5.04.2011

Oradaydım, Keşke Olmasaydım: 3-0

İtiraf ediyorum, bir heyecanla çıktım yola. Hayatımda ilk kez, evet, ilk kez tuttuğum takımı çıplak gözle seyredecektim. Heyecanlanmasaydım kendi taraftarlığımdan şüphe ederdim puan tablosu ne olursa olsun. Sonuçta sarı-kırmızı forma yaşadığım şehirdeydi, ben de onu yerinde görmeye gidiyordum. Gerisi elbet bir şekilde gelebilirdi.

Mardan Stadı'nda top oynatılması rezaletinden bahsedeyim başta. Oraya tatile gelen deplasman takımları için yapılmış bir stadı o şehrin takımına teslim etmek, Avrupa'da bizim dışımızda kendine futbol ülkesi diyebilecek hiçbir ülkede yaşanmayacak bir rezalet. Stada giden son 750 metreyi yarım saatte geçmeyi başardığımızı söylersem bu tepkinin nedeni anlaşılır sanırım. Hem marka değeri diye borazan çalacaksın, insanları maçlara çağıracaksın hem de ülkede şehrinin takımına adamakıllı sahip çıkan az sayıdaki şehirlerden birinde adam gibi bir stat olması için çözüm bulamayacaksın. Şu memlekette bir şey de absürt yollardan yaşanmasa adımı değiştireceğim.

Gelelim sahaya... Bilet ve yol için harcadığım parayı geri istiyorum ben. Okuyan şimdi zannedecek ki mübalağa yapıyorum ama gerçekten yapmıyorum. Maçın bitimine on dakika kala ayrıldım stattan ve düşündüğüm tek şey şuydu: Keşke şu an evde uzanıyor olsaydım. Hayatımda geçirdiğim en boş üç saatti, en çok boşa giden parayı harcadım bu maç için. Çektiğim yol eziyeti, tuttuğum takımı canlı seyretme heyecanının hayal kırıklığı da tüy dikti.

Mesela şu an, sahada olan bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bulamıyorum. Galatasaray adına hiçbir şey olmadı bugün sahada. "Yapamadı," diyebileceğim bir şey bile görmedim. Yekta top sürdü, Arda top sürdü, Ufuk kaleden çıktı, geriye kalan sekiz tane ağaç da birbirine baktı. Daha önce yirmiden fazla maç seyrettim statta ve bugün sarı-kırmızılılar içindeki bu ağaçlar kadar boş, akılsız ve "ölmüş" futbolcuyu bir arada görmedim. Statta maç izlemenin avantajı tüm sahada ne olur bilmeniz, değil mi? İnanın bugün ben sahada hiçbir şey görmedim. Televizyonda sahanın sağını ve solunu bir arada göremediğin için çoğu zaman zannediyorsun ki oralarda birileri oyunu takip ediyor, bir şey planlıyor. Oysa bunlarla hiçbir alakası yok Galatasaray'ın. Arda'nın "oynamadığını" iddia ediyoruz hep birlikte ve ben de ediyordum. Artık etmiyorum. Çünkü sahadaki tablo Arda'yı aklıyor. Kafasını kaldırınca kendisiyle verkaç yapacak bir takım arkadaşı bile göremeyen bir adamdan ne bekleyebiliriz ki? Savunma bekleri çizgiye inmeyi düşünemeyecek kadar aciz, orta sahasında top kazanıp ileriye doğru aktarabilecek tek bir oyuncusu olmayan, kalecisi önündeki üç savunma oyuncusuna rağmen ceza sahasının ucuna topa müdahale etmeye çıkacak kadar güvensiz bir takımın ileri ikilisine Messi-Ronaldo ikilisini koysak ne işe yarayabilir? Alan daraltma denen şeyi tamamen yanlış anlayıp kendi alanını kendine daraltacak kadar bilinçsiz oynayan bir takımın yıldızından ne bekleyebiliriz?

Sahada o kadar ilginç manzaralar yaşandı ki anlata anlata sığdıramam şu boşluğa. Arda'nın takım hücum halindeyken ve kontra atak tehlikesi varken yarı saha çizgisinde boş boş öylece etrafa bakan Serkan'a verdiği tepkiyi mi anlatayım? Orta saha diye aldığımız Cana'nın saha içindeki pozisyonu ve kullanışı itibariyle herhangi bir stoperden farksızlaşmasını mı anlatayım? Hakan Balta'nın yine, yeniden sol kanatta doksan dakika uyumasını mı anlatayım? Sağ çizgiden top getiren Arda'nın yanındaki aklı evvellerin defalarca boşluk olmasına rağmen orta yapmak için koşu yapmak yerine ebleh ebleh Arda'nın yanında dikilmesini mi anlatayım? Yekta'nın ara pas atmak için savunma üstüne yaptığı driplinglerini hiçbir takımdaşının bir kere olsun ciddiye almamasını mı anlatayım?  Takımın hücum yapmayı rakip yarı sahada hareketsizce dikilmek ve birden bir şeyler olmasını beklemek zannetmesini mi anlatayım? Kaybedilen her topta stoperlerimiz dahil hiçbir futbolcunun tetikte olamamasını mı, Antalyaspor gibi Tita'dan başka silahı olmayan bir takımın neredeyse her denemesinde rahat rahat kaleye gelmesini mi anlatayım?

Yazının son paragrafına geçtiğim şu anda bugünün Galatasaray'ın bundan seneler önce Avrupa'nın en büyük kupasının finalinin kapısından dönüşünün yıl dönümü olduğunu duyuyorum. Düşündükçe sinirlerim bozuluyor... Bir zamanlar Avrupa'yı sallayacak kadar büyük bir geleneğin sahibi bir kulüp, bugün Bank Asya 1. Lig'in kapısına doğru seğiriyor. Beş senede altyapı geleneğinin, istikrar aklının, planlı çalışmanın bu ülkedeki sembolü olmuş bu kulübü teknik direktör ve oyuncu öğütücüsü haline getirenlerse hala Galatasaray geleneğinden bahsedecek yüzü buluyorlar. Söyleyecek söz bulamıyorum.

Bırakın ucundaki ışığı tünel bile yok bu takım için. Sadece karanlık var.

3 yorum:

orkuns dedi ki...

Ya feneri şampiyon yapacağız ya da küme düşeceğiz.
Buyrun bakalım.

eren kıyak dedi ki...

Maçı LigTv'den izledim arkadaşlarla. Cafe bar tarzı biryerdi sinirimi dizdiğim 5 bardak biradan aldım. Ruh yoktu futbol yoktu hata ve isteksizlik çoktu

can dedi ki...

Şimdi ne desem ki bu yazıya... Her cümlesinin altına imzamı atarım da, maçtan sonra arkadaşıma dediğim gibi:" Bu sigara belki kanser yapıyo ama, asıl kanser sebebi bu Galatasaray' dır."

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO