyor. Yine de ilk 6'daki rakiplerinden hiç birisine diş geçirememiş bir takım için ligi 3. sırada sürdürmek, üstelik bu rakiplerden sadece 1 tanesi ile maçının kalmış olması o kadar da felaket senaryoları yazmamak gerektiğini gösteriyor. Yazının buraya kadarki bölümünden anlaşılacağı üzere hem yönetim kanadında hem de teknik adam kanadında net bir suçlu yok, önümüzde yarısı dolu olan tek bardak olsa boş tarafı suçlardık ama iki tane bardağımız var ve ikisinin de yarısı boş. Yanal'a göre yönetimin bardağı boş, yönetime göre de Yanal'ınki. Tarafsız gözle olayı izleyen bizlere göre de ikisi de yarıya kadar dolu, yani olması gerektiği gibi görüyoruz her şeyi. Yanal 24 haftayı boşa harcayıp sonrasında hem yaz aylarını hem de ocak ayındaki hazırlıkları taktiksel sorunları ve çıkmazları çözemeden geçirdiği için suçlu. Yönetim de yeni kurulan bir takıma sabredemediği için suçlu. Haklı olunan taraflar ise Yanal'ın pilot takım projesi ile birlikte bu sene olmasa da önümüzdeki sene hep zirveye oynayacak potansiyelde takıma sahip olması, yönetimin haklı olduğu taraf ise bu kadar yatırım yapılan kadronun şampiyonluğa havlu atsa da ilerisi için umut verecek bir oyun oynayamamış olması. Umut demişken, kötü gidişte benim gözümde baş sorumlular arasında olmasalar da Umut-Gökhan ikilisi de pay sahibidir. Ancak yönetim kibar bir dille bu iki isim konusundaki sıkıntıyı hocaya söyleyebilir, hoca da önümüzdeki sezon planına bu iki vasat ismi dahil etmezdi. Trabzonspor ve Ersun Yanal birlikteliği en azından 3-4 yıl daha sürmeliydi, sürebilmeliydi.

Yazıda değindiğim diğer nokta ise Abdullah Avcı ve Belediyespor ikilisi. Henüz yolları ayrılmamış olsa da gelecekten umudu kestiğim bir teknik adam-kulüp birlikteliği bu da. Güzel futbol, pozitif futbol, izleyenlere zevk veren futbol diye diye Belediye küme düşme hattına kadar geldi. Geçen sezonlarda da inişli çıkışlı çok dönemleri oldu ama bu sezon iniş kısmından kurtulup 2-3 maç dışında çıkış kelimesine yaklaşamadılar. Geçen sezon Necati, İbrahim Akın, Aydın Yılmaz derken ikinci yarıda gerçekten de Avcı'nın dediği güzel futbolu sundular bize, ne yazık ki sadece 3 ay sürdü bu. Bu sezon kötü de kadroları yok, orta sahada Tjikuzu ilk 5 sıradaki takımların birinde oynasa Josico, Mehmet Güven, Cisse üçlüsünden kötü performans vermez. Forvetteki Adriano fiziksel olarak adaşına benzese de yetenek anlamında o seviyede bir beklenti yok kimsede, Belediye'nin işini görecek kapasitede orta düzey bir lig oyuncusu, kalede Hasagiç ligimizde üst düzeyde oynayabilecek bir isim. Hepsi birleşince yap-boz parçaları misali bir bütün oluşturup iyi bir tablo çıkaracaklar ortaya diye düşünüyor insan ama olamıyor işte. Abdullah Avcı'nın kafasındaki oyun sistemini kadrosundaki kaliteli isimlere rağmen kaldıramıyor Belediye. İşin bir de diğer yönü var ki sezonda 17 iç saha maçını da Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynayan bir takım ne derece kalıcı bir performansa ve sürekli yükselen bir form grafiğine sahip olur, bu da incelenmesi gereken bir durum. Galatasaray'ın yakın tarihindeki en kötü lig performansına imza attığı 2003/2004 sezonu bu stadda geçirilmişti. O sezon o kadar kötü oyunu Ali Sami Yen'de oynasaydık yine de en kötü ihtimal 4. sırada kalabilirdik, 6'ya kadar düşmezdik. İstanbul Büyükşehir Belediyespor biraz teknik adamın istediklerine bir gömlek küçük gelmesi yüzünden biraz da stadın olumsuz etkilerinden dolayı uzun yıllar sürmesi gereken bir birlikteliğin sonlarına doğru geliyor yavaş yavaş. Bu sezon takım düşerse Abdullah Avcı'yı elde tutabilmeleri çok zor. Uzun vadede düzgün bir stadla ve teknik adamla yönetimin karşılıklı fedakarlıkları ile birlikte ligin efsanelerinden biri olur Belediye ve Avcı'nın birlikteliği ama şu şartlarda ilerisi iç açıcı gözükmüyor.

İkisi için şunu desek yalan olmayacak : Bindiler bir alamete, gittiler kıyamate..

Hiç yorum yok:

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO