6.04.2011

Vazgeçilemeyen Adam(!): Barış Özbek

Bu gencin Galatasaray'a gelişi Kalli zamanına denk geliyor. Ki, Kalli dediğimiz adam, son derece kurt birisi. Futbol konusunda otorite kabul edilen, gerek Almanya'da, gerekse de ülkemizde büyük saygı duyulan bir spor adamı. İşte, Kalli dede bu adamı alıp geldiğinde takvim yaprakları 2007 yılını gösteriyordu. O yıl, Alman U21 Milli Takımı'nda da forma giyen Barış Özbek için kariyerinde dönüm noktasıydı kuşkusuz.

Kalli'nin forma şansı tanıdığı bu genç dostumuz, ihtiyar hocanın görevi bırakması sonrasında da aynı formayı terletmeye devam etti. Feldkamp'ın yerine gelen Cevat Güler ve sonrasında takımın başına geçen Skibbe dönemlerinde de bol bol forma şansı buldu. Hadi, Cevat Güler, Kalli'nin kurduğu takımla devam etmek zorunda kalmıştı. Ama Skibbe sezon başında göreve gelmiş bir futbol adamı olarak kendi takımını nispeten oluşturma şansına sahipti ve o da Barış'ı yeterli görerek kadroda yer verdi. "Skib bıraktı"ktan sonra da aynı tablo, Büyük Kaptan Bülent Korkmaz'ın görevi devralmasıyla beraber devam etti. Barış yine forma şansı buluyordu yani.

Şimdiye kadar bahsi geçenler, Bülent Korkmaz ve Cevat Güler'i saymazsak hep Alman kökenli kimselerdi. Bırakın Galatasaray'ı, Alman U21 Milli Takımı'nın hocaları dahi -ki onların da son derece Alman insanlar olduğundan eminim- Barış ve futbolu konusunda bir sıkıntı sezinlemediler.

Yani, Barış ve Alman ekolü arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorum. Hani, hep Alman teknik adamlar tarafından kollanmış, şans verilmiş falan ya?.. İşte, belki Alman ulusunun genlerinde bulunan küçücük, miniminnacık bir hatanın, Barış'ın futbolunun göze hoş gelmesine neden olabileceği gibi absürt bir tez peşindeyim anlayacağınız.

Ama ne kadar zorlarsam zorlayayım, tezim Frank Rijkaard noktasında sıkışıp kalıyor. O Rijkaard ki, hem oyunculuğu, hem de teknik direktörlüğü ile çağdaş futbolun yüzü, total futbolun yeryüzündeki gölgesi, uluslararası futbol elçisi, kıvırcık saçlı, esmer, güzel insan. Oyunculuğu döneminde oynadığı takımlara çağ atlatmış, teknik direktörlüğünde ise "Barcelona" gibi bir mucizenin temel taşlarını koymuş bir kişi. Öyle böyle değil yani. Hem Almanlıkla da zerre alakası yok. Surinam asıllı bir güzel insan evladı.

İşte o Rijkaard dahi, teknik direktörlüğü döneminde Barış'a forma vermeye devam etti ve yıllar sonra dahi "Barış Özbek-Ayhan Akman-Mustafa Sarp" olarak anılacak fantastik bir üçlünün yapı taşı olarak kendisine imkan tanıdı. Hani, sorun Almanlık falan da değil yani anlayacağınız.

Tabii, bilindiği üzere, total futbol ve Rijkaard, Galatasaray'da pek kalıcı olamadı ne yazık ki. Yardımcısı Johan Neeskens ile beraber görevlerine son verildi. O Neeskens ki, futbolun kurtlarından, tilkilerinden başta gideni. O bile sesini çıkarmadı Barış'a.
Rijkaard ayrılınca görev Hagi ve Tugay ikilisine düştü. Şimdi, ülkemiz futbolunu takip edenlere bu kişileri özetlemem gerekmiyor sanırım. Hagi, Hagi işte. Başlı başına marka. Teknik direktörlüğünü geçelim ama, futbolculuğuna kimse laf edemez. İşte, bu futbol üstadının -ki o da Romen bir insan- bir futbolcuyu gözünden anlaması gerekirdi. Hakeza, Tugay da öyle. Sen ki koca Tugay Kerimoğlu, altyapının başına geçince biz Galatasaraylıların yüzünde mutluluk gülücükleri açtıran güzel insan, sen bile anlamadın Barış'taki sıkıntıyı. Aynı şekilde Galatasaray'da oynamaya devam etti o da...

Peki sonra ne oldu? Barış Özbek gibi birini Galatasaray'da oynatmaya kalkacak herhangi bir teknik direktöre ne olursa o oldu. Hagi görevinden ayrıldı yani. Sürpriz mi oldu peki? Hayır.

Peki mevcut durum ne? Hagi'den sonra Tugay ve Bülent Ünder göreve geldi ve bilin bakalım ne oldu?

Barış Özbek hala Galatasaray'da oynuyor?!!.. Şaka gibi değil mi? ama gerçek...

Bu da, Bülent hoca ve Tugay'ın Galatasaray'daki geleceklerini özetler bir gelişme. Hadi, tamam, bu ikilinin seneye zaten takımın başında kalmayacağı biliniyor ama, biraz ışık, biraz umut be arkadaş?..

Ama ben inanıyorum ki, bu basireti bağlanmış insanların devri bir gün son bulacak. Artık büyü mü, doğa üstü güçler mi, bu işe her kim el attıysa, onlar devre dışı kalacak.

Ben inanıyorum ki, Galatasaray'a gelen bir hocanın, Barış'ı görür görmez "Bu kim, kimsin sen, tesislere nasıl girdin, çık dışarı" diyeceği gün, Galatasaray'da bir şeyler düzelecek.

Ben inanıyorum ki, işte o gün Florya'nın üzerinde yine güneşler açacak, Galatasaraylılar yine gülümseyecekler. Sırtlarında sarı kırmızı parçalı forma olan küçük çocuklar göreceğiz yine. Babalarının ellerinden tutup maça giderken marşlar söyleyecekler. Yine Avrupa zaferleri sonrasında arabalarla konvoylar düzenlenecek ülkemde. Galatasaray forması giymiş ecnebiler göreceğiz yurt dışına çıktığımızda, "Ooo, Galatasaray, I know Arda Turan" diyerek el sallayacaklar bize.

Ben buna inanıyorum işte.

Biliyor ve inanıyorum ki, güneşin doğuşuna en yakın saatler, karanlığın en yoğun olduğu saatlerdir.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Bu çok iyiydi işte.Hele sonu muhteşemdi, harika bağlamışsın.Eline sağlık.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO