"Her oyuncu gibi ben de bir gün mutlaka Altın Top(Ballon d'Or) ödülünü kazanmak istiyorum, hem de Messi ve Cristiano hala oynamaktayken."Stevan Jovetic, Mayıs 2011
Fiorentina berbat bir sezonda öyle bir noktaya geldi ki akıl alır gibi değil. 7. sıradaki Juventus ile aramızda sadece dört puan kaldı ki bu şu demek oluyor: Coppa Italia finali Milan-Inter olursa İtalya'da ligi 7. bitiren de UEFA Avrupa Ligi'ne katılabiliyor. Amaçsız denen, bitti denen sezonda Fiorentina bir anda umutlandı.
Bugünkü maça dönelim; Napoli ile birlikte sezonun en büyük sürprizini yaşatan iki takımdan biri olan Udinese'ye karşı alınan farklı ve bol gollü galibiyet prestij/formalite peşinde koşan takımın bu yolda yüzünü kara çıkarmamış oldu. Bunu neden söyledim? Galatasaray bunun tersini yapıp her hafta yüzünü daha da kara çıkarmakta ısrar ediyor çünkü.
Serie A'da 2009/10 sezonunun en fazla kar eden kulübü olan Fiorentina'nın bu başarıdaki yolculuğuna devam ediyoruz. İlk iki bölüm futbol içerikliyken sıradaki bölümlere finans ve ekonomi girmeye başlıyor artık.
Bunların yanında, Fiorentina özellikle sahadaki başarısını, mali şartlarına yansıtabilmesiyle yaptığı için övgüyü hak ediyor. Diğer dört büyük kulübün çok arkasında kalan bir değer olsa da Fiorentina 106.4 milyon euro'yla ligin gelir tablosunun beşinci sırasında oturuyor.
Bu tablo kulüpleri gelirlerine göre sıralayan Deloitte Para Ligi'nde Fiorentina'yı ilk yirminin hemen dışında bırakıyor. Geçen sezona göre beş sıra yukarıda, Borrusia Dortmund, Bordeaux, Sevilla, Valencia ve Benfica'nın önünde yirmi birinci sırada oturmasını sağlıyor. Standartlar düşünüldüğünde bu çok iyi bir sonuç, ancak sıralama ligin liderliği için yarışan Barcelona ve Real Madrid'in mali avantajını da gözler önüne seriyor: Bu iki kulübün gelirleri Fiorentina gibi bir kulübü dörde katlıyor. Viola'nın son dönemki başarısını vurgulamak için ekliyorum, Bayern'in geçen sezon zorlukla elediği Fiorentina'nın yıllık geliri Münih ekibinin üçte biri kadardı.
TRT Spor'un gece vakti yayınladığı videoda Arda'nın dediklerini gördük. Formalar valizden çıkıyor ve "Eee Galatasaray formaları nerede?" sorusundan sonra üstünü giyerken başlıyor "renklere" hakarete. Formayı beğenmezsin, olur, anlarız, normaldir. Parçalı formaya sahip çıkarsın, kulübün geleneğine göreneğine sahip çıkarsın anlarız. Ancak sen çıkıp da formayı değil rengi eleştirip ilkel yorumlar yaparsan o zaman anlaşılamaz olursun işte.
Manchester çoktan işi bitirmişti aslında. Hem sahada oynanan futbol, hem de mental olarak. Arsenal'in evinde oynadığı son 3 maçta da gol atamadan berabere kalması, gerek futbolcuların, gerekse taraftarların psikolojilerini bayağı bir etkilemiş. Maçın öncesinde Hillsborough faciasının güzel bir şekilde anılması, başlangıç adına olumlu bir tablo yarattı aslında. Fakat ilerleyen dakikalarda sahada yaşanacak olanlar hakkında kimsenin bir ipucu yoktu.
Kötü geçen 2009/2010 sezonunun üstüne 2010/2011 sezonunda da benzer senaryolar yaşanmaktayken Avrupa kupaları umudunda sona gelinmiş oldu. Öndeki takımlardan Roma ve Juventus sıkça puan kaybederken Fiorentina'nın uzun süren yenilgisiz seriye rağmen bu farkı beklenenden çok daha az oranda kapatmış olması sorunun ana kaynağıydı. Kazanması gereken maçların çoğunda bir şekilde takılıp adeta Manchester United'ın ikramlarını çeviren Arsenal oldular.
Fazlaca sıkıcı ve net pozisyon sayısının bir hayli az olduğu her maç gibi uzun uzadıya yorumlanamayacak bir maçtı bu. Fiorentina 90 dakikanın hemen hemen 80 dakikalık bölümünde kontrolü elinde tutup topa sahip olup oyunu kuran takım olurken Juventus yenilmemek için gelen bir takım olarak kapandı ve maçın 0-0 ilerlemesinden memnun görünmekteydi. Üzerine bir de Fiorentina'nın hücum hattının kötü ötesi olması her şeye tuz biber ekti ve maç golsüz noktalandı.
The Swiss Ramble'ın yazdığı "Serie A'nın En Fazla Kar Eden Kulübü - Fiorentina" başlıklı tek parça yazıyı bölümler halinde yayınlamaya başlamıştık. İlk etapta iflas döneminden bahsederken şimdi de batan kulübün nasıl yükseldiğini özetleme kısmına geldi. İlk iki bölüm Fiorentina'nın yakın tarihinin en yalın özetlerinden biri olmuş oldu böylece, bu yazıdan sonraki bölümler futboldan ziyade iş/ekonomi katkılı olacak diyelim ve yazıya bırakalım sözü:

Öncelikle şunu söylemeliyim, hafta içi gelişmeleri pek de fazla takip edemedim. Bu yüzden de Mutu'nun neden ilk 11'de olmadığını bilmiyorum, itiraf etmiş olayım. Tabii ki bu gelişmeden memnun olduğumu dile getirmem şart. Maça çıkan ilk 11'de sürprizler vardı, mesela Mihajlovic'in prensi diyebileceğimiz ve pek vazgeçmediği Kroldrup yedekteyken Natali kadrodaydı. Behrami'nin tercih edilebileceği iki bölgede ise Donadel ve Comotto oynamaktaydı, Behrami kenarda oturmaktayken. Bu tercihlerin ikisinin de hatalı olduğunu maç içerisinde anlamak zorunda kaldı Mihajlovic. Şunu eklemek lazım, Behrami'nin sakatlığı vardı ancak ciddi değildi ve ilk 11'de başlaması bekleniyordu.
İkinci yarı teknikten ziyade fizik gücü ile Milan'ın yaşlı kurtlarını zorlayacak bir isim lazımdı ki 1993 doğumlu Khouma Babacar imdada yetişti. Belki de ikinci yarı maçın kaderini değiştiren adam olacak kadar da etkiliydi. İlk yarı Milan kontrolünde geçen maçın ikinci yarıda son derece sıkıcı olmasını bekliyordum ki Ibrahimovic'in iki dakikada kaçırdığı iki golle maç bir anda döndü karakter olarak. Milan'ın gitgide artan baskısı bir anda Fiorentina'nın tek kale oyununa döndü.

Oysa bu çalkantılı dönemin ortasında bir şey fark edilmeden kalmıştı: La Gazetta Dello Sport'un birkaç hafta önce yayımladığı bir araştırmaya göre Fiorentina'nın Serie A'da en çok kar eden kulüp haline geldiği gerçeği. Halbuki, bu başarı, 1993'te film yapımcısı baba Mario Cecchi Gori'nin ölümüyle birlikte kulübü devralan oğlu Vittorio Cecchi Gori'nin berbat yoneticilik dönemi sonrasında, kulübün 2002'de kayyuma devrine kadar varan fırtınalı finansal geçmişi hesaba katıldığında çok anlamlıydı.
Finansal çöküşün sonucu olarak; İtalyan futbol mercileri, Fiorentina'yı iki klasman daha düşürüp İtalya futbolunun dördüncü seviyesi Serie C2'ye indirdiler. Kulübün ismi ve logosuna bile el konulunca adı Florentia Viola olarak anılmaya başlandı. Takımın yıldızları; Enrico Chiesa ve Nuno Gomes de dahil olmak üzere, bütün oyunculara bonservis bedelsiz takımdan ayrılma hakkı tanındı. Anlaşılabilir şekilde, kulübe sadık kalan yorulmak bilmez orta saha Angelo Di Livio dışında bütün oyuncular bu haklarını kullanarak takımdan ayrıldılar.
Bu gencin Galatasaray'a gelişi Kalli zamanına denk geliyor. Ki, Kalli dediğimiz adam, son derece kurt birisi. Futbol konusunda otorite kabul edilen, gerek Almanya'da, gerekse de ülkemizde büyük saygı duyulan bir spor adamı. İşte, Kalli dede bu adamı alıp geldiğinde takvim yaprakları 2007 yılını gösteriyordu. O yıl, Alman U21 Milli Takımı'nda da forma giyen Barış Özbek için kariyerinde dönüm noktasıydı kuşkusuz.©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.