7.03.2010

Mor Menekşe #2 : Mourinho Çıldırdı Fiorentina Dev Oldu!

Kupasız geçen ilk sezonun ardından kupayla tanışacağımız 2. sezona başlıyoruz. Ancak bu kez bir sürpriz var, sezonu değil de transfer dönemini konuşacağız bol bol. Çünkü pek de alışıldık işler olmayacak. 1 Temmuz 2010 ile 1 Eylül 2010 arasını anlatacağım bu bölümde ve sezonun sonunu 3. bölümde getireceğim.

Başlayalım bu olaylı ve garip transfer dönemine.. Geçen sezon içerisinden anlaşıp da bedavaya imza attırabildiğimiz genç ve vasatı aşamayacak olan oyuncu dışında başka bir isim olmuyordu. İlk önce forvette ilk sezonun sonuna doğru verim almaya başladığımız ancak tam da sisteme uygun olmayan Gilardino'nun yerine birini alabilir miyiz diye arayışlara düşüyorduk. Gözüme kestirdiğim isim Paloschi oldu ki şöyle açıklayayım onu : Galatasaray ile oyunu ilk yüklediğimde ilerlediğim kariyerde insanüstü oynamıştı Paloschi, beni yanıltmaz diye yöneldim kendisine. Bonservisin ortak sahipleri Parma ve Milan'ı biraz uçuk fiyat verdikleri için kınayıp pazarlıklara başlıyorduk ve iki taraftan da ayrı ayrı 3-4 Milyon € kadar bir indirim yaptırıp Paloschi'yi toplamda 41 Milyon € karşılığında takıma katıyorduk. İlk alışveriş biraz dikkat çekiyordu, medya bu paranın abartı olduğu konusunda ağız birliği etmişti ancak "Para benim kardeşim size ne?!" diye çıkışıp durumu toparlıyorduk. Paloschi geldikten sonra ise sözleşmesi biten isimlere göz atıyorduk ki veteran sıfatını almak üzere olan Patrick Vieira dikkatimizi çekiyordu. Bu tecrübeli ismi kadroya katıp orta sahayı toparlama görevini veriyorduk. Ayrıca kadroda sol bekteki Manuel Pasqual önceki sezonun tamamında Vargas'ın o bölgeyi kapatmasını gururuna yediremiyor ve gitmek istiyordu, 14.5 Milyon € veren Chelsea ile mutlu mesut bir kariyer planlarıyla Premier Lig'in yolunu tutuyordu.
Bu arada ülke futboluna yön veren iki devin bulunduğu Milano'dan ilginç haberler geliyordu. Bir önceki sezonu 6-7 hafta önceden şampiyonluğu garantileyip şov yaparak kapatan Inter'in hocası Mourinho transferde önüne geleni alıp çok kritik isimlerle yolları ayırıyordu. Ancak hedef öncelikle o takımdan en çok istediğim adam olan Balotelli'ydi. Floransa'ya getirmek için ilk sezonun ortasından beri Balotelli hakkında samimi açıklamalar yapıp nabız yokluyordum, ilk zamanlarda tepkisiz kalan yıldız oyuncu yaz aylarında açıklamalarımı beğeniyordu ve kendisini almak istediğim yolundaki açıklamama da olumlu karşılık veriyordu. Mourinho bunun altında kalmayıp Balotelli'yi satış listesine koyuyor ve buna rağmen yüksek fiyat istiyordu. En sonunda 23 Milyon € ve bir sonraki satışın %35'ini verme koşuluyla Mario Bolatelli'yi Floransa'ya getiriyorduk. Tabii bu durumda önemli bir golcüsünü yitiren Inter boş durmayıp önüne gelene teklif yapıyordu. 25 Milyon € teklif ile Gilardino'yu alalım diyorlardı, benden 35 diye cevap gidince 30.5 Milyon €'luk yeni teklif geliyordu ve Gilardino da Interli oluyordu böylece.

Bu arada mavi-siyahlı takıma 2 yeni sağ bek alınması Maicon ve Santon'un sinirlerini bozuyordu. Üzerine bir de Real Madrid'den tanıdığımız Miguel Torres'in alınması takımda savunma hattının dengelerini altüst ediyordu. Bu kargaşadan yararlanmalıydık ama nasıl ? Genç yıldız Santon isyan bayrağını açmış, genç yaşta böyle bir rekabetin içinde bulunmayı istemediğini duyurmuştu. Balotelli'ye yaptığımız yapıp "Santon ile ilgileniyoruz" açıklamasını medya yoluyla herkese duyuruyorduk. Santon'a bunu derken yeteneklerini de övüyorduk bir yandan. Santon genç yaşta forma şansı bulmanın büyüsüne kapılmış olacak ki benimle çalışmaktan gurur duyacağını açıklıyordu. Bu fırsatı kaçırmamalıydık ki Santon'un bu gelişmelerden sonra satılık listesine konduğu haberi geliyordu. İmzanın atıldığı ana kadar bunun bir şaka olduğunu düşünüyordum ama bir "Wonderkid" 10.5 Milyon € karşılığında Floransa'ya ayak basıyordu. Bu sezon Balotelli'den sonra Inter'deki 2. wonderkid de Fiorentinalı oluyordu. Tüm bunlar olurken Inter boş durmuyor, transfer çılgınlığı sürüyordu. Çok lazımmış gibi Marco D'Alessandro'yu sağ açığa alan Mourinho Maicon'u iyice delirtiyordu. Hem sağ bek hem sağ açık için yeni isimlerin gelmesi zaten yaşı gelen Maicon'u takımdan uzaklaştırıyordu. Tabii burada benim için bir tesadüf giriyor devreye. Hiç Maicon planım yokken Manchester United, Manchester City ve Valencia'nın kendisine talip olduğu haberleri geliyordu ben de onların verdiği cüzi fiyattan teklif yapıyordum. Yoksa eminim ki 30'lu yaşlarına girmek üzere olan Maicon'a kendi başıma teklif yapsam 40-45'ten açılırdı o kapı.
Maicon'u isterken Inter bambaşka bir yerden gelip bizi vuruyordu. Riccardo Montolivo'yu Inter'in alacağı haberlerine sert tepki verip "Dokunmayın oyuncuma!" diye Mourinho ve Moratti'ye tehditvari söylemlerde bulunsam da ağzımın payını çok güzel alıyordum. 40 Milyon €'luk teklifi reddettikten sonra 55 Milyon € değerinde bir bomba patlıyordu Artemio Franchi'de. Mourinho'nun bu sıra dışı teklifi bana sorulmadan yönetimi elinde bulunduran Della Valle ailesi tarafından onaylanıyordu. Durduk yere bir yıldızımı kaybediyor olmanın şokunu yaşıyordum. Ayrıca Maicon ilk kontrat teklifimi reddediyor, "5 yıllık sözleşme mi olur hoca zaten 30'a merdiven dayadık insaf, terbiyesizliğin lüzumu yok" diye isyan ediyordu. 2 yıllık sözleşme ve üzerine verilen yıllık 8 Milyon € ile Maicon'u sindirme planı yapıyorduk. Üzerine bir de imzalama bedeli olarak 5 Milyon € veriyorduk. 29 yaşındaki bir yıldız oyuncu gelecek diye bu kadar para saçıyor olmak rahatsız ediyordu beni ki o an yardımcım Stig Tofting'in dile gelip "Kulüpten %10 hisse de verseydin ?" diye bana çemkirmesini bekledim. Seneye bu özelliği benim gibi densizler için oyuna koysalar iyi olur, şimdi düşününce Maicon'a o parayı vermenin enayilik olduğunu düşünüyorum, Santon'u da kadroya katmışken..

Bu karşılıklı teklifler yapılırken Santon'u almanın verdiği rahatlıkla Comotto'yu yolluyorduk. 4.7 Milyon € karşılığında Cagliari'ye gidiyor ve taraftarlara "Maçlara 1 kişi eksik çıkma dönemi kapandı" diye derin bir nefes aldırıyordu. Hatta öyle ki oynarken sadece 2 forması satılan adamın o coşkuda 300 civarı forması satılıyordu çeşitli yerlerde meydanlarda yakıp gidişini kutlamak için.(Güzel senaryo oldu kabul edin.) Transfer heyecanına kapılmışken Şampiyonlar Ligi Play-Off'u geliyordu bir anda. Lyon ile eşleşip "kısfmet" felsefesi ile deplasmana gidiyorduk. Muhtemelen kulüpteki son günlerini yaşayan Montolivo ve yeni yıldız Balotelli ile 2 gol buluyorduk ama 3-2 yeniliyorduk. Yine de avantaj bizden yanaydı. 1-0, 2-1 gibi tehlikeli skorlar bile bizi çıkarmaya yetecekti içerideki maçta. Maçın 2 gün sonrası Montolivo'nun el sallayıp Milano'ya kaçtığı haberi geliyor, bir anda Inter'e imza atarken görünüyordu. Başkan transfer teklifini kabul ettikten sonra sözü elbette bana bırakmıyordu, Montolivo da takımla anlaşınca onayı verdi. Yine de oyuncunun gittiğine üzülmeyip "Avrupa'da oynattım ki, Inter Şampiyonlar Ligi'nde kullanamayacak" diye sinsi sinsi attığım son dakika golünün keyfini çıkarıyordum. Aynı günün akşamı Maicon'un imza atacağı haberi ile coşup, Manchester'ın devlerinin elinden bir yıldızı kapmanın mutluluğunu yaşıyorduk. Bu gelen ve giden isimlerden sonra ligde Atalanta deplasmanı ile sezonu açmaya gidiyorduk. Yeni yıldızlar ve yanlarında getirdikleri uyum sorunu ilk maçta kayıp olarak dönüyor, Paloschi'nin tek golü ile 1-1'lik beraberliği zor kurtarıyorduk. Hemen 3 gün sonra da Avrupa'daki kaderimizi çizecek olan Lyon maçına çıkacaktık. Yeni transfer Balotelli yine sahneye çıkıp 2 gol atıyordu, Donadel'in de katkısı ile toplam 3 golü bulsak da yenen 2 gol işi uzatma dakikalarına götürüyordu. 3-2'lik skorun ardından gelen uzatmalarda gol sesi çıkmıyordu çünkü takım halinde kapanıp kontratak futbolu oynuyorduk. Play-Off'ta penaltı atışları ile sonuçalan tek eşleşmenin sonunda 6-5'lik penaltı zaferi ile gruplara kalıyorduk. Tüm bunlar olurken Montolivo'dan boşalan "Box To Box" görevini üstelenecek oyuncu olarak Joao Moutinho'ya imzayı attırıyorduk 22.5 Milyon €'luk bir bonservisle. Lyon zaferinden 1 gün sonra gelen bu transferle de yaz döneminde başka oyuncuya kapımızı kapatıyorduk kalan 5 günde. Ayrıca hiç kadroda düşünmediğimiz gereksiz kişilik Jose Ignacio Castillo'yu da yaz başında pilot takım olarak anlaştığımız Nottingham Forest'a kiralık olarak gönderiyorduk. Nottingham'da halk isyan ediyor ve pilot takımlığın böyle bir şey olmadığını kulüp yönetimine anlatmaya çalışsalar da başarısız oluyorlardı.

Transfer dönemi kapanmadan önceki son lig maçı da Empoli'ye karşıydı. Kulübün rakip takımları listesindeki bu güçsüz düşmana 3 gol atıyor ve ligdeki ilk galibiyeti alıyorduk. Üstelik bir yeni transfer daha golle tanışıyordu bu maçta; Arda ve Paloschi'ye eşlik eden isim Maicon oluyordu. Bu arada önceki sezon Şampiyonlar Ligi'ndeki "şeker gibi kura" rehavetiyle son anda gruptan çıkabilen takıma bu defa uyarı niyetinde rakipler geliyorduk : Manchester United ve Marsilya. Bir de Amkar geliyordu Rusya'dan ama kura çekilir çekilmez 2 maçta 6 puan garanti oluyordu adeta.

2. sezonumun yaz transfer dönemi yabana atılıp araya sıkıştırılacak cinsten olmayınca böyle uzunca bir bölüm ayırdım. 3. yazıda 2. sezonu bitireceğiz zira ara transferde pek hareket olmayacak fotoğraflarda görüldüğü üzere. Sezon sonu geldiğinde "duble" sevinciği yaşayacağız ama bu kadar kopya verip hangi iki kulvarda olduğunu bari tahmine bırakıp susayıp.

Serinin Önceki Yazılarına Ulaşmak İçin :
- Mor Menekşe #1 : Başlangıç ve İlk Sezon

7 yorum:

Humerus dedi ki...

3 sezon Fiorentina ile oynadım en son Chelsea'den teklif gelince dayanamadım Stamford Bridge'in yolunu tutmuştum.

Oscar Cardozo'yu almıştım çok işimi gördü.Santon'a her oyun teklif götürmüş adamımdır 2010'da almak nasip olmadı Santon gerçekten iyi Montolivo yerine ilk olarak Hamsik'e teklif gönderseydin keşke he 1 de son olaraktan Vargas'ı ben çok bek oynatmıyorum çünkü maçta açtığı her orta gol oluyor =)

Humerus dedi ki...

Bu arada kullandığın görsel ögeleri alabilirmiyim (Logo vs gibi)

Floyd dedi ki...

Abi naptın paloschi'ye 41 milyon euro verip ya =)

franchi dedi ki...

@humerus,
nerden indirdigimi ben de hatırlamıyorum, demir cevap versin buna aksam saatlerinde cunku o bulmustu diye hatırlıyorum..

yine de sortitoutsi.net'e bakabilirsin, orada oluyor bu tip seyler..

zaten logo paketinden baska bir sey kullanmıyorum forma, fotograf falan..

@floyd,
tek takım olsa 25-26'ya gelirdi normal sekilde de, bonservis iki takımda olunca karıstı ortalık haliyle..

ErenAslan dedi ki...

bende ilk sezon gilardinoyu satmıştım gıcık olduğum için:D yerine balotelli ve nistelroyu aldım.2si mutu yu yedek bıraktılar valla.hedefim totti ama gelmiyo malesef.

CaRtMaNtR dedi ki...

box to box pozisyonu için Anthony Annan'da hem ucuz hemde kaliteli bir opsiyon olabiliyor.

onun haricinde Santon ve Ballotelli'nin fiyatları şaka gibi hatta bedava gibi :)

SETH dedi ki...

Genoa'dan Robert Acuafresca çok uygun fiyata alınıp, 2 sezon sonra 40 milyon euro'ya satılacak adamdır. tavsiye olunur...

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO