13.02.2009
Fiorentina ve Ara Transfer Politikası #2
yazan:
firat selcuk
İlk yazıda devre arasındaki ilginç forvet transferini gözden geçirmiştim, şimdi sırada transferin kalan bölümü var. Ara transferde önemli gördüğüm ama takviye yapılmayan orta sahada ligin kalanında bir nebze de olsa sıkıntı yaşanabilir. Transfer yapılmayan orta saha diyorum da, zaten Bonazzoli'den başka kimi aldık ki ?Orta sahaya geçeceğim ama önce diğer iki mevkiiden başlamak lazım, bunlar arasında elbette ki transferin düşünülmeyeceği bir bölge var ki o da kale. Frey'in olduğu yerde, Avramov ve Storari gibi de iki yedek varken transfer kelimesini ağza almak fazlasıyla mantıksız olacak. Diğer bölgeye gelelim, savunmada kaptan Dainelli ve son zamanlarda Lippi'nin de milli formayı layık gördüğü Gamberini kaybedilmemesi gereken isimler. Bunların yanında takımda gereğinden fazla şans bulduğuna inandığım ve sadece kulübede olması güven veren bir yedek oyuncu olarak gördüğüm Kroldrup var stoper olarak. Kule gibi forvetlere karşı uzun boyuyla bir çözüm gibi görünse de Dainelli dururken kendisini tercih etmek gereksiz bir hamledir bana kalırsa. Bir de formayı sadece idmanlarda giyen Mazuch var ki kendisinden pek ümidim yok doğrusu. Bir kaç yere kiralanıp bir patlama/sıçrama beklenmeli en fazla.. Savunmada kanatlara geçecek olursak sol bekte ligin en iyi İtalyan beklerinden biri Pasqual var. Diğer isim ise Vargas ki Pasqual'in sezon sonunda takımdan ayrılmasına neden olabilecek bir oyuncu. Forma savaşlarında ibre çoğu zaman Vargas'tan yana oluyor. Sağ tarafta ise her zaman beğendiğim ve kiralık sözleşmesinden sonra da takıma kazandırılmasını umduğum Zauri var. 3.2 Milyon Euro ödendiği takdirde takımda kalacak ki bu sezonki formundan sonra kendisini kaybetmek önemli bir kayıp olur. Rotasyonda Zauri ile birlikte şans bulan diğer sağ bek Comotto ise daha alt seviyede futbol oynadığı Torino'dan sonra buraya kolay ısındı. Şöyle genel bir bakış yaptığımız zaman savunma konusunda hem de devre arasında bir transfer yapılması gereksiz duruyor. Bu göze alınarak da sene başında Juve, Inter ve Milan'ın elinden kapılan Manuel da Costa 5 aylığına Sampdoria'nın yolunu tuttu. İleride Dainelli veya Gamberini'nin yerini alması sürpriz olmayacak ama önce Sampdoria'da bir şeyler başarması gerekiyor.
Kaleci Frey ile uyumlu bir defans hattını olduğu yerde eldeki fazlalık kiralanıp değerlendirilmeye çalışıldı ve herhangi bir takviye yapılmadı. Ara transferde forvet politikasını ne kadar eleştirdiysem savunma politikasından da o derece memnunum. Sezon sonu duruma göre bir takviye yapılabilir ki 6 ay sonra gerekli olursa konuşuruz o kısmını..
Gelelim ara transferde forvetteki gibi önemli hataların yapıldığı orta sahaya. Gerçi hata derken hesapta olmayan bir durumu da gözden çıkarmamak lazım. O da Santana'nın sakatlığı. İlk yarıda alıştığımız sağ açık dışında hücuma dönük orta saha oyuncusu olarak da çok büyük katkılarda bulundu. Transfer dönemi bittikten sonra gelen sakatlığı büyük bir kayıp oldu takım için, sezonu şubat ayında noktaladığı için kalan 4 ay boyunca aranan isim olacak.. Özellikle son 2-3 ayda çok büyük bir sıçrama yapmıştı formunda.Orta sahada çok yönlü oyuncuların olması bir avantaj buna sahip olan diğer takımlarda olduğu gibi ki Fiorentina bundan en fazla faydalanan takımlardan. Hem solda, hem ortada dağıtıcı olarak hem de forvet arkasında oynayabilen Montolivo. Forvet ve hücumcu orta saha olarak oynayabilen Jovetic ve hem kanatta hem hücuma dönük olarak tam ortada oynayan, gerekirse 10 numara görevini üstlenen Santana. Hepsi de oyuna yön veren önemli isimler, bunun yanında kanattaki iki önemli ve tecrübeli isim Semioli ve Jorgensen de sağda ve solda görev yapabiliyorlar aynı randımanla. Bu isimler dışında aslında bir forvet olan ama kanatlarda da görev alabilen, ara transferde 5 aylığına Lecce'nin yolunu tutan Waigo var. Kanatlara yönelik isim sayısı pek göze batmıyor olsa da ortada oynayacak iki isim için gereğinden fazla bir rekabet var. İsimleri sıralarsak bu yoğunluğu görebiliyoruz :
- Donadel
- Jovetic
- Montolivo
- Gobbi
- Santana
- Kuzmanovic
- Felipe Melo
- Sergio Almiron
Bu isimlerden Montolivo ve Santana sol ve sağ çizgide oynadılar diyerek aradan çıkarsak bile 6 kişi kalıyor. Almanya'da kirada olan Nikola Gulan da bu bölgede ilerleyen yıllarda önemli katkı yapmasını beklediğim isimler arasında. Hal böyleyken bir kaç isimle yollar ayrılıp forvette yaratılan boşluk kapatılabilirdi kalıcı olarak. Bonazzoli ile geçici bir çözüm yaratmaktansa takımın kendi oyuncusuna sahip olması daha akılcı olurdu. Almiron'un kiralık sözleşmesi bittiğinde geri dönmesi ile bu yığılmanın önüne geçilebilir. Bu bölgede düşünülen ilk iki isim çoğunlukla Kuzmanovic ve Melo oluyor diğer alternatif ise Almiron oluyor ki zaman zaman dediğim gibi Montolivo ve Santana'nın da ortaya geçmesi ile maç günü kadroya girememiş bir çok önemli isim oluyor ortada. Bu kadar çok ismin arasında bir iki tanesinden gelir elde edilip kanatlara rotasyonda yer bulacak bir takviye yapılabilirdi. Bu da ara transferin forvetten sonra en büyük ikinci yanlışı olarak göze çarpıyor. Kanatlardaki eksikle ortadaki bolluğu dengelemek belki 3-5 maç kurtaracak takımı, peki ya sonrası ?
Sezon sonu Almiron'un bonservisi alınırsa gidecek isim sayısı 3'e yükselebilir, bonservis alınmazsa da bu sayı 2 olmalı, olmak zorunda. Gilardino gibi bir isim için orta sahadan gelen toplar kadar iki çizgiden gelecek toplar da çok kritik ve bunu sağlamak için çok yönlü oyuncuları oraya monte edip oyun içerisinde yerlerini boş bıraktıklarında beklerin de hücum performansını düşürmek gibi tehlikeli işlere bulaşıyor bazen Prandelli. Vargas'ın olduğu bölgede bu tehlike ciddi boyuta ulaşmasa da Comotto ve Zauri'nin olduğu bölgede sorunlar büyüyebilir bu tip durumlarda. Önümüzdeki sezon durum ne olursa olsun en azından kanatlardan bir tanesine el atılacaktır. Ortada ise Donadel'den önemli bir gelir elde edip Almiron'u yerine yollamak ve Gobbi ile de yolları ayırıp Kuzmanovic-Melo ikilisine çok daha ciddi rakip olacak 3. ismi kadroya dahil etmek gerekiyor. En azından bu sezon izlediğim Fiorentina bana bunları bağıra bağıra anlatıyor.İki parçaya ayırdığım transfer ve kadro analizini iç içe geçirdiğim yazının sonuna geldik..
Bundan sonra kiradaki isimlere de şöyle bir göz atmak gerektiğine inanıyorum, onlarla ilgili de bir yazı yazmak iyi olacak. Kiradaki 4-5 isim gelecekte kadroda yer alması konusunda üzerine titrenen isimler çünkü..
Fiorentina ve Ara Transfer Politikası #1 : Pazzini & Osvaldo
12.02.2009
Not Defteri #11
yazan:
firat selcuk

- Öncelikle girişi utanarak yapayım. Fransa - Arjantin maçını evde hem de TV başında olmama rağmen izleyemedim. Aynı şekilde Türkiye - Fildişi maçının da 35. dakikadan sonrasını izleyemedim. Yemekten sonra salonda koltuğa uzanmıştım, maçta gözlerim kapanır gibi oldu ilk yarıda ve uyandığımda 12 olmuştu saat. Neyse ki özetleri izleyebildim.
- NTV Spor sayesinde NCAA izlemeye alıştım, North Carolina - Duke maçını izliyorum bu postu yazarken. 4 çeyrek yerine 20'şer dakikalık iki devre olması eskiye götürüyor insanı da, 35 saniye hücum süresine alışmamı beklemeyin benden. O ne öyle rakip potaya sayı atmaya mı gidiliyor yoksa misafirliğe mi ?
- Şu önceki Not Defteri yazımda dediğim dize kadar gelen Speedo mayolara hala bakamadım, 10 günü geçti eve geleli, evin 3 sokak arkasında ama tembellik sorun işte. Kış günü havuza girebilmek için çekilen işkenceye bak. Ege Üniversitesi de olsa böyle cins problemler çıkabiliyor işte. Yaz gelsin adam gibi şortlarımı giyeyim, Billabong senin Quiksilver benim dolaşayım yenilerini almak için.
- İki kişi Smirnoff North aldık pazar akşamı. Şişedeki miktar azaldıkça insan içmeye kıyamıyor. Annem içerse bira içer, bazen de şarap, diğerleriyle arası yoktur. Akşam yemeğinden önce öylesine koydum içiyorum shot bardağında, bak istersen tadına dedim uzattım, içti ve hayran kaldı.
- Smirnoff North bitsin Martini Extra Dry alabilirim, bu aralar daha hafif ve tatlı içkilerle bozdum kafayı. Malibu'dan fenalık geldi artık, gerek yok. Can sıkıntısından bir şeyler içiyorum..
- Şu an evde kokoreç olsa da yesem diye iç geçiriyorum. Sabahın 4'ünde açık olan yok, hafta içi diye 2'de veya en geç 3'te kapatıyorlar.. Haftasonu 24 saat olduğu zaman kaçacak yerleri yok.
- Ayrıca Marmaris'te de tantuni yapan yer var artık. Daha önceden vardıysa 22 yıldır haberim yoktu.
- Ben en iyisi karışık tost yapayım yazıyı noktalayıp, buradan sonrası Yemekteyiz'e dönecek yoksa bu gidişle.
11.02.2009
2009/2010 Sezonu Formaları : Chelsea & Bayern
yazan:
firat selcuk
Cevap, Duruş, İstek
yazan:
firat selcuk

"Kayserispor maçına kadar biz hala Federasyonu destekler nitelikteydik. O bahar havası fırtınalı havaya döndü. Bu maçta penaltımız verilmedi. Hadi penaltı verilmedi niye sarı kart çıktı. Bu sefer hakem dengelemek için, bizden atılması gerekenleri atmadı, Kayseri'nin penaltılarını vermedi. Federasyon kurulları Galatasaray'ın sancak gemisi olduğunu idrak edememişler. Fenerbahçe maçını izliyorum. Fenerbahçe ofsayttan gol yiyor dengelemek için Belediye'yi kıymaya başlıyor ve oyuncusunu atıyor. Fenerbahçe bir gol daha yiyor ofsayttan yine Belediye'yi kıymaya başlıyor. Hakemler neticeleri kendileri belirlemeye çalışıyor.. Herkes hakemlerden muzdarip. Biz hakemlerden kimseye yaranmadan maçlara çıksınlar bunları istiyoruz. Arkanızdayız, destekliyoruz dedik. Artık olacak hatalarda telafisi mümkün olmayan bir döneme girdik. Galatasaray'ın haklarını koruyamazsam burada olmamam lazım."
Adnan Polat
Aziz Yıldırım İş Başında
yazan:
firat selcuk
Türkiye gazetesinde 10 Şubat tarihli Aziz Yıldırım röportajından bahsetmek istiyorum ama bunun doğruluğuna emin olamamakla birlikte resmi veya gayrıresmi yoldan bir açıklama gelmediği için bu yazılanların doğru olduğunu düşünmemizde bir sakınca yok. Aziz Yıldırım'ın sık sık gündem değişikliğine imza atan birisi olduğunu bilmeyen yok. Galatasaray'ın 14 Mayıs 2006'daki şampiyonluğu ve yine 2007/2008'deki son şampiyonluğu sonrasında aniden değişen gündem ve şampiyonluk haberi yerine Aziz Yıldırım haberlerinin çıkıyor oluşu akıllarda hala. Ana teması Galatasaray'ı karalamaktan ziyade Fenerbahçe'deki başarısızlığı gündemden düşürüp farklı şeyleri gündeme getirmek.Bir kaç gündür süregelen yoğun bir gündem var ve burada iki ana başlık ön plana çıkıyor :
1. Galatasaray - MHK - Federasyon tartışması
2. Fenerbahçe'deki taraftar, yönetim, teknik kadro karışıklığı
Aziz Yıldırım'ı ilgilendiren 2. madde oluyor doğal olarak. Fenerbahçe Aragones-Alex, Aragones-Semih, Aragones-Taraftar, Yönetim-Teknik Kadro, Taraftar-Yönetim, Güiza-Yönetim gibi çeşitli kutuplaşmalarla boğuşuyor son dönemde seri halde gelen kötü sonuçlardan sonra. Ve Aziz Yıldırım yine bu karmaşık gündemi tek başına değiştirmeye çabalıyor gibi bir görüntü var ortada. Eğer Türkiye gazetesinden çıkan ve 11 Şubatta çıkacak olan gazetelere sıçrayacak olan kıvılcım daha da yayılırsa gündem yine Aziz Yıldırım ve başkanlığı olacak.
Şimdi göz atalım Aziz Yıldırım'ın dediklerine.."İstanbul Belediye maçına kardeşim Ali (Yıldırım) ile geldim. Anjiyo sonrası Londra'ya gitmişti. ‘Abi', dedi ‘İngiltere'de TV'ler, Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı tanıtırken seni öyle anlatıyorlar ki, göğsüm kabardı!' Hayrola dedim, ne anlatıyorlar? ‘Maçlar oynanırken, stadı, bölüm bölüm, yıktı, yaptı. Anelka, Ortega, Roberto Carlos gibi yıldızları transfer ederek, F.Bahçe'ye, Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynatıp, markalaştırdı', diyorlar! Çok güzel şeyler yaptık. Ama F.Bahçe bizi stresten götürecek. Ne paraya pula ne de şana şöhrete ihtiyacımız var, bize artık sağlık gerek. F.Bahçe yüzünden ben de, sen de anjiyo olduk. Ailemizden, sağlığımızdan fedakarlık ediyoruz, ama takdir eden yok! Çok üstüne geliyorlar, artık bırak' dedi.
Bilen de bilmeyen de konuşuyor. Diyorlar ki, Aziz Yıldırım, 750 milyon dolar harcadı. Doğru harcadım. Ama o parayı otel odalarında, orda, burada yemedim, F.Bahçe'nin geleceğine yatırım yaptım. Fena mı yaptım, stadı yenileyerek, Samandıra'yı bitirerek, Dereağzı'nı ve Sosyal Tesisleri modernize ederek? Fena mı yaptım, F.Bahçe televizyonunu kurmakla? Allah aşkına biri söylesin, bugün F.Bahçe Stadı'nı yeniden yapalım desek, kaça inşa edilir? Bakın, o stat için Türkiye'ye UEFA Kupası finali verdiler. Profesyonel futbol takımımız, 100 milyon euro harcandığı halde nasıl Şampiyonlar Ligi ve UEFA'dan elenirmiş? Aslında bu takım Şampiyonlar Ligi'nde de olurdu. Bir-iki dünya yıldızı daha transfer edebilirdik. Ama heves mi bıraktılar? İnan, insanların rüyalarına giren yıldızları, Carlos'u, Anelka'yı transfer ettiğime bile pişman oldum.”
Burada dikkat çeken yerleri işaretledim ve onlara değinmek istiyorum. Yaptığı icraatları hiçe saymıyorum ama gündemi yaratacak olan sözlerine değinmek daha doğru. Takımın Şampiyonlar Ligi'nde olmayışından bahsederken sitem ediyor heves bırakmadılar diye. Acaba bu sene tekrar edilemeyen başarının sebebi sezonun ilk yarısında yaşananlar mı yoksa daha Haziran 2008'de yaşanan gelişmeler mi ? Futbolla ilgilenen taraflı tarafsız herkesin ortak görüşü Zico ve Aurelio meselesinde suç bu sezon kötü olan Aragones ve Güiza'da değil elbette. Sen tarihinin en büyük Avrupa başarısını yakalatan teknik adamla sırf ligde şampiyon olamadığı için yollarını ayır, daha sonra ununu elemiş, eleğini asmış, yaşayabileceği en büyük başarıyı yaşayıp her şeye doymuş teknik adamı al getir bulunmaz bir nimetmiş gibi. Aurelio gibi bir oyuncuyu elinde tutama üç beş kuruş için, sonra yerine gelen Maldonado ve Josico suçlu olsun. O Maldonado ki zamanında fırtınalar estiren Cruzeiro'nun Alex ile birlikte en büyük yıldızıydı. Sonra da heves bırakmadılar oluyor.. Yapılan bir başarısızlık ve ayıp var, ancak bu konudaki suçu inkar edip tüm olan biteni bu sezon yaşanan gelişmelere bağlayarak aradan sıyrılmak isteniyor. Ve bir mesaj daha çıkıyor buradan, o da başkanlığa aday olmamak.
Yıldızları aldığıma pişmanım diyor ve işte bu noktada "ne yapsam yaranamıyorum" mantığı devreye giriyor. Yani, ben yıllardır herşeyi yaptım, herşeyimi feda ettim ama kıymetim bilinmedi demeye getiriliyor bir anlamda. Ben de suçluyum diyemiyor Aziz Yıldırım, halbuki bunu dese bu tutumuyla elde ettiğinden çok daha fazla destek elde edeceğinin farkında bile değil. Bu açıklamalar ve başkanlığı bırakıyor haberleriyle önümüzdeki seçim için de çok sağlam bir destek kazanmış oluyor. Hani sporun dışından örnek vermek gerekirse Davos'ta yaşananları örnek gösterebiliriz. Seçim öncesi çok güzel hareketler bunlar.. Fenerbahçe'de de aynı durum işliyor işte. Başkanlığı bırakıyor düşüncesini zihinlere kazıyor, gündemi bu yöne çekiyor.. Böylece Fenerbahçe'de Aragones ve Güiza kaynaklı devasa sorunlar bir anda unutulup gündem başkanlık meselesine çevriliyor. Sağlık her şeyden önemli ve Aziz Yıldırım da gerçekten ciddi sağlık sorunları yaşıyorsa bu açıklamaları yapmadan yanına doktorunu alıp görevini bırakacağını açıklayabilir. Bu zor bir şey değil. Ama bu şekilde açıklamalar yapıldı mı niyet iyi de olsa kötü de olsa sadece kötü tarafı algılanıyor ki bunu yapmakta haklı herkes. Başkana haksızlık yapıldı, başkan küstürüldü, acaba aday olmaz mı, soğuttuk mu O'nu Fenerbahçe'den diye diye gündemi değiştirmeyi başarıyor yine Aziz Yıldırım.. Olan da Fenerbahçeliler'e oluyor.. Adamlar net ofsayttan iki gol yiyorlar ve maçı kaybediyorlar rakiplerinin de puan kaybettiği haftada, ancak aralarında hakem lafını ağzına alan hiç kimse yok. Herkesin derdi oynanamayan oyun, 60 dakika boyunca 10 kişi kalan rakibe karşı tek pozisyon bulamamak. Bunun yanında takımın kaptanı da 55. dakikada oyundan alınıyor ve taraftar ile teknik kadro arasındaki bağ da kopuyor gidiyor.. Normal şartlarda bu hafta boyunca Cüneyt Çakır konuşulmalıydı ancak Fenerbahçeliler'de bizim gibi hakem konuşacak hal yok. Eminim ki hepsi "keşke tek derdimiz hakem olsa da öyle puan kaybetsek" derdindeler.
Floransa'daki Yeni Stadyum Hakkında
yazan:
firat selcuk
Yeni stadyum haberi bir kaç ay önce çıkmıştı, çeşitli haberler gelmeye devam ediyor. Son haberlere göre stad yapımı biraz seçim malzemesi olarak kullanılıyor. Bunun yanında stadın yapılacağı bölümdeki doğallığa zarar vereceği yönünde klasik bir söylem de ortaya çıkmış durumda, buna karar verecek kesim Floransa halkıdır, bizim Türkiye'den yapacak bir şeyimiz yok.Ancak büyük çoğunluk bu projeden memnun ve yapılması taraftarı. Proje daha da geliştirilip net bir şekil aldığı zaman somut adımlar atılmaya başlanacak. Uygun görülen yer şehrin merkezinin dışında kalan tarihi kalenin olduğu bölüm. 350 dönümlük bir araziden bahsediliyor bu projede ve stad dışında kalan bölümün de park yapılması planlanıyor. Bu da doğallığı etkileyecek, kötü olacak diyenlerin içini rahatlatacak bir haber. Kalenin olduğu taraftafi arazinin kullanımıyla kalenin de restorasyonunun yapılacağı ve böylece şehre stadla birlikte daha iyi bir görsel öğe kazandırılacağı fikri de olumlu tepki alıyor.
Bu projenin stadyum yapımı haricinde yeni bir çevre düzenlemesi için sıradışı bir önemi olduğu vurgulanıyor. Yani şöyle demek lazım, o bölgede yapılacak bir çevre düzenlemesi için bu stad yapımının mükemmel bir sebep olacağı, bu fırsattan istifade edip şehrin o boş bölgesinin de stadyum planı sayesinde o işin de aradan çıkarılacağı hesaplanıyor. Bir taşla iki kuş hesabı yani...
Brezilya 2 - 0 İtalya : Fiorentinalılar
yazan:
firat selcuk
Maçı biraz geç açtığım için kadroları görememiştim, o yüzden 3 tane Fiorentinalı'nın ilk 11'de başladığını farketmem bir kaç dakikamı aldı. Montolivo, Gilardino ve Felipe Melo sahadaydı, ikisi iyi bir tanesi vasattı. Bir de Gamberini kadrodaydı ama o oynamadı. Sakatlığı vardı diye biliyorum, riske girmenin anlamı yok diye düşünmüş olabilirler.Vasat olan ismi tahmin etmek zor olmasa gerek : Alberto Gilardino. Bu adam Lippi ile doğru düzgün iş yapamamıştı, yine yapamıyor. Hatta Donadoni ile de iş yapamamıştı, yani sorun teknik adamlarda değil tam olarak. Ancak sorun Gilardino'da da değil. Fiorentina'da vitrindeki adam olduğu için rahat ve teknik direktör de O'nu bir numaralı adam yapacağı için aldı takımına. İtalya Milli Takımı'nda işler öyle yürümediği için Gilardino'dan efsanevi bir performans beklemek yersiz olacak. Tıpkı Luca Toni örneğinde olduğu gibi. O da kulüp performansının %25'ini milli forma ile sergilemiş olsa İtalya'nın efsaneleri arasına girerdi gökmavili formasıyla. Ancak o sadece tek sezonda attığı 31 gol ile tarihe geçtiği mor formayla İtalya tarihinde yer alacak.
İtalya'da sahaya çıkan diğer isim Riccardo Montolivo ise bu formayla uzun yıllar mücadele vereceğini gösterdi. Ne eksikti, ne fazla, sadece görevini yaptı. Herkesin yıldız olduğu ve işini yapmak zorunda olduğu İtalya orta sahasında hiç göze batmadı geçen yılın en iyi genç oyuncusu Montolivo. Önümüzdeki en az 10 sezon boyunca gök mavili formanın değişmez isimleri arasında yer alacak. Fiorentina'daki yıldızlar arasında Mutu ile birlikte milli takım kariyeri en garanti isim Montolivo.Maçta karşımıza çıkan son Fiorentinalı da Brezilya formasını ilk kez giyen Felipe Melo oldu. İlk milli formasını giyerken karşısında yarım sezondur alıştığı ve içinde bulunduğu futbol kültürü vardı. Karşı tarafı yakından tanımanın sağladığı rahatlığın da payı vardı bugünkü başarılı performansında. Felipe Melo'ya yarım sezondur ısınamamıştım, son zamanlarda sık sık canlı izlemiş olmama rağmen takımda olmasına sesimi çıkaramıyordum ama oynamasından da rahatsız oluyordum doğrusu. Bu akşam kendisi hakkında ilk kez olumlu şeyler düşündüm ki üstündeki formanın payı büyüktü bunda. Fiorentina formasıyla hep daha fazla şeyler yapsın diye izlemekten 6 aydır adama karşı olan ön yargım vardı, bunu saklamanın anlamı yok.
Sonuç olarak 3 Fiorentinalı'dan 2 tanesi beklediğim gibi iyi oynadı, diğeri ise yine beklediğim gibi vasattı. Milli takımlara giden oyuncular hakkında daha sağlıklı yorumlar için tabii ki eleme maçlarını beklemek lazım.
10.02.2009
Mesut'un Geleceği
yazan:
firat selcuk
Ya Mehmet Scholl gibi Almanya'nın efsaneleri arasına girecek ve Türk Milli Takımı'nı seçmediği için hayatı boyunca memnun olacak.
Ya da Malik Fathi gibi oynama vaadiyle Almanya'yı tercih edip bir kaç maç oynayarak hayatı boyunca o formaya uzaktan bakıp pişman olacak.Tercih yaparken bu ikisinin ortasının olmadığının farkında mıydı acaba kendisi, işte bunu çok merak ediyorum.
Redbull RB5
yazan:
firat selcuk
Bir rüzgar halinde esip geçen araç tanıtımlarından sonra 2 takım ve geleceği belirsiz Honda araç tanıtımı yapmamıştı. Kalanlarda Reddbull da dün yeni aracı RB5'i tanıttı. Bunun ön kanadı diğer araçlara göre çok çok daha çirkin gözüktü gözüme.Buradan aracın diğer fotoğraflarına ulaşabilirsiniz.
BMW F1.09 - Williams FW31 - Renault R29
McLaren MP4-24
Toyota TF109
Ferrari F60
Tüm araçların galerilerine de buradan ulaşabilirsiniz.
The Curious Case Of Benjamin Button
yazan:
firat selcuk
Gece 3'te izlemeye başladım, neyse ki saat 2 saat 46 dakika süreceğinden haberim vardı. Gerçi 3-4 saat olsa yine izlerdim, öyle güzel bir filmdi. Uyumadan önce çok sevdiğim bir masalı dinler gibi izledim filmi ki bunun pek garip kalır yanı yok filmi bütünüyle ele alınca.- Bu noktadan sonrasını bir spoiler olarak algılayabilirsiniz ama fragmanı izlediyseniz zaten bunları bilerek gideceksinizdir filme. -
İlk 1 saati Benjamin'in yaşlı görünümlü çocuk olması yüzünden zaman zaman güldürüyordu. Evin önünde dururken tekerlekli sandalyeyle ileri geri gidip oyun oynarken gerçek yaşlıların sinirini bozması hoş bir detaydı. Ancak film güldürmeye eğlendirmeye dayalı olmadığını ortalarına doğru ortaya çıkarıp son 40-45 dakikalık bölümde ana temasını iyice ortaya koyarak gösteriyor.
Bir an için düşünün.. Çocuksunuz ve en enerjik döneminizde tekerlekli sandalyeye mahkumsunuz, önünüzde yaşıtlarınız deliler gibi koşturup oynarken siz oturup sadece o duygunun nasıl olduğunu merak etmekle yetiniyorsunuz. Büyümeye başlıyorsunuz, karşı cinsten hoşlanmaya başlıyorsunuz, aslında o sizden 2-3 yaş büyük ama yan yana durunca dedesi/anneannesi/babaannesi gibi kalıyorsunuz. O 40'lı yaşlarına yaklaşırken siz de o yaşlarınıza doğru geliyorsunuz, yani hayatınızda olduğunuz yaşta gösterebileceğiniz sadece 2-3 yıllık döneme. Köprünün altından çok sular akmış, siz hala O'nu sevseniz de işler pek yolunda gitmiyor.. İşleri yoluna koyduğunuzda da çocuk sorunu çıkıyor ortaya.
- Ona bir baba lazım, oyun arkadaşı değil.
İşte bu replik o andaki durumun özeti sanırım..
Bir de başka sorun var, bu sırada sevdiğiniz kişi sizin amcanız/teyzeniz gibi bir hal almaya başlıyor, siz gençleşirken o olması gerektiği gibi yaşlanıyor.. Siz bebek olduğunuzda, o da hayatının son dönemini yaşıyor. Yaşınız 2-3 de olsa bunama sorunu ortaya çıktığı için o sizin için bir teyze, bir bakıcı, bir dadı veya bir anneden ibaret sadece.. Ama siz onun için hala sevdiği kişisiniz.. Ve siz onun kucağında son nefesinizi verirken hissedek birşeyiniz yok ama onun fazlasıyla var..
Böyle bir film işte The Curious Case Of Benjamin Button.. Uzun boş vakitler bulunduğunda tekrar tekrar bıkmadan izlenecek bir film. Sinemada izlememiş olsam da şunu diyebilirim ki gittiğinizin her saniyesine fazlasıyla değecek bir film. Aslında salonda izleyebilirdim ama önümüzdeki cuma günü de Marmaris'e gelmeme ihtimalini düşünerek elime geçen fırsatı kaçırmadım. Belirtmek isterim ki ilk kez yeni vizyona girmiş bir filmi oturup evde izliyorum. Keşke biraz sabredip sinemada izleseydim diyorum bir iki saattir ama olan oldu artık..
- good night, benjamin..
- good night, daisy...
Alper Tezcan
yazan:
firat selcuk
Fanatik gazetesi yine Alper Tezcan olayıyla gündemi yaratıyor bugünkü(10 Şubat) sayısında.Bildiğimiz kadarıyla Alper o sakatlıktan sonra bir türlü iyileşemedi, yeterli desteği göremedi ve bir kenara atıldı gitti. Alper'in gece hayatının da etkisiyle kendisine bakmadığı da yazılmıştı rahmetli Alpaslan Dikmen tarafından. Bunu kesin olarak bilemeyiz, Alper mi bakmadı, gerçekten destek mi görmedi o tartışılacak kısmı. Sonuç olarak bakmış veya bakmamış kendisine, 11 tane ameliyat geçirmiş, hala "10 bacağım olsa hepsi Galatasaray'a feda olsun" diyebilen bir adama sahip çıkmamak da ayıp.. Hem medya için sürekli sıcak ve gündem yaratacak bir malzeme, hem de Galatasaray'ın duruşuna saldırıda bulunmak için eşsiz bir fırsat.. Sadece tek bir şeye canım sıkılıyor, bu ülke tarihine damga vuran kadroda olduğunun en büyük belgesi, her zaman gururla taşıdığı ve ömrünün sonuna kadar sahibi olması gereken UEFA Kupası madalyasını satacak kadar çaresiz konuma gelmesi. Yönetim büyüklüğünü gösterip bu madalyayı satın alsa, Alper'in madalyası Alper'e kalsa, kendisi de bulunduğu çıkmazdan kurtulsa her iki taraf da memnun olmaz mı ? Dahası, ısıtılıp ısıtılıp önümüzde sunulan bu haberlerin sonu gelmez mi ?
Sonuçta bu olayda net bir tarafı suçlamıyorum ama dikkatimi çeken noktaya da değinmek istiyorum. Galatasaray'ın kötü olduğu, başarısız olduğu hiç bir dönemde Alper Tezcan adı gündeme gelmiyor. Ne zaman ki Galatasaray iyi, ne zaman ki Galatasaray güçlü, o zaman Fanatik'te Alper Tezcan çıkıyor manşetlere. Hani medya iyi yapıyor, üzerine gidiyor diyorlar ya bir yandan da bu şekilde düşünmek lazım. Galatasaray'a binbir suçlama yapanlar neden acaba bu zamanları seçiyor. Galatasaray Avrupa kupalarına katılamadığı ve ligde çok kötü olduğu zaman bu haberler çıkmıyor da başarı adına kritik bir dönemden geçerken niye çıkıyor bu haberler ? Bunu haberi karalamak için yazmıyorum, dikkat edin ne zaman Galatasaray şimdiki gibi başarılı/güçlü ama üstüne yüklenilmiş ve karışmaya müsait bir durumda olsa anında Alper haberi önümüzde.. Ayıp.. Sen de az çakal değilsin Fanatik..
Alper'in başına gelenleri sadece Galatasaray tarafından bakarak kulübü suçlarken Alper'in de çevresine danışmak lazım neden bunların başına geldiğini. Sakatlığı düzeldikten sonra defalarca kiralandı, hepsinde de geri döndü. Biraz kendine baksa, biraz toparlamaya gayret etse bunların hepsi başına gelir miydi. O dönemde o yaşta 2-3 Milyon Dolar bonservisi olan oyuncu o ağır sakatlıktan sonra futbola madem ki devam edebiliyor, o zaman günümüzde en kötü ihtimalle Bank Asya 1. Lig'de işini yapıyor olurdu. Acaba "ne de olsa bakarlar, sokağa atacak değiller" mantığıyla mı hareket etti ve her şeyi boşladı, yoksa gerçekten tek suçlu Galatasaray mı ? Ben Galatasaray'ın tek suçlu olmadığını işi senede bir gazeteden çıkan şekliyle değil tüm iç yüzüyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Alper'in hayatını Galatasaray kararttı, herşeyini elinden aldı demek yargısız infazdan öteye gitmez. Peki Galatasaray ne derece suçlu bu olayda ? Alper'den daha fazla olduğuna eminim, o düşüncemi de belirtmeliyim. Böyle bir oyuncu tüm yaşadığı sorunlara rağmen Cihan Haspolatlı'dan, Almaguer'den, Horvath-Spehar-Mpenza faciasından veya Orhan Ak'tan daha verimsiz olamazdı bu takım için. Yedek kulübesinde de olsa bir kaç sezon idare edilip adamın malını mülkünü satacak konuma gelmesine mani olunur, futbola doğru düzgün başladığı zaman da oynayabileceği bir yere verilirdi. Psikolojik olarak da çok zor dönemden geçen bir genci sürekli bir yerlere kiralamak çözüm müydü, o da bir tartışma konusu.
Diyorum ya, Alper'e tüm suçu atamayız ama tek suçlu da Galatasaray diyemeyiz.. Olayın iç yüzünü bilmeden yargısız infaz yapmamak lazım iki tarafa da.. Aynı haberleri ısıtıp ısıtıp gündeme getirme konusunu aşmak lazım öncelikle..
9.02.2009
Scolari Kapıda
yazan:
firat selcuk
Akşam saatlerinde düştü haber medyaya, Scolari ligde haftalardır sadece 3 galibiyet alıp en son maçta da Hull City karşısında gol atamayınca daha fazla dayanamadı Abramovich. Bundan sonra aklıma ilk gelen Quaresma oldu, Inter'de Yılın Bidonu seçilmesine sebep olan 6 aydan sonra Scolari ile ben daha ölmedim mesajını vermeye gitmişti ama Scolari ile 10 gün çalışabildi. Drogba'da son maçta "oyundan alınacak adam ben miydim" diye tepkisini göstermiş ve Scolari ile mutlu olmadığını söylemişti, hatta Marsilya'ya dönüyor diye haberler bile çıkmıştı hakkında. Şimdi o da memnundur durumdan. Yeni gelen hocayla Anelka da bir sorun yaşadı mı değmeyin Drogba'nın keyfine.
Scolari'nin yerine geçecek haberleri vardı hafta içi ve Zola Chelsea için West Ham'ı bırakmayacağını açıklamıştı. Boşta olanlardan kim gelir diye düşünüyorum ama net bir isim bulamıyorum. Hiddink'in de ismi yakın zamanda gündeme gelmişti. Kendisi bu kadronun ilacı olabilir sezonun kalan kısmında. Tabii ki gözler şu an boşta olan Rijkaard ve Mancini'nin üzerine de çevrilecek, biri yeşil ışık yaktı mı imza kaçınılmaz olur.
Euro 96 Laneti
yazan:
firat selcuk
Bugün bir lanettir tutturduk gidiyoruz haydi hayırlısı. Yabancı basını tararken Guardian'da gördüm yazıyı. İngiltere'nin Euro 96 kadrosundaki oyuncuların teknik direktörlük deneyimlerinde nasıl başarısız olduklarından bahsedilmiş. Bazıları iyi başlamış kötü bitirmiş, bazıları zaten pek parlak başlayamayıp sonunu da iyi getirememiş. Tabii ki bu yazının çıkış noktası Portsmouth'taki görevine yeni son verilen Tony Adams olmuş.İşte o 6 isim ve yaşadıklarının kısa bir özeti :
Tony Adams : Kasım 2003'te Wycombe Wanderers'ın başına geçiyor, takımın Lig 2'ye(yani 4. lig) düşmesine engel olamıyor, hem de takımdaki ilk ayını lig lideri olarak tamamlamasına rağmen. 1 yıl sonra kişisel sebeplerden ötürü bu işi bırakıyor. Hollanda'da yardımcı antrenörlük deneyimi yaşıyor ve İngiltere'de Harry Redknapp'ın yardımcılığını yapıyor. Daha sonra Portsmouth'un başına geçiyor ve 16 maçta aldığı 2 galibiyet sonunu hazırlıyor.
Paul Ince : 2007'de Macclesfield Town'ın Lig 2'de kalmasını sağlıyor. Daha sonra aynı ligde Milton Keynes'in başına geçiyor ve üst sıralarda tutuyor takımı. Bu başarı kendisine Wigan Athletic kapısını açıyor, o takımda kalıyor ve Lig 1'e yükseltiyor takımını. Haziran ayında Blackburn Rovers'ın başına geçiyor hem de Premier Lig'in ilk Siyahi Britanyalı teknik adamı olarak. Everton karşısında 3-2'lik zaferle işe başlayıp daha sonra 17 maçta 3 galibiyet alınca kapıyı gösteriyorlar.
Paul Gascoigne : Lig 2'deki Boston United'da oyuncu-teknik direktör olarak görev yaptıktan sonra ilk kez Portekiz takımıAlgarve United'ın başına geçiyor. Daha sonra Kettering Town'ın başına geçiyor İngiltere'ye dönüp. Ancak burada alkol problemi yüzünden kulüp başkanı kendisine 39 gün dayanabiliyor, sadece 6 maçlık kısa bir macera yaşamış oluyor. Sonrası malum, başka bir deneyimi olmadı teknik adam olarak, hala alkol tedavisi oluyor ve sonuç alınıp alınamayacağı meçhul..
Stuart Pearce : 2002'de oyunculuk kariyerinin hemen ardından Keegan'ın arkasında Manchester City'de yardımcı antrenör olarak görev yaptı. Keegan ile yolların ayrılmasından sonra sezon sonuna kadar geçici olarak göreve gelip takımı UEFA Kupası'na taşıdı, bu performansla da takımın teknik direktörlük koltuğunu kaptı. Takım sonraki sezonu son 10 maçın 9'unu kaybedip 15. sırada bitirdi. Sonraki sezon da aynı şekilde küme düşme hattında sürdürülünce 2006-2007 sezonu sonunda işine son verildi. Kulüpte işler tutmayınca zaten devam etmekte olduğu İngiltere U21(Ümit Milli) takımın başındaki görevini sürdürdü. Burada kulüp performansından daha başarılı oldu ve takımı 2009 Avrupa 21 Yaş Altı Şampiyonası'na taşıdı.
David Platt : Sampdoria'nın başına geçmek için İtalya'nın yolunu tuttu ve herkesin kendisini yetersiz bulduğu başarısız deneyimden sonra İngiltere'de küme düşen Nottingham Forest'ın başına geçti. Takımı play-off mücadelesi içinde tutmasına rağmen ani düşüşe engel olamadı sonraki sezonlarda. 2001'de buradaki görevinden ayrılıp U21 takımının başına geçti ve takımı 2002 Avrupa 21 Yaş Altı Şampiyonası'na taşıdı. Bu başarının da devamı gelmeyince televizyon yorumculuğuna başladı.
Gareth Southgate : M'Boro'da 3 sezonunda kariyerinin en kötü dönemini yaşıyor. Geçen sezon ligi 13. bitiren takım bu sezon şu an 19. sırada ve 13 maçtır galibiyet denen şeyi unuttular. Sadece FA Cup'ta tutunabildiler ve 5. tura yükseldiler.
francHits #11
yazan:
firat selcuk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




