Böyle karbon kopya misali etaplardan bıktık doğrusu. Neyse ki önümüzde genel klasmanı baştan aşağı yeniden yazması beklenen bir perşembe-cuma ikilisi var da kendimize geleceğiz.
Yine tüm gücüyle çalışan ama Greipel'e bir şey kazandıramayan Lotto-Soudal vardı sahnede. Bu etap, onlar adına bir gün önceki 10. etaptaki kadar rezil olmasa da şu geride kalan iki etap hanelerine çok ciddi bir eksi yazdırdı. Üstelik bu eksi puanları sadece Tour değil, sezon geneli için de yazarım ben hiç düşünmeden. Greipel'in bu kadar pasif kaldığı bir tur hatırlamıyorum ben. Neresinden bakarsak bakalım üzücü gerçekten.
10. etap yazısını yazarken "belki 11'de bir şeyler olur" dediğim için pişmanım. Keşke iki etabı aynı anda yazıp en azından daha elle tutulur bir içerik sağlasaydım diyorum şu an. Bu sezon Grand Tour'lar dengesiz profilleriyle işimizi zorlaştırdılar. Giro'da dağlık etap yoğunluğu iyi bir sonuç vermedi ve büyük oranda hareketsiz yokuşlar izledik. Tersi şekilde Tour'daki az yokuş ve dağlık etap yoğunluğu da sprintten bıkma noktasına getirdi. Bunu diyen ben, bisikleti Cavendish ve sprint etapları ile sevmiş bir adamım üstelik.
Kittel dünkü veya daha önce kazandığı etaplardaki gibi Cav-Sagan ikilisini kenara koyarsak çok açık farkla en güçlü olduğunu gösterdi. Ben iddiamın her zaman arkasındayım, Tour 2016'da da gördük, Cavendish iyi olduğu zaman onunla rekabet edebilecek biri yok. En iyi Kittel'i, en iyi Sagan'ı veya en iyi başka bir ismi şu an yenebilirsiniz ama en iyi Cavendish'i kimse yenemez. Kittel bu boşluğu muhteşem değerlendirdi, meydanı böyle boş buldun mu adını tarihe kazıyacaksın. O da öyle yapıyor. 1909'dan bu yana ilk 11 etapta 5 galibiyet alabilen başka bir isim yok. Tarihe geçti Kittel. Birkaç yıl sonra "ama Cav yoktu, Demare yoktu, Sagan yoktu..." diye konuşmayacak kimse. Kittel 2017'de Fransa'da adım adım herkesi ezerek yeşil mayoyu aldı diyeceğiz.
Günün talihsizleri Astana ve sorun yaşayan AG2R takımı ve lideri Bardet oldular. Umarım yokuşlara etki edecek bir problem yoktur Fransız takımında. Bardet son metreye kadar bu işin içinde olmalı. En atak, en korkusuz, en mücadeleci iki isimden biri çünkü Aru ile beraber. Aru demişken de Astana'nın yaşadığı soruna dönelim: Dario Cataldo kolunu acı içinde tutarak Tour de France 2017 macerasını noktaladı. Çok güçlü Sky'a karşı çok güçlü bir domestik elden gitmiş oldu. Fuglsang da biraz kötü işaret verdi bu düz etapta ama yokuşa bir şeyi kalacağını sanmam. Fuglsang biraz başına buyruk davranmayıp tam olarak süper domestiklik yapmaya ikna olursa Aru, Paris'te sarı mayoyla belirebilir. Göreceğiz hepsini.
Etaptan ziyade öylesine ortaya karışık görüş bildirme yazısı oldu... Nihayet az sayıdaki dağlık etaplardan birindeyiz perşembe günü, kıymetini bilelim. Aru ve Bardet ceplerinde bir şeyler saklıyorlar, hala oynayacakları kozları var. Merakla bekliyorum. Astana'nın yine aptalca bir Froome domestikliği yapmamasını diliyorum tabii bir de.
12.07.2017
11.07.2017
Tour de France 2017: 10. Etap
yazan:
firat selcuk
Yine bir şeyler karalamanın zor olduğu günlerden birini yaşadık. 11. etabı da bağlayıp ikili yazmak daha doğru olacaktı ama belki 11. etapta farklı veya konuşulacak bir gelişme olur diye bunu ayrı tutmak istedim.
Etapla ilgili anlatılacak her şey son kilometrelerde oldu. Öncesindeki upuzun bölüm "gittiler, gittiler, biraz daha gittiler, sonra tekrar gittiler, gittiler..." diye anlatmaktan başka bir şeye sahne olmadı. Son bölümdeki birkaç kilometrede Lotto-Soudal, mecaz anlamdaki treni geçtim gerçek bir tren gibi çalıştı. Neredeyse tam kadro, Greipel'i istediği etap galibiyetine taşımak istediler. Tam tersi şekilde Quick-Step ve Kittel üç kişi bile dizilemediler. Sabatini-Kittel ikilisine Stybar birkaç dakika eşlik edebildi o kadar. Direct Energie de alamayacağı etap için deli gibi çalıştı ama neyse, ufak bir takımı böyle bir etap çabası boşa gitti diye ezmeye gerek yok. Olabilecek en iyisini yaptılar, olmadı. Kittel, diğerlerinden çok daha önde, son 30 metrede pedal çevirmeyi bırakıp sevinmeye başladı ve ona rağmen farklı kazandı.
Bunlardan bahsetme sebebim ilk 10'daki sürpriz sonuç oldu. Kittel'in kazanması sürpriz değil elbette, o zaten en garanti yoldu. Demare yok, Cav-Sagan yok, Greipel bir türlü patlayıcı gücü ortaya çıkaramıyor derken zaten meydan onun. Sürpriz kısım Greipel'in ilk 10'a girememesi oldu. Bu kadar ciddi, sağlam ve istekli çalışan bir sprint treni, günümüzün en büyük sprinterlerinden birini nasıl olduysa ilk 10'a sokamadı. O sondaki iki dönüş biraz düzeni bozdu herhalde. Kendisi de güçlü mü kalamadı, ne oldu bitti bilmiyoruz. Garip yani böyle bir adamın ilk 10 yapamaması.
Greipel, hayatının en kötü sprintlerinden birini attığı etap sonrasında şöyle bir tweet attı: "Lotto-Soudal'in sprint için her şeyini vermesinden mutluyum. Kendi performansımdan utanç duyuyorum. Marcel Kittel'e tebrikler."
Görüldüğü üzere teknik bir sorun yok, kötüydüm ve olmadı diyor.
Bana da etapla ilgili yazıyı noktalamak kalıyor. Epey uzun bile yazdım herhalde bu boş etap hakkında.
Etapla ilgili anlatılacak her şey son kilometrelerde oldu. Öncesindeki upuzun bölüm "gittiler, gittiler, biraz daha gittiler, sonra tekrar gittiler, gittiler..." diye anlatmaktan başka bir şeye sahne olmadı. Son bölümdeki birkaç kilometrede Lotto-Soudal, mecaz anlamdaki treni geçtim gerçek bir tren gibi çalıştı. Neredeyse tam kadro, Greipel'i istediği etap galibiyetine taşımak istediler. Tam tersi şekilde Quick-Step ve Kittel üç kişi bile dizilemediler. Sabatini-Kittel ikilisine Stybar birkaç dakika eşlik edebildi o kadar. Direct Energie de alamayacağı etap için deli gibi çalıştı ama neyse, ufak bir takımı böyle bir etap çabası boşa gitti diye ezmeye gerek yok. Olabilecek en iyisini yaptılar, olmadı. Kittel, diğerlerinden çok daha önde, son 30 metrede pedal çevirmeyi bırakıp sevinmeye başladı ve ona rağmen farklı kazandı.
Bunlardan bahsetme sebebim ilk 10'daki sürpriz sonuç oldu. Kittel'in kazanması sürpriz değil elbette, o zaten en garanti yoldu. Demare yok, Cav-Sagan yok, Greipel bir türlü patlayıcı gücü ortaya çıkaramıyor derken zaten meydan onun. Sürpriz kısım Greipel'in ilk 10'a girememesi oldu. Bu kadar ciddi, sağlam ve istekli çalışan bir sprint treni, günümüzün en büyük sprinterlerinden birini nasıl olduysa ilk 10'a sokamadı. O sondaki iki dönüş biraz düzeni bozdu herhalde. Kendisi de güçlü mü kalamadı, ne oldu bitti bilmiyoruz. Garip yani böyle bir adamın ilk 10 yapamaması.
Greipel, hayatının en kötü sprintlerinden birini attığı etap sonrasında şöyle bir tweet attı: "Lotto-Soudal'in sprint için her şeyini vermesinden mutluyum. Kendi performansımdan utanç duyuyorum. Marcel Kittel'e tebrikler."
Görüldüğü üzere teknik bir sorun yok, kötüydüm ve olmadı diyor.
Bana da etapla ilgili yazıyı noktalamak kalıyor. Epey uzun bile yazdım herhalde bu boş etap hakkında.
10.07.2017
Futbol Tek, Siz Hepiniz
yazan:
9.15
Biz uzun zamandır, böyle delicesine, o gençlik ateşinin verdiği çılgınlıkla, saç baş yolarak futbol takip etmiyoruz. Rakip taraflar okuyucuları elbette hemen "Eee Galatasaray bu kadar kötüyken tabii takip etmezsiniz" diyecektir muhtemelen. Belki de kısmen haklı oldukları taraf da var, ancak bu durumu bu denli yüzeysel bir nedenle geçiştirebileceğimizi zannetmiyorum. Şimdi birden çok başlık altında bu durumu irdeleyip, belki kendimize dahi itiraf edemediğimiz şeylerin de üzerinden geçerek hep birlikte bir sonuca varmaya çalışalım.
Aslında buradaki yazar grubunun birçoğu aynı jenerasyonun evlatları. Bu jenerasyon da 2000 yılındaki UEFA kupasında tam olarak bir erkek çocuğunun futbola en meraklı olduğu çağlara denk geliyor. Yani mesela aramızdan biri Fenerbahçeli olsaydı da bunu devam ettirmesi biraz zor olurdu herhalde. Gerçi devam ettiren insanlar da var ama, amaaan neyse biz Galatasaraylı olmuşuz işte kardeşim. Olmayanlar kendinde arasın suçu. İşte her neyse, Galatasaray bizlerin futbol merakında çok ciddi bir yer kaplıyor elbette. Ama mesela Fırat Selçuk denen zat-ı muhterem bir de Fiorentina'yı destekliyor(?), herkesin de malumu olduğu gibi. Gerçi Fiorentina da ... Yani şimdi baktığın zaman .... Neyse, bu konuya girip de patronla kapışmayalım. Galatasaray mevzusuna dönersek, ya kardeşim Dursun Özbek gibi başkan kimde var Allah aşkına? Ya bir söyler misiniz, bakın çok ciddi soruyorum. Yani bu bir soru amacı taşıyor, herhangi bir sitem anlamında demiyorum. Yani arkadaş, futbolu bilmeyen futbol kulübü başkanı elbette olur, birçok örneği de vardır. E tamam da ticaret bilmeyen, hitabet bilmeyen, işte ne bileyim reklam bilmeyen, iş kolu olmasına rağmen turizm dahi bilmeyen iş adamı/kulüp başkanı mı olur yahu? "Olmaaaaazzzzz" diyen sizleri, kulağımda çınlayan o iğrenç sesten duyuyorum, merak etmeyin. E bence de olmaz. Hadi diyelim Özbek başkan şunun şurasında bir senedir falan başkan. Ondan önceki başkana ne demeli? Bakın Noel Baba, ancak kendi rolünü üstlenirken tatlıdır, şirindir sempatiktir. Sen Noel Babasın, o sakalı kesince seni tanımayacağız mı zannettin mini çakal? Allahtan 6 ay kaldın kulübün başında ve yeniden de aday olmayacağını sözünün arkasında da durdun, yoksa halimiz haraptı herhalde. Daha da geriye gidersem ufaktan kalbim tekliyor, ne olur oralara götürmeyin beni, bak ben mesajımı koyduğum fotoğrafla verdim. Sen şimdi diyeceksin ki "Galatasaray, forma aşkı, sevinmek için sevmedik, hani o romantizminiz ulan ayılar?". Haklı da olabilirsin. Bak şimdi beni şey ettin. Ulan acaba biz hakikaten iyi gün taraftarı mıyız? Dur bakalım önce bunu bir çözmemiz gerek acilen. Sonra bu konuya bir daha değiniriz. (değiliz lan tabii, mevzu uzadı diye öyle bağladım)
2. Futbol 90'lardakinden çok farklı bir hal aldığı için
Heee, evet bak, bu konu işte gerçekten aramızda da birçok defa tartıştığımız, böyle üzerinde uzun uzun yazabileceğim ve kafa patlatabileceğim bir nokta. Tamam, tamam lan hemen korkmayın, elbette uzun uzadıya yazmayacağım. Ama birkaç kelam etmem lazım, yoksa içimde patlar. Lan oğlum, 90'lı yıllarda futbol valla çok güzeldi lan. Bak şimdi bana "hadi len dümbük" diyorsun da, lan oğlum bana Batigol gibi bir adam göstersene hadi. Rui Costa gibi bir 10 numara, ne bileyim gerçek(!) Ronaldo gibi golcü göstersene. Ya tamam hadi Nedved bulsana bir tane, bulamadın mı? Peki o zaman Cafu'yu şey et madem. O da mı yok. E yok tabi deli oğlan. Bulamazsın boşuna arama, düşünme de. Beynin falan yanıverir, kayış kopar, senle uğraşmayalım bir de. Bak şimdi ben sana şu anda izlediğin sözde futbolu bir anlatayım; sistem, sistem, sistem. Lan oğlum bu kadar sistem bünyeye zarar bak. Yapma böyle. Şu sıralar Ntvspor, eski dönemlerdeki Şampiyonlar Ligi maçlarını falan gösteriyor, otur izle bak. İşte saf futbolu bulacağın yer orası. Boşver C. Ronaldo'yu falan. Onlar hep proje aslanım, Batigol öyle mi? Adam yetenekli, tam bir Mozart konçertosu gibi. C. Ronaldo'ymuş, Peh!!! Oğlum ben de o adam kadar çalışsam .... Tamam, lan tamam bu muhabbet boka sarıyor. Şöyle sonlandırayım, bizim çocukluk ve kısmen ergenlik dönemlerimizde futbolu oynayan adamlar gerçek birer idoldü. Onların da saçmalamaları oluyordu ama en azından futbolu, yalnızca şova çevirmeye çalışmıyorlardı. Şimdi izlediğimiz şey bana doğallıktan alabildiğine uzak, sanki bir kimya laboratuvarında üretilmişcesine yapay geliyor. İzle bak eskileri, anlayacaksın ne demek istediğimi. Anlamıyorsan da, neyse...
3.Dünyada futbol iyice boka sardığı için
Lan hadi Galatasaray falan bok durumda ama oğlum marjinal olan sadece biz değilmişiz ki!!! Oğlum millet neler yapıyormuş lan futbolu yönetiyoruz ayağına? Paralar gidiyor, işte ne bileyim herkes aynı adamı başkan seçiyor veya ne bileyim Dünya Kupası o ülkede olsun diye olmadık adamlara verilen dudak uçuklatıcı paralar falan. Vay arkadaş! Lan oğlum Dünya Kupası dediğiniz boku gördük işte 2010'da Güney Afrika'da oldu da ne oldu lan! Ya hadi onu geç, lan futbolun beşiği Brezilya'da 2014 yılında yapılanda neler oldu bir hatırlasanıza! Büyük bir dedikodu mudur bilinmez ama bilmem hangi ülke Dünya Kupası yapmak için altyapıya harcadığı paranın yüzde bilmem kaçı oranında zarara uğramışmış. Bence doğrudur yani. Çünkü senin elin adamına verdiğin rüşvet karşılığı adamlar senden öyle bir hazırlık yapmanı istiyorlar ki! Milyon Euro'lar veya milyon bilmem neler var olum işin ucunda. Brezilya'da gördük işte, millet "bu kadar para harcanıyor biz açız amk" diye ortalığı ayağa kaldırdılar. Gerçi tüm dünya çok da güzel görmezlikten geldi ya neyse. Bu orada olanların gerçekliğini örtbas edemiyor. İşte efendim 2 yılda bir turnuva oluyor diye sen sevinir, el çırparsın bilmem kaç inç LED televizyonunun önünde de, işler o noktaya gelene kadar donunu bile satıyor seni yönetenler haberin yok. Neyse buralar azıcık siyasi olacak ama bizdeki şikeler, teşvikler falan çok masum kalıyor yanlarında ne yalan söyleyeyim. Millet kürekle götürüyor baba dışarıda. Biz de iki güzel futbol izleyelim diye avucumuzu açıp Hint fakiri gibi bekliyoruz amk. Al işte sonra neden futbolu bilmem ne etmiyorsunuz diyorsun, ben şunları yazarken bile tiksindim.
4.Diğer sporlarda bulduklarımızı futbolda bulamadığımız için
Yani bu da aslında çok derin bir konu ama kısaca doğallık diyebiliriz. Misal, yine Fırat Selçuk denen şahıstan kaptığımız bisiklet merakı. Yeni yeni öğreniyoruz ki Lance Armstrong denen yavşak aslında ne denli büyük bir sahtekarmış, ki Fırat, halen bunun gibi mini çakalların devam ettiğini iddia ediyor ama delidir o, takmayın çok da kafanıza. İşte bu Lance dayıdan sonra bisiklette bir huzura erme durumu oluşmuş. Böyle yazılı olmayan birtakım centilmenlikler daha da gelişmiş, özellikle rakibe saygı olayı hayli üst sınırlara taşınmış falan filan. Bence temel mesele de bu zaten, futbolda rakibe saygı falan kalmadı agalar. Var diyen de herkesten çok sahtekardır. İşte "efendim, artık yeni futbol düzeninde küçük takımlar da kazanma şansı yakaladılar". Lan bunu diyen adama bir çakarım. Bak açık açık söylüyorum kenarınızda köşenizde bu düşüncede adam varsa derhal uzaklaşın. Ne küçük takımı ya!!! Lan "küçük takım" mantığı ne kadar aşağılayıcı bir tabirdir be!!! Daha adam konuşmaya başladığı anda rakibe saygıyı yok edip, yıkıyor!
Bir diğer misal, Ögeday kardeşimin son günlerde artarak sardığı Formula 1. Açık konuşayım ben Formula 1'e o kadar da, yani ne bileyim, çok şey edemedim ya. Oğlum Formula 1 benim için "Michael Schumacher diğerlerine karşı" gibi bir şeydi. O adama da ne oldu hakikaten ya! En son 45 kilo oldu falan dendi. Oğlum öldüyse açıklayın lan!!! Adamı deli etmeyin! Neyse. Formula 1'deki durum da zannediyorum, bu Ecclestone babanın ayrılması ile birtakım değişikliğe gidilecek ama mevcut durumda dahi yukarıda bahsettiğim mevzuların birçoğunda futboldan katbekat önde oldukları bir gerçek.
Ben mesela daha çok motosiklet olaylarına giriştim bu dönemde. Ama oturup da Moto GP falan izleme noktasına henüz gelmedim. Gerçi birkaç defa İzmir'deki Ülkü pistine gitme girişiminde bulundum ama o da henüz beklemede. Kısaca, bu işe bulaşmam fazla zaman almaz gibi. He, motosiklet diyordum. Ben motosiklette neye tutuldum açıklayayım. Misal futbol göze sürme gibi bir şeydir, sürersin, kullandıktan sonra siler atarsın. Motosiklet öyle değil agalar. Onun tepesindeyken her an gözünü, bilincini, her türlü duyunu açık tutacaksın. Hani klişedir, "anı yaşa" derler ya, heh, işte tam da o durum. Tavsiyemdir herkese, her yaşta insana. Motosiklete binin abiler, ablalar.
5. Eeee sonuç?
Lan işte işin en zor kısmı burası. Buraya kadar da yazı aktı zaten. Ama şu başlığı atıp, yaklaşık beş dakika kadar oturdum bilgisayarın başında, tek kelime çıkmadı. Lan biraz reklam olacak ama duygularımı en güzel öyle anlatırım herhalde. Powerade var, bilirsiniz. Bunun öyle sağda solda, orada burada pek bir reklamını görmezsiniz. Televizyonu açın, yarım saat içinde 15-20'den fazla kola reklamı denk gelir ama bu Powerade naiftir. Markete gittiğinde nerede bulacağını bilirsin mesela, aranmaya gerek görmezsin. Aklına öyle işlemiştir bu içecek. Futbol da Powerade gibi. Aklımıza öyle bir kazımışız ki, tilkinin kürkçü dükkanı misali dönüp dolaşıp geliyoruz. Bu dönüş elbette tüm bu anlattıklarımı çürütecek anlamda bir şey değil. Ben şahsen alıştığım futbolu bulmaya çalışıyorum her seferinde. Mesela gün geliyor gözlerim Hasan Şaş'ı arıyor kanatta, gün geliyor Djorkaeff'i izlemeyi arzuluyorum. Aradığımı bulamayınca da hızlıca terk etmem kolay oluyor. Tam da sonuç gibi olmadı bu kısım ama son dönemlerde futbolun bana hissettirdikleri, aslında daha önemlisi hissettiremedikleri bunlardı. Hepinizi öperim.
Eric Cantona - Okuyucuya Not: Üstat bu noktaya kadar okuduysan zaten helal olsun. Ben öyle süslü püslü araştırma yazıları veya ne bileyim yabancı bir kaynaktan "ulan dur bunun Türkçesi de olsun" diye bir şeyler yazmayı, yaklaşık 5-6 sene önce bıraktım. Zaten bu yaşımda da, ne bileyim böyle Umut Sarıkaya gibi kendi söylemek istediklerimi yazmak bana daha çok haz veriyor. Devamı gelirse de bu minvalde gelir ey okuyucu. Haberin ola. Öptüm seni. KİB. Bye...
9.07.2017
Tour de France 2017: 9. Etap - Rezillik!
yazan:
firat selcuk
Beklediğimiz atakları göremesek de etapta bir haftalık olay bir saatte yaşandı. Bahsedeceğimiz çok şey var, hem eleştireceğiz hem de üzüleceğiz. Öyle anlar oldu ki delirmemek ve çıldırmamak elde değildi. Etabı foto finişle Uran'ın almasını başta detay olarak verelim geçelim. Zira foto finiş ve Barguil'in etabı kazanan olarak röportajı beklerken kamera önünde ikinciliğini öğrenmesi normalde büyük bir üzücü hikaye olacakken diğer şeylerin yanında devede kulak kaldı. Barguil'in Mont du Chat'taki çabası ve sonuca ulaşamaması üzücüydü. Yapacak bir şey yok, bisiklet çok da adaletli bir spor değil. Kimsenin kimseye acıması yok. Yayınlarda da söylenir, "kurtlar sofrası" deyimi cuk oturuyor bu spor için. Barguil pek iyi gitmeyen Tour de France 2017 macerasını etap zaferiyle taçlandırabilirdi ama olmadı ne yazık ki.
Başlamadan şunu söyleyeyim: Aru-Fuglsang ikilisinin Froome'un önünde, ona fayda sağlayarak çalışmalarını milli bisikletçimiz Ahmet Örken'e sordum, kendisinin yorumu yazının ilgili kısmında görsel olarak yer alıyor.
Çok şey var yazacak dedik ama önce Barguil'den daha da üzücü olan noktaya gelelim. Mont du Chat inişinde ödümüz koptu. Yolun uçurum tarafına çıkan Richie Porte, 72.5 km/s hızla kendini toparlamak isterken düştü, asfaltta kayarak kenarda duvar gibi duran kayalara çarptı sırtını ve kafasını. Kendisine takılan Dan Martin de aynı şekilde çarptı ama neyse ki o devam edebildi. Çok çok güçlü gözüken ve iyi tur geçiren iki adamın böyle devre dışı kalmaları canımızı sıktı. Ne kadar üzülsem, üzülsek az. Porte'un boynuna kırık olmasından çok korktuk ama neyse ki sırtında kırık/çatlak var dediler. Düşünün yani, yine hayati sayılabilecek başka bir sakatlığa "neyse ki" diye iyi gözle bakıyoruz. Böylesine berbat ve korkutucu bir kazaydı. Porte için ilk haberler iyi, bilincinin açık olduğu ve kaza sonrası çok korktuğu söyleniyor.
Porte'un kazasından önce yokuşta Froome mekanik bir sorun yaşayıp elini kaldırdı ve o an Aru tempo yapıp fark atmaya başladı. Diğer favoriler de gaza basıp hemen Froome'a 15-20 saniye fark attılar ancak kulaklıklardan talimat geldi ve yavaşladılar muhtemelen. Sonrasında da Froome geldi ve Aru ile yan yana pedalladı. Yokuş boyunca da adam gibi atak olmadı. Froome-Porte biraz tempo yaptılar ama hepsi o. Burada dikkat çeken iki şey vardı: Diğerleri yavaşlarken Aru'nun gidona vurması ve bu kararı beğenmemesi. Olayın etik kısmına bakıldığında genel görüşe göre atak yapmamak lazım ama ben Aru'nun gitmesinden yanaydım. Yani ilk başta atağı yapmasını alıştığımız etik kurallara göre yanlış ama herkesi yanına alıp gittiysen artık geri dönüşü olmamalı. Etiği, ahlakı bir kere deldiysen dönüşü yoktur. Zaten senin istemeden de olsa atağı sonlandırmana karşılık Froome gelip yokuşta omuz atıyor ve paşa paşa kabul ediyorsun bunu. Sen atağını "Fyoome abi geliyoy, yavaşlayalım, ayıp oymasın" diye kesersen, Froome sana tam virajda uçuruma doğru omuz atar ve ne olduğunu anlamazsın. Sonra bir de özür diliyor Froome ama tekrarlarda gördük ki(altta hemen paylaşıyorum) yanlışlıkla değil, arada mesafe olmasına rağmen Aru'nun önüne kırıp omuz atıp geçiyor. Ahlak, etik, sportmenlik dendiği zaman son sıralara yazılacak Team Sky ve Froome'a karşı etik dışı hareket ediyorsan sürdüreceksin, onlardan korkup da atağı kesersen bu olur, hiç ağlayıp zırlamayacaksın.
Bir de ben bu etik hadisesine zaten takık durumdayım. Bu yarışta nasıl ki kaza olayın içindeyse, mekanik problem de yarışa dahil bir şey. Bunun etiği falan olmamalı. Düşünsenize, Formula 1'de rakibiniz mekanik arıza yaşıyor ve o pite girip çıkana kadar bekliyorsunuz. Komik değil mi bu? Çoğu olaya etik olarak doğrudur değildir diye bakıyor ve "doğru" kısmından yorum yapıyoruz ama artık bıktım açıkçası. Mekanik problemde adamı bekliyorsan kazada da bekle. Biri kaza yapınca yarış veya seyirci kaynaklı olmadıkça bekleniyor mu? Hayır. Dumoulin sıçtı yahu bir buçuk ay önce. Yarım dakika beklediler, sonra basıp gittiler. Yokuş çıkarken Froome efendinin veya x bir kişinin zinciri atacak, lastiği patlayacak, öbürleri de "aa böyle olmadı dur etik değil" diye bekleyecekler. E bunlar neden yarışıyorlar? En ufak fırsatı değerlendirmeyeceklerse ne anladık bu işten? Madem bekleniyor, Dan Martin düştü diye yokuş inildiğinde de beklenseydi. Dan Martin'in elinde miydi o kaza? Saçmalık ya bu bekleme veya atak yapamama hadisesi... Tepki çekeceksem de çekeyim, isteyen istediği gibi gömebilir beni şu an. Ne düşündüğümü beni okuyanlara yansıtmayacaksam yazmanın alemi yok.
Gelelim hepimizi çıldırtan, sinirden televizyonu kucaklayıp balkonlardan atlayacak duruma getiren ikiliye: Fabio Aru ve Jakob Fuglsang. Ben açık konuşayım böyle bir gerizekalılık görmedim uzun zamandır. Bardet önde kaçıyor ve onu yakalayalım diye akıl almaz aptallıklar yaptılar. Bu tamamen Froome'un ardından podyuma razı olmaktır. Başka açıklama bulamıyorum. Strateji, teknik, taktik diye neyi açıklarlarsa açıklasınlar ben inanmayacağım. Bardet'nin atacağı 20-30 saniye fark yüzünden Froome'un önünde çalışıp kendini yormanın hiçbir anlamı yok. Size ne ya? İnişte Bardet sanal sarı mayoya kadar yükselmiş, bırakın çalışmayın Froome düşünsün. Sizi ne ilgilendiriyor? Sizin işinize bile gelir Froome'u beraber yıkmak için. Sonda Froome domestiksiz kalmış, sizin elinize muhtaç ama kalkıp kendisi için çalışıyorsunuz. Aru ve Fuglsang tek olsalar yine anlamsız olurdu ama bundan bir nebze daha az sinirlenirdik. Ama siz orada iki kişiyken nasıl böyle bir saçmalığa imza atarsınız ya? Bunun mantığı nedir kardeşim? Neye dayanarak Froome arkadayken önünde iki Astanalı çalışıp da etabı onun avcuna bırakırsınız?
![]() |
| Sorduğum soruya verdiği cevaplar ve yayınlamam için verdiği için için Ahmet Örken'e tekrar teşekkür ediyorum. Olaya izleyici gözünden bakarken bir de sporcu görüşü yer alsın istedim. |
Gerçekten çıldırmamak için zor tutuyorum kendimi ya. Böyle bir beyinsizlikten sonra biz kalan iki haftada ne izleyeceğiz? Froome zaten en güçlü adam. Bırakın yorulsun, bırakın o mücadele etsin kendi sarı mayosu için. Adamın domestiği oldular ya akıl alır gibi değil. Bu büyük bir aptallıktır, tarihte eşine benzerine çok az rastlanacak bir salaklıktır.
Etap sonunda Bardet yakalanınca Froome alsın ve Aru fark yesin istedim. Bir gün böyle bir şey düşüneceğim aklıma gelmezdi ama sağ olsunlar, Astana'nın iki aptalı bunu yaşattılar bana. Porte devre dışı kalmış kazayla da olsa. Üzerine bir de Quintana ve Contador, genel klasmanı noktalamışlar. Froome-Bardet-Aru kalmış üçlü olarak. Bu üçü podyumda olacaklar kaza olmazsa. Hal böyleyken bırak da Froome düşünsün ya. Sen zaten her şekilde podyumdasın ekstra bir sorun yaşamadığın sürece. Deliriyorum ya. Deliriyorum.
10 km Froome için çalıştılar, önünde onu dinlendirip Bardet'yi yakalamasını sağladılar ve üzerine bir de final sprintini kaybedip Froome'dan zaman farkı yediler. Bari bu çalışmayla sprinti alıp Froome'dan bonusla zaman çalsalar dedik ama tam tersi oldu, 4-5 bitirdi Astanalılar ve Froome 3. olarak 4 saniye bonus zamanı çalıp fark da atmış oldu Aru'ya.
Son olarak, zaman limiti dışında kalan ve iki gündür verdiği yarışa tutunma savaşında kaybeden tarafta kalan Arnaud Demare için de üzüldük. Onu limit dahilinde finişe yetiştirmek için kendi yarışlarından da vazgeçen ve taşımaya çalışan Konovalovas, Delage ve Guarnieri de yarış dışı kaldılar zaman limitine takılıp. Ayrıca Juraj Sagan, Matteo Trentin, Jos Van Emden ve Mark Renshaw gibi önemli isimler de zaman limitine takıldılar ve tura veda ettiler.
O kadar çok olay var ki Geraint Thomas ve Robert Gesink'in abandone olmalarını konuşamadık bile. Bunu tek cümleyle geçiyorum zira yeteri kadar uzattık.
Geride kalan iki haftadan umudum kalmadı doğrusu. Böyle aptalca stratejiler Froome'un zaten %80-85 kazanacağı turda elini iyice güçlendiriyor. Yine Froome ve Sky'ın ardında podyum mücadelesi izleyeceğiz. Tersi olursa şaşırırım. Bir gün dinlenme var. Haftalık yazı yerine podcast gelecek... Görüşmek üzere salı akşamı.
-
Güncelleme: Richie Porte'un durumu belli oldu. Kırık yok, çatlaklar var:
O kadar çok olay var ki Geraint Thomas ve Robert Gesink'in abandone olmalarını konuşamadık bile. Bunu tek cümleyle geçiyorum zira yeteri kadar uzattık.
Geride kalan iki haftadan umudum kalmadı doğrusu. Böyle aptalca stratejiler Froome'un zaten %80-85 kazanacağı turda elini iyice güçlendiriyor. Yine Froome ve Sky'ın ardında podyum mücadelesi izleyeceğiz. Tersi olursa şaşırırım. Bir gün dinlenme var. Haftalık yazı yerine podcast gelecek... Görüşmek üzere salı akşamı.
-
Güncelleme: Richie Porte'un durumu belli oldu. Kırık yok, çatlaklar var:
4-6 hafta yazmış bmc. ağustos başı idmanlara başladıktan sonra sezonun kalanındaki yarış takvimine karar verilecekmiş. #tdf2017 #tdftr— firat selcuk (@frtslck) July 9, 2017
Start Finish: 2017 Avusturya GP
yazan:
Ögeday Karabulut
Özellikle Bakü'den sonra oldukça durağan bir yarışı geride bıraktık. Yarıştaki bütün heyecan ilk ve son turlarda yaşandı.
-Start.
-Daniil Kvyat. Geçen sene Red Bull ile başlayıp, Rusya'da Vettel'e iki kere vurunca Toro Rosso'ya düşürülmüş, yerine de Max Verstappen getirilmişti. Bu sefer daha ilk virajda Fernando Alonso'ya torpido gibi daldı. Alonso da virajın dışındaki (aynı İspanya'daki gibi) Verstappen'e çarptı ve ikisi de yarış dışı kaldı.
-Verstappen kötü bir start almıştı. Bunun sebebi olarak aracın debriyajının bozuk/kırık olmasını söyledi ki kaza olmasa da yine sorunlu bir yarış geçirecekmiş. Red Bull bu dev potansiyeli elinden kaçırmak için her türlü yolu deniyor sanki. Kendisi de bir hamama gitse fena olmaz, bu kadar şanssızlık gerçekten inanılmaz çünkü.
-Kvyat'ı Rus hükümetinin desteği ya da müstakbel kayınpederi Nelson Piquet'nin hatrı kurtarır mı bilmiyorum ama sürekli bir takım olayların içinde yer alıyor, seneye Formula 1'de görmezsem hiç üzülmem. Bugün pitten geçme cezası da alarak 16. oldu, yani sonuncu.
-Bottas'ın liderliğinde başlayan yarış kendisinin liderliğiyle sona erdi. 42. tura kadar pite girmedi, dün sıralamada 3. olup ceza yüzünden yarışa 8. başlayan takım arkadaşı Hamilton ise 32. turda ultra yumuşak lastiklere geçiş yaptı.
-Ferrari'de ise Vettel yarışın başından sonuna kadar Bottas'ı kovaladı. 35. turda pite girdi. Raikkonen ise 44. tura kadar pistte kaldı, Vettel'in yarışı kazanması için Bottas karşısında birazcık savunma yapabilmesi yetecekti ancak yeni lastiklerle gelen Mercedes'e karşı hiçbir şey yapamayarak yarışı vatandaşına vermiş oldu. Kendisini zaten pek sevmem, bu sezondan sonra Ferrari ile ilişiğinin kesilmesini dört gözle bekliyorum. Markalar şampiyonasında Ferrari'nin en büyük dezavantajı kendisi.
-Son birkaç turda Hamilton, Ricciardo'ya karşı şansını denedi ancak geçemedi. Vettel ise tam Bottas'ın peşine takılmıştı ki yarış bitti. Yarım saniyeye kadar azalan fark dediğim gibi Raikkonen sayesinde çok önceden bitebilirdi.
-Valtteri Bottas bugün en azından kağıt üstünde baştan sona hatasız bir yarış çıkarttı. Kağıt üstünde diyorum çünkü startta erken kalkış yapıp yapmadığı tartışma konusu. Yarış komiserleri yarış sırasında telemetri ve sensör verilerine göre erken çıkmadığını açıkladılar ancak itiraz edenler var. Vettel ve Ricciardo yarış sonrası hatasız çıkış olduğuna inanmadıklarını söylediler.
-Ricciardo'yu 30. tur civarındaki pitstoptan yarışın sonuna kadar pek göremedik. Kendi halinde takıldı. Hamilton'a karşı üçüncülüğü koruyarak Red Bull'a kendi evinde podyum getirdi, kendi podyum serisini de 5 yarışa çıkardı.
-Vandoorne da mavi bayrak ihlali yaptığı gerekçesiyle bir ceza aldı.
-Sürekli gömdüğümüz Jolyon Palmer bugün ilk kez takım arkadaşı Hulkenberg'in önünde yarış tamamladı. Puan alamasa da kendisi adına olumlu.
-Son sıralardan yarışa başlayan Williams'lar birlikte üst sıralara tırmanarak 9 ve 10. (Massa-Stroll) sıralara yerleşerek puan aldılar.
-Sauber cephesinde bir değişiklik yok. 14-15 yaptılar.
-Verstappen'in yerinde gözü olduğu bilinen, babasının da "Verstappen Ferrari ile anlaştı" diye yalan yanlış haberler yaydığı ortaya çıkan Carlos Sainz Jr. bugün teknik arıza nedeniyle yarışa veda etti ve veda ederken de telsizden "what a glorious race" (ne kadar zafer dolu bir yarış) şeklinde sitemde bulundu. Toro Rosso'nun iki pilotuyla da başı dertte.
-Kevin Magnussen ise 30. turda hidrolik sorun yüzünden yarış dışı kaldığında Sainz gibi iğnelemek yerine açık açık söverek içini rahatlattı.
-Force India'lar 7-8 yaptı. Bakü'deki fiyaskodan sonra bugün pek etliye sütlüye karışıp birbirlerini zorlamadılar.
-Günün sürprizi ise sıralamalarda da bizi şaşırtan, ve son dakikalarda yolda kalarak sıralama heyecanını bitiren, Romain Grosjean oldu. Kendisi Haas gibi bir araçla 6. olmayı başardı ve 8 puanı cebe koydu.
-Vettel 171, Hamilton 151, Bottas 136 puan oldu. Şaka maka Bottas böyle giderse şampiyonluk yarışına aktif olarak katılacak.
-Neredeyse herkes lastiklerinde kabarcıklanma, aşınma sorunu yaşadı. Sürekli diken üstünde gitseler de lastik patlatmadan yarışı tamamlamayı başardılar. Yarışın sonundan Vettel ve Bottas'ın lastik görüntülerini paylaşarak yazıyı bitiriyorum. Okuduğunuz için teşekkürler.


Tour de France 2017: 8. Etap
yazan:
firat selcuk
Bir gün sonra üç tane HC kategori yokuş çıkılacağı için bugün pek de bir olay olmaması doğaldı. Gerçi olay olmadı diyoruz ama peloton'daki beyefendilere kaçış grubu beğendiremedik ilk 45 km'de. Sprint kapısına gelene dek üç tane ciddi, buna ek olarak birkaç da ufak tefek kaçış denemesi oldu ama her kaçışta bir tehlikeli adam bulununca bir bir geri getirildiler o gruplar. Sekiz etaptır baştan sona izleyenler fark etmişlerdir, kaçış oluşunca ana grup 20-25 km/s hızla gider ve olaylar sakince ilerler... Bugünkü etap bir değil birkaç bisikletçi profiline aynı anda uyunca bir türlü oturmadı grup. Zaten ara sprint sonrası da 56 kişi kaçtı, bir ara 50 kişi önde, kalan altı kişi de onları yakalamaya çalışacak şekilde gidiliyordu. Sonra uzay mekiğinin parçaları gibi koptu herkes ve ayakta kalan son isim Direct Energie'nin 24 yaşındaki genç yıldızı Lilian Calmejane oldu.
Sondaki yokuşun tepesi bir zirve finişi olsa elbette senaryo farklı olacaktı ama 10 km'nin üzerinde bir inişli çıkışlı bölüm olunca peloton ve favoriler olay çıkarmamayı tercih ettiler. Bir ara Nicolas Roche şöyle bir hareketlenince oldu mu acaba dedik ama durgun geçti. Başta dediğim gibi, bir sonraki gün üç tane HC yokuş varken ve bunlar üst üste tokat gibi çarparlarken kimse önceki gün bir pedal bile fazladan çevirmek istemedi. Zaten etap başındaki 45 km'lik kaçış kaosu da yeteri kadar yordu herkesi. Her ne kadar dinlenme gününe bir etap kalmış olsa da yorulacakları her bir saniye ikinci hafta için beklenmedik performans kayıplarını tetikleyebilir. Genel klasmana ve etabın geneline dair daha fazla söylenecek bir şey yok. Ben kazanana dönmek istiyorum.
Lilian Calmejane önceki etaplarda adından hafifçe söz ettirmişti, geçen yıl Vuelta'dan da biliniyor kendisi. Etap almıştı orada. Bugünün de şüphelileri arasındaydı ama üst sıralarda anmıyorduk adını. Chavanel ve Voeckler gibi iki adamın olduğu takımda onlardan alıştığımız tarzda harika bir soloyla etap alarak geleceği hakkında en net ipuçlarını vermiş oldu. Üstelik -yanılmıyorsam- 4 km kala bacağına giren krampı da çok iyi tedavi etti. Kramp girdiği ve bacağı tuttuğu an eyvah dedik, Gesink etabı alıyor dedik ama yakın geçmişte yine bir kramp deneyimi olduğu için bu defa krampı nasıl geçeriğimi biliyordum dedi. İyi ki öğrenmiş, yoksa bu güzel galibiyet yerine hüzün dolu şeyler yazacaktık genç adam hakkında.
Böyle genç yeteneklerin her yıl Grand Tour etapları ala ala büyümelerini izlemek çok heyecanlı. Formolo gibi biraz istikrarsız olanlar üzseler de çok güzel bir genç jenerasyon geliyor. Klasikçi, sprintçi, puncheur, genel klasmancı derken boy boy adamımız var. Bisikletin geleceği "kimyasal" kısımda nasıl şekillenir bilmiyorum ama rekabet açısından yakın gelecek konusunda içimiz rahat. Vuillermoz'dan sonra bir genç Fransız daha, Fransız takımıyla, Tour de France etabı aldı bugün. Bu tip özel detaylar hep güzel ve keyif veren şeyler. Hatta geçen yıl Bardet de etap almıştı, onu da "genç nesil" arasında gösterebiliriz aslında ama o zaten çoktan Tour de France kazanacak bir yıldız haline geldi, diğer ikisiyle bir tutmak açık tabirle salaklık olur. Gerçi salaklık ve ben genelde yan yana görülebilecek şeyleriz ama bu kez değil.
Cayır cayır yanacak bir 9. etap var pazar öğleden sonrasında... Eğer Team Sky'ın baştan sona kontrol ettiği ve genel klasmanda oynama yaratmadığı bir etap olursa kalan iki haftadan keyif alma konusunda umutlarımı bitiririm.
Sondaki yokuşun tepesi bir zirve finişi olsa elbette senaryo farklı olacaktı ama 10 km'nin üzerinde bir inişli çıkışlı bölüm olunca peloton ve favoriler olay çıkarmamayı tercih ettiler. Bir ara Nicolas Roche şöyle bir hareketlenince oldu mu acaba dedik ama durgun geçti. Başta dediğim gibi, bir sonraki gün üç tane HC yokuş varken ve bunlar üst üste tokat gibi çarparlarken kimse önceki gün bir pedal bile fazladan çevirmek istemedi. Zaten etap başındaki 45 km'lik kaçış kaosu da yeteri kadar yordu herkesi. Her ne kadar dinlenme gününe bir etap kalmış olsa da yorulacakları her bir saniye ikinci hafta için beklenmedik performans kayıplarını tetikleyebilir. Genel klasmana ve etabın geneline dair daha fazla söylenecek bir şey yok. Ben kazanana dönmek istiyorum.
Lilian Calmejane önceki etaplarda adından hafifçe söz ettirmişti, geçen yıl Vuelta'dan da biliniyor kendisi. Etap almıştı orada. Bugünün de şüphelileri arasındaydı ama üst sıralarda anmıyorduk adını. Chavanel ve Voeckler gibi iki adamın olduğu takımda onlardan alıştığımız tarzda harika bir soloyla etap alarak geleceği hakkında en net ipuçlarını vermiş oldu. Üstelik -yanılmıyorsam- 4 km kala bacağına giren krampı da çok iyi tedavi etti. Kramp girdiği ve bacağı tuttuğu an eyvah dedik, Gesink etabı alıyor dedik ama yakın geçmişte yine bir kramp deneyimi olduğu için bu defa krampı nasıl geçeriğimi biliyordum dedi. İyi ki öğrenmiş, yoksa bu güzel galibiyet yerine hüzün dolu şeyler yazacaktık genç adam hakkında.
Böyle genç yeteneklerin her yıl Grand Tour etapları ala ala büyümelerini izlemek çok heyecanlı. Formolo gibi biraz istikrarsız olanlar üzseler de çok güzel bir genç jenerasyon geliyor. Klasikçi, sprintçi, puncheur, genel klasmancı derken boy boy adamımız var. Bisikletin geleceği "kimyasal" kısımda nasıl şekillenir bilmiyorum ama rekabet açısından yakın gelecek konusunda içimiz rahat. Vuillermoz'dan sonra bir genç Fransız daha, Fransız takımıyla, Tour de France etabı aldı bugün. Bu tip özel detaylar hep güzel ve keyif veren şeyler. Hatta geçen yıl Bardet de etap almıştı, onu da "genç nesil" arasında gösterebiliriz aslında ama o zaten çoktan Tour de France kazanacak bir yıldız haline geldi, diğer ikisiyle bir tutmak açık tabirle salaklık olur. Gerçi salaklık ve ben genelde yan yana görülebilecek şeyleriz ama bu kez değil.
Cayır cayır yanacak bir 9. etap var pazar öğleden sonrasında... Eğer Team Sky'ın baştan sona kontrol ettiği ve genel klasmanda oynama yaratmadığı bir etap olursa kalan iki haftadan keyif alma konusunda umutlarımı bitiririm.
7.07.2017
Tour de France 2017: 6. ve 7. Etaplar
yazan:
firat selcuk
Bir günlük aradan sonra beraberiz yeniden. 6. etap o kadar durgun ve sakin geçti ki inanın üç cümleden fazlasını yazamadım. Tam anlamıyla şöyle tarif edebiliyorum: Gittiler, gittiler, gittiler... Biraz daha gittiler... En sonunda sprint oldu Kittel kazandı. Bu kadar. Böyle etapları +200 km yerine 140-160 arası tasarlamak hem güçlü kaçışlara hem de daha hızlı etaplara sebep oluyor. Tour yönetimi biraz heyecanı öldürdü bu kadar uzun iki sprint etabını üst üste koyarak. Neyse ki cayır cayır yanacak, TV karşısında insanı zıplatacak iki yokuş etabı var önümüzde. Hafta sonu gönlümüzü almayı başarıyorlar.
Neyse, 6. etap diyorduk. Çok da bir şey olmadı, sadece iki gün öncesindeki kazayı tekrar izlemekten kıl payı kurtulduk diyebilirim. Demare bariyerlere sıkışıyordu. Sagan-Cav mevzusunun benzeri oldu Demare-Kristoff arasında, sadece dirsek ve tehlikeli itiş kakış yoktu. Cavendish'in dirsek yemeden son anda bariyerden çıktığını düşünün, o işte olan şey. Demare-Kristoff ikilisine "eyvah eyvah" diye odaklanmışken önünde üç dört farklı bomboş sprint çizgisi bulan Kittel boşluğu değerlendirip çocuk oyuncağı gibi aldı sprinti. Başka da bir şey olmadı.
7. etap ise başlı başına ayrı bir yazı olmayı hak ediyor ki zaten görselde de onu kullandım. Sadece Tour de France tarihinin değil, dünya spor tarihinin en yakın finişlerinden birini izledik. Böyle anlarda gelişen teknoloji yüzünden nanometrik farkların bile ölçülebilmesi ve liderliğin paylaştırılmamasına üzülüyorum doğrusu. Teknolojinin bu kadar ilerlemiş hali her zaman mutluluk vermiyor yani. İlk birkaç dakika hemen bir isim açıklanamazken Tour yönetimi Kittel'e verdi etabı. Kittel kazandı dense de Dimension Data, resmi Twitter hesabından "Henüz kesin sonuç gelmedi, ultra çözünürlüklü fotoğraflara göre Boasson Hagen kazandı, onay bekliyoruz" açıklamasını yaptı. Ancak birkaç dakika sonrasında Boasson Hagen'i ikinciliği için tebrik ettiler. Tüm bunlardan ve Kittel yeni yeşil mayo olduktan kısa bir süre sonra ise resmi zaman sponsoru Tissot, "saniyenin on binde üçü farkla Kittel kazandı, metrik fark ise altı milimetre" diyerek tüm tartışmalara noktayı koydu.
7. etapta dikkat çekenler, Demare'ın sprinte hiç girememesi ve Boasson Hagen'in, Cavendish'in domestikliğinden ana sprinterliğe terfi ettiği turda etap kazanacak kadar büyük bir sprint atması oldu. Demare bir açıklama yaptı ama o an mobilde olduğum için söylediklerine odaklanamadım. Özür dilerim bu konuda bir detay yazamadığım için. Gördüğünüz gibi iki dakika ara verip Twitter'dan kontrol etmeye de üşendim. Affettireceğim bu tembellikleri, önümüzdeki iki dağlık etapta. Boasson Hagen'in de bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Cavendish sağlam devam etse Renshaw ile birlikte kendisini uçuracakmış demek ki. Şansını kendi kullanıyor ve şimdilik epey iyi. Bu formuna ve gücüne bir etap yakışır, umarım başarır. Keşke Boasson Hagen kazansaydı ve beklentileri yıkıp geçen bir sonuç görseydik. Benim gözümde de çoğu kişinin gözünde de Boasson Hagen bu etabın fahri birincisi oldu gerçi.
Bir de ben bu sprintlerde Degenkolb'ü görememekten rahatsızım. Greipel ve Kittel'in arasına girmeli üçüncü Alman olarak. Keza Kristoff da üstlerde yer almasına rağmen biraz güçsüz kalıyor etaplarda. Kittel böyle giderse kendi ciddi bir hata yapmadıkça her şeyi süpürecek... Bak aklıma Nacer Bouhanni geldi. "Şekilli genç" gibi takılmaktan başka bir işi yok. Kazanın olduğu sprintte en iyi sprintini attı, onu da Demare kapattı, bir daha da görmedik. Neyse bu vasat hakkında daha çok yazıp biricik laptopumun klavyesine daha çok zarar vermeyeyim.
İki günlük sıkıcı ve tatsız, haddinden fazla uzun sprintler geride kaldılar. Şimdi gergin geçecek, alev alev yanacak, acı ve mücadele dolu iki etapta. Genel klasman ateşini iliklerimize kadar hissedeceğimiz iki gün yaşamayı diliyorum. Sonraki etapta görüşmek üzere.
Neyse, 6. etap diyorduk. Çok da bir şey olmadı, sadece iki gün öncesindeki kazayı tekrar izlemekten kıl payı kurtulduk diyebilirim. Demare bariyerlere sıkışıyordu. Sagan-Cav mevzusunun benzeri oldu Demare-Kristoff arasında, sadece dirsek ve tehlikeli itiş kakış yoktu. Cavendish'in dirsek yemeden son anda bariyerden çıktığını düşünün, o işte olan şey. Demare-Kristoff ikilisine "eyvah eyvah" diye odaklanmışken önünde üç dört farklı bomboş sprint çizgisi bulan Kittel boşluğu değerlendirip çocuk oyuncağı gibi aldı sprinti. Başka da bir şey olmadı.
7. etap ise başlı başına ayrı bir yazı olmayı hak ediyor ki zaten görselde de onu kullandım. Sadece Tour de France tarihinin değil, dünya spor tarihinin en yakın finişlerinden birini izledik. Böyle anlarda gelişen teknoloji yüzünden nanometrik farkların bile ölçülebilmesi ve liderliğin paylaştırılmamasına üzülüyorum doğrusu. Teknolojinin bu kadar ilerlemiş hali her zaman mutluluk vermiyor yani. İlk birkaç dakika hemen bir isim açıklanamazken Tour yönetimi Kittel'e verdi etabı. Kittel kazandı dense de Dimension Data, resmi Twitter hesabından "Henüz kesin sonuç gelmedi, ultra çözünürlüklü fotoğraflara göre Boasson Hagen kazandı, onay bekliyoruz" açıklamasını yaptı. Ancak birkaç dakika sonrasında Boasson Hagen'i ikinciliği için tebrik ettiler. Tüm bunlardan ve Kittel yeni yeşil mayo olduktan kısa bir süre sonra ise resmi zaman sponsoru Tissot, "saniyenin on binde üçü farkla Kittel kazandı, metrik fark ise altı milimetre" diyerek tüm tartışmalara noktayı koydu.
7. etapta dikkat çekenler, Demare'ın sprinte hiç girememesi ve Boasson Hagen'in, Cavendish'in domestikliğinden ana sprinterliğe terfi ettiği turda etap kazanacak kadar büyük bir sprint atması oldu. Demare bir açıklama yaptı ama o an mobilde olduğum için söylediklerine odaklanamadım. Özür dilerim bu konuda bir detay yazamadığım için. Gördüğünüz gibi iki dakika ara verip Twitter'dan kontrol etmeye de üşendim. Affettireceğim bu tembellikleri, önümüzdeki iki dağlık etapta. Boasson Hagen'in de bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Cavendish sağlam devam etse Renshaw ile birlikte kendisini uçuracakmış demek ki. Şansını kendi kullanıyor ve şimdilik epey iyi. Bu formuna ve gücüne bir etap yakışır, umarım başarır. Keşke Boasson Hagen kazansaydı ve beklentileri yıkıp geçen bir sonuç görseydik. Benim gözümde de çoğu kişinin gözünde de Boasson Hagen bu etabın fahri birincisi oldu gerçi.
Bir de ben bu sprintlerde Degenkolb'ü görememekten rahatsızım. Greipel ve Kittel'in arasına girmeli üçüncü Alman olarak. Keza Kristoff da üstlerde yer almasına rağmen biraz güçsüz kalıyor etaplarda. Kittel böyle giderse kendi ciddi bir hata yapmadıkça her şeyi süpürecek... Bak aklıma Nacer Bouhanni geldi. "Şekilli genç" gibi takılmaktan başka bir işi yok. Kazanın olduğu sprintte en iyi sprintini attı, onu da Demare kapattı, bir daha da görmedik. Neyse bu vasat hakkında daha çok yazıp biricik laptopumun klavyesine daha çok zarar vermeyeyim.
İki günlük sıkıcı ve tatsız, haddinden fazla uzun sprintler geride kaldılar. Şimdi gergin geçecek, alev alev yanacak, acı ve mücadele dolu iki etapta. Genel klasman ateşini iliklerimize kadar hissedeceğimiz iki gün yaşamayı diliyorum. Sonraki etapta görüşmek üzere.
5.07.2017
Tour de France 2017: 5. Etap - IL TRICOLORE!
yazan:
firat selcuk
Tour'da ilk ciddi etabı kazanan, zorlamasını beklediğim ama almasına ihtimal vermediğim bir isim kazandı: Fabio Aru. Üzerindeki İtalya şampiyonluk mayosu Il Tricolore ile zafer yumruğunu kaldırması çok mutlu etti. Atağı yaptığı an ayağa fırladım bir an. Normalde çok desteklediğim ve her zaman başarısını beklediğim biri değildi Aru ama üzerinde o mayo olunca insanın kanı bir anda ısınıyor.
Etapta kaçanlar adeta bir klasik havası yaşattılar bize ama genel klasman favorilerine yem olacakları bilinen bir gerçekti. Bakelants'ın son çabası da eğlendirmekten başka bir şeye sebep olmadı. Son 6 km'ye kadar yaprak kımıldamadı diyebiliriz. Normali de buydu böyle bir etap için. Günün en anlamadığım kısmı daha 150 km varken BMC'nin tempo yapıp kaçışla olan mesafeyi korumasıydı. Uzun süre Sky'ın da önünde tempo yaptılar. Haliyle insan Porte alıp götürecek diye düşünüyor ama ciddi bir atak yapamayıp son tabloya baktığımızda aynı anda bitirdiği Froome'dan 4 saniye yedi, zaman bonusu yüzünden.
Genel klasmana dair ilk işaretleri aldık. Favoriler grubu sona yaklaşırken Aru, grubun ortalarından ok gibi fırlayıp etaba gitti. 20 saniye de fark yarattı Froome ve Porte ikilisine. Zaman bonuslarını işin içine katınca Froome'a 26, Porte'a ise 30 saniye fark attı. Genel klasmanda da üçüncü sıraya yükseldi ki muhtemelen verdiği bu işaret, Paris'te ilk üçte olacağının işareti. Aru formda, Froome formda değil mi yoksa zorlamadı mı henüz anlamak güç. Ancak Sky gün boyu pek yorulmamışken ve Froome yokuşta beş domestikle giderken 1-1.5 km içinde tüm domestikleri Aru ve Porte'un tempolarıyla döküldü. Nieve-Landa ikilisinin biraz daha kalıcı olmalarını beklerdim. Aru'dan sonra Porte patlatmak istese de Froome çabuk yakaladı. Ancak devamında Aru'ya yaklaşamadıkları gibi, Dan Martin'i de geçemedi Tour'un en büyük iki favorisi...
Beni şaşırtan Quintana veya Contador'un geride kalmaları olmadı. Quintana beklenen bir şeydi, Giro sonrası olmazdı, olmadı, olmayacak. Son haftaya toparlayıp biraz zorlarsa ilk 10'da kalır belki. Benim kendisinden pek umudum yok. Günümüzde herkes tek tura odaklanmışken duble yapma işi biraz problemli. Şaşırdığım şeylere dönersek, Dan Martin'in Porte ve Froome'un önünde olması etkileyiciydi.Pozitif anlamda şaşırttı yani. Daha büyük HC yokuşlarda bunu sürdürür mü? Sanmam. Yine de buralarda, mücadelenin içinde yer bulması, favorileri geçmesi ve güçlü mesajlar vermedi güzel. Keşke kalıcı olsa ve genel klasman mücadelesi yapsa.
Şaşırdığım diğer bir nokta ise Bardet ve Mollema oldu. Barguil'in geride kalmasına pek şaşırmadım, onu geçiyorum. Gerçi burada Bardet ve Mollema diye ikisini aynı cümleye koymak hata olabilir, farklı şeyler anlatacağım. Bardet bir şey kaybetmiş değil yoksa, adam 47 saniye geride. Ben Bardet bugün daha aktif olmalıydı diye düşünüyorum. Porte'un 4 saniye arkasında bitirdi, grubun içinde kaldı. Yine de birkaç atak ve deneme lazımdı çünkü podyum istiyorsa zamana karşıya kadar bir şeyler yapması ve süre kazanması lazım, kaybedecek vakti yok. İlk etaptan çocuğu gömecek halim yok, yanlış anlaşılmasın. Yapacağına, başaracağına inanıyorum. Mollema ise Contador da zorlanıyorken erkenden gruptan düştü ve burada en büyük başarısının etap kovalamak olacağını gösterdi. Zaten lider değildi belki ama Contador'a en ufak bir şey olsa yukarılarda kalıp liderliğe soyunabilirdi. Bu şansı erkenden tepti.
Genel olarak parça parça isimler üzerinden gidip böyle baktım etaba. Quintana tüm bunlar olurken gruptan ilk düşenler arasındaydı, onu da not düşmeyi unutmayalım. Tabii bugünkü tüm farklar aldatıcı olabilir. 1 dakikada sıralanan bir ilk 10 var elimizde, kimse için bir şey bitmiş değil ama bazı şeyler erkenden kendini belli ediyor.
Yarın, 6. etapta Sagan ve Cavendish olmadan ilk sprint finişi var. Bakalım meydan boş kalmışken ve yeşil mayonun en büyük iki favorisi evine dönmüşken kim kontrolü ele alacak. Demare yine alır diyemiyorum, Kittel böyle bir şansı affetmemeli artık. Keza Greipel de hep bir tane de olsa etap alır, bu etap o etap olabilir.
Etapta kaçanlar adeta bir klasik havası yaşattılar bize ama genel klasman favorilerine yem olacakları bilinen bir gerçekti. Bakelants'ın son çabası da eğlendirmekten başka bir şeye sebep olmadı. Son 6 km'ye kadar yaprak kımıldamadı diyebiliriz. Normali de buydu böyle bir etap için. Günün en anlamadığım kısmı daha 150 km varken BMC'nin tempo yapıp kaçışla olan mesafeyi korumasıydı. Uzun süre Sky'ın da önünde tempo yaptılar. Haliyle insan Porte alıp götürecek diye düşünüyor ama ciddi bir atak yapamayıp son tabloya baktığımızda aynı anda bitirdiği Froome'dan 4 saniye yedi, zaman bonusu yüzünden.
Genel klasmana dair ilk işaretleri aldık. Favoriler grubu sona yaklaşırken Aru, grubun ortalarından ok gibi fırlayıp etaba gitti. 20 saniye de fark yarattı Froome ve Porte ikilisine. Zaman bonuslarını işin içine katınca Froome'a 26, Porte'a ise 30 saniye fark attı. Genel klasmanda da üçüncü sıraya yükseldi ki muhtemelen verdiği bu işaret, Paris'te ilk üçte olacağının işareti. Aru formda, Froome formda değil mi yoksa zorlamadı mı henüz anlamak güç. Ancak Sky gün boyu pek yorulmamışken ve Froome yokuşta beş domestikle giderken 1-1.5 km içinde tüm domestikleri Aru ve Porte'un tempolarıyla döküldü. Nieve-Landa ikilisinin biraz daha kalıcı olmalarını beklerdim. Aru'dan sonra Porte patlatmak istese de Froome çabuk yakaladı. Ancak devamında Aru'ya yaklaşamadıkları gibi, Dan Martin'i de geçemedi Tour'un en büyük iki favorisi...
Beni şaşırtan Quintana veya Contador'un geride kalmaları olmadı. Quintana beklenen bir şeydi, Giro sonrası olmazdı, olmadı, olmayacak. Son haftaya toparlayıp biraz zorlarsa ilk 10'da kalır belki. Benim kendisinden pek umudum yok. Günümüzde herkes tek tura odaklanmışken duble yapma işi biraz problemli. Şaşırdığım şeylere dönersek, Dan Martin'in Porte ve Froome'un önünde olması etkileyiciydi.Pozitif anlamda şaşırttı yani. Daha büyük HC yokuşlarda bunu sürdürür mü? Sanmam. Yine de buralarda, mücadelenin içinde yer bulması, favorileri geçmesi ve güçlü mesajlar vermedi güzel. Keşke kalıcı olsa ve genel klasman mücadelesi yapsa.
Şaşırdığım diğer bir nokta ise Bardet ve Mollema oldu. Barguil'in geride kalmasına pek şaşırmadım, onu geçiyorum. Gerçi burada Bardet ve Mollema diye ikisini aynı cümleye koymak hata olabilir, farklı şeyler anlatacağım. Bardet bir şey kaybetmiş değil yoksa, adam 47 saniye geride. Ben Bardet bugün daha aktif olmalıydı diye düşünüyorum. Porte'un 4 saniye arkasında bitirdi, grubun içinde kaldı. Yine de birkaç atak ve deneme lazımdı çünkü podyum istiyorsa zamana karşıya kadar bir şeyler yapması ve süre kazanması lazım, kaybedecek vakti yok. İlk etaptan çocuğu gömecek halim yok, yanlış anlaşılmasın. Yapacağına, başaracağına inanıyorum. Mollema ise Contador da zorlanıyorken erkenden gruptan düştü ve burada en büyük başarısının etap kovalamak olacağını gösterdi. Zaten lider değildi belki ama Contador'a en ufak bir şey olsa yukarılarda kalıp liderliğe soyunabilirdi. Bu şansı erkenden tepti.
Genel olarak parça parça isimler üzerinden gidip böyle baktım etaba. Quintana tüm bunlar olurken gruptan ilk düşenler arasındaydı, onu da not düşmeyi unutmayalım. Tabii bugünkü tüm farklar aldatıcı olabilir. 1 dakikada sıralanan bir ilk 10 var elimizde, kimse için bir şey bitmiş değil ama bazı şeyler erkenden kendini belli ediyor.
Yarın, 6. etapta Sagan ve Cavendish olmadan ilk sprint finişi var. Bakalım meydan boş kalmışken ve yeşil mayonun en büyük iki favorisi evine dönmüşken kim kontrolü ele alacak. Demare yine alır diyemiyorum, Kittel böyle bir şansı affetmemeli artık. Keza Greipel de hep bir tane de olsa etap alır, bu etap o etap olabilir.
Artemio Franchi Podcast #12: Peter Sagan'ın Diskalifiyesi, Kararlar ve Kurallar
yazan:
firat selcuk
12. bölümde Peter Sagan'ın Tour de France 2017'den diskalifiyesi, kurallar, kararlar, olay sonrası yaşananlar hakkında konuştuk. 4. etap ile sınırlı kalmayıp biraz genel konulara da değinerek her zamanki gibi planladığımız süreyi aşmayı başardık. Neyse ki bu defa 45-50 dakikaları bulmadık, 20 dakika planlarken 30 dakikaya çıktık konu etabı da aşınca. Girişteki iki dakikada beklediğimizden daha ciddi ve sakin bir kayıt oldu, biz de şaşkınız. Konuşan ikili her zamanki gibi aynı. Anıl Can Sedef'le(@acsedef) konuştuk ama ara ara seste sorun yaşanabilir. Anıl bey bir ara mikrofona uzak konuşmayı tercih etti. Bu süreçte yan gelip yattığını düşünüyorum... Herkese iyi dinlemeler...
4.07.2017
Tour de France 2017: 4. Etap - Sagan'a Diskalifiye
yazan:
firat selcuk
Dümdüz profiliyle oldukça ve sakin geçmesi beklenen 4. etap, Peter Sagan'ın Tour'dan atılmasıyla sone erecek deseler kimse inanmazdı herhalde. Ben 207 km'lik dümdüz sprint etabına dayanamayıp 90 km kala dışarı çıktım ve kahve içerken takip ettim kalan 10 kilometreyi. O kadar beklentim yoktu etaptan. Ancak üst üste gelen iki kaza Fransa'yı ve bisiklet dünyasını bir anda yangın yerine çevirdi. İlk kaza da riskliydi aslında ama ikincinin yanında o kadar sakin kaldı ki herkes sarı mayo Geraint Thomas'ın düşüşünü unuttu. Thomas ikinci kez yerde kaldı, büyük şanssızlık yaşıyor. Sarı mayo adama uğursuz mu geldi ne oldu anlamadık. Demare etap kazandı ama bunu konuşamayacağız ne yazık ki.
Gelelim esas olaya, yani ikinci kazaya. Ben Sagan hakkında oldukça ağır konuştum ve aynılarını buraya da taşıma düşüncem yok. Merak eden Twitter'dan kontrol edebilir yazdıklarımı: @frtslck
Sagan, sprintte Demare'ın tehlikeli hareketleri sırasında daha da tehlikeli bir şey yapıp Mark Cavendish'i dirseğiyle itti ve bariyerlere çarpan Cavendish sonrasında yere yuvarlandı, hemen ardından gelen Degenkolb de onu ezip geçerek yuvarlandı. Cavendish birkaç dakika sonra omzunu sabitleyerek kalkıp 187. sırada finişi geçti ancak devam edip etmeyeceği belli değil ben bu yazıyı yazarken. Ben iyi haber geleceğini sanmıyorum, ufak terek sıyrıkları ve kesikleri geçtim, öyle düşen birinin omzunun devam etmeye engel olması lazım normal şartlarda. Çok çok büyük şans lazım devam etmesi için. İlk açıklanan röntgen sonucuna göre kırık yok ama sabah belli olacak devam edip etmeyeceği. Muhtemelen etaba başlar ama çabuk bırakır sorun büyükse. Burası artık işin bekleme süreci.
Sprintler bisiklette en kavgalı, en gergin, en tehlikeli bölümler, bu yüzden de sprint etaplarında son 3 km sonrası yapılan kazalarda veya yaşanan mekanik sorunlarda dereceler sıfırlanıyor. Düşmeler, kazalar, kavgalar elbette olacak. Cavendish, 2014'te bir itiş kakış sonrası ilk etapta yarış dışı kalmıştı sprintten metreler önce yuvarlanarak. Orada hatalı kendisiydi ki bisikleti birkaç yıldır takip edenler, Cavendish'in sicilinin pek de temiz olmadığını biliyorlardır. Tüm bunlar bugün yaşananlar için bir gerekçe değil. Peter Sagan, birkaç video çekiminde açıkça belli olduğu gibi orada kendine yer bulmaya çalışan Cavendish'i dirseğiyle itiyor ve düşürüyor. Kare kare durdurup, birkaç yanıltıcı görsele bakıp "Sagan vurmadan düşüyor" demek komik. Peter Sagan suçlu ve cezasını çekti. Saatte 50-60-70 km hızlara çıkılan bir ortamda görüntüleri kare kare ilerleterek olay yorumlanmaz. Eğer ortada, birazdan ilk kazaya dair paylaşacağım görüntüdeki gibi göz göre yapılan bir hata veya ihlal yoksa ofsayt ve çizgiyi geçme pozisyonları hariç görüntüyü durdurup da fotoğraf/kare üzerinden yorum yapmak bana saçma geliyor.
Sagan'ın masum olduğunu düşünenleri, Thomas'ın da düştüğü ilk kazaya bakmaya davet ediyorum. Buradan izleyebilirsiniz. Sprinte gidilirken iki kişinin arasına intihar komandosu gibi dalıyor ve orada birkaç kişiyi yere seriyor. Bu agresiflikle ve yer kapma savaşıyla açıklanamaz, bu tamamen bir kötü niyettir. Adamlar dip dibe gidiyorlar ama Sagan görünmez adam gibi araya dalıyor. İki kazanın da sebebi kendisi ve her şeyi tesadüf olarak açıklamaya çalışanlar var... Anlam veremiyorum. Yine klasik sprint itiş kakışı var ve Sagan'ın araya dalışı ortalığı karıştırıyor. Dikkatli izleyin, sanırım Cimolai oradaki, dengeyi kaybedip toparlıyor ama araya dalan Sagan kalçadan vurup indiriyor, kendi yoluna bakıyor, arkası yangın yeri.
Konuyu uzatmıyorum daha da. Peter Sagan'ın yaptığı hareketin kasti olduğunu düşünüyorum ve diskalifiye kararını yerinde buluyorum. Aksini iddia edenlere diyecek ekstra bir şeyim yok. Tartışmak, konuşmak isteyenler için kapım elbette açık. Bisiklet güzel spor, en sert tartışmada da futbol gibi küfür kıyamet yok, bir şekilde karşılıklı olarak olumlu bir şekilde konu kapatılıyor.
5. etap, Tour'un ilk ciddi yokuş etabı. Bu tartışmaların gölgesinde nasıl olacak, Sky ve karşı koymak isteyenler neler yapacak göreceğiz. Umarım kazasız olur ne olacaksa.
Peter Sagan'ın sprintten önce Geraint Thomas'ın da düşmesine sebep olduğu ilk kazanın görüntüleri. Dediğim gibi burada durdurup kare üzerinden baksanız da, görüntüyü izleseniz de Sagan'ın iki sporcu arasına dalışı belli oluyor. Video bu https://u.nya.is/jdkpym.mp4 tweet de aşağıda, karar sizin:
Sagan hors-course, on vous "offre" quand même la palette de la chute (merci Paint!). Il est donc doublement fautif en 1.5 km ... #TDF2017 pic.twitter.com/yb7Byz1x2d— Le Gruppetto (@LeGruppetto) July 4, 2017
Mahcubuz
yazan:
Ögeday Karabulut
Yaklaşık birkaç dakika önce blog sahibi sayın Fırat Selçuk'tan, özellikle çevirilere başladığımız birkaç ay öncesinden bugüne kadar geçen sürede yazılarımıza birçok yorum yazıldığını üzülerek öğrenmiş bulunuyorum. Benim blogda yönetici haklarım olmadığından yorumları görme şansım olmadı, suçu hemen üstümden atayım. Yine de bugüne kadar "bu yazıları okuyanlar hiç mi yorum yapma ihtiyacı hissetmiyor, hiç mi karşı çıkacakları bir yer yok, hiç mi katıldıkları fikirler yok" şeklinde düşüncelere kapıldığım için sizlere karşı Güntekin Onay'ın Ahmet Çakar ve Lucescu karşısında olduğu kadar mahcup durumdayım. Fırat da kendi şahsi mahcubiyetini karşılıklı diyaloğumuz sırasında dile getirdi.
Bu yorum mevzusu yüzünden siz değerli okuyucularımızdan özür diliyoruz. Bazı televizyon programlarına menşın atanlar gibi "YORUMLARIMIZI OKUMUYORSUNUZ BİLEREK BİZİ GÖZARDI EDİYORSUNUZ" tarzı atarlar yapmadığınız için de teşekkür ediyoruz.
Bu yorum mevzusu yüzünden siz değerli okuyucularımızdan özür diliyoruz. Bazı televizyon programlarına menşın atanlar gibi "YORUMLARIMIZI OKUMUYORSUNUZ BİLEREK BİZİ GÖZARDI EDİYORSUNUZ" tarzı atarlar yapmadığınız için de teşekkür ediyoruz.
3.07.2017
Tour de France 2017: 3. Etap - "Sagan Etabı" Sagan'ın
yazan:
firat selcuk
Geçen yıl parkur açıklandığı an "Sagan etabı olmuş bu" dediğimiz etap, en büyük favoriye gitti. Herhalde yakın tarihin en sürpriz olmayan sonuçlarından biriydi. Gerçi Valverde için de pek uygundu. %100 bir Sagan etabı değildi, Valverde'nin arayıp da bulamadığı ortamdı bugünkü. İlk gün abandone olmasaydı büyük oranda işin içinde olacaktı. Baştaki %11 maksimum eğimde bir Ardenne Klasikleri atağı ile alabilirdi. O olmayınca da Sagan kendine en uygun etabı almakta zorlanmadı hiç. Yani zorlanmadı derken, genel anlamda zorlanmadı. Yoksa birkaç santimetre ile alabildi çünkü tam sprinte başlayıp farkı atmışken ayağı klipsten çıktı, tekrar takıp sprint attı aldı. Bu bambaşka bir manyaklık. Bahar klasiklerinde iki kez ciddi kaza yapsa da gidonuna ve bisikletine en hakim, sürüş yeteneği en üst isimlerden biri Peter Sagan. Çok hazzetmediğim biri olsa da böyle bir manyağa hakkını vermek lazım. Kaza yapan rakibinin üstünden atlar, ayağı klipsten çıksa da takıp yokuş sprinti kazanır... Buna saygı duymuyorsanız bisikleti veya başka bir sporu takip etmeyin. Ayakta alkışlanacak sürüş dersleri bunlar resmen.
Etabın geneli ise epey sıkıcıydı. Bunun tek açıklaması bu. 212.5 km etapta son 2 km gelsin de olay izleyelim dedik adeta. Arada ufak bir iki duraksama, kopma ve mekanik problem izlesek de sorun olmadı. Romain Bardet dün olduğu gibi bugün de düştü ancak pek sorun olmadı neyse ki. Birkaç dakikada tekrar peloton'u kuyruktan yakalayıp kalabalığa dahil oldu.
Etabın son bölümü dışında en dikkate değer şey Lotto-Soudal'in stratejisiydi. Ya da olmayan strateji mi demeliydik? Adam Hansen kaçarken De Gendt gitti yakaladı, tempo yaptı, Hansen tutunamadı düştü -ki etabı da 11 dakika 46 saniye geride, 187. tamamladı- ve De Gendt'in kendi de 5 dakika 42 saniye geride 182. tamamladı. Alamasalar da tepede yer alabilecekleri bir etapta kendi kendilerini yaktılar resmen. Erkenden etap kovalayacak hale geldi De Gendt. Biraz üstte ve mücadelede kalsa iyiydi aslında. Lotto'nun profile esas uyan adamı Wellens'in 13. bitirdiğini unutmamak lazım. Genel klasman için iyi gidiyor şu an.
Etabın ilk dördü, diğerlerine ikişer saniye fark atmış olsalar da bu genel klasman için hiçbir şey ifade etmiyor zira Froome, Contador, Porte, Bardet gibi isimler 2 saniye farkı beraber yediler ve üst sıralarda kaldılar. Benim dikkatimi çeken en önemli detay iki Fransız oldu. Pinot ve Barguil. Sanırım Barguil bu turda hiçbir şey başaramayacak zira sebepsiz yere 15 saniye yedi bugün. Daha doğrusu 13 diyelim, Froome'u referans alıyoruz sonuçta. Pinot, zaten amaçsız ve yorgun geldiği Tour'da kendini etap zaferine odaklamış oldu erkenden, çünkü 150. oldu ve 3 dakika 5 saniye yedi. Aslanım benim, Fransa topraklarına ayak bastığı zaman Giro'yu unutturup eskiye döndü. Yine Cannondale'den Talansky 23 saniye yedi. Cofidis'in lideri diyebileceğimiz Navarro da 27 saniye yedi, büyük utanç bence kendi adına. Fortuneo-Oscaro'nun lideri Sepulveda da temponun kurbanı oldu ve 1 dakika 3 saniye gibi bir rezilliğe imza attı. Tüm bu değerler Sagan'dan değil Froome'dan yenen farklar. Bir de Yates 8 saniye yemiş, bu tip küçük kayıplar Orica'nın liderini Yates değil Chaves yapar ki olması gereken zaten buydu bence.
Bunun dışında uzun uzun söyleyecek bir şeyimiz yok. 5 saat 7 dakika süren ve 212.5 kilometrenin son 2 kilometresine sıkışan bir etap oldu. Porte'un son yokuşta temposu güzeldi, az önce bahsettiğim 10-20 saniyelik dökülmelerin sebebi oydu. Genel klasman ilk 10'una yarışan görece "küçük" rakipleri silkelemiş oldular büyük abiler. Bir de ilginç not, Sagan'lardan dünya şampiyonu olan Peter etabı alırken, Slovakya şampiyonu olan abi Sagan ise 192. oldu. Gerçi neye göre ilginç bilmiyorum, bunun şaşırılacak yanı yok. Kendimi de gömdüm. Neyse daha saçmalamayayım en iyisi, görüşürüz 4. etapta...
Peter Sagan'ın ayağının klipsten çıktığı ve klipsi tekrar taktığı an:
Etabın geneli ise epey sıkıcıydı. Bunun tek açıklaması bu. 212.5 km etapta son 2 km gelsin de olay izleyelim dedik adeta. Arada ufak bir iki duraksama, kopma ve mekanik problem izlesek de sorun olmadı. Romain Bardet dün olduğu gibi bugün de düştü ancak pek sorun olmadı neyse ki. Birkaç dakikada tekrar peloton'u kuyruktan yakalayıp kalabalığa dahil oldu.
Etabın son bölümü dışında en dikkate değer şey Lotto-Soudal'in stratejisiydi. Ya da olmayan strateji mi demeliydik? Adam Hansen kaçarken De Gendt gitti yakaladı, tempo yaptı, Hansen tutunamadı düştü -ki etabı da 11 dakika 46 saniye geride, 187. tamamladı- ve De Gendt'in kendi de 5 dakika 42 saniye geride 182. tamamladı. Alamasalar da tepede yer alabilecekleri bir etapta kendi kendilerini yaktılar resmen. Erkenden etap kovalayacak hale geldi De Gendt. Biraz üstte ve mücadelede kalsa iyiydi aslında. Lotto'nun profile esas uyan adamı Wellens'in 13. bitirdiğini unutmamak lazım. Genel klasman için iyi gidiyor şu an.
Bunun dışında uzun uzun söyleyecek bir şeyimiz yok. 5 saat 7 dakika süren ve 212.5 kilometrenin son 2 kilometresine sıkışan bir etap oldu. Porte'un son yokuşta temposu güzeldi, az önce bahsettiğim 10-20 saniyelik dökülmelerin sebebi oydu. Genel klasman ilk 10'una yarışan görece "küçük" rakipleri silkelemiş oldular büyük abiler. Bir de ilginç not, Sagan'lardan dünya şampiyonu olan Peter etabı alırken, Slovakya şampiyonu olan abi Sagan ise 192. oldu. Gerçi neye göre ilginç bilmiyorum, bunun şaşırılacak yanı yok. Kendimi de gömdüm. Neyse daha saçmalamayayım en iyisi, görüşürüz 4. etapta...
Peter Sagan'ın ayağının klipsten çıktığı ve klipsi tekrar taktığı an:
Finişe 300 metre kala sprinte başlarken ayağı klipsten çıkan Sagan, tekrar pedalını kilitleyip sprint atarak kazandıpic.twitter.com/H5kFVAfyPr— Tribun Dergi (@tribundergi) July 3, 2017
2.07.2017
Tour de France 2017: 2. Etap - Kittel Geri Döndü!
yazan:
firat selcuk
Almanya'dan Belçika'ya geçilen günde, klasik gri bir Belçika havasında geçen etapta Almanların istediği oldu. Marcel Kittel etabı ve yeşil mayoyu aldı. Etapların baştan sona yayınlanma fikri başta sıkıcı geldi ama dünkü zamana karşıyı saymazsak bugün bunu ilk kez deneyimlemek hoşuma gitti. Taylor Phinney ilk Tour de France katılımının henüz ikinci etabında ilk yokuş kapısını ilk sırada geçerken canlı canlı izledik. Normalde bunu 100-150 km kala bağlandığımız bir etapta "Phinney kapıyı önde geçti" olarak duyacaktık. Bacaklar diriyken güzel bir sprint attılar yokuş kapısında, iyi ki izledik.
Sonucu saymazsak günün iki olayı var. İlki, Phinney ve Offredo'nun son 1.5 km'ye kadar dayanmaları oldu ki keşke etabı alsalardı o kadar çabadan sonra. 27 ve 30 yaşındaki iki adam da kariyerlerinde ilk kez Tour de France'ta yarışıyorlar. İlk Tour de France'larındaki ilk yol etaplarını almaları muazzam bir hikaye olurdu. Hele Phinney gibi sakatlıklar ve kazalarla sıkça boğuşmuş bir adam için...
Günün diğer olayına gelelim... 30 km kala Sky'da sarı mayolu Geraint Thomas ve bir numaralı favori Chris Froome dahil birkaç kişi yerde kaldı. En önde liderlerini korurlarken en önde yaşanan kaza onları bir anda kaosa soktu. Kazaya karışanlardan en önemli ikinci isim Romain Bardet oldu. Fransızların podyum ve hatta şampiyonluk umudunun yanında takım arkadaşı, yarının favorisi Oliver Naesen de düştü. Bardet, önünde Naesen gibi bir motor olduğundan şanslıydı, hemen peloton'a yetişti. Froome ise takım arkadaşı Knees'in ardında kısa sürede peloton'a tutunsa da bisiklet değişimi için takım aracına geri gitti ve tekrar peloton'u yakalamaya çalıştı. 30 saniye geride kalıp, birkaç km boyunca ekstra bir güç harcadı ama yarışın geleceği için çok da problem değil. Team Sky'ın sarı mayo stratejisi konusunda ilk ipuçlarını gördük etapta. Froome da yetiştikten sonra Kiryienka'yı öne attılar ve kaçan grubu yakalamak için sprint hedefleri olmamasına rağmen bir süre çaba harcadılar. Çünkü Phinney, yakalanmaması durumunda sarı mayoyu alacaktı. Gün sonunda sarı mayo Geraint Thomas'ta kaldı. Sky belki de mayoya baştan sonra sahip olup görülmemiş bir gövde gösterisi yapmanın peşinde. Bekleyelim bakalım.
Sprinte gelirsek, Kittel kazandı ama sonuç listesinde de gördüğünüz gibi tam anlamıyla "herkes oradaydı" diyebiliriz. Olmayan yoktu. Hiçbir favori geri kalmayıp bize son yılların en kalabalık ve heyecanlı finişlerinden birini izlettiler. Mark Cavendish son anda Arnaud Demare'ın arkasında kaldı, muhtemelen ikinci olacaktı, dördüncülükle yetindi. Demare önünü kesti demiyorum zira Demare'ın da kazanabilmek için yana doğru açılması lazımdı. Biraz doğru yolu seçememek oldu Cavendish'in şanssızlığı. Andre Greipel ise her zaman "oralarda" olacağını gösterdi. Sessiz sakin bir şekilde üçüncü oldu. Peter Sagan'ın önde başladığı sprintte 10. bitirmesi biraz garip oldu bence. Etap ortalarında sohbet ettiği Michael Matthews ile arka arkaya bitirmiş oldular. Yine de Matthews-Bouhanni-Sagan üçlüsünün Swift'e geçilmeleri beni biraz güldürdü. Tabii ki ciddiye alınacak bir şey değil, birkaç milimetre ile kaybettiler. Sadece kağıt üzerinde bakıyorum olaya. Elbette kalabalığın arasında değil de başa baş kalsalar Swift'i ağlatarak geri gönderirler.
Gelecekte bu sprinterlerden eksilen olmazsa Paris'e kadar böylesine güçlü, kalabalık ve kıran kırana sprintler izleyeceğiz muhtemelen. Bugün Kittel aldı ama böyle kalabalık bir ortamda kesinlikle tek bir ismin ambargo koyması mümkün değil. Bunu ancak formda bir Cavendish yapar. İlerleyen etaplarda en az üç farklı isimden etap bekliyorum -Cavendish'in formunun iyi olmadığını düşünerek.
3. etapta Belçika klasiklerini aratmayan bir profil var. Etap baştan sona izlenebilecek bir kaos ortamına sahip olabilir. Ara ara yağmur yağma ihtimali de var ki sonlara doğru yağış artarsa bizim bile kalp ritmimiz tavan yapabilir. Herkese iyi seyirler... Bir sonraki etapta görüşmek üzere.
Sonucu saymazsak günün iki olayı var. İlki, Phinney ve Offredo'nun son 1.5 km'ye kadar dayanmaları oldu ki keşke etabı alsalardı o kadar çabadan sonra. 27 ve 30 yaşındaki iki adam da kariyerlerinde ilk kez Tour de France'ta yarışıyorlar. İlk Tour de France'larındaki ilk yol etaplarını almaları muazzam bir hikaye olurdu. Hele Phinney gibi sakatlıklar ve kazalarla sıkça boğuşmuş bir adam için...
Günün diğer olayına gelelim... 30 km kala Sky'da sarı mayolu Geraint Thomas ve bir numaralı favori Chris Froome dahil birkaç kişi yerde kaldı. En önde liderlerini korurlarken en önde yaşanan kaza onları bir anda kaosa soktu. Kazaya karışanlardan en önemli ikinci isim Romain Bardet oldu. Fransızların podyum ve hatta şampiyonluk umudunun yanında takım arkadaşı, yarının favorisi Oliver Naesen de düştü. Bardet, önünde Naesen gibi bir motor olduğundan şanslıydı, hemen peloton'a yetişti. Froome ise takım arkadaşı Knees'in ardında kısa sürede peloton'a tutunsa da bisiklet değişimi için takım aracına geri gitti ve tekrar peloton'u yakalamaya çalıştı. 30 saniye geride kalıp, birkaç km boyunca ekstra bir güç harcadı ama yarışın geleceği için çok da problem değil. Team Sky'ın sarı mayo stratejisi konusunda ilk ipuçlarını gördük etapta. Froome da yetiştikten sonra Kiryienka'yı öne attılar ve kaçan grubu yakalamak için sprint hedefleri olmamasına rağmen bir süre çaba harcadılar. Çünkü Phinney, yakalanmaması durumunda sarı mayoyu alacaktı. Gün sonunda sarı mayo Geraint Thomas'ta kaldı. Sky belki de mayoya baştan sonra sahip olup görülmemiş bir gövde gösterisi yapmanın peşinde. Bekleyelim bakalım.
Sprinte gelirsek, Kittel kazandı ama sonuç listesinde de gördüğünüz gibi tam anlamıyla "herkes oradaydı" diyebiliriz. Olmayan yoktu. Hiçbir favori geri kalmayıp bize son yılların en kalabalık ve heyecanlı finişlerinden birini izlettiler. Mark Cavendish son anda Arnaud Demare'ın arkasında kaldı, muhtemelen ikinci olacaktı, dördüncülükle yetindi. Demare önünü kesti demiyorum zira Demare'ın da kazanabilmek için yana doğru açılması lazımdı. Biraz doğru yolu seçememek oldu Cavendish'in şanssızlığı. Andre Greipel ise her zaman "oralarda" olacağını gösterdi. Sessiz sakin bir şekilde üçüncü oldu. Peter Sagan'ın önde başladığı sprintte 10. bitirmesi biraz garip oldu bence. Etap ortalarında sohbet ettiği Michael Matthews ile arka arkaya bitirmiş oldular. Yine de Matthews-Bouhanni-Sagan üçlüsünün Swift'e geçilmeleri beni biraz güldürdü. Tabii ki ciddiye alınacak bir şey değil, birkaç milimetre ile kaybettiler. Sadece kağıt üzerinde bakıyorum olaya. Elbette kalabalığın arasında değil de başa baş kalsalar Swift'i ağlatarak geri gönderirler.
Gelecekte bu sprinterlerden eksilen olmazsa Paris'e kadar böylesine güçlü, kalabalık ve kıran kırana sprintler izleyeceğiz muhtemelen. Bugün Kittel aldı ama böyle kalabalık bir ortamda kesinlikle tek bir ismin ambargo koyması mümkün değil. Bunu ancak formda bir Cavendish yapar. İlerleyen etaplarda en az üç farklı isimden etap bekliyorum -Cavendish'in formunun iyi olmadığını düşünerek.
3. etapta Belçika klasiklerini aratmayan bir profil var. Etap baştan sona izlenebilecek bir kaos ortamına sahip olabilir. Ara ara yağmur yağma ihtimali de var ki sonlara doğru yağış artarsa bizim bile kalp ritmimiz tavan yapabilir. Herkese iyi seyirler... Bir sonraki etapta görüşmek üzere.
1.07.2017
Tour de France 2017: 1. Etap
yazan:
firat selcuk
Almanya'da başlayan turun ilk gününe damgayı Team Sky vurdu. 14 km'lik zamana karşıda ilk 10'daki dört isim Sky'dan olurken etabı ve sarı mayoyu kazanan Geraint Thomas oldu. Thomas hakkında uzun uzun huysuzlanabilirim ama yeri değil şu an. Etaptaki sıralamaya ve ilk günün bize verdiklerine bakalım hemen.
Öncelikle bu sıralamanın aldatıcı olduğunu söylememiz lazım. Zira bazı isimler yağmurdan dolayı çok zorlamadılar, bazıları ise zorlamak isteseler de o an yağmur şiddetini arttırdığı için temkinli gitmek zorunda kaldılar ve elimizde pek sık karşılaşmayacağımız sonuçlar kaldı. Zira bir zamana karşıda Kittel'in Tony Martin'den sekiz saniye yemesine normal şartlarda rastlayamazsınız. Keza hava kuru olsa Primoz Roglic de 65. olmayacaktı, muhtemelen kazanacaktı veya ikinci olacaktı ki Roglic'in daha 4. kilometreye gelmeden kaza yaptığını hatırlatmak lazım. Gallopin'in daha önce düştüğü noktada düşen Roglic, potansiyel bir sarı mayo sahibiyken bir anda gerilerde kaldı.
Yağmurun bir artıp bir azalması resmen şansa bıraktı işi. Yoksa Martin, Roglic, Van Emden gibi adamlar burada podyumu zor bırakırlardı. Küng ve Kiryienka'yı da dahil edersek ilk beş tamamen bu isimlerden oluşmalıydı ve Martin en kötü ihtimalle ikinci olmalıydı. Martin etabı dördüncü bitirirken saydığımız isimlerden Roglic ve Van Emden, ilk beşin dışarısında kaldılar. İlk güne kısa bir zamana karşı koyan Tour yönetimi, işleri bu kadar karıştırmayı beklemiyordu muhtemelen. Yağmur yağması tüm planları değiştirdi. Karışık ve gerilim dolu bir zamana karşı oldu ve sıralama da söylediğim gibi epey sürpriz içerdi. Yağmur hep yağsa veya yerler ıslansa ama etap öncesi dursa sıralama, tahminlerin dışına çıkmazdı. Yağmurun ilk hafta boyu sürmesi bekleniyor ki bu kaos dolu etapların habercisi resmen.
Az önce düşme demişken, tabii ki günün en sarsıcı olayı Alejandro Valverde'nin düşüp birkaç çatlak ve/veya kırıkla abandone olmasıydı. Yağmurun sorun yaşattığı anlarda, daha önce dört sporcunun aynı şekilde düştüğü virajda çok çok hızlı bir giriş yapıp kaydı ve bariyerlere çarparak durdu. Bir yerlerinin kırıldığı veya çatladığı, bacakları başta olmak üzere bariyer ayaklarının küçük kesiklere sebep olduğu daha ilk bakışta belliydi. Etap devam ederken ambulansla hastaneye kaldırıldığı haberleri geldi. Benim en sevmediğim sporcu kendisi ama kim olursa olsun bu şekilde değil, yarışarak ve yarış içerisinde başaramayacak kaybetmeli. Bu çok acı verici, üzücü ve sarsıcı bir olaydı. Muhtemelen Vuelta'ya yetişmeyi geçtim, sezonu da kapatacak, geçmiş olsun. Bir de Bahreyn-Merida'dan Ion Izagirre abandone olmuş. Bahreyn buraya iddialı bir şekilde gelmediği için yarış stratejisi pek değişmeyecektir.
Tekrar etap sonucuna dönersek, Geraint Thomas bence Kiryienka ve Froome'un olduğu Sky'da sürpriz bir sarı mayo sahibi oldu. Sky ilk günden mayoyu ister miydi bilmiyorum ama bu ikinci etapta stratejilerini değiştirecektir. Biraz fark yiyerek mayoyu bırakmayı düşünebilirler. Sky, üç haftalık turda henüz ikinci günde sarı mayo yüküne girip yorulmayı isteyecek bir takım değil. Thomas'a "Göstermelik çalışırız, sen koruyabildiğin kadar koru" bile diyebilirler, şaşırmam. İkinci etapta birkaç saniyelik farkla bir sprintere mayoyu bırakmaları mümkün bir senaryo yani, bu olursa kimse şaşırmamalı. Benim adıma şaşırtıcı olan, Sky'ın ikinci günden itibaren sarı mayo için savaş vermesi olur. Parkur geçmişe göre hafif olduğu için uzun süre tutmayı isterler mi bilmiyorum. Eldeki takım ilk günden son güne sarı mayoyu götürebilecek bir takım. Uygun bir noktada Froome'a devreder Thomas, sonra da kimselere bırakmazlar. Yine de yük yüktür, gereksiz bir baskıya gerek yok. Yarın bir sprintere bırakmak en güzeli olur.
Movistar'da da Valverde'nin abandone olması sadece birkaç günlük stratejiyi değil, üç haftalık stratejiyi değiştirdi. Etabın dakikalar sonrasında hemen yeni bir üç haftalık plan konuşulacaktır. Giro'dan yorgun gelen Nairo Quintana için Valverde'nin desteği çok çok önemliydi ama olmadı. Movistar'ın yeni senaryosu, yorgun Quintana üzerinden stratejisi neler olacak merakla bekliyorum. Belki de sürpriz bir şekilde Quintana'nın yetersiz kalması durumunda Betancur'a oynayabilirler. Bekleyip göreceğiz, ilk yokuşa kadar sadece tahmin olacak bunlar. Tabii ki Betancur gibi bir sürpriz yapacaklarını düşünmüyorum, Quintana'nın suyunu son damlasına kadar sıkacaklardır.
Öncelikle bu sıralamanın aldatıcı olduğunu söylememiz lazım. Zira bazı isimler yağmurdan dolayı çok zorlamadılar, bazıları ise zorlamak isteseler de o an yağmur şiddetini arttırdığı için temkinli gitmek zorunda kaldılar ve elimizde pek sık karşılaşmayacağımız sonuçlar kaldı. Zira bir zamana karşıda Kittel'in Tony Martin'den sekiz saniye yemesine normal şartlarda rastlayamazsınız. Keza hava kuru olsa Primoz Roglic de 65. olmayacaktı, muhtemelen kazanacaktı veya ikinci olacaktı ki Roglic'in daha 4. kilometreye gelmeden kaza yaptığını hatırlatmak lazım. Gallopin'in daha önce düştüğü noktada düşen Roglic, potansiyel bir sarı mayo sahibiyken bir anda gerilerde kaldı.
Yağmurun bir artıp bir azalması resmen şansa bıraktı işi. Yoksa Martin, Roglic, Van Emden gibi adamlar burada podyumu zor bırakırlardı. Küng ve Kiryienka'yı da dahil edersek ilk beş tamamen bu isimlerden oluşmalıydı ve Martin en kötü ihtimalle ikinci olmalıydı. Martin etabı dördüncü bitirirken saydığımız isimlerden Roglic ve Van Emden, ilk beşin dışarısında kaldılar. İlk güne kısa bir zamana karşı koyan Tour yönetimi, işleri bu kadar karıştırmayı beklemiyordu muhtemelen. Yağmur yağması tüm planları değiştirdi. Karışık ve gerilim dolu bir zamana karşı oldu ve sıralama da söylediğim gibi epey sürpriz içerdi. Yağmur hep yağsa veya yerler ıslansa ama etap öncesi dursa sıralama, tahminlerin dışına çıkmazdı. Yağmurun ilk hafta boyu sürmesi bekleniyor ki bu kaos dolu etapların habercisi resmen.
— firat selcuk (@frtslck) July 1, 2017
Az önce düşme demişken, tabii ki günün en sarsıcı olayı Alejandro Valverde'nin düşüp birkaç çatlak ve/veya kırıkla abandone olmasıydı. Yağmurun sorun yaşattığı anlarda, daha önce dört sporcunun aynı şekilde düştüğü virajda çok çok hızlı bir giriş yapıp kaydı ve bariyerlere çarparak durdu. Bir yerlerinin kırıldığı veya çatladığı, bacakları başta olmak üzere bariyer ayaklarının küçük kesiklere sebep olduğu daha ilk bakışta belliydi. Etap devam ederken ambulansla hastaneye kaldırıldığı haberleri geldi. Benim en sevmediğim sporcu kendisi ama kim olursa olsun bu şekilde değil, yarışarak ve yarış içerisinde başaramayacak kaybetmeli. Bu çok acı verici, üzücü ve sarsıcı bir olaydı. Muhtemelen Vuelta'ya yetişmeyi geçtim, sezonu da kapatacak, geçmiş olsun. Bir de Bahreyn-Merida'dan Ion Izagirre abandone olmuş. Bahreyn buraya iddialı bir şekilde gelmediği için yarış stratejisi pek değişmeyecektir.
Tekrar etap sonucuna dönersek, Geraint Thomas bence Kiryienka ve Froome'un olduğu Sky'da sürpriz bir sarı mayo sahibi oldu. Sky ilk günden mayoyu ister miydi bilmiyorum ama bu ikinci etapta stratejilerini değiştirecektir. Biraz fark yiyerek mayoyu bırakmayı düşünebilirler. Sky, üç haftalık turda henüz ikinci günde sarı mayo yüküne girip yorulmayı isteyecek bir takım değil. Thomas'a "Göstermelik çalışırız, sen koruyabildiğin kadar koru" bile diyebilirler, şaşırmam. İkinci etapta birkaç saniyelik farkla bir sprintere mayoyu bırakmaları mümkün bir senaryo yani, bu olursa kimse şaşırmamalı. Benim adıma şaşırtıcı olan, Sky'ın ikinci günden itibaren sarı mayo için savaş vermesi olur. Parkur geçmişe göre hafif olduğu için uzun süre tutmayı isterler mi bilmiyorum. Eldeki takım ilk günden son güne sarı mayoyu götürebilecek bir takım. Uygun bir noktada Froome'a devreder Thomas, sonra da kimselere bırakmazlar. Yine de yük yüktür, gereksiz bir baskıya gerek yok. Yarın bir sprintere bırakmak en güzeli olur.
Movistar'da da Valverde'nin abandone olması sadece birkaç günlük stratejiyi değil, üç haftalık stratejiyi değiştirdi. Etabın dakikalar sonrasında hemen yeni bir üç haftalık plan konuşulacaktır. Giro'dan yorgun gelen Nairo Quintana için Valverde'nin desteği çok çok önemliydi ama olmadı. Movistar'ın yeni senaryosu, yorgun Quintana üzerinden stratejisi neler olacak merakla bekliyorum. Belki de sürpriz bir şekilde Quintana'nın yetersiz kalması durumunda Betancur'a oynayabilirler. Bekleyip göreceğiz, ilk yokuşa kadar sadece tahmin olacak bunlar. Tabii ki Betancur gibi bir sürpriz yapacaklarını düşünmüyorum, Quintana'nın suyunu son damlasına kadar sıkacaklardır.
Yarın ikinci ve ilk "gerçek" etapta görüşmek üzere.
Start Finish: 2017 Azerbaycan GP
yazan:
Ögeday Karabulut
Geçen sene yapılan yarışı izlememiştim ve yapılan yorumları okuduğumda Bakü'nün sevilmediğini ve sıkıcı yarışlara gebe olduğu konusunda fikir birliğine varıldığını görmüştüm. Bu sene ise "ALIN LAN" diyerek bir sezon boyunca görülecek dramayı bize tek yarışta yaşattı Bakü.
Ben hala eski kafalı olarak Monako'nun tek cadde pist olması gerektiğini düşünüyorum. Singapur ve Bakü geçişe Monako'dan daha uygun olsalar da takvimdeki tek cadde pist olmak Monako'yu daha özel kılar.
Bakü'nün en büyük sıkıntısı Monako'dan daha geniş yollara sahip olmasına rağmen, kaza yapan bir araca Monako'daki kadar hızlı müdahale edilememesi. Hem sıralama turlarında hem de yarış içinde uzun süreler yarış dışı kalan araçların, dökülen parçaların yoldan kaldırılması için çok bekledik. Yıllar içinde bu sorunu çözerlerse üst paragrafı afiyetle yerim.
Gelelim yarışa. O kadar olaylı bir yarış oldu ki kısa görüntülerle yazılacak gibi değil. Hatta bir şekilde bu yazıya yarışı izlemeden denk geldiyseniz önce tamamını izleyebilmeniz için link vereceğim (blogun başına iş gelmesin diye Twitter aktarmalı veriyorum). O kadar vaktim yok derseniz de hemen aşağıdaki özet görüntülere davet ediyorum.
Yarışın en çok tartışılan mevzusu Vettel-Hamilton'a en son değineceğim.
-Günün en başarılı ismi kendisine hala şüpheyle bakmaya devam etsem de Lance Stroll'dü. Geçen yarış ilk puanlarını alan Kanadalı genç bu yarışta da hatasız bir sürüşle üçüncülükle ilk podyumunu görmüş oldu. Son düzlükte canavar gibi Mercedes'iyle gelen Bottas'a karşı savunma yapabilir miydi bilmiyorum ancak dramatik bir son oldu.
-İkinci isim ise İspanya'dan sonra yine vatandaşı Raikkonen'e vurup "Bana hep aynı adam çarpıyor a**** koyayım" tepkisini duymamızı sağlasa da Bottas'tı. Evet güvenlik araçları ve kırmızı bayrak çok işine yaradı ama daha en başta bir tur geriye düşmüşken sonuna kadar pes etmeyip ikinciliği yakalamak muhteşem bir iş.
-Aslında Daniel Ricciardo yarışı kazanmışken bu iki ismin daha fazla ön plana çıkması biraz şanssızlık işte. Biri çaylak pilot diğeri büyük geri dönüş yaptı. Normalde sıfır hatayla, tek atakla iki kişiyi geçerek galibiyet alan ismin güne damga vurması gerekiyor.
-Bir ara Magnussen, Haas ile podyum kovalıyordu. Yarış heyecanı, sürprizler filan dedik de o kadar da ölmedik arkadaş.
-Adamım Max Verstappen ise kötü talihinden kurtulamadı ve yine bir araç arızasıyla yarışı tamamlayamadı. Ricciardo'nun galibiyeti Red Bull'un günü kurtarmasına yetti ancak Verstappen'e yaşattıkları sorunlar McLaren boyutuna ulaştı. Belki de önümüzdeki 10-15 yıla damga vuracak bir sürücünün bir senesini yiyorlar. Bu yarışta da ilerleyen dakikalardaki kaoslarda gözler kendisini aradı.
-Durum o kadar içler acısı ki toplam tamamlanan tur sayısında McLaren, Red Bull'u geçmiş durumda.
-Red Bull'un alt takımı Toro Rosso da Kvyat'a düzgün bir araç sağlayamayıp süründürüyor. Rus pilot da bu sezon sürekli arızalarla boğuşmaktan performans gösteremedi.
-Günün en kötüsü ise Hulkenberg. Puanlar alabilecek durumdayken çok acemice bir hatayla duvara çarpıp yarış dışı kaldı ve Palmer da erkenden arıza sebebiyle yarış dışı kalmışken Renault'nun bütün umutlarını çöpe attı. Renault'nun Palmer'dan ne umudu vardı ki derseniz ona da "ya belki önündeki herkes kaza yapardı da puan alırdı"dan başka bir şey diyemem.
-Force India sürücüleri de podyum kovalayacakken birbirlerine dalarak bizlere 2000lerdeki saçma Ralf Schumacher-Juan Pablo Montoya kazalarını hatırlattılar. Takım direktörü olsam kendimi yakmadan önce benzini elimden zor alırlardı. Ocon yine en azından bir altıncılık aldı.
-Perez ile Raikkonen önce yarış dışı kaldılar daha sonra kırmızı bayrak gelince apar topar yetiştirildiler. Kırmızı bayrak varken piste çıkıp tur attılar sonra yine yarış dışı kaldılar. Üstüne yarıştan sonra, kırmızı bayrak kurallarını çiğnedikleri için ceza yediler. Ne olduğunu kimse anlamadı. Geriye Raikkonen'in bağırış çağırışları kaldı.
-Fernando Alonso bu sezonki ilk puanlarını almayı başardı. Bakü'nün mahşeri uzun düzlüğü kendisi için yarış boyunca ızdırap oldu.
-Gelelim esas kavgaya. Güvenlik aracı varken Vettel'in Hamilton'ın yanına gelip tos atması. İlk izlediğimde Hamilton'ın kasıtlı bir fren yaptığını düşünmüştüm, ekrana FOM'un getirdiği grafiklerde de fren gözüküyordu. Buna bakarak Hamilton'ın da Vettel kadar olmasa da bir ceza alması gerektiğini düşünüyordum. Ancak yarıştan sonra FIA telemetri verilerine göre Hamilton'ın fren yapmadığını, sabit bir hızla gittiğini açıkladı. Hala yarışı durma noktasına gelecek kadar yavaşlatmasının bir izleyen olarak hoş olmadığını düşünüyorum ancak kural dışı bir şey yapmadı.
-Vettel ise şampiyonluk yarışında kendisini desteklememe rağmen çok büyük bir hata yaptı. Kendisi bu olayda yüzde yüz kusurlu. Hamilton suçlu olsun ya da olmasın sinirlerine hakim olamayıp gidip bilerek ya da bilmeyerek (bunu bilemiyoruz) rakibine tos vurması diskalifiyeden önceki en ağır cezayı getirdi. 10 saniye dur/kalk cezası pite giriş çıkış dahil 30 saniyeyi buluyor ve bu sürede herhangi bir pit işlemi yapılmasına izin verilmiyor. FIA, daha önceki olayları da göz önüne alarak Vettel konusunda daha ağır bir yaptırım uygulayıp uygulamamakla ilgili olarak 3 Temmuz'da toplanacak.
-Vettel sinirlenip rakibine çarpan ilk yarışçı değil. Bunu Hamilton'ı yarış dışı bırakmak için yapmadığı açık. Schumacher ve Senna'nın yaptıklarıyla kıyaslamak bence çok makul değil ki Schumacher'in 1994'teki kazasını da bilinçli yapıp yapmadığı konusunda hala fikir birliği yok. 1997'de ise bütün sezondan diskalifiye olmuştu. Vettel için neredeyse "podyumdan sallandırılsın" derecesine gelen istekler çok manasız kalıyor.
-Esasında bütün sorun Hamilton'ın kafa koruyucusunun çıkması yüzünden oldu. Eğer öyle saçma bir sorun yüzünden pite gelmek zorunda kalmasa yarışı yürüye yürüye kazanacak, Vettel karşısında da avantaj sağlayacaktı. Ancak hem pite girip hem de cezasını çeken Vettel'in gerisinde kalınca "haksızlık" duygusu oluştu.
-Bottas ve Mercedes iyi ki Hamilton'ın "geri gelip Vettel'i yavaşlatabilir mi?" çağrısına olumsuz dönüş yaptı. Harika bir bitişten mahrum kalacaktık.
-Daha önce dediğim gibi bu sporda birinden gerçek manada nefret etmek bence zor. Hamilton'a karşı olan duygularımı en fazla "şiddetli hoşnutsuzluk" olarak belirtebilirim. Yarış radyosunda şikayet ederken çıkardığı o kıl sesi her duyduğumda sövüp saysam da kendisinin şampiyonluk yarışında hak etmediği şekilde geride kalmasını istemem.
-Camia biraz ikiye ayrılmış durumda. Bir kısım "tutku, heyecan, son damlaya kadar savaş diyorsunuz ama ufak bir toslamaya cinayet muamelesi yapıyorsunuz" derken karşı taraf da "bu kurallar süs olsun diye konulmadı, güvenlik aracı var ya da yok yaptığı kabul edilemez derecede riskli bir hareket" diyor. Ben ilk taraftayım. Bunu yapan Hamilton da olsa aynı şekilde düşüneceğimi umuyorum.
-Bir de Vandoorne gibi her şeyden ümidini kesmiş şekilde "iyi ya olaylar filan çıksın işte reklam oluyor insanlar izliyor" diye konuşanlar var. Adamın kariyeri kötü araç yüzünden uçurumdan aşağı gidecek yazık olacak.
-Bakü yarış komiseri Paul Gujahr "Hamilton'a bir zarar gelmediği ve şampiyonluk yarışını ciddi derecede etkilemek istemediğimiz için Vettel'e siyah bayrak (diskalifiye) göstermedik" açıklamasını yapmış. Elbette bu da akıllara "aynı hareketi Palmer, Vandoorne'a yapsa herhangi bir iddiaları olmadığı için diskalifiye mi olacak?" sorusunu getiriyor.
-Şimdilik aklıma yazacak başka bir yorum gelmiyor. Avusturya GP'den sonra görüşmek üzere. İyi günler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























