19.07.2017

Bisikletin Ruhunu Yakalamak: Matt Randall ve Leica M9’u




Matt Randall, East Yorkshire’da yaşayan Britanyalı bir fotoğrafçı ve resmi olarak fotoğrafçılık konusunda hiç eğitim almamış olsa da gençliğinden beri fotoğrafları bakmayı sevmiş bir isim. Fotoğrafa olan bu tutkusu sayesinde artık fotoğrafları o çekiyor. Spora ve bisiklete olan önsezisi sayesinde onun işleri artık neredeyse bisiklet fotoğrafçılığıyla eşanlama geliyor. Dünyanın en iyi bisiklet giyim ve aksesuar markası olan Rapha ile olan işbirliği de bunun özeti gibi.

*Blogun şablonu fotoğrafların hepsini eklemeye müsait olmadığından sadece birkaç örnek fotoğraf ekledim, bütün fotoğrafları görmek için lütfen yazının sonundaki orijinal yazı adresini ziyaret edin.

Lütfen bize bu projenin neler içerdiğine dair, amaçlarını da katarak, çalıştığın markayla birlikte vs. bir özet ver.

Bu projenin hedefi bisiklet sporunun ruhunu hem amatör hem de profesyonel seviyede yakalayabilmek. Benim görevim sporun farklı yüzlerini fotoğraflayarak yol bisikletinin farklı seviyelerindeki benzerlikleri öne çıkarmak. Yarışa hazırlanırkenki tutkudan, acı çekme ve bağlılığa, stilin rolüne ve kazanmanın gururuna kadar. Bisiklet giyim markası Rapha ile ve (A.S.O. akreditasyonum sayesinde) Jochen Hoops of Creative Hub Paris (beni temsil eden ajans) ile çalıştım.

Bu fotoğraflar nerede çekildi; bisikletçilerin düzgün fotoğraflarını çekmek için gereken koşulları yakalamak zor muydu?

Fotoğraflar İtalya ve Birleşik Krallık’ta çekildi. Fotoğrafçılık işine gelince, tahmin edeceğiniz üzere hava durumu fotoğraf üzerinde büyük etkiye sahip ancak dürüst olmak gerekirse bunu kontrol edemediğim için bunun üstüne çok düşünmemeye çalışıyorum. Bisikletçilerin düzgün fotoğraflarını yakalamak konusuna gelirsek, özellikle aksiyon fotoğraflarda bisiklet yarışı hayranı olmamın, bisikletçilerin yolda nerede pozisyon alacağını tahmin etmemde çok yardımcı olduğunu keşfettim. O noktada zihnimde fotoğraf için hangi açının iyi olduğuna karar verebiliyorum. İşime böyle yaklaşıyorum, eğer bir plan yapabiliyorsam yapmak isterim. Elbette yolculuk boyunca bazı anlarda yakaladığım mükemmel fotoğraf şans anları oluyor bazen de kaçırıyorum ancak özellikle bu anlar fotoğrafçılığı özel kılıyor çünkü belli bir ölçüde ne olacağını asla bilemiyorsunuz.

Lütfen bisikletle olan kişisel ilişkinizi paylaşın, fotoğrafçılık ve bisiklet arasında karşılaştırmalar yapabilir misiniz?

Erken yaştan beri bisikleti çok sevdim, özellikle ergenliğimde Tour de France’ı ilk kez gördükten sonra. O zamanlar bisiklet sürmeye tek başıma çıkardım ve kırklı yaşlarımda hala çoğunlukla aynı yaklaşıma sahibim. Her zaman tek başıma bisiklet sürmekten keyif aldım çünkü sanırım başkalarına yaslanmadan kendi başıma yapabileceğim bir şey olması hoşuma gitti. Fotoğrafçılık da benim için bu konuda benzer. Kendi başımayım, kendi başıma çalışıyorum yani bu açıdan bakınca sanırım benzerlikler var.

Bu fotoğrafları çekmek için Leica M9 kullandınız, bu tarz hızlı aksiyon sporları için kullanılabilecek diğer ekipmanları düşününce, neden sizin seçiminiz bu oldu?

İlginç bir soru! Bugünlerde bu tarz etkinlikler için birçok farklı kamera seçeneği olduğu konusuna katılıyorum ama ilk ve en önemlisi M9’u çok seviyorum – fotoğrafçılık için, özel bir tarza kısıtlı olmadan. Gerçekten bağlandığım bir kamera ve bu yüzden M’yi aldıktan sonra bir DSLR almayı neredeyse hiç düşünmedim. Birisi bunun orta seviye hızlı spor fotoğrafçılığı için pratik olmadığını söyleyebilir ve katılırım, yani örnek olarak otofokus özelliği bile yok ama belki de ben onun bu pratiklikten uzak oluşunu seviyorum. M9 kullanmanın beni diğerlerinden daha iyi bir fotoğrafçı yaptığını söylemiyorum ama belki de bu pratiklikten uzak olma benim diğerlerinden daha farklı tarzda fotoğraflar yakalamama yol açıyordur? Bir an düşünüp dünyada ne kadar fazla fotoğrafçılık işi olduğunu düşündüğümde ve bu kalabalıktan sıyrılıp bir kariyer yapmayı ümit ettiğimde aklımda beliren yol ve yaklaşım olaylara farklı yaklaşmak oluyor. İnancıma göre imkanlarını kısıtlamak seni daha yaratıcı yapıyor. Artı olarak M9 çok güzel fotoğraflar çekiyor!


Fotoğraflardan anladığımız kadarıyla kendini “bisikletçinin hayatından bir gün” olarak tanımlanabilecek bir konuya kaynaştırmış durumdasın. Birisi bu fotoğraflarda sporcuların böylesine bir spor için ihtiyaç duyduğu güç ve dayanıklılığı görebilir. Kendini bu ortama nasıl kaynaştırdın?

Gerçekten de bunlar çok güçlü sporcular, amatör seviyede bile spora olan bağlılıkları çok etkileyici. Kendinizi bu spora kaynaştırmak çok kolay olmuyor çünkü birçok etkinlik için giriş ve basın akreditasyonları gerekiyor. Bisiklet giyim markası Rapha’nın fotoğraflarıma ilgi duyması ve onlarla birkaç sefer çalışmış olmam çok şanslı olduğumu gösteriyor. İnanıyorum ki bu ilişki A.S.O. (Amaury Spor Organizasyonu) akredite fotoğrafçısı olmama yardım etti ve bunun için minnettarım. Bu benim dünyanın bazı en iyi bisikletçilerine yaklaşabilmemi sağladı, özellikle bu yılki Tour de Yorkshire’da. Bu kadar yakın bir mesadefen fotoğraf çekme ayrıcalığına sahip olmak inanılmaz bir deneyimdi. Erişiminiz olduktan sonra ise mevzu doğru zamanı sabırla bekleyip o belirleyici an geldiğinde kesinlikle hazır olmak çünkü özellikle aksiyon çekimlerde o an çok hızlı gelip gidiyor. Portre fotoğraflar bile zor olabiliyor çünkü bisiklet dünyasında hiçbir şey fazla statik kalmıyor.

Anton Corbijn’den sizi fotoğraf anlamında etkileyen bir isim olarak bahsettiniz. Onun fotoğrafçılığı hakkında neyi özellikle sevdiğinizi ya da kendi stilinize uygulamaya çalıştığınızı söyleyebilir misiniz?

Kesinlikle Anton’un işlerini çok seviyorum ve sanırım bunun ana sebebi, benim bakış açıma göre o kendi dünyasını yaratıyor, neredeyse başka bir gerçekçilik gibi? Kendi fotoğraflarında kesinlikle kendi kimliği var ve bu benim de işimde yakalamaya çalıştığım bir özellik. Belki açıklaması biraz zor ama onun işinde beni özellikle etkileyen bir ruh hali var. Onun fotoğrafçılığını her zaman sevdim ancak kendim fotoğrafçı olduğumda onun işinin ‘mükemmel’ olmaktan çok benim içimde bir tele dokunduğunu fark ettim. Geçen yıl kendi filmi olan Life’ın gösteriminde Anton ile tanışma fırsatım oldu, röportaj verirken ‘kusursuz olmamak benim kusursuzluğum’ cümlesini kurduğuna şahit oldum ve onun bunu söylediğini duymak anlamamı sağladı. Yani bu onun işinin kendi fotoğrafçılığımda yansıtmaya çalıştığım bir özelliği ama kamerayla dışarı çıktığım her seferinde yeni bir şey öğreniyorum. Benim için bu belki daha çok siyah & beyaz fotoğrafçılığa uygun bir yaklaşım.

Ayrıca Ben Ingham’dan bahsediyorsun, daha spesifik olarak bisiklet hakkında çektiği siyah & beyaz fotoğraflar hakkında. Çok farklı tarzlar olsa da (Corbijn ve Ingham arasında) işinin bu iki isimden etkilendiğini söyleyebilir misin?

İyi soru. Ben’in işlerini benim için dönüm noktası olan bir zamanda buldum aslında. Otuzlu yaşlarımın ortalarındaydım ve bisikleti yavaşça yeniden keşfediyordum, ergenliğimin son zamanlarında çok sevdiğim ama yirmili yaşlarımda kenarda kalmış bir şeydi. Halihazırda zaten ilgimi çeken şeyleri ufak Leica C-Lux’üm ile fotoğraflıyordum ama bisiklet yoktu. Ben’in Rapha için yaptığı çalışmayı görmek bisiklete olan tutkumu tazeleti ve daha iyi bir fotoğrafçı olmayı istememi sağladı. O zamanlarda başka kimsenin bisikletçileri kumlu bir siyah beyaz şekilde fotoğrafladığını hatırlamıyorum. Yine bu fotoğraflarda benim içimde yansıyan belli bir ruh hali ve huzursuzluk vardı. Çoğunlukla cilalanmış olan ticari spor fotoğrafçılığından çok uzak, daha gerçek görünen. Yine açıklaması zor ama bazılarını sanki bir film karesi, sinematik gibi görüyorum. Yani evet işlerimin (zihnimde ya da görüşümde) bazı zamanlarda hem Anton’un hem de Ben’in işlerinden türediğini söyleyebilirim ama dünyanın benim fotoğraflarımı nasıl algıladığı tamamen farklı olabilir.


Tahmin ediyorum ki Rio Olimpiyatları’nın bir kısmını izledin doğru mu? Bisikleti takip edebildin mi ve ticari spor fotoğrafçılığı hakkındaki düşüncelerin neler?

Rio Olimpiyatları’nın ufak bir bölümünü izleyebildim, izlemek istediğim kadar izleyemedim çünkü diğer projelerle meşguldüm! Esasında ticari spor fotoğrafçılığına pek bakmıyorum bazı gördüklerim son derece etkileyici olsa da, genellikle teknik açıdan, genel olarak bunları çok fazla cilalanmış buluyorum. Benim zevkime göre çok fazla rötuş var, dürüst olmam gerekirse. Piyasadaki yerini ve değerini tamamen anlayabiliyorum ancak çok teknik bir fotoğrafçı olmadığım için pek benim tarzım değil.

Son olarak okuyucularımızın bilmesi için eklemek istediğin bir şey var mı ya da belki şu an çalıştığın başka projeler?

Sıradaki meyvesini vermeye yaklaşan fotoğraf projem Fransız bisiklet dergisi ‘Steel’ için yaptığım portre çalışması. Ben ve yazar arkadaşım Yorkshire merkezli bisiklet kadro üreticisi Feather bisikletten Ricky Feather’ı ziyaret ettik. Yaptığı bisikletler çok güzel ve bunu baskıda görmek ve yaptığı bisikletlerin değerini gösterebilmek için sabırsızlanıyorum. Daha ilerisi için ise gelişmeye, bisiklet yarışının atmosferini belgelemeye ve daha yaratıcı olmaya devam etmek istiyorum. Ayrıca dergiler için daha çok portre çalışma yapmak isterim, ilginç insanları ziyaret edip yazılı dünyayla fotoğrafları birleştirerek tanıştığımız insanların öyküsünü anlatmak. Bu gerçekten heyecan duyduğum bir şey!

Teşekkürler Matt!

Matt Randall’ın fotoğrafçılığı hakkında daha fazla bilgi almak için lütfen resmi websitesini ziyaret edin ve Instagram’da kendisini takip edin.

Bu yazının orijinali 7 Kasım 2016 tarihinde Leica-Camera.com adresinde yayınlanmıştır.


Bu çeviri ArtemioFranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Hiç yorum yok:

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO