19.02.2017

Yarıştan Değil Sürüşten Keyif Alan İsim: Daniel Oss


BMC’den Daniel Oss, geçen yıl Giro’dan sonraki antrenman programını neden bir kenara atıp kendini bir hafta boyunca yollara vurduğunu Cycling Weekly için anlattı.

Daniel Oss, 2017 sezonundaki yürüyüşüne, takım lideri Greg Van Avermaet ile beraber Klasikler’de başlayacak. Bunu geçen yıl İtalya’daki gezisiyle daha da güçlü hale getirdiği bisiklet aşkıyla yapacak.

Bisikletin “Rock Adam”ı -uzun kıvırcık saçları, kocaman gülümsemesi ve büyüleyici mavi gözleriyle- 3500 kilometrelik Giro d’Italia’yı bitirdikten sonra dinlenmeye ihtiyaç duydu. Deniz kenarındaki bir tatil yerine siyah karbon BMC bisikletine atladı, birkaç çanta yüklendi ve yolculuğuna başladı.

Oss, yedi gün boyunca 850 kilometre yol yaptı. Kuzey İtalya’da Garda Gölü kıyısında yer alan Torbole’deki evinden çıkıp Po Vadisi’ni geride bıraktı, Apenninler’e tırmandı ve Toskana’nın ünlü üzüm bağlarını geçti. Bu rota onu batı kıyısında, Livorno’nun güneyinde kumla kaplı sahillerin olduğu Rosignano’ya taşıdı.

“Bisikleti seviyorum ama her zaman yaptığımdan daha farklı bir şey yapmak istedim: yarışlar, antrenmanlar, numaralar, Strava, taktikler... SadeceSür(JustRide), bunlara karşı olarak bulduğum bir hashtag oldu. Başka bir bakış açısıyla, sürüşten keyif almak için sürmekti bu.” dedi Oss.
 “Farklı bir bisikletçi olmak istedim. Yol boyunca birçok güzellik keşfettim. Zamanımı sadece durup fotoğraf çekmek için tırmanyaya veya bir sandviçle sahil kenarında oturmaya harcadım. Bunu yapacak zamanımız yok, profesyoneller olarak harika yerler görüyoruz ama onların değerlerini anlayamıyoruz.”

1.90’lık, 30 yaşındaki bisikletçi, BMC’nin Umman Turu için konakladığı Hormuz Grand Otel’deki odasında oturdu. Masaya doğru dayanıp akıllı telefonunu kurcalamaya başladı. 2009’da Liquigas ile başlayan profesyonel kariyerinin belki de en önemli anlarından birini hatırlayabilmek için biraz sessizliğe ihtiyaç duydu.

Gözlerini sabitleyip tek noktaya odaklayarak “İlk defa böyle bir şey yapmıştım” diye açıklıyor. “Çocukken her şey ortalıkta bisiklet sürmek ve keyif almaktan ibaretti. Sonra erkenden, arkadaşını yenmeye ve yarış kazanmaya çalıştığın mücadele ortamı başladı.”

“Just Ride/Sadece Sür: Konsept şu şekilde, uyanma, gidip biraz yiyecek bulma, rotayı hazırlama ve çantayı toparlama. Sonra sürüş. En sonunda da otel ve akşam yemeği bulma.”

“Bazı düşüncelerim vardı, arkadaşlarımın bulundukları yerlere uğramak istiyordum. Onun dışında da bir yol ayrımına geleceğim zaman o noktadan hemen önce ne yapacağıma karar veriyordum. İçimden nasıl geliyorsa.”

Sosyal medya çağında olduğumuzu düşününce Oss, bir hashtag yaratmadan hareket etmek istemedi. Haziran ayı başlarında bir arkadaşı, “Oğlum, insanları da sürüş için teşvik et” dedi kendisine: “İlginç bir fikirdi ve bisiklete farklı bir bakış sağlayabilirdi.”

Arkadaşı, bir kamera ve araçla kendisini takip edebilmek için Oss’u ikna etti ve bu da kaplan maskeli Oss’un, gerçek hayattaki Oss’u kovaladığı gibi eğlenceli videoların ortaya çıkmasını sağladı.

Oss yine de tüm ekipmanlarını kendisinin taşıdığını ve yolculuğu boyunca kendisini takip eden bir araç olduğunu unuttuğunu söylüyor. Tamamen “kendi dünyası”ndaydı.

Klasikler’de Van Avermaet için çalışırken Ronde’de kaza yapıp omzunu çatlatması ve Giro’da üç hafta boyunca Darwin Atapuma’ya genel klasman mücadelesinde yardımcı olmasının ardından bu yolculuk ortaya çıktı.

“Dışarı çıkmak ve eğlenmek istedim. Sürüş tarzımı değiştirmek için,” dedi ve devam etti Oss: “Her zaman antrenman ve diyet yapıyoruz. Giro sonrası tüm bunlardan biraz sıkılmıştım. Yükümü azaltmam lazımdı.”

“Profesyonelim, %100, ama bazen Giro’dan veya tüm sezondan sonra yoruluyorsunuz. Bu başka bir şeydi, sadece sürmek, istediğin yerde durmak, eğlenmek için fotoğraflar çekmek. Düşünün; arabayla bu mesafeleri katetseniz her şeye göremezsiniz ve çok çabuk geçer gidersiniz, yürüyerek ise her şeyi görmek için bu kadar mesafe katedemezsiniz.”
“Gideceğim yerleri ne kadar vakit harcayacağıma göre seçtim. İlk gün tamamen düzdü, 200 kilometre civarıydı. Bunun karşılığında aniden bastıran yağmur sonucu bir günümü ağırdan aldım. Giro’yu zaten tamamlamıştım, boşuna kendime öldürmeye niyetim yoktu.”

Oss, Cesenatico’da Marco Pantani’ye saygılarını sundu. Ülkenin omurgası gibi uzanıp giden Apenninleri tırmanıp geçitleri geçtikten sonra kendini, eskiden amatörken S.S. Aquila takımı ile antrenman yaptığı Toskana yollarında buldu. Duygulanıp Aquila’daki sportif direktörünü aradı.

“Floransa’ya vardım, eski bisiklet arkadaşlarım son dakikada bir yemek organize ettiler,” dedi Oss. “Yeni genç bir bisikletçi gruba hikayemi anlattım. Oradaki bazı yaşlılar, 70 yaşındakiler, ‘Bunu niye yapıyorsun? Delirmişsin sen’ dediler. Ama ‘Ne kadar güzel!’ diye de eklediler.”

“Bisiklet Tanrıları”


Oss’un macerası hızlı ilerledi. Amatörlüğünde kısa ve orta mesafe arasında gidip gelen bir yeteneği vardı. Bireysel ve takım olarak pistte yarıştı. Takımla 2007’de Mallorca’daki Dünya Şampiyonası’na katılıp hem takım takipte hem de puan yarışında mücadele etti.

Sonra yola transfer oldu. Lime yeşili Liquigas takımndayken saçları kısaydı, görülür bir dövmesi yoktu, sprinte başladı ve Klasikler’de Peter Sagan’a yardımcı oldu. BMC Racing, 2012’de Sagan’ın en iyi sonuçları olan Milan-San Remo dördüncülüğü ve Ronde beşinciliğine olan katkılarını not almıştı. Oss, San Remo’da aynı finişte dokuzuncu sırada yer aldı.

“Profesyonel kariyerin ilk yılları farklı. Kendini ve hangi tür bisikletçi olduğunu keşfetmeye çalışıyorsun. Liquigas’tan sonra BMC’de çok olgunlaştım,” diyor Oss.

BMC Racing onu başka bir seviyeye taşıdı. Antrenörleri Marco Pinotti ve Dario Broccardo onu takım zamana karşının önemli parçalarından biri olarak geliştirdiler. Beraber iki dünya şampiyonluğu, 2015 Tour de France etabı, Criterium du Dauphine etabı, Tirreno-Adriatico etabı ve daha fazlasını kazandılar.

“Yıllar sonra kaybettiğimiz ilk yarış geçen yıl Doha’daki Dünya Şampiyonası oldu” diye devam ediyor. “Takım zamana karşı benim için mükemmel. Bunu yapacak ve kazanacak yeteneklerim var. Öncesindeki hazırlığı da, yarışın kendisini de, sonrasını da seviyorum.”

“Stresli bir şey, performansınızı diğerleriyle paylaşmalısınız. Birlik olmanız ve takım arkadaşlarınızı anlamanız lazım, kimin önde veya arkada yer alacağını anlamak için. Çok teknik ve yorucu. Saniyelere bağlı bir şey. Diğerlerini toparlamak için kendinizi öne atmanız gerekiyor, siz acı çekerken de onların aynısını yapmaları gerekiyor.”
2013’ten bu yana dövmeler, saçlarının uzamasına benzer bir hızda kollarını sarmaya başladılar. BMC’nin ve elbette Van Avermaet’ın ona olan güvenleri arttı. Oss, Manuel Quinziato, Michael Schar, Jean-Pierre Drucker ve Stefan Küng ile beraber takımın Klasikler kadrosunun önemli bir parçası.

“Kazanmak için çalışıyoruz ve bu motive ediyor. Greg(Van Avermaet), sarı mayo, Olimpiyat altını gibi bazı hedeflerini çoktan gerçekleştirdi. Ronde gibi büyük bir yarışı -kendisi ve bizim için bir ilk olarak- kazanmak için güveni var. Bu bize büyük güç verirken bana da güven veriyor. Onun yeteneklerine güveniyorum, o da benim ona verebileceklerime güveniyor.”

“Genellikle benim işim son kısımda. Eğer Ronde’den bahsedecek olursak benim görevim Taaienberg’de önde kalıp finişe kadar gitmek. Greg’in yanında olmam ve onun kazanabilmesi için diğerlerinin ataklarını karşılamam veya onun kazandığına emin olmasını sağlamam gereken yerler buralar.”

Wattlar, kaloriler ve kilometrelere odaklanıp bir keşiş gibi inziva hayatı yaşayanların yanında Klasikler’e katılmak bir rock festivaline katılmak gibi.

“Tam anlamıyla bir adrenalin, duygu, güç ve yorgunluk patlaması. Hepsi aynı grubun içinde; peloton. Bu bir rock festivali. Bir şarkı olsaydı AC/DC’den veya Queens of the Stone Age’den bir şarkı olurdu. Güçlü davullar ve baslar.” diye açıklıyor.

“Seyircilerin nasıl toplandıkları ve izledikleri harika. Sizin yerinizde olabilmek için her şeylerini verebilirler. Sizinle beraber pedallıyorlar. Kwaremont’ta sarhoşlar ve imkan olsa bizi eve kadar iterler. Bira kokusunu alabiliyorsunuz, iğrenç bir şey.”
“Dünyadaki en güçlü bisikletçiler oradalar. Onlar “Kuzeyin zorlu çocukları”. Liege-Bastogne-Liege’dekiler için “gerçek birer adam değiller” demek istemiyorum ama Ronde’de ilk 20’de yer alanlar 9000 beygirlik motora sahip büyük, dev adamlar. Bisikletin tanrıları. Cancellara, Sagan, Greg... Yeteneklerinden ve yaptıklarından çok etkilendim.”


Sürüş Aşkı İçin


Oss'un Klasikleri tarif edişi, tıpkı Paris-Roubaix veya Ronde’yi anlatmak için kullandığı ifadeler gibi oldukça parlak ve canlı. Görünen o ki bu sürüş, Veneto ve Friuli-Venezia Giulia bölgesi çevresinde yarışmaya başlayan o içindeki küçük çocuğu uyandırmaya yetmiş.

“Bisikletimi sürmeyi seviyorum” diyor ve ekliyor, “Diğerlerinin de buna ihtiyacı var. Fabio Aru’nun da benzer şekilde fişi çekmesi lazım. Ona ve diğer herkese aynısını tavsiye ediyorum. İtalya’nın dört bir yanında, Aru gibi birini bisikletiyle turlarken görmek çok sıcak karşılanacaktır.”

“Turum sırasında birçok kişi benim arkamdaydı. Birçok kişi, hem gençler hem de yetişkinler, hakkımda tweet attılar. Çocuklar için bir profesyonelin böyle bir şey yaptığını görmek düşündürücüydü. Diğer türlü sadece yarışırken görüyorlardı. Bu onlara farklı bir boyut kazandırdı.”

Oss, Umman Turu’na katılan ve lobide akşam yemeğine doğru hareketlenen diğer sporculara baktı. Hem akşam yemeği hem de önümüzdeki sezon için o da çok açtı. Telefonunu aldı, ayağaka kalktı ve serüvenine devam etti. 

Bu yazının orijinali 18 Şubat 2017 günü Gregor Brown tarafından Cycling Weekly için kaleme alnmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

17.02.2017

Az Tanınmış 5 İtalyan Genç Yıldız

İtalyan futbolunda yeni bir altın çağdan bahsetmek için henüz erken olabilir ama özellikle Milan ve Atalanta’dan yükselen genç yıldızlar Azzurri’nin geleceği için umut veriyorlar.

Yetenekli yeni jenerasyonun dışında, onlardan biraz daha büyük olanlar(21-24 yaş aralığında) arasında da İtalyan futboluna çok şeyler katacak kadar genç olan isimler de bulunuyor. Bu yazıda, belki yeni bir Roberto Baggio veya Gianluigi Buffon olamayacak olan ama en üst seviyeye isimlerini kazıyacak olan beş az tanınmış yıldıza bakacağız.

1- Federico Ricci


22 yaşındaki Federico Ricci, kariyerinde bir üst seviyeye çıkmakla Serie A’nın alt, Serie B’nin ise üst sıralarında sıkışıp kalan bir oyuncu olma arasındaki karar noktasına ulaşmak üzere. Roma doğumlu oyuncunun ikiz kardeşi Matteo da Serie B’de Perugia forması giyiyor.

Federico, şu an kiralık olarak Sassuolo forması giyiyor olsa da Roma’nın oyuncusu. Crotone’de kiralık olduğu son sezonun ardından Ricci kendini daha geniş bir kitleye tanıtma şansı buldu. Crotone’deki 36 maçta attığı 11 gol ve yaptığı sekiz asistle kulüp tarihine geçen Serie A’ya yükselme macerasında iz bıraktı. Bu istatisikleri daha etkileyici kılan ise onun saf bir santrfor olmayıp kanatlarda veya forvet arkasında oynayabilen biri olması. Sahip olduğu hız ve küçük cüssesi ile “yedek kulübesinde bile çalım atabilen futbolcu” tanımına çok iyi uyuyor.

Bu sezon(1 Şubat’a dek) Serie A’da 17 maça çıkan Ricci iki gol attı. Bu sezon Sassuolo’nun lig ve Avrupa’da aynı anda mücadele etmekte zorlanması ve büyük sakatlık problemleri yaşaması, Ricci’nin istikrarlı şekilde forma şansı bulmasını sağladı.

Düşük bütçeli Lorenzo Insigne olarak Ricci’nin biraz daha gelişim şansı var ki Roma da kendisine dair hala umutlu olduğu için bonservisini vermeyi reddetti ve kiralama yoluna gitti. Ne olursa olsun, Roma’da kalıcı olmayı başaramasa da imza atma şansı bulacağı birçok yer olacak.

2- Daniel Bessa


Bessa, 24 yaşla listedeki en yaşlı oyuncu olsa da bu sadece 14 Ocak’tan bu yana geçerli bir şey. Inter’den Verona’ya bonservisiyle gidip imza atan oyuncu, Vicenza, Olhanese, Sparta, Bologna ve Como’daki kiralık dönemlerden dolayı yer değiştirmeye ve transfer olmaya çok alışkın.

Genellikle orta sahanın ortasında yer alsa da Bessa bu sezon şimdilik 22 maçta iki asist ve beş gole imza atarak takımının Serie A’ya dönüş mücadelesine büyük katkı sağladı. 2011’de dizinden yaşadığı sakatlığın gelişimine büyük darbe vurduğunu kabul etmeliyiz ancak Bessa o günleri ardında bıraktı ve potansiyeline hızla ulaşmaya başladı. Bana inanmıyorsanız Bein Sports yorumcusu Matteo Bonetti’nin, Twitter’da Bessa’yı Real Madrid’li Isco’ya benzetmesini dikkate almalısınız.

Her ne kadar o seviyede olmasa da Bessa gibi yetenekli bir oyuncu önümüzdeki sezon Verona’yla ya da başka bir takımla mutlaka Serie A’da oynamalı. 24 yaşında olduğu için şu anki durumundan çok da ileri gidemeyeceği düşünülebilir ama insanlar Cristiano Lucarelli ve Stefano Floccari gibi isimlerin de oldukça geç parlayıp yıldız olduklarını unutmamaları lazım.

3- Leonardo Morosini


Serie B’de Brescia’dayken Genoa’ya yeni geçiş yapan 21 yaşındaki ofansif orta saha, Genoa’nın ilk 11’ine yerleşmek için biraz sabırlı olmak zorunda. Yine de Morosini, Genoa taraftarını görmeyi merakla beklediği oyunculardan biri. Brescia formasıyla 80 maçta attığı 14 gol onu en golcü isimlerden biri yapmamış olsa da son iki sezonda Serie B’de izlemesi heyecan yaratan oyuncular arasında yer alıyordu.

Rakiplerini ekarte etmekte zorlanmamakla beraber iş başa düştüğünde sağ ayağıyla muhteşem füzeler gönderebiliyor. Belki şu ana dek onunla ilgili akıllardaki en net şey geçen sezon Paris’teki terör saldırısı sonrası Fransız bayrağı ile yaptığı gol sevinciydi ama hep birçok büyük İtalyan kulübünün radarında yer aldı.

Genoa oyuncunun geleceğinin hala parlak olduğunu umuyor, şu an ellerinde ham bir elmas ama işlendiği zaman oldukça değerli bir parça haline gelebilir.

4- Pierluigi Gollini


Gianluigi Donnarumma, Mattia Perin, Alex Meret ve diğerleri ile İtalyan kaleciliğinin geleceği fazlasıyla emin ellerde. Yine de ortalıkta en üst seviyeye çıkması beklenen birkaç kaleci daha var ve 21 yaşındaki Gollini de bunlardan biri.

Kariyerine SPAL’da başlayıp kısa sürede önce Fiorentina’ya, ardından da İngiltere’de Manchester United’a transfer oldu. Genç kaleci, Kırmızı Şeytanlar ile resmi maça çıkmayı başaramayıp 2014 yazında ülkesinin yolunu tutup Verona’ya transfer oldu.

Geçen sezon Verona’nın 11’inde yer bulmaya başladı ve takım berbat bir görüntü çizse de o adından söz ettirmeyi başardı. O performansı ona tekrar İngiltere’nin kapılarını açtı ve Aston Villa’ya transfer oldu. Ancak 20 lig maçına çıkmasına rağmen, Villa’daki antrenman düzeninden memnun olmadığını belirterek ocak ayında Atalanta’ya transfer oldu.

Şu an yedek bekliyor, hedefi ise Etrit Berisha’dan formayı alabilmek. Atalanta’nın bu sezonki form durumu düşünüldüğünde bunu başarması şimdilik kolay bir iş değil. Gelecek sezonun başından itibaren genç eldivenin hedefi kalede birinci tercih olmak olacak. Belki gelecekte İtalya Milli Takımının bir numaralı kalecisi olamayacak ama Antonio Mirante veya Andrea Consigli gibi saygı değer bir kariyere sahip olacak.

5- Stefano Minelli


Kalecilerden bahsederken listeyi bir diğer kaleci olan Brescialı Stefano Minelli ile tamamlıyoruz. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen Minelli, Brescia adına oynadığı 81 maçla şimdiden büyük bir tecrübe sahibi.

Brescia’nın evladı olarak, Minelli’nin bugüne dek kariyerine devam ettiği kendi memleketinin kulübünden ayrılmayı istemeyeceğine şüphe yok. Ancak Brescia, Serie A’dan uzak kaldıkta Minelli’nin de kariyerini daha ileri götürmek için bir hamle yapması gerekebilir.

Harika kurtarışlarıyla Minelli, geçen sezon Serie B’deki kaleciler arasından kolayca sıyrılmayı başardı. Bazı maçlarda konsantrasyonunu tamamen kaybedip aptalca hatalar yapması olumsuz bir özellik olarak dikkat çekse de Minelli gerçekten kaliteli bir kaleci. Eğer Perin Genoa’dan ayrılırsa kaleyi emanet etmek için bakacakları ilk isim Minelli olmalı. 

Bu yazının orijinali Kevin Nolan tarafından 1 Şubat 2017’de Italian Football Daily'de yayınlanmıştır. 

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Start Finish #2


Bu yazıda kısaca 2017 yılındaki kural ve araç değişikliklerini yazacağım.

- Bu yılki değişiklikler gövde ve tekerlerlere odaklanmış durumda.

- Araçları genişleterek bastırma kuvveti (downforce) ve yol tutuşunu (grip) arttırmayı hedeflemişler.

- 3-5 saniye civarı daha hızlı turlar göreceğimizi tahmin ediyorlar.

- Lastikler 245mm'den 305mm'ye genişletilse de jant boyutu aynı kalıyor (13 inç)

- Ön kanat 1.65m'den 1.80'e çıkartılıyor. Araç genişliği de 1.8m'den 2m'ye çıkartılmış.

- Arka kanat yüksekliği 950mm'den 800'e düşürülürken genişliği 50mm arttırılıp 1050mm yapılmış.

- Dağıtıcı (diffuser) 125mm'den 175mm'ye çıkartılmış.

- Araç kasası (bodywork) 1400mm'den tercihe göre 1400-1600mm aralığına genişletilebilir hale gelmiş.

- Araç ağırlığı 702kg'dan 722kg + lastikler olacak şekilde arttırılmış.

- Güç üniteleriyle ilgili yapılan bazı değişimler var. Kısaca sezon başına 1 milyon euro daha az maliyetli hale getirilmiş. Bir de açıkçası çok incelemediğim "değişim hakkı vs." gibi konular var. Onları takımlar düşünsün artık.

- Bundan böyle, bir yarışın başında yağmur yüzünden güvenlik aracı gerektiyse güvenlik aracı pite girdikten sonra araçlar başlangıç pozisyonlarına dönecek ve tekrar start alınacak.

- Gördüğüm en manasız kurallardan birine de esneklik getirilmiş. Sürücüler hala sezon boyu aynı kask tasarımını kullanmak zorunda olsalar da seçecekleri bir yarışta özel tasarım kask takabilecekler. Eğer sezon içinde takım değiştirirlerse kask tasarımı değiştirmelerine izin verilecek.

Yeni öğrendiğim bir bilgiyle bitireyim. B Araç: Bazı takımların Melbourne'deki sezon açılışında kullanacakları araçtan hariç, Barcelona GP'de piste sürecekleri ve Melbourne sonrası ciddi değişimler yapacakları araçlara verilen isimmiş. Takımlar Avrupa kıtasında olduğundan lojistik açıdan yeni parçaların Melbourne'e götürülüp orada denenmesinin pahalı ve zor olduğu, bu yüzden Barcelona'daki yarışın beklendiği yazılmış. Bu yeni olan bir şey değilmiş ben yeni öğrenmiş bulundum. İlla ikinci yarışta da olacak bir şey değil. Misal 2015 sezonunda Force India, 8 yarış VJM08 isimli aracı kullandıktan sonra 9. yarıştan itibaren VJM08B isimli aracı kullanmış.



16.02.2017

Ben Hermans Kimdir?




Ben Hermans çok fazla yarış kazanan bir isim değil, bu yüzden Çarşamba günü Umman Turu’nda zirve finişindeki zaferi büyük bir sürprizdi. Ya da değil miydi? Pelotonmagazine.com’un nadiren manşetleri süsleyen bisikletçileri inceleyeceği bu yeni serinin açılış yazısı için Hermans mükemmel isim. 30 yaşında ve pro olarak dokuzuncu sezonunu yaşayan Belçikalı yalnızca altı kez kazandı ve bu başarıların yarısı 2015 yılındaki dört aylık süreçte geldi – ve Çaşamba günkü yarışa kadar da başka bir bireysel yarış kazanmamıştı.

1.85’ten çok az uzun ve 76 kiloda olan Hermans saf bir tırmanışçı olarak düşünülmüyor ancak üç tanesi zirve finişlerinde olmak üzere bütün zaferleri dağlık yarışlarda kazandı. Hayır, onun esas meziyeti takım liderlerine muavinlik yapmak -o liderler şu anki BMC Racing lideri Greg Van Avermaet; Amerika merkezli takımla geçirdiği üç sezonda Philippe Gilbert; ve ondan önceki dört sezonda Chris Horner, Cadel Evans ve Team RadioShack’te Tiago Machado gibi isimleri içeriyor.

Ben Hermans Belçika’nın doğusundan geliyor, Flemenk dağları Limburg ve Ardenler’deki Belçika yokuşlarından çok da uzakta olmayan Hasselt şehrinin yakınında büyümüş. Batı Belçika’daki Flandre’den gelen Belçikalı tırmanışçıların aksine Hermans gençlik yıllarını tamamen bisiklete adamamış. 2009’da 22 yaşındayken Belçikalı kıta takımı Topsport Vlaanderen ile pro olmadan evvel yarı zamanlı amatör bir yarışçıyken biyomedikal bilimler diplomasını tamamlamış.

Hermans çaylak sezonunda, ilk klasiği olan La Fleche Wallonne’da 14. olarak ve İspanya’daki Burgos Turu’nun zirve etabında Joaqium “Purito” Rodriguez’in arkasında ve Alejandro Valverde’nin önünde ikinci olarak kendisini “gelişmekte olan bir tırmanışçı” olarak gösterdi. Bu performanslar 2010 yılında Ermans’a yeni kurulan bir UCI WorldTour takımı olan RadioShack’te yer kazandırmak için yeterliydi. İlk pro zaferi o yılın Mayıs ayında, Belçika Turu’nun en zorlu etabını kazandığında geldi. 173.7 kilometrelik dağlık, Herstal’da Ardenler’den geçilen etapta, birlikte kaçtığı Stijn Devolder’ı sprintte yendi ve kendilerini kovalayan Gilbert tarafından liderlik edilen yedi kişilik grubun 48 saniye önünde bitirdi.

2011 yılında Hermans ikinci galibiyetini sezonun başlarında Mallorca’da Trofeo Inca’da kazandı. Ve 2015 yılındaki üç zaferi, geç yaptığı bireysel ataklarla geldi: Belçika yarı klasiği La Fleche Brabançonne (Michael Matthews ve Hermans’ın BMC takım arkadaşı Gilbert tarafından yönetilen 14 kişilik takip grubunun iki saniye önünde); İngiltere Yorkshire Turu’nun Leeds’e girişinde (takım arkadaşı Van Avermaet’in yönettiği 17 kişilik takip grubunun dokuz saniye önünde); ve Norveç Arktik Yarışı’nda Malselv’de (genel yarış galibi Rein Taaramäe’nin üç saniye önünde).

Hermans’ın kariyeri sık sık sakatlıklar yüzünden bölündü. 2010 yılında iki kırık parmak ayağı, 2012’de kalça problemleri ve kırık kaburga ve 2015’te iki omurga kemiği çatlaması.

Şaşırtıcı bir şekilde, Giro d’Italia’daki (2012-2014) ve Vuealta a España’daki (2013-2016) ikişer iyi performansına rağmen henüz Tour de France’ta yarışmadı. Uzun Belçikalı 2013’te Vuelta’yı kazanan Horner’a yardım etti ve Evans’ın 2014 Giro’daki sekizincilik derecesinde yardımcı oldu. Geçtiğimiz yıl da Vuelta’nın çok zor olduğu bir sezonda genel klansmanda 14. oldu.

Belki de 2017’ye yaptığı bu mükemmel başlangıçtan sonra - geçen hafta Valencia Turu’nda Nairo Quintana’nın ardından genel klansman ikinciliği ve şimdi Umman Turu’nda liderlik- Hermans sonunda Tour’a katılacak.

Bu yazının orijinali Brad Roe tarafından 16 Şubat 2017’de PelotonMagazine.com’da yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Barney Ronay: "Arsenal Münih'te teslim oldu ve Wenger'in çıkış şarkısının sesi yükseldi"


Zor durumdaki teknik adam, takımının Alexis Sanchez’in çabalarına rağmen Bayern karşısında rahatsız edici bir hızla çöktüğünü gördü ve son artık çok daha yakın görünüyor.

Arsenal oyuncuları Münih’teki tramvatik ikinci yarıda odaklarını zar zor kazanıp kaybederken; doymuş ev sahibi taraftarlarının kükremeleri, haykırışları ve çağlamaları dışında başka bir şeyin sesini duymak da mümkündü. Ayrılıklar, elvedalar, değişen trenler ve biraz uzaktan gelen veda alkışları.


Bu Şampiyonlar Ligi son 16 maçı, ilk on beş dakikasında kendi ekseninde çılgınca bir uçtan diğer uca sallandı. Arsenal 1-0 mağlup durumdayken, Alexis Sanchez tarafından sergilenen heyecan verici derecede sinirli ve yüksek enerjili bir santrfor performansıyla maça geri ortak oldu. Sanchez bir anlığına bu tanıdık görüntü karşısında son zamanlarda oluşan Wenger memnuniyetsizliğinin vücut bulmuş hali oldu, bunu kabul etmeyecek bir adam olarak. Sanchez iyi bir gol attı, ilerde liderlik etti, Mats Hummels’i korkuttu ve genel olarak akıntıya engel oldu.

Ancak yine de bir saat geçtiğinde Sanchez takım arkadaşlarının geri çekilmesiyle bıkmış bir halde sahada gezen bir izleyiciye dönüşmüştü. Sonuçta Bayern ezici 5-1lik galibiyetin son golünü kutlarken Sanchez kenar çizgide çömelmiş, tamamiyle harap olmuş ve endişe verici derecede uzakta bir adam görüntüsü çiziyordu.

Elbette böylesine endişe verici bir hızda çökmeyle gelen yenilgiden sonra Arsene Wenger’in istifasını vermesini önerenler olacak. Nesneler/sistemler yıkılır. Dünya entropiye tandanslıdır. Ancak genelde bu kadar hızlı olmaz.

Şimdi kulağa garip gelse de Arsenal ilk yarı bittiğinde 1-1lik skorun daha iyi oynayan tarafı olarak alkışlanıyordu. İkinci yarıda ise basitçe çözüldüler. Wenger maç öncesi basın toplantısında kendi geleceğini konuşmak için “uygun zaman” olmadığını öylemişti. Yani Arsene, artık öyle, yine de öfkeli bir şekilde değil. Yüzleşelim, Şubat’ta Bayern ile oynamak gayet sağlıklı bir mevki. Arsenal’ın hali hazırda sahip oldukları Wenger’in eseri: iyi bir taraftar grubu, iyi bir stadyum, elitler arasında bir yer, fazla olmasa da birkaç mükemmel oyuncu.

Ve yine skora rağmen kulağa garip gelebilir ancak Arsenal bazı bölümlerde ya da en azından bir bölümde iyi oynadı. Gerçi başlangıç çok kötüydü. Dokuz dakika geçmişken Arjen Robben çok güzel ancak aynı zamanda şaşkınlık ve sinirle kafanıza vuracağınız bir gol attı. Bayern geriden başlayarak topu dokuz oyuncu ile zikzak yaparak her zaman bulunduğu sağ kanatta olan ve her zamanki Robben işlerini yapan Robben’e ulaştırdı. Bir noktada o kadar Robben işi bir şey yaptı ki eskimişti, klişeydi çok fazla Robben’di, Robben aşırı dozuydu. Haydi ama! Ceza sahasına doğru kat ederek yana kayma. Sol ayağa geçirme. Evet biliyoruz bunu. Emin ol ki birisi gelip burayı kapatıp bu ... (sanırım burada küfür var) durduracak. A-aa!

Robben, soluna ve ceza sahasına kat etme olan içgüdüsü yüzünden tahminen gece on kere yataktan düşen adam, baskı yemek yerine boşluğa oynadı. Neredeyse David Ospina’nın sağ üst tarafına mükemmel bir sol ayak falso vuruşu göndermeden önce yaptığına inanamayan bir omuz silkme yapacak kadar vakti vardı. Kendi çapında Arsenal anlarının en Arsenal olanıydı. Bu Arsenal’ın özetiydi: son 16 eşleşmesinde bir golle geri düşmek o kadar tanıdıktı ki uzay-zaman akışındaki acayip bir Vine döngüsüne benziyordu, başka bir evrende Arjen Robben’in sürekli içeri kat edip ve kaleye şut çektiği, Arsene Wenger’in ise taç çizgisinde burnunu kaşıyıp şaşkınca baktığı bir anın yaptığı parazit gibiydi.

Elbette bu basit bir Arsenal öyküsü değildi. Bayern çok iyiydi. Mükemmel Thiago Alcantara iki kez gol attı ve bütün gece onu izlemek çok keyifliydi; her zaman pas verip hareket etmeyi başaran ve alan bulabilen sevimli, çevik, ufak tehdit *alternatif: haylaz çocuk .

Ancak o zaman bile Bayern’in şok edici oyun gücüyle, garip bir şekilde güçsüz görünen Arsenal takımı arasında kıyaslama yapmak cazipti. Bayern skor 4-1 iken Thomas Müller’i beşinci golü atması için oyuna aldı; Mesut Özil, 2011den beri oynanan on bir son 16 eşleşme maçında hiç golü ya da asisti olmayan isim, 90 dakika oynadı ancak 20 pas yaparak zorlukla hissedilebilir bir varlık gösterdi.

Arsenal geçen yaz 96, evvelki yaz ise 101 milyon pound harcadı. Maaş bütçeleri Bayern’den azıcık daha az, net değerleri de aynı şekilde, dünyanın en değerli beşinci kulübü, dördüncü kulübüyle oynuyor. Yine de bu harikulade şekilde aydınlatılmış dev donut şeklindeki stadyumdaki maçta bazı anlarda bütün galaksi şampiyonlarına karşı oynayan acemiler gibi göründüler. Veya en iyi ihtimalle, aynı yerde çok uzun süredir oturan bir elit takım gibi.

Wenger’in kurduğu bu stabil temelleri kurabilecek başka bir teknik direktörün olmadığını tartışmanın neredeyse imkansız olduğu gibi, bunun gibi anlarda da Wenger’in bu kulübü daha yüksek bir seviyeye nasıl taşıyacabileceğini tartışmak da neredeyse imkansız görünüyor. Her zamanki gibi soru basitçe: kim ve ne zaman? Radikal değişim nadiren iyi bir fikirdir. Conte tarzı yüksek baskılı bir disiplincinin, Simone tarzı bir manyağın halihazırdaki kadronun başına geçmesi felakete yol açabilir. Daha tanıdık bir Genç Arsene tarzı teknik adam hiçbir değişiklik yaratmayabilir.

Ayrılıklar, çıkış müzikleri, vedalar. Bir şey kesin. Hepsi Münih’te daha da yaklaştı.

Bu yazının orijinali 16 Şubat 2017 tarihinde Barney Ronay tarafından TheGuardian.com’da yayınlanmıştır.


Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Paul Walsh: “Arsenal’ın Bayern Münih karşısındaki mağlubiyeti kulüp için utanç verici”





Arsenal’ın Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih’e karşı aldığı 5-1lik yenilgi, Sky Sports uzmanı Paul Walsh’a göre kulüp için “utanç verici”ydi.

Pek mümkün olmamakla birlikte 7 Mart’ta Emirates Stadyumu’nda alınacak beş farklı bir galibiyet haricinde, Arsene Wenger’in takımı Arjen Robben, Robert Lewandowski, Thiago (2) ve Thomas Müller’in attığı gollerle Allianz Arena’da ağır bir yenilgiye uğradı ve 7. kez üst üste son 16 turunda elendi.

Eski İngiliz futbolcu, Sky Sports yorumcusu Paul Walsh
Savunma oyuncusu Laurent Koscielny ikinci yarının dördüncü dakikasında sakatlanarak oyundan çıktı ancak Sky Sports Haber Merkezi’nde maçı izleyen Walsh bu yenilgiye karşı hiçbir bahane olmayacağını söyledi.

“Biraz utanç kaynağına döndü,” diyen Walsh ekledi “Sonuç olarak Bayern onları resmen dövdü ve bu utanç verici.”

“Hepimiz olanlar için bahane bulmaya çalışabiliriz ama sonuç olarak rakip daha iyi oynadı.”

“İkinci gole bakalım, Lewandowski’nin kafa golü. Koscielny savunmada olmadığı için yendiğini söyleyebilir misiniz? Hayır. Gabriel büyük, güçlü bir stoper.”

“Sıkıldılar. Farklı bir şey istiyorlar. Yakın bir gelecekte bunu elde edebilirler ve o zaman Arsenal’ın nasıl ilerlediğini görmek ilginç olacak.” – Paul Walsh

“Bayern öne geçtikten sonra paslaşmaya ve harika pozisyonlar yaratmaya devam etti. İkinci yarıda Arsenal’ın bir şeyler yarattığını gerçekten hatırlayamıyorum ki bu çok üzücü.”

“2-1, 3-1 olduğunda bile biraz maçın içinde kalabilselerdi, ama tabi bu da Mesut Özil ve Alexis Sanchez gibi en iyi iki oyuncularının ayağına top bile değmezken zordu. Topa vuramadılar bile çünkü Bayern topu çok iyi saklıyordu.”

“Bu durum gerçekten demoralize ediciydi ve sonunda Arsenal’ı tek tek avladılar.”

Walsh alınan bu sonucun 20 yıldan uzun süredir Arsenal teknik direktörü olan Wenger’in görevi bırakması için yapılan çağrıları ateşleyeceğine inanıyor.

Ve değişimin artık gerçekleşmeye yakın göründüğünü söylüyor.

“Bu sonuç sadece ‘Wenger istifa’ tarafının eline oynamak” diye de ekledi.

“Bildiğimiz eski Arsenal. Bu kadar aşinalık sadece değişiklik isteyen bazı taraftarlar için neredeyse hor görülme hissi yaratıyor.”

“Sıkıldılar. Farklı bir şey istiyorlar. Yakın gelecekte bunu elde edebilirler ve o zaman Arsenal’ın nasıl ilerlediğini görmek ilginç olacak.”

David Ospina kalede Petr Cech’in yerine tercih edildi ancak Walsh onu suçlamayı reddederek oklarını Özil ve Sanchez gibi yıldız isimlere yöneltti.

“Ospina tercihini maçtan önce sorguluyorduk ancak o gerçekten iyi bir maç çıkardı ve birkaç iyi kurtarış yaptı. Kalecinin skorla hiçbir ilgisi yoktu.”

“Orta ikilideki sürekliliğin bozulmasının geri dörtlüyü bozarak işi daha zor hale getirdiğini öne sürebilirsiniz ancak ben sebepler arıyorum. Daha iyi bir takım tarafından yenildiler.”

“Sanchez ve Özil onların Premier Lig’deki kurtarıcılarıydı ancak bu geceki maçta güç bela rol aldılar. Bu size maçın ne kadar az bölümünde oynadıklarını gösteriyor.”


“Turnuvanın bu seviyesinde artık iyi takımlara karşı oynuyorsunuz ve onlar da bu gece milyonlarca kilometre farkla kazanmayı hak eden çok daha iyi bir takıma karşı oynadılar.” 

Bu yazının orijinali 16 Şubat 2017 tarihinde SkySports.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

14.02.2017

Jhonatan Restrepo: Onu World Tour'a Bir Facebook Mesajı Taşıdı



Bu sezon Avustralya ve İspanya’daki yarışlarda adından söz ettirerek sezona sağlam bir giriş yapan genç Kolombiyalı, bugünkü takımı Katusha-Alpecin’e bir Facebook mesajı ile transfer oldu.

Pelotondaki birçok sporcunun yapısına ters bir şekilde Jhonatan Restrepo’nun vücudu, geniş omuzları ve göğsüyle dikkat çekiyor. Bu izler onun yüzücü geçmişini ve sprint yeteneğini bize hatırlatıyor.

“Evet, normal bir bisikletçiye göre daha yapılı duruyorlar” diyerek gülümsüyor. “Çocukken çok fazla yüzerdim. Oldukça hızlıydım ve dört kez ulusal şampiyon oldum.” Bu yüzden babası ona, yetişkinliğinde de kullanılacak olan ve “yıldırım” anlamına gelen “Rayo” lakabını takmıştı.

Geniş olsalar da Restrepo’nun omuzları kış aylarına doğru epey baskı hissettiler. “Takımım Katusha-Alpecin, Vuelta’yı tamamladıktan sonra birkaç ay dinlememe izin verdi. Buna ihtiyacım vardı çünkü üç yıldır hem pistte hem de yolda yarışıyordum ve oldukça yorgun hissetmeye başladım.” diyerek durumu açıklıyor “El Rayo”.

Bunun karşılığında, takımın Kolombiya’nın Pacora bölgesinden olan 22 yaşındaki sporcudan talebi sezona güçlü bir başlangıç yapmasıydı: “Kendi işimi yaptım ve kış boyu çok çalıştım, buna değdi.”

Gerçekten de Kolombiyalı bisikletçi, kariyerinin ikinci tam sezonuna harika etap sonuçlarıyla başladı. Tour Down Under’ı 10. sırada bitirip Cadel Evans Great Ocean Race’te de dördüncülüğü elde etti ve İspanya’daki Vuelta a Murcia’da da yarışı tek başına kopup giden Alejandro Valverde’nin ardından sprintle ikinci sırada tamamlayarak podyumda yer aldı.

Facebook onu nasıl World Tour’a taşıdı?

Yıllar ilerledikçe Restrepo’nun kariyeri sakin ve istikrarlı bir şekilde ilerliyordu. Yolda henüz beklenen patlamayı gerçekleştirememişti ama sosyal medyada durum farklıydı. Kolombiya U23 kategorisinde patlaması beklenen bir yıldızken o rüyasını ve hedeflerini gerçekleştirmek için rotayı Avrupa’ya çevirdi.

“Aralık 2014’tü, menajerim ve ben Facebook üzerinden World Tour takımlarına ulaşmaya başladık. Hemen hemen hepsine mesaj gönderdik.” Katusha bu çağrıya cevap verdi. “Viatcheslav Ekimov ile iletişime geçtik ve birkaç ay sonra U23 PanAmerikan Şampiyonası’nı kazandım. Bana takımla kısa süreli bir staj önerdiler.” Bu “staj” aynı yıl ona profesyonel kontrat olarak geri döndü ve ilk kez Vuelta a Burgos’ta yeni takımı adına yarıştı.

Kolombiya’nın alt yaş kategorilerinden World Tour seviyesine sıçramak dev bir adımdı Restrepo için.

“Bir anda daha çok çalışmaya başlamalıydım ve bisiklet üzerine daha fazla odaklanmalıydım. Ayrıca antrenman sürüşleri sonrası temel egzersizler ve akşamında açma germe çalışmalarından oluşan tempoya alışmak biraz zaman aldı.” Profesyonel olarak ilk yarışları sinir bozucuydu ama zaman geçtikçe üstüne koymayı başardı ve Tour de Suisse’de(İsviçre Turu) profesyonel olarak bu işi kotarabileceğini gösterdi.

“Takım sabırlıydı ve bana hep yardımcı rollerde olduğum güzel bir yarış takvimi vermişti” dedi. Sürpriz ise Ağustos’taki Vuelta a Espana’da geldi.

“Kanada’daki yarışlara katılacağım söyleniyordu ama Vuelta a Burgos’ta iyi bir performans gösterinde takım bana Vuelta kadrosunda yer verdi. Tabii ki daha fazla şey öğrenmek hemen kabul ettim. Harika hissettiğim günler de vardı, öleceğimi hissettiklerim de. Örneğin Pireneler etabı hayatımın en kötü günüydü. Pedallarımı zor çevirebiliyordum.”


Kendini Keşfetmek

Henüz uzun bir yoldaki ilk adımları olsa ve ne tür bir bisikletçi olduğuna karar verememiş olsa da 2016 sezonundaki tecrübeleri Restrepo için oldukça değerliydi.

“Yakın geleceği bilmiyorum doğrusu. Her tür yarıştan gerçekten keyif alıyorum. Avustralya’da dağlarda iyi hissettim, Murcia’da da Collado Bermejo’daki uzun tırmanışta en iyilerin arasındaydım. Bununla beraber çoğu sprintte de yer bulacağımı düşünüyorum. Kendimi keşfediyorum ve bunu seviyorum.”

Restrepo’nun çok yönlülüğü U23 seviyelerinde kanıtlanan bir şeydi. Pistteki dönemleri ona “biraz hız, biraz yetenek ve sprintte pozisyon alma savaşı becerisi” olarak geri döndü, aynı zamanda zamana karşıda ve tırmanışta da dirençliydi. Tüm bunların bir sonucu olarak Kolombiya’daki en büyük U23 yarış olan Vuelta de la Juventud’u ikinci sırada tamamladı ki geçildiği tek isim şu an Movistar’ın kadrosunda olan Ekvadorlu Richard Carapaz oldu.

Etaplı yarışlardaki yeteneklerine ve tecrübelerine rağmen “El Rayo” şu an tek günlük yarışlara yöneliyor.

“Bu sezon Ardenler klasiklerinde ilk kez yarışacağım. Eğer başarılı olabilirsem kariyerimi buna odaklamak istiyorum.” Taşlı yollarla da geçen yıl tanışan Kolombiyalı, “Oldukça iyi gittim ama bu sezon Kuzey Klasikleri’ne katılmayacağım çünkü Katusha-Alpecin’in o yarışlar için Tony Martin, Alexander Kristoff ve Viatcheslav Kuznetsov gibi büyük favorileri var. Takımım onlara destek olmamaı isterse elimden gelenin en iyisini yapmak için orada olacağım.”

Amstel Gold Race, Fleche Wallonne ve Liege-Bastogne-Liege dışında Restrepo’nun yarış takviminde Volta a Catalunya ve Vuelta al Pais Vasco(Bask Turu) da bulunuyor.

Ardenler Klasikleri öncesi Restrepo, önümüzdeki hafta Abu Dhabi Turu’na katılacak ve sonrasında üç hafta Kolombiya’da ailesiyle vakit geçirip klasiklere hazırlanacak.

Bu yazının orijinali 14 Şubat 2017'de CyclingNews.Com'da Fran Reyes tarafından yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

Bildiğimiz Sousa



Teknik Direktör Paulo Sousa’nın, Fiorentina’nın gelişimini sabote etmeye devam ettiği Roma deplasmanındaki içler acısı performansla bir kez daha ortaya çıktı.

7 Şubat Salı gecesi oynanan maçta Roma, Fiorentina’ya karşı ezici bir üstünlük kurarak iç sahadaki galibiyet serisini 14 maça taşıdı ve üç puanı 4-0’lık skorla aldı. Hakem bile maçın sonunda Fiorentina’nın daha fazla utanç duymasını engellemek için maçı 90. dakika tamamlanır tamamlanmaz bitirdi ve bir saniye bile uzatmadı.

Orta sahada Daniele De Rossi muhteşem bir performans ortaya koydu ve son beş yılda ilk kez bir maçı iki asistle tamamladı. Aslında o gece elden geçirilmeyen tek rekor Francesco Totti’nin, Silvio Piola’nın ardında en golcü ikinci oyuncu olarak yerini korumasıydı.

Teknik Direktör Luciano Spalletti, Olimpico’da böylesine harika performans gösteren bir takım inşa ettiği için sonsuz övgüyü hak ediyor, onun Roma’sını izlemek büyük bir keyif. Şunu da belirtmek lazım ki, Spalletti bir Toskanalı olarak, Floransalı hemşehrilerine bir anlamda yardım eli uzatmış oldu.

Fiorentina bir yenilgi aldığı zaman birçok bahane üretmek bir gelenek oldu. Nikola Kalinic sakatlıktan dolayı takımdan ayrıydı ve gol yükünü formsuz Khouma Babacar’a bırakmıştı. Ama artık bu bahanelerin suyu çıktı.

Spiker, Fiorentina’nın ikinci yarıdaki performansı için sık sık “içler acısı” lafını kullanmıştı ve haklıydı. Kadro tercihinden taktiğe kadar, Teknik Direktör Paulo Sousa her şeyi yanlış yaptı ve bunu bu sezon ilk kez de yapmıyordu.

Takımın kalitesine dair şüphe yok ve Basel’i de çalıştırmış olan Sousa, oyuncularından en iyi verimi alamadığı gibi olması gerekenin de azını alıyor. Topa sahip olma oranı Roma’yla aynı olsa da Fiorentina bir kez daha bunu anlamlı kılmayı başaramadı.

Babacar’ın performansı berbattı tamam ama arkadaşları da ona pozisyon yaratamadılar. Aslında Fiorentina rakibinden daha fazla isabetli pas yaptı ama Roma’nınkiler daha sonuç odaklı ve ölümcüldü, Toskanalılar ise kaleye sadece iki isabetli şut atabildiler.

Sousa için aynı eski hikayenin başka bir gündeki tekrarıydı. Bazı yenilikçi hamleler dışında -iç sahada kısa süre önce alınan Juventus galibiyeti gibi- bol pas ve topa sahip olma odaklı oyun Fiorentina için geçen sezonun ortalarından itibaren ayırt edici bir özellik haline geldi.

Bu maç öncesi Pescara’ya karşı 1-0’lık mağlubiyetten son anda kurtulmuşlardı, Cristian Tello attığı iki golle Sousa’nın takımını ipten almıştı. Eski Barcelonalı Tello, devre arası Watford’dan gelen teklifi kabul edip kaçıp giden Mauro Zarate ile benzer bir kaderi yaşayıp harika oynadığı maçı takip eden maçta kulübeye mahkum edilmişti.

Portekizli teknik adam, üçlü savunmanın sağ kısmına ise geçici çözüm olarak defansif özelliklerine övgüler yağdırılan orta saha oyuncusu Carlos Sanchez’i devşirmeyi uygun gördü. Ancak bu bölgede tek adamın yapabileceğinden çok daha fazla iş vardı ve Carlos Sanchez, intihar gibi kurgulanan taktikte El Shaarawy ve Emerson gibi iki hızlı oyuncuya sadece hücum oyuncusu Federico Chiesa’nın yardımlarıyla engel olmaya çalıştı.

Paulo Sousa’nın, Max Allegri’nin görevi bırakması sonrası Juventus’un başına geçeceği söylentilerine gülüp geçmek lazım. Geçen sezona dek, Montella ile geçirdiği son üç sezonu ilk dörtte bitiren Fiorentina, Sousa ile ilk kez ilk dördün dışında kaldı. Bu sezon ise geçen sezondan da daha uzaktalar.

Ara transferde Sportiello ve Saponara gibi iki muhteşem oyuncunun da takıma katıldıklarını düşünürsek, Sousa bu takımın gelişimini sabote ediyor. Bunu yapmasına daha fazla izin verilmemesi lazım...

Bu yazının orijinali, 7 Şubat 2017 gecesi Roma’nın Fiorentina’yı 4-0 mağlup ettiği maçtan sonra Football Italia’dan Chloe Bresford tarafından kaleme alınmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

13.02.2017

Manuel Neuer: “Arsenal’ın nasıl oynadığını yeterince gördüm. Hazırım.”



Bayern Münihli kaleci, Bundesliga’da lider olan takımın Carlo Ancelotti yönetiminde hala en iyi performansını vermediğini kabul ediyor ancak kendi çalışkan formu, Şampiyonlar Ligi’nde gelecek Çarşamba Arsenal’la oynayacakları maç öncesi devam ediyor.

Kulübü baştan aşağı sarsan ufak depremin olduğu gecenin sabahındayız ancak bunu Bayern Münih’in Säbener Strasse antrenman kompleksindeki durgun atmosferden anlamanız mümkün değil. Yüzlerce titreyen, yünlü bere ve atkı takmış taraftarın izleyeceği orta tempolu antrenmandan bir saat önce, ana sahaya bakan cam kaplı medya odasındaki durum teyakkuzdaki bir futbol takımından ziyade bir pop konserinin öncesini anımsatıyor.

Joshua Kimmich burada, bir dergi için balonların arasında poz veriyor. Diğer köşede Javier Martinez röportaj yapacağı kabine bir kase müsliyi kavramış olarak giriyor – İspanyol milli oyuncu için çalışma kahvaltısı.

Ve sonra Manuel Neuer burada. Cansız yarı-gülüşü ve Die Hard filmindeki suçlulardan birine benzeyen 1.90lık, kendine güvenen, kaya gibi vurdumduymaz, bir kaideye oturtulması gerektiğini düşündüren duruşuyla bütün bölümü kaplıyor.

Neuer, dün gecenin kargaşa yaratan olayı karşısında – kaptan Philipp Lahm’ın sezon sonu emekli olacağına ve kulübün yaptığı sportif direktörlük rolünü reddettiğine dair, Wolfsburg’u 1-0 yendikleri Almanya Kupası maçından dakikalar sonra gelen açıklama-  istifini hiç bozmamış. “Onunla birlikte biraz daha oynamak isterdim,” diyor “Kararına saygı duyuyorum.”

Kulübün dargın iki patronu Karl-Heinz Rummenigge ve Uli Hoeness’in aksine, 30 yaşındaki kaleci Lahm’ın iki sırdaşından biri olarak -diğeri Thomas Müller-, açıklamadan bir gün önce uyarılmış. Ancak bu Neuer’in neredeyse ilgisizlik boyutuna varan sakinliğinin gerçek sebebi değil.

O her zaman böyle, etrafında olup bitenlere karşı fevkalade dayanıklı, ister en azılı Bayern taraftarlarının ona karşı bir protesto hazırlaması olsun – 2011 yılında kulübe geldiğinde, Neuer’in gençlik yıllarındaki Schalke 04 ultra geçmişini sevmediler- ister sahne arkasında yaşanan kulüp yönetimindeki güç savaşları ve Carlo Ancelotti yönetiminde şimdiye kadar sergilenen tatmin etmeyici birçok performans olsun.

Ne var ki bu eldeki problemlerden bahsetmeyeceği anlamına gelmiyor. Bavyera kulübünün alışkanlık haline getirdiği Şampiyonlar Ligi’ndeki Arsenal eşleşmesinin ilk maçından birkaç gün önce -Allianz Arena’da Çarşamba günü karşılaşacaklar- Pep Guardiola’nın ayrılışından beri görülen performans düşüşü şikayetlerini sallamayıp, Bundesliga tablosunu göstererek bertaraf etmek daha kolay olurdu. Bayern Münih halihazırda bir mağlubiyet almış durumda ve rakipleri RB Leipzig son maçta Hamburg’a yenilirken içerde Ingolstadt’ı 2-0 yendikleri için 7 puan öndeler.

Neuer kolaya kaçmak için çok dürüst ve çok hırslı. “Olmak istediğimiz noktaya henüz varmadığımızı biliyoruz,” diyor. “Çok iyi futbol oynamak istiyoruz, çok dominant bir futbol. Sadece iyi futbol değil. Ligdeki rakiplerimiz şu anda bize karşı biraz daha kendine güvenir hale geldiler, maçtan bir şey çıkartabileceklerini hissediyorlar. Buna gerçekten bir son vermeli ve sahada ne olacağına her zaman bizim karar verdiğimizi onlara göstermeliyiz.”

Belki de herkes dost canlısı, sakin ve sabırlı Ancelotti yönetiminde biraz fazla rahatlamıştır? Neuer kafasını sallıyor. “Sanmıyorum. Biz ne yapmak istediğimizin farkındayız, biz kupalar kazanmak istiyoruz. Yeni teknik kadro buraya gelip de: ‘Haydi hepimiz biraz rahatlayalım ve neler olacağını görelim’ demedi. Olay bu değil. Onlar da bizim kadar başarıya aç. Burada işleri kolaydan alabileceğini düşünen herkes yanlış işi almış demektir.”

Almanların bir sözü vardır: iyi bir at, sıçraması gerektiğinden daha yükseğe sıçramaz. Bayern uzun zamandır asgari efor sarfetmenin ustası olarak tanındı ancak Guardiola çağını tanımlayan, mükemmeliğe ve tam kontrole yapılan insafsız yolculuk sonrası bu sezonki sıkıcılığa ve sıradanlığa dönüş biraz şok yarattı.

Neuer bu zorlukların fundamental sorunlar yerine “detaylardan ibaret olduğuna” inanıyor “örneğin oyuncular ve takımın parçaları arasında doğru mesafeyi bırakmak”. “Daha fazla uğraşmak ya da daha fazla koşmak değil. Eğer pozisyon alma ve organizasyon doğruysa çok daha az koşmanız gerekir.”

Yine de soyunma odasındaki liderler tarafından açıkça tartışılan bir endişe var, Bayern’in Avrupa’daki kritik maçlar öncesi bir iki vites arttıramayacağı yönündeki endişe. Beş yıldır ilk kez Şampiyonlar Ligi gruplarını lider bitiremediler. Kış sezon arasından beri gösterdikleri umursamaz performanslar da şüpheleri bertaraf etmedi. Neuer “Spot ışıkları yandığında performans seviyeleri biraz daha yükselir ancak otomatikman daha iyi oynayacağınızı varsaymamalısınız,” diyerek uyarıyor.


“Tecrübelerimizden biliyoruz ki güçlü rakiplere karşı oynanan maçlarda her şey olabilir, nüanslar fark yaratabilir. Arsenal topa sahip olmayı seviyor. Biz de öyle. Bizim gibi onların da inişli çıkışlı anları oldu, bazı olağanüstü maçlar ve daha kötü maçlar. Bizim için ideal kura değiller. Ancak biz de onlar için ideal kura değiliz.”

Bayern, Arsenal’le olan daha önceki eşleşmelerinin ikisinde de galip olan taraftı ama bunlar sık sık gergin geçen eşleşmeler oldu. Neuer için, scouting verileri olarak düşünürsek aşinalık, mutluluk verici: “Bir profesyonel olarak işimin bir bölümünün rakibin ve hücumcularının nasıl oynadığını bilmek olduğunu düşünüyorum; ne tür karakteristiklere sahip olduklarını, yeteneklerini, güçlü yanlarını, nasıl hareket ettiklerini, güçlü ayaklarını bilmek.”

“Arsenal futbolcularının oynayışını sık sık gördüm, bazılarını milli takımlarda da gördüm, bazıları benim Alman milli takım arkadaşlarım. Yani, hazırım. Ayrıca tanımadığımız oyuncuları da analiz edeceğiz.”

Karşılık olarak Arsen Wenger de Bayern’in daha isabetsiz pas oyunundan ve daha az uyumlu olmasından başka değişen bir şeyi analiz edecektir: Ancelotti, Neuer’i ceza sahasına geri koydu. Artık takımı daha derin, daha geleneksel bir çizgide oynadığı için “libero-kaleci” tarafından ceza sahası dışında yapılan top kesmeler daha nadir görülmeye başladı.

“Kalemize daha yakın oynuyoruz, ceza sahası dışına o kadar sık çıkmam gerekmiyor. Artık ellerimiz daha fazla kullanmam gerekiyor” diyor Neuer “Ancak kafama takmıyorum. Kaleci olarak size iş düşmesi gerekiyor.”

29 maçta 14 kez gol yemedi ve Cumartesi günü Ingolstadt’taki maç onun Bayern’le Bundesliga’daki 181 maçında gol yemediği 100. maç oldu, bu da onun üstüne düşen görevi tipik özverisiyle gerçekleştirdiğini gösteriyor. Takımı bu sezon biraz güçten düşmüş olabilir ancak buz gibi sakin Manuel Neuer kesinlikle düşmedi.


Bayern’in Anıt (Heykel) Adam’ı Arsenal’in yürüyüşüne bir kez daha etkili bir şekilde engel olmaya kararlı görünüyor.

Bu yazının orijinali 11 Şubat 2017 tarihinde Raphael Honigstein tarafından TheGuardian.com adresinde yayınlanmıştır.

Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.


Defter Arkası #2



İlk yazıdan bugüne geçen sürede üç film izledim. Başka “şunu yaptım güzel oldu” diye anlatabileceğim bir mevzu olmadı, yazarken aklıma gelir belki. Bu sebepten bu yazı sinema köşesi tadında olacak.

Hail, Caesar! : Hollywood’daki bir yöneticinin 27 saatini anlatan bu film beni oldukça eğlendirdi, güldürdü. Toplam olarak baktığınızda size farklı bir bakış açışı, bir farkındalık kazandıracağını sanmıyorum. Belki hikayenin bile düzgün bir sonuca bağlandığını söyleyemeyiz. Benim için önemli olan tempo, akıcılık ve eğlenceyi fazlasıyla verdi. Hobie Doyle rolündeki Alden Ehrenreich’ı çok başarılı buldum.

Lost in Translation: Bunu 2012 yılında izlemeye niyetlendiğimden beri hep ya üşendim ya başka bir şey oldu unuttum. En sonunda izledim ama izlememeye devam etsem de olurmuş. Bill Murray’i izlemek keyif veriyor, Scarlett Johansson’un daha genç ve daha doğal halini izlemek de keyif veriyor (hele Hail, Caesar!’da gördükten sonra). Fakat film beni hiç sarmadı. Başlangıçtaki Japonlarla iletişim dramı yaşayan Bill Murray kısımları ne kadar keyifliyse filmin sonradan döndüğü “anlatamayan ve anlaşılamayan insanların hikayesi” o kadar da baydı hatta can verdirdi. Kötü film demek de içimden gelmiyor. Hitap etmedi diyerek sıyrılayım.

John Wick - Chapter 2: Daha taze taze izledim. İlk filmin üstüne koyarak gitmişler. İlk filmde yarattıkları alternatif kurgu ve evrenle basit bir aksiyon filminin ötesine geçmeyi başarmışlardı. Bunda daha da detaya inmişler, harika olmuş. Konu bildiğimiz konu, twist yok bir şey yok ancak işleniş şekli mükemmel. Keanu Reeves’in daha önce yolunun kesiştiği Laurence Fishburne (The Matrix-Morpheus) ve Peter Stormare (Constantine-Lucifer) bu filmde de ufak rollerle ona eşlik etmiş, güzel bir detaydı. Film taze olduğu için detay verip spoilera girmek istemiyorum. Birkaç ay sonra detaylı bir yazıyı hak eden bir evren ve film. İmkanınız varsa sinemada izlemenizi tavsiye ediyorum.

Dediğim gibi filmler dışında buraya yazacak pek bir şey yapmadım. Stephen King’in bir diğer kitabı Maça Kızı (Hearts in Atlantis)’na başladım. Kara Kule serisiyle bağlantılıymış anladığım kadarıyla ancak bu kitabı anlamayacağınız anlamına gelmiyor. Ben anlıyorum çünkü. Üç hikayenin ilkini bitirdim. Stephen King’in yazım tarzında en sevdiğim nokta detaylı karakter anlatımı dışında tempoyu tatlı tatlı yükseltmesi oluyor. Başarılı bir gerilim filmi gibi sayfalarca sizi kendine bağlayıp, içinizi sıkmayı başarıyor. Bunda çevirmenin de büyük rolü var. Bu kitabın çevirmeni Meral Gaspıralı ve Mahşer’i çeviren Canan Kim’e saygılarımı iletmek istiyorum. Yalnız bu kitabın da sonu patatese bağlayacak gibi geliyor, hayırlısı.

Unutmadan, kitabın Hearts in Atlantis adında Anthony Hopkins’in oynadığı bir filmi varmış. Bitirdikten sonra izlerim.

Aslında bundan önce King’in Richard Bachman adıyla yazdığı Ateş Yolu kitabına başlamıştım ancak keyif vermedi. Sanırım o kitap yarım kalacak. Eskiden kitapları yarım bırakamazdım artık keyif almayınca bırakıyorum.

Defter Arkası dedim defter oldu yazı.

Çeviri yapma işini hızlandırdım. En az iki günde bir yazı koymak istiyorum ama nasip artık. Bir yandan daha başlığının atılmasını bekleyen bir tez diğer yandan yazmaya çalıştığım uzun bir hikaye var.

Evet, bu futbol izleyip uçana kaçana atarlanan, sövüp sayan, belaltı şaka, öküzce mizah yapan kardeşinizin içinde bir yazar var. “Aslında yüreğinde kanat çırpan kuşlar sadece gözyaşlarının yıkadığı, hayal kırıklığı taşıyan güvercinlerdi ama o, o hiç yoktu...” diye yazmıyorum elbette, yazarsam vurun beni. Atın beni denizlere.

Veya beni bırakın önce Dursun Özbek’i atın denizlere.

Tureng Sözlük’e de buradan sonsuz teşekkür. O olmasa birçok kelime karşısında aval aval bakıp kalırdım.

Şöyle bir sayaca bakıyorum, 500 kelimeyi geçmiş yazı. Defteri de aştım. Burada bitireyim. Herkese iyi günler/geceler.

12.02.2017

Start Finish #1

Hazır blog sahibi hafta sonu ortamı boş bırakmışken yeni bir seri daha başlatayım. Jenson Button'ın şampiyon olduğu, araçların garip bir şekle büründüğü 2009 yılından beri Formula 1'e olan ilgim azalarak bitti. Geçen yıl yalnız son iki üç yarışı dikkatle takip ettim. Mercedes'in silip süpürdüğü sezonda benim dikkatimi çeken bir tek isim oldu, Max Verstappen. 19 yaşındaki genç pilotun özellikle yağışlı Brezilya GP'sindeki sürüş tarzı, sıkıcılaşmaya başlayan sporda yeni bir perde açabilecek gibi hissettirdi. Sürüş tarzını fazla agresif, toyca hatta saygısız bulanlar da var ancak aracının iyi olanın süpürüp götürdüğü, neredeyse pilotajla kimsenin öne çıkamadığı yerde ben agresif falan dinlemem desteklerim bu arkadaşı. Gerekirse riskli geçiş denerken beş kişiye vursun. Ha bir de sporu popülerleştirdikten sonra frene basamayıp "paraaaa, paraaa, daha çok paraaaa" diye sporun sülalesiyle cima eden Bernie Eccleston dedeyi bir gecede darbeyle dışarı attılar o da yeniden takip etmek için güzel bir sebep.



Konu dağılmadan meramımı anlatayım. Aslında bu sezonda da oturup düzenli şekilde yarış izleyeceğimi, baştan sona takip edeceğimi sanmıyorum. İmkan buldukça izleyip, özetleri, haberleri takip ederek bu dünyaya tekrar girmeye çalışacağım. Bunu yaparken de bir nevi günlük misali burayı kullanacağım. Bu ilk gönderide takımların yeni sezona girerkenki pilotlarını ve araçlarını tanıtacakları tarihleri yazacağım. İlk yarışa henüz altı hafta var, her hafta bir gönderiyle öğrendiklerimi paylaşmaya özen göstereceğim. (Sezonun başladığı Mayıs'ta aklına geldi)

Araç Tanıtım Tarihleri
Sauber - 20 Şubat
Renault - 21 Şubat
Force India -22 Şubat
Mercedes -23 Şubat
Ferrari - 24 Şubat 
Mclaren Honda - 24 Şubat 
Toro Rosso - 26 Şubat
Haas, Williams, Red Bull -Açıklanacak

Beni bu yazıyı yazmaya sevk eden güzelliği de paylaşmadan geçmek istemiyorum. McLaren Honda'nın yeni sezonda şöyle bir güzellikle yarışacağı söyleniyor. 2002 yılında ikinci takımım olan ama sezonu bitiremeyen Arrows'tan sonra ilk kez bir takımı aracının güzelliği yüzünden destekleyeceğim.


Pilotlar

Scuderia Ferrari 5 Sebastian Vettel -7 Kimi Räikkönen (sevilmiyorsun araba parçalayıcı)
Sahara Force India 11 Sergio Pérez - 31 Esteban Ocon
Haas 8 Romain Grosjean - 20 Kevin Magnussen
McLaren Honda 14 Fernando Alonso (Alonso abi beni tanıdın mı? Sultanahmet'te hani, Schumacher diye bağırmıştım, durup el sallamıştın? Türkiye gastesi? Seni de sevmiyorum ama neyse)
 - 2 Stoffel Vandoorne (Çaylak/Değişebilir)
Mercedes AMG Petronas 44 Lewis Hamilton (senin ta...) -77 Valtteri Bottas
Red Bull Racing 3 Daniel Ricciardo - 33 Max Verstappen (seviliyorsun güzel kardeşim)
Renault Sport 27 Nico Hülkenberg -30 Jolyon Palmer
Sauber 9 Marcus Ericsson - 94 Pascal Wehrlein
Scuderia Toro Rosso 26 Daniil Kvyat - 55 Carlos Sainz Jr.
Williams 19 Felipe Massa (sen hani bıraktıydın lan?) - 18 Lance Stroll (Çaylak/Değişebilir)

Yarış Takvimi



Evet en temel bilgiler şimdilik bu şekilde. Bu sezon değişen antin kuntin lastik, motor, tribünde çerez yeme, şampanya patlatırken dikkat edilecek hususlar tarzı kuralları da öğrenirsem buraya kısaca özetlemeye çalışacağım. Bu arada Motorsport Manager ismiyle çok güzel bir GP-F1 takım menajerliği oyunu var. Steam'de 55 lira ancak o kadar para etmez, 27.5 liraya düşmüştü bir ara ancak o da etmez. Malum ortamlardan edinip oynamanızı tavsiye ediyorum. 15-20 lira seviyesine gelirse gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Takımlar, sürücüler lisanssız onu belirteyim. Herkese iyi günler.

11.02.2017

Rober Gonzalez: Kolombiya’dan World Tour’a



Profesyonel bisiklet yarışının mekanik dünyası aynı pelotonu gibi zengin ve çeşitli durumda. Avrupa’nın herhangi bir yerindeki servis garajında farklı dillerin oluşturduğu harman duyulabilir. Ancak 41 yaşındaki Trek-Segafredo mekaniği Rober Gonzalez, en büyüleyici yolculuklardan birini yapmış durumda – memleketi Kolombiya’daki bisiklet dükkanlarından başlayıp bisikletin WorldTour’una varan bir yolculuk.

Peloton Magazine:  Rober, sen Kolombiya’dan geliyorsun. Nasıl oldu da Avrupa’nın en büyük bisiklet takımlarından birinin mekanikeri oldun?

Rober Gonzalez: 24 yaşıma kadar Kolombiya’da ufak bir profesyonel bisikletçiydim, sonra iş bulmak zorunda kaldım. Cafe de Colombia takımının eski direktörü Raul Mesa ile arkadaştım ve o bana 1996 yılında kendi bisiklet dükkanında bir iş verdi; bazen de bazı Kolombiya takımları için mekanikerlik yapıyordum. Sonunda ulusal federasyon için çalışmaya başladım ama büyük bir Avrupa takımı için çalışmak her zaman aklımdaydı. Böylece 2004’te İspanya’ya gittim ve Burgos’taki bir amatör takımda iş bulmayı başardım, daha sonra 2005’te Saunier-Duval’de yani ilk büyük profesyonel takımımda iş buldum. Onlarla 2008’e kadar kaldım, 2011’de Leopard-Trek’e geçmeden önce Cervelo’da iki yıl çalıştım. 2011’den beri Trek’leyim. Harika geçiyor ve hala kendimi şanslı hissediyorum çünkü benimki gibi ufak ülkelerden gelen çoğu mekaniker büyük liglere çıkıp büyük sirkin bir parçası olamıyor.

Peloton: Bu hafta Arjantin’deki San Juan Turu için Güney Amerika’ya geri döndün. Ve bir şekilde bütün garajını (service course) Belçika’dan getirmeyi başardın. Bu beni her zaman şaşırtıyor. Bütün bu bisikletleri ve ekipmanları dünyanın öbür ucuna nasıl taşıyorsun?

Gonzalez: Evet bazen zor oluyor. Ne zaman farklı bir ülkedeki yarışa katılsan; Kanada, Katar ya da burada Arjantin’de; gerçekten her şeyin, bisikletlerin, su şişelerinin, tekerleklerin, araçların vs. ağırlığını hesaplaman gerekir. Bazen havayollarının ağırlık kısıtlamaları nedeniyle çok zor olabiliyor. Bazı havayolları diğerlerine göre daha esnek ama bazen neyi getirip getirmeyeceğin konusunda gerçek tercihler yapman zorundasın.

Dürüst olmak gerekirse San Juan Turu o kadar zor değildi çünkü burada zamana karşı yarış bisikletlerine izin verilmiyor. Sonuç olarak bizim her yarışçı için iki bisiklet getirmemiz gerekti. Altı yarışçımız var bu da 12 bisiklet eder. Her personelin kendi bavulu var ama aynı zamanda bisikleti ya da ekipman çantası, jelleri, su şişeleri, her şeyi var. Örneğin, California Turu gibi bir yarışta ayrıca zamana karşı bisikletleri de getirmemiz gerekir. Ve bu işleri çok karıştırabilir.

Peloton: Ve oraya vardığınız zaman, dükkanı çabucak açmanız gerekir!

Gonzalez: Evet, vardığınız zaman her şeyi çok çabuk açıp boşaltmanız ve en kısa sürede kurmanız gerekir. Örneğin, San Juan’a 20 Ocak Cuma günü vardık. Ancak bisikletler Buenos Aires havalimanından bir kamyonla Cumartesi sabahı geldi. Bu noktada bisikletçiler gerçekten çıkıp sürmek istiyordu çünkü iki gündür yoldalardı. Kendilerini toparlamaları için bu çok önemli. Bizim her şeyi boşaltıp bisikletlerini hazırlamak için iki saate yakın süremiz vardı. Esasında bir saatte ilk altı bisikleti hazır hale getirdik böylece bisikletçiler gidip antrenman yapabildi. Ancak bazı yarışlarla kıyaslandığında Arjantin’e gelmek “kolay” çünkü her yarışçının yalnız iki bisikleti oluyor. Ekstradan zamana karşı bisikletleri ya da liderler için ekstra bisikletler olmuyor.

Peloton: Bisikletçiler için zamana karşı etaplarda zamana karşı bisikletler olmaması problem yaratmıyor mu?

Gonzalez: Yani bu seçim yarış yetkilileri tarafından yarıştan önce yapıldı, yani herkes için aynı oldu. Tek fark burada normal yarış bisikletlerine gidon eklentisi yapmak için izin vermeleri. Ancak bizim yeni Madone bisikletlerimizin zamana karşı eklentileri henüz yok. [Bauke Mollema ve Matthias Brandle yarışı ikinci ve üçüncü bitirdi, zamana karşı etabını kazanan Ramunas Navardauskan’ın üç ve yedi saniye arkasında]

Peloton: İşin hakkındaki en iyi şey nedir?

Gonzalez: Kişisel olarak tekerlekler üzerinde çalışmayı seviyorum. Neden bilmiyorum. Onlar değişmeyen sabit şeyler olduğu için olabilir diye düşünüyorum. Bisikletler her zaman değişiyor. Teknoloji her zaman değişiyor. Ancak tekerlekler o kadar da değişmiyor. Hala tekerlekleri yapıştırmanız gerekiyor vs. Özel bir iş, çok belirli bir iş. Ancak bunda benim yapmayı sevdiğim bir şeyler var.

Peloton: İşinizin en zor kısmı nedir?

Gonzalez: Seyahat etmek. Kızım sekiz yaşında ve çok çabuk büyüyor. Ben uzun süre yolda olduğumda bütün aile için zor oluyor.

Peloton: Favori yarışınız hangisi?

Gonzalez: Criterium du Dauphine (Dauphine Libere) derdim. Yazın başlarında bir haftalığına Fransız Alpleri’nin içinde ve etrafında oluyoruz. Yarış da rahat oluyor. Ve çok da güzel.

Bu yazının orijinali PelotonMagazine.com adresinde yayınlanmıştır.


Bu çeviri artemiofranchi.org dışında kaynak gösterilse dahi izin alınmadan yayınlanamaz.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO