15.05.2016

#Giro 2016 8. Etap: İtalyanlık Yine Kazandı


Giro'da Formolo'nun geçen sene aldığı etaptan sonra benzer tipte etaplar organizasyonun iştahını kabartmıştı. Bu yıl Formolo veya benzer tarzdaki İtalyanların alabilecekleri tarzda etaplarla çeşitlendirmişlerdi parkuru. Geride kalan sekiz etap sonunda Formolo'nun yaşayıp yaşamadığına bile emin değiliz ama organizasyon istediğini aldı. Hem bir İtalyan daha etap aldı bu yıl, hem de Aru'dan sonra ilk kez bir İtalyan pembe mayoyu sırtına geçirmiş oldu.

Etap beklendiği üzere son 35 km civarında, Arezzo'ya girilince hareketlenmeye başladı. Öncesi biraz son bölümdeki 2. kategori yokuşa hazırlık oldu. Brambilla doğru yerde atağını yapıp bir daha hız kesmeyerek etaba yürümekle kalmadı, üzerine bir de pembe mayoyu aldı. Etixx'in büyük yarışlardaki talihi Kittel ile dönmüştü, Gianluca Brambilla da üzerine muhteşem bir zafer eklemiş oldu. Muhtemelen zamana karşıdan sonra pembe mayosunu bırakacaktır. Yarın tuttu desek, en fazla dinlenmenin ertesi salı günü bırakır. Sondan hemen önce 1. kategori yokuş varken sana yedirmezler onu Gianluca... İş oralara kalırsa ve çarşamba gününe pembe mayosuyla çıkarsa genel klasmancıların hepsi tek tek utanmalılar.

Yine bir önceki etaptaki gibi bu etapta da özellikle değinmek isteyeceğim bir şey kalmadı aklımda. Suçu etaba değil kendime atıyorum bu noktada. 40 km kala doğru düzgün odaklandım çünkü. Yine de Dumoulin'in pembe mayo gitmesin diye daha erken uyanıp agresif bir tavır sergilemesini beklerdim, o biraz iş işten geçtikten sonra farkına vardı. Brambilla giderken peloton erken hamle yapsa pembe mayo favorilerden birinin eline geçebilirdi. Belki de 40 kilometrelik zamana karşı öncesi ilk sırada yer almayı istemedi favoriler. Brambilla'yı yakın tutup kendi aralarında bir grup oluşturup sakince devam ettiler. Son inişte Nibali-Valverde ikilisi biraz fark açmayı denediler ama Kruijswijk arka taraftakileri hızlıca çekerek köprüyü kurup izin vermedi. Kruijswijk dağlarda güzel şeyler yapacakmış gibi bir izlenim bıraktı. Nibali ilk zirve finişinde biraz bitik haldeydi, Valverde hiç ortalarda yok ki sekiz etap oldu, blogda adını yeni anıyorum... İnsan biraz yani... Ne bileyim. Sevmiyorum kendisini ve kötü konuşmak istemiyorum. Kruijswijk derken nereye geldim bir anda ya! Neyse, bu sarı çocuktan umutluyum. Forması da kendisi de sarı. Şu an üzerimde de sarı tişörtüm var. Neden bu kadar sarı oldu ortam anlayabilmiş değilim. Bu yazı nereye gidiyor onu da anlayabilmiş değilim... Durun gitmeyin, toparlıyorum.

Fabian Cancellara haftayı dinlenerek ve kendini minimum düzeyde yorarak geçirdi. Zamana karşıda bir şeyler yapacağını umuyorum. Giro'ya bir etapla veda etmesi hepimizin isteği olacak. Gerçi bu sene klasiklerde istediğini alamadığı için bir sene daha gider gibi geliyor bana ama bunun için birkaç ay daha bekleyeceğiz. Şimdiden o konuda olacakları kestirmek zor. Sonuçta Fabian dediğin adamın her yanı ayrı oynamıyor pelotondaki çoğu isim gibi, gidiyorum dedi mi tek seferde giderse bir kişi bile şaşırmayacak 2016 sonunda.

Etapta ne oldu?

Etabın konuşulacak bir yanı yoktu. Pembe mayonun gitmesi beklenmiyordu sadece, belki o biraz sürpriz sayılabilir. Ben saymam ama, Dumoulin en geç perşembeye bırakacaktı zaten. Çok istiyorsa zamana karşıda biraz zorlasın geri alsın, nedir yani... Gianluca Brambilla, Davide Formolo'dan tekrarı beklenen etap galibiyetini aldı. İtalyanlar için sorun yok, Brambilla almış Formolo almış bakmazlar, İtalyan biri aldı sonuçta. Etabın olağan dışı hiçbir olayı yoktu bence, beklenildiği gibi başlayan ve biten, profiline uygun bir etap oldu. Tam bir genel klasmancı olmayan ama yokuşa ve kaçışa yatkın, genel klasmanda favorilerin bir-iki basamak altı seviyede birinin alacağı kesindi, o da oldu.

Brambilla Etixx'e bu sezon ikinci kez pembeyi giydirdi. Etixx için işler iyi gidiyor, bir de Jungels zamana karşıyı almaya kalkarsa Pat Lefevere amca kendinden geçer.

13.05.2016

#Giro 2016 7. Etap: Gorilla Devam Ediyor



Greipel ve Wellens ile üst üste iki etap alan Lotto-Soudal, seriyi üç etaba çıkardı. Muhtemelen dokuz etaplık ilk bölümde, üç haftalık hedeflere çoktan ulaştılar. Yok bizim hedefimiz en az dört etaptı diyorlarsa da "Kittel'in olduğu yerde iki kere sprint aldınız, gözünüz doysun!" derler adama. Seriyi dört etaba çıkarabilirler mi bilemem ama İtalyanlar adeta Formolo alsın diye düzenlenmiş etabı yedirmezler. O almasa başkası elbet alır, zor iş Lotto-Soudal'in dörtte dörtle ilerlemesi.

Etap toplu sprint finişiyle bitecekti, bu kesindi ama bunun önemli bir eksikle gerçekleşeceğini kimse düşünemedi doğal olarak. Önceki sprinti küçük yokuşları çıkamayarak kaybeden Kittel, bu sprintte de yanlış hatırlamıyorsam son altı kilometreye girilirken lastiği patlayınca meydanı Greipel'e bıraktı. Giro başında Kittel'in attığı insanlık dışı sprintleri son iki sprint etabında bu defa Greipel attı. Lotto-Soudal, erkenden çok yüksek tempo vererek inanılmaz derecede karıştırdı ön tarafı. Herkesi yoğun tempoyla yorup sinsi gibi Orica GreenEdge'i öne attılar. Orica pek bilgisiz takım değil bu konuda ama bu atılan yemi yememeliydiler. Caleb Ewan henüz elit sprinterlerle yarışacak düzeyde değilken üzerine bir de Modolo, Nizzolo, Greipel gibileri ardındayken en önde sprinte kalkmaya çalıştı. Bunu zamanla öğrenecek minik adam ki kendisi henüz 22'yi bile doldurmadı. Ben ileride büyük işler yapacağına eminim. Umarım doğru bir sprint takımı seçer, Orica ile en iyi seviyeye geleceğini sanmam.

Beşinci olacakmış gibi arkada kalan Greipel'in aniden ok gibi fırlaması da diğer sprinterlere oranla ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor... Pelotonda en önde çift başlı yılan gibi giden Lotto-Soudal ve Etixx-Quick-Step trenlerinden sonra 300 metre kala herkese 50 metre fark atıp kapışan Greipel-Kittel ikilisini bir etaplığına da olsa izlememiz lazım. Bir haftadır sprintleri bu kadar domine eden iki adamı tekerlek tekerleğe görmeyi çok istiyorum.

Bunun dışında etap için söyleyecek çok bir şeyim yok doğrusu. Tweet atarken de Ewan-Greipel ikilisinden bahsedip "aklımda bir şey kalmadı, bu kadar" demiştim, yine aynısı oldu. Favorisi bol 8. etaptan konuşacak pek çok malzeme çıkmasını umuyorum.

Etapta ne oldu?
Uzun uzadıya anlatılacak yanı olmayan etaplardan biri daha geride kaldı. Son bölüme kadarki irili ufaklı yokuşlar sadece bacakları biraz yordu ama finalde yine en güçlü olan adam rahat bir şekilde aldı. Nizzolo ve Modolo'yu iyi tanıyoruz, gerçekten çok iyi sprinterler ama gününde bir Greipel'e karşı koyabilmeleri için sprint anında omuz vurup indirmeleri lazım, şu an için başka hiçbir yolları yok.

#Giro 2016 6. Etap: Wellens, O İş Öyle Olmaz!

Etabı kazanan Wellens, bu sene ikinci kez gördüğümüz hareketle kutladı galibiyetini. Ancak beni rahatsız eden şey bunun günden güne artacak olması. Finiş noktasında bisikletten inip devam etmek hoş bir detay ama yapacaksan en azından Diego Rosa'nın Bask Turu'nda(Pais Vasco) yaptığı şekilde yapmalısın. Ne kadar da çok yapmak kelimesi kullanıldı üst üste. Diego Rosa çizgiden önce inmiş, bisikletini kaldırmış ve finişten öyle geçmişti. Bu haliyle güzel duruyor bence ama finişi geçtikten sonra bunu yapmanın pek bir esprisi yok. Belki takip grubu beni yakalar diye korkmuştur Wellens ama bu da savunma olamaz, radyodan biliyor olması lazım nerede olduklarını.


Olayı tam anlayamayanlar için bu Bask Turu etabının alan Diego Rosa'nın kutlaması. Bilmeyenler olabilir, bu şekilde finiş geçmek normal, bir sorun yok. Bisikletinizle beraber finişi geçtiğiniz sürece nasıl geçildiğinin bir önemi yok. İsterseniz gidonun ucuna mendil bağlayıp bisikletinizle halay çekerek geçin, en fazla "Kafayı yemiş bu" derler.

İtibar edecekseniz Wellens gibi finiş çizgisini geçtikten sonra yapanlara değil, Diego Rosa gibi hakkını tam olarak verenlere edin. Yine durduk yere sinir yapacak bir şey buldum ama bu defa haksız da olmadığımı düşünüyorum.

Bu detayı kenara koyarsak Giro'da bu yılın ilk zirve finişi beklentilerimi karşıladı. Wellens güzel bir atakla kazanırken Jungels'in yukarılarda kalması dikkat çekiciydi. Daha klasikçi bir tarzı olduğunu düşünüyordum ama üç hafta boyunca yokuş performansı bu düzeyde kalırsa çok büyük bir genel klasmancının doğuşuna tanıklık etmiş olabiliriz. Fuglsang da iyi sinyaller verdi etap boyunca ki ilk izlenimim Nibali'nin yeterli güçte olmadığı ve bu yüzden Fuglsang'ın bir yerden sonra ipleri ele alabileceği. Tabii ilk zirve finişi sonrası konuşmak erken. Nibali belki de Landa gitmeyince durmaya karar vermiştir. Açıkçası etap sonu pek bir şey okuyamadım, akşam evde olmadığım için gidenlerin de gidemeyenlerin de bunu nasıl açıkladıklarını takip edemedim.

İlk zirve finişinin yarattığı ilk izlenim Nibali ve Landa'nın beklenenden daha düşük bir seviyede oldukları. Tabii tekrar üstüne basıyorum, genel klasmandaki fark büyük olmadığı için bilerek de gitmemiş olabilirler. Nibali ve Landa gibi adamlar iyi günlerinden birinde oldukları zaman bir birinci kategori yokuşun ardından pelotondaki diğer isimlere iki-üç dakika farkı kolaylıkla atabilirler. Ancak Zakarin, Fuglsang, Uran, Dumoulin ve diğer isimlerin güçlü olduklarını görmek güzel. İki adamın rekabetine kalmayan, altı-yedi kişinin kapışacağı bir genel klasman mücadelesi görmeyeli çok oldu, umarım Giro'da görürüz bu defa. Gerçi Dumoulin son haftadaki yokuşları "mamasız" zor çıkarır. O muhtemelen 15 Mayıs'ı da pembe mayoyu koruyarak atlatacak ve hafta içi sert bir yokuşta genel klasmana veda edecek.

Etapta ne oldu? 
İlk tırmanış etabı/zirve finişi neyin ne olduğunu görmemiz adına önemliydi. Landa-Nibali ikilisi erkenden patlatıp gitmediler veya gidemediler. Önce şu zamana karşıyı atlatalım demiş olabilirler. Bu ikiliden sonra gelebilecek tüm iddialı isimler diri gözüktüler. Wellens son yokuşu hiç tempoyu düşürmeden aldı ve hak etti. Geleceği adına fazlasıyla olumlu sinyaller verdi Lotto-Soudal'in genç sarısı.

15 Mayıs'taki zamana karşı etabı öncesi iki etapta genel klasmancılar yatacaklar. Pazartesi günü dinlenme gününde geride kalan dokuz etapta mayolara dair genel bir bakış atarım diye umuyorum. Tabii burayı takip eden varsa çok da beklentiye kapılmasın, üşenme ihtimalim bir hayli yüksek.

12.05.2016

#Giro 2016 5. Etap: Gorilla!

Giro'da 2016'nın en uzun ikinci etabı, küçük sürpriziyle geride kaldı. Doğum günü çocuğu Marcel Kittel yine favoriydi ancak son metrelerin biraz yokuşlu olması Modolo gibi yokuş seven heyecanlı arkadaşlara da imkan tanıyordu. Gel gör ki Marcel Kittel son sprinte bile kalamadı ve doğum gününde kırmızı mayosunu koruması tek tesellisi oldu. Kittel'in düştüğü elbette diğer sprinterlere haber verildi son 6 kilometrede. Böyle olunca da deyim yerindeyse "aç gibi saldırdı" koca koca adamlar. Etap içerisinde Jakub Mareczko denen dallama -kimse kusura bakmasın, düşman etti beni kendine- abandone olarak Türkiye Turu'ndan büyük ümitlerle yolladığımız Giro'dan hüsranla ayrılmış oldu.

Son sprintte yokuş olması normalde Modolo'yu öne çıkarıyor olsa da Greipel'in son iki sezonun bahar klasiklerinde kısa yokuşları çıkabilmiş olması onu bir numaralı favori yaptı. Bakmayın siz ilk satırlarda Gorilla'yı anmadığıma. Yani Kittel sprinte kalsa bile Greipel bir adım öndeydi aslında. Goril'in hakkını yemeyelim, adam üst üste katıldığı 10. Grand Tour'da da etap almayı başardı, yabana atılacak bir performans değil bu kesinlikle.

Kittel, Türkiye saati ile tam 00.00 civarı resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamayla final sprintine kalamaması konusundaki soru işaretlerini giderdi: "Bana güzel bir doğum günü hediyesi verecek bacaklarım yoktu..."

Kittel olmayınca zaten favori olan Greipel son 500 metrede sprint atmaktan ziyade mini bir atak yaptı desek yeridir. Sprint 200-250, hadi bilemedin 300 metre kala atılır ancak son 3 kilometreye zaten lead-out'u ile giren Greipel, "Ben bunları yokuşlu sprintte yarım ekmeğin arasına dilimler yerim" diye düşünüp erkenden patlattı havai fişekleri ve Kittel'in hafta sonundaki zaferleri gibi rakiplerinin önünde rahat bir galibiyete uzandı. Greipel geniş ağzıyla güzel güzel sırıtarak klasik etap sonu pozunu bize verdi, podyumda da ilk öpücüklerini aldı.

Mareczko ile beraber Fraile'nin de abandone olması günün üzücü haberleriydi. Fraile kalır ve birkaç kez daha kaçışa katılıp etapları renklendirir diye beklerken ilk haftanın ortasında noktaladı Giro'yu. Dimension Data'ya Cavendish'e rağmen bir sempati besleyemedim zira Qhubeka'nın takım adında artık yer almamasını henüz kabul edemedim. Fraile, takımı sevmem için önemli etkenlerdendi ama olmadı. Darısı Tour'da Mark Cavendish'in başına ki o da Rio 2016 sevdasına çok yarışmayacak... Neyse ya, Giro yazısının içinde Tour konuşmak Giro'nun şanına yakışmaz. Onu geç, en başta "En sevdiğim Grand Tour Giro" diyen bana da yakışmaz.

Etapta ne oldu? 
Aslında etap yazısı içerisinde biraz bahsetmiş oldum bu defa ama yayında Sarper Günsal, Berkem Ceylan ve Emre Gürkaynak üçlüsü bile 233 kilometrelik etapta yer yer konuşacak bir şey bulamadılar, hepimiz ara sıra sıkıldık son 5 kilometreye kadar... Bazen oluyor bunlar, Grand Tour dediğinin 21 etabının tamamı heyecanlı geçmiyor, arada iki veya üç tane böyle sakin etap oluyor. Sakin diyorsun da gerçi adam orada 200 kilometre boyunca kaçışta yer alıyor ve emek harcıyor. Sakinlik dediğinde bile böyle hikayeler ve detaylar var... Bisikletin sakin ve yer yer sıkıcı etabı bile öyle 0-0 biten PTT 1. Lig maçı gibi zevksiz değil.
Başlıktaki ne oldu sorusunun cevabı kısa o yüzden: Greipel, Kittel olsa da olmasa da favori olduğu hafif yokuşlu sprint finişinde beklenen bir zafer elde etti. Kittel'in sprinte kalamaması "büyük sürpriz" bile değildi. Etaba dair tahminlerin ve beklentilerin neredeyse hiç şaşmadığı bir gündü.

Giro 6. gününde nihayet gerçek bir dağlık etaba merhaba diyecek. İki tane 2. kategori tırmanış geçilecek ki bunların ikincisi aynı zamanda etap finişi olacak. Açılın, zirve finişi geliyor!

11.05.2016

#Giro 2016 4. Etap: İtalyanlık Kazandı

"Madem sporcular dinleniyor, ben neden dinlenmiyorum" gibi saçma bir mantıkla ikinci kez üst üste Etixx'in sprint zaferini övmeyi pas geçip dördüncü etaptan devam edeyim dedim.

Öncelikle şuna değinelim: Pazar günü kırmızı mayonun altına kırmızı şort giyerek etap sonunda pembe mayoyu da giyen Kittel, salı günkü 4. etapta pembe mayonun altına pembe şort giyme rezilliğini yapmadı. Efendi gibi siyah şortunu giydi geçti, sadece şortun ucuna bence gayet şık, harika, nefis duran pembe bir çizgi ekledi. Tekrar kırmızı mayoya döndü bu etap sonund ve hepimizin ortak temennisi iki gün önceki gibi yine kırmızı donuyla arz-ı endam etmemesi.

Giro, Hollanda'daki üç etaplık Gelderland macerasından sonra nihayet kendi topraklarına döndü. İtalya'daki ilk gün kaçışçı ve klasikçi yarışçıların günüydü ve istediğimizi aldık. Bu sonu çok tatlı ve kategorize olmayan yokuşlarla süslü etabı çok sevdim. Umarım ileride görebiliriz bu etabı tekrar. Aynı yerde başlaması çok şart değil ama son 60-70 kilometre aynı kalmalı derim. Bu tip klasik veya yarı klasik tadındaki etapları sevmeyen olduğunu sanmıyorum. Uzun ve sıkıcı bir kaçış zaferinden ziyade yine bu etaptaki gibi, kaçanların yakalanıp tekrar kaçanın ekstra bir performansla kazanması daha fazla keyif veriyor.

Ben Giro öncesi profili gördüğümde son yokuşların o kadar da zorlu olacaklarını düşünmemiştim. İlk dinlenmene gününe dek bu etabı yine bir sprinter alır diye düşünüyordum ama pazartesi sabahı "Yarınki etap nasılmış ya?" diye düşünüp detaylı inceleme yapınca Velogames takımıma da aldığım Ulissi'den ümitlenmiştim. (Sabah dediğim de lafın gelişi, öğle sıcağında uyandım yoksa) İtalya'daki ilk gün olacak, küçük ve bol yokuşlu, üstelik kategorize olmayan yokuşlar da barındıran bir etap olacak da Diego Ulissi bey rahat duracak ha? Böyle bir şey mümkün değil. Yani etabı almasa da etap podyumu yapmasına kesin gözüyle bakıyordum. Sağ olsun kendisi yanıltmadı beni.

Bundan sonra Ulissi çıtayı yükseltip tek etapta kalmayabilir ki ben etap alamasa da en az iki kez etap podyumu yapacağını düşünüyorum. Bu da burada not olarak kalsın, 21. etabın sonunda hatırlayan olursa ve tahminim doğru çıkmazsa hatırlatıp dalgasını geçebilir. "Evimizi arabamızı Ulissi iki podyum daha yapar diye yatırdık, yazıklar olsun!" deneceğini ve hatta bunun hatırlanacağını bile sanmıyorum ya neyse... Ulissi, İtalya'daki ilk gün bir İtalyan olarak etap kazanıp kendi halkının göğsünü kabarttı. Gerçi İtalyanlar için sevinecek ihtimal çok. Kittel-Greipel ikilisi büyük ihtimalle çekildikleri zaman bir İtalyan sprinter puan mayosuna uzanabilir ve elbette bundan çok daha büyük bir olay olarak Nibali genel klasmanı tekrar alabilir.

Etabı alanı kenara koyup, tek günlük pembe mayosuna onuruyla veda eden Kittel'e de iki tur alkış atalım ve noktayı koyalım. Kategorize yokuşla beraber tempoyu veren peloton Kittel'i düşündüğünde birkaç dakika yer mi dedik ama gerek çok yüksek profilli yokuş olmaması, gerekse Kittel'in sporun ruhunu yansıtmayı sevmesi bu senaryoya imkan tanımadı. Kittel inişteki tempoyla tekrar pelotonu yakaladı ve bu çabası sırasında pembe mayosuyla savaşıp Giro sloganının da mayonun da hakkını verdi. Alman disiplini dediğin her sporda var işte. Bazı cıvık Alman bisikletçi evlatlarımız olsa da ön plandaki isimler son derece saygı duyulası isimler.

Görüldüğü üzere etap son derece keyif vermiş olsa da aklımda yer eden, uzun uzun not edeceğim şeyler olmadı. İlk yazıda dediğim gibi burayı etap özetiyle doldurmak istemiyorum. Tekrar edeyim, umarım bu ve buna çok benzer etapları bol bol görürüz. Bu etaplar geçiş etabı veya organizasyon tarafından kaçanlara hediye edilmiş etaplar gibi görülse de son bölümdeki gibi güzel yokuş detaylarıyla kaçanlara hediye edilirken de "basit" bir etap olmaktan kolaylıkla çıkabiliyor. Bunu bu etapta güzel bir örnekle gördük ve uzun süre de hatırlayacağız.

Ha bir de, ben Geniez'den umutluydum ya, abandone olmasaydı iyiydi... Etap galibiyetini geç, genel klasmanda ilk beş bile bekliyordum ama olmadı. Tour'a kısmet desen orada da Pinot vasıfsızı var. Seneye artık...



Etapta ne oldu?

Yukarıda belirttiğim gibi kaçanlar alacaktı, neyse ki sıkıcı ve 10-12 dakika farkın erkenden açılıp işin tadının kaçtığı bir etap olmadı. Tom Dumoulin'in sondaki yokuşlar sayesinde kolay bir şekilde tekrar pembe mayo giyme ihtimali olmasının buna etkisiz büyüktü şüphesiz. Kaçanlara uygun bol ve küçük yokuş içerikli, testere misali profili olan etapların vazgeçilmez adamı Diego Ulissi bu yıl da etabını aldı. Tom Dumoulin de kolay ve basit bir taktiği doğru uygulayıp sorun yaşamayıp pembe mayoyu tekrar giydi. Kırmızı mayonun bir günlük misafiri Elia Viviani de mayoyu gerçek sahibine iletecek.

NOT: Şu yazıda Elia Vivani denen çapsızın adı neden geçti hiçbir fikrim yok. Son satırda ne gerek vardı ya?

8.05.2016

#Giro 2016 2. Etap: Etixx Öğrenmiş(!)

Giro d'Italia'nın ikinci gününde, bir süre sonra yokuşlarda ağlayacak kıvama gelecek sprinterleri neşe doluyken izledik. Sonuç kimseyi şaşırtmadı ancak son kilometrelerde yaşananlar beni şaşırtmaya yetti doğrusu. Omega Pharma, takım sponsorluğunu geçen yıldan itibaren alt markası Etixx'e devrettikten sonra takım Etixx-Quick-Step adıyla olur olmadık birçok yarışı ve etabı kaybederek yılın başından sonuna dek eleştiri konusu olmuştu. Etixx'in uğursuzluğu bu sezonun bahar klasiklerinde de sürdü, takım inanılmaz taktik hatalarla yarışlar kaybetti. Klasikleri kenara koyduğumuzda turlar arasında sezonun şu ana kadarki en prestijli ve önemli etabı koşuldu bu etapta ve Etixx şaşırtıcı bir şekilde, neredeyse bir buçuk sezondur yapamadığı şeyi yapıp doğru bir taktik uygulayarak etap aldı.

Etixx düzgün bir sprint treni kuramayıp organize olamasa da en düzgün trenin ardına kendini atacak olan Marcel Kittel'in rahatlıkla etaba yürümesi olasıydı. Bu son anda kısmen gerçekleşse de bu defa altında başarısızlık değil başarı yatıyordu. Son 5 kilometrede geçilen köprüde rüzgar dolayısıyla sprint trenlerinin darbe yeme ihtimali vardı ve bu ihtimali gözeten Etixx, doğru bir hamleyle pelotonun arasında kalıp önde diğer takımların çalışmasını bekledi. Köprüden sonra Jungels'i öne yollayan takım, muhteşem bir zamana karşı temposuyla herkesi hızlandırdı ve Kittel'i de öndeki ikilinin arkasına taşıyarak doğru bir sprint treni oluşturdu. Dönüşler sprint takımları zaten tehlikeliyken bir de son kilometrede temponun iyice arttığı anda iyice riskli hale geliyor. Birkaç kilometre boyunca her metreyi hesap ederek oluşturduğunuz tren sert bir dönüşle dağılabiliyor...

İşte bugün Etixx temalı bir şeyler yazmamın temeli de bu. Etixx bir buçuk yıllık koca bölümde çoğunlukla son ana kadar en doğru işleri yaptı ancak son kilometrede hem dönüşlerle hem de rakip takımların müdahaleleriyle trenin bozulmasına engel olamadı ve akıl almaz etaplar kaybetti. Olay sadece sprint etabı olsa neyse, klasiklerde de "şerefli ikincilikler" diye avunacak duruma geldiler ki bu takımın tek sezonda bir değil birkaç bahar klasiği ve yarı klasik alabilecek, muazzam bir kadrosu var. Ancak taktik hatalar ve ataklara zamanında cevap verememeler yüzünden kaçanların haddi hesabı yoktu. Daha bu sezonki Ronde van Vlaanderen akıllarda, Sagan-Vanmarcke-Cancellara kaçıp giderlerken favorilerden Stybar ve Terpstra ilk 10'a girmekle avundular, hiçbir şekilde cevap veremediler ataklara. Gerçi bu kaçan birçok yarışın yanında basit kalır ama en tazeler arasında yer aldığı için belirttim. Ronde'de kazanmasalar da son bölümlerde Etixx'ten birileri mutlaka yer almalıydı, yapamadılar bunu. Bu da önemli ve eleştiri unsuru olması gereken bir eksiklik bana kalırsa.

Etixx'in tekrar etaba dönebiliriz... Etixx uzun süre boyunca rakiplerin oyunlarına gelip hem takımın hem yönetimin hem de Mark Cavendish'in geçen yılı hayal kırıklıklarıyla geçirmesine sebep oldu. Diğer takımların taktikleri başarılı olduğuna göre elbette doğru hamlelerdi ve onlara zaferler getirdi. "Oyuna getirmek" kötü bir anlam ifade etmiyor yani burada. Son 2 kilometre içerisinde çok güzel bir taktikle iki parçayı birleştiren Etixx, yine bir dönüşte en öndeki yerini kaybetti ancak bu defa geçmişteki gibi treni toparlayalım paniğiyle darmadağın olmadılar. Marcel Kittel kendi treni dönüşte dağıldığı anda çok çok doğru bir taktikle son 5 kilometrede kusursuz işleyen FDJ treninin ardına attı kendini. Arnaud Demare'ın arkasına saklanıp daha Damare'ın lead-out'u bile ayrılmamışken sprintini atıp muhteşem bir zamanlamayla, çok etkileyici bir zafer elde etti. Zaten buraya en güçlü sprinter olarak gelen Kittel, gücünü doğru zamanlamayla birleştirince son 20 metreyi hiç pedal çevirmeden kollarını iki yana açıp zaferini kutlayarak tamamladı. İlk günden diğer sprinterleri çok fazla hırslandıracak bir performanstı. Önümüzdeki sprintlerde Modolo, Greipel, Viviani, Mareczko ve diğerleri için ekstra bir motivasyon oldu bu. Sprint böyle domine edildiğinde kazananın performansı adına etkileyici ama yeterince heyecanlı değil. Kittel'i zorlayabilmeleri şart, tüm sprintler böyle gitmemeli.

Etixx geçen sene bu tip etapları çok basit şekilde kaybederken tüm suç takımda mıydı, yoksa eski gücünü zaman zaman yitiren ve çok kolay motivasyonu bozulan Mark Cavendish'in dengesiz halinin de bunda payı var mıydı diye düşünmek lazım... Bence geçen sene Kittel olsa en azından birkaç etabı alabilirlerdi. Bisiklet izlemeyi ve spor olarak yapmayı bana sevdiren, 2009'da tanıştığım bisikletin zamanla hayatımın en büyük parçası olmasını sağlayan Mark Cavendish'in "tüm zamanların en iyi sprinteri" olsa bile "bugünün en iyisi" olmadığını kabul etmem lazım. Onu yenmek isteyen biraz motive olup doğru taktik uyguladı mı yeniyor ve bu bir hayli can sıkıcı. Neyse, Giro'da Cavendish olmadığı için uzatmıyorum.

Bir de az üstte Jakub Mareczko dedim... Bak ben sinirli adamım. Ben bazen çabuk sinirleniyorum. Benim sinirim gerçekten çok kolay büyüyebiliyor. Sinirli olduğumu söylemiş miydim? Jakub, evladım, sekiz gün boyunca Türkiye Turu sırasında senden bahsedildi, Giro'ya geleceğin yıldızını uğurluyoruz dendi. Kariyerinin ilk Gran Tour'unda ilk sprint etabını yaşamış olabilirsin buna itirazım yok ama 42. de olma be. Yani 42. de bitirme be. İlk 20'ye, hadi olmadı 30'a bari gir be. Ya son 3 kilometrede bisikleti bana bıraksan ben de 42. bitirirdim... Bunun ilk yarış heyecanı olmasını umuyorum ve senden etap galibiyeti bekliyorum kalan sprint etaplarının birinde.

Etapta ne oldu?

Bir sprint etabı için biraz fazla uzun bir yarıştı ama sonuçta İtalya'da değiliz, Hollanda'da biraz daha vakit harcansın diye olabildiğince uzun tutuyorlar. Ağır favoriler ise Kittel ile beraber Demare, Greipel ve Modolo'ydu. Hatta Modolo bu isimlerin yanında bir adım geride diyebiliriz. Demare takımı tarafından iyi getirildi ama Kittel'in gücüne karşı koyamadı. Greipel'in ortalarda olması kötüydü, sebebini okumadım ama bir problemi yoktur umarım. Mareczko'ya yazıda değindim zaten, heyecanına veriyoruz. Yoksa geçen hafta Türkiye'deki performansı sonrası ilk 20 dışı kalması mucize.

Pembe mayo 1 saniyelik farkla Dumoulin'de kaldı ancak ilk dinlenme günü öncesinde üçüncü etap sonu bir aksilik olmazsa Marcel Kittel giyecek ve İtalya'ya pembe mayosuyla merhaba demiş olacak. İkinci gün Arnhem'den Nijmegen'e gittik, üçüncü gün farklı rotadan tersini yapacağız.

7.05.2016

#Giro 2016 1. Etap: Ah be Fabian!

Öncelikle neden buraya bisiklet yazmaya başladığımı kısaca anlatıp sonra olaya geçeyim...

Futbol blogu olarak yola çıkıp birkaç senedir nadiren buraya uğradıktan sonra düzenli yazma adına ilk icraatım bisiklet yazmak olacak. Giro yazısının başında şunu belirtmeliyim ki ben futboldan epey soğudum. Zaten Twitter üzerinden takip edenler konunun farkındadırlar ama yine de belirtmiş olayım. 2016 yılı içerisinde izlediğim futbol maçı sayısı bisiklet yarışı/etabı sayısının yanında epey komik düzeyde kalır ki geçen senelerde futbol ağır basmıyordu, ikisini dengeli götürüyor gibiydim.

Neyse, blogu hala açıp kontrol eden var mıdır yok mudur bilmiyorum ama buralar mayıs ayı boyunca Giro d'Italia yazıları ile dolacak, zira futbolu uzun uzun yazmak istemiyorum. Para kazandığım birkaç iş gelirse geliyor arada, o zaman yazıyorum "paslanmamak" adına. Bunun dışında futbol hakkında tweet atmak yetiyor.

~

Dönelim esas konumuza. Bisiklette her hafta insanı yerinden zıplatan bahar klasiklerinin ardından Grand Tour dönemi benim en sevdiğim olan Giro d'Italia ile başladı -zaten işin içinde İtalya varken benim için ilk sırayı alması değil almaması sürpriz olurdu.

Günden beklentim kısa, bol virajlı ve dümdüz profilli zamana karşıda Dumoulin-Cancellara-Jungels üçlüsünün podyum yapmasıydı ama Cancellara'nın hastalığı buna izin vermedi. Gerçi Jungels podyum yapmış gibi konuştum ama o kendi takım arkadaşı Kittel'in de gerisinde kaldı. Ben Etixx'te Kittel'in Jungels'i geçebileceğini düşünmemiştim ama Jungels için bir nebze kısa kaldı sanırım bu mesafe. Şöyle 14-15 km olsa hem o hem de hasta Cancellara podyum yaparlardı muhtemelen.

Fabian Cancellara'nın son sezonu
olduğu için bu yıl hangi yarışa katılsa ayrı bir heyecanla izliyoruz. Haliyle mide rahatsızlığı haberini almış olsak da bir umut pembe mayoyu giymesini bekledik ama ilk zaman ölçümünü sekiz saniye geride tamamlayınca son sezonunda Giro'da pembe mayo giyme onuruna erişme şansı kalmadığını anlamıştık. Etabı sekizinci sırada tamamlaması üzdü tamam da, finişi geçtikten sonra kendini sonuna kadar zorladığı için perişan halde olması çok daha üzdü. Dağ gibi Spartacus işkence görmüş gibiydi ya! Esas o görüntüler koydu bana. Ben 22 Mayıs'taki zamana karşıyı da koşup Giro'yu öyle bırakmasını bekliyordum ama ilk etabın sonundaki hallerini görünce ikinci etabın akşamına bırakacak olmasına şaşırmam. Bir gün bile olsa pembe mayoyu giyen, İtalya topraklarında da bir zamana karşı alarak en az iki etap zaferiyle veda eden bir Spartacus görmek isterdim ama olmayacak belli ki. 15 Mayıs'taki zamana karşıya ulaşabilmesi çok zor gözüküyor şu an. Umarım hafta sonu Hollanda'da koşulacak iki düz etabı iyi kötü atlatıp pazartesi günkü dinlenmeyi iyi geçirip devam eder. Fabian Cancellara'yı beş ay kadar daha izleyebileceğiz ve planlanandan bir hafta daha az izleyecek olma ihtimali insanın içine oturuyor.

Bisiklet takım tutma olgusunun olmadığı, aynı anda birçok takımı ve sporcuyu tutabileceğiniz bir spor olduğu için doğal olarak üzülecek, yıkılacak daha çok kare veriyor insana. Giro ilk gününde epey üzerek başladı, umarım daha büyük olanlarını yaşamayız ve Fabian'a üzüldüğümüzle kalırız...

Etabı kazanan Dumoulin büyük favoriydi ve zaten hak etti ki saniyenin yüzdeleriyle aldı pembe mayoyu. Benim Velogames takımımda yer aldığı için ekstra mutluyum. Genel klasmancı değil kendisi ama günden güne yükselen profiliyle iki üç sene içerisinde iyi bir genel klasmancı olması zor değil. Bu yolda Giro 2016 onun için önemli bir eşik olacak.

Primoz Roglic, Giro'da iyi anlamda patlaması beklenen isimlerdendi ve daha ilk gün etap ikinciliğini alarak yanıltmadı. Dahası, sembolik de olsa ikinci etapta kırmızı mayo onun üzerinde olacak. Ne olursa olsun önemli bir motivasyon bu.



Etapta ne oldu?
9.8 km uzunluğunda bir zamana karşı etabında büyük hikayeler çıkmıyor ortaya. Genel klasmancıların bacakları ne durumda diye fikir sahibi olduk. Esas fırtına 15 Mayıs'taki 40 kilometrelik zamana karşı etabında kopacak, orası ayrı konu. Favorilerin büyük çoğunluğu standart performanslar sergilediler, iyi veya kötü anlamda büyük sürpriz olarak yorumlanacak bir performans yoktu, olması gerektiği gibiydi her şey.

Etabın en büyük alkışını ise Michael Hepburn'un son sırada start almasını sağlayıp onu 2011'de şampiyon olduğu yerde onurlandıran yarış organizasyonu aldı benim gözümde. Bu tip ince detaylar, zaten aidiyet duygusu bir hayli yüksek olan bisiklete insanı daha çok bağlıyor.

NOT: Her etapta adım adım neler olduğunu anlatma planım yok. Bisiklet yazmak bu değil, bunu zaten anlayan anlamayan herkes görüyor televizyonda, maç özeti anlatmaktan farkı yok. İlk bölümde gördüğünüz gibi aklımda kalanları, etkilendiğim veya beğendiğim olayları yazacağım. Her yazının sonuna "Etapta ne oldu?" alt başlığını atıp iki veya üç cümleyle özetin de özetini geçip bırakacağım. Umarım yıllar sonra Artemio Franchi'de düzenli bir yazı okumak ilginizi çeker... Bakarsınız Euro 2016 ile futbola da dönerim, kim bilir?

18.12.2015

A Spor'un canlı yayındaki Türkiye Kupası isyanı üzerine...

Akşam oturup kanalları turlarken A Spor ekranlarında alttaki konu başlığı dikkatimi çekti: "Türkiye Kupası itibarsızlaştırılıyor mu?"

Sanmıyorum ki buna biri çıkıp da "Hayır" cevabını versin. Cevap basit, evet, itibarsızlaştırılıyor ve bununla da kalınmıyor yerin dibine sokuluyor. Ana sponsor Ziraat Bankası'nın o nostaljik reklamındaki tadın yüzde birini alamıyoruz kupadan ki almayı bekleyen ne kadar kişi olduğu bile tartışılır zaten...

A Spor isyan ediyor yayıncı kuruluş olarak. Belli ki son birkaç sezonun üzerine bu sezon sıkıntıların sürmesi canlı yayında bunun tartışılmasını gerektirmiş. Belki de finansal olarak bu sene işler iyi gitmiyor, o konular benim detayına inmek istediğim konular değil ama A Spor'un haksız olduğu konusuna ve asıl sorundan bahsedemiyor olmasına değinmek istiyorum.

Türkiye Kupası'nı rezil rüsva eden, rotasyonların, ligde 18'e zor girecek oyuncuların kupası yapan sebep açık: Grup formatı.

Grup formatının amacı ne? A Spor, A Haber ve ATV grubu, yani yayıncı her kimse daha fazla maç yayınlasın ve daha fazla kazansın.

Ya dünyada nerede görülmüş 32 takımı Şampiyonlar Ligi formatıyla oynatmak? Daha İspanya'da, Copa Del Rey'in çift ayaklı olmasına bile isyan ediliyor, tek maça inmiyor diye "Böyle iş mi olur?" diyenlerin sayısı yükseliyor.

Sen o ekranda önce grup formatını eleştireceksin. Kimse aralık-ocak aylarında buz gibi havada as oyuncularına altı maç yaptırmak zorunda değil. Açık ve net kulüp yöneticilerinin ve teknik kadrolarının beyinsiz olmaları lazım bunun için.

Kural basit: Grup formatı kalkacak, kurada seri başı sistemi olmayacak. Şans eseri 3. Lig takımları birbirleriyle eşleşerek son turları görebilecekler, daha ekim ayının başında bir yanda derbi oynanırken bir yanda 3. Lig ve Amatör Lig takımı tur mücadelesi yapacak. Elin oğlunun yaptığı gibi kuralı da çakacaksın: Tek maç eleme sistemi olur, alt lig takımı kendi evinde oynar. Bitti ya. Bu kadar basit, atla deve değil. Kupaya daha fazla takım al, yayıncı yine çok maç yayınlasın. Fransa bin tane takım alıyor, yaz ortası başlıyor, sen de öyle yap, sezon boyu kupa maçı yayınlasın yayıncı.

Bir ülkenin kupasında finalistler dışında 6-7 maçı geçen takım olamaz, bizde çeyrek finale gelen takımlar 10'ar maç oynamış oluyorlar neredeyse. Böyle bir saçmalık nerede görülmüş ya?

Ben kupada aynı turda altı tane Galatasaray maçı izlemek istemiyorum. Ben Pendik-Fenerbahçe maçını izleyip Pendik'in vurup geçmesini, karın buzun üzerinde Erzurum-Galatasaray maçında Erzurum'un zaferini, şimdiki Torku, o zamanki Kombassan Konya'nın Fenerbahçe'yi eleyip geçmesini izlemek istiyorum ya.

Benim takımımın altı maçlık sistemde yıldızlarıyla iki maç alıp tur atlaması bana heyecan vermiyor. Ben "Kastamonuspor-Galatasaray" maçını "Acaba rezil olacak mıyız?" diye izlemek istiyorum.

Sen sonraki tura küçük takım geçmesin diye grup formatı getir, sonra "Nasıl olsa eleneceğiz, altı maçlık sistemde çıkamayız" diyecek Anadolu insanından oturup maç izlemesini bekle... Adama gülerler ya.

Ha bir de, ek olarak, gelelim FA Cup gibi olma ve "gündüz maçı/akşam maçı" mevzusuna...

İngiltere özel bir örnek, orada FA Cup alışılan sistemin dışında bir kültür. Ne kadar uğraşıp etseler de Copa Del Rey, DFB Pokal, Coppa Italia, Ziraat Türkiye Kupası ve diğerleri FA Cup kalibresine gelemeyecekler, bunu zorlamanın, "biz de öyle oluruz" demenin anlamı yok. Açıkça söyleyeyim: Nah olur.

Tutturmuşlar diyorlar ki "Beşiktaş maçı mesai saatinde yayınlandı!", üzerine de "Lig TV kolaysa her maçı gündüz yayınlasın" diye "Büyüklerin her maçı gece oynansın" demeye getiriyorlar. Yahu bu ülkede daha geçen sene Galatasaray-Karabük gündüz vakti oynarken taraftar demedi mi "Arena'da her maç gündüz oynansın, ortam harikaydı" diye? Gündüz maçı oynatmaktan memnun değiliz diyen yok. Hafta içi veya sonu yok bu işin. Coppa Italia'da Roma öğle vakti sahaya çıkıp Spezia'ya eleniyorsa Beşiktaş da altı grup maçından birini 18.30'da oynayıversin, bu isyan sebebi değil.

Senin futbolun ve kupan adam gibi olduktan sonra ATV grubundan değil Periscope'tan yayın yapsan yine izleyecek adamı durduramazsın, gerisi hikaye. Önce formatını ve sistemini düşünüp değiştir, kupada her sene aynı senaryo yerine "Sürpriz" imkanı tanı, sonra yayınların da izlenir tribün de dolar.

Anadolu'daki adam üç tane maç izleyeceğine emin olup seçim yapmamalı, ikinci maçı da izleyebilmek için tribüne gidip çaba göstermeli.

22.07.2015

Tour de France 2015 - 16. Etap

Gün geçmiyor ki Tour de France'ta Peter Sagan bir ikincilik daha kazanmasın... Dinlenme günü öncesi iki yokuşu aşıp Gap'a indi sporcular ama o iniş Tour tarihinin önemli noktalarından biriydi. Finişten önceki iniş en zorlu, en teknik isteyen inişlerden biri. İyi inen adamların burada avantaj elde etmeme imkanları yok, dikkatsizlikte ise acı kurbanlar vermeye sebep olabilecek bir iniş. Bu teknik inişin iki kazananı oldu: Peter Sagan ve Vincenzo Nibali. Sagan yine ikinciliği aldı etapta, Nibali ise çoktan noktayı koyup ilk 10'a razı olduğu Tour macerasında en azından kendini kanıtlayacak ve kim olduğunu hatırlatacak ufak bir performansın altına imza attı.

Etapta son tırmanış öncesi kaçış grubu neredeyse 20 dakika fark attı. Bir önceki gün ana grubun çok da zorlamayacağını beklemekte haklı olduğumu gördüm, Alpler'de dört tane acı dolu etap varken kimse Gap'taki dinlenme gününde kendini yormak istemedi. Kaçıştaki Peter Sagan, tırmanışları kaçış grubundan kopmadan almayı başardı. Kendisini sevmesem de takdir etmemek elde değil, en azından geçmişe oranla çok daha fazla mücadele etti yeşil mayo için. Sagan çok iyi inen biri olarak teknik inişte farkını ortaya koysa da Lampre-Merida'nın İspanyol bisikletçisi Ruben Plaza etabı alıp İtalyanların ilk etap galibiyetini getirdi bu sene. Rui Costa'yı erken kaybeden Lampre-Merida için Tour'daki amaç tamamlanmış oldu bence. Dağlarda bir etap daha çıkarırlarsa tamamen ekstra bir iş olur bu.

Önde bunlar yaşanırken arkada da genel klasman iddialıları diye laf girmek isterdim de şöyle toparlamak en doğrusu olacak: Froome'un sakatlanmadıkça kazanmama ihtimalinin bulunmadığı genel klasmanda ilk 10'un diğer iddialıları sert ve etkili ataklar yapmasalar da izleyenlere irili-ufaklı heyecanlar yaşattılar. Nibali yokuş aşağı akıp giderken herkes farkı açacağını biliyordu, keşke genel klasmanda biraz daha iddiası olsaydı da yaptığı fark bizi yerimizden zıplatsaydı diyor insan... Nibali'nin performansına sadece sakin bir "bravo, helal olsun" tebriğinden fazlası gelmedi. İnişte yürekleri ağza getiren olay Barguil ve Geraint Thomas arasında yaşandı. Geraint Thomas yine bir yokuşu genel klasman iddialılarıyla beraber hiç de zorlanmadan aldıktan sonra inişte Nibali'yi takipteydi ama aynı gruptaki Barguil az kalsın kariyerini bitiriyordu. Viraja dikkatsiz ve biraz da dik giren Barguil, Thomas'ı yolun dışına itti. Thomas telegraf direğine çarpmasa çok acı bir tabloyla karşılaşacaktık. Neyse ki korkulan olmadı, hem direğe çarpan Thomas fazla savrulmadı, hem de "uçurum" diyebileceğimiz bir derinlik yoktu, 1.5-2 metrelik yükseltiden sağ çıktı Thomas ve rahat rahat etabı tamamladı. Arada yayın motoru olmayınca Thomas'ı uzun süre göremedik ve başına bir şey geldi sandık, önce bisiklete bindiği haberi geldi, son kilometrede de kendisi ekrana geldi ve derin bir nefes aldık.

Adam gibi sert bir mücadele izleyebilmemiz için geriye sadece tırmanış mayosu, yani polkadot/puantiyeli mayo kaldı. O da dün Eurosport yayınında söylendiği gibi biraz sahipsiz kaldı. İlk hafta giyen Teklehaimanot dışında kimse mayoyu zorlamadı ki onun da dağlık etaplarda mayoyu savunacak gücü yoktu, devam etmek için şansını denemedi. Joaquim Rodriguez belki zorlar ama tahmin etmek güç, bir etap daha alıp gerisini umursamayabilir. Normalde iki kişi de olsa kapışırdı bu mayo için, şimdilik hiç atak ve istek görememek üzücü. Alpler'de genel klasman iddiası da kalmamışken bu mayonun heyecanını yaşamak güzel olurdu.

Son olarak, fotoğrafta da gözükeceği üzere Tour'un şeytanı, El Diablo lakaplı Didi Senft ikinci kez ekranlardaydı ve her zamanki gibi elinde yabasıyla peloton yanından geçerken deli gibi sıçradı. Bir gün Didi Senft olmayacak ve Tour'un bir parçası sonsuza dek eksik kalacak. Bu deliyi bir veya iki etapta bile olsa böyle tepinirken görmek farklı bir keyif veriyor insana.

Tour de France 2015 - 15. Etap

Tour de France'ta sprinterler için veda vakti geldi. Muhtemelen mayo mücadelesi içindeki Greipel ve Sagan dışında Paris'i hedefleyen Mark Cavendish zorlayacaktır bundan sonrasını. Cavendish'in yeşil mayo iddiası bulunmuyor ama Champs-Elysees kendisinin kariyerindeki özel yerlerden biri.

Tırmanışla başlayıp büyük düzlüklere sahne olan etaplar her zaman sprint finişi müjdeler ama biraz daha fazla yorar sprinterleri elbete. Cavendish tırmanışlarda haddinden fazla yavaş kalınca meydan diğerlerine kaldı. Cavendish dışında peloton'da sprint için ağır favori denecek ne kadar adam varsa hepsi öndeydi. Etapla alakası olmayan adamdan çok bahsettim ama Cavendish de orada olsa ilk beş efsanevi bir hal alacaktı bu etapta. Greipel-Degenkolb-Kristoff-Sagan dörtlüsü sıralandılar. Yeşil mayo kaçışları da ara sprintleri süpüren Sagan'ın olacak, o belli oldu. Bu çizgide giderse tarihin en fazla yeşil mayo kazanan ismi olabilir. Zaten bu sene alırsa dördüncü kez üst üste kazanmış olacak. Böylede Sean Kelly ile beraber ikinciliği paylaşacak dört kez yeşil mayoyu kazandığı için. 2016 ve 2017'yi de alırsa hem üst üste kazanma rekoruna, hem de üst üste en fazla kazanma rekoruna ortak olacak altışar zaferle.

Sprint mücadelesini rafa kaldırdık ama ikinci hafta sonlanmadı. Dinlenme günü öncesi Gap var önümüzde, iki tane ikinci kategori yokuşun ardından inişle bitecek etap ki son bölümdeki kategorize yokuşlara dek devamlı olarak irtifa kazanılan bir profili var etabın. Dinlenme günü ve son haftadaki dört dağlık etabın öncesinde genel klasmanda hareket beklemiyorum. Atak gelirse Froome karşılar zaten, belki Froome değil de diğerleri kendi aralarında podyum mücadelesine soyunurlar. İki tane ikinci kategori yoracak olsa da kaçışa gidebilecek birkaç tırmanışçıyla kaçış grubu kolaylıkla alır etabı.

Tour de France 2015 - 14. Etap

Bisiklet dediğimiz spor, bir şekilde hikaye çıkarmayı başarıyor. Mandela Günü'nde gözler elbette tek Afrikalı takım olan MTN-Qhubeka'daydı. Bu özel günü onurlandırmak için turuncu kasklarıyla yola çıkmaları bile fazlasıyla dikkat çekiciydi. Etaba gitmeseler bile anlatımlarda bundan bahsettirmek bile Afrikalı takım adına önemliydi.

Etabın son metrelerini de Bardet ve Pinot önde gidiyorlardı. 14 Temmuz'u sönük bir performansla atlatan Fransızlar, geç de olsa, iki takımlarının iki genç sporcusuyla en azından aynı hafta içerisinde etap dublesine doğru gidiyorlardı. Helikopter tam tepelerinde inişte hızlanan bu ikiliyi çekerken yanlarından bir anda uçak geçti sandık. Turuncu kaskı ve siyah-beyaz çubuklu formasıyla Afrikalı MTN-Qhubeka'nın, Britanyalı sporcusu Steve Cummings ok gibi fırladı geçti. Bardet ve Pinot, neden bisiklette finişe bir metre bile varken rehavete kapılmamanız gerektiğinin en güzel örneğini sergilediler. Etap sonunda birbirleriyle kedi-fare oyunu oynayıp ikili sprinte gitmeyi hayal ederlerken ikinciliğe ve üçüncülüğe razı oldular. Mandela Günü'nde Tour de France tarihinde ilk de bir Afrika takımı etap aldı. Kusursuz, muhteşem bir hikaye oldu MTN-Qhubeka ve Afrika bisikleti adına.

Bu muhteşem hikayenin tamamlanmasıyla birlikte gözler birkaç dakika geriden gelen genel klasman favorilerine çevrildi. 14. etapta, Tour de France'ın başından beri ilk kez Froome'u birileri geçecek ve zorlayacaklar mı diye düşündük ama o yine ilk başta biraz tepkisiz kalsa da ataklara cevap verdi. Bu yetmezmiş gibi bir de gidip Quintana'dan bir saniye kadar çaldı finişten birkaç metre önce yaptığı sprintle. Çok acayip durumda Froome, her atağı, her fırsatı güç gösterisine çeviriyor, akıl alır gibi değil.

Genel klasmanın ikinci haftanın ilk gününde bittiğini söylemiştim, ikincilik mücadelesinin bile olmayacağı, Quintana'nın beyaz mayoyu ve ikinciliği kapacağı ikinci hafta ile beraber kesinleşti artık. Umarım Tejay Van Garderen üçüncülüğü kapabilir de farklı bir isim görürüz, en azından buna şaşırırız Paris'teki son podyumda.

Tour de France 2015 - 13. Etap

Sky tartışmalarıyla dolu üç günün ardından Pireneler'e veda edip Alpler'e doğru yol alıyoruz. Büyük dağlık etapların arasındaki geçiş etapları genelde klasikçilerin ve kaçışçıların hedefidir. Bugün Giant-Alpecin takım halinde kaçışın önünü kesti, Degenkolb için saldırdılar ve kaçışçıların farkı açmalarına izin vermediler ama kaçışta Kelderman ve De Gendt olunca işin rengi değişti, fark tahmin edildiği gibi 7-8 dakikalara çıkmasa da kaçışçılar son 500 metrede yakalanınca peloton'da panik havası hakim oldu. Can havliyle herkes saldırdı. Hatta son kilometre içerisinde %10 eğime sahip kısa bir bölüm olmasa Mark Cavendish bile etaba gidiyordu. Son kilometreye kadar taşındı Cavendish ama yokuşu alamayacağını kendisi de arkadaşları da biliyorlardı. Ufak stratejik hatalar Cavendish gibi bugün adı sanı anılmayan adamın bile son birkaç yüz metreye etap hedefiyle girmesini sağladı yani. Tabii ki Cav ne etabı alabildi ne de ilk 10 yapabildi bugün, bu yaşananları aktarma sebebim etabın ne kadar karışık ve tahmin edilemez bir son kilometre yaşattığını özetlemek içindi.

Son kilometredeki %10'luk bölümde genel klasmancılar elbette zorlamadılar, saf sprinterlerin de güçleri yetmedi, meydan klasikçi ve puncheur'lere kaldı. Puncheur için tam Türkçe karşılık var mı bilmiyorum, araştırmadım da, Sagan, Degenkolb tarzı hafif yokuşta da patlayıcı güç üretip sprint zorlayan isimler bu kategorideler dersem anlamış olursunuz diye düşünüyorum.

Peloton'da %10'luk eğimin ve kaçanları yakalamanın telaşı başladığında o yokuşu alabilen herkes saldırdı. Degenkolb, Sagan, Stybar, Boasson-Hagen, Van Avermaet gibi isimler bu senaryonun ağır favorileriydi elbette.

Kısacık yokuşun sonundan Sagan ve Van Avermaet rakiplerine 20 metre civarı fark atarak çıktılar ki o yokuş içerisinde kaçakları da yakaladı peloton. Bu iki isim sprinte kaldığında Sagan fersah fersah ileride bir adam olmalıydı ama kısa yokuşta tüm patlayıcı gücünü harcayınca rakipsiz olmasını beklediğimiz son sprinti atamadı, Van Avermaet uzun süren ikinciliklerinden sonra nihayet galibiyet aldı. Sagan ise ikinciliklere devam etti. "Şerefli ikincilikler" esprisi yapmak isterdim ama söz konusu kişi Peter Sagan gibi dengesiz biri olduğu için "şerefli" konusunda şüpheye düşüyorum.

İşin şakası(hayır ciddiyim aslında) bir yana, baştan sona keyifsiz ve olaysız geçen etap, son iki kilometrede çok büyük heyecan yaşattı. Bisiklet izleyicisinin sabrı da burada test ediliyor işte. Dayanamayıp kapatan da vardır, ben, arkadaşım ve babam gibi son metreye kadar yerinden kalkmayan da. Bugün etabın sonuna 30-40 km kala iki kere uyukladım uzandığım yerde ama son kilometreye kadar direnmenin ödülünü Tour de France'ın şu ana dek gördüğümüz en karmaşık ve heyecanlı etap sonuyla aldım. Bisiklet izlerken sıkılmayın, vazgeçmeyin, en sakin ve sıkıcı etap bile size muhteşem bir an yaşatabiliyor ekran başında.

Tour de France 2015 - 12. Etap

Gün çok sıcak diye diye başlamıştı Fransa'da. Etabın başlarında Tour'un resmi hesabı bunu doğrular bir etap profili paylaştı ancak son bölümde güneş yerini yağmura bırakabilir dediler. O olasılık gerçek olunca son bölümde sıcağın verdiği sıkıntının yerini yağmur endişesi aldı ancak yağmur büyük sorunlar açmadı sporcuların başına. İlk haftada yağmurun yarattığı kaosa rağmen peloton sakin durmadı. Froome'u yemek için sürekli ataklar denendi ama yazıda tüm ağırlığı vereceğim bir Sky temposu vardı ki herkesin şüpheleri iyice arttı...

Etabı kazanan Joaquim Rodriguez polkadot mayoyu sırtına geçirdi, Tour'un kalanında buna odaklanırsa kendisinden bir veya iki etap zaferi daha gelebilir. Bir önceki gün çok zorlamayıp yokuşta geri kalan Purito, bu etapta çok iyi konsantre oldu ve amacına ulaştı. Fuglsang ile beraber kaçtılar, doğru yerde doğru atakla, tecrübe farkıyla bastı gitti ve etabı aldı. Arkada ise ne Movistar ne de diğerleri Sky'ın korkutucu üçlüsünü yıkamadılar ve genel klasmanda pek fazla değişiklik olmadı...

Gelelim o Sky temposuna! Son birkaç yılda Sky bünyesindeki sporcuların ne yedikleri ve içtikleri büyük tartışma konusu. Sky konusunda "ara" bir görüşü olan kimse yok. Bir grup temiz olduklarına inanıp temiz olmama ihtimallerini de düşünerek kapıyı açık bırakırken, diğer grup da kesinlikle kirli olduklarını düşünüyor. Bisikletle ilgili bir şeyler yazarken hep açık konuşan biri olarak ben ikinci grupta olduğumu söyleyebilirim rahatlıkla. Tertemiz olduklarına asla inanmıyorum. Birkaç sene sonra bugünün Sky övücüleri ilk sırada eleştirecekler, buına eminim.

Froome özel bir yetenek olabilir olmasına ama o kadar sürekli olarak kimse o watt değerlerini çıkaramaz. Mount Ventoux etabındaki watt değerlerinin ekrana yansıdığı videoyu Sky'ın alelacele sildirmesinin masum bir olay olduğuna kim inanıyor?

Yokuşta Quintana, Nibali, Van Garderen, Contador ve diğerlerine kafa tutan bir Geraint Thomas var ortada. İşe sprintle klasikçi arasında bir yerde başlayan Geraint Thomas, nasıl olduysa, Sky "nasıl" bir program uyguladıysa dağlarda genel klasman iddialılarına kafa tutar bir hale geldi. Bu iki senede olacak iş değil bence. Çok adam tarz değiştirir, sprinterden klasikçi, klasikçiden kolay olmasa da bir sprinter çıkarırsınız ama sprinte yatkın şekilde başlayan adamdan dağlarda terör estirecek bir yokuşçu çıkaramazsınız, bu olmaz.

Büyük turlarda bir gün yokuşta iddialı görüntü çizip ertesi gün 15-30 dakika arası farklar yiyen adam üstelik Giro'ya da katılmışken bu denli diri olamaz. Bahsettiğim adam Richie Porte. Sağlam domestik performansı verir elbet, Porte herhangi bir adam değil sonuçta. Ama 12 etap boyunca bu kadar üst düzey kalması beni düşündürüyor. Adam yokuşta Froome'u çekti, dinlenip Quintana'yı çok gerilerden gelerek geçti. Quintana dediğin adam peloton'un en iyi yokuşçusu bu turda.

Porte hadi neyse de, Geraint Thomas hadisesi kalan dokuz etapta da detaylıca konuşulacak. Bisiklet basını zaten ikiye bölünmüş durumda, bu konuda söz etmeye yüzü olmayacak Lance Armstrong bile konuştu yani düşünün... Bu yıla damga vuran tartışma Sky'ın Tour de France performans olacak. Er ya da geç kokusu ortaya çıkar Thomas olayının, göreceğiz...

Yazıyı ilerletirsem biraz kötü konuşmaya varacak olay, daha da konuyu uzatmıyorum, düşüncelerimi net olarak döktüm buraya. Katılmayanlardan özür dilerim ama ne futbolda ne bisiklette objektif olup herkese sırıtmayı doğru bulan biri değilim, içimden geçenleri birebir olarak aktarmaktan çekinmiyorum.

Tour de France 2015 - 11. Etap


Tour tarihinde önemli yer tutan Tourmalet tırmanışını da içeren 11. etap, salı günü yaşanan şoktan sonra beklenen heyecanın altında kaldı. Etap başında güçlü kaçış grupları oluşturmayı deneyenler oldu ama peloton tempo yapıp buna izin vermedi, Tourmalet'ye kadar beraber gittiler, orada genel klasmancılar ayrılıp bize kardeş kardeş bir tırmanış izlettiler.

Normalde Nibali'nin özellikle Tourmalet zirvesinden sonraki uzun inişte atak yapması bekleniyordu ama olmadı. Tourmalet ve etabın galibi, Tourmalet'de atağını yapan Rafal Majka oldu. Kimse cevap vermedi kendisine, sonra peşinden Dan Martin gittiyse de Majka'yı yokuşta yakalayamayacağını hepimiz biliyorduk. Dan Martin'in tesellisi günün en savaşçısı seçilmesi oldu. Tabii bir de etap ikinciliği...

Burada tartışılan Majka'nın Contador'u bırakıp gitmesiydi. Hem medyanın hem de Tinkoff-Saxo'nun bunu büyük sorun haline getirebileceği ihtimali konuşuldu son kilometrelerde. Ancak ne Contador ne de Oleg Tinkov bu konuda kötü bir söz söylemediler, Majka'ya tebrik tweet'leri atarak medyanın beklediği kaos ortamına izin vermediler. Zaten daha 10 etapta pes etmiş durumdaki bir takım ve lider için böyle bir durumdan kaos çıkarmak son derece aptalca olurdu, doğrusunu yaptılar.

Nibali'nin Tourmalet inişinde atak yapmadığı gibi sondaki üçüncü kategori tırmanışta bile 50 saniye daha kaybedip genel klasmanda ilk 10'dan bile düştüğünü atlamamak lazım. Büyük hayal kırıklığı, hatta Tour de France 2015'in en büyük hayal kırıklığı bence. Tabii bunu derken Cancellara ve Martin'in kazalardan dolayı çekilmelerini anlayışla karşılamamız lazım, yoksa onlar herkesi daha fazla üzdüler.

11. etaba dair konuşacak daha fazla malzememiz yok ne yazık ki. Dağ fare doğurdu çünkü. Beklenen heyecanın yüzde biri bile yoktu etapta.

12. etap baştan sonra yayınlanacak, yaklaşık yedi saat boyunca Eurosport ekranlarında olacak, Caner Eler ve Sarper Günsal'ın seslerine kuvvet diyorum...

Tour de France 2015 - 10. Etap



Tour de France bitti, bundan sonrası kağıt üzerinde devam edecek. Önümüzde 11 etap daha varken bunu demek istemezdim ama günün en kısa özeti bu oldu. Chris Froome ve Sky, Movistar'ın tüm çabalarına rağmen domestiklerini koruyup, 15 kilometrelik yokuşun sonunda istediğini alan tek ekip oldu. Froome öyle güçlü gözüktü ki sıfır heyecanla, Tour de France'ın bundan sonrasının etap mücadelesine döneceğini kabullenerek izledim...

Froome etabı aldıktan sonra Sarper Günsal'ın yayında dediği gibi, bisikletin içi dışı incelenmiştir herhalde, bu performansta bisiklete motor mu takıldı şüphesi herkeste oluştuğu gibi Froome'un "ne yeyip içtiği" de ciddi bir tartışma konusu olacak. Son ayların doping konusundaki sabıkalı ve diken üzerindeki takımı Astana olsa da ben Sky'ın bu performansının altında bir şeyler ararım. Hadi Froome neyse, özel bir yetenek olduğunu bir şekilde kabul ettik diyelim. Peki Richie Porte'un yokuşun yarısından çoğunda domestiklik yapıp Quintana'yı geçmesini nasıl açıklayacağız? Ben bunun emekle, güçle, çalışmayla tertemiz bir şekilde yapılabileceğine inanmıyorum. İstediğinizi söyleyebilirsiniz, bisikleti bu şekilde anlatmak/yorumlamak doğru mu değil mi onu da tartışabilirsiniz ama en ufak olayda bile şaibe aranırken bu denli tarihi bir performansta elbette bir şeyler aramak hakkımız.

Herkesin aynı anda çok kötü olduğuna inanasım gelmiyor açıkçası. Froome iyi de olabilir, hakkıdır; sporda insanın elbet limitleri vardır ve bisiklette belki o "son nokta" henüz ulaşılamayan bir yerdedir, olur, olabilir... Hepsine bir şekilde olabilir diyorum ama Richie Porte tüm düşüncelerimi kötüye çekiyor. Froome tek başına iyi olsa kabul ederdim gibime geliyor ama... ama Richie Porte? Quintana ilk hafta ufak yokuşlarda da sorun yaşadı, ancak şu etapta, HC gibi en zor kategori yokuşta, sekiz kilometre civarı domestiklik yapan Porte Quintana'yı geçemez. İki kere iki dörtse, Quintana o kadar kötü olamaz. Ben inatla ve ısrarla kabul etmeyeceğim.

Neyse, serzenişleri ve suçlamaları kenara bırakıp etap sonucunu "olması gerektiği gibi" okuyalım bir de.

Froome tarihi bir performansla 11 gün kala bence Tour de France zaferini ilan etti. Genel klasmanda en yakınındaki Tejay Van Garderen atağa cevap veremedi, Contador ve Nibali atak bile göremeden düştüler, Froome-Porte-Quintana üçlüsünün temposu iki ağır favoriyi yedi bitirdi. Giro sebebiyle Contador'un bir yerde patlak vereceğini hepimiz bekliyorduk ama ilk dağlık etapta yaşanması sürprizdi. Fransızlar, önemli bir gün olan 14 Temmuz'u hayal kırıklığı ile geçtiler. Fransız bisikletçilerin unutmak isteyeceği bir gün oldu.

Nibali ve Contador'un bundan sonra tırmanış mayosuna, yani polkadot mayoya oynamaları en hayırlısı... Keza Bardet, Peraud ve Quintana'nın da... Quintana iki dakika fark atacak da, Froome'a tehdit olacak da, Froome'un domestikleri bir bir patlayacaklar da... Daha sayılır bu olasılıklar, hepsinin tek tek gerçekleşmesi lazım genel klasmanda heyecanı tekrar yaşamamız için.

Bundan sonrası ikincilik bile değil, üçüncülük mücadelesi olur. Froome kazanır, Quintana ikinci bitirir, beyaz mayo da(25 yaş altı genel klasmanı) haliyle onun olur. Üçüncü de Tejay Van Garderen olur gibi ekstra bir düşüş yaşamazsa. Porte ilk üçe girer mi derseniz ben ihtimal vermiyorum, daha önce etapta ikinci gelip sonraki gün 30 dakika yemişliği olan bir insan kendisi. Tarihi tekerrür ettirirse şaşırmayın derim.

Bu etap bu kadar uzun konuşulmayı hak ediyor muydu emin değilim. Şaşırıp bitirmek lazımdı ama içimi de dökmeden olmazdı.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO